Esmâ Bint-i Ebû Bekir

Esmâ bint-i Ebû Bekr, Hicretten yirmi yedi yıl önce takriben Miladi 594 yılında Mekke’de doğmuş olup, Hicretin 73. Miladi 692 yıllarında oğlu Abdullah İbn-i Zübeyr’in Mekke’deki şehâdetinden yirmi gün sonra yine Mekke’de rahmeti rahmâna kavuşmuştur.

Esmâ Bint-i Ebû Bekir

Esmâ Bint-i Ebû Bekir
أسْـمَا بـِـنْـتِ اَبـِي بَـكـر


 Baba Adı    :    Ebû Bekr (r.a).
 Anne Adı    :    Kuteyle bint-i Abduluzza bin Esad bin Cabir bin Mâlik bin Hısıl bin Amr bin Lüey’dir.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Takriben Miladi 594.yılda Mekke’de doğdu.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 73. Miladi 692 yılların da Mekke’de takriben 98 yaşlarında vefat etmiştir. Medine’de vefât ettiği de söylenir.
 Fiziki Yapısı    :    Hanım sahabi idi.
 Eşleri    :    Zübeyr bin Avvâm.
 Oğulları    :    Abdullah, Urve, Münzir, Âsım, Muhacir.
 Kızları    :    Hadicetü’l-Kübra, Ümmül Hasen, Âişe.
 Gavzeler    :    Bazı seferler de bizzat bulunmuştur.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Mekke’den Medine’ye Muhacirdir.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    58 tane.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Esmâ bint-i Ebû Bekr bin Osman bin Amir Ebû Kuhafe bin Ka’b bin Sa’d bin Teym bin Mürre bin Kâ’b bin Lüey bin Ğalib bin Fihr bin Mâlik bin Nadr bin Kinâne dir, Teymoğulları’ndandır.
 Lakap ve Künyesi    :    Zâtunnitakayn. İki kuşak sahibi.
 Kimlerle Akraba idi    :    Hz.Ebû Bekr’in kızı, Zübeyr bin Avvâm’ın hanımı, Abdullah İbn-i Zübeyr’in annesi, Resûlullâh (s.a.v)’in baldızı, Hz.Âişe’nin Ana ayrı, baba bir bacısıdır.



Esmâ Bint-i Ebû Bekir Hayatı

Esmâ bint-i Ebû Bekr, Hicretten yirmi yedi yıl önce takriben Miladi 594 yılında Mekke’de doğmuş olup, Hicretin 73. Miladi 692 yıllarında oğlu Abdullah İbn-i Zübeyr’in Mekke’deki şehâdetinden yirmi gün sonra yine Mekke’de rahmeti rahmâna kavuşmuştur. Kadın Sahabiyeler içinde en çok yaşayanlardan biri olduğu kadar Resûlullâh (s.a.v)’den ve Hûlefâ-i Raşidin-den sonra İslâm devletinin geçirmiş olduğu bütün kötü günlere ve kötü idare ve idarecilerine de şahid olmuştur.

Esmâ bint-i Ebû Bekir (r.a), künyesindende belli olduğu gibi, Ebû Bekr-i Sıddîk’ın Kuteyle bint-i Abduluzza bin Es’ad bin Cabir bin Mâlik bin Hısl bin Âmir bin Lüey adlı hanımından doğmadır. Abdullah bin Ebû Bekr’in ana baba bir kardeşi, Hz.Âişe’nin ise, anne ayrı, baba bir kız kardeşi idi. Yaş olarak, Hz.Âişe’den takriben on yaş kadar büyüktür. Cennetle müjdelenen on kişiden biri olan Zübeyr bin Avvâm (r.a)’ın ilk hanımı, ve Abdullah İbn-i Zübeyr (r.a)’in annesidir. Esmâ hatun, islâm tebliğinin yapıldığı ilk sıralarda islâm dinini ilk kabul eden onyedi, veya onsekizinci şerefli bir hanım kişidir. Yani Sabikunu evvelindendir.

Kocası Zübeyr bin Avvam (r.a), Mekke devrinin sıkıntılı günlerinde, Habeşistan’a hicret etmiş ise de Esmâ (r.a)’nın bu hicrete katıldığına dair bir rivayete rastlanmamaktadır. Onun adı, ilk defa, Resûlullâh (s.a.v) ile babası Ebû Bekr’ın, hicret hazırlığı sırasında geçer.

Medine’ye hicret gecesinde, Resûlullâh (s.a.v)’ın yolculuk sırasında, içersinde yiyecek ve içeceklerinin bulunduğu azık bohçasını hazırlamıştır. Bundan dolayı da, Resûlullâh (s.a.v)’in duâsını almıştır. Resûlullâh (s.a.v) ve, Ebû Bekr (r.a)’e yol azığı olmak üzere, Ebû Bekr (r.a)’in ev halkı tarafından, bir koyun kesilib eti pişirilmiş, ve bir dağarcığın (bohça) içine konulmuştu. İçilecek su da bir tuluma konmuş, fakat, ağızlarını bağlaya-cak bağ bulunamamıştı.

Esma hatun bu husustaki hâtırasını şöyle anlatır:

“-Medine’ye hicret edilmek istenildiği zaman, babam Ebû Bekr’ın evinde, Resûlullâh’ın azık sofrasını ben hazırladım. Fakat, ne yemek sofrasını, ne de, su tulumunun ağzını bağlayacak bir şey bulamamıştık. Bunun üzerine, Babam Ebû Bekir’e dedim ki:

      “-Vallâhi, ben Nitakımdan bel bağımdan başka bir şey bulamadım!”

Babam da:

      “-Onu, ikiye böl birisiyle, su tulumunun ağzını, diğeri ile de, azık sofrasını bağla!”dedi.

Öyle yaptım. Nitakımı (bel bağımı) ikiye böldüm. Azık bohçasını ve su tulumunu bağladık. Bunu gören veya duyan Resûlullâh (s.a.v) bana:

      “-Allâh, bu Nitakını, belbağını Cennette, iki Nitakla değiştirsin! Ona Cennette iki Nitak var!”buyurdular.

Bundan dolayı bana, o günden sonra, Zâtünnıtakayn yani, iki Nitak sahibi dendi!”

Yerine göre; Kuşak mânasına da, gelen Nitak kelimesi, Arab kadın-larının kuşandıkları bir giysi olup ortasını, bellerine bağlar, yukarısını, aşağısının üzerinden dizlerine doğru salıverirler, aşağısı, yerde sürünürdü.

Esmâ hatun çok güzel rüya tabir ederdi. Bunu babası Ebû Bekr’den öğrendiği söylenir. İnsanların en iyi düş yoran rüya tabircisi olan Saîd bin Müseyyeb de bunu Esmâ hatundan öğrenmiştir.

Esmâ hatun, çok cömert idi. Zübeyr bin Avvam (r.a), der ki:

      “-Ben, Âişe ve Esmâ’dan daha cömerd bir kadın görmedim. Onların cömertlikleri, birbirine uymazdı: Âişe, önce yanında biriktirir, yanında biriken şeyleri, verilecek yerlere dağıtırdı. Esmâ ise, hiç bir şeyi biriktirip ertesi güne bırakmaz, dağıtırdı!” 1

Hz.Âişe (r.a), Hicret başlangıcını şöyle anlatır:

“-Resûlullâh (s.a.v) Ebû Bekr’ın evine, ya akşam, ya sabah, gelme-diği bir ğün, olmazdı. Mekke’den, kavminin arasından çıkıp, hicret etme-sine izin verildiği ğün ise, öğle vaktinin sıcağında, hiç gelmediği bir vakitte, zeval vaktinin ilk saatinde, Ebû Bekr’ın evinde, evimizde oturu-yorduk. Ev halkından Esmâ bint-i Ebû Bekr:

      “-İşte! Resûlullâh! Bize, hiç gelmediği bir saatte başını bir örtü ile örtmüş, bize geliyor!”dedi.

Babam Ebû Bekr:

      “-Babam, anam, O’na, fedâ olsun! Vallâhi, O, yeni bir hâdise, olma-dıkça, bu saatte gelmezdi?!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v), gelince, içeri girmek için, izin istedi. İzin verildi. İçeri girdi. Resûlullâh (s.a.v), girince, Ebû Bekr (r.a), sedir’in den kalktı, Resûlullâh (s.a.v), oturdu. Ebû Bekr’ın yanında, benimle Esmâ bint-i Ebû Bekr’den başka, kimse, yoktu.

Resûlullâh (s.a.v), Ebû Bekr’e:

      “-Yanındaki kimseleri, dışarı çıkar!”buyurdu.

Babam Ebû Bekr:

      “-Yâ Resulallah! Babam, Anam, Sana, fedâ olsun! Onlar, iki kızım- dır, Senin Ehl’in ve Mahrem’indir. Bizi, gözetleyen, yabancı bir kimse yok!”dedi.

Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v):

      “-Benim, buradan çıkıp, Medine’ye gitmeme, yüce Allâh tarafından izin verildi!”buyurdu.

Babam Ebû Bekr:

      “-Yâ Resulallah! Benim içinde, Seninle yoldaşlık, arkadaşlık etmek izni’de varmı?”diye sordu.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Evet! Var!”

Buyurunca, Babam Ebû Bekr (r.a), sevincinden ağladı. Vallahi, ben, Babam Ebû Bekr’ın, o gün, öyle ağladığını, görünceye kadar, bir erkeğin, sevincinden ağlayacağını, bilmiyordum.

Ebû Bekr (r.a):

      “-Ey Allâh’ın Râsülü! Ben, şu iki deve’yi, bu gün için, hazırlamış-tım. Babam, Anam, Sana, fedâ olsun yâ Resûlullâh! Şu iki deve’den, birisini, al!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Ancak, bedelini ödemek üzere alırım!”buyurdular.

Resûlullâh (s.a.v) ile, Ebû Bekr’in, sefer lavâzımını, çarçabuk hazır-ladık. Her ikisi için, bir miktar azık yapıp dağarcık içine koyduk. Ebû Bekr’ın kızı Esmâ, belinin kuşağından bir parça yırtıp onunla, Dağarcığın ağzını bağladı. Bunun için, ona, Zâtünnıtakayn denildi!” 2

Resûlullâh (s.a.v), ile Ebû Bekr (r.a), Sevr Mağara’sına gidip gizlen-dikleri sırada, aralarında Ebû Cehl’ın de bulunduğu müşrik bir topluluk, Resûlullâh (s.a.v)’i kendi evinde bulamayınca, hemen, Ebû Bekr’ın evine gidip kapısına dikildiler. Esmâ bint-i Ebû Bekr, dışarı çıktı:

      “-Ey Ebû Bekr’ın kızı! Nerede baban?”diye sordular.

Esmâ:

      “-Vallâhi, Babamın nerde olduğunu, ben bilmiyorum!”deyince,

Ebû Cehl, elini kaldırıp, onun yanaklarına şiddetli bir şamar attı. Esmâ’nın kulağından küpesi, yere fırladı. Kureyş müşrikleri, O’nları, şiddetle ve ısrarla her yerde arıyorlardı. 3

Esmâ bint-i Ebi Bekr’in bildirdiğine göre:

“-Üç gece, bekledikleri halde, Resûlullâh (s.a.v), ile Ebû Bekr’ın, nerede olduğunu bilmiyorlardı. Resûlullâh (s.a.v), ile Ebû Bekr, ve, arka-daşlarının Salı günü, Kudeyd’de bulundukları sırada, Cinlerden bir Cin, Mekke’nin, aşağısından Arab terennümleri ile bazı beyitler terennüm ederek geldi. Köleler, çocuklar, kadınlar, kendisini, göremedikleri halde, Mekke’nin yukarısına kadar, onun sesini tâkib ederek gittiler. Cin’in terennüm ettiği beyitlerde:

“-İki Arkadaş’ın, Ümmü Ma’bed’in çadırına girip dinlendikleri, Resûlullâh’a arkadaşlık eden Zât’ın, umduğuna ermiş olduğu bildiril-mekte, Ümmü Ma’bed’ın iyiliği övülmekte, Resûlullâh (s.a.v)’ın, orada, dua ederek, kısır koyun’un memelerinden, nasıl süt sağdığı anılmakta idi.

Esmâ Hatun der ki:

      “-Biz, Cin’in sözünü işittikten sonra, Resûlullâh (s.a.v)’ın hangi semt’e doğru yol alarak Medine’ye gitmekte olduğunu, anladık!” 4

Esmâ (r.a) anlatıyor:

“-Babam Ebû Bekr (r.a), Resûlullâh (s.a.v), ile beraber Mekke’den Medine’ye hicret ederken, beş bin veya altı bin dirhemden ibaret olan bütün parasını’da yanına aldı. Onlar gittikten sonra, dedem Ebû Kuhafe, bize geldi. Gözleri görmüyordu.

Bize:

      “-Vallâhi, Ebû Bekr kendisiyle beraber, servetini de götürerek sizi üzdü?”dedi.

Ben, o zaman:

      “-Hayır dedeciğim. O, bize çok miktarda mal bıraktı!”dedim.

Ve, bir sürü taş toplayıp, Babam’ın servetini koyduğu köşeye koydum. Sonra da üstlerine bir örtü örttüm. Ve dedemin elinden tutarak:

      “-Dedeciğim, elini şu paraların üstüne koy!”dedim.

Elini koydu ve:

      “-Eğer, size bunu bıraktıysa iyi çok güzel, mesele yok!”dedi.

Şunu belirteyim ki, Babam Ebû Bekir, bize, hiç bir şey bırakmadı. Fakat, ben, bu yaşlı adamı teskin etmek için böyle yaptım!” 5

Âişe (r.a) der ki:

“-Resûlullâh (s.a.v), Medine’ye hicret ettiği zaman, bizi ve kızlarını geride, Mekke’de bırakmıştı. Medine’ye varınca, azadlı kölesi Zeyd bin Hârise ile Ebû Râfi’i iki deve ve birde, ihtiyaç duyacakları şeyi satın almak üzere Babam Ebû Bekr’den aldığı beşyüz dirhem harçlıkla birlikte bize gönderdi. Ebû Bekr’de Abdullah bin Uraykıt’ı iki veya üç deve ile onların yanına katıp, zevcesi, Annem Ümmü Ruman’ı, beni, ve kız kardeşim Esmâ’yı ki, O, Zübeyr bin Avvam’ın zevcesi idi. Babam bizleri göndermesi için kardeşim Abdulah bin Ebi Bekr’e yazarak emretti. 6

Esmâ bint-i Ebû Bekr (r.a) der ki:

“-Ben, gebelik müddetimi doldurmuş olarak Mekke’den yola çıktım. Muhacir olarak Medine’ye gelerek Kuba’ya indim. Oğlum Abdullah’ı orada doğurdum. Sonra, onu alıp Resûlullâh (s.a.v)’e getirip kucağına koydum. Kucağına koyunca, Resûlullâh (s.a.v), bir hurma istedi. Onu çiğneyip çocuğun ağzına verdi ki, oğlumun midesine ilk giren şifalı şey, Resûlullâh (s.a.v)’in bu mübarek çiğnemi oldu.

Resûlullâh (s.a.v), çiğnediği hurmayı çocuğun damağına sürdükten sonra, ona, bereket duâsı yaptı. Abdullah, Medine’de muhacir müslüman aileleri içinde, ilk doğan erkek çocuktu. Abdullah’ın doğumu ile Muhacir-ler son derece ferahlandılar. Çünkü, Yahudiler tarafından Muhacirlere:

      “-Artık sizi sihirledik, sizin için artık erkek çocuk doğurmak yok!” deniliyordu. Müslümanlar, aralarında hep bu sihr’i konuşmak da idiler. Abdullah’ın doğumunu işitir işitmez:

      “-Allâh-ü Ekber!”diyerek tekbir getirdiler ki, bu, Allâh’ın, Yahudi-leri yalanlamasından, duydukları sevinçten ileri geliyordu.

Resûlullâh (s.a.v)’de çocuğu eliyle sığadıktan sonra, ona, Abdullah ismini taktı. Abdullah İbn-i Zübeyr’den başka Misver bin Mahreme ile Mervan bir Hakem ve Numan bin Beşir’de o sıralarda Medine’de doğan Müslaman erkek çocuklarındandı.” 7

Ebû Bekr (r.a)’in kızı Esmâ’dan:

“-Zübeyr (r.a) ile evlendim. Onun ne malı, ne kölesi vardı, sadece bir atı vardı. Atının yemi’ni ben verirdim, bakımını ve seyisliğini de ben yapardım. Su taşıdığı devesinin de hurmasını döver, yiyeceğini verir ve sulardım. Su tulumunu ben diker, hamurunu ben yoğururdum. Ekmek yapmasını iyi bilmediğim için Ensâr’dan komşularım ekmeğimi yapı-verirlerdi. Onlar, ne iyi insanlardı. Resûlullâh’ın Zübeyr’e vermiş olduğu üçte iki fersahlık mesafedeki araziden başımın üstünde hurma çekirdeği taşıyordum. Yine bir gün, hurma çekirdeği başımda gelirken, yanında ashabdan bir grub insanla, Resûlullâh’a rastladım. Beni yanına çağırdı. Sonra, beni, terkisine almak için devesine:

      “-Ih! Ih!” dedi. Erkekler ile beraber yürümekten utandım. Zübeyr, insanların en kıskancı olduğu için, hemen onun kıskançlığını hatırladım. Resûlullâh, utandığımı anladı. Beni bırakıp gitti. Ben, Zübeyr’e gelerek:

      “-Başımda hurma çekirdeği taşırken yanında bir grub Ashab’ıyla gelirken Resûlullâh’la karşılaştım. Beraber binmemiz için devesini çök-türdü. Ben utandım, ve senin kıskançlığını hatırladım!” dedim.

Zübeyr bin Avvam:

      “-Allâh’a yemin ederim ki, senin hurma taşıman, bana Resûlullâh’la beraber deveye binmenden daha ağır geliyor!”diye üzüntüsünü belirtti.

Bu olaydan sonra, Babam Ebû Bekr (r.a) bana bir hizmetçi gönderdi. Artık, ben, sadece atın idaresine bakıyordum. Babam Ebû Bekir (r.a) bu hareketi ile beni azad etmiş gibi oldu!”

Müslüm’in rivâyeti şöyledir:

      “-Ben Zübeyr’in ev hizmetini görüyordum. Onun bir atı vardı, ona da bakıyordum. Bana at bakıcılığından daha zor gelen hiçbir iş yoktu. Ona otunu veriyor, tımarını yapıyor, her nevi bakımını yükleniyordum!”

Esmâ, sonra kendisine bir hizmetçi düştüğünü; Resûlullâh (s.a.v)’e getirilen esirlerden birini kendisine verdiğini söyledikten sonra;

“-Hizmetçi beni at seyisliğinden ve onun yiyeceğini temin sorumlu-luğundan kurtarmıştı. Bir gün bir adam geldi ve bana:

      “-Yâ Ümmü Abdullah, ben fakir bir adamım; senin şu evinin gölge-sinde mal satmak istiyorum!”dedi.

Ben de:

      “-Eğer şimdi sana izin verecek olursam, Zübeyr kabul etmez. Onun için sen bunu benden, Zübeyr’ın bulunduğu bir sırada gel de iste!”

Adam bir müddet sonra tekrar gelip dedi ki:

      “-Yâ Ümmü Abdullah, ben fakir bir adamım; senin şu evinin gölges-inde mal satmak istiyorum!”

Esmâ (r.a):

      “-Medine de benim evimden başka bir gölgelik bulamadın mı?”diye söyleyince, Zübeyr bin Avvam, hanımına:

      “-Fakire neden mani oluyorsun?”diye çıkıştı.

Sonra adam orada iyi para kazanıncaya kadar alış verişe devam etti. Câriyemi de bu adama sattım. Câriyenin parası henüz kucağımda iken Zübeyr içeri girdi:

      “-O parayı bana bağışla!”dedi.

      “-Ben onu tasadduk ettim!”dedim. 8

Hz.Esmâ’yla, kocası Hz.Zübeyir bin Avvam, Mesud bir aile hayatı yaşamakla birlikte, zaman, zaman aralarında can sıkan olaylar da olurdu. Fakat, çok geçmeden bu can sıkıcı hal tatlıya bağlanırdı. Sanki aralarında hiçbir şey geçmemiş gibi davranırlardı. Bir gün yine bir meselede anlaşa-mamışlar aralarında tartışma çıkmıştı. Esmâ (r.a) her nasılsa babasına giderek beyinden şikâyette bulundu. Ebû Bekr (r.a), söylenilmesi gereken en güzel şeyi söyledi. Sevgili kızına şu nasihatı verdi.

Bunu,İkrime şöyle anlatır:

“-Ebû Bekr (r.a)’in kızı Esmâ, Zübeyr bin Avam’la evli idi. Zübeyr ona karşı çok sert davranırdı. Esmâ, bu durumu babasına şikâyet etti.

Babası da ona:

      “-Kızım sabret! Salih bir kocası olan bir kadının, kocası ölür de kadın ondan sonra evlenmezse, ikisi cennette birleşirler!”dedi. 9

Esmâ bint-i Ebi Bekr (r.a), ile Zübeyr bin Avvâm (r.a)’ın bu mutlu evlilliklerinden, Abdullah, Münzir, Urve, Âsım, Muhacir, Adlarında beş oğulları ile, Hadicetü’l Kübra, Ümmül Hasen, Âişe, Adlarında üç tane kızları olmuştur. Çocuklarının hepsi de meşhurdur.

Esmâ Hatun anlatıyor:

“-Bir defasında, Resûlullâh’ın, Ebû Seleme ile Zübeyr’e geldiğinde, Benî Nadir tarlalarında idim. Zübeyr, Resûlullâh ile beraber bir yere gitti. Yahûdi bir komşumuz vardı. Bir koyun kesmişti. Pişiriliyordu. Burnuma tarifi imkânsız kokular geldi. O sırada’da kızım Hatice’ye hamile idim. Sabredemedim, gidip, Yahûdi kadının yanına vardım. Ateşe ihtiyacım olmadığı halde, belki bana et ikrâm eder ümidiyle ateş istedim. Etin kokusunu yakından hissedince, bendeki iştiyak daha da arttı. İlk aldığım ateşi söndürdüm. İkinci defa ateş istedim. Üçüncü defa bir daha gittim. Kimse bir şey vermedi. Sonra oturdum. Bir taraftan ağlıyor, bir taraftan da yüce Allâh’a niyazda bulunuyordum. Kadının kocası gelmiş ve:

      “-Yanınıza gelip giden oldu mu?” diye sormuş,

Karısı da:

      “-Bir kadın ateş almaya geldi!”demiş,

Bunun üzerine adam:

      “-O kadına, bu pişen etten bir parça göndermedikçe, bir lokma yemeyeceğim!”demiş,

Adamın ısrarı üzerine, bana bir tabak et gönderdiler. O gün, yeryü- zünde, bu etten daha çok hoşuma giden hiçbir şey yoktu!” 10

Abdullah İbn-i Zübeyr anlatıyor:

Ebû Bekr (r.a)’in karısı Mâlik bin Hısloğulları’ndan Abduluzza bin Abd bin Sa’d’ın kızı Kuteyle kızı Esmâ’ya hediye olarak keler, çörek ve yağ getirdi. Kuteyle daha Müslüman olmamıştı. Annem Esmâ, annesinin getirdiği bu hediyeleri kabul etmek ve eve dahi sokmak istemedi. Teyzem Âişe, bu hususa dair Resûlullâh (s.a.v)’e, şu âyet indi der:

      “-Allâh, din uğrunda sizinle muharebe etmeyen, sizi yerinizden, yurdunuzdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, adalet ve insaf göstermekten men’etmez. Allâh adâlet ve insaf gösterenleri sever” 11

Bunun üzerine, Resûlullâh (s.a.v), Annem Esmâ’ya gelen hediyeleri kabul etmesini, ve annesini evine sokmasını emretti!” 12

Âişe (r.a)’dan yapılan rivayete göre:

“-Bir gün Ebû Bekr’ın kızı Âişe’nin kardeşi Esmâ, Resûlullâh’ın yanına gelmişti. Üzerinde ince bir elbise vardı. Resûlullâh Ondan yüz çevirip şöyle dedi:

      “-Yâ Esmâ! Kadın hayız görmeye başladığında onun vücudundan şu ve şu orğanı dışındaki yerlerinin başkasına görünmesi uyğun olmaz.” 13

Resûlullâh (s.a.v), bunları söylerken, kendi yüzü ile iki eline işaret ettiler. Bu olay Esmâ hatunun kulağında küpe olarak kaldı. Ölene kadar, altı’nı gösterir korkusuyla ince hiç bir elbise asla giymedi. Öyleki oğlu dahi kendisine çok yaşlandığı ve gözlerinin âma olduğu dönemde kendi-sine getirdiği bir kumaşı altı’nı gösterir korkusuyla bakın nasıl red etti.

Hişam bin Urve’den:

“-Münzir bin Zübeyr, Irak taraflarından gelmişti. Ebû Bekr (r.a)’ın kızı Esmâ’ya ki, o zaman ama idi. Merv ve Kuh kumaşlarından yapılmış bir elbise gönderdi. Esmâ kumaşları eli ile yokladı sonra:

      “-İstemem! Elbisesini ona geri verin!”dedi.

Bu hareket Münzir bin Zübeyir’in zoruna gitmişti.

      “-Anneciğim! Bu kumaş altı’nı göstermez!” dedi.

Esmâ (r.a):

      “-Altı’nı göstermese bile vücut hatlarını belli eder!”deyince,

Münzir, ona, Merv ve Kuh kumaşlarından yapılmış başka bir elbise satın aldı. Esmâ (r.a), onu kabul etti ve:

      “-İşte, bana böylesini alın!” dedi. 14

Esmâ hatunun, kocası Zübeyr bin Avvâm, bütün ömrünü savaşlarda geçirdiği için fazla bir malı olmamıştır. Ancak, onun savaşlarına ait olayları Esmâ (r.a) bizzat görmüş olup, bunları birer birer bizlere anlatmak-tadır. Esmâ (r.a)’nın seyretmiş olduğu kocasının savaşları içinde Uhud gazvesi ile Hendek gazvesi gelmektedir. Uhud gazvesinde, Esmâ (r.a), diğer Müslüman kadınlar gibi, yaralıları tedavi edip savaşan Müslüman-lara su taşımıştır.

Yermük Savaşına, kocası Zübeyr bin Avvam ile birlikte katıldığı rivayet edilmiştir. Bu savaşta, İslâm ordusunun içinde kadınların’da bulunduğu, ve ordunun arka tarafında bir tepe üzerinde mevzilenmiş olan bu kadınların kılıç çadır direklerini kullanmak suretiyle savaşa iştirak ettikleri, hatta bu hususta erkeklerle yarıştıkları dahi rivayet edilir.

Esmâ bint-i Ebî Bekr (r.a), çok cömert idi. Cömertlikte babasına çok benzerdi. Bir gün Resûlullâh (s.a.v), onu eli birbiri üzerine bağlı görünce:

      “-Yâ Esmâ! Elini bağlama, aksi takdirde Allâh’da senin üzerine olan ihsanını bağlar!” Meâlinde bir hadis-i şerif buyurmuştur.

Bir gün evde Muhtemelen vereceği bir sadakayı sayıp hesablarken Resûlullâh (s.a.v) ziyaretine gelmiş. Onun bu durumunu görünce:

      “-Sayma, sonra Allâh’da sana sayarak verir!”demiştiler.

Esmâ bint-i Ebî Bekr (r.a), zaman zaman Resûlullâh’ın sohbetinde bulunan ve ondan feyiz alan, sayılı Sahabe kadınlardan biriydi. Sık sık O’nun sohbetinde bulunurdu. Bunda Resûlullâh’ın baldızı olmasının büyük payı vardı. Kendisi sade bir hayat yaşardı. Çocuklarına da cömert olmaları tavsiyesinde bulunur.

      “-Malınızı, Allâh yolunda harcayın! Sadaka verin! Bir hayrı ihmal etmekle hiçbir şey fazlalaştırmış olmazsınız! Sadaka vermekle malınızın eksileceğini zannetmeyiniz!” derdi.

Esmâ (r.a) her insan gibi zaman zaman hasta olurdu. Fakat hiçbir zaman, halini insanlara şikâyet etmezdi. Çünkü hastalığın Cenâb-ı Hakkın emriyle geldiğine ve hastalığın günahlara keffâret olduğuna inancı vardı. Hem insan hiç hastalanmasa sıhhat nimetinin şükrünü nasıl eda edecekti? Diğer taraftan hastalıklar Cenâb-ı Hakk’a duâ etmek için büyük bir vesile idi. Bu sebeple hastalıktan dolayı şikâyette bulunmak, kadere itiraz edercesine “ah, of” diye inlemek mânâsızdı.

İşte, Esmâ (r.a), bunların şuurundaydı. Hastalığı sabır ve tevekkülle karşılardı. Bir defasında şiddetli bir baş ağrısına yakalanmıştı. Elini başının üzerine koydu ve teslimiyet içerisinde şöyle duâ etti:

      “-Gerçi başım çok ağrıyor. Fakat, Allâh’ın affetmesini temenni ettiğim günahlarım daha çoktur.”

Bu büyük İslâm kadını, kanaatkârlığı ve sabrı ile de temayüz etmişti. Kısmetine râzı olur, şükreder daha fazlasını istemezdi.

Kocası Zübeyr bin Avvam’ın kendisine çok sert davrandığından bahsetmiştik. Babası, kızına hep sabredip dayanmasını tavsiye ederdi. Babasının vefatından sonra, Esma (r.a) elli küsür yaşlarında ve sekiz çocuk annesi iken kocasından şiddetli geçimsizlik sonucunda ayrılmak zorunda kalmıştır. Boşandıkları zaman, oğlu Urve bin Zübeyr’ın küçük olduğu ve babasının yanında kaldığı belirtilmektedir.

Oğlu Urve bin Zübeyr, takriben Hicretin yirmi üçüncü, Miladi 644 yılında doğduğuna ve babası Zübeyr de Hicri 36. Miladi 656. yılında Cemel Vak’ası’nda şehid olduğuna göre, Esmâ bint-i Ebî Bekr (r.a)’ın boşanması, yaklaşık olarak Hicri 27-28 Miladi 648-649 yıllarına rastlamış olmalıdır. Bu da Esmâ (r.a)’ın elli küsür yaşlarında olduğunu gösterir.

Esmâ (r.a), Zübeyr bin Avvam’dan ayrıldıktan sonra, bir daha hiç evlenmemiş, vefatına kadar da, oğlu Abdullah ibn-i Zübeyr’ın yanında kalmıştır. Hz.Ömer (r.a) ilk kafilelerle hicret eden kadınlara bütçeden tahsisat ayırdığı zaman bazı kadın sahabilerle birlikte Esmâ’ya da. 1000 dirhem maaş bağlamıştır.

Esmâ (r.a), edeb ve ibadetiyle birlikte siyasete karışmak istemiyordu Ancak, onun hem halife kızı, oğlu Abdullah’dan dolayı hem halife annesi olması, kocasının da hep ön planda bulunması, nedeni ile kendisinin idare ve siyasetin tamamen dışında kalmasına fırsat vermemiştir. Özellikle oğlu Abdullah İbn-i Zübeyr’ın başına gelenlerden dolayı. İnsafsız siyasetten ve zalim siyasetçilerden neler çekti.

Esmâ (r.a), iyi bir eş olduğu gibi, iyi bir anneydi de. Bir anne için en dayanılmaz ızdırap, şüphesiz yavrusunun ölümünü görmekti. Hele bu yavru kemâlat çağına ermişse, bu acı kat kat artardı. Hayat artık çekilmez olurdu. Fakat bu, Allâh’a ve kadere inanmayan veya îmânı zayıf olan bir anne için geçerliydi. Kadere hakiki mânâda îmân eden, Allâh’dan gelen hayır ve şerre ve her şeye teslim olan bir anne idi.

Bunun en güzel misalini Esmâ bint-i Ebî Bekr (r.a)’nın hayatında görüyoruz. O en sevdiği ciğerparesi Abdullah İbn-i Zübeyr (r.a) gibi, Resûlullâh’ı görmüş, sohbetinde bulunmuş bir yavruyu Allâh yolunda ölmeye teşvik ediyor, onun feci bir şekilde şehid edildiği haberini alınca da, bunu büyük bir sabır ve teslimiyet ile karşılıyordu.

Hadise kısaca şöyle idi:

Abdullah bin Zübeyr (r.a), Yezid bin Muâviye’nin vefâtından sonra Müslümanların pek çoğunun kendisine biat etmesiyle Mekke’de halife seçilmişti. Hicaz, Yemen, Irak, Mısır ve Horasan Müslümanları kendisini bu vazifeye lâyık görmüşler, bey’at etmişlerdi.

Abdullah (r.a), birkaç yıl Mekke’de adaletle hüküm sürdürdü. Bu müddet zarfında annesinin çok büyük yardımını gördü. Fakat, Emevi hükümetini eline geçiren Abdülmelik bin Mervan, tarihe bir tek “Zalim” isim ve lakabiyle geçen Zalim Haccâc’ı hicretin 72. yılında Abdullah’ın üzerine gönderdi. Haccâc Ebû Kubeys dağına mancınık kurarak Kâbe’yi taşa tuttu. Onun adalet ve merhametle ilgi ve alakası mümkün olmayan bu zülüm hareketi karşısında, Abdullah bin Zübeyr, kahramanca Kâbe’yi müdafaa etti.

Fakat, adamlarından bir çoğu, Zalim Haccâc’ın yalancı vaadlerine kanarak onun safına geçtiler. Bu durum karşısında Abdullah bin Zübeyr, o sıralar da doksandokuz yaşlarında bulunan muhterem annesi Esmâ hatunun tavsiyelerine başvurdu:

      “-Anneciğim! Elimde çok az bir kuvvet kaldı. Artık mukavemet etmem çok güç. Düşman bana vaz geçmem için istediğim kadar mal ve ünvan vermeyi vaad ediyor. Ne dersin?” dedi.

Esmâ bint-i Ebî Bekr (r.a), oğlunun davasında haklılığına maksa-dının dünya saltanatı elde etmek olmadığına kesin inanıyordu. Bu sebeple ucunda ölüm dahi olsa, hak davasından vazgeçmemesini istedi. Ona şu tarihi nasihatta bulundu:

“-Ey oğlum! Eğer yürüdüğün yol, hak ise, ve buna inanıyorsan, yolunda devam et. Çünkü arkadaşların bu yolda öldürüldü. Sen, şehid düşen arkadaşlarını düşün, Ümeyye oğullarının oyuncağı olma. Eğer, maksadın, dünya menfaatını kazanmaksa, sen, çok fena birisın demektir. Bu takdirde hem kendini, hem de seninle beraber olanları helakete sürük-lemiş olacaksın:

      “-Ben, hak yoldaydım. Arkadaşlarım gevşedi, ben de gevşedim!”

Diyorsan bu mert kimseye yakışmaz. Dünyada daha ne kadar kalacaksın? Ey oğlum, senin için örtülerin en güzeli ölümdür. Allâh’a yemin ederim ki, şeref ve haysiyet içinde alınan bir kılıç darbesi, benim nazarımda hakaret ve zillet içerisinde yaşamaktan ve kırbaçlanmaktan daha iyidir. Sakın, ölümden korkarak zilleti kabul etme. Ben, senin hakkında sabırlı olacağımı ümid ediyorum!”

Oğlu Abdullah İbn-i Zübeyr’de aynı kanaati taşıyordu. Fakat, anne-sinin fikrini’de almak istemişti. Onun bu cesur sözleri yüreğine su serpti. Annesinin elini öptü. Esmâ bint-i Ebî Bekr (r.a)’da onu alnından öperek uğurladı. Sonra elini dergâhı İlâhiyeye açtı.

      “-Ey Allâh’ım! Bu, necib kuluna merhamet et! Onu, Mekke ve Medine köşelerinde susuz bırakma. Annesine yaptığı iyiliklere karşılık ondan nimetini esirgeme. Allâh’ım! oğlumu senin emrine teslim ettim. Senin kaderine râzı oldum. Ona gelecek musibetten dolayı beni sabır ve şükredenlerin mertebesine eriştir!” diye duâ etti.

Artık metanetle neticeyi beklemekten başka yapacak bir şey yoktu. Büyük bir cesaretle savaşan Abdullah bin Zübeyr (r.a), sonunda şehid oldu. Bu acı haber kendisine ulaştığında. Esmâ bint-i Ebî Bekr (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’den kendisine kalan bir hatırayı aramakla meşguldu. Haberi metanetle karşıladı. Bu durum şöyle anlatılır:

      “-Abdullah İbn-ü Zübeyr (r.a) şehid edildiği zaman, Esmâ hatun’un yanında Resûlullâh’ın kendisine verdiği sepet içinde bir şey vardı. Onu kaybedince aramaya başlamışdı ki, Onu, bulur bulmaz hemen şükür secdesine kapandı.” 15

Aradığı o hatırayı bulması, o anda kendisine büyük bir teselli verdi.

Esmâ bint-i Ebî Bekr (r.a)’nın sabrı bu kadarla da kalmadı. Çünkü, Zalim Haccâc, bu büyük sahabi Abdullah bin Zübeyr’ı şehid etmekle de hıncını alamamış, onu şehrin belli bir yerinde astırmıştı. Sonra da karşı-sına geçip o yüce şehid’e hakaret etmiş, sonunda başını keserek Şam’a göndermişti. Şehid Abdullah’ın asılı bulunan cesedi için de:

      “-Annesi Esmâ, bizden ricada bulunmadıkça asla indirmeyeceğiz!”

Diye yemin etmişti. Bir anne için yavrusunun cesedini sehbada asılı görmek kadar zor bir şey olamazdı. Zaten Esmâ hatun iki gözden âma idi. Esmâ bint-i Ebî Bekr (r.a), buna katlanıb sabretti. Zalim insanlara gidip istedikleri ricayı yapmayı kendi izzeti yönünden hiçde uygun bulmadı. Bir gün Şehid oğlu Abdullah (r.a)’ın asılı bulunan cesedinin yanından geçerken şu sözleri sarf etti:

      “-Bu hâtib hâlâ kürsüden inmeyecek mi?!”demişti.

Zalimler bunu kâfi buldular. ve oğlu Abdullah’ı astıkları direkten indirerek defnine izin verdiler.

Zalim Haccâc, o asil kadın Esmâ bint-i Ebî Bekr (r.a)’ya, adam gönderip defalarca yanına çağırtmıştı. Fakat, Esmâ (r.a), buna tezellül ve tenezzül etmeyip, Zalimin yanına gitmeyince Zalim Haccac kendisi onun yanına geldi ve şöyle sordu:

      “-Anacığım, size Emirülmü’minin adına geldim; bir hitiyacınız var mı yok mu?”diye sorması üzerine:

Esmâ (r.a)

      “-Önce ben, senin değil, şu direğin ucunda sallananın annesiyim. Hiçbir ihtiyacım da yok!”

Bunun üzerine Zalim Haccac, Esmâ (r.a)’nın Şehid oğlu Abdullah’ı kastederek alaylı bir edâ ile, utanmadan şu soruyu sordu:

      “-Yâ Esma! Allâh’ın düşmanına yaptığımı nasıl buldun?!”

Resûlullâh (s.a.v)’ın şerefli Sahabiyesi ve baldızı, Ebû Bekr’i Sıddık gibi bir babanın şerefli kızı, Zübeyr bin Avvam gibi bir şehidin hanımı, Abdullah bin Zübeyr gibi bir şehidin’de Annesi, olan bu asil ve şerefli kadın! Tarihin en şerefsiz ve en soysuz zalimi! Zalim ismiyle müsemma, Zalim Haccac gibi bir zalime, ve, onu destekliyen zalim Emevi saltanatı karşısında susamazdı. İzzet ve Cesaretle şu cevabı verdi:

      “-Sen oğlumun dünyasını yıktın! O, ise senin âhiretini perişan etti!”

Zalim Haccâc, bu defa da:

      “-Bırak şu münafıkı!”demek küstahlığında bulundu.

Esmâ bint-i Ebî Bekr (r.a), yine susmadı:

      “-Ey Haccac! Yüce Allâh’a yemin ederim ki, O, münafık değildi. Çok oruç tutan, geceleri çok namaz kılan, kulluk vazifelerini yerine getiren, ve akrabalarını ziyarette kusur etmeyen biriydi!”dedi.

Zalim Haccâc çok kızdı:

      “-Defol git be kadın!”dedi.

Esmâ bint-i Ebî Bekr (r.a), îmânından aldığı şecaat ve cesaretle yine Zalim’in yüzüne kükredi:

      “-Resûlullâh, Sakıf kabilesinden bir yalancı, bir mühlik çıkacak!” buyurmuştu. Yalancının Muhtar es-Sekafi olduğunu gördük. Mühlik de senden başkası olamaz!” dedi. 16

Oğlunun feci bir şekilde şehid edilmesinden sonra Esmâ bint-i Ebî Bekr (r.a), iyice çöktü. Bu hadiseden çok kısa bir zaman sonra hicri 73. yılın 14 cemaziyelevvel ayında Miladi 1 Ekim 692 yılında 98 veya 100 yaşlarında iken vefât etti. Kadın Muhacir sahabiler içinde en son ölen sahabi olarak bilinen Esmâ (r.a)’nın ileri yaşlarında gözüne perde inmiş ise de, akli dengesi hic bozulmamış ve dişleri dökülmemiştir.

Esmâ bint-i Ebû Bekr (r.a), kendisinden başka babası, dedesi, oğlu, ve kocası sahabi olan nâdir şahsiyetlerdendir. Resûlullâh’a çok yakın olan bir aileye mesub bulunduğu için kültürlü ve itibarlı bir ortamda yetişen Esmâ Hatun İslâmiyeti en iyi anlayan ve yorumlayanların hemen ilk sıralarında yer almaktadır.

Esmâ (r.a), İslâm’ın ve Resûlullâh (s.a.v)’ın bir kısım hadislerinin gelecek nesillere ulaştırılmasında önemli ve çok büyük roller oynamıştır. İlk müslümanlardan oluşunun yanında Resûlullâh’a çok yakın bir aile çevresinin içinde yer alması, ve uzun bir ömür sürmesi onu zengin bir kültür birikimine sahip kılmıştır.

Bu birikimini yakın çevresi çok iyi değerlendirmiş, özellikle iki oğlu, Abdullah ibn-i Zübeyr ve Urve, erkek torunları, Abdullah bin Urve ve Abbâd bin Abdullah, kız torunu Fâtıma bint-i Münzir, bin Zübeyr, ile, oğlunun torunu Abbâd bin Hamza, bin Abdullah, Ayrıca ünlü sahabeler-den Abdullah bin Abbas, Ebû Vâkid el-Leysi, Sahabiye olduğu söylenen Safiyye bint-i Şeybe, Tabiinlerden. Muhammed bin Münkedir, Abdullah ibn-i Zübeyr’ın kadısı İbn-i Ebû Müleyke gibi kişiler kendisinden ders alıp hadis rivayet etmişlerdir.

Esmâ (r.a)’nın naklettiği hadisler Kütüb-i Sitte başta olmak üzere çeşitli hadis kitâblarında yer almaktadır. Bir kısmı mükerrer olmak üzere rivayetlerinden seksen üçü Ahmed İbn-i Hanbel’in el-Müsned’in de yüz elli yedi’si Taberi’nin el-Mu’cemül-kebir’inde, ayrıca Ebû’l Kâsım ibn-i Asâkir’in Târihu Medineti Dımaşk’ının “Terâcimü’n-nisâ” bölümünde bulunmaktadır. Zehebi ise rivayetlerinin sayısının elli sekiz olduğunu, bunlardan on üçünün hem Buhâri hem Müslim’de, beşinin sadece Buhâri’de, dördünün de Müslim’de yer aldığını belirtir.

Kütüb-i Sitte müellifleri içinde Esmâ bint-i Ebû Bekr (r.a)’ya dair haberleri ve ona ait rivayetleri eserinin elli üç yerinde zikretmek suretiyle en geniş şekilde değerlendiren muhaddis Buhâri olmuştur. Esmâ (r.a)’nın naklettiği hadis ve haberler muhtevaları bakımından incelendiğinde, bunların ana hatlarıyla hicret başta olmak üzere bazı olaylara ışık tutan haberlere: cömertlik, kıyafet, yeme içme ve kadınlarla ilgili hükümlerle bir kısım ibadetlere dair olduğu görülür. 17

Kabri Mekke’de dir. Veya, oğlunun cesedini yanına alıp beraberce Medine’ye geldi. Oğlunu Medine’de defn ettirdikten bir kaç gün sonra kendiside Medine-i Münevvere’de vefat ederek, Cennetü’l-Baki Kabristan-lığına defn edildi denilir.

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan râzı olsun.



1- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-3-182 
2- M.Âsım Köksal İslam Tarihi-6-147 
3- M.Âsım Köksal İslam Tarihi-6-157 
4- M.Âsım Köksal İslam Tarihi-6-177 
5- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-2-753 
6- M.Âsım Köksal İslam Tarihi-8-166 
7- M.Âsım Köksal İslam Tarihi-8-311 
8- Câmiu’l-Usûl-10-497-Sohbet-No-4.715 
9- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1304 
10- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-1-309 
11- Mümtehine-8 
12- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-2-845 
13- Sünen-i Ebû Davud tercemesi. Abdullah parlayan konya kitabçılık Ocak 2007 İstanbul-3-271 
14- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1325 
15- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1204 
16- İbn-i Esir fit’tarihi kâmil-4-314-327-özet. 
17- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi-11-402-404-konunun akışına göre montajlandı.