Hânsa Bint-i Amr

Ümmü Amr, Tümâdır bint-i Amr bin el-Hâris bin eş-Şerid bin Rebâh Arabların en meşhur kadın şairi ve sahabiye: diğer adıyla Şaire Hansa künyesiyle İslâm tarihinde meşhur olmuştur. Takriben Miladi 575 yıllarında doğduğu tahmin edilmektedir.

Hânsa Bint-i Amr

Hânsa Bint-i Amr Kimdir? 

Baba Adı    :    Amr el-Şerid bin Rebah.
 Anne Adı    :    Bilgi yok.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Takriben Miladi 575. yılda doğdu.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri-24. Miladi 645 yılında vefat etti.
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok.
 Eşleri    :    1-Revahâ bin Abduluzza. 2-Mirdas bin Ebû Amr ile evlendi.
 Oğulları    :    Abdullah, Yezid, Muâviye, ve Âmr.
 Kızları    :    Âmre.
 Gavzeler    :    Bilgi yok.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Bilgi yok
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    Bilgi yok.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    (Hânsa) Tümâdir bint-i Amr eş-Şerid bin Rebah bin Sâ’lebe bin Useyye bin Hûfaf bin İmrûlkays bin Buhsa bin Süleymetü’l Şâire.
 Lakap ve Künyesi    :    Ümmü Amr, Şâire Hansa.
 Kimlerle Akraba idi    :    Bilgi yok.



Hânsa Bint-i Amr'ın Hayatı



Ümmü Amr, Tümâdır bint-i Amr bin el-Hâris bin eş-Şerid bin Rebâh Arabların en meşhur kadın şairi ve sahabiye: diğer adıyla Şaire Hansa künyesiyle İslâm tarihinde meşhur olmuştur. Takriben Miladi 575 yıllarında doğduğu tahmin edilmektedir. Birçok şair yetiştirmiştir. Beni Süleym kabilesine mensub bir hanım efendidir. Hânsa, “Çekik ve Kakık burunlu” demek olan Ahnes kelimesinin müennesi’dir. Bu bilgiyle kelime, eski Arablar arasında kadın güzelliğinde benzetme unsuru olarak geçen “yaban sığırı” anlamında’da kullanılır.

Hânsa, İslâm’dan önce varlıklı ve nüfuzlu bir âile içinde yetişti ve o devrin (Muhadramûn) ünlü şairleri arasında yerini aldı. Beni cüşem kabilesi reisi şair Düreyd bin Simme güzelliği, zekâsı ve zarafetiyle dikkati çeken Hânsa’yı babasından istedi. Ancak Hânsa Düreyd’i yaşlı buldu ve onu beğenmedi. Kendi kardeşi Muâviye’nin ısrarlarına rağmen bu evliliği kabul etmedi. Ayrıca Düreyd’i ve kabilesini hafife alan şiirler söyledi.

Daha önce de Bedir kabilesi reisinin evlilik teklifini reddettiğini ve gönlünün bir amcazadesinde olduğunu belirterek kendi kabilesiyle övün-düğü meşhur “Râiyye”sini kaleme aldı. Câhiliye devri âdetine göre kabile bağına çok önem verdiği anlaşılan Hânsa, Beni Süleym kabilesi’nden Revâha bin Abdüluzzâ veya onun babası ile evlendi ve ondan Abdullah adında bir oğlu oldu.

Resûlullâh’ın vefatından sonra ortaya çıkan irtidad hareketlerinin önlenmesinde oğlu Abdullah’ın önemli katkısı olmuştur. Hânsa Revahâ’nın vefatı üzerine yine kendi kabilesinden Mirdâs bin Ebû Âmir ile evlendi ve bu evlilikten de Yezid, Muâviye ve Amr adlarında üç oğlu ile Amre adında bir kızı oldu.

Hânsa’nın biri öz kardeşi Muâviye, diğeri baba bir kardeşi Sahr olmak üzere iki kardeşi vardı. Bunlardan cesaret ve cömertliğiyle tanınan, kendisinden büyük destek gördüğü Sahr’ı daha fazla sevdiği anlaşılmak-tadır. Kabileler arasında yapılan savaşlarda birbirinin intikamını almaya çalışırken öldürülen kardeşlerinin ve özellikle Sahr’ın ölümüne çok üzülen Şaire Hânsa, mezarlarının başında onların mertlik ve cömertliklerini sayıp dökmüş, mersiyeler söylemiş ve bu mersiyeleriyle edebiyat tarihinde büyük şöhret kazanmıştır.

İslâm dini ortaya çıktığında çocukları ve kabile mensubları ile birlikte Müslüman olan Şaire Hânsa, Resûlullâh (s.a.v), ve daha sonra Hz.Ömer ile görüştü. Kaynaklarımızda belirtildiğine göre, Resûlullâh (s.a.v)’de, Şaire Hânsa’nın şiirlerini beğenir ve:

      “-Haydi Hunâs!”diyerek kendisine şiir okumasını isterdi.

Hz.Ömer’de onun şiirlerini ve belâğatini beğendiğini ifade etmiştir. Şaire Hânsa İslâmiyet ile şereflendikten sonra, Câhiliye âdetlerini bırakmış olmasına rağmen kardeşlerine ve Mudar Kabilesi’nin büyüklerine ağıt yakmayı sürdürmüştü. Hz.Ömer (r.a), kendisine:

      “-Niçin ağlıyorsun, onlar şimdi Cehennem odunu!”deyince.

      “-İşte şimdi hüznüm bir kat daha arttı!”cevabını vermiştir.

Yine Hz.Âişe’nin ikazına rağmen kardeşi Sahr’ın anısına sadakatle bağlı kalmış, bir Câhiliye âdeti olarak çıplak vücuduna içten kıldan yelek giymeye devam etmiştir.

Hz.Ömer (r.a) zamanında Hicri 16. Miladi 637 yılında dört oğluyla beraber Kâdisiye Savaşı’na katılan Şaire Hânsa oğullarına, ebedi hayatta Allâh’ın nimetlerine erişebilmek için savaşın en şiddetli anında ileri atılma-larını ve İslâm dini uğrunda ölünceye kadar savaşmalarını tavsiye etmiş, bu savaşta dört oğlu da şehid olmuştur. Oğullarının şehadet haberini alınca:

      “-Onların şehâdetleriyle beni şereflendiren Allâh’a hamdolsun. Yüce Rabbim, beni de onlarla beraber rahmetinin gölgesinde birleştirsin!”diye dua etmiştir.

Hânsa Arab edebiyatında kadın şairlerin en önde geleni kabul edilir. Şiirlerinin çoğunu Câhiliye devrinde ve Müslüman olmadan önce söylediği için bunlarda İslâm dininin etkisi görülmez. Erkeklerle beraber katıldığı savaşlarda gördüğü kahramanlık sahnelerini kadın duyğusallığı ile ve sade bir dille anlatmış, özellikle mersiye türünde sembol haline gelmiştir. Kardeşlerinin ölümü üzerine duyduğu derin elem ve kederi anlatan Hânsa samimi hisleriyle bütün şairlik ustalığını ortaya koymuştur.

Hânsa’nın şiirleri beyitler, kısa kasideler ve parçalar halinde olduğu için Câhiliye devrinin uzun kaside türünden ayrılır. Fakat bu husus, ayrıca konularının mersiye, methiye, harb sahneleri ve tabiat tasvirleriyle sınırlı olması onun şiirlerinin edebi değerine bir noksanlık getirmemiştir.

Şaire Hânsa’nın Ukâz panayırına katıldığı, kardeşi Sahr için söylediği kasideyi Nâbiğa ez-Zübyâni’ye okuduğu ve kasidenin Nâbiğa tarafından beğenildiği rivâyet edilmekteyse de, Nâbiğa’nın Sahr’dan on yıl kadar önce öldüğü dikkate alınırsa bu rivayetin gerçek olmadığı anlaşılır.

Ancak Hânsa, vaktiyle Nâbiğa ez-Zübyâni’nin başkanlığını yaptığı heyet tarafından Ukâz’da düzenlenen şiir yarışmasına katılmıştır. Hatta bu yarışmaların birinde Hassân bin Sâbit’in bir beytinde sekiz hata bulması onun titiz bir şiir tenkitçisi olduğunu gösterir ki bu olayın Arab şiir tenkidi tarihinde müstesna bir yeri vardır.

Şiirlerin çoğunu kardeşi Sahr için söylenen mersiyelerin oluşturduğu Şaire Hânsa’nın divanı günümüze kadar gelmiştir. İlk defa Luvis Şeyho’-nun neşrettiği divan daha sonra yine onun tarafından şerhedilerek “Enisü’l-cülesâ’ fi şerhi Divâni’l-Hânsa” adıyla yayımlanmıştır. Bunun gibi daha değişik dillere dahi çevrilmiştir. 1

Şaire Hânsa (r.a) Resûlullâh (s.a.v), ile pek fazla yaşayamadı İslâm dinine girmeye biraz geç kalmıştı. Resûlullâh (s.a.v)’in vefatından sonra birinci halife Hz.Ebû Bekir’in de vefatını müteakkib ikinci halife Hz.Ömer devrinde birçok ülkeler İslâm’ın fütühatı ile İslâm topraklarına birer birer katılıyordu. Nihayet Müslümanlar İran kapılarına dayanmıştı.

İslâm orduları Kadisiye önlerine gelmeye hazırlanıyordu. Bu savaşa Şaire Hânsa’nın genç dört tane oğlu’da bu orduya katılmıştı. Şaire Hânsa, malın da, evlâdın da, yüce Allâh’ın bir emaneti olduğunun şuurundaydı. Yeri geldiğinde o emâneti hakiki sahibine verecekti. Bu şuurla çocuklarını- da yetiştirmişti. Hz.Ömer devrindeki bu kudsi savaş için hazırlanan islâm ordusu Medine’den ayrılmak üzereydi ki. Bu mübarek kadın ordu karar-gahına asasına dayanarak geldi ve şöyle hitab etti:

“-Ey benim yavrularım! Sizi, Müslüman olmaya kimse zorlamadı. Kendi isteğinizle Müslüman oldunuz! Kendi iradenizle mücahid ordusuna katıldınız! Ve, buralara kadar geldiniz. Kendisinden ğayri ilah olmayan Allâh’a kasem ederim ki, siz, hep bir annenin oğlu olduğunuz gibi hep nikahlım olanlardansınız. Ben sizin namus ve iffetinizi korudum. Namus ve şerefinize ihanet etmedim. Dayılarınızı’da asla mahcub edecek bir ahlak-sızlıkta bulunmadım. Şerefinize leke sürdürmedim. Soyunuzu değiştirib bozmadım. Sizler, yüce Allâh’ın yolunda savaşan mücahidlere, Rabbinizin hazırladığı sevabı biliyorsunuz. Baki ve ebedi olan ahiret yurdunun fâni olan dünyadan daha hayırlı olduğunu biliniz. Yüce Allah’ın:

      “-Ey iman edenler, sabredin! Sabır yarışında düşmanlarınızı geçin! Cihad için hazırlıklı olun! Birlik ve beraberlik içinde bulunun! Allâh’dan sakının ki felah bulasınız!” 2

Buyurduğunu hatırlayınız!

      “-Evlatlarım! Yarınlara inşaallâh, sağ salim erişirsiniz. Basiretli bir şekilde sabır ve sebatla düşmana saldırın. Onlara karşı sadece Allâh’dan yardım isteyin. Harb kızıştığında düşmanın can alıcı yerine kadar gidin. Onların kumandanı ile döğüşün. Muzaffer olursanız ğanimete kavuşursu-nuz. Şehid olursanız Cennet’e kavuşursunuz! Sizden isteğim o ki ordunun gerisinde kalmayın, en ön saflarda savaşın! Allâh yardımcınız olsun!”

Ordu günlerce Irak’a doğru yol aldıktan sonra, nihayet savaş mahal-line yani Kadisiye’ye vardı. Şaire Hânsa’nın yiğit, dört oğluda yerlerinde duramıyordu. Nihayet komutan Sa’d bin Ebû Vakkas’ın tekbir sesleri savaş alanında yayılıp yankılanmaya başladı. Günlerce süren kanlı Kadisiye Savaşı’nda bu kahraman dört kardeş cebheden cebheye koşuyorlardı.

Sonunda beklenen oldu Şaire Hânsa’nın dört oğlu da, ardı ardına kahrmanca Şehid oldular. Derhal Medine’ye haber uçuruldu:

      “-Kadisiye de zafer İslâmın!!!”diye.

Bu haberi, ve İran’ın hazinelerini getirenler beraberlerinde Şaire Hânsa’nın oğullarının şehâdet haberini de getirmişlerdi. Fakat, bu hazin haber ona nasıl haber verilecekti? İçlerinde Halife Hz.Ömer (r.a)’in de bulunduğu bir cemaat onu evinde ziyaret etmek için gittiler.

Şaire Hânsa ayağa kalkarak:

      “-Bana şehid annesi olduğumun müjdesini mi getirdiniz? Evladları-mın dördü de mi şehid oldu?!”

O günlerde çok yaşlanmış olan Şaire Hânsa’nın evine gelenler haberi vermekten çekiniyordu. Zira Câhiliye devrinde ölen kardeşi için yıllarca şiirler söyleyip feryad fiğan etmiş, yıkanmamış, elbisesini değiştirmemiş, sürekli yas tutmuştu.

Gelen heyet:

      “-Yâ Hânsa! Sana, ancak şunu deriz ki; İnna lillâhi ve inna ileyhi raciun!” (Biz Allâh içiniz ve dönüşümüzde Allâh’a dır)

Bunu duyan Şaire Hânsa (r.a):

      “-Allâhım! Sana şükürler olsun! Beni şehidler annesi kıldın!”deyip kendisini değil kendisine gelenleri teselli etti, ve:

      “-Yavrularımın şehid olmasıyle beni şerflendiren yüce Allâha hamd olsun! Rabbım beni onlarla birlikte bulundur. Beni onlarla haşr et!”

Deyip imanın nasıl muhkem bir kale olduğunu dünyaya ilan etti. 3

Şaire Hânsa (r.a)’ın bundan sonra ki hayatı hakkında fazla bilgi bul-unmamakla beraber, rivayet etmiş olduğu bir tek hadis’den başka nerde ve ne zaman hangi tarihte vefat ettiğine dair elimizde maalesef bundan fazla hiçbir bilgi yoktur.

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.



1- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi-16-46-47
2- Âl-ı İmran-200
3- El-İstiâb-4-297-El-İsabe-4-288- Üsdü’l-Ğabe-5-443-Üsdü’l Ğabe İbn-i Esir-6884 Özetlendi.



Sahabelerle İlgili Diğer Makaleler

Enes Bin Evs Bin Atik El-ensari Hayatı►

İslâm târihinde ismi ve künyesi Enes bin Evs el-Ensâri olan iki tane sahabi vardır. Bunların nesebleri ve vefat yerleri biribirlerine o kadar benzemektedir ki, bir çok kaynaklar da bu ikisinin aynı şahıs olduğunu söyleyenler olmuştur.


 


Enes Bin Ebi Mersedü’l-ğanevi Hayatı►

Siyer Kaynaklarında adının Enes veya Üneys şeklinde geçmesinden dolayı bunları iki ayrı şahıs zannedenler olmuş, fakat Buhâri Târih’ûl- kebir’in de, her iki isimle de, Enes bin Ebû Mersed’in kastedildiğini söy-lemiştir.


 


El-Leclac Ebu’l Ala’i Amiri Hayatı►

El-Leclac Ebû’l Ala’i Âmiri’nin asıl isminin Ebû Halid, Zeyd bin Câriye es-Sülemi olduğu söylenir. Sahâbe dir, Muhammed bin Halid’in dedesi dir. İsminin Leclâc, baba adının Hârise olduğu da söylenmiştir.