Muhammed Bin Mesleme

Fûdalâ-i Sahabe’den olan Muhammed bin Mesleme, Vâkıdî’ye göre: bi’setten yirmi iki yıl önce, takriben Miladi 588. yılda Medine’de doğdu. Câhiliye devrinde kendisine Muhammed adı verilen kimselerdendir.

Muhammed Bin Mesleme

Muhammed Bin Mesleme Kimdir?
مُــحَــمَّــدُ بْــنُ مَــسْــلَــمَــة


 Baba Adı    :    Mesleme bin Seleme bin Hâlid.
 Anne Adı    :    Ümmü Sehm, Huleyde binti Ebu Ubeyde bin Vehb el-Hazreci dir.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Takriben Miladi 588 de Medine’de doğdu.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 43. Miladi 663. yıllarda Medine de vefat etti. Kabri Cennetü’l-Bakidedir
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok.
 Eşleri    :    1-Ümmü Âmr bint-i Selâme bin Vakş. 2-Amre bint-i Mes’ud. 3-Kutayle bint-i el-Husayn bin Damdam 3-Zehra bint-i Ammar, ve isimlerini bilmediğimiz ümmü veledleri...
 Oğulları    :    Abdurrahman, Abdullah, Mahmud, Ca’fer, Ömer, Enes, Kays, Zeyd, Muhammed, Sa’d.
 Kızları    :    Ümmü İsa, Ümmü Ahmed, Ümmü Zeyd, Amre, Hafsa.
 Gavzeler    :    Bedir, Uhud, Hendek, Hudeybiye, Hayber, Mekke’nin Fethi, Huneyn, Tebük, Yemame, gibi birçok seferler…
 Muhacir mi Ensar mı    :    Ensâr’dan dır.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    16 tane.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Ebû Ubeyde bin Cerrah.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Muhammed bin Mesleme bin Seleme bin Hâlid bin Adiy bin Mecdea bin Hârise bin el-Hazrec bin Amr bin Mâlik el-Evs el Ensâri el-Hârisi Beni Abduleşhel’in halifidirler.
 Lakap ve Künyesi    :    Ebû Abdurrahman, Ebû Abdullah, Ebû Said el-Medeni, Ebû Muhammed’dir.
 Kimlerle Akraba idi    :    Mahmud bin Mesleme’nin kardeşi

 

Muhammed Bin Mesleme'nin Hayatı

Fûdalâ-i Sahabe’den olan Muhammed bin Mesleme, Vâkıdî’ye göre: bi’setten yirmi iki yıl önce, takriben Miladi 588. yılda Medine’de doğdu. Câhiliye devrinde kendisine Muhammed adı verilen kimselerdendir. Kimine göre künyesi Ebû Abdullah veya Ebû Said’dir der. İbn-i Hacer el-Askalani el-İsâbe’sinde nesebini şöyle sayar: Muhammed bin Mesleme bin Seleme bin Hâlid bin Adiy bin Mecdea bin Hârise bin el-Hazrec bin Amr bin Mâlik el-Evs el Ensâri el-Hârisi. Beni Abduleşhel’in halifidir.

İbn-i Esir nesebini şöyle sıralar: Muhammed bin Mesleme bin Hâlid bin Adiy bin Mecdea bin Hârise bin el-Hâris bin el-Hazrec bin Amru bin Mâlik bin el-Evs el-Ensâri el-Evsiy Beni Abdüleşhellerin halifi (andlaş-malısı) dır der. Künyesi ise: Ebû Abdurrahman, Ebû Abdullah veya Ebû Said’dir.

Muhammed bin Mesleme (r.a) Hicretten otuzbeş yıl önce Medine’de dünyaya geldi. Babası; Mesleme bin Seleme Evs’i, Annesi; Huleyda ise; Ensâr’ın Hazrec kabilesine mensubdur. Hicri 43. Miladi 663-64 yılında Medine’de vefat etmiştir. Cenaze namazını Medine valisi Mervân bin Hakem tarafından kıldırılıp Baki kabristanına defnedilmiştir. Vefatında yetmiş yedi yaşlarında idi.

Muhammed bin Mesleme (r.a)’in siyer kaynaklarında bir çok künye-leri vardır. Ebû Abdurrahman, el-Medenî, câhiliye devrinden beri adı Muhammed’dir. Ancak künyesi önceleri; Ebû Abdullah veya Ebâ Sâ’id idi. Daha sonra bu künyelerini terk etmiştir. Benî Abdüleşhel’in halifi idi. Kendisi gibi Ensâr’i ve Hayber’de şehid olan sahabe’den Mahmud bin Mesleme onun kardeşidir.

Muhammed bin Mesleme (r.a)Medine’de İslâm dininin tebliğ edil-mesine başlanıldığı ilk günlerde Abdüleşhel’in lideri Sa’d bin Muâz’dan daha önceleri Mus’ab bin Umeyr (r.a)’ın vasıtasıyla Müslüman olmuştur. Bu itibarla Medineli Müslümanların en kıdemlilerinden ve ilklerinden dir. Resûlullâh (s.a.v), Medine’ye hicret ettikten sonra, el-İsâbe’ye göre, onu Ebû Ubeyde bin Cerrâh (r.a) ile din kardeşi ilan etmiştir. Diğer eserlerde ise, Ebû Ubeyde bin Cerrâh’ın Sa’d bin Muâz ile din kardeşi ilan edildiği bildirilmektedir.

Muhammed bin Mesleme (r.a) hayatı boyunca Resûlullâh (s.a.v)’ın yanında yerini aldı. Tebük Seferi’nın dışındaki bütün Ğazve, ve Seferlere katıldı. Tebük Seferi sırasında Resûlullâh (s.a.v) onu Medine’de yerine vekil bırakmış olduğu Hz.Ali’ye yardımcı olarak bırakmıştı. Başta Bedir Ğazvesi’nde bulunarak ashâb-ı Bedir’den olma sıfatını kazanmıştır. Bunu müteakib Uhud Savaşı’na katıldı. Uhud Savaşı’nın sonunda Müslümanların zor durumda kalıb da bozulmaya yüz tuttuğu anda kendi vucüdunu hiç çekinmeden Resûlullâh (s.a.v)’e kalkan yaparak oğullarıyla birlikte O’nu korumaya çalıştı.

Resûlullâh (s.a.v)’ın şehid olduğu haberi üzerine Medine’den 14 veya 9 tane kadın yaralılara yardım için Uhud’a koştular. Bunların aralarında Resûlullâh (s.a.v.)’ın kızı Fâtıma (r.a)’da vardı. Hz.Fâtıma (r.a), babasının yüzünü yaralanmış görünce ağlayarak boynuna sarıldı. Resûlullâh (s.a.v) çok susamıştı. Muhammed bin Mesleme (r.a) O’na içecek su bulmak için Medine’den gelen kadınların yanına gitti. Fakat, onların yanlarında da su bulamadı. Hemen Uhud’daki Kanad deresine kadar gitti. Oradan tatlı bir su bulup getirdi. Resûlullâh (s.a.v), o sudan içti, sonra Muhammed bin Mesleme’ye dua etti. 1

Muhammed bin Mesleme (r.a), Hicretin üçüncü yılının Rebiülevvel ayının ondördünde Miladi dört Eylül 624 yılında İslâm düşmanlığıyla tanınan Yahûdi şairi Kâ’b bin Eşref ile İbn-i Ebü-l Hukayk’ı öldürenler arasında yerini aldı.

Yahudi Şair’i Kâ’b bin Eşref Niçin öldürüldü?

Resûlullâh (s.a.v) Medine’ye hicret ile geldiği zaman Medine halkı Müslüman, Müşrik, Yahudi ve bunların müttefikleriyle karışıktı. Kendileri Müslüman oldukları halde babaları müşrik kalan bazı Medineliler vardı. Medineli müşrikler ve Yahûdiler Resûlullâh (s.a.v) ve Ashabı’nı son dere-cede rahatsız etmekte idiler. Halbuki Medine anlaşması gereği kimse kim-seyi rahatsız etmeyecek hep beraber emniyet içinde yaşayacaklardı. Yüce Allâh bu yol da indirdiği Âyet’i Celile’de şöyle der;

      “-And olsun ki, mallarınız ve canlarınız hususunda denenecek-siniz. Kendilerine sizden önce kitab verilenlerden ve Allâh’a şirk koşanlardan da her halde incitici bir çok laflar işiteceksiniz. Eğer, katlanır Allâh’ın emirlerine aykırı tutum ve davranışlardan sakınır isenız işte bu hadiselere karşı gösterilecek bir azim ve metanettir!” 2

      “-Ehl-i kitab’ın birçoğu hak kendilerine belli olduktan sonra ruhlarındaki kıskançlıktan ötürü sizi imanınızdan sonra küfre dön-dürmek hevesine düştü. Allâh’ın emri gelinceye kadar onları şimdilik kendi hallerine bırakınız onlara serzeniş de etmeyiniz. Şüphe yok ki Allâh her şeye kadirdir!” 3

Gibi Âyet’lerle Resûlullâh (s.a.v) ve Müslümanlara sabır ve hoşgörü tavsiye etmekte idi.

Mâmer bin Raşid’in Zühri’den Rivâyetine göre:

Al-i İmran sûresinin yukarıda meâli yazılan yüz seksen altıncı âyetin-de anılan, Ehl-i kitab dan maksad Kâ’b bin Eşref’tir. Kâ’b bin Eşref söy-lediği hiciv ve şiirlerle Kureyş müşriklerini Resûlullâh (s.a.v) ve Ashab-ı âleyhine kışkırtır. Resûlullâh’ı ve Ashabı’nı hiciv ve zem eder dururdu. O, fesat yayan bir zındıktı…

Yahudilerin Resûlullâh (s.a.v)’e karşı amansız kıskançlıkları ve kinleri vardı. Bunun için Yahûdi erkekleri ve kadınları tarafından zaman zaman su’i kastler yapılmıştır. Medine barış ve sulh anlaşmasına rağmen bu fiilden geri durmuyorlardı.

Örneğin, Abdullah bin Abbas’dan nakledilen bir rivayette:

“-Resûlullâh (s.a.v) Bedir’de müşriklerle çarpıştıktan sonra Medine-ye geri dönerlerken yolda Yahûdi bir kadın ile karşılaştı. Yahudi kadının başında bir kab, kabın içinde kızarmış oğlak kebabı ve kolunda ki kapta da tatlı yiyecekler vardı.Yahudi Kadın Resûlullâh (s.a.v)’e:

      “-Yâ Muhammed! Hamd olsun O Allâh’a ki seni zaferle sağ sâlim getirdi. Eğer, Medine’ye sağ sâlim döner gelirsen şu oğlağı kesip kızarta-yım, yemen için sana getireyim diye Allâh’a adak adamıştım!”dedi.

O sıralar da Resûlullâh (s.a.v)’in karnı açtı. Tam oğlaktan yemeye hazırlanırken Yüce Allâh kebab olmuş o oğlağı birden dört ayağı üzerine kaldırıp dile getirdi ve O’na:

      “-Yâ Resûlallâh! Sakın, beni yeme! Ben zehirlenmişimdir!”dedirtti.

Kâ’b bin Eşref, Resûlullâh (s.a.v)’e diş bileyen, tuzaklar, tertibler düşünen Yahûdilerdendi. Bir başka zamanda’da Kâ’b bin Eşref Yahûdi- lerden bir cemaatle anlaşarak önce yemek hazırlamış Resûlullâh (s.a.v)’i öldürmek için bir velime (evlenme) ziyafetine dâvet etmişti. Düğünün yap-ıldığı mekânda Resûlullâh (s.a.v)’in oturduğu yerde O’na sinsi bir suikast yapacak, üzerine koca bir kaya yuvarlayacaklardı. Resûlullâh (s.a.v), ve Ashab-ı oraya gittiler. Fakat, Cebrâil (a.s) bu gizli suikastı O’na haber verince Resûlullâh (s.a.v), ve ashabı önceden oradan ayrılmıştı.

Kâb bin Eşref Yahûdilerin zındıklarından. Şeytanlarındandı.

      “-Onlar iman edenlerle karşılaştıkları zaman bizde iman ettik derler.ayrılıp şeytanları ile baş başa kaldıklarında ise biz gerçekten sizinleyiz biz ancak onlarla alay ediyoruz derler!” 4

Âyetinde ki şeytanlardan maksat, Yahûdiler den Kâ’b bin Eşref ile Huyey bin Ahtab, Ebû Bürdetü’l-Eslemi, İbn-i’s-Sevda, ve Abdüdar bin Hudayb gibileridir. Kâ’b bin Eşref, kuvvetli bir şairdi. Söylediği şiirlerle Resûlullâh ve O’nun aziz sahabelerini hiciv etmekten kureyş müşriklerini Resûlullâh ve Müslümanlar âleyhine kışkırtmaktan geri durmamaktı.

Kureyş müşrikleri, Bedir’de hezimete uğrayınca, Zeyd bin Hârise, Medine’nin aşağı kısımlarında oturan Müslümanlara, Abdullah bin Revâha-’da Medine’nin yukarı taraflarında oturan Müslümanlara Bedir zaferini müjdelemek, ve müşriklerden öldürülenleri haber vermek üzere müjdeci olarak gönderilmişlerdi.

Annesi Nadir oğulları Yahûdilerinden Babası ise Nebhan oğulları ve Tayyi kabilesinden olan Kâ’b bin Eşref, zafer müjdesini haber alınca:

      “-Yazıklar olsun size! Bu haber doğru olabilir mi? Muhammed şu adamların isimlerini andıkları Arabların eşrafı ve insanların liderleri olan bu büyük kişileri gerçekten öldürmüş olabileceğini zanneder misiniz? Eğer, Muhammed bu kadar cemaatı öldürmüş ise, bizim için artık yerin içi dışından daha hayırlıdır!”demişti.

Verilen bu haberin doğruluğunu anlayıncada hemen çekip Mekke’ye gitmiş orada Muttalib bin Ebi Vedda’nın evine inmişti. Muttalib ile karısı Âtike onu evlerinde son derecede ağırladılar.

Kâ’b, Bedir’de öldürülüp kör kuyuya atılan Kureyş’in müşrik uluları üzerine yanık mersiyeler şiirler ağıtlar söyleyerek ağladı ağlattı ve onları kışkırttı.Mekkelileri Resûlullâh (s.a.v)’in âleyhine ayklandırmaya çalıştı. Söylediği Mersiyeler, Mekke’de erkek ve kız çocukları tarafından ezber-lenib okunmağa başladı.

Huyey bin Ahtab’da Kâ’b bin Eşref ile Mekkeye gelib, Resûlullâh ile çarpışmak üzere Kureyş müşrikleriyle andlaştılar.

Kureyş müşrikleri:

      “-Siz, en eski ilim ve kitab sahiblerisiniz, siz bize gerek kendimiz, gerek Muhammed hakkında bilgi veriniz?!”dediler.

Huyey bin Ahtab ile Kâ’b bin Eşref:

      “-Siz ne haldesiniz? Muhammed ne haldedir?”diye sordular.

Müşrikler:

      “-Biz, hörgüçlü dişi develeri boğazlar, halka yediririz ve su üzerine süt içiririz. İnsanların sıkıntılarını gideririz. Hacıları sularız. Akrabaları-mızla ilgileniriz!”dediler.

      “-Peki Muhammed ne haldedir?”diye sordular.

Kureyş müşrikleri:

      “-Kim olacak! O, oğulsuz, kızsız, kabilesiz, ve tek başına kalan bir hurma ağacıdır. Bizimle akrabalık ilgisini kesmiş, Hacılar hırsızı olan, Ğıfar Oğulları kendisine tabi olmuştur!”dediler.

Huyey ile Kâ’b:

      “-Yok yok! Siz, Onlardan daha hayırlısınız. Ve çok daha doğru bir yoldasınız!”dediler.

Ebû Sufyan ve öteki Müşrikler, Kâ’b’a:

      “-Sence bizim dinimiz mi ? Yoksa, Muhammed ve ashabının dinimi daha makbuldür?”dediler.

O da müşriklere yaranmak için:

      “-Siz, Onlardan daha doğru ve üstün yoldasınız!”diyerek müşrikliği Müslümanlığa üstün tuttu.

Gerek Kâ’b’ın ve gerek öteki Yahûdi biginlerinin bu yoldaki tutum ve davranışları Kûr’ân-ı Kerim’de şöyle açıklanır:

“-Görmedin mi? Şu kendilerine kitabdan biraz nasib verilen-lerin yaptıklarını? Kendileri, Cıbt ve Tağut gibi putlara, boş şeylere inanırlar, Öteki kâfirler, (yani müşrikler) içinde:

      “-Bunlar, Mü’minlerden daha doğru bir yoldadır!”derler. 5

Rivâyete göre: Kâ’b bin Eşref hakkında Resûlullâh (s.a.v):

      “-O, bize karşı düşmanlığını açıklamakta, bizi şiirleri ve hicivleriyle rahatsız etmekte, müşrikleri ise, desteklemektedir. Bizim ile çarpıştırmak için Kureyş’i kışkırtıp bir araya toplamıştır. Yüce Allâh, bunu, bana haber verdi!” buyurduktan sonra, Nisâ sûresinin 51. âyetini sonuna kadar ve:

“-Onlar, öyle kimselerdir ki, Allâh, onlara lanet etmiştir. Allâh, her kime lânet ederse, artık, onun için bir yardımcı bulamazsın!“

Meâlli (52)’nci ayetin den, baş tarafını okudu.

Muhammed bin Mesleme’ye göre: Kâ’b bin Eşref, Resûlullâh ile yap-tığı anlaşmayı bozmuş, Resûlullâh’ı ve Müslümanları hicv etmek suretiyle düşmanlığını açığa vurmuş, Kureyş müşriklerini, Resûlullâh ve Müslüman-lar âleyhinde ayaklandırmaya çalışmış ve bu yüzden öldürülmeye müstehak olmuştu.

Enes bin Mâlik’ın rivayet ettiği bir Hadis’de, hem Mekkeli, hem Medineli müşriklere karşı, Müslümanların, servetleri, elleri ve dilleriyle cihad etmeleri emrolunmuştur.

Diyar Bekri’nin açıkladığına göre:

Kâ’b bin Eşref, Mekke’ye kırk Yahûdi ile gitmişti. Ebû Süfyan’la görüşmüştü. Ebû Süfyan, kırk hemşehrisi ile, Kâ’b da, kırk Yahûdi ile birlikte Mescid-i Haram’a girip Kâbe ile Kâbe örtüsü arasında birbirleri ile andlaştılar. Cebrâil (a.s), onların bu andlaşmalarını Resûlullâh’a haber verdi. Bunun üzerine, Resûlullâh (s.a.v) Kâ’b’ın öldürülmesini emretti.

Medineli Müslümanlardan şair Hassân bin Sâbit, Ebû Vedâa ile karısı Âtike’nin Kâ’b’ı evlerinde barındırmalarını ve ona aşırı derecede yakınlık göstermelerini şiirleriyle diline dolayınca, bunlar, onu evilerinden koğmak zorunda kaldılar. Kâ’b, kime gitti ise, Hassân bin Sâbit, Resûlullâh (s.a.v)-’ın emriyle onu, diline doladı ve Kâ’b’ı oradan tedirgin etti. Kâ’b bin Eşref, Mekke’de barınacak yer bulamayınca, Medine’ye geldi.

Kâ’b, Medine’de de, boş durmadı. Söylediği destanlarla, ilk önce evinde kaldığı Âtike’yi ve onun güzelliğini diline doladı. Sonra da başta Hz.Abbas’ın hanımı Ümmü’l-Fadl olmak üzere, Müslüman kadınlarını söylediği şiirlerle rahatsız etmeye başladı.

Bunun üzerine, Resûlullâh (s.a.v):

      “-Allâh’ım! Beni, Eşref’in oğlundan dilediğin şekilde kurtar artık! O, kötülüğünü açığa vurmakta ve yaymaktadır!”diyerek dua etti.

Resûlullâh (s.a.v), Ashâbı’na dönerek:

      “-Beni, şu Kâ’b bin Eşref’in dilinden kim kurtarır? Çünkü, o, Allâh’ı ve Resülünü rahatsız etmektedir!”

Buyurduğu zaman, Abdüleşhel oğullarının kardeşi olan Muhammed bin Mesleme:

      “-Yâ Resûlallâh! Onu, ben, Senin için öldürür, Seni, onun dilinden kurtarırım!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v)’de:

      “-Gücün yeterse, yap bu işi!”buyurdu.

Muhammed bin Mesleme (r.a) evine döndü. Üç gün evinden dışarı çıkmadı. Bir şey yemedi, içmedi, Onun bu hali, Resûlullâh (s.a.v)’e arz edilince, Resûlullâh (s.a.v) onu yanına getirtti:

      “-Sen, yemeyi, içmeyi ne için bıraktın?”diye sordu:

Muhammed bin Mesleme (r.a):

      “-Yâ Resûlallâh! Ben, Sana bir söz söylemiş bulunuyorum. Bilmem- ki, onu, yerine getirebilecek miyim, getiremeyecek miyim?”dedi.

Resûlullâh (s.a.v), ona:

      “-Sen, ancak, elinden gelebileni yapmakla mükellefsin?”buyurdu.

Muhammed bin Mesleme (r.a):

      “-Yâ Resûllallâh! Kâ’b’a, Senin âleyhinde bir şeyler söylememiz de gerekecek?”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Bu hususta istediğinizi söylemeniz size helâldir!”buyurdu.

Muhammed bin Meseleme (r.a), hemen Ebû Nâile Silkân bin Selâme, Abbad bin Beşir, Hâris bin Evs, ve Hârise oğullarından Ebû Abs bin Cebir, ile bir toplantı yaptılar. Yahudi şair Kâ’b bin Eşref’i nasıl öldüreceklerini kararlaştırdılar.

Başka bir rivâyette ise şu ilâve vardır:

Resûlullâh (s.a.v)’ın Kâ’b bin Eşref’i öldürmeleri için bazı kişileri göndermesini Sa’d bin Muaz’a emrettiği ve Muhammed bin Mesleme’nin bu iş için vazifelendilib gönderildiği rivayet edildiği gibi Muhammed bin Mesleme’nin:

      “-Yâ Resûlallâh! Kâ’b bin Eşref’i ben öldürmek istiyorum!”

Dediği zaman, Resûlullâh (s.a.v)’ın biraz sustuktan sonra:

      “-Git, bunu Sa’d bin Muâz ile görüş!”buyurduğu

Sa’d bin Muâz’ın da:

      “-Allâh’ın bereketi üzerine git. Kardeşimin oğlu Hâris bin Muâz ile Abbad bin Bişr, Ebû Abs bin Cebr, ve Ebû Nâile bin Silkân’ı da yanına al!” dediği de rivayet edilir.

Yine rivâyete göre:

Muhammed bin Mesleme (r.a), şair Kâ’b bin Eşref’i öldürmeğe söz vererek evine dönerken, Resûlullâh (s.a.v)’in yanına gitmekte olan Silkân bin Selâme’ye kabristanda rastladı ona:

      “-Resûlullâh (s.a.v), Kâ’b bin Eşref’i öldürmeyi bana emretti. Sen, onun, câhiliye devrinde dostu idin. O, senden başkasına itimat etmez. Sen, onu yanıma getir, öldüreyim!”dedi.

Silkân bin Selâme (r.a):

      “-Resûlullâh (s.a.v), bana emrederse, yaparım!”dedi.

Muhammed bin Mesleme (r.a), Silkân bin Selâme (r.a) ile birlikte Resûlullâh (s.a.v)’ın yanına döndü.

Silkân bin Selâme (r.a):

      “-Yâ Resûlallâh! Kâ’b bin Eşref’ın öldürülmesini emrettiniz mi?”diye sordu:

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Evet!”buyurdular.

Silkân bin Selâme (r.a):

      “-Yâ Resûlallâh! İbn-i Eşref’e, Senin aleyhinde birşeyler söylemeye müsâade buyur?”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-İstediğini söylemek, sana helâldır!”buyurdu.

Bunun üzerine, Silkân bin Selâme, Muhammed bin Mesleme, Abbad bin Bişr, Seleme bin Sâbit ve Ebû Abs bin Cebr ile birlikte mehtablı bir gecede hurma ağaçlarının gölgesinde gizlenerek gittiler.

Bunlar, önce Ebû Nâile Silkân bin Selâme’yi Kâ’b bin Eşref’in yanına gönderdiler. Ebû Nâile, onunla bir müddet konuştu. Beraber şiirler oku-dular. Ebû Nâile bir ara:

      “-Ey Eşref’in oğlu! Ben, senin yanına bir hâcet için geldim. Gizli tutar kimseye açmazsan, sana arzumu dileğimi söyleyeyim?”dedi.

Kâ’b bin Eşref:

      “-Söyle isteğini yerine getireyim!”dedi.

Ebû Nâile:

      “-Şu adamın (yani Resûlullâh (s.a.v)’in) gelmesi, başımızı belâdan belâya soktu. Arablar, bize düşman kesildiler. Bizi tek yaydan oka tuttu-lar. yollarımız kesildi. Çoluk çocuklar mahvoldu. Biz de, çoluk çocukları-mızda çok zor ve sıkışık duruma düştük!”dedi.

Kâ’b bin Eşref:

      “-Ben, Eşref’in oğluyum! Vallâhi ey İbn-i Selâme! Ben, zaten işin bu sonuca varacağını sana önceden harber vermiş, söylemiştim!”dedi.

Ebû Nâile:

      “-Ben, senin bize yiyecek satmanı istiyorum. Sana, bunun karşılı-ğında rehin olarak güvenebileceğin, ve uygun görebileceğin teminatı da vereceğiz!”dedi.

Kâ’b bin Eşref:

      “-Bana, kadınlarınızı rehin verir misiniz?”dedi.

Ebû Nâile:

      “-Sana kadınlarımızı nasıl rehin verebiliriz? Sen, Yesriblilerin en genci, en yiğidisin! Onlar, sana gönül verirler!”dedi.

Kâ’b bin Eşref:

      “-Oğullarınızı rehin verir misiniz?”dedi.

Ebû Nâile:

      “-Sen, bizi rezil etmek mi istiyorsun? Benim durumumda ve görü-şümde daha başka arkadaşlarım da var. Ben, onları da, sana getirmek isti-yorum. Sen, onlara da, yiyecek satarsın. Gel, sen uygun gör de, biz sana silâh ve zırhlarımızı rehin bırakalım. Bunda sana yeteri kadar teminat var!”dedi.

Bununla Kâ’b’ın yanına silâhlı olarak geldikleri zaman ürkmemesini sağlamak, silâhla gelişlerinin, taahhütleri icâbı olduğunu ona inandırmak istemişti.

Kâ’b bin Eşref:

      “-Eh, silâhlar da, teminat olarak yetebilir!”dedi.

Ebû Nâile, arkadaşlarının yanına dönerek durumu onlara anlattı. Silahlarını yanlarına almalarını söyledi. Resûlullâh (s.a.v)’in yanında toplandılar. Resûlullâh (s.a.v), onlarla Bakiülğarkad’a kadar yürüdü:

      “-Haydi, Allâh’ın ismiyle gidiniz!”buyurarak uğurladıktan sonra:

      “-Allâh’ım onlara yardım et!”diye dua etti ve evine döndü.

Başka bir rivayete göre:

Kâ’b bin Eşref’le görüşmeye Muhammed bin Mesleme ile arkadaş-ları da gitmişlerdi. Muhammed bin Mesleme Kâ’b’a:

      “-Şu kişi (Resûlullâh (s.a.v) bizden Sadaka ve Zekât istedi. Bize ağır vergi yükledi. Ben de, ödünç birşeyler almak için, sana geldim!”dedi.

Kâ’b bin Eşref:

      “-Muhakkak ki, o, sizin bıkkınlığınızı daha da artıracaktır!”dedi.

Muhammed bin Mesleme (r.a):

      “-Ne yapalım, ona bir kere uymuş bulunduk. Kendisini hemen bırak-mak istemiyoruz. Bakacağız: O’nun hali ne olacak, sabırla sonuna kadar bekleyeceğiz. Şimdi, biz, senin bize bir Vesk (yük), veyahut iki vesk hurma vermeni istiyoruz!”dedi.

Kâ’b bin Eşref:

      “-Peki, bana bir rehin veriniz!”dedi.

Muhammed bin Mesleme ile arkadaşları, ona:

      “-Rehin olarak ne istersin?”dediler.

Kâ’b bin Eşref:

      “-Kadınlarınızı!”dedi.

Muhammed bin Mesleme ve arkadaşları:

      “-Kadınlarımızı sana nasıl rehin bırakabiliriz? Bugün, sen Arab’ın en yakışıklı bir simâsısın. Kadın gönlü, akı verir?”dediler.

Kâ’b bin Eşref:

      “-Öyleyse, oğullarınızı rehin veriniz!”dedi.

Muhammed bin Mesleme ve arkadaşları:

      “-Oğullarımızı nasıl rehin veririz ki, bunların herhangi biri hakkında biri iki vesk yük hurmaya rehin olunmuştu! Denilmesi, bize temelli, silin-mez bir leke olur. Gel, biz sana silahlarımızı, ve zırhlarımızı rehin olarak bırakalım?”dediler.

Kâ’b bin Eşref bunu kabul ederek şöyle dedi:

      “-Olur. Silahlarınızı bana getiriniz. İstediğinizi yükleyip götürünüz!”

Hicretin üçüncü yılının başlarında Rebiülevvel ayının ondördüncü gecesinde mehtaplı bir gecede fedâiler Kâ’b bin Eşref’ın kalesine vardılar Ebû Nâile, seslendi. Kâ’b, yeni evlenmişti. Sesi işitince, yerinden fırladı.

Kâ’b’ın karısı eteğine yapıştı:

      “-Sen, savaşcı bir adamsın. Savaş eri olanlar, gecenin bu vaktinde kaleden aşağı inmezler! İşittiğim sesten kan damlıyor!”dedi.

Fedâiler:

      “-Ey Kâ’b!Kaleden inip yanımıza gel. Sendekini biz alalım. Bizdekini de sen al!”dediler.

Kâ’b, İnmeye davranınca karısı:

      “-Bâri, kavminden, onlar kadar kimseler yanına al aşağı indir de, senin yanında bulunsunlar!”dedi.

Kâ’b bin Eşref:

      “-Bunlar, beni uyur bulsalar, uyandırmaya kıyamazlar!”dedi.

Kadın:

      “-Öyleyse sen, aşağı inme onlarla konağın damından konuş!”dedi.

Kâ’b bin Eşref:

      “-Yiğide yaraşan, çarpışmağa, süngülenmeye dâvet edilse dahi, icâbet etmektir!”diyerek aşağı indi.

Onlarla bir müddet konuştu.

Sahabeler ona:

      “-Ey Eşref’ın oğlu! Acuz vadisine doğru gezip dolaşsak, bu gecemi-zin geri kalanını orada konuşmakla geçirsek olmaz mı?”dediler.

Kâ’b bin Eşref:

      “-Peki, dolaşmak istiyorsanız dolaşalım!”dedi.

Dolaşmaya çıktılar. Bir müddet gezip dolaştıktan sonra, Ebû Nâile, elini, Kâ’b’ın başının örgülü saçına sokup kokladı:

      “-Ben, bu gün, bu geceki gibi hiç güzel bir koku görmedım!”dedi.

Kâ’b bin Eşref:

      “-Yâ sen ne sandın? Arab’ın en asil ve en güzel kokulu kadınları benim yanımda bulunuyor!”dedi.

Fedâilar:

      “-Bu, kimin yaptığı kokudur?”diye sordular.

Kâ’b bin Eşref:

      “-Filânın annesi olan karımın yaptığı kokudur!”dedi.

Yine bir müddet bu minval üzere gezib dolaştılar.

Ebû Nâile, veya diğer bir rivâyette Muhammed bin Mesleme, elini Kâ’b’ın başının örgülü saçına tekrar sokup kokladı biraz daha dolaştılar. Ka’b’a iyice emniyet ve sükunet gelmişti.

Ebû Nâile, veya diğer rivâyette Muhammed bin Mesleme, elini Kâ’b bin Eşref’ın örgülü saçına tekrar sokup kokladı ve saçlarını sımsıkı tuttu arkadaşlarına:

      “-Vurunuz Allâh düşmanına!”dedi.

Vurdular. Kılıçları, birbirine karıştı, ona birşey yapamadılar. Kâ’b’ı, kılıçlarıyla öldüremediklerini görünce Muhammed bin Mesleme kılıcında bağlı bulunan hançerini hatırlayıp eline aldı. Kâ’b’ın karnını, göbeğinden kasığına kadar hançerle yırttı. Kâ’b bin Eşref, öyle bir çığlık kopardı ki, çevrelerindeki kalelerinden ışıklarını yakmayan kalmadı. Kâ’b yere yıkıldı. Arkadaşlarının telâşla vurdukları kılınçlarından Hâris bin Evs başından veya ayağından yaralanmıştı.

Aceleyle geri döndüler. Umeyye bin Zeyd Oğulları yurduna, sonra, Kurayza Oğulları mahallelerine geldiler. Sonra, Buas’a gelip kavuştular. En sonunda, Medine’nin karataşlık mevkiindeki Urayz Vadisi’ne çıktılar.

Yahûdiler, kaleden inib İslâm fedâilerinin peşine düşüp bir müddet onları takip ettilerse de, başka bir yola saptıkları için, onları yakalamaya muvaffak olamadılar.

Hâris bin Evs, ağırca yaralandığı ve. yarası kanadığı için, arkadaş-larından geri kalmıştı. Arkadaşları, onu, Urayz’da bir müddet beklediler. Gelince, sırtlarında taşıyarak gecenin sonuna doğru, Resûlullâh (s.a.v)’in Mescidine geldiler. O sırada, Resûlullâh (s.a.v), Namazda ayakta idi. Kendisini selâmladılar. Namazını bitirince, Resûlullâh (s.a.v) onların yanına geldi. Muhammed bin Mesleme ile arkadaşları, Allâh düşmanı Kâ’b bin Eşref’ı öldürdüklerini Resûlullâh (s.a.v)’e bildirdiler.

Rivâyete göre:

Fedâiler, Bakiülğarkad’a gelip kavuştukları zaman, Tekbir getirdiler. Resûlullâh (s.a.v), o gece kalkıp namaza durmuştu. Fedâilerin Tekbirlerini işitince, kendisi de, Tekbir getirdi, ve Kâ’b bin Eşref’ı öldürdüklerini anladı. Fedâiler, Resûlullâh (s.a.v)’i Mescidin kapısında ayakta buldular.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Muradınıza erdiniz!”buyurdular.

Fedâiler:

      “-Sen de, muradına erdin yâ Resûlallâh!”dediler.

Resûlullâh (s.a.v), onun ölümünden dolayı Allâh’a hamd-ü sena etti. Sabaha çıkınca Resûlullâh (s.a.v) sahabelerine:

      “-Yahudi ricalinden (zındaklarını) öldürmeye fırsat bulabildiklerinizi öldürürünüz!”buyurdu..

Çünkü onlar, Resûlullâh ve Ashabı ile yaptıkları anlaşmayı bozmuş-lar, Allâh ve Resulü ile çarpışma yolunu tutmuşlardı.

Kâ’b’ın öldürülmesi, Yahûdileri ve onlarla işbirliği yapan müşrikleri derin bir korku ve endişeye düşürdü. Sabah olunca onlardan bir topluluk hemen Resûlullâh’ın yanına geldiler:

      “-Geceleyin adamımızın başına bir hal oldu. O bizim büyüklerimiz-den biriydi. Hiç sebebsiz ve Suçsuz olarak öldürüldü. Bu anlayamadığımız bir hadise oldu!”dediler.

Resûlullâh (s.a.v)’de:

      “-O, kendi görüşündeki başka kimseler gibi yerinde ve kabında dursa idi öldürülmezdi. Fakat, o, bizi hep rahatsız eder, şiirleriyle yerer durur idi. Sizden her kim böyle yaparsa, onun cezası kılıçtır!”buyurdu.

Kâ’b bin Eşref’ın yaptığı kötülükleri müşrikleri Müslümanlarla çarpış-mağa kışkırtıp hazırladığını, herhususta Müslümanları rahatsız etmekten geri durmadığını hatırlattı.

      “-O, Müslümanları da, dili ile rahatsız etmekten, müşrikleri, üzeri-mize kışkırtmaktan geri durmazdı!”deyince korktular ve sustular.

Bunun üzerine, Resûlullâh (s.a.v) onları Müslümanlarla aralarında bir musâllaha (sulh anlaşması) yazısı yazmaya davet etti. Remle bint-i Hâris’in evinde hurma ağacının altında bir Musâlaha yazısı yazdılar.

Bu yazı, Hz.Ali’nin yanında bulunduruldu. Kâ’b’ın öldürülmesinden sonra, Yahudiler korkup uysal davranmaya başladılar.

Şair Hassân bin Sâbit, Kâ’b ile Ebû Rafi’ hakkında söylediği şiirde:

      “-Allâh, o topluluğu hayırla mükafatlandırsın ki, Ey Ebülhukayk’ın oğlu! Ve ey Eşref’in oğlu! Onlar, sık ormanların Arslanları gibi, sevinerek zağlı kılıçlarla sizin yurdunuza kadar yürüdüler, size eriştiler. Bir anda öldürücü kılınçlarla ölüm şerbetini size içirdiler. Onlar, Peyğamberlerine yardım için, mallarını ve canlarını giderecek her şeyi göze aldılar!”dedi. 6

Muhammed bin Mesleme (r.a) Ashabın ileri gelenlerinden olduğu için Resûlullâh (s.a.v), bazı ğazvelere gittiğinde bazen kendilerini Medine’de yerine vekil olarak bırakırdı. Gözü pek, cesur, bahadır ve şecaat sahibi bir sahabe idi. Bu hasletlerinden dolayı aşağıda beyân olunacağı veçhile genel-likle Resûlullâh (s.a.v) ile ğazvelere gittiğinde kendilerini öncü kuvvet-lerinin kumandanı olarak da görevlendirirdi.

Muhammed bin Mesleme (r.a) hayatı boyunca önemli hizmetlerde bulunmuştur. Bunları bir özetleyecek olursak; Benî Nâdir adındaki Yahudi kabilesinin Medine’yi terk etmesi için onlara gönderilen elçilerden biri de Muhammed bin Mesleme idi. Bedir Ğazvesi’nden sonra, Benî Nâdir Yahudileri, Resûlullâh (s.a.v)’i yurdlarına davet ederek O’na suikast yapmak istemişlerdi. Bunu haber alan Resûlullâh (s.a.v), Hicretin üçüncü Miladi 625 yılında Muhammed bin Mesleme’yi Benî Nâdir’e göndererek:

      “-Ülkemi terk edin. Bu suikasttan sonra burada oturamazsınız. Size on gün mühlet veriyorum!” haberini yollamıştır.

Muhammed bin Mesleme (r.a) Hicretin 5. Miladi 527. Yıllarında İslâm Tarihinin en zorlu savunması olan Hendek savunması’ndada bulunmuştur.

Kurata Seferi:

Kurata seferi, Hicretin altıncı yılının Muharrem ayının onuncu günü çıktıktan sonra Miladi iki Hazıran 627 yılında vuku bulmuştur. Krata: Kurt, Karit, Kurayt oğulları, Abdullah bin Ebî Bekr bin Kilap oğulları kabile-sinden idiler. Kurata’lar, Şerebbe diye anılan ve kendilerine âid bulunan Dariyye nahiyyesindeki Bekerat suyu başına konarlardı. Dariyye, Necid’de, Basra’dan Mekke’ye giden yol üzerindedir. Basra’ya yedi merhale uzaklık-tadır. Mekke’ye, Basra’dan daha yakındır. Medine’ye ise, yedi geceliktir.

Resûlullâh (s.a.v); Ensâr’dan olan Muhammed bin Mesleme (r.a)’in kumandası altında, içlerinde Abbâd bin Bişr, Seleme bin Selâme bin Vakş. ve Hâris bin Hazeme’nin de, bulunduğu otuz kişilik askerî bir birliği, Bekir bin Kilab oğulları üzerine yolladı. Mücahidlerin hepsi binitli idiler. Bir kısmı at, bir kısmı da, deve üzerinde idi. Resûlullâh (s.a.v) Mücahidlere, gündüzleri gizlenib geceleri ilerlemelerini ve düşmana, birdenbire ve her yandan baskın yapmalarını emir ve tavsiye etti. Muhammed bin Mesleme ile arkadaşları, gündüzleri gizlenerek, geceleri ilerleyerek Şerebbe’ye kadar rahatlıkla ulaştılar.

Mücahidler, Şerebbe’ye, Danyye’ye eriştikleri sırada idi ki, üzerlerinde çoluk çocuk taşınan hevdeçli develere rastladılar. Birlik kumandanı Muhammed bin Mesleme, göç sahiblerinin kimler olduklarını sorub öğren-mek üzere arkadaşlarından birisini onların yanlarına gönderdi. Elçi, gidip onlarla konuşub geri döndü ve:

      “-Onlar, Muharib kabilesinden bir cemaat imiş!”dedi.

Muharibler, Müslümanların yakınlarında konakladılar. İslâm Müca-hidleri; onları, develerini salıp dinlendirinceye ve develerine çoluk çocuk-larını bindirinceye kadar beklediler. Daha sonra da, birden onlara baskın yaptılar. Muhariblerden bazıları öldürüldü. Sağ kalanları da, kaçtılar. Kaçanlar, takib edilmedi, İslâm Mücahidleri, Muhariblerin çoluk çocuk-larına dokunmadılar. Ancak, davar ve develerini sürüp götürdüler. Benî Bekirlerin yurdlarına doğru ilerlediler. Benî Bekirlerin gözle görüle-bileceği bir mevkie ulaştıkları zaman, birlik kumandanı Muhammed bin Mesleme, onların tutum ve davranışlarını öğrenmek üzere Abbad bin Bişr’i ileri gönderdi.

Abbad bin Bişr, Benî Bekirlerin bulundukları yere kadar sokuldu. O sırada Benî Bekirler, hayvanlarını dinlendirmekte, sağmakta, develerini suvarıp ıhdırmakta idiler. Abbad bin Bişr (r.a), geri dönüp gördüklerini, Muhammed bin Mesleme’ye haber verdi. Muhammed bin Mesleme ile arkadaşları, hemen hareket ettiler. Beni Bekirlere birden ve her yandan baskın yaptılar. Beni Bekirlerden on kişi öldürdüler. İğtinam ettikleri davar ve develeri Medine’ye doğru sürdüler. Bir iki gece yol alarak Dariyye’de sabahladılar. Sabahleyin Dariyye’den ayrılıp Nahl Vadisi’ne indiler. Müşrikler tarafından takip edilmekten korktukları için, davarları, Adase’ye kadar develerle birlikte at sürüsü gibi hızla sürüp akıttılar. Davarlar, Rebeze’de yoruldular, yürüyemez hale geldiler.

Muhammed bin Mesleme, davarları yavaş yavaş sürüp getirmeleri için arkadaşlarından bazılarını geride bıraktı. Nahl, Medine’ye iki merhalelik, iki gecelik bir yerdir. Rebeze de, Hicaz yolu üzerinde ve Zât-ı Irak’ın yakınında, Medine’ye üç günlük bir kariyedir. Muhariblerle Beni Bekirler-den iğtinam edilen mallar, yüz elli deve ile üç bin davardı Muhammed bin Mesleme, bunların beşte birini Resûlullâh (s.a.v) için ayırıp kalanlarını arkadaşlarına dağıttı. Bir deve, on koyuna denk sayıldı. Mücahidlerden her biri, davar ve develerden hisselerine düşenleri aldılar. Kurâta seferi, on dokuz gün sürdü. Mücahidler, muharrem ayının son gecesinde Medine’ye geri döndüler. 7

Zülkassa Seferi:

Zülkassa seferi, yine aynı yılda Hicretin altıncı yılında Rebiül’âhir ayında yapılmıştır. Rebiül’evvel ayında olduğunu söyleyenler de, vardır. Muhammed bin Mesleme, on arkadaşı ile birlikte, Sâ’lebe ve Uval oğullarının oturdukları Zülkassa’ya gittiği için, bu sefere, Zülkassa seferi denil-miştir. Zülkassa, Rebeze yolu üzerindedir. Medine’ye yirmi dört mil uzaklıktadır. Sâ’lebe ve Enmar oğullarının yurtlarında kuraklık hüküm sürüyordu. Meraz’dan Tağlemeyn’e kadar uzanan bölgeye ise, yağmur düşmüş bulunuyordu. Meraz’ın, Medine’ye uzaklığı otuz altı mildir.

Benî Muharip bin Hasafa, Benî Salebe bin Sa’d ve Benî Enmar bin Bağîz kabileleri, Meraz’dan Tağlemeyn’e kadar uzanan bölgeye gelmişler, orada toplanmışlardı. Bunlar, Medinelilerin yaylım hayvanlarını yağmala-mak hususunda hepsi sözbirliği etmişlerdi. O sırada, Medinelilerin yaylım hayvanları Heyfa Vadisi yaylımında yayılmakta idi. Heyfa’nın Medine’ye uzaklığı yedi mildir. Resûlullâh (s.a.v), Muharib, Sâ’lebe ve Enmar Oğul-larının, Heyfa’da ki, yaylım hayvanlarını yağmalamak istediklerini haber almıştı. Bu haberin doğru olup olmadığını yerinde görüb araştırmk gerekti.

Resûlullâh (s.a.v) Ensâr’dan Muhammed bin Mesleme’yi, yanına on kişi katarak, Zülkassa’da oturan Benî Sâlebelerle aynı kabileden Benî Uvaller’e yolladı. Bu keşif birliği, geceleyin onların üzerine vardılar. Sâ’lebe ve Uval oğulları, İslâm keşif birliğinin yurdlarına geldiklerinin farkına vararak gizlendiler. Muhammed bin Mesleme ile arkadaşlarını, tam uykuya daldıkları sırada yüz kişi ile kuşattılar ve oka tuttular. Muhammed bin Mesleme, hemen yerinden sıçrayıp kalktı. Ok ve yayı, üzerinde idi. Mücahid arkadaşlarına:

      “-Silâh başına!”diye bağırdı.

Onlar da, sıçrayıp hemen kalktılar. Geceleyin bir müddet birbirlerine ok yağdırdılar. Bundan sonra, Sâ’lebe ve Uval oğulları, İslâm birliğinin üzerlerine mızraklarla saldırdılar. Üç kişiyi şehid ettiler. Müslümanlar da, onlardan bir adam öldürdüler. Sâ’lebe ve Uval oğulları, tekrar mızraklarla saldırarak geri kalan Müslümanları da şehid ettiler. Kumandan Muhammed bin Mesleme’de, ağır şekilde yaralanarak yere bayğın düştü. Şehid olanlar arasında Müzeyneler’den iki, Ğatafan’dan da, bir kişi vardı.

Sâ’lebe ve Uval oğulları, Muhammed bin Mesleme’nin topuğuna vurup kımıldamadığını görünce, ölmüş sanarak elbisesini soydular, çekilip gittiler. Müslümanlardan bir zat, oradan geçerken şehidlere rastladı:

      “-İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn: Biz, Allâh içiniz, ve dönüşümüz’- de O’nadır!”dedi.

O sırada ayılmış bulunan Muhammed bin Mesleme, bunu işitince, onun Müslüman bir kimse olduğunu anladı ve kendisinin sağ olduğunu ona anlatmak için kımıldadı. O da gelib Muhammed bin Mesleme’ye yemek ve su ikram etti. Sonra da, bindirib onu Medine’ye getirdi. 8

Hudeybiye Sulh Andlaşması:

Hicri 6. yılının sonunda Zilkade ayında, Miladi 628 yılında yapılan Hudeybiye Musalahası’nda, şecere altında Resûlullâh (s.a.v) ile Bîat-ı Rıdvan’da bulunarak Bîat-ı Rıdvan Ehl-i’nden olmuştur. Ayrıca Hudeybiye musala-hası sonunda imzalanan sulh anlaşmasına şahid olarak imza atan sahabe-den biri olmuştur. Resûlullâh (s.a.v) Hudeybiye’de Asbabından Evs bin Havlî, Abbâd bin Bişr ve Muhammed bin Mesleme’yi, Hudeybiye’de geceleri sabaha kadar sıra ile nöbet tutup karargâh çevresinde devriye olarak dolaşmak üzere kumandan tayin etti.

Mekkelilere, Resûlullâh (s.a.v) tarafından elçilik göreviyle gönderilen Hz.Osman’ın, Mekke’de müşrikler tarafından tutulup serbest bırakılmadığı sıralarda, bir gece, Muhammed bin Mesleme (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’in atı üzerin de devriye olarak dolaşıyordu. O gece, Kureyş müşrikleri, Mikrez bin Hafs’ın kumandası altında elli kişilik bir baskın birliği göndermişlerdi. Bu baskın birliğini Müslümanlar üzerine gönderirken de, onlara:

      “-Resûlullâh (s.a.v)’in karargâhının çevresinde dönüp dolaşmalarını, Müslümanlardan her hangi birini yakalamalarını, veya ansızın bir baskın yapıp zarar verdirmelerini emir etmişlerdi!”

Muhammed bin Mesleme ile arkadaşları, onları yakalayıp Resûlullâh (s.a.v)’in yanına getirdiler. Mikrez bin Hafs, kaçtı. Yakalanamadı. Kureyş esirleri, karargâhta bir müddet hapis edildiler. Bunlar, İslâm karargâhını oka ve taşa tutmuşlardı. Resûlullâh (s.a.v), onları affetti ve serbest bıraktı. Adamlarının yakalanıp hapis edildiklerini haber alınca, Kureyş müşrikleri, Resûlullâh (s.a.v)’le ashabının üzerine bir birlik daha saldılar. Taşlar ve oklarla çarpışıldı.

Resûlullâh (s.a.v) ile ashabı, sabah namazını kılmakta oldukları sırada Mekkeli müşriklerden silâhlı seksen kişi, Resûlullâh (s.a.v) ile ashabına ansızın, etkin bir baskın yapmak üzere, Ten’im dağından aşağı inivermiş-lerdi. Resûlullâh (s.a.v), onları da, yakalattıktan sonra salıverdi.

Abdullah bin Mugaffel, der ki :

      “-Kureyş müşrikleri, otuz delikanlıyı silâhlandırıp ileri gelenlerimizin üzerine saldırttılar. Resûlullâh (s.a.v), onların âleyhinde dua etti. Yüce Allâh, onların gözlerini bağladı, göremez etti. Yanlarına varıb onların hepsini yakaladık!” 9

Hayber Ğazvesi:

Hicri 7. Miladi 629 yıllarında Hayber Ğazvesine katılmıştır. Hayber Ğazvesinde: Resûlullâh, Muhammed bin Mesleme’yi yanına çağırdı. Ona:

      “-Yahudilerin kalelerinden ve bataklık hastalığından uzak, Yahudi evlerinden yapılabilecek saldırılardan emniyet ve selâmette kalabileceği-miz karargâh edinmeğe elverişli bir yere bakıver!”buyurdu.

Muhammed bin Mesleme, etrafı dolaşarak Reci’e kadar vardıktan sonra, geceleyin Resûlullâh (s.a.v)’in yanına döndü.

      “-Senin için karargâh edinmeğe elverişli bir yer buldum!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Allâh’ın bereketi onun üzerinde olsun!”buyurdular. 10

İslâm ordusu, Hayber kalelerinin hangisine bir hücuma kalksalar, Muhammed bin Mesleme, ile Zübeyr bin Avvâm, herikisi beraber en önde bulunuyorlardı. Muhammed bin Mesleme Hayber Savaşı’nda kardeşinin şehâdeti üzerine:

      “-Yâ Resûlallâh! Ben, bu günkü gibi acı bir gün görmemişimdir. Mahmud bin Mesleme, şehid oldu. Yahudiler, kardeşimi şehid ettiler!” deyip düşman üzerine hemen saldırmak isteyince:

Resûlullâh (s.a.v):

“-Düşmanlarla karşılaşmayı arzulamayınız, özlemeyiniz. Allâh’dan, afiyet ve sağlık dileyiniz. Çünkü, siz, onlardan, başınıza neler geleceğini bilemezsiniz. Düşmanlarla karşılaştığınız zaman:

      “-Ey Allâh’ım! Bizim de, Rabbimiz, onların da, Rabbi Sensindir! Bizim alın ve perçemlerimiz de, onların alın ve perçemleri de, Senin elinde-dir! Onları öldürecek, ancak Sensin!”diyerek dua ediniz.

Sonra da, yere oturunuz. Sizi kuşattıkları zaman, doğrulup Tekbir getiriniz! Ey Muhammed bin Mesleme! Müjde! Yarın, inşallah, kardeşini öldüren, öldürülecek ve Yahudi savaşçıları dönüp kaçacaklardır! Ben, yarın, Sancağı, öyle yiğit bir kişiye vereceğim ki, o, Allâh’ı ve Allâh’ın Resulünü sever, Allâh ve Allâh’ın Resulü de, onu severler. Yüce Allâh, fethi, onun eli ile gerçekleştirecektir, kardeşini şehid edeni öldürmeğe de, onu muvaffak kılacaktır! O, ne düşmandan kaçar, ne de, arkasını döner!” buyurdular. 11

Muhammed bin Mesleme der ki:

“-Hayber de Resûlullâh (s.a.v)’ı kalkanları ile koruyanlar arasında bulunuyor, okla çarpışılırken:

      “-Kalkanlarınızla korununuz!”diye bağırıyordum.

Öyle yaptılar. O gün, öyle oka tutulduk ki, yerimizden sökülüp atıla-cağımızı sandım. Ok atarken, Resûlullâh (s.a.v)’e bakıyordum. Onlara attığı oklardan hiç birini boşa gidermiyordu. Resûlullâh (s.a.v), bana bakıp gülümsedi. Nihayet, Yahudiler, dağıldılar ve kaleye girdiler. İki gün, Hubab bin Münzir'in kumandası altında en şiddetli şekilde çarpışma yapıldı. Üçüncü gün olunca, tan yeri ağarırken. Resûlullâh, mücahidlerle birlikte Sa’d kalesi karşısında durdular.

Kaleden, gemi direği gibi bir Yahudi çıktı. Elinde mızrağı vardı. Yahudi piyadeleri de onunla birlikte dışarı çıktılar. Dışarı çıkar çıkmaz, Müslümanlara ok atmağa giriştiler. Ashab-ı Kirâm, Resûlullâh (s.a.v)’i, kalkanları ile korudular. Yahudiler, çekirgeler gibi ok yağdırdıktan sonra Müslümanların üzerine hep birden saldırdılar ve onları bozguna uğrattılar. Müslümanlar, Resûlullâh (s.a.v)’in bulunduğu yere kadar gerilediler.

Resûlullâh (s.a.v), atından inmişti. Atını, Resûlullâh (s.a.v)’in azadlı kölesi Mid’am tutuyordu. Sancaktar Hubab bin Münzir ise, yerinde sebat etmekte idi. Resûlullâh (s.a.v), Müslümanları toplayıp cihada hazırladı ve onları savaşa teşvik etti.

Yüce Allah’ın, Hayber’in fethini ve ganimetlerini kendilerine vaad buyurmuş olduğunu haber verdi. Gelen bütün mücahidleri sancaktarlarının yanına gönderdi. Bunun üzerine, Hubab bin Münzir, mücahidlerle birlikte Yahudilere azar, azar yaklaşarak onları püskürttüler, kaçırdılar. Yahudiler, kalelerine girip kapıyı kapattılar. Kalenin kademeli duvarlarının üzerine çıktılar. Oradan, Müslümanlara taş yağdırdılar. Müslümanlar, Hubab bin Münzir’in bulunduğu yere kadar gerilemek zorunda kaldılar. Yahudiler, aralarında kendi kendilerini kınıyorlar :

      “-Bizler, ne diye sağ kalmak istedik?!”diyorlardı.

Çünkü, sebat ve cesaret sahibleri hep Nâim kalesi savaşında öldürül-müşlerdi. Sa’d bin Muaz kalesi savaşçıları, ölüme susamış olarak kaleden dışarı çıktılar, İslâm mücahidleri de, dönüp onlarla kale kapısında kapış-tılar. En şiddetli çarpışmayı yaptılar. Yahudilerden birçok kimseler öldürül-dü. Yahudiler, öldürülenleri kaleden içeri taşıyorlardı. Hubab bin Münzir, Yahudilere karşı hücuma geçti. Mücahidler de, onunla birlikte saldırdılar. Yahudileri, kalelerine girmek zorunda bıraktılar. Mücahidler ise, arkalarını bırakmayarak kaleye kadar girdiler. Müslümanlar, içeri girince, Yahudiler, oldukça şaşkına döndüler uysallaştılar. Onlardan, karşı koyanlar öldürüldü. Bir kısmı da, esir alındı.

Yahudiler, her tarafta binit hayvanlarının iyilerine binip Külle (Zübeyr) kalesine doğru kaçmak istiyorlardı.Müslümanları görünce, oraya buraya kaçıştılar. Müslümanlar, duvarların üzerlerine çıkarak yüksek sesle tekbir getirmeğe başladılar. Tekbirler, Yahudilerin kollarını kırdı. Eslem ve Ğıfar kabilelerinin gençleri de, kalenin üzerine çıkıp tekbir getirmekte idiler. Sa’d bin Muaz kalesinin kuşatılması ve alınması üç gün sürmüştür. Sa’d bin Muaz kalesi savaşında mücahidlerden Ebû Dayyah Nu’man bin Sabit’le Hâris bin Hâtıb ve Adiyy bin Mürre şehid oldular.

Ebû Dayyah, Nu’man bin Sabit’i, Yahudilerden birisi kılıçla tepesin-den, Hâris bin Hâtıb’ı da, bir Yahudi, kale üzerinden attığı bir okla tepesinden vurub şehid etti. Adiyy bin Mürre’yi ise, Yahudilerden birisi, göğsün-den mızraklayıb şehid etti!” 12

Muhammed bin Mesleme, Hicretin 7. Yılının Zilkade ayı, Miladi 629 yılında yapılan Umretü’l-Kazâ’da Mekke’ye giden Müslümanların keşif kuvvetleri kumandanlığını yapmıştır. Yolda rastlamış olduğu Mekkelilere, Resûlullâh (s.a.v)’in sadece Umre yapmak üzere arkadan gelmekte oldu-ğunu bildirmiş, ve Resûlullâh ile Umre yapmıştır.

Mekke fethi esnasında, Muhammed bin Mesleme, Resûlullâh (s.a.v)-’in yanında bulunuyordu. Mekke şehrine girerlerken, Resûlullâh’ın deve-sinin yularını tutuyordu. Huneyn Ğazvesi’nde ve Taif Kuşatması’nda da bulunan Muhammed bin Mesleme, bu seferlerden yüz aklığıyla Medine’ye geri döndü.

Hicri 9. Miladi 630 yılında yapılan Tebük Seferi’nde Muhammed bin Mesleme (r.a) zorluk ordusuna büyük maddî yardımlarda bulunduktan başka sefere gitmek üzere iken, Resûlullâh (s.a.v) tarafından Medine’de yerine vekil olarak bırakılan. Hz.Ali (r.a)’a yardımcı olarak pek az kişiye verilebilen önemli bir görev ile görevlendirilmiştir.

Muhammed bin Mesleme (r.a), Hicretin onuncu yılında 120 bini aşkın sahabe ve başlarında Resûlullâh (s.a.v) olmak üzere tarihte bir kez görülen en lezzetli fariza, Vedâ Haccı’nda bulunduktan sonra, Medine’ye dönünce en elemli hüzne, Resûlullâh (s.a.v) ’in vefatına şahid olmuştur.

Muhammed bin Mesleme (r.a) birinci halife Hz.Ebû Bekr (r.a)’ın devrinde mürtedlerle yapılan savaşlara katıldı. Savaştıktan sonra Suriye taraflarında vaki’ olan bir çok savaşlara iştirak edip Medine’ye geri döndü.

İkinci halife Hz.Ömer zamanında, yöneticileri teftişle görevlendirildi. zaman zaman da Zekât âmilliği’de yapan, Muhammed bin Mesleme (r.a), Medine’den pek ayrılmamıştır. İslâm devletinin baş denetleyicisi müfettiş-lik görevi yapardı. Hz.Ömer ile aralarında geçen şöyle bir olayı anlatır:

      “-Mescid’e giderken yolda bir Kureyşli gördüm. Üzerinde iyi bir elbise vardı. Bunu sana kim verdi?”diye sordum.

      “-Mü’minlerin halifesi!”diye cevap verdi.

Yoluma devam ettim. Yolda üzerinde aynı kumaştan bir elbisesi olan bir başka Kureyşli gördüm.

      “-Bunu sana kim verdi?”dediğimde:

      “-Mü’minlerin halifesi!”diye cevab verdi.

Mescide girdim. Tekbir getirerek sesimi yükselttim.

      “-Allâh-u Ekber! Allâh büyüktür, Allâh ve Resulü doğru söyler!”diye yüksek sesle bağırdım.

Halife Hz.Ömer, sesimi işitmiş ki, bana kendisine gitmem için adam göndermiş. Namaz kılacaktım ki, elçi bana geldiği zaman mutlak gitmem gerektiğini bana tebliğ etti. Bende namazımı bitirmedikçe ona gitmemeğe karar verdim. Namaza durdum. Halife Ömer gelip yanıma oturdu. Namazı bitirdiğim zaman bana şöyle sordu:

“-Allâh’ın Resûlü’nün Mescidi’nde tekbir ile sesinizi yükseltmenin ve:

      “-Allâh ve Resulü doğru söyler!”demenin mânasını anlatır mısınız?”

Ben de:

“-Mescide gitmeğe niyet ederek yola çıktım. Yolda, üzerinde elbise olan Kureyşli falan oğlu falan ile karşılaştım.

      “-Bunu sana kim verdi?”diye sorduğumda.

      “-Halife!”dedi.

Yoluma devam ettim, üzerinde elbise olan ikinci bir Kureyşli ile karşılaştım.

      “-Bunu sana kim verdi?”dediğimde, yine aynı cevabı aldım.

Yolda, bu sefer Ensâr’dan üçüncü bir şahıs ile karşılaştım. Onun üzerindeki elbise, ilk ikisininkinden daha âdi idi. Ona da:

      “-Bunu sana kim verdi?”dediğimde:

      “-Halife!”diye cevab verdi.

Ey Mü’minlerin Emîri! Allâh’ın Resulü:

      “-Benden sonra başkaları size tercih edilecek!” buyurmuştu.

Ben, Allâh’ın Resûlü’nün söylediklerinin aksine bir davranışın senin zamanında olmasını istemezdim!”dedim.

Halife Hz.Ömer ağladı ve:

      “-Allâh’dan beni affetmesini niyaz ederim. Bir daha böyle şeyleri tekrar etmeyeceğim!”dedi.

Bundan sonra Halife Hz.Ömer’in hiçbir Kureyşli’yi Ensâr’a tercih ettiği görülmemiştir!” 13

Mûsa bin Ebû İsâ anlatıyor:

Halife Hz.Ömer (r.a), Hâris’e Oğullarının su çeşmesinin başına geldi. Muhammed bin Mesleme’de oradaydı.

Halife Hz.Ömer ona:

      “-Benim tutumumu nasıl buluyorsun?”diye sordu.

Muhammed bin Mesleme’de:

“-Seni, arzu ettiğim gibi, senin hayrını arzu edenler gibi buluyorum. Zekâtları toplamakta, onu korumakta, adaletle taksim etmekte hiç kusur

etmiyorsun. Şayet azıcık kötülüğe meyledersen, seni, deliklerde düzeltilen oklar gibi düzeltiriz!”dedi.

Hz.Ömer (r.a):

      “-Allâh, Allâh!”dedi.

Muhammed bin Mesleme (r.a):

      “-Evet! Eğer, azıcık kötülüğe meyledersen, seni, deliklerde düzeltilen oklar gibi düzeltiriz!”sözünü tekrar etti.

Halife Hz.Ömer de:

      “-Beni, kötülüğe meyledince, düzelten bir topluluk içinde kılan Allâh’a hamd ederim!”dedi.

Nu’man bin Beşir anlatıyor:

“-Halife Ömer, Muhacirler ve Ensâr’ın bulundukları bir mecliste oturuyordu. Onlara:

      “-Yapmakta olduğunuz bazı emirleri kolaylaştırmam hususunda ne dersiniz?”dedi.

Kimse ses çıkarmadı, iki üç defa bunu tekrar edince Beşir bin Sa’d:

      “-Eğer, böyle yapmaya kalkışırsan, eğri okları doğrulttuğumuz gibi seni de doğrulturuz!”dedi.

Halife Hz.Ömer de:

      “-O halde, ilerlersiniz. O halde ilerlersiniz!”dedi. 14

Halife Hz.Ömer, zaman zaman valilerine elçiler göndererek onların durumlarını kontrol ederdi. Muhammed bin Mesleme’de bunlardan biri ve en önde geleni idi. Bir gün Kûfe valisinden şikâyet gelince, halife Ömer, Muhammed bin Mesleme’yi Kûfe şehrine göndererek vali Sa’d bin Ebû Vakkas’ı kontrol ettirdi. Kûfe valisi Sa’d bin Ebû Vakkas’ın Kûfe’de kendisi için bir köşk inşaa ettirdiği ve Kisrâ’nın Medâin’deki köşkünün kapısını söktürüp kendi köşkünde kullandığı yolundaki şikâyetler üzerine halife bu köşkü yakmaları için onu bir heyetle birlikte Kûfe’ye gönderdi. Muhammed bin Mesleme görevini yaptıktan sonra Medine’ye geri döndü.

Başka bir gün de Mısır’dan İyâd bin Ğanm (r.a) hakkında şikâyetler gelince, halife Hz.Ömer, hemen Muhammed bin Mesleme’yi Mısır’a gön-derdi. O da İyâd bin Ğanm’i üstündeki süslü elbiselerle derdest ettirip Medine’ye getirdi ve Hz.Ömer’in karşısına çıkardı. Halife Ömer (r.a), ona gerekeni yaptı.

Dördüncü halife Hz.Osman devrinde, Muhammed bin Mesleme, yine Medine’de ikamet etmekte fakat artık yaşlanmış idi. Hz.Osman devrindeki faaliyetlerine dair herhangi bir bilgi bulunmamakla birlikte, Hz.Osman’ın son zamanlarında fitne ve fesat olaylarına karışmadı. Ancak. Hz.Osman’ın şehâdetini haber aldığı zaman kılıcını evinin bahçesindeki taşa vura vura kırdı. Bunu niçin böyle yaptığını soranlara:

“-Resûlullâh (s.a.v), bana bir kılıç verdi ve şöyle buyurdular:

      “-Yâ Muhammed bin Mesleme! Bu kılıcı al ve Müslümanların biri-birlerine düştüklerini görünceye kadar Allâh yolunda savaş Müslümanlar-dan iki cemâatin birbirleriyle çarpıştığını görürsen, hemen kılıcını taşa çal, ve kır. Sonra da ecelin gelinceye kadar veya bir zâlim gelip seni öldürün-ceye kadar sus ve kimseye karışma!”

Hz.Osman şehid olmadan önce, Medine’deki âsîler kendileri için bir ğaranti istediler. Ve bu ğarantinin Hz.Ali ile Muhammed bin Mesleme tarafından verilmesi hususunda ısrar ettiler. Onlar da bu ğarantiyi verdiler. Asîler, bu ğarantiyi alıp Medine’yi terk ettilerse de Mervan tarafından yapılan bir hatadan dolayı daha sonra tekrar Medine’ye geri dönerek halife Hz.Osman’ı şehid ettiler.

Hz.Ali’nin hilâfetinde Muhammed bin Mesleme olaylara karışmayıp Medine’yi terk ederek Medine’ye üç mil uzaklıkta bulunan Rebeze köyü mevkiine gitti. Böylece ne Cemel Vak’ası’nda ve ne de Sıffîn Savaşı’nda bulunmuş oldu. Daha sonra, Rebeze mevkiinden tekrar Medine’ye gelen Muhammed bin Mesleme, artık iyice ihtiyarlamış idi. ömrünün son günlerini sakin geçirmek istiyordu. Nitekim öyle de hareket etti. Muâviye bin Ebû Süfyan zamanında Hicri 43. Miladi 664 yılında Medine’de vefat ederek. Cennetü’l-Baki Kabristanı’na defnedildi.

Muhammed bin Mesleme, Medine’li Müslümanlar içinde en hareketli olan sahâbilerden idi. Bütün ömrünü savaştan savaşa koşmakla geçirdi. Resûlullâh’a karşı büyük bir sevgi ve muhabbet duyduğu için O’na bir şey olmasın diye etrafından ayrılmazdı. Adetâ Resûlullâh’ın fedaisi durumunda idi. Muhammed bin Mesleme’den pek az hadis-i şerif rivayet edilmiştir. Kendisinin ailesi ve çocukları hakkında eski eserlerde yeterli pek fazla bilgi bulunmamaktadır. 15

Muhammed bin Mesleme, Hz.Osman’ın şehid edilmesinin ardından Hz.Ali’yi halife seçen sahabiler arasında yer aldı. Daha sonra fitneler baş gösterince Medine’ye üç miş mesafedeki Rebeze köyüne çekildi. Cemel ve Sıffın Savaşları’na katılmadı. Kendisini Rebeze köyünde ziyaret eden Ebû Bürde el-Eş’ari (r.a) ona:

      “-İnsanlarla beraber olup, onlara hak ve hakikati anlatmanız daha doğru olacaktır!”dediğinde, ona:

Resûlullâh (s.a.v)’ın kendisine bir kılıç verip, onunla cihad etmesini emrettiğini, Müslümanların biribirleine düştüğünü gördüğünde ise, Uhud Dağı’na varıp kılıcını kırılıncaya kadar dağa vurmasını, sonra da evine çekilmesini tavsiye ettiğini anlattı. Huzeyfetü’l-Yemani (r.a):

      “-Muhammed bin Mesleme’ye fitneler tesir etmeyecektir!”derdi.

Muhammed bin Mesleme Hicri 43 yılın sefer ayında Miladi 663. Yılın Mayıs ayında Medine’de vefat etti. Bu tarih Hicri 46-47 Miladi 667. yıl olarak ta zikredilmiş, Ürdün’den gelen bir kişi tarafından evinde şehid edildiği de rivâyet edilmiştir. Cenâze namazını Medine valisi Mervân bin Hakem kıldırıldı ve Cennetü’l-Baki’e defnedildi. Onun yedi hanımından on oğlu ve altı kızı olmuştur. Çocuklarının beşi sahâbidir.

Muhammed bir Mesleme, muhaddis, fakih ve Resûlullâh (s.a.v)’ın kâtibi olarak anılmakta, adı ölüm cezalarını infaz eden sahabiler arasında geçmektedir. Resûlullâh (s.a.v)’den on altı hadîs rivayet etmiştir. Kendisin-den Sehl bin Ebû Hasme ve Misver bin Mahreme gibi sahabiler ile Kabisa bin Züeyb, Urve bin Zübeyr, Hasan-ı Basri, Ebû Bürde el-Eş’ari ve A’rec diye bilinen Abdurrahman bir Hürmüz gibi tabiiler hadis rivâyet etmiş, rivâyetleri Kütüb-i Sitte’de ve bir çok hadis kitablarında yer almıştır. 16

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.

1- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-10-99
2- Al-i İmran-186
3- Bakara-109
4- Bakara-14
5- Nisa-51
6- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-10-5-17
7- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-13-5-7
8- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-13-50
9- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-13-188-189
10- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-14-148
11- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-14-162
12- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-14-256
13- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-1-395
14- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-2-668
15- Ashâb-ı Kirâmın Meşhurları-Hayati ülkü-582-585
16- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi-30-555


İlginizi Çekebilecek Diger Sahabe Hayatları


Kâ’b Bin Ûmeyr►

Kâ’b bin Umeyr (r.a)’ın hangi tarihte nerede doğup ve nerede vefat ettiği hanği tarihte nasıl Müslüman oldu, Aile bireyleri hakkında malumatımız yoktur. 


Leylâ Bint-i Ebi Hasme►

Leylâ bint-i Ebi Hasme (r.a), Mekke doğumludur. Ancak hangi tarihte doğduğu ise kesin belli değildir. Resûlullâh (s.a.v)’e Risaletin geldiği İslâm’ın ilk günlerinde İslâmiyeti kabul etmiş Sabikunu evvelinden dir.


Lebid Bin Rebiâ►

Ebû Akil, Lebid bin Rebiâ, bin Mâlik bin Câ’fer, el-Âmiri el-Câ’feri, Câhiliye devrinde de yaşamış olan Muhadram muallaka sahibi İslâm şairi.


Kürz Bin Câbir►

Kürz bin Câbir Hudeybiye Andlaşması’nda Resûlullâh (s.a.v)’in yanında bulunduğu dikkate alınarak bu sırada Müslüman olduğu söylenmiştir.