Fâtıma Bint-i Resûlullâh

Fâtıma bint-i Resûlullâh (r.a)’nın hayatı hakkında, müstakil olarak, gerek, Sünni, ve gerekse, Şii’ler tarafından pek çok eserler yazılmıştır. Resûlullâh (s.a.v)’ın ilk zevcesi ve Mü’minlerin annesi Hz.Hadicetü’l- Kübra, bint-i Huveylid (r.a)’dan dünyaya ğelen dört muhterem kızından Zeyneb, Rukeyya ve, Ümmü Külsüm’lerın, en küçük kız kardeşleri olan, Hz.Fâtımatü’z-Zehrâ bint-i İmâmü’l-Müttekin, Muhammedü’n Resûlullâh bin Abdullah bin Abdülmuttalib bin Hâşim el-Kureyşi el-Hâşimi, Sallâllahü alâ Ebihâ ve Âlihi ve Sellem ve Radıyallâhü Anhâ.

Fâtıma Bint-i Resûlullâh

Fâtıma Bint-i Resûlullâh
فـَا طِـمَـةَ بـِنْـتِ رَسُــولُ الله


 Baba Adı    :    Muhammed bin Abdullah.
 Anne Adı    :    Hz.Hadicetü’l-Kübra (r.a)
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Resûlullâh (s.a.v), otuzbeş yaşlarında iken, Nübüvveten beş yıl önce, takriben Miladi 605 yılında Mekke’de doğdu.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 11. yılın Ramazan ayının 3.Salı gecesi. Miladi 632. yıl, 22 Kasım Salı gecesi 28 yaşlarında iken Medine’de vefat etti. Kabri Medine’de Cennetü’l-Baki’dedir.
 Fiziki Yapısı    :    Resûlullâh (s.a.v)’e, çok benzerdi.
 Eşleri    :    Hz.Ali bin Ebi Talib (r.a).
 Oğulları    :    Hz.Hasan, Hüseyin, Muhsin, (r.a).
 Kızları    :    Zeyneb, ve Ümmü Külsüm (r.a),
 Gavzeler    :    Uhud’da yaralıları tedavi ettiği, Mücahid-lere su taşıdığı, Mekke’nin fethi’ne katıldığı rivâyet edilir.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Mekke, Medine, Muhacir dir.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    18 tane.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Fâtıma bint-i Muhammed bin Abdullah bin Abdülmuttalib bin Haşim el-Kureyşi, el-Haşimi.
 Lakap ve Künyesi    :    Fâtımatü’z-Zehrâ, Fâtımatü’l-Kübra, Betül, Seyyidetü’n-Nisa, Eşrefü’n-Nisa, Ümmü Eimmetü’l-Asfiya, el-Bizzatü’t-Tâhire, Ümmü Ebihâ, er-Razi-ye, el-Marziye, el-Meymune, ez-Zekiye, Ümmü’l-Haseneyn
 Kimlerle Akraba idi    :    Resûlullâh (s.a.v)’in yaşça en küçük kızı, Hz.Ali’nin eşi, ve, Ehl-i Beyt’in Anneleridir.



Fâtıma Bint-i Resûlullâh Hayatı



Fâtıma bint-i Resûlullâh (r.a)’nın hayatı hakkında, müstakil olarak, gerek, Sünni, ve gerekse, Şii’ler tarafından pek çok eserler yazılmıştır. Resûlullâh (s.a.v)’ın ilk zevcesi ve Mü’minlerin annesi Hz.Hadicetü’l- Kübra, bint-i Huveylid (r.a)’dan dünyaya ğelen dört muhterem kızından Zeyneb, Rukeyya ve, Ümmü Külsüm’lerın, en küçük kız kardeşleri olan, Hz.Fâtımatü’z-Zehrâ bint-i İmâmü’l-Müttekin, Muhammedü’n Resûlullâh bin Abdullah bin Abdülmuttalib bin Hâşim el-Kureyşi el-Hâşimi, Sallâllahü alâ Ebihâ ve Âlihi ve Sellem ve Radıyallâhü Anhâ.

Bir rivâyete göre: yaklaşık olarak Hz.Muhammed (s.a.v)’e Peyğam-berlik geldiği yılın: Miladi; 609. yılın, Cemâziyü’l âhır ayının yirmisin de, İbn-i Sa’d ile diğer bir kısım tarihçilere göre bu tarihten beş yıl önce, yani Kureyş’in Kâbe’yi yeniden inşası sırasında Miladi 605 yılında Mekke’de dünyaya gelmiştir. Bu, görüş; Hz.Fâtıma’nın, yirmi sekiz yaşları civarında vefât ettiğine göredir, Bazı kaynaklarda; Hz.Âişe’den beş yaş kadar daha büyük olduğu da söylenir. Buna göre, birinci görüş ağırlık kazanmaktadır. Resûlullâh (s.a.v)’ın kırkbir yaşlarında bulunduğu, Annesi Hz.Hadice’nin ise elli yaşlarında olduğu sıralarda Mekke’de doğduğu’da rivâyet edilir.

Hz.Ali ile Fâtımatü’z-Zehra (r.a), evlendiklerinden bir gün sonra, Amucaları Hz.Abbas (r.a) onların evlerine gelmişti. İkiside Hz.Abbas’a:

      “-Amuca! Hangimiz, yaşça daha büyüğüz?”diye sordular.

Hz.Abbas (r.a):

      “-Yâ Ali! Sen, Kâbe yapılmadan birkaç yıl önce doğdun. Kızım Fâtıma ise, Kureyşiler Kâbe’yi tekrar yaptıkları sıralar da doğdu!”der ki, bu tarihlerde Resûlullâh (s.a.v) otuzbeş yaşlarında idi. 1

Bir çok tarihçiler arasında hüsnü kabul gören en makül olan tarih ise bu rivâyet’e mutabık olan, Miladi 605 yılında, Nübüvvetten beş yıl kadar önce, Mekke’de doğmuş olması, akla ve nakle en uyğun olan rivâyettir. Bazı kaynaklarda, Öz kız kardeşleri Hz.Zeyneb ile Rukıyye’den küçük, Ümmü Külsüm’den büyük olduğu söylenmekteyse’de, Resûlullâh (s.a.v) ’ın en küçük kızı olduğu görüşü daha doğru kabul edilmektedir.

Fâtıma isminin kelime manası ise: sütten kesilen bebek demektir. Diğer manası ise: Allâh onu sevenleri cehennemden uzaklaştırır. Bunun hadis olduğu da söylenir, Allâh-u Â’lem.

Hz.Fâtıma, yeryüzünde ki kadınlar içinde, en şereflilerinden biri olarak daima yad edilmekte olub, lakab ve künyesi ise saymakla bitmez: Babasının annesi manasına gelen: Ümmi, Ebihâ. Kadınların en şereflisi manasına gelen; Eşrefü’n-Nisâ. İmamların Asfiyaların annesi manasına; Ümmü’l-Eimmetü’l-Asfiyâ. Kendi zatından dolayı tertemiz, manasına; el-Bizatü’t-Tâhire. Kadınların efendisi manasına; Seyyidetü’n-Nisâ’dır. Çocuklarından dolayı: Ümmü’l-Haseneyn, iki güzelin annesi dir.

Onun lâkablarına gelince:Yüzünün beyazlığı parlaklığından dolayı Fâtımatü’z-Zehrâ, Hz.Hüseyin’in kızı Fâtıma’dan ayırt edilebilmesi için Fâtımatü’l-Kübrâ, Allâh’a adanmış iffetli ve namuslu hanım anlamına gelen;el-Betûl, denilmiştir. Bu arada yalnız kendisine bahşedilen İlahi meziyetleri gösterebilmek için; er-Râziye, el-Marziye, el-Meymûne ve ez-Zekiye lâkabları da verilmiştir.

Hz.Fâtıma (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’me çok benzerdi. Yürüyüşüyle, konuşmasıyla, her hali ile görenlere babasının kızı dedirtirdi. Hayasıyla, Edebiyle, Nazik tavırlarıyla, Sabrıyla, Dirayetiyle ve Hitabetiyle görenleri kendisine hayran bırakırdı.

Hz.Fâtıma (r.a)’nın İslâm tarihinde pek önemli yüce bir yeri vardır. Kaynaklarda Hz.Fâtıma (r.a)’nın çocukluk ve gençlik yıllarına dair çok az bilgiler bulunmaktadır. Bunlardan biri, Kâbe’de namaz kılmakta olan babası Resûlullâh (s.a.v)’ın secdeye vardığı sıralarda omuzlarına müş-rikler tarafından bir devenin döl yatağının konması üzerine, henüz çocuk yaşlarda olan Fâtıma’nın koşarak gelib babasının üzerindeki pislikleri temizlemesi ve bunu yapanlara kızıb söylenmesidir.

Resûlullâh (s.a.v)’ın kendisi, ve kendisi ile beraber, onüç yıl süren Mekke hayatı boyunca bir çok sıkıntılar, ambarğolar, hatta suikastlere varıncaya kadar hertürlü zorluklara şahid olan Hz.Muhammed’ın ailesi, özellikler hüzün yılında âilenin direği anneleri Hz.Hadice’nin vefatıyla daha’da hüzünlendiler. Çocukları içinde annesini küçük yaşta kaybeden Hz.Fâtıma’ya karşı, Hz.Muhammed’in şefkati, eskisinden daha fazla bir muhabbetle, ona bağlandığı açıkça görülmektedir.

Resûlullâh (s.a.v)’ın girişmiş olduğu mukaddes dâva’da, müşriklerden gördüğü eza ve cefâlardan daima müteessir olan Hz.Fâtıma (r.a), annesi Hz.Hadice’nın vefatıyla, bütün kalbi muhabbetlerini, babasına teveccüh ederek, bütün varlığını O’nun hizmetine hasretmiştir. Resûlullâh (s.a.v)’de kendisini yanından ayırmaz ve ondan:

      “-Kızım Fâtımatü’z-Zehra, insanların hurisidir!”buyurarak şefkat ve muhabbetle ondan bahsederdi.

Resûlullâh (s.a.v) Medine’ye hicret ettiği zaman, Hanımı Sevde ile Mekke’de kalan âile bireylerini kızlarını Mekke’de bırakmıştı. Bilâhare âzâdlı kölesi Zeyd bin Hârise ile Ebû Râfi’i Mekke’ye göndererek tüm ailesi ile birlikte Hz.Fâtıma’yı da, Medine’ye getirtmiştir. Bu sıralarda Resûlullâh (s.a.v), henüz Hz.Ebû Eyyûb el-Ensâri’nin evlerinde misafir olarak kalıyordu.

Hz.Fâtıma (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’ın Medine’deki hayatı boyunca, Hz.Hadice (r.a)’nın muazzez bir hâtırası olarak tecellî etti. Bu yüzden de Resûlullâh (s.a.v)’ın bütün hanımlarından, ve Ashâb-ı Kirâmdan gereken saygı ve hürmeti gördü.

Hz.Fâtıma (r.a)’nın efdâliyeti, birçok bakımdan, Müslümanlar tara-fından gerek, âvam, gerek, Ûlemâ olsun, nazar-ı dikkate alınmaktadır. Bunlardan biri, kardeşleri arasında, bilhassa hemşireleri arasında ulemâ tarafından farklı tutulmaktadır. İkincisi: Resûlullâh (s.a.v)’ın, Ehl-i beyti içinde en fazla muhabbeti Hz.Fâtıma (r.a)’ya gösterdiği tarihen sabittir. Üçüncüsü ise: Resûlullâh (s.a.v)’in zevceleri, onu, Resûlullâh (s.a.v)’e bazı meselelerde bir çok kerre ricacı olarak göndermişlerdir. Bir başka efdaliyeti ise: Resûlullâh (s.a.v)’ın onun hakkında, cennet kadınlarının seyyidesi olduğuna dair hadîs-i şerif’lerini buyurmasıdır.

Hz.Fâtıma (r.a), bazı ahvalleri Annesi Hz.Hadicetü’l-Kübra’yi çok andırırdı. Konuşma, yürüyüş tarzı, hal ve hareketleri ile de aynen babası Resûlullâh (s.a.v)’e çok benzerdi. Resûlullâh (s.a.v)’ın, bulunduğu bir meclise kızı Hz.Fâtıma (r.a) geldiği zaman, Resûlullâh (s.a.v) hemen aya-ğa kalkar, Onu, elinden tutub yanına oturturdu. Herhanği bir sefere gidib döndüğünde ilk önce, onu, ziyaret ederlerdi.Hz.Fâtıma Resûlullâh (s.a.v)-’in en küçük kızı ve kızları içinde ona en sevgili idi.

Bir gün Hz.Âişe (r.a)’ya sordular:

      “-İnsanların Resûlullâh (s.a.v)’e en sevgili olanı kim di?”

Hz.Âişe (r.a):

      “-Fâtıma idi!”demiş.

      “-Erkeklerden kim dir?”sorusuna da:

      “-Fâtıma’nın kocası Ali!”cevabını vermiştir.

Resûlullâh (s.a.v) bir ğazadan veya seferden geldiği zaman ilk önce Mescide gidip iki rekat namaz kılar sonra kızı Hz.Fâtıma’ya uğrar. Daha sonra da zevcelerinin yanına giderdi.

Abdullah İbn-i Abbas der ki:

“-Resûlullâh (s.a.v) yere dört çizgi çizdi

      “-Bunları ne için çizdim bilir misiniz?”diye sordu.

      “-Hayır bilmiyoruz! Allâh ve Resûlü daha iyi bilir!”dediler.

Resûlullâh (s.a.v):

“-Cennetlik kadınların en üstünü dörttür. Onlarda şunlardır:

      “-Hadice bint-i Huveylid. Fâtıma bint-i Muhammed. Meryem bint-i İmran. Âsiye bint-i Müzahim ki, O, Firavunun zevcesidir!”buyurdular.

Hz.Fâtıma’nın yürüyüşü Resûlullâh (s.a.v)’in yürüyüşüne benzerdi, konuşması da öyle idi.

İmran bin Husayn (r.a)’dan:

“-Resûlullâh’ın yanında oturuyordum. Hz.Fâtıma (r.a) geldi. Resûlullâh’ın karşısında durdu.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Yaklaş yâ Fâtıma!” buyurdu. Hz.Fâtıma biraz yaklaştı.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Daha yaklaş ya Fâtıma!”buyurdu. Hz.Fâtıma biraz daha yaklaştı.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Biraz daha yaklaş, ya Fâtıma!” buyurdu. Hz.Fâtıma biraz daha yaklaştı. Tam önünde durdu. Ben, Hz.Fâtıma’nın yüzünden kanın çekildiğini, yüzünün sapsarı olduğunu gördüm. Resûlullâh parmaklarının arasını açarak elini Hz.Fâtıma’nın göğsü üzerine koydu. Başını semaya kaldırdı:

      “-Ey açları doyuran, ihtiyaçları gideren, takdiri değiştiren Allâh’ım, Muhammed’in kızı Fâtıma’yı acıktırma!”diye dua etti.

Hz.Fâtıma’nın yüzündeki sarılığın kaybolduğunu, benzine kan geldiğini gördüm. Bu hadiseden sonra Fâtıma (r.a)’ya durumunu sordum:

      “-Bundan sonra hiç acıkmadım! Ey İmran!”dedi. 2

Hz.Fâtıma, Resûlullâh (s.a.v)’in Medine’ye gelişinden beş ay kadar sonra, Receb ayında Hz.Ali (r.a) ile nikahlandılar. Hicretin ikinci yılında, Bedir Ğazvesi’nden sonra, Zilhicce ayında’da evlendiler. Hz.Fâtıma’yı Ashab-ı Kirâmdan ilk önce Hz.Ebû Bekr istemişti.

Resûlullâh (s.a.v)’de ona:

      “-Yâ Ebâ Bekr! Ben, onun hakkında zuhur edecek ilahi hükmü bek-liyorum!” buyurdular.

Hz.Ebû Bekr (r.a), bunu Hz.Ömer (r.a)’e anlatınca Hz.Ömer ona:

      “-Yâ Ebâ Bekr! Seni reddetmiş!”dedi.

Hz.Ebû Bekr (r.a), ona:

      “-Fâtıma’yı Resûlullâh (s.a.v)’den sen iste!”dedi.

Hz.Ömer (r.a) gidib isteyince, Resûlullâh, ona da, Hz.Ebû Bekr’e söylediği gibi;

      “-Fâtıma hakkında zuhur edecek ilahi hükmü bekliyorum!”dediler.

Hz.Ali (r.a)’a:

      “-Sen git iste!”denilince,

Hz.Ali (r.a)’de:

      “-Ebû Bekr, ve Ömer, reddedildikten sonra bende reddedilmemekten emin değilim!”dedi.

Akrabaları ısrarla Hz.Ali (r.a)’a Resûlullâh (s.a.v)’e olan yakınlığını ileri sürerek, Hz.Ali’yi harekete geçirdiler.

Hz.Ali (r.a) der ki:

“-Azadlı kölem, bana:

      “-Fâtıma’nın Resûlullâh’dan istenildiğini biliyor musun?”dedi.

      “-Bilmiyorum!”dedim.

      “-Resûlullâh’a gidib Fâtıma’yı istemekten seni alıkoyan ne ki?”dedi.

      “-Yanımda onunla evlenebileceğim bir şeyim yok!”dedim.

      “-Resûlullâh (s.a.v)’e gidersen onu muhakkak sana nikahlar!”dedi.

Nihayet, Resûlullâh’ın huzuruna girdim. Bütün vakar ve heybeti üze-rindeydi. Oturdum, ve susub durdum. Konuşmaya kadir olamadım:

      “-Neye geldin? Bir hâcetin mi var? Herhalde Fâtıma’yı istemeye geldin?”deyince.

      “-Eeevet!”diyebildim.

Resûlullâh (s.a.v), Hz.Ali’nin kendisini istediğini, kızı Hz.Fâtıma’ya duyurdu. Hz.Fâtıma (r.a)’da hemen cevab veremedi sustu.

Resûlullâh (s.a.v) Hz.Ali’ye sordu:

      “-Yâ Ali! Fâtıma’ya Mehir olarak verebileceğin neyin var?”

Hz.Ali (r.a):

      “-Yanımda ona, Mehir olarak verebileceğim bir şeyim yok!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Sana vermiş olduğum Hûtami zırhlı gömleğin nerededir. Ona ne oldu?”diye sordu.

Hz.Ali (r.a):

      “-Yanımdadır, yâ Resûlallâh!”deyince,

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Onu, Fâtıma’ya Mehir olarak ver!”buyurdular.

Bu, küçük, kısa, zırhlı bir gömlekti. Yassı, enli ve ağırdı. Meşhur zırhçı Hûtami’nin yapısı idi.

Başka bir rivâyette ise; Büreyde (r.a) den:

“-Ensâr’dan bir ğrub Hz.Ali’ye gelerek :

      “-Resûlullâh (s.a.v)’den Fâtıma’yı iste!”dediler.

Hz.Ali’de Resûlullâh (s.a.v)’ın huzuruna çıktı. Resûlullâh, ona şöyle sordu,

      “-Ey Ebû Talib’in oğlu! İsteğin ne?”

Hz.Ali (r.a):

      “-Resûlullâh’ın kızı Fâtıma’yı istemeye geldim!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Öyleyse hoş geldin, sefâ geldin!”buyurdular.

Bundan başka da hiçbir şey söyleşmediler. Ali bin Ebi Talib Resûlullâh’ın huzurundan ayrıldı, doğruca kendisini bekleyen Ensâr’ın yanına gitti.

      “-Ne oldu?”diye sordular.

      “-Vallâhi anlayamadım. Hoş geldin sefâ geldin den başka bir şey söylemedi!”diye cevab verince:

      “-Daha ne istiyorsun? İşte sana hoş geldin, sefâ geldin, baş üstüne demiş ya!”dediler.

Başka bir rivâyette ise:

Resûlullâh (s.a.v), Hz.Ali’ye:

      “-Yanında neyin var?”diye sorduğunda,

Hz.Ali (r.a):

      “-Atım ve zırhlı gömleğim var!”demişti.

Resûlullâh (s.a.v) de:

      “-Atın, sana gerek. Fakat, zırhını sat!”buyurdular.

Hz.Osman (r.a)’da, Hz.Ali’nin zırhını 480 dirheme satın aldıktan sonra onu Hz.Ali’ye geri hediye olarak verdi. Hz.Ali dirhemlerle ve zırhla birlikte Resûlullâh’ın yanına geldi. Resûlullâh (s.a.v) Hz.Osman’ın bu fedakarlığından haberdar olunca Hz.Osman’a dua etti.

“-Resûlullâh (s.a.v), Hz.Fâtıma’yı Hz.Ali’ye verince bu hususta bazı konuşmalar oldu.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Onu, Ali’ye ben nikahlamadım. Onu Ali’ye yüce Allâh nikahladı!” buyurdular.

Resûlullâh (s.a.v), bu nikah hutbesinde şöyle buyurdular:

      “-Hamd olsun O Allâh’a ki, verdiği nimetlerle övülen kuvvet ve kudretinden dolayı ibadet edilen odur. Mülk ve saltanatından dolayı, boy-un eğilen odur. Âzabından korkulan, yanındaki nimetleri umulan odur. Yerde ve göklerde hükmünü yürüten odur. Kudretiyle, halkı yaratan, hik-metiyle mümtaz kılan, izzetiyle sağlamlaştıran odur. Gönderdiği dini ve, peyğamberi Muhammed ile, halkı şereflendiren odur. Yüce Allâh, karşı-lıklı hısımla, nesebleri birbirine katmayı emr ve farz kılmış ve bununla günahları ortadan kaldırmıştır. Yüce Allâh, bana, Fâtıma’yı Ali ile evlen-dirmemi emretti! Ben de, 400 miskal gümüş mehir ile, onu, Ali bin Ebi Talib ile evlendirdim!”buyurduktan sonra:

      “-Ey Ali! Razı mısın, buna? Haydi, ey Ali! Sende bir hutbe irad et!”

Hz.Ali (r.a):

Nimetlerinden dolayı, Allâh’a Hamd-ü Senâ edib şahadette bulun-duktan, ve Resûlullâh (s.a.v)’e Salât ve selamdan sonra, Resûlullâh’ın kızı, Hz.Fâtıma’yı Allâh’ın emri ve rızasıyla kendisine, 12 ukiye veya 480 dirhem Mehirle nikahladığını açıkladı ve buna orada bulunanları da şahid tuttu.

Nikah merasimi sona erince Resûlullâh (s.a.v) bir tabakta yeni ve taze hurma getirtib onu önüne koyduktan sonra ashâbına:

      “-Kapışınız!”buyurdu.

Hz.Fâtıma (r.a), Hz.Ali (r.a) ile nikahlanınca, duyğulanıb ağlamıştı. Resûlullâh (s.a.v), onun yanına vardı.

      “-Ey Fâtıma! Ne diye ağlıyorsun? Ben, seni, isteyenlerin en bilgili-sine, yumuşak huylulukta ve akılılıkta en üstününe, ve ilk, Müslüman olanına nikahladım!”buyurdular.

Düğün Hazırlığı:

“-Resûlullâh (s.a.v), döryüzseksen dirhemin üçte ikisini yiyecek süs ve koku gibi şeylere üçtebirini’de giyecek şeylere harcanmasını emretti. Resûlullâh (s.a.v), Hz.Fâtıma (r.a)’yı Hz.Ali (r.a) ile evlendireceği zaman, Esmâ bint-i Ümeys’e:

      “-Git, Fâtıma’nın evini hazırla!”buyurdu.

Esmâ bint-i Ümeys, Hz.Fâtıma (r.a)’nın gelin gideceği eve vardı. Bir minder hasırdan, bir minder yeni meşinden, bir minderde yamalı meşin-den, yapıb içlerini hurma lifi ile doldurdu. Resûlullâh (s.a.v)’de, yatsı namazını kıldıktan sonra, Hz.Fâtıma (r.a)’nın evine dönüb yapılanları gözden geçirdi. Hz.Fâtıma’nın cihazları ve ev eşyaları şunlardı:

1-Esmâ bint-i Ümeyse (r.a)’nın yapmış olduğu, üç adet minder.

2-Saçaklı bir halı.

3-İçi hurma lifi ile doldurulmuş, bir yüz yastığı.

4-İki adet, el değirmeni.

5-Bir tane su tulumu kırba (tuluk).

6-Topraktan yapılmış bir su testisi.

7-Meşinden bir su bardağı.

8-Bir elek.

9-Bir havlu.

10-Tabaklanmış bir koç postu.

11-Eskiyib tüyü dökülmüş yemen dokuması alacalı bir kilim.

12-Hurma yaprağından örülmüş bir sedir.

13-Yemen işi alacalı iki elbise.

14-Bir adet kadife yorğandan ibaretti.

Geceleri üzerinde uyudukları gündüzleri de biraz kestirib uykusuz-luklarını giderdikleri döşekleri koç postu idi. Uyumak istedikleri zaman koç postunun yünlü tarafını çevirirlerdi.

Hasan-ı Basri’nin rivâyetine göre:

Mevcud olan kadife yorğanlarını, üzerlerine uzunlamasına örtünce arkaları, enlemesine örtününce de, başları açılırdı.

Velime yemeğine gelince, Ensâr’dan bazıları şöyle dediler:

      “-Yâ Ali! Sana bir düğün ziyafeti velime yemeği vermekte gerekir!”

Ensâr dan, Sa’d bin Ûbâde (r.a):

      “-Ben de, bir koç var!”dedi.

Hz.Ali, yarım ölçek arpa almak üzere zırhını bir Yahudiye Rehin olarak bıraktı.

Esmâ (r.a)’nın bildirdiğine göre:

      “-O zamanda (yani asr-ı saâdet’de) Hz.Ali ve Hz.Fâtıma’nın düğün ziyafetinden daha üstün bir ziyafet olmamıştı. Bu ziyafette, çekirdeği çıkartılmış kuru hurmaya, un, yağ ve yoğurt kurusu karıştırılarak yapılan bir yemeği, arpa ekmeği ile beraber yemekten ibaretti!”

Ensâr’dan Câbir bin Abdullah (r.a) der ki:

      “-Biz Ali’nin güveyliğinde Fâtıma’nın gelinliğinde bulunduk. Onlar- dan daha güzel güveyi ve gelin görmedik. Resûlullâh (s.a.v) bize zeytin-yağı ve hurma hazırlattı, yedik!”der.

Resûlullâh (s.a.v)’in dadısı Ümmü Eymen (r.a)’nın anlattığına göre:

“-Resûlullâh (s.a.v), kızı Fâtıma’yı gerdeğe koyacağı zaman, Ali’ye; kendisi oraya gelinceye kadar Fâtıma’nın yanına girmemesini emretmişti. Resûlullâh gelib kapıyı çaldı. Kendisini karşıladım. Resûlullâh, selam verib içeri girmeye izin istedi. Kendisine izin verilince de içeriye girdiler.

      “-Kardeşim burada mı?”diye sordu:

      “-Babam anam Sana fedâ olsun, yâ Resûlallâh! Senin kardeşin de kim?”dedim.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Ali bin Ebû Talib dir!”deyince,

Ben:

      “-Sübhanallâh! Yâ Resûlallâh! Sen, kızını onunla nikahladığına göre o senin nasıl kardeşin olur ki?”dedim.

Resûlullâh (s.a.v)’de:

      “-Evet! O, muhakkak böyledir! O benim din kardeşimdir ey Ümmi Eymen!!”diye buyurdular.

Sonra da:

      “-Esmâ bint-i Umeys de burada mı?”diye sordu.

Ben de:

      “-Evet burada!”deyince.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Esmâ, hayra ersin!”diyerek ona dua ettiler.

Başka bir rivâyette ise;

Perdenin veya kapının arkasında bir karartı görünce,

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Bu da kim?”diye sordular.

Hz.Fâtıma (r.a)’da:

      “-O, Esma!”diye cevab verdi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Ûmeys’in kızı Esmâ mı?”dedi.

Hz.Fâtıma (r.a)’da:

      “-Evet, Ûmeys’in kızı Esmâ! Yâ Resûlallâh!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Esmâ! Kimin hatırı için geldin?”dedi.

Esmâ bint-i Ûmeys (r.a)’da:

      “-Resûlullâh’ın hatırı için geldim! Çünkü, yeni gelin olan, ve, zifafa giren bir kızın herhangi bir ihtiyacı olursa, onu derhal karşılamak için bir kadının onun yanında yakınında beklemesi lâzımdır, Yâ Resûlallâh!”diye cevab verdi.

Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v), ona dua ettiler.

Esmâ bint-i Ûmeys’e sevinerek der ki:

      “-Benim en çok güvendiğim amelim, işte bu duadır!”

Ûmeys’in kızı Esmâ (r.a), şöyle de rivâyet eder:

      “-Fâtıma (r.a), Ali’ye nikâhlandığı zaman, Ali’nin evinde bir hasır, bir yastık, içi lifle dolu bir yatak, bir çömlek, ve bir testiden başka bir şeyi yoktu!”

Resûlullâh (s.a.v), Kızı Fatıma’yı evlendirdikten sonra zifaf’dan önce, Hz.Ali’ye, kendisi gelmeden âilesine yaklaşmaması için haber göndermişti. Resûlullâh (s.a.v) gelince:

Biraz su isteyerek, üzerine bir şeyler okudu. Hz.Ali’nin göğsünü ve yüzünü sıvazladı. Sonra, kızı Fâtıma’yı çağırdı. Fâtıma kalkıb gelirken utancından eteğine basınca, sendeledi, az kalsın düşecekti. Resûlullâh, onun üzerine de bu sudan serpti ve dua ettikten sonra:

      “-Yâ Fâtıma! Şunu İyi bil ki, seni, çok sevdiğim birine nikâhla- makta elimden geleni yaptım!”dediler.

Başka bir rivâyette ise:

Resûlullâh (s.a.v), bir kab içersinde su getirtti, ellerini sokub abdest aldı. Suyun içine misk döktü. Hz.Ali’yi çağırdı. Önüne oturttu. O sudan onun göğsüne, ve iki dalı arasına, ve kollarına sepeledikden sonra:

“Allâhümme bârik fima, ve bârik âleyhime, ve bârik lehüma, fi nes-lihima!” Allâh’ım! Bu evlenmeyi mübarek kıl. Onlara mübarek kıl. Onla-rın nesillerine mübarek kıl!”diyerek dua etti.

Sonra, Hz.Fâtıma’yı yanına çağırdı. Hz.Fâtıma, utancından gözlerini yere elbisesine doğru dikib duruyordu. Resûlullâh (s.a.v), Onun da üzerine o sudan serpti ve:

      “-Vallâhi ey Fâtıma! Ben, seni, Âilemin en hayırlısına nikahladım!” buyurdular.

Resûlullâh (s.a.v), dua ederken İhlâs Sûresiyle Muâvvezeteyn Sûre-lerini okuyub, gerek kendileri, gerek zürriyetleri hakkında, şeytandan Allâh’a sığındığını ve Hz.Ali’ye:

      “-Allâh’ın ismi ve bereketiyle haydi zevcenin yanına gir!”buyurdu.

Başka bir rivâyette ise;

Resûlullâh (s.a.v), Hz.Ali’ye:

      “-Haydi hanımının yanına git!”diye emrettikten sonra kendileri dışarıya çıktı, gözden kayboluncaya kadar onlara dua etti.

Ûmeys’in kızı Esmâ (r.a)’dan gelen başka bir rivâyette ise şöyle denilmektedir:

“-Resûlullâh (s.a.v), kızı Fâtıma (r.a), zifafa girdiği gece bir ihtiyacı olur diye onu bekledim. Sabah olunca Resûlullâh (s.a.v) geldi, kapıya vurdu. Ümmü Eymen kalktı, kapıyı açtı, Resûlullâh (s.a.v) ona:

      “-Yâ Ümmü Eymen! Kardeşimi bana çağır!”dedi.

O da:

      “-Hem kardeşim diyorsun, hem de ona kızını veriyorsun?”diyerek hayretini ifade etti. Resûlullâh (s.a.v) ona:

      “-Yâ Ümmü Eymen! Sen, onu bana çağır!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v)’ın sesini işiten kadınlar kendilerine çeki düzen verdiler, Resûlullâh (s.a.v)’de gelib bir kenara oturdu. Daha Sonra da Ali (r.a), yanına geldi. Resûlullâh (s.a.v), ona dua etti, ve üzerine biraz su serptikten sonra:

      “-Fâtıma’yı bana çağır!”dedi.

Fâtıma geldi. Utancından terlemiş, ve ağlıyordu.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Sus yâ Fâtıma! Seni Ehl-i beytim’den en çok sevdiğim kimse ile evlendirdim!”dediler.

Hz.Ali (r.a)’dan:

      “-Resûlullâh (s.a.v), kızı Fâtıma’yı bana verdikten sonra, zifaf gecesi gelib bir miktar suyun üzerine dua ederek onu üstüme serpti. Beni içeri soktuktan sonra, yanıma ve omuzlarıma da, o sudan serpti. Daha sonra İhlâs ve Muâvvezeteyn Sûrelerini okudu!”der.

Albâ bin Ahmer’den:

“-Hz Ali (r.a) Hz.Fâtıma ile evlenişini şöyle anlatıyor:

“-Resûlullâh (s.a.v)’den kızı Fâtıma’yı istedim. Zırhımı ve ufak tefek bazı eşyalarımı’da satarak dört yüz seksen dirhem para temin ettim. Resûlullâh (s.a.v), bu paramın üçte ikisini süs eşyası, üçte biri-ni’de giyecek eşyası için harcamamı emretti. Evlendikten sonra da; Resûlullâh (s.a.v), ağzına biraz su alarak bir testinin içine püskürttü. Sonra da, bize bu sudan yıkanmamızı emretti.

Çocuklarımız doğmadan önce de, Fâtıma’ya da kendisi bize gel-meden çocuklarını emzirmemesini söyledi. Fakat bilâhere, Fâtıma, Hüseyin’i Resûlullâh gelmeden önce emzirdi. Hasan’a anlayamadığı-mız bir şeyler yaptı, bu sebeple Hasan, Hüseyin’den daha âlim idi. Çünkü Fâtıma Hasan’ı emzirmeden Resûlullâh’ı, haberdar etmişti!”

Câbir bin Abdullah (r.a) anlatıyor:

      “-Ali (r.a) ile, Fâtıma (r.a)’nın düğünlerinde bulunduk. Bundan daha güzel bir düğün görmemiştik. Bize, bir yaygı (sofra) serdiler. Sonra, hurma ve kuru üzüm getirdiler, yedik!”

Hz.Ali (r.a) anlatıyor:

      “-Resûlullâh (s.a.v) Fâtıma (r.a)’ya çeyiz olarak bir kumaş yaygı, bir su tulumu; yastık ve içi ot ile dolu bir yatak vermişti. Fatıma’nın gelinlik yatağı bir koç postu idi!”

Abdullah bin Âmr (r.a) anlatıyor:

      “-Resûlullâh (s.a.v), kızı Fâtıma’yı, Hz.Ali’ye nikahladığı zaman, çeyiz olarak bir kadife kumaş, bir yastık, içi ot ve lif dolu bir yatak ve bir de su tulumu vermişti. Onlar kadife kumaşın bir tarafını altlarına sererler, bir tarafını da üstlerine örterlerdi!” 3

Hz.Fâtıma ile Hz.Ali’nin evlenmeleri, Resûlullâh’ın Hz.Âişe ile evlenmesinden dört buçuk ay sonra, Hicretin 2. yılının Zilkâde veya Zilhicce ayında, Miladi 624 yılının Mayıs veya Haziran ayında oldu. Hz.Fâtıma (r.a), Hicri 3. yılın Ramazan ayında, Miladi 625 yılının Şubat ayında, ilk çocuğu olan Hz.Hasan’ı, bir yıl sonra Hicri Şaban ayı Miladi Ocak ayında Hz.Hüseyin’i dünyaya getirdi. Daha sonraki yıllarda küçük yaşta ölen Muhsin dünyaya geldi. Sonraki yıllarda ise; Ümmü Külsüm ve Zeyneb doğdu. Rukeyya adında bir kızlarının daha olduğu da rivâyet edilir.

Onlar evlendikten sonra, Resûlullâh (s.a.v), dördüncü günün sabah serinliğinde damadını ve kızını görmeye gitti. Bir Müddet sonra yeni evli-ler; kendilerine bir ev vermesi için Neccar Oğulları’ndan Hârise bin Nu’man’a söylemesini Resûlullâh (s.a.v)’den rica ettiler. Resûlullâh (s.a.v) Bu isteği Hârise’ye duyurmaktan utandı ve kaçındı. Fakat, Hârise bin Nu’man bunu haber alınca Resûlullâh (s.a.v)’in yanına geldi.

      “-Yâ Resûlallâh! Haber aldım ki, Fâtıma, ayrı bir eve taşınmak için sana müracaat etmiş. Neccar Oğulları evlerinin en yakını olan bu evim senindir. Benim, canım ve malım, ancak Allâh ve Resûlü içindir. Vallahi, Yâ Resûlallâh! O, mülkü benden alman bana bırakmandan daha hoş ve daha makbuldür!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v) de:

      “-Doğrusun, Allâh, senin mallarını bereketlendirsin!” buyurdular.

Verilen bu eve, Hz.Ali ve Fâtıma’yı yerleştirdi. 4

Evliliklerinin ilk yıllarında, Hz.Fâtıma ile Hz.Ali arasında küçük çapta anlaşmazlıklar olmuş, ancak Resûlullâh’ın aralarını bulması ve Hz.Fâtıma’ya kocasına itaati telkin ve tavsiye etmesi üzerine kırğınlıklar son bulmuş, Hz.Ali’de artık eşini hiçbir şekilde üzmeyeceğini söylemişti. İşte bunlardan biri şöyle anlatılır.

Resûlullâh (s.a.v), bir gün kızı Hz.Fâtıma (r.a)’nın evine gitmişti. Hz.Ali’yi orada göremeyince kızı Fâtıma’ya:

      “-Amucanın oğlu nerede?”diye sordu.

Hz.Fâtıma (r.a):

      “-Aramızda bir şey geçmişti, bana darılıb gündüz uykusunu yanımda uyumak istemedi çıkıb gitti!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v)’de, Sehl bin Sa’d’e:

      “-Bakıver, Ali nerededir?”buyurdu.

O da gidib geldi:

      “-Yâ Resûlallâh! Ali, Mescid’de uyuyor!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v), Mescid’e geldi. Hz.Ali’yi yanı üzerine yerde yat-mış, gömleği bir yanından sıyrılmış, vücudu toprağa bulanmış bir halde olduğunu görünce:

      “-Kalk, Yâ Ebâ Türab kalk! Kalk ey toprak babası!”diyerek üzerin-den tozları toprakları silmeye başladı.

Hz.Ali (r.a)’der ki:

      “-Nazarımda, Ebû Türab, künyesinden daha sevgili bir isim yoktu!”

Hz.Ali, Ebû Türab diye anıldığı zaman, içi açılır ferahlık duyardı. 5

Hz.Fâtıma bir gün Resûlullâh (s.a.v)’e geldi, ve:

      “-Yâ Resûlallâh! Ne benim, ne de amucam’ın oğlu Ali’nin, geceleri üzerinde uyuduğumuz, gündüzleri de üzerinde kestirib uyuduğumuz bir koç postundan başka hiç döşeğimiz yok!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v)’de:

      “-Ey kızım! Sabret. Çünkü Mûsâ bin İmran’da zevcesi ile yirmi yıl döşeksiz oturdu. Onların, pamuktan yapılmış bir abadan başka döşekleri yoktu!”buyurdu.

Hz.Ali, bir gün, Hz.Fâtıma’ya:

      “-Vallâhi buğdayla uğraşa, uğraşa nihayet göğsüm ağrıdı! Babana esir hizmetçiler geldi. Git de, o esirlerden birisinin sana hizmet ve yardım etmesini iste!”dedi.

Hz.Fâtıma (r.a):

      “-Benim de, değirmende un öğütmekten ellerim kabardı!”dedi ve hemen kalkıb babası Resûlullâh (s.a.v)’e gitti.

Resûlullâh (s.a.v)’de:

      “-Kızım niye geldin?”dedi.

Hz.Fâtıma (r.a), utancından geliş sebebini söyleyemedi:

      “-Sana selâm vereyim diye geldim!”dedi, ve dileğini açıklamaktan utanıb geri döndü.

Hz.Ali (r.a):

      “-Ne yaptın, yâ Fâtıma?!”diye sorunca,

Hz.Fâtıma (r.a):

      “-Babamdan hizmetçi istemekten utandım!”dedi.

Bunun üzerine ikisi birlikte gittiler.

Hz.Ali (r.a):

      “-Vallâhi yâ Resûlallâh! Göğsüm ağrıyıncaya kadar buğdayla uğra-şıyorum!”dedi.

Hz.Fâtıma (r.a)’da:

      “-Baba! Vallâhi ellerim kabarıncaya kadar un öğütüyorum, ne olur, Allâh’ın, Sana ihsan ettiği esir hizmetçiyi bize versen, bize yardımcı olsa da, biraz rahatlasak!” dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Vallâhi size hizmetçi veremem! Ben daha Ehl-i Suffeyi çağırıb’da karınlarını doyuracak bir ekmek, kendilerini geçindirecek bir nesne dahi bulamadım. Ben, o, esirleri satıb da bedelleriyle Ehl-i Suffe’yi geçindir-meyi düşünüyorum. Ben, size bundan daha hayırlı olan şeyi göstereyim mi? Yatacağınız zaman 33 defa Sübhanallâh, 33 defa Elhamdülillah, 34 defa Allâh’u ekber deyiniz!”buyurdular.

Başka bir rivâyette, Resûlullâh (s.a.v) Hz.Fâtıma’ya:

      “-Kızım ne ihtiyacın ne dileğin var!”diye sorunca Hz.Fâtıma (r.a) utanarak susunca, Hz.Ali (r.a):

      “-Yâ Resûlallâh! Ben söyleyeyim. Fâtıma’nın değirmen çekmekten elleri kabardı. Kırba ile su taşımaktan boynu aşındı. Evi süpürmekten elbisesinin rengi soldu bozardı. Sana hizmetçiler geldiğinde birisini Fâtıma’ya verib ona yardım etmesini emretseniz olmaz mı?”dedi.

Resûlullâh (s.a.v)’de:

      “-Ey Fâtıma! Allâh’dan kork! Rabbine olan vazifeni yerine getir. Ehlinin amelini işle! Yatacağın zaman, 33 kerre Sübhanallah 33 kerre Elhamdülillah 34 kerre de Allah’u Ekber de ki bunlar yüz eder. Senin için bu tesbih hizmetçiden daha hayırlıdır!”buyurdu.

Hz.Fâtıma (r.a)’da:

      “-Ben, yüce Allâh’dan ve Resûlullâh dan razıyım!” dedi…

Resûlullâh (s.a.v), altı ay, sabah namazına çıkarken Hz.Fâtıma’nın evine uğradı, kapısının önünde durdu. ve,

      “-Ey Muhammed’in ev halkı! Haydi Namaza!” buyurdular, ve

      “-Ey Ehl-el Beyt! Allâh, Sizden, günah kirini gidermek ve sizi tertemiz yapmak ister!” 6

Meâlli Âyet’i Kerimesini okudular. 7

Resûlullâh (s.a.v), ev halkı ve Ehl-i beyt’inin altın ve gümüş takı mallarına süslü eşya kullanmalarına razı olmazdı.

Resûlullâh’in azadlısı Sevban’ın bildirdiğine göre:

“-Resûlullâh (s.a.v) ne zaman seferden gelse ilk önce, kızı Fâtıma’yı görmeye giderdi. Yine bir gün ğaza’dan gelmiş, Fâtıma’nın evine gitmiş, Hasan, ve Hüseyin’in üzerlerine süs olarak gümüşten birer bilezik dikil-diğini görünce içeri girmeden geri döndü. Fâtıma, babası Resûlullâh’ın bu bileziklerden dolayı içeri girmediğini sezerek, onları Hasan ve Hüseyin’in üzerlerinden söktü. Hasan ve Hüseyin ağlaşmaya başlayınca onları aralar-ında bölüştürdü ağlamaları dinmeden Resûlullâh (s.a.v)’in yanına gittiler.

Resûlullâh (s.a.v) bilezikleri onlardan alıb, Sevban’a şöyle dedi:

      “-Ey Sevban! Git şunları Filan oğullarına götür Fâtıma’ya deniz hayvanı dişlerinden yapılan bir gerdanlıkla fil kemiğinden yapılan iki bilezik satın al. Çünkü, bunlar benim ev halkımdır. Onların dünya hayat-larında dünya meta’larının üstünlerinden nasiblenmelerini arzu etmem!”

Resûlullâh (s.a.v), bir gün, kızı Fâtıma’yı görmeye gitmişti. Sokak kapısına alacalı nakışlı bir kumaş örtülmüş olduğunu görünce içeriye girmeden dönüb gitti. Hz.Ali eve geldi. Hz.Fâtıma’yı son derece de üzgün ve ezgin bir halde görünce:

      “-Sana ne oldu?”diye sordu.

Hz.Fâtıma’da:

      “-Resûlullâh (s.a.v), bana gelmişti. Fakat yanıma girmedi!”dedi.

Hz.Ali (r.a) hemen Resûlullâh (s.a.v)’in yanına gitti:

      “-Yâ Resûlallâh! Sizin, Fâtıma’ya gelib’de yanına girmemeniz onun çok ağrına gitmiş?!”dedi.

Bunun üzerine, Resûlullâh (s.a.v):

      “-Ben nerede, dünya, ve dünyalıklar nerede? Ben nerede, belalı, alacalı, malacalı şeyler nerede?”buyurdu.

Hz.Ali (r.a), hemen Fâtıma (r.a)’nın yanına döndü. Resûlullâh’ın sözlerini ona nakletti.

Hz.Fâtıma (r.a):

      “-Resûlullâh’a söyle, o, alacalı örtü hakkında onu ne yapmamı emr ederler?”

Resûlullâh (s.a.v)’de:

      “-Fâtıma’ya söyle! Onu, falanca oğullarına göndersin!”yani o renkli kumaşı tasadduk etsin, buyurdular.

Sevbân (r.a), anlatıyor:

“-Hind bint-i Hübeyre adındaki sahâbiye kadın elinde altından kalın yüzükler olduğu halde Resûlullâh (s.a.v)’ın yanına gelmişti. Resûlullâh, onu görünce eline vurmaya başladı. Sonra Hind, Hz.Fâtıma (r.a)’nın yanı-na girdi, ve Resûlullâh (s.a.v)’ın kendisine yaptıklarından şikâyetlendi. Bunun üzerine Fâtıma, boynundaki altın zinciri çıkardı ve:

      “-Bu kocam Ebû’l-Hasan’ın (Hz.Ali’nin) bana hediyesidir!”dedi.

Zincir Fâtıma’nın elinde iken Resûlullâh (s.a.v) içeri girdi ve:

      “-Yâ Fâtıma! İnsanların; Allâh Resûlü’nün kızının elinde ateşten bir zincir var!”diye konuşmaları seni memnun eder mi?”dedi ve oturmadan dışarı çıktı.

Bunun üzerine Hz.Fâtıma, zinciri çarşıya gönderip sattı, onun parası ile bir köle satın aldı ve onu âzâd etti. Resûlullâh (s.a.v)’e onun bu yaptığı şey haber verilince:

      “-Fâtıma’yı ateşten kurtaran Allâh’a hamd olsun!”dedi. 8

Atâ (r.a) anlatıyor:

“-İmam-ı Ali’nin şöyle dediğini söylediler:

“-Günlerdir, ne biz de, ne de, Resûlullâh (s.a.v)’ın evinde, yiyecek hiçbir şey yoktu. Dışarıya çıktım. Yolda, bir dinar gördüm. Bir ara, onu alıp almamak hususunda tereddüt geçirdim. Açlığın verdiği bitkinlik sebebiyle, almak mecburiyetinde kaldım. Çarşıya gidib, bu bir dinar ile bakkaldan un aldım. Unu, eve Fâtıma’ya getirdim. Kendisine:

      “-Hamur yoğur, ve ekmek yap!”dedim.

Fâtıma hamur yoğurmaya başladı. O kadar bitkindi ki, dik duramıyor sallanıyor, ve her sallanışında zülüfleri hamur leğenin kenarına değiyordu. Ekmeği pişirdi. Ben de bu sırada, durumu Resûlullâh (s.a.v)’e, anlatmış idim. Resûlullâh (s.a.v):

      “-Yiyebilirsiniz. O, Allâh’ın size lütfettiği bir rızıktır!”buyurdu.

Hz.Ali (r.a) anlatıyor:

      “-Resûlullâh (s.a.v) ile beraber, açlık sebebiyle, karnımıza taş bağla-dığımız günleri hatırlarım. Bugün ise mallarımın zekâtı kırk bin dinarı bulmaktadır!”

Sehl bin Sa’d’dan rivâyet edildiğine göre;

“-Ali bin Ebû Talib (r.a) bir gün Hz.Fâtıma (r.a)’nın yanına girmiş. Hz.Hasan ile Hz.Hüseyin (r.a), ağlıyorlarmış.

      “-Bunları ağlatan nedir?”diye sormuş.

Hz.Fâtıma (r.a):

      “-Açlıktır!”demiş.

Bunun üzerine Hz.Ali (r.a), dışarı çıkmış çarşıda bir dinar bulmuş. Hemen gidib onu Fâtıma’ya haber vermiş, Hz.Fâtıma (r.a) da:

      “-Falanca yahudiye git ondan bize bir miktar un al!”demiş.

Bunun üzerine Hz.Ali (r.a) gidip o dinarla bir miktar un satın almış. O anda Yahudi Hz.Ali’yi tanıyarak:

      “-Sen, kendisinin Allâh’ın elçisi olduğunu iddia eden kimsenin damadı değil misin?”demiş.

Hz.Ali (r.a):

      “-Evet!”cevabını vermiş.

Bunun üzerine o Yahudi:

      “-Sen dinarını al, un da senin olsun!”demiş.

Hz.Ali (r.a), hemen o unu yanına alarak dükkandan dışarı çıkmış ve unu, Hz.Fâtıma’ya getirmiş olayı da kendisine haber vermiş:

Hz.Fâtıma (r.a)’da ona:

      “-Falan kasaba git bu paradan ayıracağın bir dirhemle de bize et satın al gel!”demiş.

Hz.Ali (r.a), et için harcayacağı dirhem karşılığında elindeki dinarı rehin vermiş ve bu dirhemle satın aldığı eti Hz.Fâtıma (r.a)’ya getirmiş, Hz.Fâtıma’da unu yoğurmuş ve içindeki eti pişirmek üzere ateş üzerine bir tencere koymuş hamuru da ekmek yapmış ve yanlarına gelmesi için babasına haber göndermiştir. Biraz sonra da, babası Resûlullâh (s.a.v) yanlarına gelmiş. Bunun üzerine babasına hitâben:

      “-Ey Allâh’ın Resûlü! Durumu sana anlatacağım. Eğer onu bizim için helâl görürsen onu yiyeceğiz ve bizimle beraber sen de yiyeceksin. Onun durumu şöyledir!”deyib olanları detaylarıyla anlatmış.

Bunları dinleyen Resûlullâh (s.a.v):

      “-Allâh’ın adıyla onu yiyiniz!”diye buyurmuş.

Resûlullâh (s.a.v) ile birlikte orada hazır bulunan Hz.Ali, Fâtıma ve çocukları o ekmeği yemişler. Onlar yerlerinde oturub dururlar iken bir de ne görsünler; adamın biri:

      “-Allâh aşkına ve İslâm aşkına!”diyerek dinarı arıyormuş.

Resûlullâh (s.a.v), orada bulunan birisine, derhal o gencin çağrılıb yanına getirilmesini emretmiş. Bunun üzerine de o genç, Resûlullâh’ın huzuruna çağırılmış. Resûlullâh (s.a.v)’de huzuruna gelen bu gence; aradığı dinarın vasıflarını ve miktarını sormuş. Genç de dinarın vasıflarını ve miktarını söyledikten sonra:

      “-Çarşıda benden düştü!”demiş.

Resûlullâh (s.a.v)’de:

      “-Ey Ali! O kasaba git, ve ona; Resûlullâh sana o rehin dinarı bana gönder, dirhemin de bende dir, diyor de!”buyurmuş.

Bunun üzerine o kasab dinarı göndermiş. Resûlullâh (s.a.v)’de dinarı o gence geri vermiştir. Burada her ne kadar bu hadis-i şerif de Hz.Ali’nin söz konusu dinarı bulduktan sonra onu usûlune göre ve yeterince ilân etmeden yediği anlaşılıyorsa da aslında bu konuda gelen sahih rivâyet-lerden de anlaşıldığı üzere Hz.Ali bu dinarı usûlune göre ve yeterinceye kadar ilan ettikten sonra harcamıştır. 9

Ezvacı Tahirattan Ümmü Seleme (r.a) anlatıyor:

“-Resûlullâh (s.a.v), Fatıma’ya bir gün:

      “-Kocanı ve iki oğlunu al bana getir!”dedi.

Fatıma, onları getirince Resûlullâh (s.a.v) Hayber ğanimetlerinden benim hisseme düşen altım’da ki kumaş parçasını onların altlarına serdi. Daha sonrada şöyle dedi:

      “-Allâh’ım! Bunlar, Muhammed’in âilesi’dir. İbrahim’ın âilesinden, esirgemediğin gibi, Muhammed’ın âilesinden’de, rahmetini ve bereketini esirgeme. Sen, hamd’e layık ve yücesin!” buyurdular.

Ebû Ammar (r.a) anlatıyor:

Vâsile bin Eska (r.a)’ın yanında oturuyordum, orada bulunan Harici olanlar, Hz.Ali (r.a)’ın adı anılınca, ona, küfrettiler. Onlar kalkınca Vâsile bin Eska (r.a) bana:

      “-Otur! Hz.Ali’ye küfredenlerin durumu hakkında sana bir şeyler anlatacağım!”dedi:

“-Bir gün, Resûlullâh (s.a.v)’ın yanında oturuyordum, O sırada Ali Fâtıma, Hasan, Hüseyin (r.a) geldiler, hemen Resûlullâh (s.a.v) onların altına abasını serdi. Ve, sonra da şöyle dua etti:

“-Allâh’ım! Ehl-i beyt’imi koru, onları maddi ve manevi kirlerden temizle. Bunun üzerine ben:

      “-Yâ Resûlallâh! Benim içinde dua et!”dedim.

      “-Seni de!”dedi.

Vallâhi, benim en çok güvendiğim ve umudum işte bu duadır!”dedi 10

Abdullah bin Amr bin el-Âs anlatıyor:

“-Resûlullâh (s.a.v) ile birlikte bir cenazeyi defnetmiştik. Defin işleri tamamlanınca Resûlullâh (s.a.v) oradan ayrıldı. Biz de O’nunla birlikte ayrıldık. Resûlullâh (s.a.v) cenaze evinin kapısının hizasına gelince durdu. Orada bir kadınla karşılaştık. Ben, Resûlullâh (s.a.v)’ın onu tanıdığını zan- ettim. Ancak o kadın yürüyünce, onun kızı Fâtıma (r.a) olduğunu anladı. Resûlullâh (s.a.v) ona:

      “-Evinden niye çıktın, ey Fâtıma?”dedi.

Fâtıma (r.a) şu cevabı verdi:

      “-Ey Allâh’ın Rasûlü! Şu evin sahiblerine gelmiştim; onlara, ölüleri için rahmet diledim veya taziyede bulundum!”dedi.

Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v):

      “-Yoksa sen de onlarla birlikte mezarlığa kadar gittin mi?”diye sordu

Hz.Fâtıma (r.a)’da:

      “-Allâh korusun Baba! Kabir ziyareti konusunda sizin söylediğiniz sözleri ben duymuştum!”dedi.

O zaman Resûlullâh (s.a.v):

      “-Eğer onlarla birlikte mezarlığa gitseydin….?”diyerek bu konuda ağır ikazlarda bulundu.

Nesâi’nin rivâyeti de bunun gibidir. Yalnız sonunda Resûlullâh’ın şöyle dediği kaydedilir:

      “-Eğer onlarla birlikte oraya kadar gitseydin, babanın dedesi cenneti görmeden sen de cenneti görmezdin!”

Yukarıdaki son cümle eğer doğru ise ”asla cennete giremezdin”dem-ektir. Bu ifadenin sakındırmakta tehdit manası içerdiğine ve mübalağa anlamına geldiğine şübhe yoktur. Çünkü kabir ziyareti ne küfürdür ne büyük günahlardandır, hatta ne de küçük günah olduğu iddia edilebilir. Bu hususta fukahadan nakledilen en kuvvetli ictihad da, olsa olsa tenzihen mekruh olacağıdır. 11

Hz.Ali ve Hz.Fâtıma (r.a)’ın İnfakları:

Abdullah bin Abbâs (r.a)’dan şöyle rivayet edilir:

“-Ali ve Fâtıma’nın oğulları Hasan ve Hüseyin (r.a) hasta olmuşlardı. Allâh’ın Resülü berâberinde Ashâb’dan bir takım kimseler olduğu halde torunlarına bakmaya geldi. Eve girdiklerinde Ashâb’ı kirâm dan bazıları. Ali (r.a)’a hitaben:

      “-Yâ Ebâ’l-Hesen! Ey Hasan’ın babası! Çocuklarınızın iyileşmesi için nezr (adak) yapsanız ya!”dediler.

Bunun üzerine, Hz.Ali ile Fâtıma (r.a) ve bunların yanlarında bulunan, Fizza adında ki, kadın câriyeleri, her üçü birden şöyle bir nezr yaptılar.

      “-Cenâb-ı Allâh, bu yavrulara şifâ verir iyileşirlerse, Allâh rızası için üçer gün oruç tutacağız!”dediler.

Cenâb-ı Hakkın izni ile yavrular sıhhat ve afiyet bulub hastalıkların-dan kurtuldular. Her üçü de nezr yaptıkları oruçlarını tutmaya başladılar. Evlerinde hiç yiyecekleri de yoktu. Hz.Ali, Hayber Yahudilerinden Şem’un denilen kimseden üç sa’ (avuç) arpa ödünç olarak aldı. Hz.Fâtıma (r.a) bu arpanın bir sa’ını (avcunu) el değirmenin de eliyle öğüttü. O gün için ev halkının adetine göre o undan beş adet çörek gibi birşeyler yaptı. İftar vakti geldiğinde iftar yapmak üzere çörekleri sofralarına indirdikleri sırada bir fakir geldi kapıya dikildi:

      “-Selâm, ey Muhammed’in Ehl-i Beyti! Müslümanların fakirlerinden bir fakirim, çok acım, bana yiyecek birşeyler veriniz. Rezzâk olan Allâh’da sizleri Cennet yiyecekleriyle doyursun!”dedi.

Hz.Ali ile Fâtıma, ve ev halkı bu gelen fakiri kendi nefislerine tercih ederek o arpa çöreklerini o fakire verdiler. Kendileri o gece su dan başka yiyecek birşeyleri olmadığı için o gece aç olarak sabahladılar. Ertesi gün akşama kadar aç olarak nezr oruçlarına devam ettiler.

Ertesi gün tekrar oruca niyyet edib akşama kadar aç durdular. O gün arpanın üçte birini daha aynı şekilde çörek yaptılar. Yiyecekleri çörekleri sofralarına indirib iftarı beklerken. Bu defa kapılarına bir yetim geldi:

      “-Selâm, ey Muhammed’in Ehl-i beyti! Ben, yetimlerden bir yetimim açım, bana yiyecek birşeyler veriniz. Rezzâk olan Allâh’da sizleri Cennet yiyecekleriyle doyursun!”dedi.

Hz.Ali ile Fâtıma, ve ev halkı gelen bu aç yetimi kendi nefislerine tercih ederek o arpa çöreklerini o yetime verdiler. Kendileri o gece su dan başka yiyecek birşeyleri olmadığı için o geceyi de aç olarak sabahladılar. Ertesi gün, akşama kadar aç olarak nezr oruçlarına devam ettiler.

Ertesi gün arpanın son kalanını da aynı şekilde iftarlık için çörek yaptılar. Yiyecekleri çörekleri sofralarına indirib iftarı beklerken. Bu defa kapılarına bir esir geldi:

      “-Selâm, ey Muhammed’in Ehl-i beyti!Ben, esirlerden bir esirim açım, bana yiyecek birşeyler veriniz. Rezzâk olan Allâh’da sizleri Cennet yiye-cekleriyle doyursun!”dedi.

Hz.Ali ile Fâtıma (r.a), ve ev halkı gelen esiri kendi nefislerine tercih ederek son arpa çöreklerini de o esire verib kendileri o geceyi de su dan başka yiyecek birşeyleri olmadığı için açlıktan sancılar içinde kıvranarak sabahladılar. Sabah olunca Hz.Ali, çocukları Hasan ile Hüseyin’in ellerin-den tutarak, Resûlullâh (s.a.v)’ın yanına gittiler. Resûlullâh (s.a.v)’ın evine girdikleri zaman, Resûlullâh (s.a.v), bunların ekin sapları gibi kurudukla-rını ellerinin ve azalarının titrediğini görünce çok üzüldü ve:

      “-Yâ Ali! Beni, mütessir eden sende gördüğüm şiddetli bu hal de ne?!”

Hz.Ali, açlıktan çok bitkin olduğundan bir türlü cevab veremiyordu. Resûlullâh (s.a.v) derhal yerinden kalktı ve onlarla beraber hızla evlerine geldiler. Kapıdan içeriye girince, biricik kızı Fâtıma’yı’da açlıktan benzi benti sararmış, karnı beline yapışmış, ve gözlerinin çukurları içine girmiş bir halde görünce, öylesine etkilenib müteessir oldu ki ağlamaya başladı. Bunun üzerine Cebrâil (a.s) hemen nazil olarak:

      “-Al bunu yâ Resûlullâh! Rabbın, seni, ve senin Ehl-i beyt’ini tebrik ediyor!”dedi, ve bu âyetleri Resûlullâh (s.a.v)’e okudu:

      “-Şüphesiz ki, İyi insanlar. Karışımı Kâfur olan bir kadehden içerler. Bu ancak Allâh’ın seçkin kullarının istediği yere taşıra taşıra akıtıb içebilecegi bir pınardır. Onlar verdikleri sözleri nezir ve adak-larını yerine getirirler. Dehşeti ve şerri her tarafa yayğın olan günden çok korkarlar. Onlar içleri çektiği halde, Yemeğe olan sevgi ve iştah-larına rağmen fakiri, yetimi, esiri doyururlar. Biz size ancak Allâh rızâsı için yediriyoruz. Sizden ne bir karşılık, ne de bir teşekkür iste-meyiz. Çünkü biz Rabbimizden ve yüzlerin ekşiyeceği o çetin günden korkarız derler!” 12

Vahy’in şiddeti geçtikten sonra Resûlullâh (s.a.v), nazil olan bu âyet-leri onlara okuyunca o kadar çok sevindiler ki, üç gün boyunca çektikleri açlık sıkıntısının verdiği bitkinliği unuttular!” 13

Hz.Fâtıma’nın Babasının Haline Ağlaması:

Resûlullâh (s.a.v) bir savaştan dönmüştü. Mescide girdi. Orada iki rekât namaz kıldı. Her seferden dönüşte, önce mescide girip namaz kılar, sonra Fâtıma’ya, daha sonra da, Hanımlarına uğrardı. Bu onun âdetiydi. Namazdan sonra, ilk önce Fâtıma’ya uğradı, Hanımlarından önce, onun evine geldi. Fâtıma, O’nu kapıda karşıladı. Ağlayarak babasının yüzünü gözünü öpmeye başladı. Allâh’ın Resûlullâh (s.a.v) ona:

      “-Niçin ağlıyorsun?”diye sordu.

Fâtıma (r.a)’da:

      “-Yâ Resûlallâh! Seni, rengin solmuş, elbisen eskimiş bir vaziyette gördüğümden!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v) şöyle buyurdular:

      “-Yâ Fâtıma! Ağlama, Allâh senin babanı bir vazifeye memur etti. İstenilse’de istenilmese’de yeryüzünde insanın yaşayabildiği her yere bu din girib yayılacak. Benim vazifem de bunu temin için çalışmaktır!”

Temimü’d-Dârî (r.a) anlatıyor:

“-Allâh’ın Resûlü’nün şöyle buyurduğunu işittim:

      “-Bu din, gece ve gündüzün hüküm sürdüğü her yere mutlaka ulaşa-cak. Allâh, bu dinin şerefle veya zorla girmediği hiç bir şehir ve köy bırakmayacak. Allâh, orada İslam’ı ve Müslümanları muzaffer, küfrü de zelil ve hakir kılacak!”

Temimü’d-Dârî, diyor ki:

      “-Ben, bunu kendi âilem içinde açıkça müşahede ettim. Âilem den Müslüman olanlar, hayra şeref ve ğalibiyete mahzar oldu. Küfürde ısrar edenler ise, zelil ve hâkir kalıb, cizyeye dûçar oldu!” 14

Hz.Fâtıma (r.a) anlatıyor:

“-Bir gün, Allâh’ın Resûlü (s.a.v) evimize geldi ve:

      “-Torunlarım, Hasan ile Hüseyin, nerede?”diye sordu.

O gün, aç idik. Evimizde tadımlık için dahi olsa, hiçbir şeyimiz yoktu. Ali, Allâh’ın Resûlü’ne:

      “-Onları bir yere götürdüm. Seni görünce ağlamalarından korktum. Sende de bir şey yok!”dedi.

Bunun üzerine, Resûlullâh (s.a.v), torunlarının bulunduğu, (komşu) Yahûdi’nin evine gitti. Onları, hurma ağacının dibinde havuzun yanında oynarlarken gördü, önlerinde de hurma artığı vardı. Resûlullâh Ali’ye:

      “-Yâ Ali! Sıcak basmadan, torunlarımı eve götürsen iyi olur!”dedi.

Hz.Ali (r.a)’da:

      “-Evimizde hiçbir şey yok. Aç karnına sabahladık. Yâ Resûlallâh, şuraya azıcık otur da, Fâtıma’ya götürmek için biraz hurma toplayayım!”

Resûlullâh (s.a.v) oraya oturdu. Ali, Fâtıma’ya biraz hurma topladı. Topladıklarını bir bohçaya koydu. Çocuklardan birini Resûlullâh, diğerini Ali kucağına aldı. Oradan ayrıldılar. Yolda, birinin aldığı çocuğu diğeri, diğerinin aldığı çocuğu öbürü alarak (nöbetleşe) eve kadar geldiler.”

Hz.Ali (r.a) anlatıyor:

      “-Muhammed (s.a.v)’in kızı Fâtıma ile evlendim. Evimizde bir koç derisinden başka hiçbir şeyimiz yoktu. Geceleri bu koç derisinin üstünde yatardık. Gündüzleri’de bunun üzerinde develerimizi yemlerdik. Evimde hizmetçim de yoktu. O günleri Fâtıma ile beraber geçirdik!” 15

Enes bin Mâlik (r.a) şöyle der:

“-Fâtıma (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’e gelib bir parça arpa ekmeği verdi. Resûlullâh (s.a.v), Hz.Fâtıma’ya:

      “-Kızım! İşte bu, babanın üç gündür ilk yemeğidir!”dedi.

Resûlullâh’a sıcak bir yemek getirildi. Yiyib bitirdikten sonra:

      “-Elhamdülillâh, şu kadar zamandan beri karnıma ilk defa sıcak bir yemek girdi!”buyurdular. 16

Hz.Ali, çok acıkmıştı. Hz.Fatma’ya:

      “-Resûlullâh (s.a.v)’e gidib, biraz yiyecek istesen?”deyince,

Fâtıma (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’e geldi. Resûlullâh’ın yanında Ümmü Eymen vardı. Fâtıma kapıyı çalınca Resûlullâh (s.a.v), Ümmü Eymen’e:

      “-Kapıyı çalan muhakkak kızım Fâtıma’dır. Bize beklemediğimiz ve, mu’tad olmayan bir saatte geldi!”deyince, Fâtıma (r.a):

      “-Ey Allâh’ın Rasûlü! Meleklerin gıdası, Allâh’ı tehlil, tesbih ve tahmiddir. Bizim ki nedir?”diye sordu.

Resûlullâh (s.a.v) şöyle buyurdu.

      “-Beni, hak din ile gönderen Allâh’a yemin ederimki, Muhammed’in evinde otuz günden beri ocak yanmadı. Gerçi bize keçiler getirildi, ister-sen beş tanesinin sana verilmesini emrederiz. Dilersen sana, Cebrâil’in öğrettiği beş kelimeyi öğretirim?!”

Bu söz üzerine Fâtıma (r.a):

      “-Bana, Cebrail’in öğrettiği beş kelimeyi öğret!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Ey Fâtıma! Şöyle, de: Ey ilklerin ilki, sonuncuların sonuncusu, metin kuvvet sahibi, ey düşkünlere acıyan ve ey merhametlilerin en merhametlisi!”buyurdu,

Fâtıma (r.a) geri döndü ve, Hz.Ali’nin yanına geldi.

Hz.Ali (r.a):

      “-Ne yaptın?”diye sorunca,

Hz.Fâtımâ (r.a):

      “-Senin, yânından dünyalık için ayrıldım, ama, ahiretlik ile geri döndüm!”dedi.

Bunun üzerine Ali (r.a):

      “-Bu, senin için en hayırlı bir gündür!”diye cevab verdi. 17

Hz.Fâtıma (r.a)’nın Babası İçin Yaptığı Yemeğin Çoğalması:

Câbir bin Abdullah (r.a)’dan:

“-Resûlullâh (s.a.v), günlerce yemek yemeden durdu. Nihayet dayanamayınca hanımlarının evlerini dolaştı. Hiçbirinde yiyecek bir şey bulamadı. Fâtıma (r.a)’ya gelerek:

      “-Kızım! Yiyecek bîr şey var mı? karnım aç!”dedi.

Fâtıma (r.a):

      “-Sana, herşeyim feda olsun! Fakat yok!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v) çıkınca, bir komşusu, Hz.Fâtıma (r.a)’ya iki

çörekle bir parça et gönderdi. Fâtıma (r.a), hemen onları alarak bir çanağa koydu.

      “-Vallahi, kendime ve yanımdakilere Resûlullâh’ı tercih ederim!”dedi.

Hepsi de bu lokma yiyeceğe muhtaçtı. Hz.Hasan’ı mı, yoksa Hüseyn’i mi kesinlikle bilemiyorum. Resûlullâh (s.a.v)’a gönderdi. Resûlullâh (s.a.v) gelince, Fâtıma (r.a):

      “-Her şeyim sana fedâ olsun! Allâh bir şey göndermişti, onu da sana sakladım!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Kızım gel!”dedi.

Fâtıma, çanağı getirib açınca bir de ne görsün, çanak et ve ekmekle dolu değil mi?! Fâtıma, durumu görünce hayret etti, ve, bunun Allâh tarafından bereketlendirildiğini anladı. Bunun üzerine yüce Allâh’a hamd etti, Rasûlüne Salâtü Selâm getirdi. Yemeği Resûlullâh’ın önüne indirdi. Resûlullâh (s.a.v), o yemeği görünce, Allâh’a hamd ederek:

      “-Bu, sana nereden geldi, kızım?”diye sordu.

O da:

      “-Allâh tarafından gönderildi, babacığım. Muhakkak ki Allâh, dilediğine hesapsız olarak rızık verir!”diye cevab verdi.

Bunun üzerine Resûlullâh, Allâh’a hamd etti ve şöyle dedi:

      “-Kızım!Seni, İsrâil oğullarının, hanımlarının hanım efendisi-nin (Hz.Meryem’i kasd ederek) durumuna getiren Allâh’a hamd olsun, kızım! Çünkü, Allâh, onu, bir şeyle rızıklandırdığı zaman veya Allâh’dan bir şey istediği zaman, o Allâh’dan dır, Allâh dilediğine hesapsız olarak rızık verir!”derdi.

Sonra, Resûlullâh (s.a.v), Hz.Ali’ye haber gönderdi. Daha sonra’da Resûlullâh (s.a.v), Ali, Fâtıma, Hasan, ve Hüseyin (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’in, bütün hanımları ve bütün Ehl-i beyt doyuncaya kadar o etle ekmeği yediler. Çanaktaki yemek hâlâ olduğu gibi duruyordu. Hz.Fâtıma geri kalan yemeği bütün komşulara dağıttı. Allâh, o yemeği bereketlendirmiş ve çok hayırlı kılmıştı!” 18

Hz.Âişe (r.a), anlatıyor:

“-İnsanlar arasında, Fâtıma’dan başka, söz, konuşma, ve, oturub kalkış yönünden Resûlullâh (s.a.v)’e benzeyen bir başkasını görme-dim. Resûlullâh (s.a.v), Fâtıma’nın kendisine geldiğini görünce, ona:

      “-Hoş geldin!”der, sonra, kalkar ve onu öper; daha sonra ise, elin-den tutarak kendi yerine oturturdu. Resûlullâh (s.a.v), Fâtıma’ya geldi-ği zaman ise, Fâtıma, O’na:

      “-Hoş geldin!”der, ayağa kalkar ve O’nu öperdi!” 19

Hz.Âişe (r.a) der di:

“-Ben, Fâtıma kadar, sözü ve konuşması Resûlullâh (s.a.v)’e ben-zeyen bir kimse görmedim. Fâtıma eve girdiği zaman, Resûlullâh (s.a.v) ayağa kalkar onu karşılar:

      “-Hoş geldin!”diyerek selamlardı. Ben, Fâtıma’dan daha doğru sözlü bir kimse de görmedim!” 20

Ûsâme bin Zeyd (r.a) anlatıyor:

“-Bir gün otururken Ali (r.a) ve Abbas (r.a) çıkageldiler. Ve benden, Resûlullâh (s.a.v)’dan kendileri için izin istememi rica ettiler.

      “-Ey Allâh’ın Rasûlü! Ali ve Abbas senden izin istiyorlar?”dedim.

      “-Onların niçin geldiklerini biliyor musun?”diye sordu.

      “-Hayır, bilmiyorum!”diye karşılık verdim.

      “-Ama ben biliyorum, izin ver, gelsinler!”buyurdu.

Onlar içeriye girince:

      “-Ey Allâh’ın Resûlü! Sana, Ehl-i Beyt’den daha çok kimi sevdiğini sormak için geldik?”deyince,

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Kızım, Fâtıma’yı!” buyurdu.

      “-Sana, Âilen den kimi daha çok sevdiğini sormak için gelmedik!”

Resûlullâh (s.a.v):

      “-İnsanlar arasında bence en çok sevilen, Allâh’ın ve benim kendi-sine ikrâmda bulunduğum, Ûsâme bin Zeyd’dir!”buyurdu.

      “-Peki, sonra kim?”

      “-Sonra, Ali bin Ebî Talib!”

Resûlullâh (s.a.v)’ın bu cevabı üzerine, Hz.Abbas (r.a):

      “-Ey Allâh’ın Resûlü! Amcanı en sona bıraktın?”deyince.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Çünkü, Ali, hicrette seni geçti!”buyurdu. 21

Uhud Savaşı’nda Müslümanların bozulduğu ve Resûlullâh (s.a.v)’in şehid edildiği haberi, Medine’ye ulaştığı zaman, Medine’den 14 veya 19 kadın, yaralılara su vermek ve onların yaralarını sarmak için, yiyecek ve içecek yüklenerek Uhud’a koşub gelmişlerdi. İçlerinde Resûlullâh’ın kızı ve Hz.Ali (r.a)’nın zevcesi Hz.Fâtıma (r.a)’da bulunuyordu. Hz.Fâtıma, Resûlullâh (s.a.v)’in yüzünün yaralanmış olduğunu görünce, ağlayarak, babasının boynuna sarıldı.

Resûlullâh (s.a.v)’de çok susamıştı. Muhammed bin Mesleme içile-cek su bulmak için Medine’den gelen kadınların yanına gitti. Fakat, onla-rın yanında su bulamadı. Uhud’da bulunan Kanad deresine kadar gitti, oradan tatlı güzel bir su bulub getirdi. Resûlullâh (s.a.v)’de ondan içti ve Muhammed bin Mesleme’ye dua etti. Resûlullâh (s.a.v)’in yaralarının kanaması kesilmiyordu. Hz.Ali, kalkanla su döküyor, Hz.Fâtıma’da kanı yıkıyordu, Hz.Fâtıma kanın kesilmediğini görünce, bir parça hasır alıb yaktı, kül haline getirdi, sonra, onu babasının yaralarının üzerine bastırıb yapıştırdı kanı durdurdu. Hz.Fâtıma’nın kanı yün külü ile durdurduğu da rivâyet edilir. Resûlullâh (s.a.v)’in yüzündeki yara izleri ğayb oluncaya kadar tedavi edildi. Kendisine vuran, kâfir İbn-i Kamia’nın darbesinden boynunda açılan yaranın tedavisi bir ay veya bir yıl kadar sürdü. 22

Hz.Fâtıma (r.a), Uhud Muharebesi’nin olduğu gün, muhariblere bir taraftan su taşıyıb, diğer taraftan da onların yaralıların yaralarını sarardı. Resûlullâh (s.a.v) yaralandığı zaman hemen O’nun yanına koşarak göz-yaşları içinde babasının yarasını silib tedavisini yapmıştır.

Hz.Fâtıma (r.a), Hicrî sekizinci yılda, Miladi 630 yılında Mekke’nin fethine iştirak etmiştir. Hz.Fâtıma’dan on sekiz vey on dokuz hadîs-i şerîf rivâyet edilmiştir. Kendisinden Hz.Ali, Hz.Hasan, ve Hüseyin, Hz.Âişe, Ümmü Seleme, Ümmü Rafi’ Selma, Enes bin Mâlik gibi zatlar hadis rivâyet etmişlerdir. Bu arada Hz.Fâtıma (r.a), çok güzel şiir’de söylerdi. Bilhassa babası Resûlullâh (s.a.v)’ın vefatı dolayısıyla söylemiş olduğu şiirler çok meşhurdur.

Hz.Fâtıma (r.a)’nın Ağlaması :

Resûlullâh (s.a.v), Hz.Fâtıma’ya son hastalığı sırasında Kûr’ân-ı Kerim’i Cebrâil ile her yıl bir defa, birbirlerine okuduklarını, bu sene ise, Cebrâil’in aynı maksadla iki defa geldiğini, bunun ise vefatının yaklaştı-ğına işaret olduğunu söylemesi üzerine Hz.Fâtıma ağlamaya başlamıştı.

Abdullah İbn-i Abbas (r.a) anlatıyor:

      “-Allâh’ın yardımı ve fethi geldiğinde, insanları Allâh’ın dinine ğrub ğrub girerlerken gördüğün vakit, artık hamd ile Rabbini tesbih et, ve bağışlamasını dile! Muhakkak ki, O, çok bağışlayandır!” 23

Meâlinde ki, âyetler nazil olunca, Resûlullâh, Fâtıma’yı çağırarak:

      “-Yakında öleceğim!”diye bildirdi.

Bunu duyan Hz.Fâtıma ağlamaya başladı.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Ağlama yâ Fâtıma, Ehl-i beytimden bana en çabuk sen kavuşacak-sın!”buyurdu. Bunu duyan Hz.Fâtıma, sevincinden güldü.

Resûlullâh’ın zevcelerinden biri, Hz.Fâtıma’yı bu vaziyette görünce:

      “-Bakıyorum hem ağlıyor, hem de gülüyorsun. Bunun sebebi ne?!” diye sordu.

Hz.Fâtıma’da şunları anlattı:

“-Resûlullâh, bana; ölümünün yakın olduğu haberini verdi. Ben de üzüntüden ağladım. Daha sonra:

      “-Ağlama, Ehl-i beytim’den bana ilk kavuşacak olan sensin!”buyur-dular. Bunun sevinciyle de güldüm!”diye cevab verdi.

Hz.Âişe (r.a) anlatıyor:

“-Resûlullâh (s.a.v) son hastalığında kızı Fâtıma’yı yanına çağırarak kulağına bir şey söyledi. Fâtıma ağlamaya başladı. Sonra, tekrar çağırarak yine bir şey söyledi. Bu sefer de güldü. Ona bunun sebebini sordum:

      “-Resûlullâh, bana, yakalanmış olduğu bu hastalıktan kurtulamaya- rak ruhunu teslim edeceğini söyledi. Bunu duyunca ağlamaya başladım. Daha sonra ise, kendisine ilk önce benim kavuşacağımı söyledi. Bunun üzerine de sevinçten güldüm!”dedi.

Ümmü Seleme (r.a)’ın rivâyetinde şöyle naklediliyor:

“-Fâtıma’ya ağlamasının ve gülmesinin sebebini sordum. Şöyle dedi:

      “-Resûlullâh, bana, yakında öleceklerini söyledi. Sonra da benim, Cennette, İmran’ın kızı Hz.Meryem’den sonra Cennet kadınlarının hanım efendisi olacağımı söyledi. Bu sebeble ağladım ve güldüm!”dedi.

El-Âlâ (r.a)’dan:

“-Resûlullâh (s.a.v)’in vefatı yaklaşınca, Fâtıma ağlamaya başladı.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Kızım, ağlamayı bırak da; İnnâ Lillahi ve innâ ileyhi râciûn de. Çünkü bu âyet her insan için bir teselli vesilesi olur!”buyurdular.

      “-Senin için de mi yâ Resûlallâh?”dedim.

      “-Evet, benim için de!”buyurdular. 24

Hz.Âişe (r.a) der ki:

“-Fatıma, Resûlullâh’ın son hastalığı sırasında huzuruna girmişti. Resûlullâh (s.a.v) ona:

      “-Hoş geldin!”deyib öptükten sonra gizlice kulağına bir şeyler söyleyince Fâtıma ağlamaya başladı. Sonra yine gizlice bir şeyler söyledi. Bu defa Fâtıma güldü. Bunun üzerine ben:

      “-Bu kadın, kadınlar arasında bir üstünlüğe sahibtir. Ancak o da kadınlardan olmakla beraber hem ağlıyor, hem de gülüyor?”dedim ve Fâtıma’ya dönerek:

      “-Resûlullâh sana ne dedi?”diye sordum.

O:

      “-Söylersem, sırrı ifşa etmiş olurum!”diye cevab verdi.

Resûlullâh (s.a.v) vefat ettikten sonra Fâtıma:

“-Resûlullâh (s.a.v) bana gizlice:

      “-Ben ölüyorum!”deyince, ağladım. Sonra yine kulağıma,

      “-Bana Ehl-i beytim’den karışacak ilk kimse sensin!”deyince hoşu-ma gitti, sevindim!”dedi. 25

Enes bin Mâlik (r.a) anlatıyor:

“-Resûlullâh (s.a.v)’in durumu ağırlaşınca, ağrıları da iyice çoğaldı. O zaman kızı Fâtıma:

      “-Babacığım! Nedir bu çektiğin ızdırab?”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Kızım üzülme, Baban, artık bugünden sonra acı çekmeyecek!” buyurdu. Resûlullâh (s.a.v) vefat edince:

      “-Ey Rabbin dâvetine icabet eden babam! Varacağı yer Firdevs Cenneti olan babam! Ey Cibril’e ölümünü haber verdiğimiz babam!” diye üzüntüsünü ifade etti.

Resûlullâh (s.a.v), defnedilince de;

Enes bin Mâlik (r.a)’a:

      “-Yâ Enes! Resûlullâh’ın üzerine toprak saçmağa gönlünüz nasıl razı oldu?”diye sorarak keder ve hüznünü ifade etmiştir. daha sonra da günlerce gözyaşı dökmüştür.

Ebû Ca’fer’den:

      “-Resûlullâh (s.a.v)’in vefatından sonra kızı Hz.Fâtıma’nın hafifçe tebessümü hariç, güldüğünü hiç görmedim!” 26

Hz.Fâtıma’nın hayatı tam bir Mü’mine gibi saadet ve sükûn içinde geçti. Bu arada Resûlullâh (s.a.v) bazı beşeri aksaklıkların vaki olması halinde, kızına evlilik hakkında gereken bilgi ve nasihatları veriyordu. Resûlullâh (s.a.v)’ın bu yakın ilgi ve alakası sonunda Hz.Fâtıma (r.a)’nın evliliği, ferağat, tevazu’ ve sadelik içinde geçmiştir. O devirlerde birkaç kadınla evlenmek caiz olduğu halde, Hz.Ali, bazen teşebbüs etmiş ise de, Resûlullâh (s.a.v)’ın izin vermemesi üzerine, Hz.Fâtıma hayatta olduğu müddetçe ondan başka hiçbir kadınla evlenmemiştir.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Fâtıma benim bir parçamdır. Onu sevindiren beni sevindirmiş, onu üzen de beni üzmüş olur!”

      “-Bana melek gelerek Fâtıma’nın cennetliklerin hanımefendisi oldu-ğunu müjdeledi!”

      “-Cennetlik olan kadınların en faziletlileri; Hadice bint-i Huveylid, Fâtıma bint-i Muhammed, Asiye, ve Meryem’dir!”buyurdular.

Resûlullâh (s.a.v)’ın Hz.Fâtıma’ya olan sevgisini gösteren önemli bir olay, Mekke fethinden sonra, Hz.Ali (r.a)’nın Ebû Cehl’in kızı Cüveyriye ile evlenmek istemesi, veya Ebû Cehl’in yakınlarının kızlarını Hz.Ali ile evlendirmek için, Resûlullâh (s.a.v)’in iznini taleb etmeleri üzerine O’nun gösterdiği tepkidir. Bu vesile ile yaptığı konuşmalarda:

Fâtıma’nın kendisinin bir parçası olduğunu, onun üzülmesini hiç istemediğini, Resûlullâh’ın kızı ile Allâh düşmanının kızının bir araya gelemeyeceğini, Cenâb-ı Hakk’ın helâl kıldığı bir şeyi haram kılmamakla beraber bu evliliğe asla izin vermeyeceğini, ancak, Ali’nin Fâtıma’yı boşadıktan sonra bir başka kadınla evlenebileceğini söyledi. Resûlullâh’ın bu konudaki hassasiyeti, Hz.Fâtıma’nın itidalını koruyamıyacağı düşün-cesinden kaynaklandığı söylenir.

Diğer taraftan Resûlullâh’ın konuşmasına başlarken öbür damadı Ebû’l-Âs’ın kendisine verdiği sözde durduğunu belirtmesi, Ebû’l-Âs’a Zeyneb’in üzerine bir başka kadınla evlenmemeyi şart koştuğunu hatıra getirmekte, ve aynı şekilde Hz.Ali’den de böyle bir söz aldığını, fakat Hz.Ali’nin bunu unutmuş olabileceğini düşündürmektedir. Bu olaydan sonra Hz.Ali (r.a), Fâtıma’nın vefâtına kadar bir başka kadınla evlenme-diği gibi câriye dahi edinmemiştir.

Resûlullâh (s.a.v)’in her fırsatta onların evine gelerek ikisinin arası-na oturması, hem kızına hem de damadına beslediği derin sevgiyi ifade etmesi onları birbirine bağlamış, hatta zaman zaman herbiri Resûlullâh’ın kendisini daha çok sevdiğini ileri sürerek onun gönlündeki müstesna yer-lerinden emin olduklarını göstermişlerdir.

Hz.Fâtıma (r.a)’da fırsat buldukça hep babası’nın yanına gider, ona hizmet etmekten zevk duyardı. Mekke’nin fethedildiği yıl, Resûlullâh, kendi çadırında Fâtıma’nın O’nu bir perde ile setretmeye çalışması, Onların bu yakınlığının derecesini göstermektedir.

Resûlullâh (s.a.v), Hz.Fâtıma ile Hz.Ali’yi ve çocukları Hasan ve Hüseyin’i abâsının altına alarak:

      “-Allâh’ım! Bunlar benim Ehl-i beytimdir; onları kötülüklerden koru ve kendilerini tertemiz kıl!”diye dua etmiştir.

Hz.Fâtıma’nın Hz.Ali (r.a) ile olan evliliğinden; Hasan, Hüseyin ve Muhsin olmak üzere, üç erkek, Zeyneb ve Ümmü Külsüm, adında iki tane kızı doğmuştur. Erkeklerden, Muhsin, küçük yaşta vefat etmiş, kızların-dan nesli devam etmemiştir. Resûlullâh (s.a.v)’ın neslinin Fâtıma evlâdı, Hz.Hasan ve Hüseyin yolu ile teselsül etmiştir.

Hz.Fâtıma’nın, Resûlullâh’ın vefatından sonra ilk halife Hz.Ebû Bekr’e bey’at etme meselesi, İslâm tarihinde uzun bir münakaşa konusu olmuştur. Aynı şekilde, Hz.Ebû Bekr’den miras taleb etmesi de münakaşa konusu olmuştur. Resûlullâh’ın vefatının ardından Fâtıma ile Hz.Abbas halife Hz.Ebû Bekr’e gelerek Resûlullâh’ın mirasından hisseleri istediler. Bu miras, Fedek ve Hayber’deki hurmalıklarla Medine’deki bir bahçeden ibaret olub, Resûlullâh bu arazilerin gelirini amme işlerine, yolcularla misafirlere ve kendi ailesine harcamaktaydı.

Halife Ebû Bekr, Peyğamber’lerin miras bırakmayacağına dair:

      “-Bizim bıraktıklarımız sadakadır!”Hadîs-i Şerifleri’ni hatırlatarak Resûlullâh’ın mirasının söz konusu olamayacağını söylemiş, fakat, bun-unla beraber, Resûlullâh’ın âilesinin geçiminin eskiden olduğu gibi yine bu arazilerın gelirinden sağlanacağını, kendisinin bu araziyi Resûlullâh’ın yaptığı şekilde bir mütevelli gibi kullanacağını söyledi.

Hz.Fâtıma’nın:

      “-Pekalâ, biz ne ile geçineceğiz?”

Halife Hz.Ebû Bekr (r.a):

      “-Size bakmak benim vazifemdir!”diye cevab vermiştir.

Daha sonra Hz.Âişe ile diğer bazı sahabilerin bu hadisi tasdik etme-leri üzerine miras iddiasından vaz geçildi. Ancak Hz.Fâtıma halifenin bu tavrına gücenerek vefat edinceye kadar onunla bir daha bu konu üzerinde hiç konuşmadı.

Başka bir rivâyete göre ise; Ebû Bekr, Hz.Fâtıma’yı vefatından bir müddet önce ziyaret ederek onun gönlünü almıştır. Hz.Fâtıma (r.a), vefat etmek üzere iken yanına girme müsaadesi alan halife Hz.Ebû Bekr, ondan helâllik almıştır. Şöyle ki:

Şa’bî’den:

“-Fâtıma (r.a), hastalandığı zaman, Hz.Ebû Bekr (r.a) kendisini ziyaret etmek için izin istedi. Ali (r.a) durumu Fâtıma’ya bildirince:

      “-Sen izin verirsen gelsin?”dedi.

Hz.Ali (r.a)’de:

      “-Evet, izin veriyorum!”dedi.

Ebû Bekr (r.a) içeri girince, Hz.Fâtıma’dan hakkını helâl etmesini istedi ve:

      “-Vallâhi malımı, evimi, âilemi ve sülâlemi sadece Allâh Resûlü-nün ve siz, Ehl-i beyt’in rızasını kazanmak için fedâ ettim!”dedi.

Ve, Hz.Fâtıma (r.a), hakkını helâl edinceye kadar ısrar etti. 27

Hz.Fâtıma, Resûlullâh (s.a.v)’in vefatından beş buçuk, veya, altı ay kadar yaşamıştır. Hicretîn 11. yılının Ramazan ayının üçüncü Salı günü, Miladi 632 yılının Kasım ayında, bir Salı gecesi vefat etti. İnaa lillahi ve inna ileyhi raciûn!

Muhammed el-Bakır’ın belirttiğine göre:Hz.Fâtıma’yı Hz.Ali yıkadı. Bunun da, şu hadis-i şerife göre olduğu söylenir:

      “-Herkesin akrabalığı ölünce biter. Benim akrabalığım ise ölünce de devam eder!”

Başka bir rivâyette ise;

Ölümünden sonra pâk vücudunu kimsenin görmemesi için vasiyeti üzerine onu Hz. Ali ile Hz.Ebû Bekr’in hanımı Esmâ bint-i Ümeys’ın yıkadığı da zikredilmektedir.

Hz.Fâtıma (r.a), kadın cenazelerinin, erkeklerin cenazeleri gibi üzer-lerine örtülen bir kefenle sarılmış olarak herkesin gözü önünde bulunma-sından rahatsız olduğunu vefatından önce, Esma bint-i Umeys’e, söyledi-ğinde Esmâ (r.a), ona Habeşistan’da cenazelerin tabut içinde taşındığını anlatmış, bunun üzerine Hz.Fâtıma’da kendi cenazesinin de böyle taşın-masını vasiyet etmişti. Nitekim Hz.Fâtıma (r.a)’nın cenazesi Esmâ bint-i Ümeys’in tarifi üzerine yapılan bir tabutla taşındı. Cenaze namazını’da Hz.Abbas veya Hz.Ali (r.a) kıldırdı.

Hz.Fâtıma’nın vasiyeti üzerine cenazesi geceleyin Hz.Ali, Hz.Abbas ile oğlu Fadl tarafından Cennetü’l-Baki kabristanlığına defnedildi.

Hz.Fâtıma (r.a)’dan, on sekiz hadis rivayet edilmiş olup, tamamı Kütüb-i Sitte’de yer almakta, bunlardan ikisi hem Sahih-i Buhari hem de Sahih-i Müslim’de bulunmaktadır. Kendisinden Hz.Ali, oğulları Hz.Hasan ile Hüseyin, Hz.Âişe, Ümmü Seleme, Resûlullâh’ın hizmetkârı Ümmü Râfi’in karısı Selmâ, Enes bin Mâlik ve başkaları rivayette bulunmuşlar- dır. Ayrıca Hz.Hüseyin’in kızı Fâtıma’nın ve daha başka ravilerin ondan mürsel rivayetleri vardır.

Kaynaklarda Hz.Fâtıma’ya nisbet edilen bazı şiirle ve beyitler bulun-makta bunları Resûlullâh’ın vefatından sonra söylediği belirtilmektedir. Zehebi, Hz.Fâtıma’nın Babası’nın vefatından sonra söylediği ileri sürülen:

      “-Başıma gündüzü geceye çevirecek kadar büyük musibetler geldi!”

Şeklinde ki beytin ona ait olmadığını kaydetmektedir. 28

Resûlullâh (s.a.v)’ın kutlu soyunu devam ettiren, bu özelliği ile de Ehl-i beyt ağacının kökü sayılan Hz.Fâtıma, tarihin emsalini az gösterdiği istisnai şahsiyetlerden biridir. Efendimiz’in terbiyesinde büyüyen, sonra Hz.Ali’nin evinde daha da olğunlaşan Hz.Fâtıma, ilmiyle, vakarıyla, edebi ile, zühd ve takvası ile çok farklı konumlara sahib bir şahsiyettir.

Fâtıma (r.a), validemiz için o kadar çok güzel şeyler söylenmiştir ki, bu sayfalar onları aktarmaya az gelecektir. Biz sadece burada Babası Resûlullâh (s.a.v)’ın onun hakkında söylediği iki sözüne yer vereceğiz:

      “-Fâtıma benden bir parçadır. Onu sevindiren beni sevindirmiş, onu üzen beni üzmüş olur!” 29

Huzeyfetü’l-Yemâni (r.a), şöyle demiştir:

      “-Annem, bana, Resûlullâh ile ne zaman görüşmeye gideceksin?” diye sordu Bende:

      “-Uzun zamandır O’nunla görüşmüyorum!”dedim.

Anam beni payladı. Bunun üzerine ben:

      “-Bırak beni de gidib Resûlullâh ile birlikte akşam namazını kılayım kendisinden senin ve benim için istiğfar etmesini isteyeyim!”dedim.

Resûlullâh (s.a.v)’e gittim ve akşam namazını onunla birlikte kıl-dım. Resûlullâh (s.a.v), akşam namazının ardından nafile namaz kılmaya başladı sonunda yatsı namazını da kıldıktan sonra döndü ben de peşinden gittim. Sesimi duydu ve:

“-Kim o Huzeyfe mi? Buyurdu.

      “-Evet!”dedim.

      “-İhtiyacın nedir? Neden geldin? Allâh seni de anneni de bağışla-sın!”buyurdu. Sonra şöyle devam etti:

      “-Şu bir melektir ki, bu geceden önce yeryüzüne hiç inmemişti. Bana selâm vermek için, Fâtıma’nın Cennet kadınlarının hanım efendisi olduğunu bildirmek için, Hasan ve Hüseyin’i de Cennetlik gençlerin efendisi olduk-larını bana müjdelemek için Rabbınden izin istedi!” 30

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.



1- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-9-255 
2- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-5-2061 
3- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1271-1274 
4- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-9-260 
5- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-9-263 
6- Ahzab-33 
7- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-9-262 
8- Câmiu’l-Usûl-7-461-Ziynet eşyaları-No-2.845-Nesâi-Ziynet-39 
9- Sünen-i Ebû Dâvûd kitabı el-Lukata-Bab-16-No-1716 
10- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-4-1693 
11- Câmiu’l-Usûl-18-49-50-No-8-665 
12- İnsân Suresi-5-10. 
13- Esbâb-ı Nüzül-H.Tahsin Emiroğlu Kuzucular ofset 1982- Konya-C-13-S-232 
14- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-1-62 
15- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-1-319 
16- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-1-300 
17- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-4-1383 
18- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-5-2033 
19- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1098 
20- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-9-255 
21- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1211 
22- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-10-199 
23- Nasr-1-3 
24- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-935 
25- M.Yusuf Kahdehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1098 
26- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-946 
27- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1034 
28- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi-12-219-220 Özeti. 
29- Hz.Peyğamber’ın Albümü-Muhammed Emin Yıldırım-Siyer yayınları-Temmuz 2010-İstanbul 
30- Sünen-i Tirmizi-Menâkib bölümleri-31-3781