Ebû Züeyb El-hüzeliy

Beni Huzeyl’in meşhur şairlerinden olan Ebû Züeyb (r.a)’ın asıl ismi Huveylid bin Hâlid’dir. Fakat, İslâm Tarihinde, Ebû Züeyb el-Hüzeliy künyesi ile meşhur olmuştur. Ebû Züeyb (r.a)’in kaç tarihinde doğduğu bilinmemekte ise de vefatı Hicri 28. Miladi 648-49 yıllarında Mısır’da vefat etmiştir.

Ebû Züeyb El-hüzeliy

Ebû Züeyb El-hüzeliy
أبُـو ذ ُؤَيــبُ اْلــهُــذَ لِــيّ


 Baba Adı    :    Hâlid bin Muhriz.
 Anne Adı    :    Bilgi yok.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Bilgi yok.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 28. Miladi 648-49 yılların da Mısırda veya Bizans’a karşı yapılan savaşların birinde vefat etti, denilir.
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok.
 Eşleri    :    Bilgi yok.
 Oğulları    :    Bilgi yok.
 Kızları    :    Bilgi yok.
 Gavzeler    :    Bilgi yok.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Bilgi yok.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    Rivayeti var, sayısı belli değildir.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Huveylid bin Hâlid bin Muharres bin Zübeyd bin Mahzum bin Sahileh bin Kahil bin el-Haris bin Temim bin Sa’d bin Huzeyl.
 Lakap ve Künyesi    :    Ebû Züeyb el-Hüzeliy.
 Kimlerle Akraba idi    :    Bilgi yok.



Ebû Züeyb El-hüzeliy Hayatı

Beni Huzeyl’in meşhur şairlerinden olan Ebû Züeyb (r.a)’ın asıl ismi Huveylid bin Hâlid’dir. Fakat, İslâm Tarihinde, Ebû Züeyb el-Hüzeliy künyesi ile meşhur olmuştur. Ebû Züeyb (r.a)’in kaç tarihinde doğduğu bilinmemekte ise de vefatı Hicri 28. Miladi 648-49 yıllarında Mısır’da vefat etmiştir. Beni Huzeyl’in en iyi şairidir. Şiirleri insanlar arasında dilden dile dolaşıb, kendisi ve şiirleri oldukça meşhur olmuştur.

Ebû Züeyb el-Hüzeliy (r.a)’ın Müslümanlığı kabul edişi bir hayli geç olmuştur. Bu sebebten dolayı Resûlullâh (s.a.v)’den hadis rivayeti yok denecek kadar azdır.

Hicri 9. Miladi 630 yılında kabilesiyle birlikte islâmiyeti kabul etti. Kabilesi ve kendisi çölde hayatlarını sürdürdüklerinden İslâmiyeti kabul ettikten sonra tekrar çöle döndüler. Bir gün Resûlullâh (s.a.v)’ın çok ağır hasta olduğunu haber alınca, hemen, Medine’ye geldi, ancak Medine’ye varınca, Resûlullâh (s.a.v)’ın henüz vefat etmiş olduğunu öğrendi.

Müslümanların ileri gelenleri (Beni Said’e Sakifesi)’nde, Beni Said-lerin bahçelerinin çardağında veya gölgeliğinde halifeyi seçmek üzere toplanmışlardı. Ebû Züeyb el-Hüzeliy (r.a)’da oraya gitti. Hz.Ebû Bekr ve Hz.Ömer’ın konuşmalarını dinledi. Hz.Ebû Bekr (r.a)’e birinci halife olarak Müslümanların ona biat etmesine şahid oldu.

Resûlullâh (s.a.v)’ın cenaze namazına ve defnine katıldıktan sonra yaşadığı çöllere geri döndü. Hz.Ebû Bekr (r.a)’ın vefatından sonra yerine gelen ikinci halife Hz.Ömer (r.a)’na:

      “-Yâ Emire’l-Mü’minin hangi iş daha efdaldir?”diye sordu.

Hz.Ömer (r.a):

      “-Allâh’a iman!”dedi.

Ben onu sormuyorum. Ondan sonra hangisi efdâldir?”diye sordu.

Hz.Ömer (r.a):

      “-Allâh yolunda cihaddır!”dedi.

O da mealen:

      “-Sen ki, bu nârdan kendini korumak ve cennete teveccüh etmektir, diyorsun; o halde ben de ğazi olarak cihada iştirak edeceğim!”demiştir. 1

Kendisine Allâh yolunda cihad etmeyi tavsiye etmesi üzerine Mısır ve Kuzey Afrika bölgesinın fethine katıldı. Hz.Ömer’ın vefatından sonra Hz.Osman (r.a) devrinde Hicri 26. Miladi 646-647 yıllarında Abdullah bin Sa’d bin Ebû Serh (r.a) kumandasında yapılan Afrika seferinde bulundu. Bu savaş şöyle gelişmişti:

Sübeytıla Savaşı:

Miladi 647 yılında kendi devleti Batı Roma Bizans’a karşı isyan edip kendi bağımsızlığını kazanan İfrikiyye genel valisi komutan general Gregorius ile Mısır valisi, Abdullah bin Sa’d bin Ebî Serh’ın merkezi Sübeytıla olan yerde meydana geldi.

Mısır valisi, Abdullah bin Sa’d Ebî Serh, komutasında ki ordu kırk-bin mücahid ile savaşı devam ettiriyordu. Muhteşem zaferlerle Trablus’a kadar ilerleyen İslâm orduları, orada, Romalılar’dan 120 bin kişilik bir ordunun mukavemetiyle karşılaştı. Günlerce devam eden bu kanlı muha-rebelerde Müslümanlar Romalılara karşı kahramanca çarpışmalara devam ettiler. Muharebeler çok şiddetli devam ediyordu. Her gün şafakla başla-yan harb, ancak öğleye kadar devam edebiliyor, sonra her iki tarafın askerleri güçsüz ve takatsiz bir şekilde, çadırlarına çekiliyorlardı.

İfrikiyye genel valisi komutan genaral Gregorius sayı üstünlüğüne rağmen Müslümanları yenemediğinden, dolayı fevkalâde müteessirdi. Birden aklına kurnazca bir fikir geldi. Ve şöyle bir bildiri yayınladı:

      “-İslâm ordularının baş komutanı olan, Abdullah bin Sa’d bin Ebî Serh'i öldürecek, olana İfrikiyye genel valisi komutan general Gregorius güzel kızını verecek. Ayrıca yüz bin altınla onu mükâfatlandıracaktır!”

Komutan general Gregorius’un güzel kızı o sırada, Roma ordusunda, babası ile birlikte Müslümanlara karşı çarpışmalara devam ediyordu. Bu mükâfat haberi Roma ordusunda görev yapan genç askerleri oldukça gayrete getirdi. General Gregorius’un güzelliği dillere destan kızı ve yüzbin altın’ı alma sevdasıyla Müslümanların baş komutanı Abdullah bin Sa’d bin Ebî Serh’e doğru hücum ettiler. Emellerine muvaffak olamasalar da büyük zayiat verdiriyorlardı.

Bu durumu gören Abdullah İbn-i Zübeyr, baş komutanı korumak için fedailerden oluşan küçük bir imdat kuvvetiyle komutanın yardımına koştu. İslâm orduları baş komutanın başından, gözü dönmüş, Roma asker-lerini savdıkdan sonra İslam orduları baş komutanı-Abdullah bin Sa’d bin Ebi Serh’e şu teklifte bulundu:

      “-Komutan! Sen de kendi askerlerine aynı şeyleri vaad et. General Gregorius’u öldüren, kişiye, Gregorius’un güzel kızını ve yüz bin altınla birlikte Kuzey Afrika valiliğini vaad et!”

İslâm ordularının baş komutanı Abdullah bin Sa’d bin Ebî Serh, bu teklifi yerinde buldu ve hemen İslâm orduları askerlerine şu duyuruyu yaptırdı.

      “-Duyduk duymadık demeyin!!! İslâm orduları baş komutanı Abdullah bin Ebî Serh buyuruyor ki! İfrikiyye genel valisi Roma orduları baş komutanı general Gregorius’u öldürecek olana, Gregorius güzel kızını verecek. Ayrıca, onu yüz bin altın ile mükâfatlandıracak! Ve, İfrikiyye genel valisi yapacaktır!!!”

Ertesi gün bu bölgedeki kumanda görevini Abdullah İbn-i Zübeyr aldı. Abdullah İbn-i Zübeyr iyi bir kumandandı. Güzel bir harb taktiği uyguladı. Askerlerini iki gruba ayırdı. Bir grup savaşa devam ederken, diğer grup çadırlarında istirahat edecekti. Plân tatbikata kondu. Birinci grup öğleye kadar savaşa devam etti. Onlar geri çekilirken zinde ve istirahatli olan ikinci grup savaş meydanına atıldı. Romalılar iyice yorgun düşmüştü. Günlerce süren çok kanlı çarpışmalardan sonra Roma orduları İslâm mücahidleri karşısında daha fazla dayanamayıp büyük bir hezimete uğrayıp perişan oldular.

Bu arada Abdullah İbn-i Zübeyr (r.a), İfrikiyye genel valisi Bizans Rum devleti harb akademileri mezunu kendi devletine hainlik ve kalleşlik eden mağrur general Gregoryas’ı yakalatıp öldürttü. Dillere destan güzel-liğiyle Roma subaylarının başını döndüren o güzel kızını da esir aldı. Harb bitmiş ğanimetler toplanmış, sıra bu ganimetlerin taksimine gelmişti. General Gregoryas’ın güzel kızı ve yüz bin altın, haklı olarak Resûlullâh (s.a.v)’ın talebesi henüz 27 yaşlarında olan genç ve güzel ashabı Abdullah İbn-i Zübeyr’in olacaktı. Abdullah’a teklif ettiler:

      “-Yâ Abdullah! General Gregoryas'ın güzel kızı ile yüz bin altın, ve İfrikiyye genel valiliği haklı olarak senindir alabilirsin!”denilince:

Abdullah İbn-i Zübeyr (r.a) şu sözleri söyledi:

      “-Hayır!!!Ben dünya malı için değil, dinim için cihâd ettim. Ben mükâfatımı Allah'tan bekliyorum!”

Abdullah bin Sa’d, Sübeytıla’da Roma imparatorluğunun İfrikiyye eyalet valisi Genaral Gregorios karşısında büyük bir zafer kazanarak Kartaca bölgesi feth edildi. Kayrevan şehrinin kurulduğu yere kadar ulaş-tılar ve pek çok ğanimet ele geçirdi. İslâm orduları baş komutanı Abdullah bin Sa’d bin Ebî Serh (r.a), Üçüncü halife, Hz.Osman (r.a)’a bu zaferi müjdelemek ve ganimetleri götürmek üzere, Abdullah bin Zübeyr ile Ebû Züeyb el-Hüzeliy’i görevlendirdi.

Ebû Züeyb el-Hüzeliy (r.a) bu görevle Medine’ye geri dönerlerken Hicri 28. Miladi 648 veya 649 yıllarında Mısır’da vefat etti. Cenazesini Abdullah bin Zübeyr defnetti. Oğlu ve yeğenleriyle birlikte Bizans’a karşı yapılan seferlerden birinde öldüğü de rivâyet edilir. 2

Sâide bin Cüeyye el-Hüzeli’nin râvisi olan Ebû Züeyb el-Hüzeliy, kendi kabilesinin yetiştirdiği en iyi şairdir. Kasidede binek tasviri yerine ilk defa yaban arısı tasvirine yer vermesi sebebiyle bir akımın öncüsü sayılmıştır. Şöhretini daha ziyade mersiyelerine borçlu olan Ebû Züeyb el-Hüzeliy (r.a), ölümünden bir yıl kadar önce Mısır’da çıkan bir veba salğınında beş oğlunu birden kabetmesi üzerine ünlü “El-Ayniyye”sini meydana getirdi. Bu eser, Arab edebiyatı tarihinde en güzel mersiye örneklerinden biri olarak kabul edilmiştir. Ayrıca Resûlullâh (s.a.v)’ın vefatı üzerine söylediği mersiyesi de önemlidir.

Ebû Züeyb el-Hüzeliy (r.a)’ın kendi adına bir divanı vardır. Alman Josef Hell tarafından Almancaya ve başka dillere bile çevrilmiştir. 3

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.



1- Ashâb-I Kirâmın Meşhurları-Hayati Ülkü-384 
2- İbn-I Esir Fi’t-Tarihi Kâmil-3-94-97-özettir. 
3- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi-10-272