Abdurrahman Bin Ebu Bekir

Abdurrahman bin Ebî Bekir’in İslâmdan önceki ismi Abdulkâbe veya Abduluzza idi Resûlullâh (s.a.v) onun adını Abdurrahman olarak değiştirdi. Hz.Ebû Bekir’in eşi Ümmü Ruman’dan doğan bu sahabi aynı zamanda Hz.Âişe (r.a) annemizin de, ana baba bir kardeşidir.

Abdurrahman Bin Ebu Bekir

Abdurrahman Bin Ebû Bekir
عَــبْـدُ الـّرَ حْـمَـنُ بْــنُ أبُــو بَــكِــر


 Baba Adı    :    Hz.Ebû Bekr-i Sıddîk.
 Anne Adı    :    Ümmü Ruman.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Mekke, tarih yok.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 53. Miladi 673. yılda Mekke yakınlar- ında Hubşi mevkiinde vefât etti. Kabri Mekke’de Cennetü’l-Mualla’da dır.
 Fiziki Yapısı    :    Saç ve sakalına kına yakardı.
 Eşleri    :    1-Ümeyye bint-i Adi bin Huzafe es-Sehmi. 2-Karibe es-Suğra bint-i Ebû Ümeyye. 3-Leyla bint-i Cudiy el-Gassani.
 Oğulları    :    Muhammed (Ebû Atik), Abdullah.
 Kızları    :    Ümmü Hakim, Hafsa el-Kübrâ, Hafsa es-Suğra, Ümmü Külsüm, Esma.
 Gavzeler    :    Mekke fethi ve ondan sonraki savaşlar
 Muhacir mi Ensar mı    :    Mekke’den, Medine’ye Muhacirdir.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    8 tane.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Abdurrahman bin Ebî Bekir bin Osman bin Amir (Ebû Kuhafe) bin Amr bin Kâ’b bin Sa’d bin Teym bin Mürre bin Kâ’b bin Lüey bin Ğalib bin Fihr bin Mâlik bin Nadr bin Kinane Teym oğulları’ndandır.
 Lakap ve Künyesi    :    Ebû Abdullah, Ebû Muhammed, Ebû Atik, Ebû Osman’dır.
 Kimlerle Akraba idi    :    Hz.Ebû Bekr’in oğlu, Hz.Âişe’nin kardeşi.


Abdurrahman Bin Ebû Bekir Hayatı


Abdurrahman bin Ebî Bekir’in İslâmdan önceki ismi Abdulkâbe veya Abduluzza idi Resûlullâh (s.a.v) onun adını Abdurrahman olarak değiştirdi. Hz.Ebû Bekir’in eşi Ümmü Ruman’dan doğan bu sahabi aynı zamanda Hz.Âişe (r.a) annemizin de, ana baba bir kardeşidir. Dolaysiyle Resûlullah (s.a.v)’in de kayınbiraderidir. Künyesi ise: Ebû Abdullah, Ebû Muhammed, Ebû Atik, Ebû Osman’dır. Kabile ve nesebi: Abdurrahman bin Ebî Bekir bin Osman bin Amir (Ebû Kuhafe) bin Amr bin Kâ’b bin Sa’d bin Teym bin Mürre bin Kâ’b bin Lüey bin Ğalib bin Fihr bin Mâlik bin Nadr bin Kinâne. Teym oğulları’ndandır.

Abdurrahman bin Ebû Bekr (r.a)’ın Hangi tarihte doğduğu kesin değildir ancak vefâtı ise bellidir. Hicretin 53. Miladi 673. yılda Mekke yakınlarında Hubeyşi veya Habeşi mevkiinde münzevi bir hayat yaşarken vefât etmiştir. Kabri de Mekke de Cennetü’l-Mualla’dadır.

İslâmiyet’in ilk yıllarında müşrikler arasında yer aldı. Hz.Ebû Bekir, bütün âilesiyle Müslümanlığı kabul ettiğinde onlara uymayan tek evlâdı Abdurrahman olmuştur. Bir müddet şirk üzere hayatını devam ettirmiş Resûlullâh ve Müslümanların Mekke’den Medine’ye hicretlerinden sonra iki yıl sonra meydana gelen Bedir Savaşı’nda müşriklerin safında Mü’min olan babasına ve Müslümanlara karşı savaşmıştır.

Bedir’de savaşın kızıştığı bir anda ortaya atılıb savaşmak isteyen Abdurrahman’a karşı babası Hz.Ebû Bekir (r.a) ileriye atılarak ona karşı savaşmak istemişse de Resûlullâh (s.a.v) buna izin vermemiştir.

Uhud Savaşı’nda da, aynısı yaşandı. Müşrikler arasında bulunan Ebû Bekr (r.a)’in oğlu Abdurrahman at üstünde meydana çıkarak kendisiyle çarpışacak er diledi. Tepeden tırnağa kadar zırha bürünmüştü. Onu gözle-rinden başka bir yeri görünmüyordu. Hz.Ebû Bekr onunla çarpışmak için davranınca, Resûlullâh (s.a.v):

      “-Sok kılıcını kınına dön yerine yâ Ebâ Bekr! Biz senin vücudundan varlığından faydalanmaktayız. Sok kılıcını kınına, kendini tehlikeye atıp bizi acılar içinde bırakma!”buyurdular.

Hz.Ebû Bekr (r.a)’in oğlu Abdurrahman bin Ebi Bekr, yıllar sonra Müslüman olduktan sonra babasına:

      “-Baba! Eğer, Uhud günü seni göreydim. Seninle çarpışmaktan yüz çevirirdim!”deyince,

Hz.Ebû Bekr (r.a) ise:

      “-Fakat ben seninle çarpışmaktan yüz çevirmezdim!”dedi. 1

Ebû Eyyüb’dan: Abdurrahman, babası Hz.Ebû Bekir’e:

“-Uhud Savaşı’nda ben, seni gördüm. Fakat, seninle dövüşmemek için başka tarafa döndüm deyince, Hz.Ebû Bekr:

      “-Eğer, ben, seni görseydim, yolumu değiştirmez, gelir seni öldürür-düm!”diye karşılık verdi.

Fıtraten oldukça cesur olan Abdurrahman (r.a), nihayet Hudeybiye andlaşmasına kadar böyle yaşamına devam etti ve bu musalahadan sonra İslâmiyet dini onun kalbine bir güneş gibi doğmuş ve hidayete ermişti. Medine’ye gelerek babasının yanında yerini aldı. Hudeybiye andlaşma-sından sonraki bütün seferlerde yerini alarak tam bir İslâm mücahidi olduğunu ispatlamıştı.

Abdurrahman bin Ebî Bekir’den nakledilen bir Hadis’i Şerif de:

“-Resûlullâh (s.a.v)’i ziyarete gelmiştim. Kendisine vahy geliyordu. Kendine gelir gelmez, Hz.Âişe’ye:

      “-Hırkamı getir dedi!”

Hemen evden çıkıp mescide girdi. Mescidde bir grub insan vardı. Resûlullâh (s.a.v) namaz vaktine kadar onların arasında oturdu. Namazda Secde sûresini okudu. Secdeyi o kadar uzattı ki iki mil uzakta bulunanlar gelib de namaza yetiştiler, ve Mescid Müslümanlarla dolub taştı. Bunun üzerine Hz.Âişe hemen ailesine:

      “-Gelin Resûlullâh (s.a.v) de daha önce hiç görmediğim bir hal var!” diye haber gönderdi.

Resûlullâh (s.a.v) başını kaldırır kaldırmaz Ebû Bekir (r.a):

      “-Yâ Resûlallâh! Secdeyi uzattınız?”deyince

Resûlullâh (s.a.v):

“-Ümmetimden dolayı Rabbimin bana verdiklerine şükrane olarak

O’na, secde ettim. Ümmetimden yetmiş bin kişi hesabsız olarak cennete gidecek!”buyurdu.

Ebû Bekir (r.a) iki üç defa:

      “-Yâ Resûlallâh! Ümmetin daha çoktur. Sayıyı artırsaydın. Hem onlar buna lâyıktırlar!”dedi.

Hz.Ömer (r.a)’de:

      “-Anam babam Sana fedâ olsun! Yâ Resûlullah! Cenab-ı Allâh’dan bütün ümmetinin bağışlanmasını isteseydin!”dedi. 2

Mekke’nın Fethi, Huneyn, Taif Kuşatması, Tebuk Seferi gibi bazı önemli seferlerde bulunmuş Vedâ Haccı’nda Resûlullâh (s.a.v) ile beraber olmuş, Bu hac sırasında kız kardeşi Hz.Âişe’ye mazareti sebebiyle Ten’im’e kadar beraber giderek onun hacdan önce yapamadığı Umre’sini yapmasına yardımcı olmuştur.

Resûlullâh (s.a.v)’ın hastalığı sırasında da yanından hiç ayrılmıyarak hizmetinde bulundu. Daha sonra Resûlullâh’ın vefâtını gördü ve defn işlerinde üzerine düşeni yaptı.

Daha sonra babası Hz.Ebû Bekir halife seçildi. Babasının halifeliği döneminde ise, ok atmadaki mahareti ve cesareti ile çok iyi tanınan Abdurrahman (r.a), irtidad olaylarında Hâlid bin Velid’in kumandasında özellikle Beni Hanife kabilesine karşı yapılan savaşlarda Müseylemetü’l- Kezzab’ın en yakın yardımcısı sayılan Muhkem bin Tufeyl’i öldürmüştür.

Veya: Yemame Savaşı’nda ileri gelenlerinden tam yedi kişiyi öldür-müştür onlardan birisi de Yemâme’nin muhâkkimidir. Kalenin bir gedi-ğindeydi;Abdurrahman ona bir ok attı, boğazına isabet ettirib öldürdü, ve Müslümanlar da o gedikten içeriye girdiler. Abdurrahman (r.a) o devirde meydana gelen bir çok savaşlara feth haraketlerine katılmıştır.

Babasının vefatından sonra ikinci halife Hz.Ömer (r.a)’ın hilafeti devrinde, Suriye’deki bir çok fetihlere katıldı. Hz.Osman (r.a)’ın devrinde ve Hz.Ali (r.a)’ın devrinde aynı minval üzere bir çok savaş ve fetihlere katılmıştır.

Cemel Vak’ası’nda kız kardeşi Hz.Âişe (r.a)’nin safında yer aldı ve Hz.Ali’yi destekleyen Mısır valisi olan kardeşi Muhammed bin Ebi Bekr’in üzerine yürüdü. Kardeşinin Muaviye bin Hudeyc tarafından öldü-rülmesine hiç müdahale etmedi. Hz.Ali (r.a)’in şehadetınden altı ay sonra Hz.Hasan (r.a)’ın hilafeti Muâviye bin Ebû Süfyan’a devretmesi üzerine göze batan kişilerden olmuştur. Muâviye bin Ebu Süfyan onu daima ken-di safında tutmaya çalışıyordu.

Bu yüzden ölmeden önce kendi oğlu Yezid için bey’at almak üzere herkesin nabzını yokluyordu. Muaviye bin Ebi Süfyan’ın oğlu Yezid’i veliahd tayin etmesine Hz.Hüseyin, Abdullah İbn-i Zübeyr, ve Abdullah İbn-i Ömer ile birlikte karşı çıktı, ona biat etmedi daha sonra Muaviye’nin biat etmesi için gönderdiği 100.000 dirhemi de reddetti.

Yusuf bin Mâhek anlatıyor:

“-Mervân, Muâviye tarafından Hicaz’a (Medine’ye) vali olarak atan-mıştı. Bir gün hutbe okudu, hutbede Muâviye’den sonra onun oğlu Yezid bin Muâviye’ye biat edilmesi için Yezid bin Muâviye’yi övüb anlatmaya başladı. Abdurrahman bin Ebû Bekr ona hak ettiği bir şey söyledi.

Mervân:

      “-Onu yakalayın!”diye emretti.

Bunun üzerine Abdurrahman, Hz.Âişe (r.a)’nin evine sığındı. Onlar Hz.Âişe’nin evine girmeye cesaret edemediler.

Mervân şöyle dedi:

      “-Allâh; Anne-babasına öf size! Diyen kimseler…âyetini bu adam için indirdi!”

Hz.Âişe (r.a), perdenin arkasından şu cevabı verdi:

      “-Nûr Sûresi’nde geçen iftirâ olayında benim berâtimle ilgili gelen âyetten başka, Yüce Allâh, bizim âilemiz hakkında Kûr’ân’da hiç bir şey indirmemiştir!”

Olayın geniş izahı şöyledir:

Mervân, Muâviye’nin emrine uyarak halkı topladı ve:

      “-Mü’minleri Emiri Muâviye, oğlu Yezid konusunda çok güzel bir şey düşündü!”diyerek insanları ona biat etmeye davet etti.

Hatta bunun, daha önceleri Hz.Ebû Bekr ve Hz.Ömer’in de âdeti olduğunu söyleyince, Abdurrahman bin Ebû Bekr şöyle der:

      “-Hayır! Bu, bir Bizans Rum usûlüdür, Herakl ve Kayser’in âdetidir. Vallâhi Ebû Bekr, (ve Ömer) çocuklarından ve âilesinden hiç kimseyi yerine halef bırakmadı!”

Bundan sonra yukarıda ki hadisede ifâde edildiği üzere Mervân, âyet

okuyarak Abdurrahman’ı küçük düşürmeye çalışmış, Hz.Âişe (r.a)’da ona gereken bu cevabı vermiştir. 3

Abdurrahman bin Ebî Bekir (r.a) bu olaylara şiddetle karşı çıkıyor ve direniyordu. Medine valisi Mervân onun bu sert tavrını görünce durumu Muâviye bin Ebu Süfyan’a bildirdi. Muâviye buna rağmen onu kırma-maya çalışıyordu, fakat, bir gün ona yine bu konuda sorulunca şöyle dedi:

      “-Vallâhi biz dinimizi satarak dünyamıza rağbet etmeyiz!”

Diyerek Medine’den ayrılıp Mekke’ye döndü. Mekke yakınlarında ikâmet etmeye ve orada münzevi bir hayat yaşamaya başladı. Yaşıda artık birhayli ilerlemişti.

Kureyş’in en iyi ok atanlarından biri olan Abdurrahman bin Ebû Bekr (r.a), Mekke’ye altı mil kadar uzaklıkta bulunan Hubşi mevkiin’de yaşarken Hicri 53. Miladi 673. yılda aniden vefât etti. Cenazesi Mekke’ye getirilip Hacun’da ki Cennetü’l-Mualla Kabristanlığı’na defnedildi. Kız kardeşi, Mü’minlerin annesi Hz.Âişe bu durumdan daima şübhe eder ve:

      “-Acaba kardeşim Abdurrahman’a (Emeviler tarafından) bir suikast- mi yaptılar?!”diye söylenir dururdu.

Nihayet bir gün, kadının biri Hz.Âişe’nin evine gelerek, Resûlullâh (s.a.v)’in odasının yanında namaz kılarken kadının hiç bir şeyi yokken birdenbire secdeye kapanıb vefât etmesi üzerine Hz.Âişe (r.a):

      “-Öldüren ve dirilten O, Allah’a hamd olsun bu benim kardeşim Abdurrahman bin Ebû Bekir’in ölümü ile ilgili bir sırrı çözmeye vesile oldu!”dedi.

Daha önce kardeşi Abdurrahman kuşluk uykusuna dalmış ve bir daha uyanmamıştı. Hz.Âişe, hep ona suikast yapıldı kanaatındaydı. Hacca her gidişinde kardeşinin Mekke’de ki mezarını ziyaret ederdi. 4

Abdullah bin Ebû Müleyke anlatıyor:

“-Abdurrahman bin Ebi Bekr, Hubşi mevkiinde ölünce, Mekke’ye götürüldü ve orada defnedildi. Mü’minlerin annesi Hz.Âişe (r.a), Mekke şehrine geldiğinde, kardeşi Abdurrahman bin Ebi Bekr’in mezarına gitti ve şu beyitleri okudu:

“-Biz zamanlar Cezime’nin iki nedimi gibi idik,

Dostluğumuz uzun yıllar sürmüş, hatta:

      “-Bunlar hiç ayrılmayacaklar!”denmişti.

Fakat biribirimizden ayrılınca, sanki ben ve kardeşim Mâlik.

Uzun süren beraberliğimize rağmen hiçbir gece bir arada kalmış değiliz!”

Sonra Hz.Âişe (r.a) şöyle dedi:

      “-Vallâhi vefatında bulunabilseydim, öldüğün yerden başka bir yere asla defnedilmezdin ve ölürken yanında olsaydım, seni ziyarete gelmez-dim!”(yani kadın olarak mezarlığa gelmezdim) 5

Abdurrahman bin Ebî Bekir’den sekiz kadar hadis rivayet edilmiş olup bunlardan üçü Buhâri ve Müslim’in Sahih’lerinde, geri kalanlar ise Kütüb-i Sitte’nin diğer eserlerinde yer almıştır. Rivayetlerini Ahmed bin Hanbel’in Müsned’inde bir arada görmek mümkündür.

Resûlullâh dan. Kimileri Sahih’de yer alan birçok hadis rivayet etti. Babasından da rivayet etti. Kendisinden, Abdullah, Hafsa, kardeşinin oğlu el-Kâsım bin Muhammed, Ebû Osman en-Nehdi, Abdurrahman bin Ebû Leylâ, Amr bin Evs es-Sekafi ve kimileri rivayet ettiler.

Zübeyr bin Bekkâr der ki:

      “-İyi bir adamdı. Çok şakacı idi!”

İbn-i Abdilber der ki:

“-Ömer bin el-Hattâb onu Cudiy’in kızı Leylâ ile evlenmeye teşvik etmiştir. Babası, Dımaşk (Şam) emiri Ğassan’dan doğma bir Arab’dı. Çünkü Dımaşk (Şam) Fethi’nden önce onun evinde kalmış ve ona aşık olmuştur. Onun hakkında şiirler söylemiştir.

Zübeyr bu hikayeyi Abdurrahman bin Ebi’z-Zinâd tarikiyle Hişam bin Urve, babasından naklen isnâd etmiştir, dedi ki:

“-Abdurrahman ticaret yapmak maksadıyla Şam’a geldi, Cudiy’in kızını gördü, etrafında çocuklar vardı. Ondan hoşlandı ve hakkında şu şiiri söyledi:

“-Leylâ’yı hatırladım. Aramızda Şam bâdiyesi vardır.

Cudiy’in kızı Leylâ’dan ne haber? Onu nerede görürsen,

Benden selâm söyle. Evet belki de hacca giden insanlar

Gelirken yollarında görüverirler…”

Halife Hz.Ömer (r.a) bunu duyunca, ordu komutanına şöyle dedi:

      “-Eğer onu (Leylâ’yı) ele geçirebilirsen, Abdurrahman’a ver!”

Komutan da öyle yaptı. Onu çok beğendi ve diğer zevcelerine tercih etti. Hz.Âişe (r.a) onu bu hususta çok eleştirdi. Fakat bu, hiç bir yarar sağlamadı. Sonra Abdurrahman Leylâ’ya eziyet etti. Bu defa Leylâ, kocası Abdurrahman’ı Âişe’ye şikayet etti. Bunun üzerine Âişe (r.a) ona:

      “-Kardeşim! İki hususta da ifrata kaçtın!”dedi.

Abdurrezzak, Mâ’mer, Zühri, Said bin el-Müseyyeb’den rivayet ettiği hadiste şöyle andığını açıkladı:

      “-Abdurrahman bin Ebû Bekr de hiç yalan görülmemiştir!”

İbn-i Sa’d ve birçokları şöyle dediler:

Hicri 53 yılında öldü. Yahya bin Bükeyr; Hicri 54 yılında, Ebû Nuaym; Hicri 53 yılında öldüğünü ileri sürerlerken, kimileri 55. kimileri 56 yılında, İbn-i Hibbân ise; Hicri 58 yılında öldüğünü söylemişlerdir.

Ebû Zur’a ed-Dımaşki der ki;

Muâviye, Yezid’e biat edilmesini sağlamak için Medine’ye geldiği yıl ölmüştür. Âişe (r.a) ondan bir yıl sonra hicri 59. yılında vefat etmiştir. Buhâri ise şöyle der: Âişe’den önce Sa’d’dan sonra ölmüştür. 6

Abdurrahman bin Ebû Bekr (r.a) aynı zamanda Resulullah ile bacanak olurdu. Zira hanımlarından Karibe es-Suğra bint-i Ebû Ümeyye, Ümmü Seleme annemizin kız kardeşiydi. Abdurrahman sert mizaçlı idi. Karibe bir gün ona:

“Allah’a yemin olsun ki, seni uyarıyorum bir daha böyle davranırsan boşanırım!”dedi. Abdurrahman da, “İstersen ayrılabilirsin!”dedi. Bunun üzerine Kureybe yumuşadı ve “İbnü’s-Sıddik’in üzerine hiç kimseyi tercih etmem”dedi. Abdurrahman da onu boşamayıp birlikte yaşamaya devam etti. Ondan Abdullah, Ümmü Hakim ve Hafsa adında üç çocukları oldu. 7

Abdurrahman bin Ebû Bekr (r.a)’ın kabri, Mekke’de ki, Cennetü’l-Mualla Kabristanlığı’ndadır.


Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan râzı olsun.


1- M.Âsım Köksal İslam Tarihi-10-117 
2- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-4-1370 
3- Câmiu’l-Usûl-3-407-408-Tefsir ve Nüzûl-No-803 
4- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-4-1310 
5- Câmiu’l-Usû’l-18-40-No-8.655 
6- el-İsabe, İbn-i Hacer el-Askalani-3-320-322-No-5155 
7- İbn-i Sâ’d-Kitabü’t-Takabakati’l-Kebir-10-5037-Sayfa-284.