Haccâc Bin Ilâtü’s-sülemi

Süleym oğulları kabilesinden Haccâc bin İlât (r.a), Mekke doğumlu olup doğum tarihi ise bilinmemektedir. Ebû Kilâb, Ebû Muhammed, Ebû Abdullah künyeleri ve el-Fihriy, el-Behzi nisbeleriyle tanınırdı. Kendisi, çok zengindi. Süleym Oğulları yurdundaki tüm altın madenleri ona aitti.

Haccâc Bin Ilâtü’s-sülemi

Haccâc Bin Ilâtü’s-sülemi
حَـجَّـاجُ بْــنُ عِـــلاَ ط ُاْلسُّـلَـمِـي


 Baba Adı    :    İlât bin Hâlid.
 Anne Adı    :    Bilgi yok.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Tarih yok, Mekke doğumludur.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hz.Ömer döneminde Medine de vefat etti. Kabri, Cennetü’l-Baki de dir.
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok.
 Eşleri    :    Ümmü Şeybe bint-i Amr el-Abderi.
 Oğulları    :    Nasr, Muarriz, Abdullah
 Kızları    :    Bilgi yok.
 Gavzeler    :    Hayber sonrası birçok seferlere katıldı.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Mekke’den Medine’ye Muhacir dir.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    Bilgi yok.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Haccac bin İlât bin Hâlid bin Suveyre bin Hanşer bin Hilal bin Ubeyd bin Zafer bin Sa’d bin Amr bin Teym bin Behza bin İmrülkays bin Bühse bin Süleym bin Mansur es-Sülemi sonra Behzi’dir.
 Lakap ve Künyesi    :    Ebû Abdullah, Ebû Muhammed, Ebû Kilâb
 Kimlerle Akraba idi    :    Mus’ab bin Umeyr’in eniştesidir.



Haccâc Bin Ilâtü’s-sülemi Hayatı



Süleym oğulları kabilesinden Haccâc bin İlât (r.a), Mekke doğumlu olup doğum tarihi ise bilinmemektedir. Ebû Kilâb, Ebû Muhammed, Ebû Abdullah künyeleri ve el-Fihriy, el-Behzi nisbeleriyle tanınırdı. Kendisi, çok zengindi. Süleym Oğulları yurdundaki tüm altın madenleri ona aitti. Müslüman olduktan sonra, Süleym Oğulları yurdundan ilk yer altı maden zekatını Medine’ye gönderen Haccac bin İlât olmuştur. Haccac bin İlât es-Sülemi (r.a)’in Müslüman dinini kabul edişi ile ilgili olarak İslâmi kaynaklarda şöyle rivayet edilir.

Haccac bin İlâtü’s-Sülemi (r.a), Süleym Oğulları kabilesinden bazı-kişilerle birlikte hayvanlarına binip Mekke’ye geri dönmek üzere yola çıkmışlardı. Korkunç bir vadide bulundukları sırada, gece karanlığı bastı-rınca, orada oturup kaldılar, yollarına devam edemediler. Arkadaşları, Haccac bin İlâtü’s-Sülemi’ye:

      “-Ey Ebû Kilâb! Kalk da, kendin ve arkadaşların için bir eman ve selamet çaresine bak!”dediler.

Haccac, ayağa kalkıp arkadaşlarını korumak üzere onların çevre-sinde dolaşmaya ve:

      “-Selâmetle dönünceye kadar kendim, arkadaşlarım ve binitlerimiz için şu vâdideki her cinniden Allâh’a sığınırım!”demeye başladı.

O sırada, birisinin:

      “-Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin çevresinden aşıp geçmeye gücünüz yeterse geçin gidin! Allâh’ın verdiği bir güç olmadan, asla geçemezsiniz!” diye seslendiğini işitti. 1

Haccâc bin İlâtü’s-Sülemi Mekke’ye varınca, Kureyş müşriklerinin toplandıkları bir mecliste bunu orada olanlara haber verdi.

Kureyş müşrikleri:

      “-Vallahi, ey Ebû Kilâb! Sen, dinden çıktın, sapıttın! Muhammed’de bu sözün kendisine vahy edildiğini söylüyordu!”dediler.

Haccâc bin İlâtü’s-Sülemi:

      “-Vallâhi, bu, sözü, kulaklarımla işitmiş bulunuyorum. Yanımda ki, şu arkadaşlarım da, işitmişlerdir!”dedi.

Haccâc bin İlâtü’s-Sülemi:

      “-Muhammed nerede dir?”diye sordu.

      “-Medine’de dir!”denildi.

Bunun üzerine, Haccâc bin İlâtü’s-Sülemi, hemen Medine’ye gelip Müslüman oldu ve Müslümanlığını’da, güzelleştirdi. Haccâc bin İlât (r.a) Resûlullâh (s.a.v)’in Hayber’de bulunduğu sırada Müslüman olmuş ve Hayber’in fethinde Resûlullâh (s.a.v)’in yanında bulunmuştur. Haccac Medine’ye Hicret edip, Ümeyye bin Zeyd Oğulları yanında yerleşmiş, orada bir evle bir mescid yaptırmıştır. 2

Başka bir rivayette; Vasile bin el-Eska’dan: Haccâc bin İlât (r.a)’ın Müslüman oluşunu şöyle anlatır:

“-Haccac bin İlât, kavminden bir kafileyle, Mekke’ye müteveccihen yola çıkıyor. Issız ve korkunç bir mevkide gece bastırıyor. Kafiledekiler çok korkuyorlar. Arkadaşları ona:

      “-Yâ Ebâ Kilâb! Haydi, hem kendin, hem de bizim için bir sığınak bul!”diyorlar. Bunun üzerine Haccac kalkıyor ve şöyle diyor:

“-Kendim ve kafilem sağ salim dönünceye kadar kendimi ve arka-daşları bu yollardaki cinlerden korurum. Sözünü bitirince birinin şu âyeti okuduğunu görüyor:

      “-Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin çevresinden aşıp geçmeye gücünüz yeterse, geçin gidin! Allâh’ın verdiği bir güç olmadan, asla geçemezsiniz!” 3

Kafile Mekke’ye gelince, Kureyşlilerin toplandıkları meclise giderek hadiseyi anlattılar. Kureyşiler:

      “-Yâ Ebâ Kilâb! Vallâhi, sen, dininden döndün. Bu naklettiğin söz, Muhammed’in kendisine inzal edildiğini iddia ettiği sözlerdendir!”dediler

Haccâc bin İlât:

      “-Vallâhi onu ben de duydum, yanımdakiler de duydular!” dedi.

Onlar bu şekilde konuşurlarken Âs bin Vâil geldi. Kureyşiler:

      “-Yâ Ebâ Hişâm! Ebû Kilâb’ın ne söylediğini duydun mu?”dediler.

      “-Ne söyledi?”diye sorunca, Haccac’ın sözlerini naklettiler.

Bunun üzerine Âs bin Vâil:

      “-Bunda şaşılacak ne var? Şu anda Haccac’dan duyulan bu sözler, Muhammed’in söylediklerinin aynıdır!”dedi.

Haccâc bin İlât der ki:

“-Onun bu sözleri oradakilerin beni hırpalamasına engel oldu. Sade-ce kindar bakışlarla yetindiler. Resûlullâh’ın nerede olduğunu sordum.

      “-Mekke’den Medine’ye hicret etti!”dediler.

Deveme bindim ve hızla Medine’ye Resûlullâh’ın yanına gittim. Duyduklarımı ona anlattım. Resûlullâh (s.a.v)’de:

      “-Duyduğun Hak’tır. O sözler, Allâh’ın bana, indirdiği kelâmından- dır. Yâ Ebâ Kilâb! Sen gerçekten Allâh kelâmını duymuşsun!”buyurdu.

Ben:

      “-Öyleyse bana İslâm’ı öğret, kurtuluş parolasını anlat!”dedim.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Doğru kavmine git. Onları da, benim, seni davet ettiğim şekilde davet et. Çünkü doğru yol, benim söylediğim yoldur!” buyurdu. 4

Hayber, fetih edildiği sırada, Haccac bin İlâtü’s-Sülemi:

      “-Yâ Resûlallâh! Benim, gerek. Mekke’deki hanımım Ümmü Şeybe bint-i Ebî Talha’nın yanında, gerek, Mekkeli tüccarlarda dağınık bir halde bulunan mallarım vardır. Yâ Resûlallâh! Bana, izin ver’de, gidib bu mal-larımı alayım. Eğer, benim Müslüman olduğumu anlarlarsa, mallarımdan hiç bir şeyi ele geçiremem!”dedi ve Resûlullâh (s.a.v), ona izin verdi.

Haccac bin İlât (r.a):

      “-Yâ Resûlallâh! Mallarımı kurtarabilmem için, Senin hakkında uyğunsuz bir şeyler söylemem de, gerekecektir! Senin hakkında uyğunsuz bir şeyler söylemem de bana helâl olur mu?”dedi.

Resûlullâh, kendisi hakkında, istediğini söylemesine de izin verdi.

Haccac bin İlât (r.a) der ki:

“-Mekke’ye gittim. Seniyetü’l-Beyza ki, Ten’im’dedir bu mevkiye

erişince de, orada, Kureyş müşriklerinden bazı kişiler buldum ki, onlar, Resûlullâh (s.a.v)’ın Hayber üzerine yürüdüğünü önce haber almışlardı. Hayber’in; Hicaz ülkesinde en mâmur, en bol mahsul veren, ucuzluk, aynı zamanda sarp ve sağlam, savaş erleri çok bir yer olduğunu da biliyorlar, giden gelen yolculardan harekât sonucu hakkındaki haberleri işitmek, öğrenmek istiyorlardı. Hayber harekâtının sonucu hakkında aralarında mal koyup bahse girişmişlerdi. Onlar, beni görünce:

      “-Vallâhi, haber, bundadır!”dediler.

      “-Ey Ilât’ın oğlu! Sen hoş geldin! Şu akrabalık bağlarını kesen kişi, Muhammed hakkında sende bir haber var mı?”dediler.

      “-Söyleyeceklerimi gizli tutmak şart ile, evet!”deyince, gizli tutacaklarına söz verdiler.

      “-Ey Ebû Muhammed! Haydi, bize haber ver. Biz, o akrabalık bağ-larını kesib atmış olan şu kişinin, Hayber üzerine yürüdüğünü işittik. Hayber, bir Yahudi memleketidir ve Hicaz’ın en mâmur, mahsuldar bir yeridir!”dediler.

Onlar, benim Müslüman olduğumu bilmiyorlardı. Onlara:

      “-Muhammed’in, Hayber üzerine yürüdüğünü, ben de işitmişimdir. Bu hususta edindiğim, getirdiğim haber, sizi sevindirecek mâhiyettedir!” der demez, devemin yanını sardılar, üzerine örüldüler.

      “-Ey Haccac! Haydi, ne olduğunu, bize tezce söyleyiver, bildiri ver!” diyerek sabırsızlanıyorlardı.

“-Muhammed ile ashâbı; şimdiye kadar çarpışmayı ve savaşmayı Hayberliler’den daha iyi bilen başka bir kavimle hiç karşılaşmamıştı. Hayberliler, asker toplamak üzere Arab kabilelerine de başvurmuşlar, on bin kişilik bir ordu toplamışlardı. Muhammed’le ashâbı; hiç bir zaman, bir benzerini daha işitmediğiniz görmediğiniz bir bozğuna ve yenilgiye uğradı! Muhammed’in ashâbı, hiç bir zaman, bir benzerini daha işitmedi-ğiniz bir öldürülüşle öldürüldüler! Muhammed’de, esaretin en biçimsizi ile esir edildi. Hayberliler:

“-Muhammed’i, biz öldürmeyelim, Mekkeliler’e gönderelim de,onu, Mekkeliler, öldürülmüş olan adamlarına karşılık, kendileri gözleri önünde öldürsünler. Yahut da; onu, bizden ve onlardan öldürülen kişilere karşılık, Mekkeliler’in gözleri önünde biz öldürelim! Onlar, eski hallerinin iâdesi için kavim ve kabilelerine başvurarak sizden eman dileyecek olurlarsa, onların, size yaptıklarını, siz’de, onlara yapmadıkça, dileklerini asla kabul

etmeyiniz!”dediler, dedim.

Başka bir rivayette:

“-Sonra, Mekke’ye geldik. Müşrikler, Mekke’de:

      “-Bu Haccac’dır! Size haber getirdi ki: Muhammed, esir edilmiştir! O’nun, yanınıza getirilmesini bekleyiniz! Mekke’ye getirilince, kendisi, gözlerinizin önünde öldürülecektir!”diyerek bağırdılar. Onlara:

      “-Mekke’de ki mallarımı, borçlulardaki alacaklarımı toplamak husu-sunda siz de, bana yardım ediniz ki, hezimete uğrayan Muhammed ile Asbâbı’nın satılacak ğanimet metâlarını satın almakta, başka tüccarlar, benden önce davranmadan Hayber’e kendim yetişmek istiyorum!”dedim.

Mekkeliler, hemen kalkıp Mekke’deki mallarımı, alacaklarımı bana toplayıverdiler. Müşrikler, sevine sevine içkiler içtiler. Sonra, hanımımın yanına vardım. Onun yanında da, bana aid mallar bulunuyordu. Ona:

      “-Haydi, yanındaki mallarımı toplayıp yanıma getiriver. Tüccarlar, benden önce davranmadan Hayber’e yetişeceğim. Muhammed ile Ashâbı-nın, satılacak ğanimetlerinden birşeyler satın almak istiyorum. Çünkü, onlar, Hayberliler tarafından yenilgiye uğratılarak kanları helâllaştırılmış, mallarıda yağmalanmıştır!”dedim.

Bu acı haber, Mekke’de çabukça yayılmıştı. Müslümanlar, tasaların-dan mahvoldular. Müşrikler ise, sevinçten kablarına sığmadılar. Bu sırada Abbas bin Abdülmuttalib, bu acı haberi işitir işitmez, arkası üzerine yıkı-lıverdi. Evine, çok güçlükle götürüldü. Abbas’ı, simaca, Peygamberimizi andıran oğlu Kusem tutub sedirine yatırdı. Abbas, kapısının açık tutul-masını emretti. Kapının önünde toplanan kadın, erkek Müslümanlar, işittikleri haberi doğru sanarak küfür ve azgınlığın bu ğalebesinden mahv olmuş gibi idiler. Abbas ise, üzüntüsünü, tasasını belli ettirmemek için, düşmanlara duyuracak derecede sesini yükselterek recezler söylüyordu. Müslümanlar, Abbas’ın durumunun iyi olduğunu görünce, biraz ferahla-dılar, zindeleştiler. Abbas, kölesi Ebû Zübeybe’yi çağırdı. Ona:

      “-Haccac’a git! Abbas, sana diyor ki, de: Şanı en yüksek ve en yüce olan Allâh aşkına! Senin dilinden veril-miş olan haber, gerçek midir? Senin getirdiğin haberin mahiyeti nedir? Senin söylediğin nedir? Allâh’ın, Resulüne ve Müslümanlara vaâd ettiği hayır senin getirdiğin haber ola-maz! Getirdiğin haberle bağdaşamaz!”

Haccac bin İlât, Hz.Abbas’ın kölesine:

“-Ebü’l-Fadl’a benden selâm söyle! Evlerinden ıssız, tenha bir yer

hazırlasın. Kendisinin yanına geleceğim. Vereceğim haberler, kendisini sevindirecektir. Yalnız, benden işittiklerini gizli tutsun!”dedim.

Ebû Zübeybe, Hz.Abbas’ın kapısının önüne gelip kavuşunca:

      “-Müjde! Yâ Ebü’l-Fadl!”diye seslendi.

Hz.Abbas, sevincinden, sıçrayıp kalktı. Ebû Zübeybe’nin alnından öptü. Ebû Zübeybe, Haccac’ın söylediklerini bildirince, sevincinden, Ebû Zübeybe’yi âzad etti.

      “-On köle daha âzad etmek, boynuma borç olsun!”dedi.

Haccac bin İlât der ki:

“-Tüccar çadırlarından bir çadırın içinde bulunduğum sırada, Abbas bin Abdulmuttalib gelip yanımda durdu, ve sordu:

      “-Ey Haccac! Senin, şu getirmiş olduğun haberin iç yüzü nedir?”

      “-Sana, onu emânet olarak söyleyecek olsam, onu gizli tutabilecek- misin?”dedim.

      “-Evet!”dedi.

      “-Öyle ise, şimdi, sen, benden biraz geri dur. Ben, seninle tenhâda buluşurum. Görüyorsun ki, ben, halk üzerindeki mallarımı toplamaya uğraşıyorum. Bu işlerden boşalıncaya kadar yanımdan ayrılıp git!”dedim.

Mekke’de ki bütün mallarımı toplama işini bitirdim ve yola çıkmak üzere derlenip toplandıktan sonra Abbas ile buluştum!”

Haccac bin İlât, Hz.Abbas’ın yanına öğle vakti gelmişti. Ona:

      “-Allâh aşkına! Benden işiteceğin haberleri, üç gün, hiçbir kimseye söylemeyeceksin!”diye yemin verdi.

Hz.Abbas’da, üç gün içinde bu hususta hiç kimseye hiç bir şey söy-lemeyeceğine yemin etti.

Haccac bin İlât:

      “-Yâ Ebü’l-Fadl! Sana, söyleyeceklerimi muhakkak gizli tutmalısın. Üç gün içinde Mekkelilerin arkamdan gelip de beni yakalamalarından korkma. Üç gün sonra, istediğini söyleyebilirsin!”dedi.

Hz.Abbas:

      “-Öyle yaparım!”diye söz verdi.

Haccac bin İlât:

“-Yâ Abbas! Ben, Müslüman olmuşumdur. Hanımımın yanında ve

Mekke halkı üzerinde’de, bir hayli alacaklarım vardı. Eğer, Müslüman olduğumu anlasalardı, bana hiç bir şeylerini vermezlerdi. Vallâhi, ben, Resûlullâh (s.a.v)’ı, O, kardeşinin oğlunu; Hayber’i fetih etmiş, orada Hayber’ın ğanimetlerinden, Allâh ve Resulü’nün hisselerini ayırıp almış, Sahabilerine hisselerini dağıtmış, Hayber Hükümdarının kızı Safiyye ile-de evlenmiş olarak gerimde bırakmış bulunuyorum!”dedi.

Hz.Abbas:

      “-Ey Haccac! Sen, sen neler söylüyorsun? Ben, Hayber’i iyi bilirim. Orası, Hicazın en mâmur, en verimli, en ucuzluk ve bolluk bir yeridir. Hayberliler ise, sayıca çokluktadırlar. Savaş için çok hazırlıklı ve çok güçlüdürler! Gerçek mi dersin bu söylediklerin?”dedi.

Haccac:

      “-Evet! Vallâhi, iş, böyledir! Ebülhukayk’ın oğlu kesin öldürüldü! Resûlullâh, Huyey’in kızı Safiyye’yi kendisine ayırdı, ve onu âzad edip zevceliğe kabul olunmak veya ev halkına iâde edilmek arasında serbest bıraktı. O da, âzadlanıb zevce olmayı tercih etti. Ben, buraya, buradaki alacaklarımı toplayıp götürmek için gelmiş bulunuyorum. Resûlullâh’dan izin istedim, istediğimi söylemem için de kendisi, bana izin verdi. Benden işittiklerini üç gün gizli tut, sonra, istediğine söyle. Üç gün geçtikten sonra işini açıkla. Vallâhi, O, senin hoşuna gidecek bir halde ve hoş bir durumdadır!”dedi.

Üçüncü gün geçince, Hz.Abbas, üzerine kaftanını giydi, koku sürün-dü. Asasını eline aldı. Haccac’ın evine kadar gitti. Kapıyı, çaldı ve:

      “-Haccac, nerede?”diye sordu.

Haccac’ın hanımı:

      “-Yahudilerin hezimete, yenilgiye uğrattıkları Muhammed ile O’nun Asbâbından aldıkları ğanimet mallarını, başka tüccarlardan önce davranıp satın almak üzre Hayber’e gitti! Yâ Ebü’l-Fadl! Allâh, seni hor ve hâkir etmesin! Sana erişmiş olan haber, bize de, çok ağır ve çetin geldi!”dedi.

Hz.Abbas:

      “-Evet! Allâh, beni hor ve hâkir etmemiştir! Ve, Hamd olsun vâki olan da, ancak, hoşlandığımız, arzuladığımız şeyden ibarettir. Yüce Allâh, Resûlüne Hayber’in fethini müyesser kılmış, onların ganimet mallarını, Müslümanlar arasında bölüştürülmüş, Resûlullâh (s.a.v) Safiyye’yi de, kendisi için seçmiştir! Eğer, sana kocan lazımsa, ona git, kavuş! Kocan Haccac, Müslüman olmuş ve Resûlullâh ile birlikte Hayber’in fethinde bulunmuştur. Sen, onun dinini istemedikçe, hanımı değilsindir! O buraya, malını alıp götürmek için gelmiş, malını alınca da, senden ve senin ailenden kaçmıştır!”dedi.

Kadın:

      “-Ey Ebü’l-Fadl! Gerçek mi söylüyor sun?”diye sordu.

Hz.Abbas:

      “-Evet! Vallâhi, söylediklerim gerçektir!”dedi.

Kadın:

      “-Vallâhi, sanırım ki: sen, her halde, doğru söylüyorsundur!”dedi.

Hz.Abbas:

      “-Vallâhi doğru söylüyorum. İş sana haber verdiğim gibidir!”dedi.

Kadın:

      “-Bunları, sana, kim haber verdi?”diye sordu.

Hz.Abbas:

      “-Sana, o acı haberi veren, haber verdi!”dedi.

Kadın:

      “-Söylediklerin, inanabilecek, güvenilebilecek şeylerdir ! Sen, muh-akkak, doğrusundur!”dedi ve kalkıb dunumu, aile halkına haber verdi.

Hz.Abbas, Haccac bin İlât’ın evinden dönüp Kâbe Mescid’ine kadar gitti. Kureyş’in müşrikleri, o sıralar da oturmuş Haccac bin İlât’ın işini konuşuyorlardı. Hz.Abbas, Kâbe’yi tavaf etti. Müşrikler, Hz.Abbas’a ve onun haline bakıyorlar, kaşları ile, gözlerı ile birbirlerine işaret ederek kendisinin felâket ve musibet karşısındaki soğukkanlılığına ve dayanık-lılığına şaşıyorlardı. Beytullâh’ı tavaf sırasında ona:

      “-Yâ Ebü’l-Fadl! Senin bu halin, vallahi, musibet ve felâket ateşine karşı son derecede bir dayanıklılık ve soğukkanlılıktır! Sen, üç günden beri ortalıkta hiç görünmedin. Nerede idin? Ey Ebü’Fadl! Sana, senin başına hayırdan başka bir şey gelmesin!”dediler.

Hz.Abbas da şöyle dedi:

      “-Evet! Yüce Allâh’a hamd olsun, bana hayırdan başka bir şey de gelmemiştir!Hayır, varlığım kudret elinde bulunan Allâh’a yemin ederek size bildirebilirim ki: Muhammed Âleyhisselâm, Hayber’i feth etmiş, ve fethi kesinleştirmek üzre de onların Hükümdarı Huyey bin Ahtab’ın kızı Safiyye ile orada evlenmiş olarak, geride bırakılmış olan, Hayber’deki bütün mallara, her şeye el koymuştur! Şimdi, Hayber’deki bütün mallar, O’nun ve Ashabı’nındır. Yesrib ve Hayber’den Nadir Oğulları Yahudile-rinin görmüş bulunduğunuz elebaşları Ebülhukayk Oğullarının boyunları vurulmuş, Hayber ğanimetleri, Müslümanlar arasında bölüştürülmüştür!”

Kureyş müşrikleri, ona şöyle sordular:

      “-Bunu, sana kim, haber verdi? Bu haberi, sana, kim, getirdi?”

Hz.Abbas:

      “-Size, o haberi getirmiş olan kişi, bu haberi de, getirmiştir! Bunu, üç gün gizli tutmamı, açıklamamamı benden istemiştir. Kendisi, buraya, Müslüman olarak ve buradaki mallarını alıp götürmek üzere gelmiştir. Malını alıp Muhammed ile ashâbı’na kavuşmak ve O’nun yanında bulun-mak üzere buradan savuşmuş, gitmiştir. İsterseniz, hanımına haber salar, gidip gitmediğini sorabilirsiniz!”dedi.

Kureyş müşrikleri, Haccac’ın hanımına hemen bir adam saldılar. Haccac’ı hanımının bile haberi olmadan, mallarını alıp gitmiş buldular. Yaptıkları soruşturma neticesinde, Hz.Abbas’ın söylediklerinin hepsinin doğru olduğunu anladılar. Aradan, beş gün bile geçmemişti ki, bu hususta Kureyş müşriklerine bir haber geldi. Hayber’in, gerçekten fethedildiği anlaşıldı. Kureyş müşrikleri:

      “-Ey Allâh’ın kulları! Allâh düşmanı Haccac bin İlât bizi aldatmış! Mallarını toplayıp kaçmış! Vallâhi, biz, bunun, böyle olduğunu bileydik, bizimle onun arasında iş olur, biterdi!”dediler.

Hz.Abbas, durumu, haber vermek üzre Müslümanların yanlarına gitti. Evlerinden, tasalı ve kayğılı olarak çıkan Müslümanların yüzlerini gül-dürdü. Kendilerini sevince boğdu. Yüce Allâh, Mekkeli Müslümanların üzerindeki bütün tasaları, kayğıları ve kızgınlıkları, müşriklerin üzerine itiverdi. 5

Haccâc bin İlât, Hayber Seferi’nden önce Müslüman olduğu için, bu sefere iştirak ettikten sonra Mekke’ye gitmişti. Sonra tekrar Medine’ye geri döndü. Getirmiş olduğu malların zekatını verdiği ve böylece Beni Süleym madenlerinin zekâtını ilk defa onun ödediği belirtilmektedir.

Haccac bin İlât (r.a), Medine’de kendi parası ile önce kendisine bir ev yaptırdı. Sonra şehrin kenar semtinde bulunan bir camiyi tamir ettirdi.

Bundan sonra da Resûlullâh (s.a.v) ile birlikte bütün ğazvelere iştirak etti. Ancak, bir rivâyete göre kendisi Mekke fethi sırasında Medine’de idi. Resûlullâh (s.a.v)’ın vefatını gördükten sonra, Hz.Ebû Bekr devrinde de irtidat olaylarının bastırılmasında hizmette bulunmuştur. Daha sonra, Suriye’nin Humus Şehri’ne kendi isteği arzusu ile giderek oraya yerleşti.

Hz.Ömer devrinde çeşitli bölgelere haber göndererek en seçkin adamlarını kendisine yollamalarını istediğinde Suriyeliler ona Haccac’ı gönderdiler. Savaşların bir kısmına katıldı. Zira Hz.Ömer’in hilâfetinin başlangıç yıllarında Medine’de iken vefat edip Cennetü’l-Baki Kabris-tanlığı’na defnedildi.

Diğer bir rivayete göre, Cemel Vak’ası’nda Cemel’de vefat ettiği bildirilmektedir. Ancak, Haccâc bin İlât’ın Mariz adında bir kardeşi vardı ki, o da Cemel Vak’ası’na iştirak etmiş ve orada vefat etmiştir. Bununla Haccâc’ın birbirine karıştırıldığına dair kanaat kuvvetlidir. Zira, bazen isim yerine İbn-i İlât denilerek baba adı zikredilmektedir.

Diğer taraftan, yine Haccâc’ın hanımı Ümmü Şeybe bint-i Amr el-Abderi dir. Bu kadın Uhud şehidi Mus’ab bin Umeyr’in kız kardeşidir.

Muarriz adında bir oğlu vardı. Muarriz bin Haccâc bin İlât da amcası ve bazen babası ile karıştırılmaktadır. Zira o da Cemel Vak’ası’na iştirak etmiş ve orada vefat etmiştir. Haccâc bin İlât’ın, Nasr adında bir oğlu daha vardı ki, çok tıpkı dayısı Mus’ab bin Umeyr gibi güzel ve yakışıklı, ayrıca zengin bir delikanlı idi. Bütün kadınlar ona âşık olurlardı.

Bu tehlike üzerine Hz.Ömer, onu Medine’den Basra’ya gönderdi. Haccâc’ın diğer bir oğlu da Abdullah idi. Abdullah’ı Muâviye bin Ebû Süfyan Humusâ zekât memuru olarak tayin etti. Haccac’ın daha pek çok çocukları vardı. Bunların isimlerinin bir kısmı bilinmekte, bir kısmı ise bilinmemektedir. Âilelerinin isimleri de bilinmemektedir.

Haccâc bin İlât’üs-Sülemi (r.a)’dan hadîs-i şerîf rivayet edileme-miştir. Kendisinin Resûlullâh (s.a.v)’le beraber oluşu çok kısa bir zamana sığmaktadır. Ancak, dinî ilimlerden bir kısmını öğrenmiş ise de bunları başkalarına öğretmeye ömrü yetmemiştir. 6

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.



1- Er-Rahman-33 
2- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-14-121-122 
3- Er-Rahman-33 
4- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-5-1973 
5- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-14-225-234 
6- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi-14-426- Ve çeşitli Siyer Kitablarından Özetlendi