Ebû’l-yeser Kâ’b Bin Âmr

Ebû’l-Yeser künyesiyle meşhur olmuş olan bu sahabenin asıl ismi Kâ’b bin Âmr’dır. Kendisi Medine doğumlu olup hangi tarihte doğduğu ise belli değildir. Ebû’l-Yeser Kâ’b bin Âmr (r.a) ikinci Akabe biatı’nda bulunan Medineli Ensâr’dan olub Bedir, Uhud, Hendek, Savaşları’na ve diğer bütün savaşlara katılmıştır.

Ebû’l-yeser Kâ’b Bin Âmr

Ebû’l-yeser Kâ’b Bin Âmr
أبُـواْلــيَــسَــر كَــعْــب بـِـنْ عَــمْــرُو


 Baba Adı    :    Âmr bin Âbbad.
 Anne Adı    :    Nüseybe bint-i Kays bin Esved bin Mürey.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Bilgi yok.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 55. yılda Medine de vefat etti.
 Fiziki Yapısı    :    Şişman, kısa boylu, büyük karınlı
 Eşleri    :    1-Ümmü Amr bint-i Amr bin Haram. Cabir bin Abdullah’ın halasıdır. 2-Lübâbe bint-i Hâris bin Said. 3-Ümmü Reyya Su’ayda bint-i Abduamr. 4-Kebşe bint-i Sâbit ve ümmü veledleri…
 Oğulları    :    Umeyr, Yezid, Habib, Said, Abdurrahman.
 Kızları    :    Lübâbe, Habibe, Âişe, Ümmü Kesir.
 Gavzeler    :    Bedir, Uhud, Hendek ve diğer savaşlar.
 Muhacir mi Ensar mı    :    2. Akabe biatına katılan Ensâr dan dır.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    2 tane.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Kâ’b bin Âmr bin Âbbad bin Âmr bin Sevad bin Ğanm bin Kâ’b bin Selime bin Sa’d bin Adiy bin Esed bin Saride bin Tezid bin Cüşem bin el-Hazrec el-Ensariy el-Selemi.
 Lakap ve Künyesi    :    Ebû’l-Yeser.
 Kimlerle Akraba idi    :    Hubab bin Amr’ın kardeşidir.



Ebû’l-yeser Kâ’b Bin Âmr Hayatı

Ebû’l-Yeser künyesiyle meşhur olmuş olan bu sahabenin asıl ismi Kâ’b bin Âmr’dır. Kendisi Medine doğumlu olup hangi tarihte doğduğu ise belli değildir. Ebû’l-Yeser Kâ’b bin Âmr (r.a) ikinci Akabe biatı’nda bulunan Medineli Ensâr’dan olub Bedir, Uhud, Hendek, Savaşları’na ve diğer bütün savaşlara katılmıştır. Hicretin elli beşinci yılında Medine’de vefat etmiştir. 1

Bedir Savaşın’da, Hz.Abbas (r.a), Mekke müşrikleri tarafından zorla savaşa getirilmişti. O günlerde Abbas (r.a) Mekke’de müşrikler arasında yaşadığı için imanını gizliyordu.

Bu olayla ilgili olarak Hz.Ali der ki:

“-Bedir Savaşı sonunda, Hz.Abbas’ı Ensâr’dan kısacık boylu bir zat esir edib Resûlullâh (s.a.v)’e getirince Abbas (r.a):

      “-Yâ Resûlallâh! Beni vallâhi bu adam esir etmemiştir. Beni insan-ların en güzel yüzlüsü başının saçı iki tarafa ayrılmış kır bir ata binmiş şu cemaat arasında göremediğim bir kimse esir etti!”dedi.

Ensâri Ebû’l-Yeser (r.a):

      “-Yâ Resûlallâh onu ben esir ettim!”diye ısrar edince

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Sesini çıkarma, Allâh seni şerefli bir melekle destekledi!”buyurdu.

Hz.Abbas’ı esir eden zat Ebû’l-Yeser Kâ’b bin Amr idi. Kendisi kısa boylu çelimsiz bir zattı. Hz.Abbas ise iri yarı gövdeli biriydi.

Resûlullâh (s.a.v) Ebû’l-Yeser (r.a)’a:

      “-Abbas’ı nasıl esir edebildin?”diye sordu.

Ebû’l-Yeser (r.a)’de:

      “-Yâ Resûlallâh! Onu esir edebilmek için, ne bundan önce, ne de bundan sonra, hiç göremediğim bir zat bana yardımda bulundu. Onun şekli ve sureti şöyle, şöyle, idi!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v)’de:

      “-Sen, onu esir alırken, yüce Allâh, sana, şerefli bir melekle yardım etmiştir!”buyurdular.

Ebû’l-Yeser (r.a) Hz.Abbas’ı Bedir’de esir alırken Hz.Abbas yerinde ayakta donup kalmış öylece duruyordu.

Ebû’l-Yeser (r.a) ona:

      “-Yâ Abbas! Resûlullah (s.a.v) seni öldürmekten bizleri nehy etti!” deyince Abbas bin Abdülmuttalib (r.a):

      “-Bu onun akraba hakkını ilk gözetmesi değildir!”der. 2

Abdullah ibn-i Mes’ûd (r.a), şöyle demiştir:

“-Ashab-ı Kirâm dan bir kimse yabancı bir kadından bir öpücük aldı. Müteakiben o adam Resûlullâh (s.a.v)’ın yanına gelerek bu olayı kendi-sine söyledi. Bunun üzerine:

      “-Gündüzün iki uçların da, gecenin gündüze yakın saatlerinde dosdoğru namaz kıl.! Şübhesiz’ki iyilikler kötülükleri giderir. Bu Kûr’ân dinleyenlere büyük bir öğüddür!” 3

Âyeti nazil oldu. O kadından öpücük alan adam:

      “-Ya Resûlallâh! Bu yalnız benim için mi?”diye sordu:

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Ümmetimden bununla amil olan herkes içindir!”buyurdular.

Bu kadının Ensâr’a mensub olduğu biliniyorsa da ismi meçhul kal-mıştır. Bu adamın ismi ise en sahih kavillere göre:

Ebû’l-Yeser Kâ’b bin Amr, bin Âbbad el-Ensari es-Selemi’dir.

Akabe biatı ile Bedir Savaşları’nda bulunmuş sahabelerdendir.

Kısa boylu, koca karınlı bir zat olduğu halde boylu boslu olan Resûlullâh (s.a.v)’ın Amcası Hz.Abbas (r.a)’ı Bedir de esir eden, Bedir Ashabından en sona kalanlardandır Hicri 55.yılda Medine’de vefat etti.

Tirmizi’nin rivayetinde şöyle anlatılır. Ebû’l-Yeser kendisi şöyle der:

“-Hurma almak için bana bir kadın geldi. Evde daha iyisi var dedim. İçeriye beraber girdik. Üzerine saldırıp öptüm. Sonra çok pişman oldum. Ebû Bekr (r.a)’a giderek bu durumumu ona anlattım:

      “-Tevbe et de senseni rüsvay etme!”dedi.

Ordan ayrılıp Hz.Ömer’e gittim ona da bu durmumu anlattım.

O, da bana:

      “-Git tevbe et be adam! Kendini rezil rüsvay etme bunu kimseye de anlatma!”dedi.

Fakat ben huzursuzdum, sonucu ne olursa olsun Ahiret rüsvaylığı dünya rüsvaylığından kötüdür deyip olayı gidip Resûlullâh’a anlattım:

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Allâh yolunda gazaya gitmiş bir Müslüman kardeşinin hanımına böyle mi bakarsın?”buyurdular.

Bundan sonra ben kendimi cehennem ehlinden olmuş zannıyla:

      “-Ah! Keşke bu saâte gelinceye kadar ben iman etmemiş olaydım diye kendim temennide bulunup ağlamaya sızlanmaya başladım. İşte tam o anda Resûlullâh (s.a.v)’e Hud Suresi nin 114. Âyetleri nazil oldu!” 4

Bu Sahabe’nin kendisinden beşeriyet icabı zina vaki’olmuş gibi çok pişman oluşu ve ölmeden evvel dünyada suçunun bedeli ve sonucu ne olursa olsun ahiret rüsvaylığından korkup nasıl temizlenirim endişesi ile suçunu gizlemeyib kurtuluş çaresi araması takdire şayandır.

Suçuna keffâret için kusurunu gizlemeden itiraf ederek evvela bazı sahabelere sonrada Resûlullâh (s.a.v)’e baş vurması imanının yüceliğini açıkça göstermektedir.

Ebû’l-Yeser (r.a) Resûlullâh’dan birkaç hadis-i şerif rivâyet etmiştir. Müslim onun bu hadisini rivâyet etmiştir. Sünen sâhibleri de onun hadis-lerini rivâyet etmişlerdir.

Râvileri oğlu Ammar, Mûsâ bin Talha, Ubade bin el-Velid, Hanzala bin Kays’dır. Ebû Hâtim onun hicretin 55. yılında vefat ettiğini söylemiştir. Bedir Savaşı’na katılan sahabilerin en son vefat edeni bu zâttır.

Ebû’l-Yeser (r.a)’dan rivâyet edildiğine göre:

“-Resûlullâh (s.a.v) şöyle buyurdular:

      “-Kim Allâh’ın kendisini kıyamet günü Arş’ın gölgesinde gölgele-mesini severse bir fakirin borcunu ertelesin ya da borcunu kısmen veya tamâmen düşsün!” 5

Medineli tabiilerden meşhur sahabi Ubâde bin Sâmit (r.a)’in torunu, Ubâde bin Velid, bin Ubâde, bin Sâmit anlatıyor:

“-Ben ve babam, hepsi de ölüb gitmeden önce Ensâr’ın şu kabilesine ilim öğrenmek için gitti. Kendisiyle ilk karşılaştığımız zât, Resûlullâh’ın sahâbilerinden Ebû’l-Yeser oldu. Onun yanında da, beraberinde sahifeler-den oluşan bir demetin veya paketin bulunduğu bir hizmetçi vardı. Ebû’l-Yeser’in üzerinde çizgili bir elbise ile yemen işi bir meâfir kumaşı, hizmet-çisinin üzerinde de aynı şekilde çizgili bir elbise ve meâfir kumaşı bulun-maktaydı. Babam kendisine hitaben:

      “-Amca, ben senin yüzünde bir öfke belirtisi görüyorum, sebebi ne ola ki?”dedi.

Ebû’l-Yeser:

“-Evet; benim, Haram oğulları kabilesinden falan oğlu filandan alacağım vardı. Âilesine gittim, selâm verdim;

      “-O burada mı?”diye sordum.

      “-Hayır!”dediler.

Bu sırada yanıma, onun küçük bir oğlu geldi. Ona:

      “-Baban nerede?”diye sordum.

Çocuk:

      “-Babam senin sesini işitti de, annemin sedirine girdi!”dedi.

Bunun üzerine o adama:

      “-Yanıma gel, senin yerini öğrendim!”diye seslendim.

O da oradan çıkıp yanıma geldi kendisine:

      “-Seni benden saklanmaya sevkeden sebeb nedir?”dedim.

Adam:

      “-Vallâhi, sana gerçeği anlatacağım, yalan söylemiyeceğim:Vallâhi sana yalan söylemekten ve sana vaad edib de vadimi yerine getirememek-ten çekindim. Çünkü sen Resûlullâh (s.a.v)’ın sahabisisin, ben ise yemin ederim ki darlık içerisinde biriyim!”dedi.

Ben:

      “-Darlık içerisinde olduğuna dair Allâh’a yemin eder misin?”dedim.

Adam:

      “-Vallâhi!”diye yemin etti.

Bir rivâyette ise ifade şöyledir:

Ben:

      “-Allâh’a yemin eder misin?”dedim.

Adam:

      “-Vallâhi!”dedi.

Ben üç defa tekrar, tekrar;

      “-Allâh’a yemin eder misin?”dedim.

Adam:

      “-Vallâhi!”diye cevab verdi. Bunun üzerine ben ona aid borç sened-ini getirdim. Adam onu kendi eliyle imha etti. Ben de kendisine dedim ki:

      “-Eğer ödeme imkânı bulursan ödersin, bulamazsan helâl olsun!”

Sonra da Ebû’l-Yeser, iki parmağını iki gözü üzerine koyarak şunları söyledi:

“-Ben, şu iki gözümle görmek, şu iki kulağımla işitmek ( kalb dama-rına işaret ederek) şu kalbimle muhafaza etmek suretiyle Resûlullâh’ın:

      “-Borcunu ödemede darlık çekene mühlet veren yahut alacağından vazgeçen kimseyi Allâh kendi gölgesinde gölgelendirir, himayesine alır!” buyurduğuna bizzat şahid oldum.”

Ubâde bin Velid der ki: Ben kendisine:

      “-Ey amca! Hizmetçinin çizgili elbisesini alsan da, ona kendi meâfir kumaşını versen yahut, onun meâfirini alsan da, kendi çizgilini ona versen böylece senin üzerinde ki, takım elbise, onun üzerinde de takım elbise olur du!”dedim. Bunun üzerine başımı sıvazladı ve:

      “-Allâh’ım, buna bereket ihsan eyle!”diye dua ettikten sonra:

“-Ey kardeşimin oğlu; Resûlullâh (s.a.v)’ın:

      “-Hizmetçilere, kendi yediklerinizden yedirin, kendi giydiklerinizden giydirin!”buyurduğunu bizzat şu iki gözüm görmüş, şu iki kulağım işitmiş ve (eliyle kalb damarına işaret ederek) şu kalbim muhafaza etmiştir. Şimdi benim ona dünya malından vermem, kıyâmet günüde onun, benim iyilik-lerimden almasından daha ehvendir!”dedi. 6

Ebû’l-Yeser (r.a)’den rivâyet edildiğine göre Resûlullâh (s.a.v) şöyle dua edermiş:

      “-Allâh’ım! Yıkıntı altında kalmaktan, yüksek bir yerden düşmekten, boğulmaktan, yanğından ve ihtiyarlıktan sana sığınırım. Beni ölüm esna-sında şeytanın çiğnenmesinden, senin yolunda harbederken düşmana arka dönerek ölmekten ve akreb ve yılan tarafından sokularak ölmekten sana sığınırım!” 7

Ebû’l Yeser (r.a)’ın hanımları; Ümmü Amr bint-i Amr bin Haram, bu kadın Cabir bin Abdullah’ın halasıdır. Lübabe bint-i Haris, Ümmü Reyta bint-i Abuamr, Kebşe bint-i Sabit ve Ümmü veledleri. Ammar veya Umeyr, Yezid, Habib, Said, Abdurrahman ve Lübâbe, Habibe, Âişe, Ümmü Kesir. Adlarında çocukları vardı.

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh onlardan razı olsun.



1- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-6-102 
2- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-9-159 
3- Hud-114 
4- Sâhihi Müslim-ve tercemesi M.Sofuğlu-Kitabu’t-tevbe-bab-39-2763-C-8-S-256. 
5- Sünen-i İbn-i Mace Kitabû-s’Sadaka-bab-14-2419 
6- Müslim-Zühd-18-74-Câmiu’l-Usûl-Borçlar-6-695-No-2.544 
7- Sünen-i Ebû Dâvûd Kitabu-el-Vitr-Bab-32-No-1552