Hâris Bin Sâmme

Hâris bin Sâmme (r.a) Medine doğumludur. Ancak onun hangi tarih-te doğduğu belli değildir. Babası: Sâmme bin Amr, annesinin ismi ise; bilinmemektedir. Şâir tabiatlı olan ve bâzı şiirleri de bulunan Hâris bin Sâmme (r.a), Hicreti Nebevi’den önce Müslüman olan Medineli Ensâr- dan’dır.

Hâris Bin Sâmme

Hâris Bin Sâmme Kimdir

اَلـحَــرِثُ بْــنُ اْلـصَــمَّــة


 Baba Adı    :    Sâmme bin Amr.
 Anne Adı    :    Tümadır bint-i Amr bin Mâlik en-Neccari.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Tarih yok, Medine doğumludur.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicretin 4. Miladi 625 yılında Bi’ri Mâune Vak’ası’nda şehid oldu.
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok.
 Eşleri    :    Havle bint-i Ukbe, Uteyla bint-i Kâ’b.
 Oğulları    :    Sa’d veya Said, Ebû’l-Cüheym.
 Kızları    :    Bilgi yok.
 Gavzeler    :    Bedir, Uhud, Bi’ri Maûne Savaşları
 Muhacir mi Ensar mı    :    Ensâr’dan dır.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    Bilgi yok.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Suheyb bin Sinan ile din kardeşi idi.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Hâris bin Sâmme bin Amr bin Âtik bin Amru bin Amir onun lakabı Mebzul bin Mâlik bin Neccar el-Ensariy el-Hazreci, sonra en-Necari’dir.
 Lakap ve Künyesi    :    Ebû Sa’d.
 Kimlerle Akraba idi    :    Bilgi yok.


Hâris Bin Sâmme Hayatı


Hâris bin Sâmme (r.a) Medine doğumludur. Ancak onun hangi tarih-te doğduğu belli değildir. Babası: Sâmme bin Amr, annesinin ismi ise; bilinmemektedir. Şâir tabiatlı olan ve bâzı şiirleri de bulunan Hâris bin Sâmme (r.a), Hicreti Nebevi’den önce Müslüman olan Medineli Ensâr- dan’dır. Resûlullâh (s.a.v) Medine’ye hicret ettiğinde kendisini Muhacir-in’den olan Suheyb bin Sinan ile din kardeşi olarak ilan etmiştir.

Hâris bin Sâmme (r.a)’ın künyesi bazı kaynaklarda Ebû’l-Cüheym olarak geçmekteyse de Ebû’l-Cüheym onun sahabi olan oğullarından biridir. Veya diğer oğlu Sa’d’in adıyla Ebû Sa’d’dir.

Hâris bin Sâmme (r.a) Bedir Ğazvesi için İslâm ordusu ile birlikte Ğaza mahalline giderlerken yolda Ravha mevkiinde deve’den düşerek yaralandığı için Resûlullâh (s.a.v) tarafından mecburen geri döndürülmüş, bu durumu gören Resûlullâh (s.a.v) Bedir Gazvesi’nden alınan ğanimetten savaşa katılmış gibi kendisine hisse vermiştir.

Hâris bin Sâmme (r.a), Bedir Ğazvesi’nden sonra, Uhud Ğazvesi’ne iştirak etti. Hâris bin Sâmme Resûlullâh (s.a.v)’e bey’at ederken, O’nun uğrunda ölmeye söz vermişti. Uhud Ğazvesi’nde önemli hizmetler gördü. Bu savaşta zor durumda kalan arkadaşlarının yardımına koşmuş bilhassa Resûlullâh (s.a.v)’ın özel hizmetinde bulunmuş, okçuların Ayneyn tepesini terk etmeleri üzerine Müslümanların dağıldığı sıralarda Resûlullâh’ın yanından ayrılmayan ve O’na ölüm bey’atı yapan fedâi kişiler arasında yerini almıştır.

Uhud günü, azılı müşriklerden olan Osman bin Abdullah bin Muğire alacalı bir atın üzerinde tepeden tırnağa kadar zırhlanmış, silahlanmıştı. Resûlullâh (s.a.v), Uhud Vâdisi’nden Şı’b’a doğru giderken arkasından:

      “-Yâ Muhammed!Eğer, sen, kurtulursan ben kurtulmayayım!”diyerek haykırıyordu.

Resûlullâh (s.a.v)’de durdu. Orada, sahabeden Ğasilü’l-Melâike lakablı Hanzale bin Ebû Amr (r.a)’ın rahib bozuntusu babası Ebû Amır tarafından Müslümanların düşmesi için kazılmış olan tuzak çukurlarından birine atının sürçerek yüzü üzerine düştüğü görüldü. At, çukurdan çıktı. Ashâb-ı kiram, onu titrerken yakaladılar. Hâris bin Sâmme (r.a), Osman bin Abdullah’ın üzerine yürüdü. Onunla bir müddet çarpıştılar. Sonra, Hâris, onu ayağından kılıçla vurup yere yıktı. Üzerine çöküp başını kesti. Onun yepyeni olan zırhını, miğferini ve kılıcını aldı.

Kureyş müşriklerinden Ubeyd bin Hâciz, Osman’ın öldürüldüğünü görünce gelip yetişti. Omuzuna bir darbe indirerek Hâris (r.a)’i yaraladı ve yere yıktı. Arkadaşları, onu sırtlarında taşıyarak Resûlullâh (s.a.v)’ın yanına getirdiler. Ashâb-ı Kirâm dan Ebû Dücâne, hemen Ubeyd bin Hâciz’in üzerine yürüdü. Bir müddet çarpıştılar. Her biri, kılıç darbelerin-den kalkanlarıyla korunmakta idiler. Nihayet, Ebû Dücâne, onun üzerine atılıp boynuna sarıldı. Onu yere vurdu. Kılıcı ile koyun boğazlar gibi boğazladıktan sonra Resûlullâh’ın yanına döndü.

Resûlullâh (s.a.v) Uhud Ğazvesi’nde Mekke’de iken kendisini öldür-meye and içmiş olan müşrik Übeyy bin Halef’i, Hâris bin Sâmme (r.a)’ın mızrağıyla öldürmüştür. 1

Uhud Ğazvesi sırasında Resûlullâh (s.a.v)’in yanında bulunuyordu. Bir ara Resûlullâh (s.a.v), kendisine:

      “-Abdurrahman bin Avf’ı gördün mü?”buyurdu.

O da:

      “-Evet yâ Resûlallâh! Dağın bir yanında müşriklerden kalabalık bir birliğin onun üzerine yürüdüklerini gördüm. Yanına gidip onu korumaya niyetlendimse de, Senin yanında bulunmayı daha uyğun buldum!”dedim.

Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v):

      “-Melekler, onunla birlikte çarpıştılar!”buyurdu.

Abdurrahman’ın yanına döndüğüm zaman, kendisini, vurulup yere düşmüş yedi kişi arasında buldum.

Ona:

      “-Şu sağındakilerin bütününü sen mi öldürdün?”diye sordum.

      “-Şu, Ertat bin Şurahbil ile şu iki kişiyi ben öldürdüm. Fakat şunları, kimlerin öldürdüklerini görmüş değilim!”dedi

Kendi kendime:

      “-Resûlullâh (s.a.v)’ın buyurdukları doğrudur!”dedim. 2

Uhud Savaşı sonrası, Resûlullâh (s.a.v):

      “-Amcam Hz.Hamza’yı gören var mı?”diye sormuştu.

Hâris bin Sâmme (r.a):

      “-Allâh, Seni aziz eylesin! Onun şehid düştüğü yeri ben gördüm!”

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Git, orayı bize göster!”buyurdu.

Hâris bin Sâmme (r.a), gidip Hz.Hamza (r.a)’ın başında durdu. Onun karnının yarıldığını kulaklarının ve burnunun kesildiğini gördü.

      “-Yâ Resûlallâh! Vallâhi, onun cesedine işkence yapılmış!”dedi.

Hâris bin Sâmme (r.a)’ın dönüşü geciktiği zaman, Hz.Ali (r.a), onu aramaya gitmişti. 3

Hz.Ali (r.a), Hz.Hamza’nın cesedi başında Hâris bin Sâmme (r.a)’nı görünce duyğulu bir şiir söylemiştir.

Hâris bin Sâmme (r.a), Ashâb’ın hâfızlarındandı. Bu itibarla Resûlü Ekrem tarafından çok sevilirdi. Necid taraflarındaki Beni Âmir kabilesine Hicri 4. Miladi 625 yılında gönderilen ve yetmiş hâfızın ölümüne sebeb olan Bi’ri Mâune Vakası’nda şehid edildi.

Bi’ri Maûne Vak’ası:

Uhud Savaşı’ndan dört ay sonra, Hicretin dördüncü yılı sefer ayında Ebû Berâ’ Âmr bin Mâlik, bin Câ’fer, Medine’ye gelerek Resûlullâh’ı ziyaret etmişti. Ebû Berâ’, Âmir oğulları kabilesinin Seyyidi ve lideri idi. Ebû Berâ’, getirdiği iki at ve iki deveyi hediye etmek isteyince;

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Ben, müşriklerin hediyesini kabul edemem! Eğer, hediyeni kabul etmemi istiyorsan, Müslüman ol”

Buyurduktan sonra, ona İslâmiyet’i anlattı. İslamiyette neler olduğu-nu, Allâh’ın Mü’min kullarına vereceğini vadettiği sevab ve mükafatları haber verdi. Kûr’ân-ı Kerim okudu. Ebû Berâ’, ne Müslüman oldu. ne de, Müslümanlıktan uzak kaldı. Ebû Berâ:

’      “-Yâ Muhammed! Beni, kabule dâvet ettiğin bu işin, bu dinin pek güzel, pek şereflidir. Kavmim, benim ardımdadır. Ne dersem, yaparlar. Eğer, Kûr’ân ve Sünnet’i öğretmek için Ashabından bazılarını gönderib de onları yaymaya çalıştığın işe, İslâmiyete dâvet edecek olursan, umarım ki dâvetini kabul ederler!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Göndereceğim kişiler hakkında Necid halkından korkarım!”dedi.

Ebû Berâ’:

      “-Göndereceğin kimselere Necidliler bir şey yaparlar diye korkma! Ben, onları himayeme alırım. Gönder de, onlar halkı, dinine dâvet etsin-ler. Onları, ben, himayeme aldıktan sonra, Necid halkından hiçbiri onlara dokunamazlar!”dedi.

Enes bin Mâlik’den gelen rivayete göre:

“-Ri’l, Zekvan, Usayya ve Lihyan kabilelerinden bazı kimseler Medine’ye gelerek, kavimlerinden düşmanlık edenlere karşı yardımcı ol-masını Resûlullâh (s.a.v)’den dilediler. Resûlullâh (s.a.v)’de onlara destek ve yardımcı olmak üzere Ensâr’dan yetmiş kişi gönderdi. Buna göre, gönderilecek irşad heyeti, aynı zamanda, gidecekleri yerlerde bulunan Müslümanlara da, Ebû Berâ’nın himayesi altında destek ve yardımcı olacaklardı.

Ebû Berâ’ın yapmış olduğu kesin taahhüt üzerine Resûlullâh (s.a.v), Sâide oğullarının kardeşi Münzir bin Amr’ın kumandası altında, Ashab’-ından kırk kişiyi yola çıkardı. Buhâri’nin Sahih’i gibi bazı mühim kay-naklarda bunların yetmiş kişi bazılarına göre ise kırk veya otuz kişidir. Büyük İslâm tarihçisi Vakidi de;

      “-Onların kırk kişi olduklarını sabit gördüm!”der

Gönderilen İrşad heyetinin dördü Muhacirlerden, ğerisi Ensâr’dan dı. İsmi Belli Olan Mücahidler Şunlardır:

1-Âiz bin Mâis.

2-Âmir bin Füheyre.

3-Amr bin Mâbed.

4-Amr bin Ümeyye.

5-Abdullâh bin Kays, bin Sırma, bin Ebi Enes.

6-Beşir-i Ensâri.

7-Dahhâk bin Abd-i Amr.

8-Ebû Amr, bin Kâ’b, bin Mes’ûd.

9-Ebû Ubeyde bin Amr, bin Mihsan.

10-Enes bin Muâz.

11-Evs bin Muâz.

12-Ebüşşeyh Übey bin Sâbit.

13-Hâris bin Simme.

14-Haram bin Milhan.

15-Hâlid bin Kâ’b, bin Amr.

16-Hâlid bin Sâbit, bin Nû’man.

17-Hâkem bin Keysan.

18-Kutbe bin Abd-i Amr, bin Mes’ûd.

19-Kâ’b bin Zeyd, bin Kays.

20-Münzir bin Amr, bin Huneys. (Kumandan).

21-Münzir bin Muhammed, bin Ukbe.

22-Muaz bin Mâiz.

23-Mes’ûd bin Halde.

24-Mes’ûd bin Sa’d.

25-Mâlik bin Sâbit.

26-Nâfi’ bin Büdeyl bin Verka’el-Huzâi.

27-Riyad bin Huneyf, bin Hâris, bin Ümeyye, bin Zeyd.

28-Sâbit bin Hâlid, bin Amr.

29-Sa’d bin Amr, bin Sakf.

30-Süfyan bin Hâtıb, bin Ümeyye.

31-Süfyan bin Sâbit.

32-Süleym bin Milhan.

33-Sehl bin Âmir, bin Sa’d bin Amr.

34-Sehl bin Âmir, bin Sakf.

35-Süheyl bin Âmir, bin Sa’d-i Ensâri.

36-Tufeyl bin Sa’d, bin Amr.

37-Ubâde bin Amr, bin Mihsan.

38-Urve bin Esmâ bin Saltü’s-Sülemi.

39-Übey bin Muâz bin Enes.

İrşad ve tâlim heyetine katılanlar, Ashâb-ı Suffa’dan olup kendileri-ne”Kurrâ” denilirdi. Onlar; gecelerini ibadetle, Kûr’ân-ı Kerim ve ilim öğrenmek ve öğretmekle geçirirler; gündüzleri de, Mescid’e su taşırlar, odun toplayıp satarak Ashâb-ı Suffa ve yoksullara yiyecek satın alırlardı.

Ebû Berâ’, Resûlullâh’a şöyle dedi:

      “-Ben, kavmimin yanına döner, göndereceklerini görür gözetirim!”

Resûlullâh (s.a.v)’in gönderdiği İrşad heyetinden önce Medine’den ayrılıp Necd bölgesine gitti. Necidlilere, Muhammed (s.a.v)’ın Ashâbını himayesine aldığını bildirerek onlara kat’iyen dokunmamalarını tenbih etti. Necidliler:

      “-Ebû Berâ’ın himaye teahhudü bozulmayacak, onun teahhüdüne aykırı tutum ve davranışlarda bulunulmuyacaktır!”dediler.

Fakat, Ebû Berâ’ın yeğeni Âmir İbn-i Tufeyl, Amcasının isteklerini yerine getirmeye yanaşmadı. Ona, aykırı davranışlarda bulundu. İslâm İrşad heyeti, Urve bin Esmâ, bin Salt-ı Sülemi’nin kılavuzluğu ile Bi’ri Maûna, Maûne Kuyusu’na doğru yollarına devam ettiler ve bir sabah Maûne Kuyusu başına indiler.

Bi’ri Maûne; Amir oğulları yurdu ile Süleym Oğullarının kara taşlığı arasında olup her iki bölgeye yakındır. Fakat, Süleym Oğullarının Kara taşlıklarına daha yakındır. Burası Mekke ile Usfan arasında Hüzeyl’lere ait bir bölgededir. Maûne Kuyusu, Süleym Oğullarına ait sulardandır.

İrşad heyeti, Maûne kuyusu mevkiine gelip inince, develerinin dizle-rini bağladılar. İçlerinden dördü, yitirdikleri develerini aramağa gittiler. Amr İbn-i Ümeyye ile Ensâr’dan Münzir bin Muhammed, bin Ukbe’yi binek develerini otlatmak üzere otlağa gönderdiler.

Resûlullah (s.a.v), Necid halkı ve Âmir Oğulları liderlerine verilmek üzere, bir mektub’da göndermişti. İrşad heyeti, Maûne kuyusunun üst tarafında bulunan bir mağarada oturub dinlendikleri sırada birbirlerine:

      “-Hanginiz, şu su civarı halkına, Resûlullâh (s.a.v)’ın elçilik göre-vini yapar?”dediler.

Haram bin Milhan:

      “-Ben yaparım! Ben, size bir haber getirinceye kadar, siz yerinizde durunuz. Sizden önce, ben, Süleym Oğullarına varayım. Eğer, onlar, bana Resûlullâh (s.a.v)’den aldığımız emri kendilerine tebliğ edinceye kadar emân ve imkân verirlerse, ne âlâ! Emân vermezler de, ihânet ederlerse, zâten, siz’de, benden uzakta değilsiniz, bana yakın bulunuyorsunuz!”dedi.

Haram bin Milhan, yanına topal bir zatla başka bir arkadaşı daha alarak gitti. İki arkadaşına:

      “-Ben, onların yanına verıncaya kadar, siz, yakınlarda bulununuz. Eğer, bana Emân verirlerse, zâten yakınlardasınız, görürsünüz. Şâyet, beni öldürecek olurlarsa, hemen arkadaşlarınızın yanına gidersiniz!”dedi.

Haram bin Milhan, Âmir İbn-i Tufeyl’e yaklaşınca:

      “-Resûlullâh (s.a.v)’ın elçiliğini tebliğ için bana emân ve izin verir- misiniz? Yanınıza gelip sizinle konuşayım?”dedi.

Yanlarına gelmesine izin verdiler. Haram bin Milhan, müşriklerin yanlarına varıp:

      “-Ey Maûne kuyusu halkı! Ben, size, Resûlullâh (s.a.v)’ın gönder-diği elçisiyim! Ben, şehâdet ederim ki: Allâh’dan ğayri İlâh yoktur! Muhammed (s.a.v)’de, Allâh’ın kulu ve Resûlüdür! O halde, siz de, Allâh’a ve Resûlüne iman ediniz!”dedi.

Amir İbn-i Tufeyl, Haram bin Milhan’ın götürüp sunduğu mektuba hiç bakmadı bile! Haram bin Milhan, konuştuğu sırada, onu ansızın mız-rakladı yahut adamlarından birisine işaret ederek arkasından mızraklattı. Saplanan mızrak, Haram bin Milhanın gögsünden çıktı! Mızrak vücuduna saplanır saplanmaz, Haram bin Milhan (r.a):

      “-Allâh’u ekber! Kâbe’nin Rabbına andolsun ki: kazandım gitti!” ellerini fışkıran kanına bulayıp yüzüne ve başına sürdü.

Amir İbn-i Tufeyl, Haram bin Milhan’ın gerisinde bulunan Müslü-man topluluğunu’da kuşatıp, imha etmek için, Âmir Oğulları kabilesinin yardımını istedi. Onlar ise:

      “-Biz, Ebû Berâ’ın teahhüdünü bozamayız. Ebû Berâ’ın bunlar için, bir akdi ve kendilerini himaye edeceğine dair bir taahhüdü var!”dediler ve Âmir İbn-i Tufeyl’in dâvetine icabetten kaçındılar.

Âmir İbn-i Tufeyl, Amir Oğullarından red cevabı alınca, Süleym Oğullarından bazı kabilelere, bu cümleden olarak Useyye, Ri’l ve Zekvan kabilelerine baş vurarak, kendisine fi’li yardımda bulunmalarını istedi. Onlarda Amir İbn-i Tufeyl’in dâvetine icabet ettiler. Âmir İbn-i Tufeyl, Lihyan Oğullarına da, baş vurmuştu. Baş vurulan; Lihyan Oğullarının Kare oymağı idi. Resûlullâh (s.a.v), beddüa ederken, Adel ve Zı’b kabile-lerini de, andığına bakılırsa, bunlar da, harekete katılmışlardı.

İslâm irşad heyeti, Haram bin Milhan’ın geciktiğini görünce, ardın-dan gittiler. Pek çok sayıda müşriklerle karşılaştılar ve onlar tarafından kuşatıldılar. Kuşatanlar arasında çekingen davranmalarına rağmen Beni Âmirlerden kalabalık bir kabile de bulunuyordu. Müslümanlar, böyle düş-manlar tarafından çepeçevre kuşatıldıklarını görünce, kılıçlarına el attılar.

      “-Vallâhi, bizim, sizinle hiçbir işimiz yok. Biz, Resûlullâh (s.a.v)’ın bir işi için yolumuza gidiyoruz!”dedilerse de, müşriklere dinletemediler.

Müşrikler: Urve bin Esmâ bin Salt-ı Süleymiye:

      “-Sana emân verilmiştir. İstersen, yanımıza gel, istersen, bizden başkasının yanına çık git!”dediler.

Urve:

      “-Ben, hiçbir zaman, ellerimi, müşriklerin ellerine vermemek, onlar-dan dost tutmamak üzere Resûlullah (s.a.v)’e kesin söz vermişimdir!” diyerek Müşriklerin emân teklifini red etti.

Urve’nin mensup bulunduğu Süleym oğulları kabilesiyle Âmir İbn-i Tufeyl arasında dostluk vardı. Bunun için, Urve’nin ölmemesini, kurtul-masını çok istediler. Fakat, Urve:

      “-Ben, ne onların emânını kabul ederim, ne de şu, arkadaşlarımın vurulup düştükleri yerden kendimi ayırmak, kayırmak isterim!”diyerek çarpışmaya girişti çarpışa, çarpışa şehit düştü.

Bi’ri Maûne’de müşrikler tarafından çepeçevre kuşatılan İslâm irşad birliği, şehid olacaklarını anlayınca:

      “-İlâhi! Resûlüne, durumumuzu haber verecek, burada, Senden baş-kasını bulamıyoruz! Selâmımızı, O’na, tebliğ et, ulaştır! İlâhi Resûlün vasıtasıyla kavmımıza haber ver ki: Biz, Rabbımıza kavuştuk! Rabbımız, bizden hoşnud oldu ve bizi de, hoşnud kıldı!”

Vahiy Meleği Cebrâil (a.s), gelip Resûlullâh (s.a.v)’e:

      “-Onlar, Rabları’na kavuştular, Rabları, onlardan hoşnud oldu ve kendilerini de, hoşnud kıldı!”diyerek bunu haber verdi.

Abdullah İbn-i Mes’ûd’dan rivayet edildiğine göre:

“-Resûlullâh (s.a.v) Hutbeye kalkıp Allâh’a hamd-ü senâdan sonra:

“-Kardeşleriniz, müşriklerle karşılaştılar. Müşrikler, onları kesib biçtiler, mızraklarla delik deşik ettiler. Onlardan hiç birisini sağ bırak-madılar! Onlar, şehid olurlarken:

      “-Ey Rabbımız! Bizim, Rabbimizden hoşnud olduğumuzu, Rabbi-mizin de bizden hoşnud olduğunu kavmımıza Sen tebliğ et!”dediklerini, ben, size tebliğe onlar tarafından elçiyim!

Onlar Yüce Allâh’dan hoşnud oldular. Allâh’da, onlardan hoşnud oldu. Onlar için, Allâh’dan mağfiret dileyiniz. Onlar, bana selâm da, gön-derdiler!”buyurdu.

Cebrâil (a.s), onların selâmlarını tebliğ edince, Resûlullâh (s.a.v):

      “-Allâh’ın Selâm ve rahmeti onlara da, olsun!”diyerek mukabele etti.

Cebrâil (a.s), Bi’ri Maûne haberini, Resûlullâh’a son derecede üzgün bir halde vermişti. Bi’ri Maûne haberiyle Reci’ haberi Resûlullâh (s.a.v)’e aynı gecede gelmişti.

Resûlullâh (s.a.v), Bi’ri Maûne haberini alınca:

      “-Bu, Ebû Berâ’ın işi, o, getirdi başımıza bunu! Ben, zaten, onları, ancak Ebû Berâ’ın ısrarı üzerine, istemeye istemeye ve korka korka gön-dermiştim!”buyurdular.

Ebû Berâ’ Resûlullâh (s.a.v)’ın bu sözünü işitti. Vermiş olduğu himâye teahhüdünün yeğeni Âmir tarafından bu şekilde bozulmasına son derecede üzüldü. Çünkü, Resûlulâh’ın Sahâbilerinin başlarına gelene, kendisinin himâye teahhüdü sebeb olmuştu. Ebû Berâ’ bu olayın üzüntüsü ile öldü gitti.

Enes bin Mâlik (r.a) der ki:

      “-Resûlullâh (s.a.v)’ın, Bi’ri Maûne da şehid düşen Ashâbına yanıp üzüldüğü kadar hiç kimseye, hiçbir şeye yanıp üzüldüğünü görmedim!”

Resûlullâh (s.a.v), kendisine acı haberin geldiği gece, sabah nama-zında birinci rekâttan sonra, ikinci rekâtın rükûundan:

      “-Semiallâhü limen hamideh!”diyerek doğrulduğu zaman:

      “-Ey Allâh’ım! Mudar Kabileleri’ni şiddetle tepele! Ey Allâh’ım! Onların yıllarını, Yusuf (a.s)’ın kıtlık yılları gibi çetin yap, başlarına dar getir! Ey Allâh’ım! Lihyan oğullarını, Adel, Kare, Zi’b, Rı’l, Zekvan ve Usayya kabilelerini Sana havale ediyorum! Çünkü, onlar, Allâh’a ve Resûlüne asi oldular!”diyerek beddua etti.

Resûlullâh (s.a.v)’ın, buna beş vakit namazlarında bir ay boyunca devam ettiği, arkasında bulunan cemâatın da buna:

      “-Amin!”dedikleri rivayet edilir.

Resûlullâh (s.a.v)’ın, bu duası kabul olunmuş, kuraklık ve kıtlık başlamıştı. Bedrü’l-Mev’id Seferi münasebetiyle Kureyş’in lideri Ebû Süfyan’ın da, itiraf ettiği gibi:

      “-Yağışlar kesilmiş, sular çekilmiş, yeşillikler, otlar kavrulup kuru-muş, sefere çıkmaktan gözlerini yıldıran ve korkutan çetin ve sert bir yıl olmuştu!”

Allâme Zürkani’nin Şerefü’l-Mustafa Müellifinden nakline göre:

      “-Rı’l, Zekvan, Usayya Kabilelerinden yedi yüz kişi humma hasta-lığına tutulup ölmüştür!” 4

Hâris bin Sâmme (r.a)’da bu Aziz şehidler arasında idi.

Hâris bin Sâmme (r.a)’in âilesinin ismi, Havle bint-i Ukbe, bin rafi ve Uteyla bint-I Kâ’b dır. Sa’d veya Said ile Ebû Cüheym adında iki oğlu vardı. Bunların her ikisi de Ashâb-ı Kirâm’dan sayılmaktadır. Oğlu Sa’d bin Hâris’ın Sıffin Savaşı’nda Hz.Ali (r.a)’ın yanında yer alıp savaştığı bilinmekte, soyunun Medine ve Bağdad bölgesinde devam ettiği rivâyet edilmektedir. 5

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.



1- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-10-180
2- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-10-179
3- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-10-201
4- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-11-33-43
5- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi-16-200-Konunun akışına göre montajlandı.


Sahabelerle İlgili Diğer Makaleler


Ebû Fükeyhe (r.a)►

Ebû Fükeyhe (r.a)’in Yemen’in Ezd kabilesine mensub olduğu rivayet edilir. Asıl isminin Yesâr, veya Eflâh bin Yesâr, olduğu da eski eserlerde beyan edilmektedir. Beni Cumah’a mensub olduğu söyleniyorsa da, aslında, Ezd kabilesindendi.


Ebû Eyyüb El-ensâri Hayatı►

İslâm tarihinde dört tane Hâlid bin Zeyd adında meşhur olan sahabi vardır. bunlar; 1-Hâlid bin Zeyd el-Ensâri. 2-Hâlid bin Zeyd, bin Hârise el-Ensâri. 3-Hâlid bin Zeyd el-Müzeni. 4-Bizim burada anlatmaya çalışa-cağımız, Hâlid bin Zeyd ise; Ebû Eyyüb el-Ensâri (r.a)’dir. Ebû Eyyüb’un esas adı, Hâlid bin Zeyd’dir.


Ebû Eyyaş El-zûraki Hayatı►

Asıl ismi ise ihtilaflıdır. Zeyd bin Samit, veya Ubeyd bin Zeyd bin Samit, veya, Ubeyd bin Muâviye bin Samit bin Yezid bin Halde bin Amr bin Züreyk bin Abdiharse bin Mâlik bin Gadba bin Cüşem bin Hazrec el-Ensâri el-Hazreci ez-Züraki’dir.


Ebu Dücane Simak Bin Hareşe►

Ebû Dücâne, künyesiyle meşhur olan Simâk bin Evs, veya Simâk bin Hareşe bin Levzan el-Ensâri (r.a) Medine doğumludur. Ancak hangi tarihte doğduğu ise bilinmemektedir. Hazrec kabilesinin Reisi Sa’d bin Ûbade’nin amcası oğludur.


Ebû Dahdâh Sâbit Bin Dahdâha►

Ebû Dahdâh künyesi ile meşhur olan, fakat asıl isminin Sabit bin. Dahdâha olan bu sahabe Medineli Ensar'dandır. Kendisi Medine doğumludur. Ancak hangi tarihte doğduğu ve ne zaman İslamiyete girdiği kesin olarak bilinmemektedir.