Abdullah Bin Süheyl Bin Amr

Abdullah bin Süheyl, bin Amr, bin Süheyl (r.a)’ın Takriben Miladi 594 veya 596 yılların’da Mekke’de dünyaya gelmiştir. Babası: Mekke’nin liderlerinden meşhur Süheyl bin Amr’dır. Annesi ise: Fâtıma veya (Fahite) bint-i Amr, bin Nevfel, bin Abdimenaf, bin Kusay el-Kureyşidir.

Abdullah Bin Süheyl Bin Amr

Abdullah Bin Süheyl Bin Amr
عَــبْـدُاللهُ بْــنُ سُـهـيِـلُ بْــنُ عَــمْـر


 Baba Adı    :    Suheyl bin Amr.
 Anne Adı    :    Fâtıma (Fahite) bint-i Amr bin Nevfel bin Abdimenaf bin Kusay el-Kureyşi dir.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Takriben Miladi 594 veya 596 yılların’da Mekke’de doğmuştur.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 12. Miladi 633. yıllarda 38 yaşlarında Yemame’de şehid oldu. Kabri Yemame bölgesindedir.
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok.
 Eşleri    :    Bilgi yok.
 Oğulları    :    Bilgi yok.
 Kızları    :    Bilgi yok.
 Gavzeler    :    Bedir, Uhud, Hendek, Hudeybiye gibi bir çok seferlere katılmıştır.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Mekke, 2. Habeşistan Medine, muhacirdir.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    Bilgi yok.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Abdullah bin Süheyl bin Amr bin Abdiş-şems bin Abdivüdd bin Nasır bin Malik bin Hısl bin Amır bin Lüey bin Ğalib bin Fihr el-Kureyşi el-Amiri dir.
 Lakap ve Künyesi    :    Ebû Süheyl.
 Kimlerle Akraba idi    :    Meşhur Süheyl bin Amr’ın oğlu ve Sahabe-den Ebû Cendel’in kardeşidir


Abdullah Bin Süheyl Bin Amr Hayatı

Abdullah bin Süheyl, bin Amr, bin Süheyl (r.a)’ın Takriben Miladi 594 veya 596 yılların’da Mekke’de dünyaya gelmiştir. Babası: Mekke’nin liderlerinden meşhur Süheyl bin Amr’dır. Annesi ise: Fâtıma veya (Fahite) bint-i Amr, bin Nevfel, bin Abdimenaf, bin Kusay el-Kureyşidir. Künyesi Ebû Süheyl’dir. Hicri 12. Miladi 633. yılda otuz sekiz yaşlarında irtidat olaylarından dolayı katılmış olduğu Yemâme’deki kanlı Cevas meydan muharebesinde şehadet mertebesine ermiştir. Kabile ve nesebi: Abdullah bin Süheyl bin Amr bin Abdişşems bin Abdivüdd bin Nasır bin Malik bin Hısl bin Amır bin Lüey bin Ğalib bin Fihr el-Kureyşi el-Amiri dir. Sahabeden Ebû Cendel ile kardeş olurlardı.

Abdullah bin Süheyl (r.a), İslâm’ın ilk günlerinde ve genç yaşlarda iken Müslümanlığı kabul etmişti. Ancak o ğünlerde Mekkeli müşriklerin liderlerinden olan babası Süheyl bin Amr’ın buna karşı çıkması ve ağır baskısı karşısında ikinci Habeşistan hicretine katılmak zorunda kaldı. Bazı rivayetlerde, Abdullah bin Süheyl (r.a), ikinci Habeşistan hicretinin ardından Ğaranik hadisesi dolaysıyla Mekke’ye geri dönünce, babası Süheyl bin Amr, oğlu Abdullah’ın Müslüman olmasına, hele hele ondan izinsiz Habeşistan’a hicret edişine çok içerlemiş ve kızmıştı. Oğlunun geri dönmesine çok sevinmişti.

Artık bu gence gereken yapılacaktı ve öyle oldu. hedef onu dininden döndürmekti, Şirk’in liderlerinden olan babası Süheyl bin Amr, önce onu bir direğe bağladı, ve işkence yapmaya başladı, işkenceler öyle bir hal aldı ki, onu islâm dininden döndürmek için gerekli itirafı kalben inandığı halde, görünüşte, onların baskısı ile dediklerini söylemek mecburiyetinde kaldı. Böylece müşriklerin ve özellikle müşrik babasının zülm ve işkencesinden geçici de olsa kurtuldu.

Aradan yıllar su gibi akıb geçti. Resûlullâh (s.a.v) ve Müslümanlar Medine’ye hicret etttiler. Fakat müşrikler, Mekke’de kalan Müslümanlara çok acı ve ızdırablar çektirmeye devam ediyorlardı. Resûlullâh (s.a.v), Mekke’de kalıb’da Medine’ye hicret edemeyen zayıf Müslümanlara karşı müşriklerin yaptıkları bu kötülüklerden caydırtmak için Kureyş’ın ticaret kervanlarının Şam bölgesine giden ticari yollarını keserek onları bir nevi ekonomik yönden tehdit etmeye başladı.

İşte, bu sebebten dolayı da, İslam’ın Mekke müşrikleriyle ilk savaş olan, Bedir savaşı, oldu. Babası Süheyl bin Amr, Bedir harbine çıkılırken oğlu Abdullah bin Süheyli’de yanında getirtmişti. Onun, yiyeceğini içece-ğini bineceğini harçlığını ve bütün beşeri ihtiyaçlarını sağladığından dolayı oğlu Abdullah’ın bir daha Müslümanlığa döneceğine ihtimal bile vermiyordu. Müslümanlar ile Mekkeli müşrikler, Bedir’de karşılaştıkları, ve birbirlerini iyice gördükleri zaman Abdullah bin Süheyl Müslümanlar tarafına geçmeye ve Resûlullâh (s.a.v)’in yanına gelmeye muaffak oldu.

Süheyl bin Amr, oğlu Abdullah’ın bu hareketine son derece kızdı ve:

      “-Seni gidi hayırsız evlat!”diyerek, ona, çok ağır laf ve küfürleri söyledi, Abdullah bin Süheyl ise: babasına şöyle karşılık verdi:

      “-Allâh, bunu benim hakkımda çok hayırlı kıldı!”

Abdullah bin Süheyl (r.a), o zaman 27 yaşlarındaydı. 1

Bedir Savaşı’ndan sonra Abdullah bin Süheyl (r.a), sırasıyla, Uhud, Hendek, gibi ğazvelere katıldı. Hudeybiye Musalahası’nda, Müslümanlar tarafında Resûlullâh’ın yanında idi. Babası Süheyl bin Amr ise Mekke müşriklerini temsilen küfrün liderliğini yapıyordu. Yapılan sulh anlaşma-sının henüz imzalandığı sıralar da zincire bağlı olarak gelen kardeşi Ebû Cendel’in hali yürekleri harab etti. Zira yaşça kendisinden küçük olan kardeşi, Ebû Cendel’e Müslüman olmasından dolayı müşrik olan babası Süheyl bin Amr, kendisine yaptığı gibi, onu, Mekke’de haps etmiş, İslâm dininden dönsün diye, ona, bir çok işkenceler yapmış, kaçmasın diye’de ayaklarına zincir vurdurmuştu. Abdullah’ın Müslüman olan bu kardeşine karşı büyük bir sevgisi vardı.

Ebû Cendel (r.a), bir fırsatını bulub, Mekke’de ki haps olunduğu yerden kaçmış, ayakları zincirli olmasına rağmen onsekiz kilometre yol kat’ederek Hudeybiye’ye kadar zıplayarak gelmiş, ve, Müslümanların tarafına geçmiştı! Babası Süheyl bin Amr, bu olayı görünce, oğlu Ebû Cendel’i boynundan tutup, elindeki dikenli ve budaklı bir dal parçasıyla kafasına ve yüzüne vurdu:

      “-Ya Muhammed! anlaşmamız geregi bana ilk geri vereceğin ilk kişi oğlum Ebû Cendel’dir. geri vermezsen şu anlaşmayı imzalamam!”

Deyip diretince, Resûlullâh (s.a.v) istemiyerek te olsa, mecburen onu geri verdi. Ebû Cendel’e biraz daha sabretmesini tavsiye etti. Daha sonra Mekke ye geri döndürdü. Hudeybiye Anlaşmasının bir maddesi şöyle idi:

“-Mekkelilerden biri Müslüman olub da, Medine’ye gelirse, Mekke devletine geri verilecektir. Medine’den kaçıpta Mekke devletine sığınan biri olursa Medine’ye geri verilmiyecekti.

Bu hadise orada bulunan bütün Müslümanları derinden üzdü. Fakat Abdullah bin Süheyl’ı daha da üzmüştü. Ancak sabredecekti zira Allâh’ın mutlaka bir çıkış yolu yaratacağına inanıyordu ve olaylar inandığı gibi de gelişti. Önce, Mekke’den kaçanlar Kızıldeniz kenarında toplanıb orada bir teşkilat kurub, Kureyş’in ticari kervanlarına saldırıb zarar verdiler. Bu olay karşısında korkuya kapılan Mekkeli müşrikler, anlaşmanın bu maddesini ibtal ettirmek için Resûlullâh (s.a.v)’e elçiler gönderib kendi istekleri doğrultusunda fesh etmek zorunda kaldılar.

Aradan iki yıl geçtikten sonra, Mekke’nin fethi gerçekleşti. Mekke fethi sırasında Resûlullâh (s.a.v) küfrün elebaşılarından en az onbeş kişi için ölüm fermanı çıkarmıştı. Küfrün elebaşılarından olan babası Süheyl bin Amr için de ölüm fermanı çıkarıltılmış kanı heder olanlar listesine alınmıştı. Bu defa da bu olay, Abdullah bin Süheyl’i derinden üzmüştü. Öldürülmesi istenen kişi ne de olsa babasıydı.

Babası Süheyl bin Amr öyle birisi idi ki: Mekke fethi günü Mekkeli gençleri Resûlullâh ile çarpışmaya ayaklandırıb Handeme Dağı’nda Hâlid bin Velid’e karşı koyan üç Kureyşi’den birisi idi. Yaptıkları Hudeybiye anlaşması hükmünü çiğneyerek yüzlerini örtüb Beni Bekirlerle birlikte Huzâaları uyurken kılıçtan geçiren Kureyşiler arasında idi.

Süheyl bin Amr kendisi der ki:

“-Resûlullâh (s.a.v), Mekke’ye girip hâkim olduğu zaman, kendimi evime attım. Kapımı, üzerime kapattım. Benim için, Muhammed’den emân istesin diye oğlum Abdullah’a haber saldım. Öldürülmeyeceğimden emin değildim. Muhammed’le Ashabına karşı olan tutum ve davranış-larımı hatırladım. Onlar katında ki, durumumu düşündüm: Benden daha kötü davranışlı bir kimse yoktu.

Resûlullâh (s.a.v) ile hiç kimse karşılaşmazken, Hudeybiye günü ben karşılaşmış, anlaşma yazısını ben istediğim biçimde yazmış yazdırmıştım. Bedir ve Uhud Savaşları’na ve Kureyşilerin, Resûlullâh’a karşı olan her hareketine katılmıştım!”der.

Abdullah bin Süheyl (r.a), babası için Resûlullâh’ın yanına geldi.

      “-Yâ Resûlallâh! Babama emân verecek misiniz?”diye sordu.

Resûlullâh (s.a.v)’de:

      “-Evet! Ona, Allâh’ın emânı ile emân verilmiştir. Evinden dışarı çıksın!” buyurduktan sonra, çevresinde bulunanlara:

      “-Kim, Süheyl bin Amr’a rastlarsa, ona, sert bakışla bakmasın ki dışarı çıkabilsin! Hayatıma and olsun ki: Süheyl, aklı ve şerefi olan bir adamdır. Süheyl gibi kişiler, İslâmiyeti tanımaz ve takdir etmez durumda olamazlar! O, şimdiye kadar üzerinde durduğu şeylerin kendisi için hiç de yararlı olmadığını görmüş ve anlamış bulunuyordur!”buyurdu

Abdullah bin Süheyl, babasının yanına gidib Resûlullâh’ın söyledik-lerini ona haber verdi.

Süheyl bin Amr:

      “-Vallâhi, O, küçük iken de, iyi, dürüst ve yararlı idi, büyük iken de öyledir!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v)’ın, yanına gidib gelmeye başladı. Süheyl bin Amr, Resûlullâh (s.a.v) ile birlikte, Huneyn Savaşı’na gitti ve Ci’râne’ye gelin-ce Müslüman oldu. Süheyl bin Amr, Kureyşilerin eşrafından ve en bilgili ve sözü te’sirli hatiblerinde di. 2

Resûlullâh (s.a.v), Abdullah bin Süheyl ve Ebu Cendel’in hatırına babaları Süheyl bin Amr’a güvence vererek bu genç sahabelerinin isteğini yerine getirdi. Süheyl bin Amr, Müslümanlara yaptığı bunca düşmanlık-dan sonra affedileceğine kendisi dahi ihtimal vermiyordu. Resûlullâh’ın bu affı ve kadir şinazlığı karşısında Kelime’i şehâdet getirib Müslüman oldu. Bundan sonra artık İslâm için yaşadı. Özellikle Resûlullâh (s.a.v)’ın vefatı sonrası Mekke halkına çok tesirli bir hitabette bulunarak onların irtidat edib dinden dönmelerini önledi.

Abdullah bin Süheyl (r.a), Resûlullâh (s.a.v) ile, bir çok seferlere katıldı. Vedâ Haccı’nı O’nunla idrâk etti. Resûlullâh (s.a.v)’ın vefatından sonra, Hz.Ebû Bekr (r.a)’ın hilafeti döneminde baş gösteren irtidat hadise-leri üzerine Yemâme’deki savaşlara iştirak etti. Hicri 12. Miladi 633. yıllarda Yemâme’de yalancı peyğamber Müseylimetü’l-Kezzab’a karşı o çok kanlı ve bir o kadar da şanlı olan Cevas meydan muharebesin de şehid olma şerfine erdi. Kabri Yemame bölgesindedir.

O tarihlerde Babası Süheyl bin Amr (r.a) henüz hayatta idi. Oğlu Abdullah bin Süheyl’ın şehadetini duyanca içten gele gele:

      “-Ah…Keşke bende şehid olsaydım!” temennisinde bulundu sonrada şöyle dedi.

      “-Resûlullâh (s.a.v)’den bana, şehidin âilesinden yetmiş kişiye şefaat edeceği haberi ulaştı. Ben de oğlum Abdullah’ın benden önce kimseye şefaat etmeyeceğini umuyorum!”

Abdullah bin Süheyl’in hanımları ve çocukları hakkında hiç bir malumata rastlayamamaktayız. Ancak künyesinin Ebû Süheyl oluşundan, babasının adını taşıyan bir oğlunun olduğu zannedilmektedir. Abdullah bin Süheyl şehid olduğunda henüz 38 yaşlarında idi. Kabrinin, şehid oldu-ğu bölgede olduğu bilinmektedir.

Abdullah bin Süheyl, İslâm’ın neşri hususunda yabancı ülkelere cihada gidemediğinden hadis rivayet edib etmediği hakkında bir bilgiye sahib değiliz. Ancak Resûlullâh (s.a.v)’ın yanında uzun müddet kaldığı için dini bilgiye sahib olduğu kadar Kûr’ân-ı Kerim hakkında da bilgisi vardı. Hattâ bzı sûreleri ezbere biliyordu. 3

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.


1- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-9-132 
2- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-15-310 
3- Ashâb-ı Kirâmın Meşhurları-Hayati Ülkü-167-169-özet