Fâtıma Bint-i Esed

Fâtıma bint-i Esed (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’ın Amucası Ebû Talib’in hanımı olub. Babası Esed bin Hâşım bin Abdimenaf’tır. Annesi Fâtıma bint-i (Kays) Herem bin Revaha bin Hacer bin Abd bin Mais bin Amr bin Lüey dir.

Fâtıma Bint-i Esed

Fâtıma Bint-i Esed
فَـا طِـمَـةُ بـِـنْــتِ أسَــد


 Baba Adı    :    Esed bin Hâşim bin Abdimenâf.
 Anne Adı    :    Fâtıma bint-i (Kays) Herem bin Revaha bin Hacer bin Abd bin Mais bin Amr bin Lüey dir.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Tarih yok. Mekke doğumludur.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 4.Miladi 626.yılda Resûlullâh’ın sağ-lığında Medine’de vefat etti. Kabri, Medine’de Cennetü’l-Bâkide’dir.
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok
 Eşleri    :    Amcası oğlu Ebû Talib bin Abdülmuttalib.
 Oğulları    :    Talib, Akil, Ca’fer, Ali.
 Kızları    :    Ümmü Hâni (Fâhita) Cümane, Reyta, Esmâ.
 Gavzeler    :    Yok.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Mekke, Medine, Muhacir dir.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    Bilgi yok.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Fâtıma bint-i Esed bin Hâşim bin Abdü- menaf bin Kusay el-Kureyşi el-Hâşimi dir.
 Lakap ve Künyesi    :    Ümmü Talib, Ümmü Ali, Ümmü’l-Benin
 Kimlerle Akraba idi    :    Hz.Ali, Ca’fer, Akil, ve Ümmü Hani’nin anneleri, Resûlullâh (s.a.v)’ın amcası Ebû Talib’in hanımı. Hz.Fâtıma’nın kaynanası, ve onun evladlarının nineleridir.


Fâtıma Bint-i Esed Hayatı


Fâtıma bint-i Esed (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’ın Amucası Ebû Talib’in hanımı olub. Babası Esed bin Hâşım bin Abdimenaf’tır. Annesi Fâtıma bint-i (Kays) Herem bin Revaha bin Hacer bin Abd bin Mais bin Amr bin Lüey dir. Veya Âmir bin Lüey oğullarından Hubey bint-i Herem bin Revâha el-Kureyşiyye’dir. Fâtıma bint-i Esed (r.a), Mekke’de doğmuş olub, ancak tarihi belli değildir. Hicretin dördüncü yılında Medine’de vefat etmiştir. Soyu, Resûlullâh (s.a.v) ile Hâşim’de birleşir.

Fâtıma bint-i Esed (r.a), Hâşim Oğulları’nın içinde Hâşimi erkek sülbünden ilk çocuğu dünyaya getiren kadındır. Hz.Ali’den dolayı Hâşimi Oğulları’nın ilk halife anasıdır. Hâşim oğulları kadınlarının ikinci halife annesi ise: Resûlullâh (s.a.v)’ın kızları, Hz.Fâtıma (r.a)’dır. Onun’da oğlu Hz.Hasan (r.a) altı aylığına da olsa halife olmuştur. Üçüncüsü ise: Abbasi halifesi Hârun Raşid’in eşi Zübeyde Hatundur. O’da Âbbasi halifelerinden Eminü’l-Abbasi’yi dünyaya getirmiştir.

Fâtıma bint-i Esed (r.a)’in Talib, Akil, Ca’fer, ve Ali, adlarında dört oğlu vardır. Bunlardan Talib haric, hepsi İslâmiyet dini ile şereflenmiş sahabedirler. Ümmühani (Fâhita–Hind) Cümane, Reyta, ve Esmâ adların-da dört tane kızı olmuştur. Bu kızlarından ise Ümmü Hani İslam tarihinde oldukça meşhur olmuştur.

Hz Ali (r.a):

      “-Bana, Esed Haydar ismini annem koymuştur!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v)’ın dedesi Abdülmuttalib, ölüm döşeğine düşünce, bütün oğullarını başına topladı. Resûlullâh (s.a.v)’e, çok iyi bakmalarını onlara tavsiye ve emr etti. Resûlullâh (s.a.v)’ın amcalarından Zübeyr ile Ebû Talib, Resûlullâh (s.a.v)’ın Babası Abdullâh ile aynı anneden, yani: Fâtıma bint-i Amr, bin Aiz, bin İmran, bin Mahzum’dan doğma kardeş idiler. Bu her iki Amucası’da, Resûlullâh (s.a.v)’ı, yanlarına almak üzere aralarında kur’a çektiler. Kur’a, amcası Ebû Talib’e çıktı. Ebû Talib ise, Resûlullâh (s.a.v)’e karşı, Amucalarının en hamiyetlisi ve en şefkatlisi idi.

Resûlullâh (s.a.v), o zaman sekiz yaşlarında idi. Ebû Talib’in Arafat hizasındaki Ûrene vadisinde bulunan, arada sırada sütü sağılıb Mekke’ye getirilen bir kaç deveden başka malı yoktu. Âile efrâdı ise, çoktu. Onları geçindirmekte sıkıntı çekmekte idi.

Hz.Ali (r.a):

      “-Babam, yoksul Seyyid, Ulu kişi idi! Halbuki, Kendisinden önce, yoksul bir Seyyid, Ulu kişi, gelmemiştir!”der.

Ebû Talib yoksulluğuna rağmen Kureyşilerin seyyid’i ve şereflisiydi. Kendisinin sözü dinlenir, emirlerine karşı gelinmekten sakınılırdı. Babası Abdülmuttalib gibi, o da, ağzına hiç içki koymazdı. Ebû Talib, Resûlullâh (s.a.v)’ın üzerine titrerdi. O’nu son derece sever, kendi çocuklarını, O’nu sevdiği kadar sevmezdi. O’nu yanına almadıkça, uyumaz, bir yere gitse, O’nu da, yanında götürürdü. O’nun üzerine düştüğü kadar, hiç bir şeyin üzerine düşmezdi. İstirahatı için, kendisine serilen mindere kardeşinin oğlu Resûlullâh (s.a.v)’ın, gelib oturmasından kıvanç duyar:

      “-Rebia’nın İlâhı’na yemin ederim ki: kardeşimin oğlu Muhammed için, pek büyük bir şeref vardır!”derdi.

Hazırlanan bir yemeği, Ebû Talib’ın âile efradı, toplu veya münferid olarak yedikleri zaman, doymazlardı. Fakat, Resûlullâh (s.a.v), onlarla birlikte yediği zaman, doyarlardı. Bunun için, amcası Ebû Talib, yemek-lerini yemek istedikleri zaman, âile efradına:

      “-Durun bekleyiniz! Sizin gibi, Oğlum da, gelsin, hazır olsun!”der.

Resûlullâh (s.a.v), gelibte onlarla birlikte yemek yerse, o yemekleri bereketlenir, artardı. Resûlullâh (s.a.v), o yemekte onlarla birlikte bulun-mazsa, doymazlardı. Amucası Ebû Talib, Resûlullâh (s.a.v)’e:

      “-Sen, hiç şübhesiz, mübâreksindir!”derdi.

Sofraya, bir kabla getirilib konulan ancak bir kişinin içeceği sütten ilk önce Resûlullâh (s.a.v) içer, ötekiler, sonra içerlerdi. Bundan dolayı ilkinden sonuncusuna kadar hepsi kana kana o sütten içer ve doyarlardı. Resûlullâh (s.a.v)’ın bulunduğu sofrada, az, yeter, çok artardı. Ebû Talib, bunları gördükçe:

      “-Sen, çok Mübâreksin!”derdi.

Ebû Talib’in çocukları, sabahleyin yataklarından gözleri çapaklı, yüzleri asık kalktıkları halde, Resûlullâh (s.a.v), parlak yüzlü, sürmeli gözlü olarak sabaha çıkardı. 1

Başka bir rivâyette ise:

Amucasının hanımı Fâtıma bint-i Esed, bazen Resûlullâh (s.a.v)’ın sofrada utandığını görünce, Resûlullâh (s.a.v) ile, Amucasına daha rahat yesinler diye hemen ayrı bir sofra sererdi. Gece kendi çocuklarını uyutur ardındanda Resûlullâh (s.a.v)’i kontrol etmeden yatamazdı. Fakat sabah olup uyanınca da ilk olarak Resûlullâh (s.a.v)’i, ziyaret ederdi.

Kendi çocukları diğer normal çocuklar gibi uyanırlar yüzleri gözleri çapaklı olduğundan yıkama lüzümü görürdü. Fakat, O Sultan’ı Levlâk Muhammed (s.a.v), uyandığında nur gibi bir yüz sürmeli iki gözle parıl parıl uyanırdı.

Amucası Ebû Talib’ın hanımı Fâtıma bint-i Esed (r.a) faziletli, iyi halli bir kadındı. Bir anne gibi sekiz yaşından itibaren Resûlullâh (s.a.v)’e annelik yaptı. Zira, Fâtıma bint-i Esed ile Ebû Talib, amca oğlu amca kızı oluyorlardı. Dolaysıyla, Fâtıma bint-i Esed (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’ın de bir cihette, yakın akrabası, amcazadesi oluyordu. Fâtıma hatunun yanında Resûlullâh (s.a.v)’ın çok büyük bir mevkii vardı. Resûlullâh (s.a.v)’ın yanında da, onun çok yüksek bir mevkii vardı.

Fâtıma bint-i Esed, bu anlatılanlarla beraber Resûlullâh (s.a.v)’e Mekke’de Peygamberlik geldiği zaman hemen Müslüman olamadı. Hatta oğlu Hz.Ali’nin, Resûlullâh (s.a.v) ile birlikte Mekke’nin gizli vadilerinde namaz kıldığını duyunca oldukça taleşlandı. Kocası Ebû Talib’e:

      “-Ali’nin Muhammed’in yanına devam ettiğini görüyorum. Senin başına Muhammed tarafından oğlun hakkında, güç yetiremiyeceğin bir iş gelmesinden korkuyorum!”dedi.

Ebû Talib:

      “-Demek, oğlum Ali, bana bunun için mi görünmüyor?!”dedi, ve hemen Resûlullâh (s.a.v) ile Hz.Ali’nin ardına düştü.

Onlara; Ebû Dübb Vadisi’nde veya başka bir vâdide, Batn-ı Nahle’de Namaz kıldıkları sırada, rastladı. Resûlullah (s.a.v)’e:

      “-Ey Kardeşimin Oğlu! Edindiğini gördüğüm bu Din, nasıl dindir?” diye sordu.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Ey Amuca! Bu, Allâh’ın Dinidir. Allâh’ın Melekleri’nin dinidir. Allâh’ın Peygamberleri’nin dinidir. Babamız İbrahim (a.s)’in dinidir ki Allâh, beni Peygamber olarak bununla bütün kullara gönderdi. Ey amca! Öğütleyeceğim, doğru yola kılavuzlayacağım kimselerden bu dine en çok lâyık olan sensın! Bu yoldaki dâvetimi kabul etmeye ve bu hususta bana yardımcı olmağa da, Sen, herkesten daha lâyıksın!” buyurdular.

Onu, İslamiyete, Tevhid’e Allâh’ın birliğine inanmaya, ve, putlara tapınmaktan vaz geçmeye dâvet etti.

Ebû Talib:

      “-Vallâhi, yaptığınız veya söyledikleriniz şeylerde bir sakınca yoktur. Fakat, siz, benim, hiç bir zaman oturağımı havaya kaldıramazsınız! (Hz.Ali bunu sözleri daha sonra hatırladıkça güler azı dişleri görünürdü) Ey kardeşimin oğlu! Ben atalarımın dininden ve ona bağlılıktan ayrılmaya da güç yetiremeyeceğim! Fakat, Sen, gönderildiğin şey üzerinde dur! Vallâhi ben sağ oldukça, yapmak istediğini, tamamlayıncaya kadar, Sana, hoşlan-mayacağın bir şey erişmeyecektir!”dedi.

Oğlu Hz.Ali’ye de hoşlanmayacağı bir şey söylemedi:

      “-Ey oğulcuğum! Üzerinde bulunduğun bu din nedir?”diye sordu.

Hz.Ali (r.a) da:

      “-Babacığım! Ben, Allâh’a, ve Allâh’ın Resülüne iman, ve, O’nun, Allâh tarafından getirdiklerini de tasdik ettim. O’nun’la birlikte Namaz kıldım ve Kendisine tabi’ oldum!”dedi.

Ebû Talib:

      “-O, Seni, ancak, hayır ve iyiliğe dâvet eder. Sen, O’nun yolunu izini takip et! Oğulcuğum! Amucanın Oğlunun girmiş olduğu şeye, senin de, isteyerek girmen yaraşır!”dedi.

Ebû Talib’in bu sözleri Resûlullâh (s.a.v)’ı sevindirdi. Ebû Talib, dönüp eve gelince zevcesi Fâtıma bint-i Esed (r.a):

      “-Oğlun Ali nerede?”diye sordu.

Ebû Talib:

      “-Ne yapacaksın onu?”dedi.

Fâtıma bint-i Esed (r.a):

      “-Âzadlı kadın kölem, Ecyad’da, onu, Muhammed’le birlikte Namaz kılarken gördüğünü gelib bana haber verdi. Sen oğlunun dinini değiştir-mesini uyğun görüyor musun?”diye çıkışınca,

Ebû Talib:

      “-Sus! Sen, onu, bu işde kendi haline bırak! Amucası’nın Oğlu’na arka çıkmak, ve yardımcı olmak, elbet, herkesten çok, ona, düşer! Eğer, nefsim, Abdülmuttalib’in dinini bırakmak hususunda bana boyun eğmiş olaydı, ben de, muhakkak, yeğenim Muhammed’e tâbi’ olurdum! Çünkü, O, Halim’dir, Emin’dir, Tahir’dir!”dedi. Fâtıma bint-i Esed (r.a), sustu.

Fâtıma bint-i Esed (r.a), Kocası Ebû Talib’in vefatından sonra hicret-ten yaklaşık iki yıl kadar önce, veya, Nübüvvetin altıncı yılında İman edip Müslümanlığı Mekke’de kabul ettiği rivâyet edilir. daha sonra Medineye hicret eden İslâm kadınlarından olmuştur. Fâtıma hatun çok iyi halli, ve, ahlaklı, faziletli, bir İslâm kadınıydı. Resûlullâh (s.a.v), çocuk iken O’na, mürebbilik ve himâyecilik yapmıştı. Bundan dolayı Resûlullâh’ın yanında bambaşka bir yeri ve büyük bir mevkii vardı. Resûlullâh (s.a.v), onu sık sık ziyaret eder, ve onun evinde kuşluk uykusu uyurdu.

Oğlu Hz.Ali (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’ın kızı Hz.Fâtıma ile evlenince gelini ile birlikte aynı evde yaşamaya başladı. Fâtıma bint-i Esed (r.a), gelini Hz.Fâtıma ile aralarında iş bölümü yapmışlardı.

Hz.Ali (r.a) der ki:

      “-Annem Fâtıma bint-i Esed’e: Resûlullâh’ın kızı Fâtıma, su ve dış hizmetlerini görmeye elverişlidir. Sen de, un öğütmek, hamur yoğurmak, ekmek yapmak gibi evin iç hizmetlerine elverişlisin!” dedim der. 2

Resûlullâh (s.a.v), yengesinin ziyaretini ölene dek ihmal etmemiştir. Hatta, onun evinde kuşluk uykusunu uyurdu. Fâtıma hatun, Medine ye hicret ettikten sonra Bedir, Uhud gibi Savaşların heyacanını yaşadı. Oğlu Hz.Ali’nin Resûlullâh (s.a.v)’ın kızı Fâtımatü’z-Zehra ile olan evliliğini gördü. Torunları Hz.Hasan ve Hz.Hüseyin’in dünyaya gelişlerini sevinçle müşahade etme ve mutluluğunu yaşadı. Ancak hicretin dördüncü yılında yakalandığı bir hastalıktan dolayı vefat etti.

O büyük kadın Fâtıma bint-i Esed (r.a)’ın vefat ettiği gün, sahabiler Resûlullâh (s.a.v)’ın halini şöyle anlatırlar:

      “-O, Benim Annem’di. Kendi çocukları, aç dururken, önce, benim karnımı, doyururdu. Kendi çocuklarının üstleri başları, tozlu topraklı dur-urken, O, önce, benim saçımı, başımı, tarar ve gül yağları ile yağlardı. O, benim Annem’di!”buyurmuşlardı.

Resûlullâh (s.a.v)’in gözlerinden yaşlar boşalıyordu:

      “-Ne oldu yâ Resûlallâh!?”diyenlere:

      “-Bu gün, benim annem vefat etti! Fâtıma bint-i Esed Anam’dan sonra benim anam idi!”

Hz.Ali (r.a)’ın bildirdiğine göre:

      “-Resûlullâh (s.a.v), kendi müberek gömleğini veya cübbesini sırtın-dan çıkartıp ona, kefen olarak sardırdı. Onun, cenaze namazını da bizzat kendisi kıldırdı. Ve, cenazesinin üzerine yetmiş Tekbir aldı. Gömüleceği kabrin içerisine inib, genişletir gibi, kabrin köşelerine işâret buyurdular. Ve kabrin içine yanının üzerine biraz uzandıktan sonra, kabrin içini temiz-lemiş, sonra da kabirden çıktı. Gözleri yaşarmıştı. Resûlullâh (s.a.v)’ın ğöz yaşları onun kabrinin içersine damladı!”

Hz.Ömer (r.a):

      “-Yâ Resûlallâh! Şu kadına yaptığını, gördüğüm şeyi, hiç bir kimseye yapmamıştın!?”dedi.

Başkaları da:

      “-Yâ Resûlallâh! Biz, Senin, buna yapmış olduğun şeyi, başkasına yaptığını, görmemiştik!?”dediler.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Bu kadın var ya! Amcam Ebû Talib’den sonra, bana bu kadıncağız kadar, iyiliği dokunan olmamıştır. Ahirette cennet elbiselerinden giymesi için, onu, gömleğime sardırdım. Kabre ısınıb, alışması ve kabir sıkışının hafiflemesi için de, oraya kendisiyle birlikte uzandım!”buyurdu.

Resûlullâh’ın, yengesi için duyduğu üzüntüden hayrete düşenlere:

“-O, Beni doğuran Annemden sonra Annem idi. Kendi çocukları, aç durur, suratlarını asarlarken, o, ilk önce, benim karnımı doyurur, saçlarımı tarar ve gül yağlarıyla yağlardı. O, benim Annemdi! Cebrâil (a.s):

“-Yüce Rabbim tarafından bu kadın, Cennetliklerdendir! Diye bana haber verdi. Yine bana, Cebrâil (a.s) haber verdi ki:

      “-Yüce Allâh, Meleklerinden, yetmiş binine emr etmiş ve onun, Cenâze Namazını kılmışlardır!”buyurdular.

Resûlullâh (s.a.v), bundan sonra mezarının başında şöyle der:

      “-Allâh, seni, yarğılasın, ve seni hayırla mükafatlandırsın! Allâh, sana, rahmet etsin. Ey Annem! Sen, benim annemden sonra, annem idin! Kendin, aç durur, beni doyururdun! Kendin, çıplak durur, beni giydirirdin! En iyi nimetlerden, kendi nefsini, alıkoyar, bana tattırırdın! Bunu da, ancak, Allâh’ın rızasını ve Ahiret yurdunu umarak yapardın! Allâh’ki, diriltendir, öldürendir. Hiç ölmeyen diridir O! Ey Allâh’ım! Annem Fâtıma bint-i Esed’i, af mağfiret et! Ona, hüccet ve delilini anlat! Girdiği, yeri kabrini, genişlet! Ben Peyğamberinin ve benden önceki Peyğamberlerinin hakkı için, duamı, kabul buyur. Ey merhametlilerin en merhametlisi olan Allâh’ım!”diyerek dua etti. 3

Fâtıma bint-i Esed (r.a)’ın hayatı hakkında elimizde bundan fazla bilgi bulunmamakla beraber, ondan rivayet edilmiş herhang bir hadis rivayeti de bulunmamaktadır.

Bu, Muhterem kadının, Kabri, Medine’de Cennetü’l Baki’dedir.

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.



1- M.Âsım Köksal İslam Tarihi-2-81 
2- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-11-137 
3- M.Âsım Köksal İslam Tarihi-2-82- 5-14-11-135-