Ebû Âmir El-eş’âri

İslâm tarihinde Ebû Amir el-Eş’âri isminde iki sahabe vardır. Bunlar Amca Ebû Âmir el-Eşâri ile yeğen Ebû Âmir el-Eş’âri dir. Bizim burada anlatacağımız Ebû Âmir el-Eş’âri’nin, Asıl ismi: Ubeyd bin Süleym bin Heddar el-Eş’ari’dir.

Ebû Âmir El-eş’âri

Ebû Âmir El-eş’âri
أبُــو عَـا مِـرُ الأشْـعَــرِى


 Baba Adı    :    Süleym bin Heddar el-Eş’ari.
 Anne Adı    :    Bilgi yok.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Tarih yok, Yemen doğumludur.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 8. Miladi 630 yılında Huneyn savaş- ında şehid oldu.
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok.
 Eşleri    :    Bilgi yok.
 Oğulları    :    Âmir bin Ebû Âmir Sahabidir.
 Kızları    :    Bilgi yok.
 Gavzeler    :    Hayber den sonraki savaşlara katıldı.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Yemen’den, Medine’ye muhacirdir.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    Bilgi yok.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Ubeyd bin Süleym bin Heddar bin Harb bin Amir bin Anze bin Bekir bin Amir bin Azer bin Vail bin Naciye bin Cumahir bin Eş’ar Nebt bin Üded bin Zeyd bin Yescüb bin Arib bin Zeyd bin Kehlan bin Sebe bin Yeşcüb bin Yarub bin Kahtan dır.
 Lakap ve Künyesi    :    Ebû Âmr el-Eş’âri
 Kimlerle Akraba idi    :    Ebû Mûsâ el-Eş’âri’nin amcasıdır



Ebû Âmir El-eş’âri Hayatı

İslâm tarihinde Ebû Amir el-Eş’âri isminde iki sahabe vardır. Bunlar Amca Ebû Âmir el-Eşâri ile yeğen Ebû Âmir el-Eş’âri dir. Bizim burada anlatacağımız Ebû Âmir el-Eş’âri’nin, Asıl ismi: Ubeyd bin Süleym bin Heddar el-Eş’ari’dir. lakab ve künyesi ise: Ebû Amir el-Eş’âri’dir. Eş’ari kardeşlerin öz amcalarıdır. Kendisi aslen Yemenlidir. Memleketinde bulun-duğu sıralar da son Peyğamberin zuhur ettiğini ve Mekke’den Medine’ye hicret ettiğini işitince hiç tereddüt etmeden Müslüman oldu. İslâmiyet’in Yemen’de yayılması için büyük gayret sarf etti.

İslâmiyetin ilk devirlerinde Müslüman olan Ebû Amr, Ebû Mûsâ el-Eş’ari ve kardeşlerinin öz amcalarıdır. Önceleri onun gözleri âmâ iken gözlerinin sonradan açıldığı da söylenir. Gün geçtikçe, Yemen’de Müslüman olanların sayısı artmaya başladığında kabileler, kendi aralarında Medine’ye hicret kafileleri düzenlediler.

Ebû Amir’el-Eş’ari kendi kabilesinden olan Eş’arîler den bir kafile ile Medine’ye hicret etmek üzere hazırlandı.

Yeğeni Ebû Mûsâ el-Eş’ari anlatıyor:

“-Biz Eş’arî’ler Yemen’de iken Resûlullâh’ın Peyğamber olarak gönderildiğini ve Medine’ye hicret ettiğini duyduk. Bizler de, ben ve kardeşlerim Ebû Bürde ile Ebû Rühm kavmimizden 53 kişi ile birlikte Resûlullâh’ın yanına gitmek üzere muhâcir olarak Yemen’den çıkmıştık. Bir gemiye bindik. Fakat havanın muhalefetiyle gemimiz bizi Habeşistan hükümdarının memleketine çıkardı!

Eş’arî’ler orada, Mekke’de iken müşriklerin ağır işkencelerine daya-namayarak Habeşistan’a hicret eden Hz.Câ’fer ve diğer Müslümanlarla karşılaştılar, Habeşistan’da bir müddet kaldıktan sonra Medine’ye hicret ettiler. O sırada Müslümanlar bir hayli kuvvetlenmişler, müşrikler ve Yahudilerle yaptıkları savaşlarda birçok muvaffakiyet elde etmişlerdi. Habeşistan’dan Medine’ye gelen muhacirler Medine’ye geldiklerinde İslâm mücâhidlerinin, Yahudilerin elinde bulunan Hayber’i feth etmeye gittiklerini öğrendiler. Kendileri de cihad aşkıyla yanıp tutuşuyorlardı. Hiç vakit kaybetmediler. Medine’de kalmadan hemen Hayber’e hareket ettiler. Fakat, oraya vardıklarında fethin tamamlandığını gördüler.

Resûlullâh (s.a.v), onların Medine’ye dönmelerine oldukça sevindi. Habeşistan muhacirlerini karşılayarak onların hepsine savaşa iştirak etmiş gibi ğanimetten hisse verdi!”

Muzaffer ordu Hayber’den Medine’ye dönüyordu Resûlullâh Ebû Mûsâ’yı bineğinin terkisine almıştı. Bir ara ona şöyle seslendi:

      “-Yâ Abdullah! Sana, Cennet hazinelerinden bir kelime söyleyeyim mi?”

Ebû Mûsâ el-Eş’ari:

      “-Annem babam sana feda olsun, söyle yâ Resûlullâh!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-La havle velâ kuvvete illâ billah de!” buyurdu.

Eş’arîler Medine’ye yerleştiler. Bir seferinde Resûlullâh onlara şu müjdeyi verdi:

      “-Ey gemi yolcuları! Emin olunuz ki, sizin için iki hicret sevabı vardır!” Eş’arîler için hiçbir söz Resûlullâh (s.a.v)’in bu mübarek sözü kadar güzel ve sevindirici olmadı. Onların sevinci bununla da kalmadı.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Eş’arîler bendendir, ben de onlardanım!” buyurunca sevinçleri kat kat arttı.

Ebu Amirü el-Eşarî Mekke’nin fethine ve Huneyn Savaşına iştirak etti. Huneyn’de mücâhidler tarafından bozguna uğratılan Havazinler den bir kısmının Evtas Vadisinde toplandıkları görüldü. Resûlullâh (s.a.v), Ebû Âmir el-Eş’arî (r.a)’a bir sancak vererek bâzı mücâhidlerle birlikte, toplanan düşmanın üzerine yolladı. Evtas’da mevzilenen düşman, kendisini savunmaya geçti.

Teke tek yapılan vuruşmada, kumandan Ebû Âmir, Havazinler den birçoğunu yere serdi. Mızraklarla vuruşma başlayınca, Ebû Âmir el-Eş’ari yaralandı sancağı yeğeni Ebû Mûsâ’ya vererek onu kumandan tâyin etti. Kumandanlığa geçen Ebû Mûsâ, savaşa girişti ve düşman kuvvetlerini dağıtmaya muvaffak oldu. Bu arada, Ebû Âmir’i yaralayan müşriki de öldürdü. Müşrikler savaş meydanından kaçınca Ebû Âmir’in yanına geldi. Ona isabet eden ok hâlâ duruyordu, isteği üzerine Ebû Musa oku çıkardı. Okun çıktığı yerden şiddetli bir şekilde kan akmaya başladı. Ebû Amir şehid olacağını anlayınca şöyle dedi:

      “-Resûlullâh (s.a.v)’a benden selâm söyle ve ona kendisinden dua istediğimi haber ver!” Bir müddet sonra da aldığı yaranın tesiriyle şehid olarak hayata gözlerini yumdu.

Ebû Mûsâ el-Eş’ari neticeyi haber vermek için Resûlullâh (s.a.v)’in yanına gitti. Resûlullâh (s.a.v) iplerle örülmüş bir sedirde yatıyordu, ipler sırtında ve yanlarında iz bırakmıştı. Ebû Mûsâ, amcası Ebû Âmir’in şehid olduğunu haber verince, kalktı, abdest aldı, iki elini kaldırarak,

      “-Yâ Rabbi! Ebû Âmir’i affet!” buyurdu.

Ebû Mûsâ kendisine de dua etmesini isteyince ona da şöyle dua etti:

      “-Allâh’ım! Abdullah bin Kays’ın da günahlarını bağışla. Onu Kıyamet Gününde makbul bir makama kavuştur!”

Bir başka rivayete de olay şöyle anlatılır:

“-Müslümanlar Huneyn günü Hevazinler bozguna uğradıktan sonra şiddetli yağmura tutuldular.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Herkes namazını ağırlıklarının yanında kılsın!” diye seslemesini emretti. Huneyn’de bozguna uğrayan Hevazinlerden bir kısmı Evtas ordugahında toplanmışlardı. Toplananların sayısı pek çoktu. Resûlullâh bir sancak bağlayarak Ebû Amir el-Eş’âri’yi Seleme bin Ekva ile birlikte onların arkasından gönderdi. Evtas’da üstlenen düşmanlar kendilerini savundular. Hevazinlerden bir adam meydana çıkıp:

      “-Benimle çarpışacak kim var?”diye bağırdı.

Ebû Amir ona karşı çıktı. Adam Ebû Amir’e saldırdı. Ebû Amir, Onu İslâmiyete davet etti.

      “-Ey Allâh’ım şahid ol!” dedi. Üzerine yürüdü. Onu öldürdü. Sonra ikinci bir adam çıkıp Ebû Amir’e saldırdı. Ebû Amir, onu İslâmiyet’e dâvet etti. Ve yine:

      “-Ey Allâh’ım şahit ol!”dedi. Vurup onu da öldürdü. Hevazinler birer birer meydana çıkıyor. Ve Ebû Amir’e saldırıyor. Ebû Amir’de onları önce İslâmiyete dâvet ediyor. Sonra da üzerlerine yürüyüp onları öldürüyordu. Ebû Amir, böylece onlardan 9 kişiyi öldürdü.

Dokuzuncu kişi çarpışmak için alametlenmiş ve koşa koşa gelmişti. Meydana çıkan onuncu adam başına sarı bir sarık sarmıştı. Gelir gelmez Ebû Amir’e saldırdı. Ebû Amir’de onun üzerine yürüdü. Kendisini önce İslâmiyete davet etti.

      “-Ey Allâh’ım şahid ol!” dedi.

Adam:

      “-Ey Allâh’ım bana şahid olma!”deyince Ebû Amir ondan elini çekti. Adam da kaçıp kurtuldu. Kendisi sonradan Müslüman oldu. İslami amelleriyle Müslümanlığı güzelleştirdi ve geliştirdi. Resûlullâh (s.a.v) onu her gördükçe:

      “-Ebû Amir’in kaçırdığı!”diye buyururlardı

Müslümanlar Hevazinlerle bir müddet mızraklarla çarpıştılar. Beni Cüşem bin Muaviyelerden Haris’in oğulları Âla ile Efva, Ebû Amir’e ok atarak biri, onu kalbinden, diğeri de onu dizinden vurdu.

Ebû Mûsâ el-Eş’ari der ki:

“-Resûlullâh (s.a.v) Beni’de amcam Ebû Amir ile birlikte gönder-mişti. Savaş sırasında Ebû Amir’in dizine Cüşem kabilesinden birisi tara-fından bir ok atılmıştı. Okçu okunu Ebû Amir’in diz kapağına saplamıştı. Hemen Ebû Amir’in yanına koştum. Ona:

      “-Ey Amca! Oku sana kim attı?” diye sordum.

      “-İşte ok atan katilim şudur!” diyerek onu gösterdi. Ben hemen katile doğru koştum ve yetiştim. Katil beni görünce dönüp kaçmaya başladı. Onun peşine düştüm. Hem koşuyor, hem de:

      “-Kaçmaktan utanmıyor musun, niçin durmuyorsun?”

Diyerek bağırıyordum. O, adam nihayet kaçmaktan vazgeçti. Her ikimiz kılıçlarımızla vuruşmaya başladık. En sonunda onu öldürdüm. Sonra Ebû Amir’in yanına gelip

      “-Seni vuran adamı Allâh bana öldürttü!” dedim.

Amcam bana:

      “-Şu oku dizimden çek çıkar!”dedi.

Bende hemen çıkardım. Fakat ok’un yerinde pek çok su boşaldı. Amcam hayatından ümidini kesti. Bana:

      “-Ey kardeşimin oğlu! Resûlullâh (s.a.v)’e benden selâm söyle. Benim için Allâh’dan mağfiret dilesin!” dedi. Ve, beni kendisinin yerine halkın üzerine kumandan tayin etti!”Ebû Amir, sancağı yeğeni Ebû Mûsâ el-Eş’ari’ye verdi. Şöyle dedi:

      “-Atımı ve silahımı Resûlullâh (s.a.v)’e teslim et!” dedi.

Ebû Amir kısa bir müddet sonra şehid olarak vefat etti. Ebû Mûsâ el- Eş’ari sancağı alınca savaşa girişti. Allâh fetih ve zaferi Onun elinde gerçekleştirdi. Evtas’da toplanan halkı bozguna uğrattı. Onlar Evtas’dan Tâif’e doğru kaçtılar.

Ebû Mûsâ el-Eş’ari der ki :

“-Evtas’dan dönüp Resûlullâh (s.a.v)’in huzuruna gittim. Amcam Ebû Amir’in silahını atını ve tüm vesaire eşyasını’da yanımda götürdüm. Resûlullâh (s.a.v) o sırada hasırdan örülmüş üzerine şilte serilmiş sedir üstünde yatıyordu. Hasır’ın örgüleri sırtına ve böğürlerin de iz yapmıştı. Resûlullâh (s.a.v) bayrağı benim elimde bulunduğunu görünce:

      “-Ey Ebû Mûsâ! Ebû Amir öldürüldü mü?” diye sordu.

Kendi haberimizi ve Ebû Amir’in haberini ve Resûlullâh (s.a.v):

      “-Benim için Allâh’dan mağfiret dilesin!” dediğini, arz ettim.

Bunun üzerine, Resûlullâh (s.a.v) abdest suyunu isteyip abdest aldı. İki rekat namaz kıldı. Sonra ellerini kaldırıb:

      “-Ey Allâh’ım! Kulcağızın Ebû Âmir’i yargıla!”diyerek dûa etti. Duâ ederken mübarek ellerini, o kadar kaldırdı ki koltuklarının beyazlığını gördüm. Sonra:

      “-Ey Allâh’ım! Onu, yarattığın insanlardan çoğuna, Kıyâmet günün- de mertebece üstün kıl. Cennette onu, Ümmetimin üstünlerinden eyle!” diye dua buyurdu.

Ben de:

      “-Yâ Resûlullâh! Biliyorum ki: Yüce Allâh, Ebû Âmir’i, muhakkak yargılamış, kendisini de şehid olarak öldürmüştür! Yâ Resûlullâh! Benim içinde Allâh’dan mağfiret dile!” dedim.

Bunun üzerine, Resûllah (s.a.v):

      “-Ey Allâh’ım! Abdullah bin Kays’ın da günahını bağışla! Kıyamet gününde, onu da girilecek üstün bir mertebeye girdir. Onu’da Ümmet- imin üstünlerinden eyle!”diyerek dua da buyurdu.

Amcam Ebû Amir’in terkisini, oğluna vermemi, emretti, verdim!”

Ebû Âmir’ül Eş’ari, Ebû Mûsa’l Eş’ari’nin amcası olup Ashabın büyüklerindendi. Habeş ülkesine hicret eden Müslümanlardandı. Gözleri, önceden görmezken, sonradan açılmıştı. 1

Şübhesiz ki en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.



1- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-15-435-437