Eş’as Bin Kays Bin Ma’dikerb

Eş’as bin Kays (r.a), takriben hicretten 23 yıl kadar önce, Miladi 598 yılların da Yemen taraflarında olan Hadramut’ta dünyaya ğelmiştir. Adı, Ma’dikerb olduğu halde, saçlarının dağınık ya da kıvırcık ve keçeleşmiş olmasından dolayı, Eş’as lakabıyla tanındı.

Eş’as Bin Kays Bin Ma’dikerb

Eş’as Bin Kays Bin Ma’dikerb
بْــنُ مَــعْــدِي كَــرْب ألآشْـعَـــثُ بْــنُ قَــيــسُ


 Baba Adı    :    Kays bin Ma’dikerb.
 Anne Adı    :    Kebşe bint-i Yezid dir.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Takriben Miladi 598. yılda Yemen bölgesin- de ki Hadramut’ta doğmuştur.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 41. Miladi 661 yıl’da Irak bölgesinde Kûfe şehrinde vefât etmiştir. Kabri, Kûfe şehrindedir.
 Fiziki Yapısı    :    Başı yarık saçı dağınık, kıvırcık keçeleşmişti.
 Eşleri    :    1-Ümeyye bint-i Cemil 2-Ümmü Ferva bint-i Ebu Kuhafe. Hz.Ebû Bekr’in bacısıdır. 3-Müleyke bint-i Zürâre bin Kays.
 Oğulları    :    Nu’mân, Muhammed, İshâk, İsmail, Kays.
 Kızları    :    Karibe, Habbâne veya Hübbane, Ca’de
 Gavzeler    :    Yermük, Kadisiye, Medain, Nehraven, Celû-la gibi bir çok savaşlarda bulunmuştur.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Kendi yurdundan Medine’ye gelmiştir.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    9 tane.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Eş’as bin Kays bin Ma’dikerb bin Muâviye bin Cebele bin Adiy bin Rebia bin el-Hâris bin Muâviye bin Sevr el-Kindi’dir.
 Lakap ve Künyesi    :    Ebû Muhammed.
 Kimlerle Akraba idi    :    Hz.Ebû Bekr (r.a)’in eniştesidir.


Eş’as Bin Kays Bin Ma’dikerb Hayatı


Eş’as bin Kays (r.a), takriben hicretten 23 yıl kadar önce, Miladi 598 yılların da Yemen taraflarında olan Hadramut’ta dünyaya ğelmiştir. Adı, Ma’dikerb olduğu halde, saçlarının dağınık ya da kıvırcık ve keçeleşmiş olmasından dolayı, Eş’as lakabıyla tanındı. Başı yarık olan anlamında, Eşec lakabıylada bilinir. Ayrıca hain manasında Urfu’n-nâr şeklinde bir lâkabının da olduğu söylenmekte ise de bu lâkabın onun hakkında hiç kullanılmadığı kabul edilmektedir. Geniş künyesiyle ona şöyle denilir: Eş’as bin Kays Ebû Muhammed Ma’dikerb bin Kays bin Mâ’dikerb el-Eş’as el-Kindi.

Babası Kays, Kinde’de Âkilü’l-Mürar kabilesinin emiri iken, Muradi kabilesi tarafından öldürüldü. Annesi Kebşe veya (Kübeyşa)’da aynı kabi-leye mensubdur. Eş’aş bin Kays, babasının intikamını almak isterken esir düştü ve üç bin deve fidye vererek kurtuldu. Hicri 10. Miladi 631 yılların-da Kindeliler’den oluşan 30 veya 60 veya 70 kişilik bir heyetin başında, Medine’ye geldi. Ve Resûlullâh (s.a.v) ile görüşerek Müslüman oldu.

Ebû Bekr (r.a)’ın kız kardeşi, Ümmü Ferve ile nikâhlanmakla beraber hanımı Ümmü Ferve’yi memleketine götürmesine izin verilmedi. Aynı tarihte, Resûlullâh (s.a.v)’de onun kız kardeşi Kuteyle ile nişanlandı. Bir müddet sonra, Kuteyle, Medine’ye hareket ettiyse de Resûlullâh (s.a.v)’ın vefat haberi gelince memleketine geri döndü. 1

Benî Kinde Temsilcilerinin Medine’ye Gelib Müslüman Oluşu:

Beni Kindelerin Ata soyları şöyledir.

Beni Kinde (Sevr) bin Ufeyr bin Adiy bin Hâris bin Mürre bin Üded bin Zeyd bin Yeşcüb bin Arib bin Zeyd bin Kehlan bin Sebe. Kinde (Sevr) bin Ufeyr’in, Remle bint-i Esed’den doğma, Muâviye ve Eşres adında iki oğlu vardı.

Kinde’den şu kabileler türemiştir:

1-Beni Muâviye 2-Vehb 3-Bedda 4-Râiş bin Hâris bin Muâviye bin Sevr bin Mürti bin Muâviye bin Kinde 5-Benî Sekâsik bin Eşres bin Kinde 6-Benî Sekûn bin Eşres bin Kinde 7-Tüciblerden: Benî Adiy bin Eşres bin Şebib bin Sekûn. 8-Tüciblerden: Beni Sa’d bin Eşres bin Şebib bin Sekûn. Kindelerin yurdları, Yemen’de olup kendileri Hicaz’da ve Yemen’de kral idiler.

Hâris bin Amrü’l-Maksur bin Hucr Âkilü’l-Murar bin Amr bin Muâviye bin Hâris ve Şâir İmriülkays’ın babası Hucr bin Hâris, Benî Kinâne ve Benî Esedlerin kralı idi.

Şurahbil bin Hâris, Benî Temimlerle Rebabların, Seleme bin Hâris, Bekir bin Vâil ve Tağlib bin Vâillerin, Ma’d-i Kerb de, Kays-i Aylanların kralı idi.

Kinde temsilcileri, hicretin onuncu yılında Kinde krallarından ve Hadramevt Mirba’ Sahibi, yani ğanimetlerin dörtte birini alma yetkilisi Eş’as bin Kays’ın başkanlığı altında seksen veya altmış kişi binitli olarak gelib Mescid’de bulunduğu sıralarda Resûlullâh (s.a.v)’in yanına girdiler. Alınlarındaki uzun saçlarını iki yandan salmışlar, gözlerini sürmelemiş-lerdi. Üzerlerinde yollu Yemen kumaşından yapılmış, yakaları, etekleri, kolları ve ceb ağızları ipekle, altın sırma ile işlenmiş cübbeler vardı.

Kinde temsilcileri, Resûlullâh (s.a.v)’in yanına girdikleri zaman:

      “-Senin menzilin burası mı?”diye sordular.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Ben hükümdar değil, Muhammed bin Abdullâh’ım!”buyurdu.

Kinde temsilcileri:

      “-Biz, Sana isminle hitab etmeyiz!”dediler.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Ben, Ebûlkasım’ım!”buyurdu.

Kinde temsilcileri, Resûlullâh (s.a.v) için, tereyağının içine bir çekirge gözü saklamışlardı.

      “-Ey Ebûlkasım! Biz, Senin için gizlenecek bir şey gizlemiş bulunu-yoruz. Nedir o?”diye sordular.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Sübhanallâh! Bu, ancak kâhinin yapacağı bir şeydir. Kâhin ve kâhinliğe özenmek ise, cehennemdedir!”buyurdu.

Temsilciler:

      “-Öyle ise, Senin Resûlullâh olduğunu nasıl anlayacağız?”dediler.

Resûlullâh (s.a.v), yerden bir avuç çakıl taşı alıb:

      “-Bunlar, benim, Resûlullâh olduğuma şehadet ederler!”buyurunca, taşlar, Resûlullâh (s.a.v)’ın elinde tesbih etmeye başladılar.

Bunun üzerine, Kinde temsilcileri:

      “-Biz de, şehâdet ederiz ki: Sen, hiç şüphesiz Resûlullâhsın!”dediler.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Allâh, beni, hak dinle Peyğamber olarak gönderdi, ve bana bir de, Kitâb indirdi ki ona, bâtıl, ne önünden ne de ardından gelip erişemez!” buyurdular.

Temsilciler:

      “-Bize, ondan biraz okuyub dinletsene?”dediler.

Resûlullâh (s.a.v)’ de; Saffat sûresinin başından beş âyet okudu:

“-Bismilllahirrahmanirahim;

      “-Saflar bağlayıb duranlara, sevk ve idare edenlere, men ve zecr edenlere, zikir okuyanlara yemin ederim ki: sizin ilâhınız birdir. O, göklerin, yerin ve bunlar arasında ne varsa, hepsinin Rabbi’dir. Doğuların da Rabbi’dir O!” 2

Resûlullâh (s.a.v), susmuştu. Hiç kımıldamadan duruyordu. Gözleri yaşarmış ve göz yaşları, sakalına doğru akmaya başlamıştı.

Temsilciler:

      “-Biz, Senin ağladığını görüyoruz. Yoksa, Sen, Seni gönderenden korktuğun için mi ağlıyorsun?”dediler.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Beni korkutan ve ağlatan; Allâh’ın, beni kılıcın ağzı gibi ince ve keskin olan dosdoğru bir yol üzere göndermiş olmasıdır ki ondan azıcık eğilirsem, helâk olurum!” buyurduktan sonra:

      “-And olsun ki, Sana vahiy ettiğimizi de, dilersek, gideriveririz. Sonra da, Sen, bize karşı, onu geri çevirmek için hiçbir vekil de, bulamazsın!” 3

Meâlinde ki âyeti kerimeyi okudu. Sonra da Kinde temsilcilerine:

      “-Siz, Müslüman oldunuz mu?”diye sordu.

Onlar da:

      “-Evet! Müslüman olduk”dediler, ve, Müslüman oldular.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Öyle ise, şu üzerinizdeki, boyunlarınızdaki ipekler, sırmalar ne diye duruyor?!”buyurdu.

Bunun üzerine, Kinde temsilcileri, elbiselerindeki ipekleri, sırmaları söküb attılar.

Eş’âs bin Kays:

      “-Yâ Resûlallâh! Bizler, Âkilü’l-Mürar oğullarıyız. Sende, Âkilü’l-Mürar oğlusun! Biz, sanıyoruz ki, Siz de, bizden siziniz? Yoksa, bizden değil misiniz?”dedi.

Resûlullâh (s.a.v), gülümsedi, güldü.

“-Bu soya kendilerini, Abbas bin Abdülmuttalib ile Rebia bin Hâris nisbet ettiler, bağladılar. Abbas ve Rebia, iki ticaret adamıydı. Arablar arasında gezib dolaşırlarken kendilerine:

      “-Siz kimlerdensiniz?”diye soruldukça, onlar:

      “-Biz Âkilü’l-Müraroğullarıyız!”derler, kendilerini, bununla şerefli göstermek ve canlarını korumak isterlerdi.

Çünkü Âkilü’l-Müraroğulları, Kinde kralları idiler. Onlarla anne tarafından bir doğum münasebeti bulunmakla beraber: Hayır biz Âkilü’l-Müraroğulları değiliz. Biz, Nadr bin Kinâneoğullarıyızdır. Biz ne babamı-zın soyunu inkâr ederiz, ne de anamızın soyuna bağlanırız!”buyurdular.

Bunun üzerine, Eş’as bin Kays:

      “-Ey Kinde cemaâti! Vallâhi, bir daha Kureyşiler’den kimin böyle Âkilü’l-Müraroğullarıyız dediğini işitirsem ona 80 kamçı vururum!”dedi.

Eş’as bin Kays, cahiliyye çağında Kindeler’in boyun eğdikleri Reis-leri, İslâmiyet devrinde de ulu bir kişileri idi. Kinde temsilcileri yurtlarına dönmek istedikleri zaman, Resûlullâh (s.a.v), onlardan her birine bahşiş olarak onar, Eş’as bin Kays’e ise on iki ukiye gümüş verdi. 4

Ashab’dan Eş’as bin Kays der ki:

“-Benimle bir Yahudi arasında bir toprak meselesi vardı ki; Yahudi bu toprağın benim malım olduğunu inkâr ediyordu. Onu, Resûlullâh’a götürdüm. Durumu arz ettim. Resûlullâh (s.a.v) bana:

      “-Bu hususta delil ve şahidin var mı?”diye sordu.

Ben de:

      “-Yoktur!”dedim.

Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v), Yahudiye:

      “-Yemin et!”buyurdu.

Ben dedim ki:

      “-Yâ Resûlallâh! O yemin edince benim malım elimden gider!”

Bunun üzerine, Yüce Allâh, indirdiği âyetlerde.

      “-Allâh, ile olan ahid ve andlarına (yeminlerine) karşılık az bir şey satın alanlar yok mu, işte onların âhirette hiçbir nasibi yoktur. Allâh onlarla konuşmaz. Kıyâmet gününde onların yüzlerine dahi bakmaz. Onları günahlarından temizlemez. Onlar için inletici bir azap vardır!” buyurdu. 5

Eş’as bin Kays bin Ma’dikerb, hicri onuncu yılda yetmiş süvari ile Medine’ye gelerek Müslüman olmuş ve Resûlullâh (s.a.v)’e İslâm üzre biat etmiştir. Kısa bir müddet Medine’de kalan Eş’as bin Kays, bin Ma’dikerb, bu müddet içinde Hz.Ebû Bekr’in kız kardeşi Ümmü Ferva bint-i Ebî Kuhafe ile nikâhlanmış ise de, hanımı Ümmü Fervayı Hadramut’a götürmek için bir türlü müsaade alamamıştır. Yine bu arada kendi kız kardeşini Resûlullâh (s.a.v) ile nişanlamış fakat düğünden önce kız kardeşi veya Resûlullâh (s.a.v) nikâhdan önce vefat etmiştir. Doğrusunu Allâh bilir.

Hadramut’a geri dönen, Eş’as bin Kays bin Ma’dikerb, kısa bir zaman sonra Resûlullâh (s.a.v)’in irtihalini (vefâtını) haber alır almaz isyan bayra-ğını çekti. Sebebi ise şöyle idi:

Ebû Bekr (r.a)’ın hilafetinin ilk zamanlarında, Hadramut ve Kinde Valisi Ziyâd bin Lebid’in zekât hususunda bir Kindeli’ye yaptığı haksız muameleden dolayı kendisini destekleyen bazı Kindelilerle birlikte Vâliye isyan etti. Uzun süren bu isyan hareketinin başında bulunan Eş’as, ğalib geldi ise de yardıma çağrılan İkrime bin Ebi Cehl (r.a)’ın kumandasında ki İslâm ordusu karşısında yenilgiye uğrayarak en-Nucayr Kalesi’ne sığınmak zorunda kaldı. Muhacir bin Ebû Ümeyye’nin de katıldığı kuşatma esnasın-da şiddetli muharebeler oldu.

Kalede açlık ve susuzluk baş gösterince, Eş’as bin Kays etrafının iyice kuşatıldığını anlayınca, anlaşma teklif ederek, kendisine ve Kinde halkının ileri gelenlerinden on kişiye, âileleriyle birlikte kaleden çıkma izni verilmesi şartıyla kaleyi teslim edeceğini bildirdi. Anlaşmaya kendi adını yazmadığı için Ziyad onu öldürmek istediyse de Eş’as durumunu zekice ve cesaretle savundu. Bu sırada halifeden gelen ve kimsenin öldürülmemesini emreden bir yazı kaledekilerin katline engel olamadıysada Eş’as’ın hayatını kurtardı.

Kendi hakkında halifenin hüküm vermesini isteyen Eş’as bin Kays, teslim olmak mecburiyetinde kaldı. Hemen Medine’ye birinci halife Ebû Bekr (r.a)’a gönderildi. Eş’as, halifeye vali Ziyâd ile olan mücadelesinin sebeblerini anlatarak onun hakkındaki şikâyetlerini söyledi. Dinden dön-mediğine yemin edib affedilmesini ve nikâhlısı olan Ümmü Ferve ile evlen-dirilmesini istedi. Halife Ebû Bekr (r.a) ile yapmış olduğu konuşmalar sonunda halife onu affetti. Ve, kız kardeşi ile evlendirdi.

Kays bin Ebû Hazm anlatıyor:

Eş’as bin Kays, esir olarak Halife Ebû Bekr (r.a)’e getirilince o da Eş’as’ı azad etti, ve kız kardeşiyle evlendirdi. Bunun üzerine Eş’as bin Kays, kılıcını sıyırdı ve develerin satıldığı pazara giderek gördüğü her devenin yularını kesmeye başladı. Halk:

      “-Eş’as delirmiş!”diye bağırmaya başladı.

Eş’as işini bitirince kılıcını attı ve:

      “-Ben delirmedim. Fakat, bu adam, Halife Ebû Bekr, beni, kız karde-şiyle evlendirdi. Bizim memlekette olsaydı başka türlü düğün ziyafeti olurdu. Ey Medineliler, develeri kesin ve yiyin. Ey deve sahibleri siz de gelin, develerinizin bedelini alın!”dedi. 7

El-İsabe de Taberâni’nin nakliyle şu farklılık vardır:

“-Eş’as esir olarak Ebû Bekr’e getirildiği zaman onu serbest bıraktı ve kız kardeşiyle onu evlendirdi. Bunun üzerine derhal kılıcını çekti ve deve çarşısına daldı, gördüğü her deveyi boğazladı. Halk:

      “-Eş’as kâfir oldu!”diye bağrıştılar. İşi bitince kılıcı elinden attı ve:

      “-Vallâhi ben kâfir olmadım. Ancak bu adam bacısını bana verdi. Kendi ülkemizde olsaydık, tabii ziyafet daha başka olurdu. Ey Medineli-ler, gelin yeyin! Ey deve sahibleri gelin develerinizin bedelini alın!”dedi. 8

Eş’as bin Kays’ın, Hz.Ebû Bekr (r.a)’ın kız kardeşi Ümmü Ferva- ’den, Muhammed, İshak, İsmail adında üç oğlu, teyzesinin adını taşıyan Kureybe, Hübâbe ve Ca’de adında üç kızı olmuştur.

Bir süre Medine’de oturan Eş’as bin Kays (r.a) daha sonra kendi memleketine geri dönmüştür. Eş’as bin Kays (r.a), Hicri 15. Miladi 636 yılında kendi kabilesinden 1700 Kindeli’den meydana gelen bir kuvvetle Sa’d bin Ebî Vakkas (r.a)’ın kumandası altında İran’ın fethine katıldı. Kadisiye, Medain, Celûlâ ve Nihâvend Savaşları’nda bulundu. İkinci halife Hz.Ömer (r.a)’ın emri üzerine bir heyetle birlikte Kisra’ya gidib onu İslâmiyete dâvet etti.

Hicri 17. Miladi 638 yılında Hâlid bin Velid (r.a), kumandasında Suriye’nin fethine katılan Eş’as bin Kays (r.a), Yermük Savaşı’nda bir gözünü kaybetti. Hicri 17. Miladi 638. yılda Irak’ta Kûfe şehri kurulunca, Eş’as bin Kays bin Ma’dikerb (r.a), ilk Muhacirlerden olarak buraya gitti. Ve ölünceye kadar burada kalmak niyetiyle Kûfe’de bir ev yaptırdı.

Ebû İshak’dan:

“-Kindeli bir adamdan alacağım vardı. Ben, şafak vakti alacağımı ondan istemeye gidiyordum. Bir defasında, oradayken, Eş’as bin Kays’ın mescidinde sabah ezanı okundu. Cemaat ile namazı kıldım. İmam namaz kıldırdıktan sonra, herkesin önüne bir elbise, ayakkabı ve beş yüz dirhem koymaya başladı. Ben de:

      “-Ben, buralı değilim, bu da ne?”dedim. Onlar:

      “-Eş’as bin Kays! Mekke’den geldi, o dağıtıyor!”dediler. 9

Hz.Osman (r.a) devrinde Kûfe valiliğine Velid bin Ukbe tâyin edildi. Velid bin Ukbe, Eş’as bin Kays’ı Hicri 26. Miladi 646 yılında kendisine vekaleten Azerbaycan ve İrminiye’ye vali olarak gönderdi. Eş’as bin Kays, Azerbaycan eyaletinin tümünü Hz.Ali (r.a), devrine kadar idare etti. Hz.Ali (r.a)’ın hilafeti döneminde bu bölgelerin genel valisi olan Eş’as bin Kays, halktan halife Ali (r.a) için biat aldı.

Halife Hz.Ali (r.a), onu ve ordusunu Muâviye bin Ebû Süfyan ile mücadele için geri çağırdı. Muâviye, kardeşi Utbe bin Ebû Süfyan’ı Eş’as bin Kays (r.a)’a göndererek onu kendi safına almak veya tarafsızlığını sağlamak istediyse de Eş’as bin Kays, halife Hz.Ali’ye bağlı kaldı. Sıffın Savaşı’nda önemli başarılar elde etti. Sıffın Savaşı’nın sonunda hakem meselesi ortaya çıkınca, Eş’as bin Kays, Muâviye ile müzâkere yapmak için kendisinin gönderilmesini istedi.

Bu mümkün olmayınca, bu defa Ebû Mûsâ el-Eş’ari’yi destekleyerek onunla oraya gönderilmesini sağladı. Andlaşma metni hazırlanırken Dûmetü’l-Cendel’de bulundu. Hâkem Vak’ası’ndan sonra istenilen netice elde edilmeyince Hz.Ali tekrar mücadele etmeye karar verince, Eş’as bin Kays, bin Ma’dikerb, ordusunun yorulmuş olduğunu ileri sürerek halife Hz.Ali (r.a)’ı yeniden mücadeleye girişmekten alıkoyup Kûfe’ye geri çekilmeye zorladı.

Nehravan ve Harûriye’de Hâriciler’e karşı yapılan mücadelelere katıldı. Eş’as bin Kays (r.a)’ın, itibarı Hz.Ali’nın nezdinde çok büyüktü. Bunun başka bir sebebi de, kızının, Hz.Hasan bin Ali ile evli olmasından dolayı dünür olmalarıydı. Sıffın olayından sonra, Eş’as bin Kays, Kûfe şehrine çekilerek kendi halinde yaşamaya başladı. Hz.Ali (r.a)’ın şehâdetin-den kırk gün sonra, üzüntüsünden Kûfe’de vefat etti.

Bazı kaynaklarda; Hz.Hasan (r.a) ile Muâviye’nin aralarında yapılan anlaşmadan kısa bir müddet sonra, Hicretin 41. Miladi 661 yılında 63 yaşlarında iken Kûfe’de vefât ederek orada defnedildi denilir.

Âl-i İmrân sûresi’nin 77. Âyeti’nin, diğer bazı rivâyetler yanında, Eş’as bin Kays (r.a) ile amcasının oğlu arasında çıkan bir (arazi) husumeti sebebiyle yemin söz konusu olunca Resûlullâh (s.a.v)’ın haksız olarak bir Müslümanın malının elde etmek için yalan yere yemin eden kimsenin Allâh’ın ğazabına uğrayacağını belirtmesi üzerine nazil olduğu da kayd edilmektedir.

Halife Hz.Ebû Bekr (r.a), zamanındaki isyanını irtidat kabul ederek Eş’as bin Kays’ın Ebû Hânife ve Şâfii’nin ölçülerine göre sahabi olma-dığını söyleyenler varsa da hadis âlimleri bu görüşe katılmamışlardır.

Resûlullâh’dan sadece dokuz hadis rivayet eden Eş’as bin Kays’ın Hz.Ömer’den de bir rivayeti vardır. Kütüb-i Sitte’de yer alan rivayetleri Ahmed İbn-i Hanbel’in el-Müsnedinde bir arada bulunmaktadır. Ondan Şâ’bi, Kays bin Ebû Hâzim ve Ebû Vâil Şakik bin Seleme gibi râviler rivayette bulunmuştur. İslâmiyetten önce içkiyi, kumarı ve zinayı kendi- nefsine yasaklayanlardan birinin Eş’as (r.a), olduğu bilinmektedir.

Şiiler, onun iki yüzlü davrandığını ve Hz.Ali’ye ihanet ettiğini ileri sürmüşlerdir. Oğlu Muhammed bin Eş’aş el-Kindi ileri gelen Emirlerden olub kendisinden başka, Hz.Ömer, Hz.Osman, Hz.Âişe, ve Abdullah İbn-i Mes’ud’dan hadis rivayetinde bulunmuştur. Torunu İbnü-l Eş’as el-Kindi ise, Zalim Haccâc’a karşı verdiği mücadeleler ile tanınmaktadır. 10

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan râzı olsun.


1- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi-11-455 
2- Saffat-1-5 
3- İsra-86 
4- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-17-136-140 
5- Âl-i İmran-77 
6- M.Âsım Köksal İslam Tarihi-8-242 
7- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-2-780 
8- el-İsabe İbn-i Hacer el-Askalani-1-74-No-205 
9- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-2-823 
10- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi-11-456