Cündüb bin Mekis

Cündüb bin Meks’in hangi tarihte nerede doğduğu ve hangi tarihte vefat ettiği bilinmemektedir. Nesebi: Cündeb bin Meks bin Amr bin Cerad bin Yerbu bin Tuhayl bin Adiy bin Rebia bin Rüşdan bin Kays bin Cüheyne bin Zeyd el-Cüheni. Âile bireyleri hakkında fazla bilgimiz yoktur.

Cündüb bin Mekis

Cündüb Bin Mekis
جُــنْــدُ بُ بْــنُ مَــكِــيـث


 Baba Adı    :    Mekis bin Amr.
 Anne Adı    :    Bilgi yok.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Bilgi yok.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Bilgi yok.
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok.
 Eşleri    :    Bilgi yok.
 Oğulları    :    Bilgi yok.
 Kızları    :    Bilgi yok.
 Gavzeler    :    Bilgi yok.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Bilgi yok.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    Bilgi yok.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Cündüb bin Meks bin Amr bin Cerad bin Yerbû bin Tuhayl bin Adiy bin Rebia bin Rüşdan bin Kays bin Cüheyne bin Zeyd el-Cüheni.
 Lakap ve Künyesi    :    Bilgi yok.
 Kimlerle Akraba idi    :    Sahabeden Rafi’ bin Meks’in kardeşidir.



Cündüb Bin Mekis Hayatı

Cündüb bin Meks’in hangi tarihte nerede doğduğu ve hangi tarihte vefat ettiği bilinmemektedir. Nesebi: Cündeb bin Meks bin Amr bin Cerad bin Yerbu bin Tuhayl bin Adiy bin Rebia bin Rüşdan bin Kays bin Cüheyne bin Zeyd el-Cüheni. Âile bireyleri hakkında fazla bilgimiz yoktur. Ancak onun anlattığına göre, Resûlullâh (s.a.v) zamanında yapmış olduğu şu seferi biliyoruz.

Kedid seferi, Hicretin sekizinci yılında sefer ayında vuku bulmuştur. Kedid Mekke ile Medine arasında bulunan bir su ve sert topraklı geniş bir vadidir. Mekke’ye Medine’den daha yakındır. Mekke’ye kırkiki mildir. Usfan ile Emeç arasındadır. Hicretin beşinci yılında Resûlullâh (s.a.v)’i ve İslâmiyeti ortadan kaldırmak maksadı ile toplanıp Medine’yi kuşatan Arab kabileleri arasında Sakif ve Sair kabilelerle birlikte Kinâne kabile-sinden de bir çok âile toplulukları bulunuyordu.

Abd-i Menat bin Kinâne oğulları kabilesi: Bekir, Amir, Mürre kabilelerine, Bekir bin Abd-i Menat kabilesi: Leys, Düil, Damre, Ureye kollarına, Leys bin Bekir, bin Abd-i Menat kabilesi: Amir Cünda, Sad kollarına, Amir bin Leys kabilesi de: Kâ’b, Şic’, Kays, Utvare kollarına ayrılır. Beni Mülevvah bin Yamerler de, Beni Kâ’b bin Amr bin Leys bin Bekr bin Abd-i Menat Kinânelerdendi. Demek ki, Beni Mülevvahlar, Beni, Leys’lere, Beni Leys’ler de, Bekr bin Abd-i Menat, bin Kinânelere mensuptu.

Resûlullâh (s.a.v), Hudeybiye’de, kendisini sair Arab kabileleri ile başbaşa bırakmaları için Kureyş müşriklerine teklifte bulunmuş Kureyş müşrikleri ile on yıllık bir mütareke yapmıştı. Hudeybiye musalahası sırasında Kureyş temsilcileri bizim bu yoldaki taahhüd ve şartlarımız bize katılacak olanlar için de aynen cari ve muteberdir dedikleri zaman, Kinânelerden Bekir oğulları:

      “-Biz Kureyşilerin akdine ve ahdine girdik. Biz Kureyşilerin yanın-dayız!”diyerek Kureyşilere sığınmışlar emniyetlerini sağlamışlardı. Kina-nelerden Beni Leys’lere mensup Mülevvah Oğulları ise muahede dışında kalmışlardı.

Resûlullâh (s.a.v) büyük, küçük Arab olan, olmayan İslâm düşman-larını, ehemmiyet derecelerine göre te’dib hareketlerine başlamış bulunu-yor ve Mülevvahlara da bir darbe indirmek gerekiyordu.

Ashab’dan Cündüb bin Mekisü’l-Cüheni der ki:

“-Resûlullâh (s.a.v), Beni Kelb, bin Avf’lardan biri olan Ğalib Abdullahü’l-Leysi’yi bir askeri birliğin başında gönderdi. Ben de giden-lerin içinde idim. Resûlullâh (s.a.v), Kedid’de oturan ve Beni Leyslerden olan Beni Mülevvahlar üzerine her taraftan ve birden baskın yapmasını ona emr etti. Ona emrini yazılı olarak verdi.

Beni Mülevvahlar üzerine gönderilen askeri birliğin mevcudu ondo-kuz kişi kadardı. Kedid Seferi’nde Müslümanların parolaları (Emit!Emit) sözleri idi.

Cündüb bin Mekis anlatmaya devamla der ki:

“-Yola çıktık, Kudeyd’de bulunduğumuz sırada Hâris bin Mâlik bin Bersaü’l-Leysi ye rastladık kendisini yakaladık.

      “-Ben, Müslüman olmak istiyorum ve Resûlullâh (s.a.v)’e gitmek maksadıyla yola çıktım!”dedi.

Ona:

      “-Eğer, sen gerçekten Müslüman isen, bir gece bir gündüz iple bağ-lanmak sana zarar vermez. Eğer bundan başka türlü isen senden emniyette kalmış bulunuruz!”dedik.

Onu bir iple sıkıca bağladık. Sonra arkadaşlarımızdan birini Süveyd bin Sahr’ı onu beklemek üzre arkamızda bıraktık.

      “-Eğer, sana bir düşmanlığa ve ğalebe çalmaya kalkarsa başını kes! Dönülüb sana uğrayıncaya kadar burada onunla birlikte otur!”diye emir verdik. Sonra, yolumuza devam edib güneş battığı sırada kedide vardık.

Vâdi’nin bir köşesine sindik. Arkadaşlarım, beni casus (gözcü) ola-rak Beni Mülevvahlara gönderdi. Gittim. Su başlarında oturan cemaatın üzerine çıkaran tepeciğe kadar ilerledim. Orada, bir müddet, etrafa göz gezdirdim. Tepeciğin en yüksek noktasına kadar yükseldim. Tepe üzerin-de yüzü koyun yatıb su başlarındaki cemâatı gözetlemeğe başlamıştım ki vâllahi, Beni Mülevvahlardan bir adam, gölgeliğinden çıkıb karısına:

      “-Ben, şu tepeciğin üzerinde bir karartı görüyorum ki bu günümün başında, ben onu hiç görmemiştim. Bir de sen bak ona! Gözlerinle araştır bakalım bir şeyler görebilir misin? Orada, köpekler bazı şeyler tutup çekiştiriyor olmasın?”dedi. Kadın baktı.

      “-Hayır! Vallahi, gözlerimle bir şey araştıramıyor, göremiyorum!” dedi. Adam karısına:

      “-Bana yayımı, iki okla getir ver!”dedi.

Kadın, yayını iki okla birlikte ona götürüb verdi. Adam bir ok attı. Vallâhi, hiç şaşmadan böğrüme saplandı. Oku, çıkarıb yere bıraktım. Yerimden hiç kımıldamadım. Adam, ikinci oku attı. Omuzumun başına saplandı. Onu da çıkarıb yere bıraktım. yerimden hiç kımıldamadım.

Adam:

      “-Eğer, canlı, kımıldar bir hayvan veya yabancı bir kavmın casusu, gözcü olaydı. Muhakkak kımıldardı. Oklarım onu, karıştırırdı, alt üst etti. Sen başarabilirsin. Sabaha çıkınca, oklarımı araştır, bul al getir! Köpek-lerin etini çiğnemek, bana gerekmez!”dedi. Sonra çadırına girdi.

Beni Mülevvahların deve ve davar gibi yaylım hayvanları yaylımdan döndüler. Beni Mülevvahlar, sütlü davarları sağdılar. Develeri suvarıp su başına ıhdırdılar. Onları, bir müddet, kendi hallerine bıraktık. Sükûnete erince uykuya daldılar. Seher vakti girmişti. Süvarilerimi dağıtıp birden bire her taraftan onlara baskın yaptık.

Beni Mülevvahlardan çarpışanları öldürdük. Çocukları esir aldık. Develeri davarları iğtinam ederek acele döndük. Medineye doğru inip giderken beni Mülevhaların imdad biğırıcısı onlara doğru koşarak gitti. Beni Mülevvahlardan büyük bir topluluk bize doğru gelmeğe başladı. Hâris bin Bersaü’l-Leysi’ye ve arkadaşıma uğrayıb onu ve arkadaşımızı yanımıza aldık.

Beni Mülevvahlar bize yetiştiler çok yaklaştılar onlarla aramızda ancak Küdeyd Vâdisi vardı. Bize doğru baktılar ve yöneldiler. Yüce Allâh Küdeyd Vâdisi’nde Müslümanların imdadına yetişti, vâdi’ye hiç görme-diğimiz bulutsuz ve yağmursuz bir sel gönderdi. Vallâhi o gün selden önce ne bir bulut nede yağmur gördük! Vâdi’nin iki yanı su ile doldu sel onlarla aramıza engel oldu, Hiç birinin seli geçib yanımıza gelmeğe gücü yetmedi. Beni Mülevvahların sadece durub bize bakıştıklarını gördüm. O sırada biz Küdeyd Vâdisi’nin üzerindeki Müşellel tepesine sığınmıştık. Beni Mülevvahlar dan aldığımız ğanimetlerle Medine ye döndük!” 1

Sahabeden Râfi’ bin Meks’in kardeşidir.

İbn-i Sa’d der ki:

      “-Resûlullâh (s.a.v) onu, Cüheyne’nin zekâtlarını toplamak için gönderdi!”

Askeri dedi:

      “-Cündüb bin Abdullah, bin Mekis dir. Dedesine nisbet edilmiştir!”

Kimileri her ikisinin iki ayrı kişi saydı, ikincisini, birincisinin karde-şinin oğlu yaptı. İbn-i Esir de bunu tercih etti. ancak İbn-i İshak’ın andığı hadisin bir tarikinde Taberani, Cündüb bin Abdullah el-Cüheni şeklinde rivayet etmiştir. 2

Cündüb bin Mekis (r.a)’ın hayatı hakkında fazla bilgi bulunmamakla beraber, onun âile bireyleri, varsa rivayet etmiş olduğu hadisler hakkında, ve geri kalan hayatı ile ilgili nerde ve ne zaman hangi tarihte vefat ettiğine dair elimizde bundan fazla hiçbir bilgi yoktur.

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.



1- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-15-32 
2- el-İsabe, İbn-i Hacer el-Askalani-1-379-No-1230