Ebû Seleme Abdullah Bin Abdülesed

Ebû Seleme Abdullâh bin Abdülesed (r.a) takriben Miladi 571. yılda Mekke’de doğmuştur. Babası: Abdülesed bin Hilal olup Annesi:Berre bint-i Abdülmuttalib bin Haşim bin Abdimenaf bin Kusay Resûlullâh (s.a.v)’ın halasıdır. Ebû Seleme (r.a)’ın esas ismi Abdullah bin Abdülesed idi.

Ebû Seleme Abdullah Bin Abdülesed

Ebû Seleme Abdullah Bin Abdülesed
بْــنُ عَـــبْــدُاْلأَ سَـــدِ أَبُـو سَــلَـمَـةُ عَــبْــدُ اللهُ


 Baba Adı    :    Abdülesed bin Hilâl.
 Anne Adı    :    Berre bint-i Abdülmuttalib.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Takriben Miladi 571 de Mekke’de doğdu.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 4. yılda Uhud’da yaralandıktan sonra Medine’de şehid oldu. Kabri, Medine’de Cennetü’l-Bâkî’dedir.
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok.
 Eşleri    :    Ümmü Seleme Hind bint-i Ebi Ümeyye.
 Oğulları    :    Seleme ve Ömer.
 Kızları    :    Zeyneb, Ümmü Külsüm ve Dürre.
 Gavzeler    :    Bedir, Uhud, Hamraü’l-Esed, Katan seferi.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Bilgi yok.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    2 tane.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Sa’d bin Hayseme.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Ebû Seleme Abdullâh bin Abdûlesed bin Hilâl bin Abdullah bin Ömer bin Mahzum bin Yakaza bin Mürre bin Kâ’b bin Lüey bin Ğalib bin Fihr bin Mâlik el-Kureyşi el-Mahzumi.
 Lakap ve Künyesi    :    Ebû Seleme.
 Kimlerle Akraba idi    :    Resûlullâh (s.a.v)’in halası Berre’nin oğlu, ve süt kardeşi, Ezvac-ı Tahirattan Ümmü Seleme’nin ilk kocası dır.



Ebû Seleme Abdullah Bin Abdülesed Hayatı

Ebû Seleme Abdullâh bin Abdülesed (r.a) takriben Miladi 571. yılda Mekke’de doğmuştur. Babası: Abdülesed bin Hilal olup Annesi:Berre bint-i Abdülmuttalib bin Haşim bin Abdimenaf bin Kusay Resûlullâh (s.a.v)’ın halasıdır. Ebû Seleme (r.a)’ın esas ismi Abdullah bin Abdülesed idi. Seleme adında ki ilk oğlu doğduktan sonra, kendisine Seleme’nin babası mânâsında Ebû Seleme denildi. Ayrıca Ebû Seleme Ebû Leheb’in azadlı cariyesi Süveybe hatundan Resûlullâh ile beraber süt emmişti. Bu kadın, aynı zam-anda Hz.Hamza’yı da emdirmişti, dolaysiyle üçü de, süt kardeşi olurlardı.

Ebû Seleme (r.a), İslâmiyetten önce, cahiliye devrinde, Arabların arasında okuma yazma bilenler, pek az bulunduğu sıralarda, kendisi okur yazar olan Mekkeliler arasında idi. Resûlullâh (s.a.v), Dâru’l-Erkam’da bulunurken veya daha önceleri, Ebû Ubeyde bin Cerrah, Osman ibn-i Maz’un, Ubeyde bin Hâris, ve Abdurrahman bin Avf (r.a), ile birlikte Resûlullâh (s.a.v)’ın yanına gitmişti. Resûlullâh (s.a.v), onlara, İslâmiyeti, arz ve teklif etti. İslâm Şeriatlarını bildirdi. Hepsi, aynı gün aynı saatte îmân edip Müslüman oldular. Bunların Müslüman oluşları, Resûlullâh’ın Erkam bin Ebi’l-Erkam’ın evinde halkı, İslâmiyet’e gizlice davet etmeye başlamasından önce idi. 1

Ebû Seleme ve arkadaşlarının îmân etmeleri Resûlullâh (s.a.v)’mi, çok memnun etmişti. İslâm’ın ilk yıllarında Müslüman olan, Sabıkunu Evvelin dediğimiz kişilerden dır. Fakat, Müslüman olduktan sonra kendi kabilesi olan Benî Mahzum’lar Ebû Seleme’ye, o gün, her Müslüman’a yapıldığı gibi, ona da, çok işkenceler çektirdiler.

Ebû Seleme Allâh yolunda Habeş ülkesine yapılan birinci ve ikinci Hicrette zevcesi Ümmü Seleme ile birlikte katılmış Ğaranik hadisesinde geriye dönmüşlerdi. Ancak, Mekke’ye, dayısı olan Hz.Ali’nin babası Ebû Tâlib’in himayesine girebildi. Ebû Tâlib, yeğeni Ebû Seleme’yi himayesi-altına alınca, Mahzum Oğulları’ndan bazı adamlar ona gittiler ve:

      “-Ey Ebû Tâlib haydi kardeşinin oğlu Muhammed’i bize karşı koru-dun durdun. Peki bizim adamımız Ebû Seleme’yi bizden koruman seni ne ilgilendirir?”dediler.

Ebû Tâlib de:

      “-Onu himayeme aldımsa, kendisi, kız kardeşimin oğludur. Ben kız kardeşimin oğlunu, himayeme alıp koruyamıyacak mıyım?!”dedi.

Ebû Leheb, kalktı ve şöyle dedi:

      “-Ey Kureyş cemaati! Vallâhi, siz, şu Şeyh’e karşı artık çok oldunuz. Kavmi arasında himayesine aldığı kimseler hakkında ayaklanmakdan geri durmuyorsunuz!? Vallâhi, ya onunla uğraşmaya son verirsiniz, ya da, onun üzerinde durduğu her şeyde isteği yerini buluncaya kadar kendisiyle birlikte ayaklanırız!”dedi.

Bunun üzerine Mahzum oğulları:

      “-Hayır! Ey Ebû Utbe! Biz, senin hoş görmediğin şeyden hemen vaz geçeriz!”dediler. 2

Ebû Seleme Abdullah bin Abdülesed, bin Hilâl, bin Abdullah, bin Ömer, bin Mahzum (r.a); hicret ettiği Habeş ülkesinden, Mekke’ye geri dönmüş, artık Resûlullâh (s.a.v)’ın yanında bulunuyordu. İkinci Akâbe bey’at’ından bir yıl kadar önce Kureyş müşriklerinin, kendisine işkenceye başladıkları sırada, Medineliler’in Müslüman olduklarını işitince hanımı Ümmü Seleme ile oğlu Seleme’yi deveye bindirerek Medine’ye hicret etmek üzere yola çıktılar. Fakat, Muğire bin Abdullah, bin Ömer, bin Mahzum Oğulları onları görüb önlerine dikildiler.

      “-Haydi, sen, şu kendin hakkında bize ğalebe çaldın! Fakat, bu genç zevceni, beldelerde gezdirip durmanda, seni, serbest bırakacağımızı mı sanıyorsun?”diyerek, Ebû Seleme’nin elinden devenin yularını çekip aldılar. Ebû Seleme’nin kavmi olan Abdülesedoğulları, kızdılar:

      “-Hayır! Vallâhi, siz, adamımızdan zevcesini çekip alınca, biz de, oğlumuzu, onun yanında bırakmayız!”dediler.

Oğlu Seleme’yi aralarında çekiştirip durdular. Nihayet, onu, alıp gö-

türdüler. Muğire oğulları ise Ümmü Seleme’yi, yanlarında tuttular, bırak-madılar. Ebû Seleme Medine’ye yalnız başına hicret etmek zorunda kaldı. Muğire Oğulları böylece Ümmü Seleme’nin kocası ve oğlu ile annelerını ayırdılar. O da her sabah çıkar vadide oturur akşama kadar ağlardı. Bu hal bir yıl veya bir yıl kadar sürdü. 3

Ebû Seleme (r.a) Medine’ye hicret edib oraya yerleşince Ensâr’dan Sa’d bin Hayseme (r.a) ona bir arazi vermiş, o da, o arazide, ziraatle uğra-şırdı. Resûlullâh (s.a.v) Mekke’den Medine’ye hicret edib geldikten sonra Ebû Seleme’yi, Ensâr’dan Sa’d bin Hayseme (r.a) ile din kardeşi ilân etti. Daha sonraları hanımı ile oğlu da Medine’ye gelip yerleştiler. Resûlullâh, Hicretin 16. ayının başlarında Cemaziülahir ayında yapmış olduğu Zü’l-Üşeyre Seferine çıkarken Ebû Seleme’yi Medine’de kendi yerine vekil olarak bırakmıştır. 4

Hicretin ikinci yılı Ramazan ayında meydana gelen büyük Bedir Savaşı’na katılarak bir çok yararlı hizmetlerde bulunmuştur. Daha sonra, Hicretin üçüncü yılının Şevval ayında Miladi 25 Mart 625 yılında Ebû Seleme (r.a) Uhud Savaşı’na katılmıştır. Resûlullah (s.a.v), onu sol cenâh komutanlığına tayin etmişti. Uhud Savaşı sırasında müşriklerden Ebû Üsametü’l-Cüşemi tarafından uzun ve yassı bir demirle pazusundan vuru-lub çok ağır yaralanmıştı.

Uhud Savaşı’ndan hemen bir gün sonra Hamrâü’l-Esed adıyla anılan bu sefere, başta Resûlullâh olmak üzere mücahidlerin hemen hemen hepsi yaralı olarak iştirak ettiler. Resûlullâh (s.a.v)’ın bu seferini evinde yaralı olduğu halde duyan Ebû Seleme (r.a), hemen merkebine binerek İslâm ordusuna Medine dışında yolda yetişib katıldı. Ruhundaki cihad aşkı onu yerinde durduramamıştı. Resûlullâh (s.a.v), yaralı olduğu halde bu sefere çıkarken kendisinin de, yaralı dahi olsa geride kalması mümkün müydü?

Hamrâü’l-Esed Seferi iyi bir netice ile bitip, ordu Medine’ye geri dönünce, yaralı olan Ebû Seleme’de evine çekildi. Bir ay kadar yarasının tedavisi ile meşğul olundu ve yarası kapanıp iyileşti. Fakat bu defa farklı bir hizmet daha görünmüştü. Necid bölgesinde bulunan Katan havalisinin

sakinleri olan Esedoğulları etraf kabileleri kışkırtıyorlardı.

Uhud Savaşı’ndan sonra hicretin dördüncü yılın Muharrem ayının başlarında Medine’ye şöyle bir haber ulaştı. Esed oğulları Asker topluyor. Medine’ye baskın yapılacak!Resûlullâh (s.a.v)’de aldığı bu haber üzerine Ebû Seleme bin Abdülesed’i yanına çağırttı. Ona bir sancak bağlattı.

      “-Şu askeri birliği götür. Seni onun üzerine kumandan tayin ettim. Esedoğulları topluluğu sana gelib kavuşmadan önce, sen onların yurduna kadar yürü baskın yap. Mallarını iğtinam (ganimet) et!”buyurdu.

Ayrıca, yüce Allâh’ın emirlerine aykırı olan tutum ve davranışlardan sakınmasını yanındaki Müslümanlar için de hayırlı olmasını tavsiye etti. Hicretin dördüncü yılı Muharrem ayının başında, Muhacirlerle Ensâr’dan oluşan 150 kişilik askeri bir birlik Medine’den yola çıkartıldı.

İslâm Mücahidleri, başlarında Ebû Seleme, önlerinde kılavuz Velid bin Züheyr, olduğu halde, ıssız ve sapa yollardan hızla giderek Esedoğul-ları’nın toplandıkları su başlarından biri olan Katan’a yaklaştılar. Orada Esedoğulları’nın bir kısım yaylım hayvanlarını bulup iğtinam (ğanimet) ettiler. Esedoğulları’nın çobanlarından üç köleyi de, tuttular. Öbürlerini kaçırdılar. Kaçan çobanlar Ebû Seleme’nin çok sayıda erlerle geldiğini haber vererek Esedoğulları’nı çok korkuttular. Bunun üzerine Esedoğul-ları, her yere dağılmaya başladılar.

İslâm’ın Mücahidleri Katan’a gelince orada toplanmış bir kavim buldular. Ebû Seleme onları sabah karanlığında kuşattı. Mücahidlere vaaz etti. Yüce Allâh’ın emirlerine aykırı tutum ve davranışlardan sakınmala-rını, düşmanı kaçırtmamak için dikkatli olmalarını tavsiye ve kendilerini cihada teşvik etti. Mücahidlerin ayaklarını toplattı. Düşmana hücuma geç-meden önce, onları uyardı, hücuma hazırladı. Silâhlarını yanlarına aldırdı. çarpışmak için saf haline getirdi.

Sa’d bin Ebî Vakkas (r.a), Esedoğulları’ndan bir adama saldırıb ona bir darbe indirdi, ve hemen onun işini bitirdi. Bedevilerden bir adam da mızrakla bir hamle edip Urve bin Mes’ûd’u şehid etti.

Sa’d bin Ebî Vakkas (r.a)’ın:

      “-Daha ne duruyorsunuz!”diye haykırması üzerine,

Ebû Seleme, hücuma kalkınca, Esedoğulları, her tarafa dağılmaya ve

kaçmaya başladılar. İslâm Mücahidleri, dağılan ve kaçan Esedoğulları’nı bir müddet takib ettikten sonra karargâhlarına geri döndüler. Esedoğulları dağıldıktan sonra, Ebû Seleme, Katan Suyu başında karargâhını kurdu. Mücahidleri üç bölüğe ayırdı. Her bölüğün başına bir komutan tayin etti. Üç bölükten birisi, kendisiyle birlikte karargâhında bulunacaktı.

Öteki bölükler ise; davar ve deve gibi hayvanlardan bulabildiklerini iğtinam edecekler. Daima toplu bir halde bulunup dağılmayacaklar kendi yanından başka bir yerde de gecelemeyeceklerdi. Mücahidler bulabildik-leri deve ve davarları toplayıp karargâha getirdiler. Ebû Seleme, ğanimet mallarıyla birlikte geri Medine’ye doğru yöneldi. Yolda Esedoğulları’yla herhangi bir karşılaşma olmadı.

Bir gece gittikten sonra Ebû Seleme Mücahidlere;

      “-Ğanimetlerinizi bölüşünüz!”dedi.

Elde edilen bu ğanimetlerden bir şeyler vererek, kılavuz Velid bin Züheyr’in gönlünü hoşnud etti. İlk önce başkumandan hakkı olarak Resûlullâh (s.a.v)’e bir köle ayırdı. Sonra da ğanimetlerden beşte birini, O’na çıkardı. Geriye kalan ğanimetleri Mücahid arkadaşları arasında böl-üştürdü. Mücahidlerden her birinin hissesine yedişer deve ile birer miktar davar düştü. Herkes hissesine düşeni öğrendikten, on şu kadar gece yolcu-luk ve ayrılıktan sonra ğanimet deve ve davarlarını sürerek Medine’ye girdiler. Katan Seferi’nin tek şehidi, Urve bin Mes’ûd’du. 5

Bir başka rivâyet ise şöyledir:

Ebû Seleme, Bedir ve Uhud Savaşları’nda bulunmuş, Uhud’da Ebû Üsametü’l-Cüşemi tarafından uzun ve yassı bir demirle pazusundan ağır yaralanmıştı. Ebû Seleme, Resûlullâh’in Hamrâü’l-Esed Seferi’ne çıktığı-nı haber alınca, merkebine bindi. Akik Vâdisi’ne inerlerken Resûlullâh’a kavuşub. O’nunla birlikte Hamrâü’l-Esed’e kadar gitti. Dönüşte evine ayrıldı. Bir ay kadar yarasının tedavisiyle uğraştı. Yarası, kapandı ve iyi-leşti. Katan Seferi’nden dönünce de, Ebû Seleme’nin yarası birdenbire deşildi ve kendisi yatağa düştü.

Hanımı Ümmü Seleme (r.a) der ki:

“-Ebû Seleme henüz Ölmeden önce, bir gün, Resûlullâh (s.a.v)’in yanından benim yanıma geldi de:

“-Resûlullâh (s.a.v)’den bir söz işittim, ona sevindim şöyle ki:

“-Müslümanlardan, musibete uğrayan bir kimse, musibete uğradığı zaman:

      “-İnna lillahi ve inna ileyhi raciun; Biz, Allâh içiniz ve dönüşü-müz de O’na dır!” der, ve sonra da: 6

      “-Ey Allâh’ım! Musibetim de bana ecir ihsan et. Ve musibetime kar-şılık daha hayırlısını bedel kıl! Diye duâ ederse, muhakkak, Allâh, bunun gereğini yapar!” buyurdu dedi. Ben de, Ebû Seleme’den bunu ezberledim.

Ümmü Seleme (r.a) bir gün kocası Ebû Seleme’ye:

      “-Bana erişen habere göre: Cennetlik kocası ölen cennetlik bir kadın, sonradan başka birisiyle evlenmezse, muhakkak, Allâh, onu, Cennet’te kocasıyla bir araya getirecektir! Yine bunun gibi, Cennetlik hanımı ölen, Cennetlik bir erkek de, sonradan başka bir kadınla evlenmezse, Allâh, muhakkak, onu da, Cennet’te hanımı ile bir araya getirecektir. O halde, gel, Seninle ahidleşelim: Ne Sen, benden sonra evlen; ne de, ben, Senden sonra evleneyim?”demişti.

Ebû Seleme (r.a):

      “-Sen, bana itaat eder, sözümü dinler misin?”diye sordu.

Ümmü Seleme (r.a) şöyle dedi:

      “-Ben, sana, itaat etmek, ve söylediklerini dinlemek için danışırım!”

Bunun üzerine, Ebû Seleme (r.a):

      “-Ben, öldüğüm zaman, sen, evlen!”dedi. Sonra da

      “-Allâh’ım! Ümmü Seleme’ye, benden sonra, benden daha hayırlı, onu, hor görmeyecek, incitmeyecek bir koca nasib et!”diyerek duâ etti. 7

Ebû Seleme (r.a); Hicretin dördüncü yılında Cemaziyyulahir ayının sonuna doğru, veya, bitmesine üç gece kala vefat etti.

Resûlullâh (s.a.v), o ölmeden önce sık sık ziyarete gelir giderlerdi. Ebû Seleme (r.a) vefât edince gözleri tavana dikilmişti. Resûlullâh (s.a.v), onun yanına varıp gözlerini kapattı. O sırada ağlaşan kadınlara da:

      “-Siz, kendinize hayırdan başka dua etmeyiniz. Çünkü, Melekler, Ölünün yanında bulunur, ölü sahiblerinin söylediklerine, dualarına Amin derler!”buyurarak uyarmada bulunduktan sonra:

      “-Allâh’ım! Kabrinde ona genişlik ver ve orada kendisini nurlandır! Onun, nurunu çoğalt! Onun tüm günahlarını bağışla! Allâh’ım! Onun derecesini, hidayete erdirilenler içinde, yükselt! Onun arkasından, âilesi-nin kalanları arasında ona halef ol! Ey âlemlerin Rabbi! Bizim ve onun günahlarımızı bağışla!”diyerek dua etti. sonra da:

      “-Ruh, çıktığı zaman, göz, onu takip eder. Ölünün gözlerinin yuka-rıya doğru dikildiğini görmediniz mi?”buyurdu.

Ebû Seleme’nın cenazesi, Ümeyye bin Zeyd Oğullarının câhiliye devrinde adı Abire iken, Resûlullâh tarafından Yüsire diye değiştirilen Âliye mevkiindeki kuyuların suyu ile yıkandıktan, techiz ve tekfin işlemi yapıldıktan sonra Resûlullâh tarafından namazı kılınarak Medine’de ki, Cennetü’l-Baki Kabristanlığına defnedildi.

Ebû Seleme’nin hanımı Ümmü Seleme (r.a) der ki:

      “-Ebû Seleme (r.a), vefat ettiği zaman, Gurbet elde ölen bir garibdir. Muhakkak, ona, dillere destan olacak bir ağlayışla ağlayacağım!”deyib ağlamaya hazırlanmıştım.

Tam o, sıralar da, Medine köylerinden ağlayıcı bir kadın da, gelib ağlamada bana yardımcı olmak isteyince, kendisini Resûlullâh (s.a.v), karşıladı ve iki kerre:

      “-Sen, Allâh’ın Şeytanı çıkarmış olduğu eve, onu tekrar sokmak mı istiyorsun?!” buyurdu. Bunun üzerine, ben de, ağlamaktan vaz geçtim!” 8

Ümmü Seleme (r.a) der ki:

“-Ebû Seleme vefât ettiği zaman Resûlullâh (s.a.v)’e gidib:

      “-Yâ Resûlallâh! Ebû Seleme, vefât etti. Ben ne diyeyim, nasıl duâ edeyim?”diye sordum.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Ey Allâh’ım! Beni ve onu yarğıla! Bana, onun ardından, daha hayırlı, daha güzel bir bedel ihsan eyle, de!” buyurdular.

Kendi kendime:

      “-Benim için Resûlullâh (s.a.v)’in sahabesi Ebû Seleme’den daha hayırlı kim var?”dedim.

Sonra, Allâh, bana bir azim verdi de, Resûlullâh (s.a.v)’in tavsiye ettiği duâyı söylemeye devam ettim!” 9

Ümmü Seleme (r.a)’nın iddeti bittikten sonra bu dua kabul olmuş olacak ki, Resûlullâh (s.a.v), onu zevceliğe istetti ve evlendiler. Ümmü Seleme, Mü’minlerin annesi olma şerefine nâil oldu.

Ebû Seleme (r.a), olğun bir sahabe idi. Resûlullâh (s.a.v) kendisini sık sık ziyaret ederdi. Kemâlat ve fazilet itibariyle yüksek bir şahsiyetti. Çok cesurdu. Girmiş olduğu bir çok savaşlar da şecaatini ve kahramanlığını göstermekle kalmayıb diğer sahabelere de güzel bir örnek olmuştur. Ebû Seleme (r.a), vefat edince hanımı Ümmü Seleme beş çocuğuyla dul kaldı. Ebû Seleme’nin zaten, Ümmü Seleme’den beş çocuğu olmuştur. Bunlardan ikisi, Seleme ve Ömer isimlerini taşıyan oğulları, diğer üçü de Zeyneb, Ümmü Külsüm ve Dürre adlarını taşıyan kız çocukları idi.

Bu çocuklar onun vefatından sonra Resûlullâh (s.a.v)’ın himayesinde yetiştiler. Daha sonra bu çocuklar büyüyünce çok önemli işler yaptılar.

Ebû Seleme (r.a)’dan rivayet edilen iki hadis-i şerif vardır. kendi-sinden başta hanımı Ümmü Seleme ve oğlu Ömer rivayet etmişlerdir. Bu hadislerin hepsi Ahmed bin Hanbel’in el-Müsned’inde yer almaktadır. Ebû Seleme (r.a)’ın kabri Medine’de Cennetü’l-Bâkî’dedir.

Resûlullâh (s.a.v) şöyle buyurdular:

      “-Kitabı sağdan verileceklerin ilki Ebû Seleme bin Abdülesed, soldan verileceklerin ilk ise kardeşi Süfyan bin Abdülesed’dir!” 10

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan râzı olsun.



1- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-3-157 
2- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-4-182 
3- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-6-25 
4- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-9-16 
5- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-11-5-8 
6- Bakara-156 
7- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-11-147 
8- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-11-67-69 
9- M.Âsım köksal-İslâm Tarihi-11-147 
10- el-İsabe, İbn-i Hacer el-Askalani-3-215-No-4786