Enes Bin Mâlik

İslâm tarihinde iki tane meşhur Enes bin Mâlik vardır. Bunlardan: Enes bin Mâlik Ebû Ümeyye el-Kuşeyri veya el-Kâ’biy. Bizim anlatacağ-ımız ise: Resûlullâh’ın hizmetlisi Ebû Hamza Enes bin Mâlik bin Nadır el-Ensâri (r.a)’dır.

Enes Bin Mâlik

Enes Bin Mâlik
أنَـسُ بْــنُ مَـا لِـك


 Baba Adı    :    Mâlik bin Nadr.
 Anne Adı    :    Ümmü Süleym, Rümeysa bint-i Milhan.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Takriben Miladi 612. yıl, Medine’de doğdu.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 90-93 Miladi 709-11-12 yıllarında yüz küsür yaşlarında Irak’ın Basra Şehrin de vefat etti. Kabri, Basra’dadır.
 Fiziki Yapısı    :    Uzun boylu, oldukça endamlı, nur yüzlü ve kınalı sakallı veya, zaman zaman sakalını kınalardı. Çok atikti; koşularda onunla kimse yarışamazdı.
 Eşleri    :    1-Fari’a bint-i Müsenna 2-Kerime bint-i Ve’ale 3-Ümmü Cemil bint-i Kutbe bin Amir. 4-Remle bint-i Nuaym 5-Amre bint-i el-Carût. 6-Benû Yeşkûr’dan bir hanım, 7-Aliye adında bir hanım 8-Yemen ehlinden bir hanım ve Ümmü veledleri,
 Oğulları    :    Abdullah, Ubeydullah, Zeyd, Yahya, Hâlid, Mûsa, Nadr, Ebû Bekr, Ömer, el-Â’la, el-Bera’, Ebû Ümeyr, Ümera.
 Kızları    :    Berra, Remle, Ümeyme, Ümmü Haram
 Gavzeler    :    Bedir ihtilaflıdır, Uhud Savaşı’ndan, sonra yapılan birçok savaşlara iştirâk etmiştir..
 Muhacir mi Ensar mı    :    Medineli Ensar’dan dır.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    2286 tane.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Enes bin Mâlik bin Nadr bin Damdam bin Zeyd bin Haram bin Cündeb bin Amr bin Ğanm bin Adiy bin el-Neccar Ebû Hamzatü’l-Ensari el-Hazreci dir.
 Lakap ve Künyesi    :    Zü’l-Uzüneyn (İki kulaklı) Hadimü’n-Nebi, Ebû’n-Nadr, Ebû Hamza,
 Kimlerle Akraba idi    :    Annesi Ümmü Süleym (r.a), teyzesi Ümmü Harâm, kardeşleri; Berâ bin Mâlik, Abdullah ve Ebû Ümeyr, amcası Enes bin Nadr, Üvey babası Ebû Talha Zeyd bin Sehl’dır. Bi’ri Maûne hadise-sinde şehid olan Haram bin Milhan ile Süleym bin Milhan öz dayılarıdır.



Enes Bin Mâlik'in Hayatı

İslâm tarihinde iki tane meşhur Enes bin Mâlik vardır. Bunlardan: Enes bin Mâlik Ebû Ümeyye el-Kuşeyri veya el-Kâ’biy. Bizim anlatacağ-ımız ise: Resûlullâh’ın hizmetlisi Ebû Hamza Enes bin Mâlik bin Nadır el-Ensâri (r.a)’dır. Neseb soyu ise:Enes bin Mâlik bin Nadr bin Damdam bin Zeyd bin Haram bin Cündeb bin Amr bin Ğanm bin Adiy bin el-Neccar (Onun ismi) Teymullah bin Sâ’lebe bin Amru bin el-Hazrec bin Hârisetü’l-Ensariy el-Hazreciy en-Neccari, Beni Adiylerden, Adiy bin en-Neccar Ebû Hamzatü’l-Ensari, el-Hazreci dir.

Enes bin Mâlik (r.a), takriben Hicretten on yıl kadar önce, Miladi 612-613 yıllarında Medine’de doğmuş ve Hicri 90-93 Miladi 709-11-12 yıllarında yüz küsür yaşlarında Irak’ın Basra Şehrin’de vefat etti. Kabri Basra’dadır. Basra’da en son vefat eden sahâbi olmuştur. Kendisi Hazrec kabilesinin Neccar oğulları sülalesinden olub, topladığı ekşi bir cins bakla çeşidi sebebiyle ona Ebû Hamza künyesini bizzat Resûlullâh (s.a.v) vermiştir. Künyesi; Zü’l-Uzüneyn (İki kulaklı), Hadimü’n-Nebi, Ebû’n-Nadr, Ebû Hamza, olduğunu diyenlerde vardır. Resûlullâh (s.a.v)’e on yıl hizmet etti. Bundan dolayıda; Hâdimü’n-Nebi, lakabı ile anılırdı.

Annesi: Ümmü Süleym Rümeysa, Sehle bint-i Milhan bin Hâlid, bin Zeyd, bin Haram, bin Cündeb’dir. Annesi Ümmü Süleym’de Ensâr’dan olub, asıl ismi üzerinde çok ihtilaflar vardır. Bâzı eserlerde isminin: Sehle, Remile, Meyse, Melike, Zamisâl, Zümeysâ, Remisâl, Rümeysa, olarakda zikredilmektedir. Fakat değişmez bir gerçek var ki, hemen hemen bütün eserlerde, bu hanım efendinın isminden ziyade, Ümmü Süleym künyesiyle meşhur olmuştur.

Enes bin Mâlik’in annesi Ümmü Süleym’ın nesebi, Resûlullâh’ın dedesi Abdülmuttâlib’in annesi Selma bint-i Amr, bin Zeyd, bin Esed, ile nesebleri Zeyd’de birleşir. Dolaysıyla Enes bin Mâlik’ın annesi Ümmü Süleym Resûlullâh (s.a.v)’ın teyzesi olurdu. Uhud Şehidi Enes bin Nadr, Enes bin Mâlik’ın amcası olurdu. Resûlullah (s.a.v) bu amca ve yeğenin isimlerinin birbirleriyle karıştırılmaması için, Hizmetlisi olan Enes bin Mâlik’e, Ebû Hamza künyesini vermiştir.

Ayrıca Enes bin Mâlik (r.a)’ın kardeşleri; Berâ bin Mâlik, Abdullah, Ebû Ümeyr’dır. Teyzesi ise; Ümmü Haram bint-i Milhan (r.a), kabri, Kıbrıs adasın’da “Hala Sultan” adıyla bilinen sahâbiye hanımefendidir. Bi’ri Maûne hadisesinde şehid olan Haram bin Milhan ile Süleym bin Milhan öz dayılarıdır.

Babası Mâlik bin Nadr’ın, Müslümanlara karşı olduğu, İslâmiyet’in Medine’de yayılmaya başladığı günlerde hanımı Ümmü Süleym (r.a)’nın Müslüman olmasına şiddetle kızarak Şam’a gittiği Şam da çok kısa bir süre sonra orada öldüğü rivâyet edilmektedir. Enes bin Mâlik’in babası öldüğünde, annesi Ümmü Süleym (r.a)’ya bu defa Ebû Talha künyesiyle meşhur olan, Ensâr’dan Zeyd bin Sehl (r.a) tâlibli oldu. O zamanlar Ebû Talha henüz müşrik idi. Ümmü Süleym, onunla evlenmek için İslâmiyeti kabul etmesini şart koştu. Ebû Talha, buna biraz direndi. Fakat kısa bir süre sonra bu şartı kabûl ederek Ümmü Süleym ile evlendi.

Böylece Enes bin Mâlik, öz Annesi ve üvey babası Müslüman olan bir âile içinde yetişmeye başladı. Kısa bir süre sonra Resûlullâh (s.a.v)’ın Mekke’den Medine’ye hicret etmeleri Medineli Müslümanlarca heyacanla bekleniyordu. Resûlullâh (s.a.v) in Medine’ye gelişlerini en güzel şekilde anlatan kişilerin başında o günlerde henüz çocukluk çağında olan Enes bin Mâlik olmuştur. Resûlullah (s.a.v)’in Medine’ye gelişlerinde ne kadar büyük bir heyecanın etrafı kapladığı, ve ne kadar büyük bir hâdise olmuş tu! Bu hususta onun yapmış olduğu rivâyette şöyle denilmektedir:

“-Medine’nin çocukları hem koşuyorlar ve hem de:

      “-Muhammed geldi! Muhammed geldi!”diye bağırıb duruyorlardı.

Ben de, çocuklarla birlikte koşmaya ve onlarla bağırmaya başladım. Bu şekilde koşub bağırırlarken, etrafıma baktım, hiç bir şey göremedim. Çocuklar ise yine koşuyor ve bağırıyorlardı. Ben de koştum ve bağırdım. Fakat etrafıma dikkat edince gelenleri göremedim. Nihayet, Resûlullâh ile Ebû Bekr geldiler. Biz, kendilerini gördükten sonra, ismini şimdi hatırla-yamayacağım adamın biri bizi şehire gönderdi, ve bize:

      “-Resûlullâh’ın geldiğini haber veriniz!”diye’de tembih etti.

Biz de geriye koştuk ve haber verdik. Ensâr’dan beşyüz kişi kadar onları karşılayarak:

      “-Buyurunuz! Burada emniyete kavuşacaksınız. İtaat ile karşılana-caksınız!”dediler.

Resûlullâh (s.a.v), kendisini karşılayanlarla birlikte Medine şehrine girdi. O sıralarda şehrin bütün halkı, Resûlullâh (s.a.v)’i karşılamak üzere evlerinden ve dükkanlarından dışarı çıkmışlar, kadınlar’da evlerin dam- larına çıkarak, Resûlullâh (s.a.v)’in Medine’ye gelişini seyrediyorlardı. Resûlullâh (s.a.v) ile birlikte gelen Ebû Bekr (r.a)’i görüyorlar ve fakat ikisinden hangisinin Resûlullâh olduğunu etraflarına soruyorlardı. O güne benzeyen hiç bir gün görmemiştim!”

Yine Enes bin Mâlik (r.a) der ki:

      “-Medine’nin en aydınlık günü; Resûlullâh (s.a.v)’ın, Medine’ye hicretle geldiği gündür. En karanlık günü ise; Resûlullâh (s.a.v)’ın vefat ettiği gündür!”

Resûlullâh (s.a.v) Medine’ye geldikten sonra bütün Ensâr kendisine hizmet etmek hususunda adeta yarışıyorlardı. Enes bin Mâlik (r.a)’in de annesi Ümmü Süleym’in, hizmet yarışında yapabilecek veya verebilecek maddi hiçbir şeyi yoktu. Bundan dolayı hemen Enes bin Mâlik’i çağırıb onu yıkayıb temizleyib elinden tutarak, üvey babası Ebû Talha ile birlikte Resûlullâh (s.a.v)’ın huzuruna geldiler. O günlerde henüz sekiz veya on yaşlarında, okur yazar, zeki ve akıllı bir çocuk olan Enes bin Mâlik (r.a)’ı Resûlullâh (s.a.v)’ın hizmetine sundular:

Bazı eserlerde Ümmü Süleym’ın şöyle dediği de rivâyet edilir:

      “-Yâ Resûlallah! Ben, maddi olarak, oldukça fakir bir kimseyim. Size yardım edebilecek herhangi bir şeyim yok. Ancak, bu oğlum Enes’i size yardım etmek ve hizmetinizde bulunmak üzere sizlere bırakıyorum. Onu kâbul edin. Ve ona dua ediniz!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v), bu içten gelen arzuyu kırmadı. Enes bin Mâlik’i yanına aldı. Resûlullâh’ın vefatına kadar on yıl onun hizmetinde bulundu. Enes bin Mâlik (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’in hizmetine girdikten sonra da O’nun terbiyesiyle yetişti. Resûlullâh (s.a.v)’ın bütün emirlerini büyük bir dikkat ve itina ile yerine getirmeye çalışırdı. Resûlullâh (s.a.v) ile arala-rında sır olarak kalmasını arzu ettiği şeyleri büyük bir dikkatle muhafaza eder, onları annesi Ümmü Süleym’e dahi söylemezdi. Nitekim kendisin-den gelen bir rivâyette şöyle der:

“-Çocuklarla birlikte oynuyordum ki, Resûlullâh (s.a.v), olduğumuz yere teşrif buyurdu. Bize selâm verdi. Sonra benim elimden tuttu. Ve beni bir işe gönderdi. Kendiside bir duvarın gölgesinde oturarak benim geri dönmemi bekledi. Ben, O’nun emrini yerine getirmek için gittim, emir-lerini ifâ ettim. Sonra dönüb gelerek neticeyi kendilerine bildirdim. Sonra evime geri döndüm. Annem Ümmü Süleym bana:

      “-Neden geciktin?”dedi:

Ben de:

      “-Resûlullâh (s.a.v), beni bir işe gönderdi!”dedim.

Annem Ümmü Süleym:

      “-Ne işi?”diye sordu.

Ben de:

      “-Sır’dır söyleyemem!”dedim.

Annem, benim bu hal ve hareketimi çok beğendi ve bana:

      “-Oğlum, Resûlullâh (s.a.v)’in sırlarını iyi sakla!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v), birgün annesi Ümmü Süleym (r.a) için bir salkım üzüm gönderir. Enes (r.a) ise, yolda oyun oynayan çocukların oyunlarına bakıb dalarak o üzümden yer bitirir. Bu olayı kendisi anlatırken şöyle der:

“-Birden bire Resûlullâh (s.a.v):

      “-Enes! Yâ’Zü’l-Uzuneyn! (İki kulaklı Enes) hala burada mısın?”

Deyince ben utancımdan ağladım:

      “-Yâ Resûlallâh! Dalmışım üzümü’de yemiş bitirmişim üzgünüm!”

Deyince, Resûlullâh (s.a.v), bana, yeniden bir salkım üzüm vererek anneme gönderdi.

Enes bin Mâlik (r.a) der ki:

      “-Arkadaşlarım olan çocuklarla oynamak için Resûlullâh (s.a.v)’den izin isterdim. Bana, izin verirdi. On yıl Resûlullâh (s.a.v)’e hizmet ettim bana bir kez, “Uf ” bile demedi. Kızgın olduğu zaman sadece bana:

      “-Enes! Yâ Zü’l-Uzuneyn! (iki kulaklı Enes)!”der en fazla ayaklarını hızla yere vururdu!”

Resûlullâh (s.a.v)’de, Enes bin Mâlik (r.a)’ı, o kadar severdi ki, onun başını özellikle kâkülünü okşadığı için, annesi Ümmü Süleym (r.a) oğlu Enes’in kâkülünü kestirmezdi.

Enes bin Mâlik (r.a) Resûlullâh (s.a.v)’e o kadar yakın idi ki, Bedir Ğazvesi’nde henüz oniki yaşlarında küçük bir çocuk olmasına rağmen savaş alanına gitmiş, savaş esnasında savaşa katılmamıştı. Fakat başta Resûlullâh (s.a.v) olmak üzere mücahidlere gereken hizmeti yapmıştır.

Enes (r.a)’a yaşının küçük olduğunu hatırlatarak Bedir’e iştirak edib etmediği sorulduğunda:

      “-Bedir’den kim geri kaldı ki ben geride kalayım?!”demiştir.

Enes bin Mâlik (r.a) Resûlullah (s.a.v) ile beraber Uhud Savaşı, Beni Mustalık Savaşı, Hendek Kuşatması, Hudeybiye Andlaşmasında bulun-muş, ve Hayber Savaşı’nda ise; henüz yeni delikanlılık çağına gelmişti. Umretü’l-Kazâ’da ise Resûlullâh (s.a.v)’e refâkat ederek, Umre’ye birlik-te gitmiştir. Daha sonraki yıllar’da Mekke’nin fethine iştirak etmiş, ardın-dan Huneyn Ğazvesi’nde bulunduktan sonra, Tâif Kuşatması’na da iştirâk etmiştir. Medine’ye geri döndükten sonra zorluk ordusu ile birlikte Tebük Seferi’ne katılmıştır.

Enes bin Mâlik (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’i o kadar çok severdi ki, daima O’na yakın olmak isterdi. Yakınına o kadar sokulurdu ki, yanyana oturub konuşurlarken ikisinin dizleri adeta biri birine değerdi. Nitekim Hayber Seferine gidilirken, Resûlullâh (s.a.v), devesinin terkisine aldığı Enes bin Mâlik ile dizleri birbirlerine dokunuyordu. Enes (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’e çok yakın olduğu gibi, âilesine de çok yakındı. Nitekim annesi Ümmü Süleym, Hayber Savaşı’ndan sonra Hz.Sâfiyye bint-i Huyey ile evlenen Resûlullâh (s.a.v)’ın evlenme işlerinde O’na yardımcı olmuştur.

Yine Resûlullâh (s.a.v), bundan önceleri Hz.Zeyneb bint-i Cahş ile evlendiği zamanda, Ümmü Süleym, O’na velime yemeği yaparak hizmet etmiştir. Bu sıralarda Enes (r.a)’da dâvet olunacak şahısları çağırmakla görevlendirilmişti.

Enes bin Mâlik (r.a)’ın Menkibeleri:

Resûlullâh (s.a.v) çağrıldığı ziyafetlere Ehl-i Sûffa’yı da, götürürdü.

Enes (r.a) şöyle nakleder:

“-Annem Ümmü Süleym, Resûlullâh (s.a.v) için biraz ekmek yapmış içine de biraz ham yağ katıb hazırlamıştı, bana:

      “-Enes! Git, Resûlullâh (s.a.v)’i yemeğe çağır!”dedi, bende gittim.

      “-Yâ Resûlallâh! Annem sizi yemeğe davet ediyor!”dedim.

Resûlullâh (s.a.v)’de ayağa kalktı, yanındakilere:

      “-Kalkınız!”buyurdular.

Resûlullâh (s.a.v), evimize geldi. Anneme:

      “-Yâ Ümmü Süleym! Haydi yaptığın yemeği getir bakalım!”dedi.

Annem:

      “-Yâ Resûlallâh! Şey…..ben ancak size yetecek kadar bir şeyler yapmıştım!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Haydi sen onu getir!”buyurdu.

Bana da:

      “-Yâ Enes! Sen, onları yanıma onar onar bırak!”buyurdular.

Ben de, onar onar yanına bıraktım. Doyuncaya kadar yediler ki onlar Ehl-i Sûffe’den seksen kişi idiler!” 1

Enes bin Mâlik (r.a), Resûlullah (s.a.v)’ı çok sever, ve O’na hizmet etmekten büyük bir huzur ve lezzet duyardı. Herkesten önce geceleyin İmsaktan önce kalkar, Resûlullâh’ın Mescid’ine giderek Resûlullâh’a hizmet ederdi. Resûlullâh (s.a.v) o gün nafile oruca niyetlenecekse hemen sahur yemeğini hazırlar, ve sahurdan sonra’da O’nunla sabah namazını kılardı. Zaten, Enes (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’in hizmetine girdikten sonra her gün sabah namazını Resûlullâh ile birlikte kılma saâdetine ermişti.

Resûlullâh (s.a.v)’de bu sevimli hizmetkârını çok sever, ona dâima duâ ve ikramlar da bulunurdu.

Çok zengin olmasına rağmen Enes bin Mâlik (r.a)’in son derece sade ve zahidâne bir hayatı vardı. Lüks, gösteriş ve dünya malına asla rağbet etmedi. Servetini fakirlere ve bilhassa talebeleri için harcadı. Namazlarını o derece dikkat ve huşû içinde kılardı ki, Resûlullâh’ın nasıl namaz kıldı-ğını soranlara, Enes bin Mâlik (r.a)’ın namazı örnek olarak gösterildi.

Onun mümtaz vasıflarından birisi de hakperest oluşu, zulüm ve haksızlık karşısındaki cesaret ve gayreti idi. Zâlimler karşısında hakkı söylemekten asla çekinmezdi. Nitekim meşhur zalim Haccac bile onun bu vasfını bildiği için, ona zulüm etmekten çekinmiş, hâtta derslerine devam edip, gönlünü almaya veya öyle görünmeye çalışmıştır.

Ali bin Zeyd’den:

“-Haccac’la beraber Sarayda idim. Halka, Ya İbnü Eş’as’a taraftar olduklarına pişman olmalarını, ya da kendilerini öldürüleceğini, bu iki şıktan birini tercih etmelerini teklif ediyordu. Enes bin Mâlik çıka geldi. Yaklaşınca Haccac, Enes’e :

      “-Sus! Pis! Kâh Ali bin Talib (r.a.) kâh, İbnü Eş’as’la birlik olarak fitne içinde dolaşan! Kuvvet ve iradesi ile yaşadığım Allâh’a yemin ederim ki, zamkın ağaçtan koparıldığı gibi, senin boynunu koparırım! Kertenkele gibi senin derini soyarım!” dedi.

Bunun üzerine Enes bin Mâlik (r.a) :

      “-Bu sözü söyleyen benden daha mı iyi ki?”diye cevap verdi.

Haccac:

      “-Dikkat et, onu ben söylüyorum!”dedi.

Enes bin Mâlik (r.a) döndü ve şöyle dedi:

      “-Biz, Allâh’dan geldik ve yine O’na döneceğiz!”

daha sonra Haccac’ın huzurundan ayrıldı ve:

      “-Eğer oğlumu hatırlayıp onun âkibetin den korkmasaydım, ona, ebediyen cevap veremeyeceği bir söz söylerdim!”dedi. 2

Enes bin Mâlik (r.a) şöyle demiştir:

“-Resûlullâh (s.a.v), Ümmü Süleym’in evine gitti. Ümmü Süleym, Resûlullâh (s.a.v)’e hurma ve yağ getirdi. Resûlullâh (s.a.v)’de:

      “-Yağınızı yağdanlığa, hurmanızı kabına bırakın. Ben oruçluyum!” buyurdular.

Daha sonra da evin bir köşesinde farz namazı dışında bir namaz kıldı. Ümmü Süleym ve ev halkı için dua etti. Ümmü Süleym şöyle dedi:

      “-Ey Allâh’ın elçisi! Benim özel bir isteğim var!”

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Nedir?”diye sordu

Ümmü Süleym:

      “-Hizmetçin Enes için dua etmen!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v), dünya ve ahiret için hayırlı olan ne varsa benim için bunları zikrederek dua etti ve şöyle dedi:

      “-Allâh’ım ona mal ve çocuklar ver! Onu bereketli kıl!”

Enes bin Mâlik şöyle dedi:

      “-Gerçekten ben Ensâr’ın malı en çok olanlarındanım. Evladlarıma gelince kızım Ümeyme bana, Haccac’ın Basra’ya gelişine kadar yüzyirmi küsür tane öz çocuğumun vefat ederek toprağa gömüldüğünü söyledi!” 3

Veya şöyle de denilir:

      “-Ben, kendi zürriyetimden doksansekiz kişiyi defnettim. Araziler-imden senede iki defa mahsul aldım. Hayattan usanıncaya kadar yaşadım. Şimdi de dördüncüsünü yani günahlarımın affını umuyorum!”

Bu konuda başka bir rivâyet de şöyledir:

Ümmü Süleym, Resûlullâh (s.a.v)’e:

      “-Yâ Resûlallâh! Enes’e duâ et!”dedi.

Resûlullah (s.a.v) de:

      “-Allâh’ım, onun servetini ve neslini çoğalt. Onları Enes için hayırlı kıl!”diye duâ etti.

Ben, torunlarım hariç, zürriyetimden yüzyirmibeş kişiyi defnettim. Arazim yılda iki defa mahsul veriyordu. Benim dışımda arazisinden yılda ikidefa mahsul alan başka kimse yoktu!” 4

Hanımı Aliye anlatır:

“-Enes’ın bir bahçesi vardı yılda iki mahsul verirdi. Onun bahçesin-de bir reyhanı vardı ki; ondan misk kokusu gelirdi. Namazında o tıpkı Resûlullâh (s.a.v)’e benzerdi.

Sümame bin Abdullah anlatıyor :

“-Enes (r.a)’a yazın tarlalarını ekib biçen kâhyası gelerek kuraklık-tan şikâyet etti. Bunun üzerine Enes (r.a) su isteyerek abdest aldı ve namaz kıldı. Sonra da:

      “-Bir şey görüyor musun?”diye sordu.

Kâhya:

      “-Hiçbir şey görmüyorum!”dedi.

Enes (r.a) tekrar içeri girib namaz kıldı. Sonra üçüncü veya dördün-cü defa dışarı çıkarak:

      “-Bak!”dedi.

Nihayet Kâhya:

      “-Kuş kanadı gibi bulutlar görüyorum!”dedi.

Enes (r.a), tekrar namaz kılıb duâ etmeye başladı.

Kâhya içeri girerek

      “-Hava karardı ve yağmur da yağdı!”dedi.

Enes (r.a):

      “-Öyleyse Bişr bin Şegal’ın gönderdiği ata bin yağmurun nerelere kadar yağdığına bak!”dedi.

Kâhya ata bindi, gitti. Bir de ne görsün! Yağmur, Müsseyyerlilerin saraylarını ve Gadban köşkünü geçmemiş!

Sabit el-Bünani’den gelen kısa bir rivâyette ise:

Kâhyanın, Enes (r.a)’a gelib toprakların susuzluğundan şikayet ettiği ve duâdan sonra Enes (r.a)’in kendisine yağmuru, onunda arazilerinden ileri geçmediğini gördüğü kaydedilmektedir. 5

Salih bin Kürz’den:

“-Cariyem zina yapmıştı, cezasını verdirmek için onu, Hâkem bin Eyyüb’a götürecektim. Enes (r.a), çıka geldi. Yanımıza oturdu, ve:

      “-Salih, yanındaki cariye ne arıyor?” dedi.

Ben de:

      “-Cariyem, bir suç işlemiş de cezasını tatbik etmesi için onu kadıya götürüyorum!”dedi.

Enes (r.a)’de:

      “-Yapma yâ Salih! Onu geri götür. Allâh’dan kork! Onun yaptığını açığa vurma!”dedi.

Ben:

      “-Yapamam!”deyince, Enes (r.a):

      “-Beni dinle, onu kadıya götürme!”dedi ve beni bundan vaz geçirin- ceye kadar ısrar etti. 6

Enes (r.a) anlatıyor:

      “-Ey Allâh’ın Resûlü! Birbirimize selâm verirken başımızı eğebilir miyiz?”diyerek sorduk.

      “-Hayır” dedi.

      “-Birbirimizle kucaklaşabilir miyiz?”diye sorduk.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Hayır!”dedi.

Biz:

      “-Peki birbirimizle tokalaşabilirmiyiz?”diye sorduk.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Evet!”dedi.

Yine Enes (r.a)’den bir zat şöyle sordu:

      “-Ey Allâh’ın Rasûlü! Herhangi birimiz, kardeşiyle veya arkadaş-larıyla karşılaştığı zaman selâm vermek için başını eğebilir mi?”

      “-Hayır!”diye cevab verdi.

Adam:

      “-Kucaklaşıb öpüşebilir mi?”diye sordu.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Hayır!”diye cevab verdi.

Bu defa adam:

      “-Elini sıkarak, musafaha edebilir mi?”diye sorunca,

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Evet!”buyurdular.

Rezin, râvinin,

      “-Onu öpebilir mi?”sorusuna verilen cevaba:

      “-Ancak yolculuktan dönüşte öpebilir!”sözlerini de eklemektedir. 7

Enes (r.a)’den:

“-Resûlullâh (s.a.v) konuştuğu zaman bir sözü üç defa tekrar ederdi. Bir topluluğun yanına varınca onlara üç defa selâm verirdi.

Sümame bin Enes (r.a)’den:

“-Enes konuştuğu zaman bir sözü üç defa tekrar ettiğini ve yabancı bir yere gitmek istediği zaman da üç defa izin istediğini söylerdi.

Enes (r.a)’den:

      “-Resûlullâh (s.a.v) konuştuğu zaman, sözlerinin zihinlerde yerleş-mesi için üç defa tekrar ederdi” 8

Enes bin Malik den :

“-Bir adam, Resûlullâh (s.a.v)’in yanına geldi, onu devesine bindir-mek istedi. Resûlullâh (s.a.v)’de :

      “-Biz de seni devenin yavrusuna bindirelim!”deyince, Adam:

      “-Yâ Resûlallâh (s.a.v) devenin yavrusuna nasıl bineyim?”dedi.

Resûlullâh (s.a.v)’de:

      “-Bütün develeri dişi deve doğurmaz mı?”buyurdular.

Enes bin Mâlik (r.a)’den:

“-Zahir adındaki bir Bedevi, çölden Resûlullâh (s.a.v)’e hediyeler getirmişti. Dönüb gitmek isterken, Resûlullâh’da ona hediyeler verdi, ve:

      “-Zahir, bizim çölde yaşayanımızı temsil eder, biz de onun şehirde yaşayanını temsil ederiz!”buyurdular.

O, çirkin biri olduğu halde, Resûlullâh (s.a.v), onu çok severdi. O, alışveriş ederken Resûlullah (s.a.v) arkasından gelir, onu kucaklar, kendi-sini adama göstermez, ve:

      “-Ben kimim?”diye sorardı.

Adam döndüğü zaman Resûlullâh’ı tanır, sırtını Resûlullâh (s.a.v)’in göğsünden ayırmazdı. Resûlullâh (s.a.v)’de:

      “-Bu köleyi kim satın alacak?”diye sorar, adam da:

      “-Yâ Resûlallâh! O halde beni değersiz buluyorsun?”derdi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Fakat, Yüce Allâh katında değersiz değilsin, onun katında değerin çok yüksek!”buyururlardı. 9

Enes bin Mâlik (r.a) anlatıyor:

“-Ensâr’dan bir hasta delikanlıyı ziyarete gitmiştik. Biz daha onun yanında iken o genç ruhunu teslim etti. Biz onun gözlerini kapadık ve üzerine elbisesini örttük. İçimizden biri annesine:

      “-Onun için Allâh’a dua et!”dedi.

Annesi:

      “-Ama o öldü!”dedi.

Biz:

      “-Olsun sen yine duâ et!”dedik.

Kadın ellerini semâya doğru açarak:

      “-Allâh’ım ben sana iman ettim. Resûlü’nün yanına hicret ettim. Şimdi ise başıma bu hadise meydana geldi. Beni bu sıkıntıdan kurtar. Allâh’ım sana yalvarıyorum. Bu musibeti bana yükleme!”diye dua etti.

Duânın akabinde çocuk dirildi yüzünden örtüyü çekti. Daha sonra bizimle beraber yemek yedi.

Beyhaki, Salih bin Beşir, tarikiyle rivâyet ettiği hadis’de, Saib adın-daki bu gencin annesinin, a’ma (gözleri görmez) ve yaşlı bir kadın oldu-ğunu naklediyor:

Enes bin Mâlik (r.a)’dan:

      “-Bu ümmet içinde üç şeyle karşılaştım ki, şayet bunlar, Beni İsrâil- de olsaydı, bir türlü anlaşamazlardı?”

Biz:

      “-Yâ Ebâ Hamza, nedir onlar?”diye sorduk.

Şöyle anlattı:

“-Biz, Mescid-i Nebevi’nin sofasında, Resûlullâh (s.a.v)’in yanında idik. Muhacirlerden bir kadınla, buluğa ermiş oğlu geldi. Kadın, kadınlar kısmına geçti. Çocuk’da bizim yanımıza geldi. Aradan çok geçmeden, çocuk Medine vebasına yakalandı ve uzun bir zaman hasta yattı. Sonunda öldü. Resûlullâh (s.a.v), çocuğun gözlerini kapattı ve kefenlenmesini emr-etti. Çocuğu yıkamak istedik. Fakat Resûlullâh (s.a.v):

      “-Yâ Enes! Git de annesine haber ver!”dedi.

Gidib çocuğun annesine haber verdim. Kadın geldi. Çocuğun ayak ucuna oturdu. Ayaklarını tuttu ve şöyle dua etti:

      “-Allâh’ım! Ben, isteyerek sana iman ettim. Senden korktuğum için, putları bıraktım. Arzumla sırf senin için hicret ettim. Allâh’ım puta tapan-ları bana güldürme, gücümün yetemeyeceği bu yükü bana yükleme!”

      “-O, Allâh’a yemin ederim ki, kadın sözünü bitirir, bitirmez, çocuk ayaklarını kıpırdatmaya başladı. Sonra da yüzünden örtüyü attı. O çocuk Resûlullâh (s.a.v) vefat edinceye kadar da yaşadı!” 10

Enes bin Mâlik (r.a)’den:

“-Allâh’ın Resûlü, insanların en güzel ahlâka sahib olanı idi. Benim Ebû Umeyr adında bir kardeşim vardı, Resûlullâh (s.a.v) gelib kardeşimi görünce:

      “-Yâ Ebâ Umeyr! Kuş ne yapıyor?”diye sorardı.

Bu kuş, kardeşimle oynardı. Bazı namaz vakitlerinde Resûlullâh, bizim evde olur, bir seccade serilmesini emreder, seccadeyi süpürür ve sular, sonra üzerinde namaza durarlardı. Bizler’de arkasında namaz kılar-dık. Seccade, hurma lifinden yapılmıştı.

Enes bin Mâlik (r.a)’den:

“-Resûlullâh (s.a.v) Ebû Talha’nın yanına gelir, onun Ebû Umeyr adındaki oğlunu üzgün görünce, onunla şaka yapar, ve:

      “-Ebû Umeyr’in üzgün olmasının sebebini nedir?”diye sorardı.

Kendisine:

      “-Yâ Resûlallâh! Ebû Umeyr’in oynadığı….kuş öldü!”derlerdi.

Resûlullâh (s.a.v)’de:

      “-Yâ Ebâ Umeyr! Eyne tuğayyir? Yâ Ebâ Umeyr! Kuşcuk nerede, ona ne oldu?”diye sorardı” 11

Müsennâ bin Secid ez Zari den:

“-Enes bin Mâlik’in şöyle söylediğini işittim:

      “-Sevgili Peygamberimi (rüyamda) görmediğim bir gece olmuyor!” diyor, daha sonra ağlamaya başlıyordu. 12

Enes bin Mâlik (r.a) anlatıyor:

“-Bir gün, Resûlullah (s.a.v)’in bir işini görüyordum. İşi bittikten sonra, Resûlullâh (s.a.v), nasılsa uyuyor deyip dışarı çıktım. Çocukların yolda oynaştıklarını görünce, oyunlarını seyretmeye başladım. Biraz sonra Resûlullâh (s.a.v) çıka geldi. Çocukların yanına gelib de, selâm verdikten sonra beni yanına çağırdı ve bir yere gönderdi. İşini yapıp gelinceye kadar, onu kimseye söylemedim. Bu yüzden annemin yanına geç gelmiş idim. Annem bana:

      “-Niçin böyle geciktin?”diye sorunca,

Ben:

      “-Resûlullâh (s.a.v), beni bir ihtiyacı için göndermişti de!” dedim.

      “-Nedir o ?”diye sordu.

      “-O, Resûlullâh (s.a.v.)’in bir sırrıdır, sana söyleyemem!”dedim.

Annem:

      “-Oğlum, Resûlullâh (s.a.v)’in sırrını sakla!”dedi.

      “-O sırrı şimdiye kadar hiçbir kimseye söylemediğim için, sana da söylemeyeceğim!” 13

Enes bin Mâlik (r.a) anlatıyor:

“-Bir Yahudi çocuğu. Allâh’ın Resûlü’ne hizmet ediyordu. Bir gün Hastalandı. Resûlullah onu ziyarete gitti. Baş ucuna oturdu ve ona:

      “-Müslüman ol!”buyurdu.

Çocuk, yanında duran babasının gözlerine baktı.

Babası:

      “-Muhammed’in arzusunu yerine getir!”dedi, çocuk Müslüman oldu.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Onu ateş’den kurtaran Allâh’a hamd olsun!”diyerek oradan ayrıldı.

Resûlullâh (s.a.v) birisine:

      “-Müslüman ol ki, selâmette olasın!” buyurdu.

O da:

      “-İstemeyerek oluyorum!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-İstemesen de ol!”buyurdular. 14

Enes bin Mâlik (r.a) anlatıyor:

“-Resûlullâh (s.a.v):

      “-Bunu yapamazsanız, ki elbette yapamayacaksınız, kâfirler için hazırlanan ve yakıtı insanlarla taşlar olan ateşten korkun!”

Âyetini okudu ve şöyle dedi:

      “-Cehennem kızarıncaya kadar bin sene yakıldı, beyazlayıncaya kadar bin sene daha yakıldı. Simsiyah oluncaya kadar, bin yıl daha yıkıldı. O, alevi asla sönmeyen simsiyah bir ateş oldu!”

Bunun üzerine, Resûlullah (s.a.v)’ın önünde bulunan zenci bir adam, yüksek sesle ağladı. Cebrâil (a.s) inerek:

      “-Önündeki bu ağlayan kimdir?”diye sordu.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Hâbeşli bir adamdır!”dedi ve onu övdü.

Cebrâil (r.a) de, Allah’u Teâla’nın şöyle buyurduğunu bildirdi:

      “-İzzetim, Celâlim ve arşım üstündeki makamın hakkı için dünyada benim korkumdan dolayı ağlayan kulumu, cennette güldüreceğim!” 15

Enes bin Mâlik (r.a)’den:

      “-Ey Allah’ın Resülü! Emri bil Maruf, Neyh-i anil Münker ne zaman terk edilecek?”diye sordum.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Aranızda sizden önceki İsrâil oğullarının içinde çıkanlar çıktığı zaman!”buyurdu.

      “-Onların arasından çıkanlar ne idi yâ Resûlallâh?”diye sordum.

      “-İyi kimseleriniz yağcılıkla, kötüleriniz fuhuşla uğraşmaya başla-dığı, idare küçüklerinizin, hukuk’da rezillerinizin eline geçtiği zaman!” 16

Enes bin Mâlik (r.a)’den:

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Kıyamet gününde, Nebi ve şehid olmadıkları halde, kendilerine Allâh tarafından verilen nurdan minberler üzerinde görülen, Nebî ve şehidlerin kıskandığı kimseleri haber vereyim mi?” buyurdu.

      “-Kim onlar? Yâ Resûlallâh!”diye sordular.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Allâh’ın kullarını Allâh’a sevdirenler, Allâh-ı’da kullarına sevdi-renler ve nasihat ederek yeryüzünde dolaşanlardır!”buyurunca:

      “-Allâh’ı kullara sevdirmeyi anladım, fakat kullarını Allah’a sevdir-mek nasıl oluyor?”dedim.

      “-Allâh’ın sevdiği şeyleri onlara emrederler. Allâh’ın fena gördük-lerini de onlara yasaklarlar. İşte onlara itaat ettikleri zaman Aziz ve Celil olan Allâh’da onları sever!”buyurdular. 17

Enes bin Mâlik (r.a) anlatıyor:

“-Resûlullâh (s.a.v), Medine’ye geldiği zaman ben 10 yaşında idim. Vefat ettiği zaman da 20 yaşında idim. Annemler beni onun hizmetine teşvik ediyorlardı.

Sümâme den:

Enes bin Mâlik (r.a)’e:

      “-Bedir’de bulundun mu?”dendi.

      “-Bedir de nasıl bulunmam! Anasız kalasıca!”diye mukabele etti.

Muhammed bin Abdullah el-Ensâri diyor ki:

      “-Enes bin Mâlik, Resûlullâh (s.a.v) ile beraber Bedir’e doğru yola çıktılar. Enes bin Mâlik o zamanlar Resûlullah’a hizmet eden küçük bir çocuktu!” 18

Enes bin Mâlik (r.a):

“-Ensâr’dan 20 genç, Resûlullâh’a hizmet için ondan ayrılmazlardı. Resûlullâh (s.a.v) bir işi yaptırmak istediği zaman onları gönderirdi.

Enes bin Malik anlatıyor :

“-Resûlullâh (s.a.v.)’in vefat ettiği gün Medine’de her yeri karanlık kapladı. Ortalık Âdeta zindan kesildi. Öyle ki, O’nu defn eder etmez kalbimiz kederle doldu.

Yine ondan:

      “-Resûlullâh (s.a.v)’in, Medine’ye girdiği günden daha berrak daha tatlı bir gün görmedim. O’nun ölümüne’de şahid oldum. Ve, o günden daha karanlık, daha acı bir gün görmedim!” 19

Enes bin Mâlik (r.a), Resûlullâh (s.a.v) ile birlikte on yıl gibi koca bir ömrü birlikte geçirdi. O’nunla Vedâ Hacc’ında beraber olduktan sonra Medine’ye döndü. Hicri 11. Miladi 632. yılda Resûlullah (s.a.v)’in vefat-ında Medine’de bulunuyordu. Resûlullâh’ın vefatı onu çok etkiledi.

Resûlullâh (s.a.v)’ın vefatından kısa bir süre sonra birinci halife Ebû Bekr (r.a) Enes bin Mâlik (r.a)’ı Bahreyn’e vergi tahsildarı olarak gönder-meyi düşündüğü zaman Hz.Ömer (r.a) onun gençliğinin bu görev için bir engel teşkil etmeyeceğini belirterek bu tayini destekledi. Bahreyn ve havalisine âmil olarak gönderilerek oraların zekâtlarını toplamaya memur edilmiştir. Ebû Bekr (r.a)’in vefatında, Enes bin Mâlik (r.a), Bahreyn’de görev başındaydı. Sonra Medine’ye geri geldi.

İkinci halife Hz.Ömer (r.a), Enes bin Mâlik (r.a)’ı savaş meydanla-rına göndermeyerek yanında alıkoydu. Ve, meşveret meclisine dahil etti. Hz.Ömer (r.a), Enes bin Mâlik’in akıl ve hizmetinden daima istifade etmiştir. Hz.Ömer (r.a) devrinde Medine’de kalan Enes bin Mâlik (r.a), zamanının çoğunu fıkıh öğrenib öğretmekle geçirdi.

Bu arada Hz.Ömer zamanında Basra’ya vali tayin edilen Ebû Mûsâ el-Eş’ari bazı sahabilerle birlikte Enes bin Mâlik (r.a)’ı’da beraberinde götürdü. Orada yerleşti. Basralılar’a namaz kıldıran, hadis ve fıkıh okutan Enes bin Mâlik (r.a) daha sonra bir müddet Şam’dada kaldı. Orada bir müddet kaldıktan sonra tekrar Basra’ya dönüp orada yerleşti. Evinin eski Basra’nın kuzey batısında, şehre ondört kilometre uzaklıktaki Zaviye semtinde bulunduğu söylenmekte Basra’da ayrıca dört evinin olduğu kaydedilmektedir.

Enes bin Mâlik (r.a), İran bölgesinde meydana gelen bir çok savaş-lara kardeşi Berâ’ bin Mâlik ile birlikte katılmıştır.

İshâk bin Abdullah, bin Ebi Talha anlatıyor:

“-Enes bin Mâlik ve kardeşi Berâ bin Mâlik, Irak’ta Hârik mevkiin-deki kalelerden birinin muhasarasında bulunuyorlardı. Kaledekiler kızgın zincirlerin ucuna kancalar takıb kale bedenlerinden aşağıya sarkıtmışlardı. Kancalar bir insana takıldığında, onu hemen tutub yukarıya çekiyorlardı. Enes bin Mâlik’de çengele takıldı onu da yukarı çekmeye çalıştılar.

Enes bin Mâlik (r.a), kale duvarından yukarıya yükseltilirken kardeşi Berâ’ bin Mâlik, hemen geldi atlayıb eliyle kızğın zinciri tuttu. Yukarıdan sarkıtılan ip koptu. Berâ’ bin Mâlik (r.a), eline baktığında avcunun için-deki etlerin yanarak kemiklerin meydana çıktığını gördü. Böylece, Allâh, Enes bin Mâlik’i kurtarmış oldu.

Aynı hadiseyi, Taberâni tarikiyle şöyle rivâyet ediliyor:

“-O, kancalardan biride Enes bin Mâlik’e takıldı. Kaledekiler Enes’i yukarı çekmeye başladılar ve ayaklarını yerden kestiler. O sırada savaş-makta olan kardeşi Berâ’’ya:

      “-Kardeşine yetiş, onu kurtar!”dediler.

Berâ’ koştu. Enes’in yukarı çekilmekte olduğunu görünce, hemen duvara sıçradı ve dönen zinciri yakaladı. Kaledekiler, onları çekiyorlardı. Berâ’’nın elinden dumanlar çıkarıyordu. Nihayet ip koptu. Berâ’, eline baktığında, et namına hiç bir şey kalmamıştı. 20

Enes bin Mâlik (r.a), Tuster şehrinin fethinde bulundu. Tuster şehri teslim alındıktan sonra ğanimet malları ile birlikte Tuster şehri valisi Hürmüzanı Medine’ye halife Hz.Ömer (r.a)’a getirilmesi görevini bizzat kendisi üstlenmiştir. Tekrar Basra’ya dönüb şehre vardığında halife Hz.Ömer’in şehâdet haberini öğrendi.

Üçüncü halife Osman (r.a) zamanında, Enes bin Mâlik (r.a), Basra şehrinde kalarak fıkıh öğretimine devam etmiştir. halife Hz.Osman’ın son devirlerinde meydana gelen fitne ve fesat olaylarına katılmamak için her imkanı kullanılmıştır. Medine’nin âsiler tarafından tehdit altında oldu-ğunu öğrendiği zaman, yanına İmrân bin Husayn (r.a)’i alarak ashâbın çoğu gibi Medine’ye hareket etti. Ertesi günü yoldayken halife Osman (r.a)’ın şehâdet haberini aldı.

Hz.Osman’dan sonra hilafet makamına Hz.Ali (r.a) geçti. Fitne ve fesat hareketlerinin ardı arkası birtürlü kesilmemişti. Fitnenin en mühim merkezlerinden biri Basra şehri idi. Enes bin Mâlik (r.a), Basra’da ikamet etmesine rağmen fitne ve fesat olaylarının hiçbirine karışmadı. Kendisine müsbet veya menfi açıdan yapılan fikir alışverişlerine itibar etmeyerek hepsini reddetti. Enes bin Malik, fitne ve fesat olaylarına karışmadığı gibi, ayrıca zulme ve haksızlığa karşı da cephe almıştır. Abdullah bin Zübeyr (r.a)’ın halifeliği zamanında kırk gün süreyle Basra valiliği yaptı.

Emevi hükümdarlarının çoğuna yetişen Enes bin Mâlik (r.a) zalim Haccâc bin Yusuf’un zulmüne uğrayanlardan biridir. Hicri 74 Miladi 693 yılında Câbir bin Abdullah el-Ensâri, Sehl bin Sa’d ve Enes bin Mâlik’i aşağılayarak halkın gözünden düşürmek isteyen Zalim Haccac bin Yusuf, onları halife Hz.Osman’a yardım etmemek, dolaysiyle de onun ölümüne sebebiyet verme suçuyla suçladı. Enes bin Mâlik (r.a) ile Sehl bin Sa’d’ın boyunlarına, Câbir bin Abdullah’ında eline kölelik damğası vurdurdu.

Ayrıca; Devlet-i Âliye-i Emeviye’ye baş kaldıran âsilere yardım etti gerekçesiyle Enes bin Mâlik (r.a)’ın bütün mal varlığına hukuk adına el koydu. Zalim Haccac’dan hukuk adına gördüğü, bu zülümleri hemen Emevi hükümdarı Abdülmelik’e bir mektub ile şikayet etti.

Emevi hükümdarı Abdülmelik’de Haccac-ı Zalim’e gönderdiği bir tâlimat ile, Enes bin Mâlik (r.a)’ın ğasb edilen mallarının kendisine iâde edilmesini, ve kendisinden özür dilenmesini emrettiği gibi Enes bin Mâlik (r.a)’ın üzerindeki emirlik hakkını da kaldırdığını bildirdi.

Bu talimattan sonra, verilen emirleri derhal yerine getiren Zalim Haccac, halka kötü görünmemek için de onun derslerine devam etmiş ve onun daima hâl ve hâtırını riyakârene olsa’da sormuştur. Böylece onu görünüşde hoşnud etmeye ğayret sarf etmiştir.

Enes bin Mâlik (r.a)’ın sahib olduğu üstün meziyetleri, uzun yıllar Resûlullâh (s.a.v)’ın hizmetinde bulunub O’nun terbiyesiyle yetişmesi yanında Resûlullâh (s.a.v)’ın sevdiği ve takdir ettiği bir Âileye mensub olmasıyla da açıklamak. Resûlullâh (s.a.v) zaman zaman Enes’lerin evine uğrar, yemeklerini yer, orada öğle uykusuna yatar, ev halkına cemaatle nâfile namaz kıldırırdı. Resûlullâh (s.a.v)’ın bu âileye gösterdiği iltifatı soy yakınlığı veya süt akrabalığı ile izah etmeye kalkışanlar olmuştur.

Hicretten hemen sonra Muhacirlerle Ensâr arasında yapılan muâhât (din kardeşlik bağı) ilanı merasiminin bu ailenin evinde cerayan etmesi onların ashab içindeki yerini gösteren bir başka hususturdur. Annesi Ümmü Süleym’ın isteği üzerine, Resûlullâh (s.a.v), Enes bin Mâlik’e ömrünün uzun, evlâdının çok, malının bol olması, ve bazı rivâyetlere cennete girmesi için dua etmiştir.

Bu duaların bereketiyle Enes (r.a) yüz yıldan çok ömür sürmüş, soyundan gelen yüz yirmi’den fazla kişinin öldüğünü görmüş ve hemen bütün kaynaklarda belirtildiğine göre bahçesindeki ağaçlar yılda iki defa meyve vermiştir. Kuraklık yüzünden mahsulün zarar gördüğü kendisine söylendiği zaman yağmur için dua etmiş ve yağmur yağdığı ğörülmüştür.

Resûlullâh (s.a.v)’ın hizmetinde bulunduğu yıllarda ondan birçok hususu öğrenmesi, uzun hayatı boyunca Resûlullâh (s.a.v)’den öğrendik-lerini öğretmeye çalışması Enes bin Mâlik’ın en önemli yönünü teşkil eder. Resûlullâh (s.a.v)’ın eğitim ve öğretim tarzına, insanlara özellikle çocuklara karşı hoş görüsüne ve diğer ahlâki davranışlarına dair birçok vasıtasıyla rivâyet edilmiştir.

Barış zamanlarında ve sefer esnasında olsun, Resûlullâh (s.a.v)’ın yanında kaldığını, her zaman onun istediği gibi davranamadığını, bununla birlikte ondan bir defa bile “uf” diye bir azar işitmediğini, bir hatası yüzün-den kendisini uyaracak olan hanımlarını:

      “-Bırakın çocuğu! O, Allâh’ın dilediğinden başka bir şey yapma-mıştır!”diye yatıştırdığını nakleder.

Resûlullâh (s.a.v)’ın genellikle ona:

      “-Yavrucuğum!”diye hitab ettiği bazen

      “-İki kulaklı Zü’l-Üzüneyn!”diye ona takılırdı.

Enes (r.a), iyi bildiği sünnete uyğun şekilde yaşamaya çalışırdı. Âbid ve zâhid bir şahsiyet olan Enes (r.a), namazda ayaklarına kan duruncaya kadar kıyamda dururdu.

Ebû Hüreyre (r.a):

      “-Resûlullâh (s.a.v)’ın kıldığı namaza en çok benzeyen namazın, Enes’ın kıldığı namazdı!”diye ifade ederdi.

Resûlullâh (s.a.v)’ın vefatından sonra kendisini çok özlediğini, her gece rüyada gördüğünü, huzuruna çıkıb:

      “-Yâ Resûlallâh! Küçük hizmetkârın geldi!”demeyi çok arzu ettiğini söylerdi.

Resûlullâh (s.a.v)’e aid olan, bir çubukla bir saç telini yanından hiç ayırmaz, ölünce bunların kabrine konulmasını isterdi. Vefat ettiği zaman vasiyeti üzerine çubuk kefeniyle böğrü arasına, saç teli de dilinin altına yerleştirildi. Yanından hiç ayırmadığı diğer bir hâtıra da;Mısır Hükümdarı Mukavkıs’ın Resûlullâh (s.a.v)’e hediye ettiği cam bardaktı.

Enes bin Mâlik (r.a), aynı zamanda iyi bir ok atıcısıydı. Çocuklarını dahi bu spora teşvik eder, onlara ok yarışları yaptırırdı. Bir defasında Mekke yakınlarındaki Merrüzzehrân’da bir tavşanı ürkütüb kaçırdıklarını herkesin yorulduğu bir sırada kendisinin tavşana yetişib yakladığını ve onu alıb üvey babası Ebû Talha’ya getirdiğini, tavşanı pişirdikten sonra butlarını Resûlullâh (s.a.v)’e götürdüklerini söylemesi, çocukluk yılların-dan itibaren spora yatkın olduğunu göstermektedir.

Enes bin Mâlik (r.a)’ın çocukluk yıllarında alnında bir tutam kâkülü bulunduğu, Resûlullâh’ın, bazen onun kâkülünü tutub okşayıb çektiği, sonraki yıllarda alaca hastalığı sebebiyle yüzünde bir beyaz leke hâsıl olduğu rivâyet edilmektedir.

Âlim Sahabelerin ileri gelenlerinde olan Enes bin Mâlik (r.a), 2286 hadis rivâyet ederek En çok hadis rivâyet eden sahâbelerin üçüncüsü olmakla şereflendi. Çok hadis rivâyet ettikleri için “Müksirün”diye anılan yedi sahabiden biri olan Enes bin Mâlik (r.a), sayısı tekrarlarıyla birlikte 2286 adeti bulduğu söylenen rivâyetleriyle müksirûnun arasında üçüncü sırada yer almıştır. Çeşitli sayımlara göre rivayetlerinin 168’ı veya 180’ni hem Bûhâri hemde Müslim’in el-Câmiu’s-Sahih’lerinde yer almış, Bûhâri ayrıca seksen, Müslim’de doksan kadar rivâyetine yer vermiştir.

Enes bin Mâlik’in rivâyetleri toplu olarak Ahmed İbn-i Hanbel’in el-Müsned’inde bulunmakta olub bunların sayısı 2172 ile 2186 veya 2286 arasında dır.

Resûlullâh (s.a.v)’den başka Hz.Ebû Bekr, Ömer, Osman, Fâtıma, Muâz bin Cebel, Üseyd bin Hudayr, Ebû Zer, Annesi Ümmü Süleym, teyzesi Ümmü Harâm, teyzesinin kocası Ubâde bin Sâmit, üvey babası Ebû Talha gibi sahâbilerden de hadis öğrenen Enes bin Mâlik (r.a)’den Hasan-ı Basri, İbn-i Sirin, Şa’bi, Ebû Kilabe el-Cermi, Mekhûl bin Ebû Müslim, Ömer bin Abdülaziz, Zühri, Katâde bin Diâme, Ebû Amr bin Âla, gibi ünlü şahsiyetler hadis almışlardır.

Enes bin Mâlik (r.a)’ın güvenilir talebeleri; Hicri 150. Miladi 767. zayıf talebeleri de; Hicri 170. Miladi 786 yıllarına kadar yaşamışlar ve kendisiden 200 kadar talebesi rivâyette bulunmuştur. Hicri 200. Miladi 815 yılları civarında ölen ve yalancılıkla itham edilen bazı kimseler de ondan hadis rivâyet ettiklerini ileri sürmüşlerdir.

Enes bin Mâlik (r.a), hadis rivâyeti sırasında çok titiz davranır, hata yapmaktan çok korkardı. Resûlullâh (s.a.v)’den duyduğunu aynen aktara-mamış olabileceği düşüncesiyle bir hadisi rivâyet ettikten sonra:

      “-Veya Resûlullâh böyle bir şey dedi, Ev kemâ kale Resûlullâh!” ilâvesinde bulunurdu.

Rivâyetlerinin yazılı olduğu defterleri gerektiğinde talebelerine gös-termesinden anlaşıldığına göre hadisleri ezberlemekle yetinmeyib onları yazıyordu. Çok hadis bildiği halde titizliği sebebiyle bütün bildiklerini rivâyet etmez, çok rivâyet edenin yanılacağını söylerdi. Enes bin Mâlik, ayrıca ashâb arasında orta derecede fetva verenlerden biriydi.

Uzun yıllar yaşadığı halde hâfızası bozulmayan Enes bin Mâlik’ın geniş hadis kültüründen ençok faydalanan Basralılar’ın bu imkâna sahib oldukları için çok mutlu oldukları rivâyet edilir. Bazı hadislere itiraz etmeye yeltenen “Ehl-i Ehvâ’ya” karşı:

      “-Gelin işin doğrusunu Enes bin Mâlik’den öğrenelim!”diyebilme-leri onlara çok büyük güç ve moral kazandırmıştır. 21

Emeviler zamanında, Âshâb-ı Kirâm’ın sayıları gittikçe azaldı. Kalanların ise kıymeti her gün daha da çok artmaya başladı. Halk, bu gibi zevâtı arıyor buluyor ve onları harfiyyen dinliyordu. Enes bin Mâlik’de Âshâb-ı Kirâm içinde en uzun ömürlü olanlarından biri idi. Bu itibarla halkın iltifatına ve muhabbetine daima mazhar olmuştur.

Resûlullâh (s.a.v)’in vefatlarından sonra, Enes bin Mâlik (r.a), ders vermeye başladığı zaman, Resûlullâh (s.a.v) devrini, büyük bir zevk ve şevk içinde anlatır ve Resûlullâh (s.a.v)’in ahvalinden bahsederken vecd içinde âdeta kendinden geçerdi. Enes bin Mâlik (r.a) küçük dahi olsa her bir halini sünneti Nebeviye uydurmaya çalışırdı. Resûlullâh (s.a.v)’ın bütün hal ve ahvalini kendisine rehber yapmıştı. O’nu aynen taklit ederdi.

Enes bin Mâlik’in çocukları arasında Abdullah, Ubeydullah, Zeyd, Yahya, Hâlid, Musâ, Nadr, Ebû Bekr, Ömer, A’lâ, Bera’, Ebû Ümeyr, Ümera, adlı oğullarını Remle, Ümeyme ve Ümmü Haram ismindeki kız çocuklarını sayabiliriz. Bu evlâdlarının hepsi meşhur olmuşlardır.

Enes bin Malik (r.a) son derece yakışıklı ve nurâni yüzlü bir kimse idi. Zaman zaman sakalını boyardı. Bütün hayatı boyunca son derece sade ve basit bir hayat sürdürmüştür. Fakir fukara gördüğü zaman hemen yanına giderek tasaddukta bulunur, talebelerine harçlıklar vererek onları beslerdi.

Enes bin Mâlik, son derece ğayyur ve cesur idi. Hiçbir şey den korkmaz ve çekinmezdi. En çok korkulan vali ve hükümdarlar karşısında her bir sözünü hakça ve açıkça çekinmeden hak ölçüleri içinde söyleyerek onları hizaya sokardı. Ğazvelere iştirak ettiği zaman, sanki bir ordu imiş gibi ğayet fütursuzca düşman üzerine hücum ederek gözlerini yıldırır ve onları korkuturdu.

Enes bin Mâlik (r.a), uzun boylu, oldukça endamlı, nur yüzlü ve kınalı sakallı biriydi. Çok atikti. Koşularda onunla hiç kimse yarışamazdı. Son derece nazik, latif ve yumuşak huyluydu. Neşeli hali yanındakileri sevindirirdi. İlme ve ibadete olan düşkünlüğü herkesin ilgisini çekerdi.

Enes bin Mâlik (r.a), Basra hadis ekolünün kurucusudur. Basra’da hadis ilmi ekolu ona dayanır. Basra’nın en büyük hadis imamlarını yine o yetiştirmiştir. Bunlardan Hasan-ı Basri, Muhammed İbn-i Sirin, Katâde gibi nice büyükleri sayabiliriz.

Basra’da vefât eden sahâbilerin sonuncusu kabul edilen, yüz yıldan fazla yaşaması sebebiyle muâmmerûn’dan sayılan Enes bin Mâlik, artık iyice yaşlanmıştı. Hicretten bu tarafa çok uzunca bir ömür sürmüştü. Hulefâ-i Raşidin’i gördüğü gibi, Emevilerin’de pek çok sultanlarını ve hükümdarlarını görmüş yaşayan bir tarih idi.

Enes bin Mâlik (r.a), bunu en veciz şekilde şöyle anlatır:

      “-İki kıbleye de namaz kılan benden başka kimse kalmadı!” 22

Irak’ın Basra şehrinde hastalandığı haberi etrafa yayılınca, halk dalğalar hâlinde evine gelerek kendisini ziyaret etti. Gece gündüz yanın-dan ayrılmadılar. Nihayet Hicri 90-93. Miladi 711-12 yılında 100 küsür yaşlarında Basra’da rahmeti rahmana kavuştu. Onun Hicri 90-92 veya 95 Miladi 709-710-711-714 yıllarında vefat ettiğini ileri sürenler de vardır. Enes (r.a)’nın yaşı ve vefat tarihi oldukça ihtilaflıdır. Allâh-u Âlem birinci zikr edilen tarih Hicri 90. Miladi 709 yıllarının daha kuvvetlidir.

Enes bin Mâlik (r.a)’ın vasiyeti üzerine, Resûlullâh (s.a.v)’in saçla-rından bir kısmı kefeninin arasına veya kabrine kondu. Yine vasiyeti icabı Resûlullâh (s.a.v)’ın yanında bulundurduğu asasını kefenine koymalarını saçlarından birkaç teli dilinin altına koymalarını vasiyet eder, ve o şekilde techiz ve tekfini yapıldı. Böylece Basra’da en son vefat eden sahâbe olan Enes bin Mâlik (r.a)’ın kabri de Basra’da dır.

Onu, talebesi Muhammed İbn-i Sirin yıkadı ve kefenledi. Namazınıda Katan bin Müdrik el-Kilâbi kıldırdı.

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.



1- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-8-234 
2- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-5-1918 
3- Muhtasar Fethü’l-Bâri-Oruç-1982 
4- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-5-2039 
5- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-5-2021 
6- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1022 
7- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1096 
8- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1239 
9- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1176 
10- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-5-1990 
11- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1175 
12- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-949 
13- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1102 
14- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-1-80 
15- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1228 
16- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-4-1549 
17- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1247 
18- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1296 
19- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-573 
20- M.yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-2-518 
21- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi-11-234-235 
22- Buhâri Tefsir-2-15