Erkam Bin Ebi’l-erkam

Erkam bin Ebi’l-Erkam (r.a)’ın babasının esas adı, Abdümenaf bin Esed olduğu ve babasının da Müslüman olduğu ve Ebû Bekr (r.a) ile aynı günde vefat ettiği söylenir. Kendisi İbn-i Ebi’l-Erkam olarak tanınmıştır.

Erkam Bin Ebi’l-erkam

Erkam Bin Ebi’l-erkam
اَلأ رْ قــمُ بْــنُ أبـِـي اْلأ رْ قَــم


 Baba Adı    :    İbn-i Ebi’l-Erkam, Abdimenaf bin Esed.
 Anne Adı    :    Tümâdir bint-i Hizyem veya Ümeyme bint-i Abdülhâris veya Safiyye bint-i el-Hâris olduğuda söylenmiştir.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Takriben Miladi 590 veya 594 yılları arasın-da Mekke’de doğmuştur.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 53-55 Miladi 673-675 yıllarında 83 yaşlarında Medine’de vefat etti. Kabri Medine’de Cennetü’l-Baki’de dir.
 Fiziki Yapısı    :    Orta boylu, güzel yüzlü ve yakışıklı biriydi.
 Eşleri    :    Hind bint-i Abdullah bin el-Hâris.
 Oğulları    :    Osman, ve Ubeydullah.
 Kızları    :    Meryem, Safiyye, Ümeyme.
 Gavzeler    :    Bedir, Uhud, Hendek, gibi bir çok seferler.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Mekke, Medine, Muhacir’dir.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    2 tane.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Ebû Talha Zeyd bin Sehl
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Erkam bin Ebi’l-Erkam bin Abdimenaf bin Esed bin Abdullah bin Amr bin Mahzum el-Kureyşi el-Mahzumi’dir.
 Lakap ve Künyesi    :    Ebû Abdullah, Dârü’l-Erkam diye bilinen Mekke’de ki evi ile meşhur olmuştur.
 Kimlerle Akraba idi    :    Halid bin Velid ile amcazadedirler.



Erkam Bin Ebi’l-erkam Hayatı

Erkam bin Ebi’l-Erkam (r.a)’ın babasının esas adı, Abdümenaf bin Esed olduğu ve babasının da Müslüman olduğu ve Ebû Bekr (r.a) ile aynı günde vefat ettiği söylenir. Kendisi İbn-i Ebi’l-Erkam olarak tanınmıştır. Takriben Miladi 590 veya 594 yılları arasında Mekke şehrinde dünyaya gelmiştir. Annesinin adının; Ümeyme bint-i Abdülhâris, Beni Sehm’ler den olan bu hanımefendinin asıl isminin Tümâdir bint-i Hizyem, veya Safiyye bint-i el-Hâris, bin Hâlid, bin Umeyr, bin Ğubşan, el-Huzâi’ olduğu da söylenmiştir. Ama, bazı kaynaklarda annesinin Tümâdir bint-i Hizyem olduğu ve oğlu Erkam ile birlikte ilk iman eden sahabiyelerden olduğu belirtilmiştir.

Belazuri; Erkam bin Ebi’l-Erkam’ın cahiliye devrinde künyesinin Ebû Abdümenaf olduğunu, İslâm döneminde ise, Ebû Abdurrrahman olduğunu rivayet eder. Ancak Abdullah adında oğlunun olmadığı halde bu künyenin kendisine verilmesi dikkat çekmektedır.

Erkam bin Ebi’l-Erkam (r.a), İslâmiyet dinini ilk kabul eden sahabi-lerdendir. Bu bakımdan kendisi Sabikunu evvelinden sayılır. Atalarından Esed bin Abdullah Mekke’nin ileri gelen sayılı reislerinden ve zenginle-rindendir. Kendisininde o soydan gelmesi hesabıyla Mekkeliler nezdinde oldukça hatırı sayılır kişilerindendi. Bu âilenin cahiliye devrinde dahi şan ve şeref itibarıyla oldukça yüksek bir mevkileri vardı.

Erkam bin Ebi’l-Erkam, Ebû Ubeyde bin Cerrah, ve Osman İbn-i Maz’un, Müslüman oldukları gün kendiside Müslüman oldu. Ubeyde bin Hâris ve Ebû Seleme (r.a)’de o gün Müslüman olmuşlardır. Aynı günde hepsi Resûlullâh (s.a.v)’ın yanına gitmişler, Resûlullâh (s.a.v) kendilerine İslâmiyeti arz ve teklif edib, Kûr’ân-ı Kerim okuyunca Müslüman olmuş-lardır. Kendisinin 12. Müslüman olduğu rivayet edilir.

Erkam bin Ebi’l-Erkam (r.a) Kureyşilerin akıllılarındandı. Mekke’de teşekkül ettirilen Resûlullâh (s.a.v)’ın de içinde bulunduğu Hılfılfudul üyesi idi. Bu teşkilatın sözleşmesi ise şöyleydi:

Mekke’de Mekkeliler’den ve onlar dışında Mekke’ye girecek olan sair insanlardan zülme ve haksızlığa uğramış hiçbir kimse bırakmamak. Mazlumun hakkı geri alınıncaya kadar, zalime karşı mazlumla birlikte hareket etmek üzere ahidleşen ve akidleşen, denizlerin bir kıl parçasını ıslatacak kadar suyu bulundukça Hıra (Nur) Dağı ve Sebr Dağı yerlerinde durduğu ve üzerlerinde tekkelerin (keçilerin) yayıldıkları müddetçe bu ahid ve akidlere bağlı kalacaklarına and içen Hılfılfudul eshabındandı.

On yedi on sekiz yaşlarında İslâmiyet’i kabul eden Erkam (r.a)’ın ilk iman eden Müslümanlar arasında yedinci veya on ikinci sırayı aldığı belirtilmektedir. Resûlullâh (s.a.v)’e sadakatle bağlanarak evini O’nun emrine verdi. Resûlullâh (s.a.v), İslâm tarihinde Dârü’l-Erkam diye anıla-cak olan bu evi İslâmi tebliğ faaliyeti için çok elverişli bularak merkez haline getirdi.

Resûlullâh (s.a.v), Erkam bin Ebi’l-Erkam (r.a)’ın Sâfa tepesinin hemen yanında bulunan ve Dârü’l-Erkam denen evinde gizlenir, orada halkı İslâmiyete gizli davet ederdi. Bir çok ünlü insanlar bu kutlu evde Müslüman olmuşlardı. Bu şerefli eve, Dârü’l-İslâm, veya Dârü’l-Erkam denilirdi. Resûlullâh (s.a.v), ve Ashab’ı bu evde toplanırlar. Resûlullâh, orada onlara Kûr’ân-ı Kerim okur, ve öğretirdi. Buna binaen Erkam (r.a) ’ın evi Dârü’l-İslâm diyede anılırdı. Bu evde, Hamza bin Abdülmuttalib, ile Ömer İbn-i Hattab (r.a) gibi niceleri imanla şereflendiler.

Erkam bin Ebi’l-Erkam (r.a) Medine’ye ilk hicret eden Muhacirler-den di. Bedir, Uhud, Hendek gibi bütün savaşlarda Resûlullâh (s.a.v)’ın yanında bulunmuş, Hicretin elli beşinci yılında Medine’de vefat etmiş cenaze namazını Sa’d bin Ebi Vakkas kıldırtmıştır. 1

Başka bir rivayette ise şöyle anlatılır:

Erkam bin Ebi’l-Erkam (r.a) İslâm ile müşerref olduktan bir müddet sonra müşriklerin tazyikinden kaçan Resûlullâh (s.a.v), ve arkadaşları Erkam (r.a)’ın evine sık sık gelip otururlardı. Bu arada ibadetlerinide orada yaparlardı. Ayrıca Müslüman olmak isteyen bir çok kişiler buraya gelerek Resûlullâh (s.a.v)’ın huzuruna çıkıp İslâm ile müşerref olurlardı.

Nitekim, Hz.Hamza, ve Hz.Ömer (r.a) bu evde İslâm ile müşerref oldular. Erkam (r.a) Mekke’den Medine’ye hicret ettikten sonrada bu ev tarihi kıymetini kaybetmedi. Zaman zaman Müslümanlar bu evi ziyaret ederek eski hatıralarını yad ederlerdi. İslâm’ın ilk çileli günlerinde hiçbir fedakârlıktan çekinmiyen Erkam bin Ebi’l-Erkam, Resûlullâh (s.a.v)’ın emri üzerine Medine’ye ilk hicret edenler arasında yerini aldı. Medine’ye hicret ettikten sonra, Resûlullâh (s.a.v), onu Medineli Ensâr’dan Zeyd bin Sehl, yani meşhur Ebû Talha ile din kardeşi olarak ilan etti. Ve burada kendisine bir ev verildi.

Resûlullâh (s.a.v) Medine’de huzurlu yaşaması için de, Beni Zürayk semtinde bir parça arazi verdi. Erkam (r.a) bundan sonraki hayatını orada devam ettirdi. Erkam (r.a) fedakarlıkta olduğu gibi şecaat ve kahraman-lıkta’da ileri idi. Başta Bedir, Uhud, Hendek, ve Hayber olmak üzere hayatta olduğu müddetçe bütün ğazalara iştirak etti. Bedir Gazvesi’nde, Mekkeliler’den ğanimet olarak alınan, ve“Merzüban”adıyla anılan bir kılıcı Resûlullâh (s.a.v) ona verdi.

Okuma yazma bildiği için Resûlullâh (s.a.v)’ın vahy kâtibleri arasın-da yer alan Erkam (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’ın kendisine tevdi ettiği zekat toplama vazifesini mükemmel bir şekilde eksiksiz yerine getirirdi. Erkam bin Ebi’l-Erkam (r.a), fevkalade takva sahibi bir zât idi. Zaruri işlerinin dışında bütün vaktini ibadet ve taat ile geçirirdi.

Hz.Ömer (r.a) onun için şöyle derdi:

      “-Ben Erkam’dan daha fazla Allâh’dan korkan birisini görmedim!”

Erkam bin Ebi’l-Erkam (r.a), bir defasında giyinmiş kuşanmış olarak Resûlullâh (s.a.v)’ın yanına geldi. Resûlullâh (s.a.v) ona:

      “-Nereye çıkacaksın böyle, ticarete mi?”deyince

Erkam bin Ebi’l-Erkam (r.a):

      “-Yâ Resûlallâh! Anam babam size feda olsun! Velâkin istiyorum ki, gidip Mescid-i Aksa’da namaz kılayım!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Benim şu Mescidim’de kılınan bir namaz, Mescid-i Harem hariç bütün Mescidler de kılınan bin namaz’dan daha faziletlidir!”

Deyince bunun üzerine Erkam bin Ebi’l-Erkam (r.a) oraya gitmekten vaz geçti ve yerinde oturdu. 2

Erkam bin Ebil Erkam (r.a) Medine devrinde Resûlullâh (s.a.v)’in iştirak etmiş olduğu bütün ğazvelere iştirak etmiştir. Resûlullâh (s.a.v)’in vefatından sonra Hûlefa-i Raşidin devrinde şûra meclislerinde bulundu.

Erkam bin Ebi’l-Erkam (r.a), Müslümanlar arasında daha sonraları zuhur eden ihtilaflarda tarafsız kalmaya özen gösterdi Bundan dolayıda tüm Müslümanlar onun bu kararlılığına çokça sayğı gösterdiler. Özellikle Medine halkı ona çok fazla itibar ederlerdi.

Erkam (r.a)’ın hanımının ismi; Hind bint-i Abdullah, bin el-Hâris olarak bilinmektedir. Çocuklarından Osman ve Ubeydullah adlarında iki oğlu ve Meryem, Ümeyme ve Safiyye adlarında üç kızının olduğunu bili-yoruz. Ancak bu çocuklarının annelerinin kim olduğu kaynaklarda net değildir. Meryem ve Ümeyme’nin Hind bint-i Abdullah bin el-Hâris’den diğer çocuklarının ise Ümmü Veledi yani cariyelerden olduğu da söylenir.

Erkam (r.a) geçimini biraz ziraat ve birazda ticaret yaparak sağlardı. Zühd ve takva sahibi bir zat idi. Onun Ahmed İbn-i Hanbel’in el-Müsned’inde bir adet hadis nakli bulunmaktadır. Zühreoğullarına mensub aynı adı taşıyan bir başka sahâbi daha vardır.

Hicri 53-55 Miladi 673-675 yıllarında Medine’de vefat etti. Kendi Vasiyeti icabı cenaze namazı Aşere’i Mübeşşereden Sa’d bin Ebi Vakkas tarafından kıldırıldı. O sırada Medine valisi olan Mervan bin Hakem vali olması sıfatı ile cenaze namazını kıldırmak istediyse Erkam (r.a)’ın sahabeden olan oğlu, Ubeydullah babasının bunu vasiyet ettiğini beyan ederek rıza göstermedi. Kabri Medine’de Cennetü’l-Baki’de dir.

Dar-ı Erkam neydi ve sonunda ne oldu?:

İslâm tarihinde (Dâr-ı İslâm) diye anılan Dâr-ı Erkam; Erkam bin Ebi’l-Erkam’ıın, Mekke’de, Safâ tepeciğinin yanında bulunan evi olup Kâbe’nin arsası, Harem’i dâhilinde idi. Resûlullâh (s.a.v); Kureyş müşrik-lerinden sakınarak bu mübarek ev’de gizlenir yanına gelenleri, orada, İslâmiyete dâvet ederdi.

Resûlullâh (s.a.v), onlara orada, Kûr’ân-ı Kerim okur ve öğretirdi. Orada, topluca Namaz da kılarlardı. Yüce Allâh, Dinini, halka açıklama-sını, emr buyuruncaya kadar üç yıl, Resûlullâh, işini gizli yürütmüştür. Resûlullâh (s.a.v), bu müddet içinde, yanına gelen insanları; Allâh’ın Birliğine inanmaya ve O’na, ibadet etmeye, kendisininde Peyğamberliğini tasdik etmeye gizlice dâvet etmek ile uğraşmış, bir çok insanlar, Dâr-ı Erkam’a girip Müslüman olmuştur.

Dâr-ı Erkam’ın, Dâr-ı İslâm olarak seçilirken, her halde, Kâbe’nin arsası üzerinde yapılı ve Kâbe Harem’ine dâhil oluşu kalabalık bir çevre-de bulunuşu; oraya giren, oradan çıkanların pek belli olmayışı, halk ile temas kolaylığı, gibi bazı özellikleri, göz önünde tutulmuş olabilirdi.

Resûlullâh (s.a.v)’ın Dâr-ı Erkam’a Ne zaman girdi ve Orada ne Zamana kadar kaldı:

Resûlullâh (s.a.v)’ın, Dâr-ı Erkam’a giriş hâdisesi, ilk sıralarda Müslüman olanların, Müslüman oluş tarihlerine de, bir esas teşkil etmiş:

      “-Resûlullâh (s.a.v)’ın, Dâr-ı Erkam’a girip halkı, İslâmiyete dâvet-inden önce, falan Müslüman olmuştu!”denilerek tarih düşülmüştür.

Resûlullâh (s.a.v)’in, Dâr-ı Erkam’a giriş sebebi olarak, her ne kadar son kaynaklarımızdan Hicri 990 yılında vefat eden Diyar-ı Bekri, Hamis adlı eserinde Nübüvvetin dördüncü yılından itibâren başlayan mücâdele devri içinde, müşrikler tarafından yapılan baskı ve işkencelerin arttırılışını Dâr-ı Erkam’a giriş sebebi olarak ileri sürmektedir.

Hicretin 975-1044 tarihleri arasında yaşayan Halebi, İnsanüluyun adlı eserinde, bu hususta müşahhas bir misal verilmek istenilerek; Mekke vadilerinden bir vadide, Sa’d bin Ebi Vakkas’ın, bazı Sahâbilerle birlikte Namaz kıldıkları sırada, üzerlerine gelen müşriklerden bazı kimselerin Müslümanlarla münakaşaya ve hatta kavgaya tutuşmaları ve Sa’d bin Ebi Vakkas’ın da, onlardan birisinin başını yardı.

Devenin çene kemiği ile vurup yarması hâdisesi üzerine, Resûlullâh (s.a.v)’in, Ashabiyle birlikte Dâr-ı Erkam’da gizlenmek zorunda kaldığı açıklanırsa da, Sa’d bin Ebi Vakkas ile Namaz kılan Sahâbiler arasında bulunan Ammâr İbn-i Yâsir’in, Dâr-ı Erkam’a girildikten sonra, Müslüman olduğu ve kendisinin, Müslüman olmadan Namaz kılmış olamıyacağı, göz önünde tutulursa, bu hâdisenin, Dâr-ı Erkam’a giriş sebebi olamıyacağı açıktır.

Bu hususta, Müslim ve ğayr-ı müslimler tarafından kitab ve Ansik-lopedilerde ileri sürülen görüşler de, gerçeği yansıtmaktan uzaktırlar.

Meselâ: İngilizceden Türkçeye çevirilen (İslâm Ansiklopedisi)’nde, Şarkiyatçı Siprenger’e ve Kaetani’ye dayanılarak kalem’e alınmış olan Erkam maddesinde:

      “-Ömer’in İslâmiyet’e girişinden kısa bir zaman sonra, Resûlullâh, El-Erkam’ın Evini bırakmıştır. Orada, ne zaman ve ne kadar kaldığı, kat’i olarak mâlum değildir. Fakat, Hicri 615-617 seneleri arasında kalmış olması muhtemeldir”denilir.

İbn-i Hişam, el-Erkam’ın evinden hiç bahsetmez;

Taberi’nin bu vak’adan haberdar olmasına göre, İbn-i Hişam’ın da bilmesi icab ederdi.

Taberi, Umumi tarihinde bu vak’adan bahs ederse de, Resûlullâh’ın hayatına âid fasılda bu noktaya temas etmez”denilmektedir.

İngilizce, Fransızca ve Almanca (İslâm Ansiklopedi)’lerine dayanıl-mak ve ilmi bir tahrir heyetince gerekli incelemeler yapılmak suretile Arabça olarak yazılıp yayınlanmış bulunan (Dâiretülmaarif’el’İslâmiye) adlı eserin Erkam maddesin de: Peyğamberin mihnetli günlerinde emniyetli, dâvetini yapmaya elverişli ve en yararlı bulduğu Dâr-ı Erkam’ı, Hz.Ömer-’in Müslüman olması üzerine terk ettiği, açıklandıktan sonra:

      “-Resûlullâh (s.a.v)’in, bu eve ne sığındığı tarih, ne de, içinde kaldı-ğı müddet hakkında bize tahkikli rivayetler zikr edilmiş değildir. Fakat, biz, bunun M. 615. yılı ile 617 yılları arasında olduğunu söyleyebiliriz!”

Denilmekte ve İngilizceden Türkçeye çevirilen (İslâm Ansiklopedisi) adlı eserde olduğu gibi, İbn-i Hişam’ın, bu evden hiç bahs etmediği ve Taberinin de, bu kıssayı iyi bildiği halde, kitabının, Resûlullâh (s.a.v)’ın Siretine aid kısmında bundan hiç bahs etmediği görüşü tekrarlanmaktadır.

Konunun üzerine, iyice eğilerek, eski kaynaklarımıza baş vurulacak olursa, evvel ve âhir ileri sürülen görüşlerin doğru olmadığı anlaşılır.

Hicri 168-230 yılları arasında yaşayan, İbn-i Sa’d; Resûlullâh’ın, Dâr-ı Erkam’a girişinin, İslâmiyetin evvelinde olduğunu, Erkam bin Ebi’l-Erkam’ın oğlu Osman bin Erkam’dan gelen bir rivayetle açıklar.

Hicri 405 yılında vefat eden Hâkim; İbn-i Sa’d’in tesbitini, (evvel) kelimesini düşürmüş olarak aynı senedle tekrarlar.

Hicri 384-456 yılları arasında yaşamış olan İbn-i Hazm; İslâmiyet, daha Mekke’de ifşa edilmeden önce, Resûlullâh (s.a.v)’in Dâr-ı Erkam’da Müslümanlarla birlikte gizlice toplandığını, kayd eder.

Hicri 463 yılında vefat eden İbn-i Abdülberr; İslâmiyetin evvelinde, Resûlullâh (s.a.v)’ın Dâr-ı Erkam’da gizlenib oradan çıkıncaya kadar, insanları, orada İslâmiyete dâvetle meşğul olduğunu, bildirir.

Hicri 852 yılında vefat eden İbn-i Hacer; bu hususta, Hâkim’in söylediğini, ondan aldığını açıklamak suretile tekrarlar.

Nihayet Hicri 990 tarihinde vefat eden, Diyar Bekri’de; İslâmiyetin başlanğıcında, Resûlullâh’ın Dâr-ı Erkam’da gizlendiği ve Müslümanlarla toplandığı rivâyetini de, kayd eder.

Evini, ilk sıralarda İslâmiyet’in hizmetine açan Erkam (r.a)’ın da, ilk Mü’min ve Müslümanlar arasında bulunacağı tabiidir. Nitekim, Erkam bin Ebi’l-Erkam’ın oğlu Osman’ın:

      “-Ben, İslâmiyette yedincinin oğluyumdur! Babam, Müslüman olan yedi kişinin yedincisi idi!”dediği görülür.

İbn-i İshak’ın Erkam (r.a)’na on ikinci sırada yer vermesi, onun, ilk Müslümanlardan olma durumunu, değiştirmez.

Sıraladığımız şu tarihi ve ilmi belgelere göre:

Resûlullâh (s.a.v)’ın, Dâr-ı Erkam’a giriş tarihini, Nübüvvet’in dör-düncü yılı olarak değil, Nübüvvet’in birinci yılı ve hattâ, Erkam (r.a)’ın Müslüman oluş tarihine göre Nübüvvet’in birinci yılının da, ilk sıraları olarak, kabul etmek gerekmez mi?

Dâr-ı Erkam’dan ne zaman çıkıldığı ve orada ne kadar kalındığı meselesine gelince:

Hz.Ömer (r.a)’ın, Müslüman oluşundan biraz sonra, Dâr-ı Erkam’-dan çıkıldığı, doğrudur. Fakat Dâr-ı Erkam’a, Nübüvvet’in birinci yılında girildiği sâbit olunca, orada, iki yıl kadar kalınmış olabileceği görüşü doğru olamaz.

Abdullah İbn-i Ömer (r.a):

“-Hz.Ömer (r.a), Müslüman olduğu zaman, halk, kendisinin evinin yanında toplandılar ve:

      “-Ömer, dininden çıkıp başka bir dine girdi!”dediler.

Ben o zamanlar, daha çocuktum!”der.

İbn-i Sa’d’in, Abdullah İbn-i Ömer’den nakline göre; Hz.Ömer (r.a), Nübüvvet’in altıncı yılında Zilhicce ayında Müslüman olmuştur.

Dâr-ı Erkam’dan çıkış, bu hâdiseyi tâkibettiğine göre Dâr-ı Erkam’-da altı yıl kalınmış olduğu, kesin olarak anlaşılmaz mı?

Erkam bin Ebi’l-Erkam (r.a), sonradan bu mübârek evi, Vakf olarak oğluna bırakmış, bu husustaki Vakfiye’de şöyle denmiştir:

      “-Bu, Erkam’ın, Safâ’dan biraz ilerideki evi hakkında yaptığı Ahd ve vasiyetidir ki: Onun arsası, Harem-i şerif den mâdud bulunduğundan, o da, Haremleşmiş, dokunulmazlaşmıştır: Satılmaz ve tevârüs olunmaz! Hişam bin Âs ve Hişam bin Âs’ın âzadlı kölesi Filan, buna şâhiddir!”

Erkam (r.a)’ın bu mübarek evi; içinde, oğulları ve torunları tarafın-dan oturulmak veya icarlarından yararlanılmak sûretiyle, Hicri 158 tarih-inde vefat eden Abbasi sultanlarından Ebû Câfer Mansur zamanına kadar devam etti. Mansur, Hac sırasında, Safâ ile Merve arasında Sa’y ederken, Erkam bin Ebi’l-Erkam (r.a)’ın torunu, Dedelerinin evinin arkasındaki bir çadırda bulunuyorlardı.

Mansur’da, onların, alt taraflarından geçiyordu. Aralarındaki mesâfe, çok kısa idi. Mansur’un başındaki serpuşunu almak isteseler, elleriyle uzanıb alabilecek gibi yüksekte idiler. Mansur, Merve’ye inip Safâ tepeciğine çıkıncaya kadar, onlara baktı durdu.

Abbasi sultanı olan Mansur; Abdullah bin Osman, bin Erkam’ın, Muhammed bin Abdullah, bin Hasan’a uyanlardan olduğu halde, onunla birlikte hareket etmemiş olmasile ilgilendi. Mansur, Hz.Hasan’ın torunu Muhammed bin Abdullah bin Hasan kıyam ettiğinde Erkam (r.a)’ın torunlarından olan Abdullah bin Osman onun tarafını tuttu.

Buna çok kızan Mansur, Abdullah bin Osman, bin Erkam’ı, haps etmesi ve zincire vurması için, Medine Vâlisine bir yazı yazdı. Sonra da, güvenilir adamlarından Şehab bin Abd-i Rab adındaki Küfeli bir adamı, Medine Vâlisine gönderdi. Emr ettiği şekilde hareket etmesi için, Vâli’ye yazdığı mektubu da, Şehab’la gönderdi.

Şehab; Abdullah bin Osman’ın habs edildiği yere vardı. Abdullah bin Osman, o zaman seksen yaşını aşmış bir ihtiyardı. Zincire vurulmak, onu, son derece üzmüş ve bunaltmıştı. Şehab, ona:

      “-Ben, seni içinde bulunduğun şu halden kurtarırsam Dâr-ı Erkam’ın bana satışını yapar mısın? Çünkü, Mü’minlerin Emir’i, onu istiyor! Eğer, onu satacak olursan, senin hakkında, onunla konuşayım, ve suçunu, af ettireyim?”dedi.

Abdullah bin Osman:

      “-O Ev, Sadaka’dır, Vakf’dır. Benim, ondan, ancak, bir intifa’ hakkım vardır. Buna da, kız kardeşim ve başkaları, ortaktırlar!”dedi.

Şehab:

      “-Sen, kendine düşen hakkını, bize ver. Ondan, ilgini kes kurtul”dedi

Abdullah’ın, şehâdetle sâbit olan hakkı, hesablanarak on yedi bin dinarlık (altunluk) bir satış senedi yazıldı. Onun arkasından, parasının çokluğuna aldanarak, kız kardeşi de, hakkını, sattı. Mansur bu evde intifa hakkı olan herkesin hakkını satın alıp ondan, ilişkisini kesti.

Dâr-ı Erkam, Ebû Câfer Mansur’dan sonra, Abbasi sultanı olan oğlu Mehdi’ye geçti. O da, zevcesi, veya Cariyesi Mûsâ ve Hârun Reşid’in anneleri Hayzuran’a bağışladı. Hayzuran; çevresindeki evleri ve arsaları satın alıp ona katmak suretiyle Dâr-ı Erkam’ı yeniden yaptırdı.

Dâr-ı Hayzuran diye anılan ve içinde Namaz kılınır Mescid haline getirilen Dâr-ı Erkam, daha sonraları, Abbasi sultanı Câfer bin Mûsâ’ya geçti. Orada, bir müddet de, Mısırlılar ve Yemenliler, oturdular. Daha sonra, Ğassan bin Abbad, Mûsâ bin Câfer oğullarından onun hepsini veya çok kısmını satın aldı.

En sonunda, onu, Mısır Kahire Deftardarı İbrahim bey, Sultan ikinci Selim’e hediye etti.

Üçüncü Murad’da, Hicri 999 yılında, onu, Mescid tarzında yeniledi.

Dâr-ı Erkam’ın son yapılı durumuna göre: kapısı, doğu tarafına açılır. Kapıdan üzeri tavanlı, sekiz metre uzunluğunda ve dört metre eninde bir sahanlığa girilir, sahanlığın solunda, üzeri tavanlı, eni üç metreye yakın bir soffa bulunmaktadır. Ortadaki duvarın sağındaki kapıdanda, sekiz metre uzunluğunda ve bunun yarısına yakın eninde, tabanı, hasırla döşeli bir kulübeye girilmektedir.

Dâr-ı Erkam, günümüzde Suûdi Arabistan Krallığınca, Harem’i şerif için yapılan çevre düzenlemesinde, yıkılarak, arsası, Mescid-i Harem’in arsasına katılmış, başka bir deyişle; aslına rücû etmiştir. 3

Erkam (r.a)’ın hayatına aid pek geniş bilgi yoktur. Bilinen onun müberek evi, ve, orada çekilen sıkıntılar dır.

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.



1- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-3-164 
2- Üsdül Ğabe İbn-i Esir-70 
3- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-3-202-207