Eyyaş bin Ebî Rebiâ

Eyyaş bin Ebî Rebiâ’nın, el-İsâbe’ye göre, esas adı Amr’dır. Neseb silsilesi ise: Eyyaş bin Ebî Rebiâ bin Muğîre bin Abdullah bin Amr bin Mahzûm el-Kureyşî el Mahzûmî’dir. Künyesi ise; Ebû Abdurrahman, Ebû Abdullah, veyahut, Zü’r-Rumhîne, yâni, iki mızrak sahibi demek dir.

Eyyaş bin Ebî Rebiâ

Eyyâş Bin Ebi Rebiâ
عَــيّـا ش بـِـن أبـي رَبـِــيـعَــة


 Baba Adı    :    Ebi Rebiâ bin Muğire.
 Anne Adı    :    Esmâ bint-i Mahreme bin Cendel bin Übeyr bin Neşhel bin Darim’et-Temimi’dir. (Bu kadın Ebû Cehl’inde annesidir.)
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Tarih yok. Mekke doğumludur.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Yermük Seferi’nden sonra Mekke’de veya Şam’da vefat ettiği veya Hicri 15. Yıl da Yermük’ta şehid oldu denilir.
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok.
 Eşleri    :    Esmâ bint-i Sellâme et-Temimi’dir.
 Oğulları    :    Abdullah bin Eyyaş, sahabidir.
 Kızları    :    Ümmü Hâris bint-i Eyyaş bin Rebiâ
 Gavzeler    :    Uhud, ve sonraki bir çok seferlere katıldı.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Mekke, Habeşistan Mekke, Medine muhacir
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    Rivayeti var, sayısı belli değildir.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Eyyaş bin Ebi Rebiâ Amr bin Muğire bin Abdullah bin Ömer bin Mahzum el-Mahzumi dir.
 Lakap ve Künyesi    :    Ebû Abdurrahman, Ebû Abdullah, veyahut, Zü’r Rumhi’ne (İki mızrak sahibi demektir.)
 Kimlerle Akraba idi    :    Abdullah bin Ebi Rebiâ’nın kardeşi, Hâlid bin Velid’in amcası oğludur. Abdullah bin Eyyaş’ın babası dır.


Eyyâş Bin Ebi Rebiâ Hayatı


  Eyyaş bin Ebî Rebiâ’nın, el-İsâbe’ye göre, esas adı Amr’dır. Neseb silsilesi ise: Eyyaş bin Ebî Rebiâ bin Muğîre bin Abdullah bin Amr bin Mahzûm el-Kureyşî el Mahzûmî’dir. Künyesi ise; Ebû Abdurrahman, Ebû Abdullah, veyahut, Zü’r-Rumhîne, yâni, iki mızrak sahibi demek dir. Eyyaş bin Ebî Rebiâ’nın doğum tarihi bilinemediği gibi vefatı hakkında da çeşitli rivayetler vardır. Eyyaş bin Ebî Rebiâ’nın babası: Ebi Rebiâ bin Muğire olub annesi ise: Esmâ bint-i Mahreme bin Cendel bin Übeyr bin Neşhel bin Darim et-Temimi dir. Bu kadın Ebû Cehl’ın, Haris bin Hişam’ın Abdullah bin Ebu Rebia ve Ümmü Huceyr’in de annesidir. Bu kadın Mekke fethinde iman edip Medine’ye gelip yerleşmiş Hz. Ömer’in hilafeti sonrasına kadar yaşamıştır.

Eyyaş bin Ebi Rebiâ, Benî Mahzûm kabilesine mensub olan Hâlid bin Velid’in amcasının oğlu olduğu gibi, İslâm’ın baş düşmanlarından olan Ebû Cehl’in de yakın akrabasıdır. Eyyaş bin Ebî Rebiâ, İslâm’ın en hain ve en kindar düşmanlarından olan Ebû Cehl’in yakın akrabası ve üvey kardeşi olması hesabiyle hemen hemen her gün onunla beraber oturub görüşürken, diğer yandan İslâm’ın doğuşu ile kalbi de nurlanan, ilk Müslümanlar dan olma şerefine erişmiştir. İslâmiyetın ilk dâvetinde, Dârü’l-Erkam’dan önce İslâm dinini ilk kabul eden kişilerinden olmasından dolayı sâbıkûn-u evvelîndendir.

Eyyaş bin Ebî Rebiâ’nın Müslüman olduğunu, İslâmiyet dinine en koyu düşman olan Benî Mahzûm kabilesi içinde duyulduğu zaman, büyük bir şaşkınlık ve şok te’sîri yaptı. Benî Mahzûmlar, başta üvey kardeşi Ebû Cehl olmak üzere, ne yapacaklarını şaşırdılar. Eyyaş bin Ebi Rebiâ’ya müracaat ederek, atalarının dînine geri dönmesini istediler. Baktılar ki, Eyyaş bin Ebî Rebiâ’da îman o kadar kuvvetli ki bunu değiştirmenin imkânı yok; hemen işkence ve eziyet faslına giriştiler.

Bu, işkence ve zulüm, birinci Habeşistan hicretine kadar devam etti. Birinci Habeşistan hicretinden kısa bir müddet sonra, Ğaranik hadisesi üzerine, Habeşistan’dan Habeş Muhacirleriyle birlikte Mekke’ye geriye dönen Eyyaş bin Ebî Rebiâ, değişen hiçbir şeyin olmadığını görünce, bu defâ, eşi ve dayısının kızı Esmâ bint-i Sellâme’yı de, yanına alarak ikinci Habeşistan kafilesine katılarak Habeşistana tekrar hicret etti.

Başka bir rivayette şöyle denir:

Eyyaş bin Ebi Rebiâ (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’in insanları Daru’l- Erkam’a gizlice dâvetinden önce Müslümanlığı kabul etmiş sabikunu evvelinlerden’dir. Eyyaş bin Ebi Rebiâ, Ebû Cehl’in ana bir kardeşiydi. Müslümanlara yapılan baskılardan dolayı, Hanımı Esmâ bint-i Selâme ile Allâh yolunda ikinci Habebiştan hicretine katılmıştı oğlu Abdullah orada doğdu. Daha sonra tekrar Mekke’ye ve oradan’da Medine’ye hicret etme şerefine ermiştir. 1

Hz.Ömer (r.a) der ki:

      “-Ben, Eyyaş bin Ebi Rebiâ, ve Hişâm bin Âs, Medine’ye hicret için hazırlandık. Serif’in üzerinde Ğıfar Oğullarına ait Mekke’ye on mil kadar uzaklıkta olan, Tenadıb mevkiinde sabahleyin buluşmak üzere vaadleştik. Hangimiz gelemezse, o, yakalanmış demektir, artık arkadaşları onu bekle-mesin yollarına devam etsinler dedik. Benimle, Eyyaş bin Ebi Rebiâ orada buluştuk. Fakat Hişâm bin Âs ise, yakalanıb işkenceden işkenceye uğratılıp dininden saptırıldı!” 2

Eyyaş bin Ebi Rebiâ, Hz.Ömer (r.a) ile birlikte Kubâ’ya vardıkları zaman, Ebû Cehl Amr bin Hişam, ve kardeşi Hâris bin Hişâm, Eyyaş bin Ebi Rebiâ’nın arkasından gelib yetiştiler. Eyyaş bin Ebi Rebiâ, bunların hem amcalarının oğlu, hem de aynı anadan doğma kardeşleri olduğunu gördü. Onlar kardeşlerini Kubâ’da buldular, ve ona:

      “-Ey Eyyaş! Annen hastalandı. Annen seni görünceye kadar başına tarak vurmayacağını, başına yağ sürmeyeceğini, hiçbir şey yemeyeceğini seni görünceye kadar Güneş’den gölgeye gitmeyeceğine dair yemin etti! Ey Eyyaş! Ona acı. Sen, annenin sevgili oğlusun, senin dininde de anneye babaya iyilik etmen emr olunuyor! Mekke’ye dön Medine’de Allâh’a nasıl ibadet ediyorsan, Mekke’de ibadet et!”dediler.

Hz.Ömer (r.a):

      “-Hayır! Ey Eyyaş kabul etme! Vallâhi senin kavmin seni aldatıyor! Seni dininden döndürmek istiyorlar! Onlardan uzak dur! Onlardan kork! Vallâhi senin anan bitten rahatsız olacak olursa, muhakkak saçını başını tarayacak. Mekke’nin sıcaklığından, mutlaka gölgeye sığınacaktır!”dedi.

Eyyaş bin Ebi Rebiâ:

      “-Vallâhi ben, annem’ın yeminini yerine getireceğim. Hem, orada benim malımda var, onu da alırım!”dedi.

Hz.Ömer (r.a):

      “-Vallâhi ben, Kureyş’in içinde, malı en çok olanlarından biriyim. Malımın yarısı senin olsun yeter ki onlarla gitme!”dedi.

Eyyaş bin Ebi Rebiâ, Hz.Ömer’in tavsiyelerini dinlemeyip, onlarla gitmeye karar verince;

Hz.Ömer (r.a):

      “-Artık sen bilirsin. Bâri, şu deve mi al, bu soy ve uysal bir devedir. Sen, daima onun sırtında bulun bir şübhe görürsen hemen kaçarsın!”dedi.

Eyyaş bin Ebi Rebiâ, deveye binib onlarla birlikte gitti. Nihayet yolun bir kısmında bulundukları sırada, Ebû Cehl, ona:

      “-Ey kardeşim! Vallâhi, şu devem artık beni taşımıyor, çok yoruldu. Sen, beni, terkine devenin arkasına alsan olmaz mı?”

Eyyaş bin Ebi Rebiâ’da:

      “-Olur!”dedi.

Devesini yere çöktürünce, Ebû Cehl, hemen onun üzerine atlayıp onun ellerini arkasından sımsıkı bağladı. Onu, Mekke’ye geri götürdüler. Ve, gündüzleyin Mekke’ye girdiler.

      “-Ey Mekke’liler! Bizim, şu beyinsizimize yaptıklarımızın aynısını sizde kendi beyinsizlerinize yapınız!”dediler.

Eyyaş bin Ebi Rebiâ’yı biryere hapsettiler. Ona yüzlerce sopa vura vura işkenceden işkenceye uğratıp onu dininden döndürdüler. 3

Hz.Ömer (r.a) der ki:

      “-Biz, fitneye uğratılanlar hakkında, yüce Allâh, artık bu kavmin ne ibadetlerini, ne fidyelerini, ne de, tevbelerini kabul eder. Çünkü, bunlar, Allâh’ı öğrendikten sonra, uğradıkları işkence ile küfre döndüler!”derdik.

Onlar’da, kendi haklarında, tıpkı böyle söylerler, İslâmiyete bir daha kabul olunmuyacaklarını sanırlardı. Resûlullâh, Medine’ye gelince, yüce Allâh’ın, bu hususta gerek bizim söylediğimiz, gerek onların kendi hakla-rında söyledikleri söz üzerine indirdiği şu:

      “-De ki: Ey kendi nefislerine karşı, haddi aşarak hareket eden kullarım! Allâh’ın rahmetinden ümid kesmeyiniz! Çünkü yüce Allâh, bütün günahları bağışlar. Çünkü, O, yargılayıcıdır. Azab gelmeden Allâh’a dönüp O’na sığının! O’na, teslim olun! Sonra kurtulmak için yardım görmezsiniz. Allâh’ınız tarafından indirilen bu Kûr’ân-a siz farkında olmadan, azabın ansızın gelmesinden evvel tâbi olun!” 4

Nazil olan bu âyetleri, kendi elimle bir sahifeye yazıp, Hişâm bin Âs’a gönderdim!”

Hişâm bin Âs, Hz.Ömer’in gönderdiği âyetleri Mekke’deki Zituva vadisin’de okuyunca bir hoş oldu. Ne denildiğini bir türlü anlayamadı.

      “-Allâh’ım! Onu, bana anlat!”diye, Allâh’a dua etti.

Yüce Allâh’da, bu âyetlerin Hişâm bin Âs ve benzerleri hakkında nâzil olduğuna dair onda bir anlayış yarattı. Müşküllerinin halledildiğini gören Hişâm bin Âs da, acele devesinin yanına döndü. Üzerine atlayıp acele Medine’ye gelib, Resûlullâh’e kavuştu.

Resûlullâh (s.a.v), Mekke’de müşrikler tarafından tutuklanıp İslâm dininden döndürülmek için işkenceler altında kıvrandırılan, ve bir çaresini bir yolunu bulub’da Medine’ye gelemeyen bazı Müslümanlar için her sabah namazında:

      “-Allâh’ım! Seleme bin Hişâm’ı, Eyyaş bin Ebi Rebiâ’yı ve işkence altında ki sair zaif Mü’minleri sen kurtar!”diyerek Allâh’a yalvarırdı.

Bedir Savaşı’nda müşrikler hezimete uğrayınca, Abdullah bin Cahş, Velid bin Velid’i esir etmişti. Kardeşleri Hâlid bin Velid ile Hişâm bin Velid, onu kurtarmak üzere Medine’ye geldiler. Abdullah bin Cahş (r.a), dört bin dirhem verilmedikçe bırakmak istemedi. Hâlid bin Velid buna râzı oldu. Fakat, kardeşi Hişâm râzı olmadı. Çünkü onunla Hâlid gibi ana baba bir kardeş değildiler. Anneleri ayrı idi.

Hâlid bin Velid:

      “-Vallâhi, kurtaracağım babam olsaydı, ona da ancak şöyle şöyle yapardım!”dedi.

Hişâm’ın bu teklifi Resûlullâh’a duyuruldu. Resûlullâh, bunu kabul etmedi. Velid’in kurtulmalığı olmak üzere babasının silâhının verilmesini tensib etti. Buna Hişâm râzı oldu, Hâlid râzı olmadı. Velid’in babasının silâhı: Geniş bir zırhlı gömlekle bir kılıç ve bir zırhlı gömlekle bir kılıç ve bir miğferdi ki, bunların kıymeti yüz dinar tutmakta idi.

Nihayet her ikisi’de bu silâhı vermeye râzı oldular ve kardeşlerini kur-tardılar. Birlikte Zülhüleyfe’ye gelip kavuştukları zaman, Kardeşleri Velid bin Velid kaçtı, ve, Resûlullâh’ın yanına gelib Müslüman oldu.

Hâlid bin Velid ona:

      “-Madem böyle yapacaktın, kurtulmalığı ödemeden Muhammed’e tâbi olsaydın da, babamızdan kalan şerefli bir hatırayı elimizden çıkarma-san olmaz mıydı? Sen, bunu ne diye yaptın?”dedi.

Velid bin Velid:

      “-Kureyş kavmi kurtulmalıktan kaçtı kaçındı da Muhammed’e tâbi oldu! Demesinler diye, kavmimin ödediği gibi kurtulmalık ödemedikçe Müslüman olmadım!”dedi.

Daha sonra, Velid bin Velid (r.a), Mekke’ye ziyarete gittiği zaman kardeşleri onu Mahzum Oğullarından bazı Müslümanlarla ezcümle Eyyaş bin Ebi Rebiâ ve Seleme bin Hişâm’la birlikte haps ettiler. İşkenceden işkenceye uğrattılar. Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v) duâsına Velid’i de kattı. Velid bir fırsatını bularak bağlı bulunduğu yerden kaçıp Medine’ye geldi. Resûlullâh (s.a.v), ona Eyyaş bin Ebi Rebiâ ve Seleme’yi sordu.

Velid bin Velid de:

      “-Birinin ayağı ötekinin ayağına bağlanmış şiddetli azab ve işken-celer altında kıvranır bir halde bulunuyorlar!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v), Mekke’de işkenceler altında bulunan Müslüman-ları kimin gidip kurtarabileceğini sordu.

Velid bin Velid (r.a):

      “-Yâ Resûlallâh! Onları ben kurtarır sana getiririm!”dedi.

Tekrar Mekke’ye geri gitti, şehre girdiğinde yolda yemek taşıyan bir kadına rastladı. Ona:

      “-Ey Allâh’ın kulu kadın! Bu, yiyecekleri nereye ve kime götürmek istiyorsun?”dedi.

Kadın da:

      “-Şuradaki iki mahbus adama!”dedi.

Velid bin Velid, onların nerede bulunduklarını öğreninceye kadar takibetti. Onlar tavansız dört duvardan ibaret bir evde hapsedilmişlerdi. Gece olunca, Velid (r.a), duvarın üzerinden sıyrılıb onların yanlarına indi. Bir taşa iple bağlanmışlardı. Kılıçla vurub bağlarını kesti. Onları devesine bindirib Mekke’den çıkardı.

Medine’nin Harre mevkiine gelinceye kadar müşrikler tarafından takib olunmak ele geçirilmek endişe ve korkusu ile hiçbir yerde durup dinlenmeden deveye yol aldırdı. Müşrikler, durumu öğrenir öğrenmez, Kardeşi Hâlid bin Velid’i bazı kimselerle birlikte Usfan’a yolladılar.

Birtakımları’da deniz yolu semti olan Emec’e doğru araştırmaya çık-tılar. Resûlullâh (s.a.v)’de hicrette o yolu takib etmişti. Küçük kafile Harre mevkiine gelib kavuştuğu zaman Velid (r.a)’in yaya yürümekten ayak parmakları parçalanmış kanlar içinde kalmıştı. 5

Eyyaş bin Ebi Rebiâ (r.a), Medine’ye Resûlullâh (s.a.v)’e kavuştuk- tan sonra, bir çok seferlere iştirak etti. Özellikle Resûlullâh (s.a.v), onu, Yemen’de Himyer Oğullarına elçi olarak göndermesi Siyer kitablarında geniş bir şekilde şöyle anlatılır.

Himyer Kırallarının Müslüman oluşu:

Hımyeriler, Kahtâni idiler. Kahtan’ın oğlu Ya’rüb, Ya’rüb’ün oğlu Yeşcüb, Yeşcüb'ün oğlu Sebe’, Sebe’in oğlu da Hımyer idi. Hımyer’in: Mâlik, Âmir, Âmr, Sa’d, Vâsile adlarındaki oğulların’dan Âmir’in Dühman, Sa’d’in, Selef ve Eslem, Amr’ın, Hâris adında oğlu olub Hâris’in soyundan Zû-Ruayn hanedanı, Mâlik’in Kudâa adındaki oğlunun soyun-dan’da, Kudâa kabileleri üremiştir. Hımyerîlerin konak yerleri, Yemen ülkesinde idi

Resûlullâh (s.a.v)’in Hımyer Krallarının İslâmiyet’e Mektubla Davet Etmesi:

Resûlullâh (s.a.v), Eyyaş bin. Ebî Rebiâ’yı, bir yazı ile Mesruh ve Nuaym bin Abd-i Külâl’ül’Hımyerî’ye göndermiş ve yazısında şöyle buyurmuştu:

“-Sizler, Allâh’a ve Resulüne imân ederseniz, selâmete erersiniz. Hiç şübhesiz bir olan, eşi ve ortağı bulunmayan Allâh, Mûsâ’yı âyetleri ile göndermiş, İsâ’yı’da kelimeleriyle yaratmıştır.

Yahûdiler:

      “-Uzeyr, Allâh’ın Oğludur!”derler.

Nasrânîler de:

      “-Allâh, üçün üçüncüsüdür. İsâ, Allâh’ın oğludur!”derler.

Resûlullâh (s.a.v), Eyyaş bin Rebiâ’yı, bu mektubla gönderirken de:

“-Onların yurduna varınca, geceleyin girmeyeceksin. Sabaha kadar bekledikten sonra, güzelce bir abdest al. İki rekât namaz kıl! Allâh’dan, kurtuluş ve kabul dile. Yüce Allâh’a sığın. Yazımı, sağ eline al ve onu, onlara sağ elinle, sağ taraflarından ver! Seni, kabul ettikleri zaman, onlara, Beyyine sûresini oku!

      “-Kitablılardan ve müşriklerden küfredenler, apaçık bir hüccet, yani içinde kitabların en doğru hükümleri yazılı, bâtıldan uzak ve temiz sahifeleri okuyacak Allâh'dan bir Peygamber gelinceye kadar güya bekleyeceklerdi, dinlerinden ayrılacak değillerdi!”

Böyle iken, kitap verilmiş olan bunlar, ayrılmadılar, ayrılmadı- larda ancak, kendilerine o apaçık hüccet geldikten sonra ayrıldılar.

Halbuki, onlar, Allâh'a, Onun dininde İhlas ve samimiyet erbabı ve muvahhid olarak ibadet etmelerinden, namazı dosdoğru kılmala-rından, zekâtı vermelerinden başka bir emr ile emir olunmamışlardı. En doğru din de bu idi.

Gerçekten, kitablılardan olsun, müşriklerden olsun, bütün o küfredenler, cehennem ateşindedirler ve onun içinde temelli kalıcıdır lar. Yaratılanların en kötüsü de, onların ta kendileridir.

İman edipte güzel güzel amel ve hareketlerde bulunanlara gelince, hiç şüphe yok ki bunlar da, yaratılanların en hayırlısıdırlar.

Onların, Rabbları katında mükâfatı ise: Altlarından ırmaklar akmakta olan, Adn Cennetleridir. Hepsi de, içlerinde temelli kalıcı-dırlar. Allâh, bunlardan hoşnud olmuş, bunlar da, Allâh’dan hoşnud olmuşlardır. İşte, bu saâdet, Rabbın dan korkanlara mahsustur!” 6

Sûreyi okuyub bitirdiğin zaman:

Ben, Muhammed’e imân ettim ve ben, O’na iman edenlerin ilkiyim de! Onlar, sana hiç bir hüccet getirmezler ki boşa gitmesin! Hiç bir yaldızlı kitâb getirmezler ki nuru sönmüş olmasın! Onlar, sana kendi dilleriyle bir şeyler okudukları zaman:

“-Tercüme ediniz de! Allâh, bana yeter! dedikten sonra:

Ben, Allâh'ın indirdiği her kitaba inandım. Aranızda adaleti yerine getirmekle de emir olundum. Allâh, bizim de Rabbımız, sizin- de Rabbınız dır.

Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz de, size aid dir. Bizimle sizin aranızda hiç bir mücadele yoktur. Allâh, hepinizi bir araya toplayacaktır. Dönüş, ancak Onadır de! 7

Müslüman oldukları zaman, toplanıb önünde yere kapandıkları üç değneği iste: Onlar, ılğın ağacındandır. Birisi, beyaz ve sarı ile karışık alacadır. Birisi, kamış gibi boğumludur. O birisi de, kara abanoz ağacı gibi kapkaradır. Onları çıkarttır. Çarşılarında ateşe ver, yak!”buyurdu.

Eyyaş bin Ebî Rebîa, der ki:

“-Gittim. Resûlullâh (s.a.v)’ın, bana emrettiği şeyleri aynen yaptım. Yanlarına girdiğim zaman, onlar, süslenmiş, süslü elbiselerini giyinmiş bulunuyorlardı. Kendilerini göreyim diye üç evin kapılarındaki büyük perdelere kadar yaklaştım. Perdeyi kaldırıp orta kapıdan içeri girince, odanın düzlük yerinde bir cemaatla karşılaştım. Onlara:

      “-Ben, Resûlullâh’ın elçisiyim!”dedim.

Ve, Resûlullâh (s.a.v)’ın yapmamı bana emir ettiği şeyleri yaptım. Beni, kabul ettiler. Resûlullâh’ın buyurduğu gibi oldu!”

Hımyer Krallarının Müslüman Oldukları Hakkında Mektub ve Elçi Göndermeleri:

Hicretin dokuzuncu yılı, Ramazan ayında Resûlullâh (s.a.v)’in Tebük Seferi’nden geldiği sırada, Hımyer kıralları Hâris bin Abd-i Külal, Nuaym bin Abd-i Külal, Zî Ruayn, Maarfir ve Hemdan kralı Numan’ın şirkten ve müşriklerden ayrılıb Müslüman oldukları hakkında Resûlullâh (s.a.v)’e gönderdikleri yazıları ile elçileri Mâlik bin Mürre: İbn-i Sa’d’e göre: Müraretürrehâvî Medine’ye geldi. Resûlullâh, Mâlik bin Mürre’yi konuk-layıb ağırlamasını Bilâl-ı Habeşî’ye emretti.

Resûlullâh (s.a.v)’in Hımyer ve Hemdan Krallarına Yazısı :

Resûlullâh (s.a.v) Hımyer ve Hemdan krallarına yazdırdığı yazısında şöyle buyurdu:

      “-BİSMİLLÂHÎRRAHMÂNİRRAHÎM”

Allâh’ın Resûlü Muhammed Peyğamberden Hâris bin Abd-i Külâl’e, Nuaym bin Abd-i Külâl’e, Şerh bin Abd-i Külâl’e, Zî Ruayn, Maâfir ve Hemdan kralı Numan’a! Şimdi, ben, Kendisinden başka ilâh bulunmayan Allâh’a sizlerden dolayı hamd ederim.

Sonra, malumunuz olsun ki: Rum toprağından dönüşümüzde elçiniz, bizimle buluştu. Sizin, kendisini ne için gönderdiğinizi tebliğ etti. Sizin hakkınızda bilgi verdi. İslâm dinine girdiğinizi ve müşriklerle savaştığınızı bize bildirdi.

Eğer, siz iyileşirseniz, Allâh’a ve Resulüne itaat ederseniz, namazı kılarsanız, zekâtı verirseniz, ğanimetlerden Allâh’a ve Resûlullâh’a ait beşte bir hisseyi ve Resûlullâh’a ayrıca seçilip verilecek şeyi ve Mü’minler üzerine farz kılınan sadakayı, kaynakların suladığı ve göğün suladığı şeylerin öşrünü (onda birini) ve garb’in yani ortaklık suyun nöbet gününde veya kuyu ile havuz arasına kovadan akan suyun suladığı şeylerin de onda birinin yarısını verirseniz, yüce Allâh, sizi, doğru yoluna koymuş bulunur.

Zekât olarak da:

Her kırk devede, üç yaşına basmış bir dişi deve,

Her otuz devede, üç yaşına asmış bir erkek deve,

Her beş devede, bir koyun veya keçi,

Her on devede, iki koyun veya keçi,

Her kırk sığırda, iki yaşına basmış erkek veya dişi bir dana.

Her otuz sığırda, bir yaşına basmış erkek veya dişi bir dana,

Her kırk koyunda, kendi başına yayılır bir koyun veya keçi vermeniz gerekir ki, Allâh, bunu, Mü’minlere farz kılmıştır. Kim, hayrını artırır ise, onu kendi lehine artırmış olur.

Bu farizayı edâ eden, Müslümanlığına şehâdet getiren, müşriklere karşı Mü’minlere yardım eden kimse ise, Mü’minlerdendir. Kendisi, Mü’minlerin yararlandıklarından, yararlanır, onların mükellef bulundukları vazifelerle de mükellef bulunur. Onun için, yüce Allâh’ın himâyesi ve Resûlü’nün himâyesi vardır.

Yahudiler den veya Nasraniler den Müslüman olanlara gelince, onlar- da, Müslümanların yararlandıklarından yararlanır onların mükellef bulun-dukları vazifelerle mükellef bulunur.

Yahudîlik veya Nasranilikleri’nde kalanlar ise, dinlerinden zorla döndürülmezler. Kendilerinden erginlik çağına eren her erkek veya kadın veya hür veya köle, maâfirî (Yemen elbisesi) veya bunun dengi bir elbisenin kıymetine göre tam bir dinar cizye ödemekle mükellef tutulur.

Bunu, Resûlullâh’a ödeyen kimse, Allâh’ın himayesinde ve Resûlü’nün himayesinde bulunur. Kim, bunu reddederse, o, Allâh’ın ve Resûlü’-nün düşmanıdır.

Sonra, şunu da bilesiniz ki:

Allâh’ın Resûlü Muhammed Peyğamber, Zür’a Zî Yezene’de ki: elçilerim Muâz bin Cebel, Abdullah bin Zeyd, Mâlik bin Ubâde, Ukbe bin Nemr, Mâlik bin Mürre ve arkadaşları, size geldiği zaman, kendilerine iyi davranmanızı tavsiye ederim.

Size bağlı yerlerin cizye ve sadakalarından yanınızda toplananları elçilerime teslim ediniz. Onların âmirleri, Muâz bin Cebel’dir. Elçilerim, ancak, hoşnud olarak döndürüleceklerdir!”diye haber göndermiştir.

Şunu da, bilesiniz ki:Muhammed, Allâh’dan başka ilâh bulunmadı- ğına ve kendisinin de, Allâh’ın kulu ve Resûlü olduğuna şahâdet eder.

Mâlik bin Mürretürrehavi’nin bana söylediğine göre:

Hımyerler’den İslâmiyet’e ilk giren sen imişsin ve müşrikleri öldür-müşsün. Seni, hayırla müjdelerim ve Hımyerlere hayırlı olmanı sana emr-ederim. Birbirlerinize karşı ne hainlik ediniz, ne de, yardımlaşmayı kesiniz. Allâh’ın Resûlü, hem zenginlerinizin, hem de fakirlerinizin dostu ve yar-dımcısıdır. Sadaka, zekât, ne Muhammed için, ne de, O’nun ev halkı için helâldir. O, ancak, Müslümanların fakirlerine ve yolculara mahsustur.

Mâlik, haberin eriştirilecek olanlarını bana eriştirdi ve gizlenecek olanlarını da gizledi. Kendisine hayırlı olmanızı, iyi davranmanızı size emr-ederim. Ben size iyi adamlarımdan, onların din ve ilim sahibi olanla-rından göndermiş bulunuyorum. Kendilerine hayırlı olmam ve iyi davranmanı sana emrederim. Çünkü, onlar, adamlarımın, ağızlarına bakılır, sözleri dinlenir kişileridir. Allâh’ın selâmeti, rahmeti ve bereketleri üzerinize olsun!”

Zi Yezen otuz üç deveye satın almış olduğu bir takım güzel elbiseyi Resûlullâh (s.a.v)’e hediye etmişti. 8

Eyyaş bin Ebi Rebiâ, Himyer yurduna gitti. Resûlullâh’ın talimatına göre hareket etti. Oradan ayrıldıktan sonra, Himyelerin reisi, bir elçi ile mektub göndererek Müslüman olduklarını bildirdiler.

Eyyaş bin Ebû Rebiâ, Bedir’in dışında Resûlullâh (s.a.v)’in bir çok ğazvelerine iştirak etti. Bu arada Mekke fethinde bizzat bulundu denilir. Resûlullâh’ın vefatından sonra. Birinci halife Hz.Ebû Bekr (r.a)’ın hilafet devrinde Suriye fethine katıldı, ve üstün kahramanlıklar gösterdi. İkinci halife Hz.Ömer (r.a) zamanında Eyyaş bin Ebi Rebiâ, Suriye bölgesindeki fetihlerden geri döndükten sonra Mekke’de vefat etti. Veya, Yemâme Savaşı’nda şehid oldu, veya En kuvvetli görüş; onun Yermük’te şehid olduğudur.

Habib bin Ebi Sâbit anlatıyor:

Hâris bin Hişâm, İkrime bin Ebi Cehl, Eyyaş bin Ebi Rebiâ Yermûk Savaşı’nda ağır yaralar aldılar. Yerlerinden kıpırdıyamıyorlardı. Hâris bin Hişam, içmek için su istedi. İkrime’nin kendisine baktığını görünce:

      “-Suyu İkrime’ye verin!”buyurdu.

İkrime, su kabını eline alınca, Eyyaş bin Ebi Rebiâ’nın kendisine bak-tığını gördü. O da:

      “-Suyu Eyyaş’a verin!”diyerek elindeki su kabını ona gönderdi. Su kendisine ulaşmadan, Eyyaş ruhunu teslim etti. Suyu taşıyan, diğer ikisine koştuysa da onlar da suyu içemeden şehadet şerbetini içtiler!” 9

Hicri 15. Miladi 635 yılında Şam’da vefat ettiği de söylenir.

Resûlulâh’dan rivayet ettiği birkaç hadis Ahmed İbn-i Hanbel’in el-Müsned’inde İbn-i Mâce’nin Sünen’in de yer almıştır. Kendisinden oğlu Abdullah, Enes bin Mâlik, Mürsel olarak da Ömer bin Abdulaziz rivayet etmişlerdir.

Oğlu Abdullah ondan, Resûlullâh’dan Mekke’nin ta’zimi hakkında hadis rivayet etmiştir. Yine ondan Enes bin Mâlik, Abdurrahman bin Sâbit rivayet ettiler. Ömer bin Abdülaziz de ondan mürsel olarak rivayet etti. İbn-i Ömer’in mevlası Nâfi’de mürsel olarak rivayet etti. İbn-i Kani’ el-Kurrâb ve kimileri şöyle dediler:

      “-Hicri 15 yılında halife Ömer’in devrinde Şam’da öldü!”denildi ki:

      “-O Yemâme Savaşı’nda şehid düştü!”

Kimisine göre Yermük’de şehid düştü. En doğrusu da bu olsa gerek. 10

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.


1- M.Âsım Köksal İslam Tarihi-3-189 
2- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-6-130 
3- M.Âsım Köksal islâm Tarihi-6-135 
4- Zümer-53-55 
5- M.Âsım Köksal İslam Tarihi-9-224-227 
6- Beyyine-1-8 
7- Şura-15 
8- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-16-286-291 
9- M.Yusuf Kahdehlevi Hadislerle Müslümanlık-1-314 
10- el-İsabe İbn-i Hacer el-Askalani-3-578-No-6127