Ebû Ümâme Sudey Bin Aclân El-bâhili

Fudalâ-i Sahabeden, Sudey bin Aclân el-Bahili, Medine civarında ikamet eden beni Bahili kabilesine mensub’dur. Neseb silsilesi, el-İsâbe ve Üsdül Ğabe’de biraz farklı anlatılır Şöyle ki: Sudey bin Aclan bin el-Haris Veya; Aclan bin Vehb Ebû Ümâme el-Bahiliy es-Sehmi.

Ebû Ümâme Sudey Bin Aclân El-bâhili

Ebû Ümâme Sudey Bin Aclân El-bâhili
أبُـواُمَـا مَــةُ صُــدَ يّ بـِـنْ عَــجْــلاَ نُ اْلــبَــا هِــلِــي


 Baba Adı    :    Aclan bin Hâris.
 Anne Adı    :    Bilgi yok.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Takriben Miladi 600. yıl, Medine civarında dünyaya gelmiştir.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 86.Miladi 705 yıllarında 86 yaşlarında Suriye’nin Humus şehrinde vefat etti. Kabri Humus’ta dır.
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok.
 Eşleri    :    Bilgi yok.
 Oğulları    :    Velid bin Sudey bin Aclan, Hicri 96. yılda Humus’da vefat etmiştir. Onun da Kabri Humus’ta dır.
 Kızları    :    Bilgi yok.
 Gavzeler    :    Uhud, Hendek, Beni Kureyza, Hayber ve Sonraki Seferler
 Muhacir mi Ensar mı    :    Ensâr’dan dır.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    150 veya 250 tane.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Sudey bin Aclan bin el-Haris (veya Aclan bin Vehb Ebû Ümâme el-Bahiliy es-Sehmi) veya Sehm bin Amr bin Sâ’lebe bin Ğanm bin Kutaybe bin Mean Veya Vehb bin Arib bin Vehb bin Riyah bin el-Hâris bin Ma’n bin Mâlik bin A’sur el-Bahili.
 Lakap ve Künyesi    :    Ebû Ümâme lakabıyla meşhurdur ki çok eserlerde ismine Ebu Ümâme el Bahili de denilir.
 Kimlerle Akraba idi    :    Bilgi yok.



Ebû Ümâme Sudey Bin Aclân El-bâhili Hayatı

Fudalâ-i Sahabeden, Sudey bin Aclân el-Bahili, Medine civarında ikamet eden beni Bahili kabilesine mensub’dur. Neseb silsilesi, el-İsâbe ve Üsdül Ğabe’de biraz farklı anlatılır Şöyle ki: Sudey bin Aclan bin el-Haris Veya; Aclan bin Vehb Ebû Ümâme el-Bahiliy es-Sehmi. Veya; Sehm bin Amr bin Sâ’lebe bin Ğanm bin Kutaybe bin Mean. Veya; Vehb bin Arib bin Vehb bin Riyah bin el-Hâris bin Ma’n bin Mâlik bin A’sur el-Bahili. Künyesi Ebû Ümâme el-Bahili olub İslâm tarihinde daha çok bu künyesi ile tanınmaktadır. Bu bakımdan künyesi ile daha meşhurdur diyebiliriz.

Âsr-ı Saâdet’de, Ebû Ümâme, künyesini taşıyan birkaç tane meşhur sahabe vardır, bunlardan: Ebû Ümâme Üseyd bin Hudayr. Ebû Ümâme Es’ad İbn-i Zürâre. Ebû Ümâme el-Ensâri. Ebû Ümâme bin Sâ’lebe el-Ensâri. Ebû Ümâme bin Sehl bin Hunyf. Ebû Ümâme Sudey bin Aclân el-Bahili’dır. Bizim burada anlatacağımız: Ebû Ümâme Sudey bin Aclân el-Bahili (r.a)’dır. Pek uzun müddet yaşamış olub, pek çok hadis-i şerif rivâyet etmiş olduğundan, Ebû Ümâme künyesiyle meşhur olmuştur.

Ebû Ümâme Sudey bin Aclân el-Bahili (r.a), takriben Miladi 600. yılın başlarında Medine civarında mensubu bulunduğu, Bahili kabilesi yurdunda doğduğu tahmin edilmektedir. Ebû Ümâme Sudey bin Aclân el- Bahili (r.a)’ın hangi tarih’de Müslüman olduğu’da ihtilaflıdır.

Ancak en kuvvetli görüşün, Hicret-i Nebevi, esnasında İslâm olduğu yolundadır. Kendisi Müslüman olduktan sonra mensubu olduğu kendi kabilesinin de İslâmiyet’e girmesi için çok çalışmış ise de, bunda epeyce zorlanmış, ve biraz geç muvaffak olmuştur.

Hatta, kendi kabilesini İslâm dinine davet için ilk gittiği gün, yapmış olduğu konuşma sonunda kendisine içmeye su dahi vermemişlerdir. Buna rağmen, kısa bir zaman sonra, kabilesini ısrarlı daveti sonucunda ikna ederek İslâm dinine girmelerine vesile olmuştur.

Ebû Ümâme Sudey bin Aclân el-Bahili (r.a)’ın, Annesi hasta olduğu için Resûlullâh (s.a.v)’in emriyle Bedir Ğazvesi’ne iştirak edememiştir. Bedir Savaşı dönüşünde annesi vefat etmiş, ve cenaze namazını bizzat Resûlullâh (s.a.v) kıldırmıştır.

Ebû Ümâme Sudey bin Aclân el-Bahili (r.a), ilk olarak Uhud Ğazve-si’ne iştirak etmiştir denilir. Ancak Uhud Ğazvesi’ne katıldığına dair olan bu rivâyet, zayıf görülmekle beraber, Hudeybiye Anlaşması’ndan önce Müslüman olduğu, ve bu, andlaşmada hazır bulunduğu da, bildirilmekte- dir. Bu kesindir. Resûlullâh (s.a.v) ile Hudeybiye Andlaşmasın da hazır bulunarak Biat-ı Rıdvan Ehlinden olma fırsatını elde etmiştir. Böylece Şecere-i Rıdvan’dan sayılmıştır. 1

Bunu takîben, Resûlullâh (s.a.v)’in katılmış olduğu ğazvelerin hep-sinde kendiside bulunmuştur. Buunlardan Hayber, Mekke fethi Huneyn Ğazvesi, Tâif kuşatması gibi bir çok ğazve ve seriyyelere iştirak etmiştir. Daha sonra’da zorluk ordusu Tebük Seferi’ne katılmıştır. Bu ğazvelerin üçünde şehid olması için dua etmesini Resûlullâh (s.a.v)’den ısrarla istedi. Fakat Resûlullâh (s.a.v), her defasında kendisine selâmet ve ğanimet temennisinde bulundular.

Ebû Ümâme Sudey bin Aclân el-Bahili (r.a)’ın Menkıbeleri:

Ebû Ümâme Sudey bin Aclân el-Bahili (r.a), anlatıyor:

“-Allâh’ın Resülü (s.a.v), beni, kendi kavmime gönderdi. Onları Allâh’a davet ediyor, İslâm’ın prensiblerini onlara arzediyordum. Onlar develerini sularken sütlerini sağıp içerlerken yanlarına gelmiştim. Beni gördükleri zaman hep birden:

      “-Hoş geldin ey Sudey bin Aclan! Duyduk ki, sen de bu Adam’ın tarafına geçmişsin?”dediler.

      “-Hayır, ben Allâh’a ve Resûlüne iman ettim! Allâh’ın Rasülü, size İslâmı anlatmak, onun prensiblerini öğretmek için beni gönderdi!”dedim.

Bu durumda iken bir çanak getirip ortaya koydular. Etrafına toplanıp ondan yemeye başladılar.

      “-Buyur yâ Sudey!”dediler.

      “-Yazzıklar olsun size! Ben, size, bu yediğinizi haram kılan Zat’ın yanından geldim. Ancak, bu size yüce Allâh’ın emrettiği şekilde kesildiği takdirde helâldir!”dedim.

      “-O’nun sana söylediği nedir?”diye sordular.

      “-O’na inen âyeti dinleyiniz!”dedim.

“-Kendiliğinden ölen hayvan, kan, domuz eti, Allâh’dan başka-sının adı ile kesilen boğularak vurularak yuvarlanarak veya sürüle- rek ölen, canavar tarafından parçalanan hayvan haram edilmiştir.

Bunlardan canları henüz çıkmadan boğazladıklarınız müstesna. Dikili taşlar adına boğazlanan hayvanların etini yemek Zarlarla kısmet paylaşmak haramdır. Bunları işlemek itaatten çıkmaktır!” 2

Âyetlerini onlara okuyarak islâm dininı anlatmaya başladım. Fakat, bir türlü kabul etmiyorlardı. Onlara anlata anlata artık susuzluktan ağzım kurudu onlara şöyle dedim:

      “-Yazzıklar olsun size! Bâri bana biraz içecek bir yudum su getirin çok susadım!”dedim.

Onlar bana:

      “-Seni susuzluktan ölüme terk edeceğiz!”dediler.

Başımda sarığım vardı. Hemen o sarığımı başımın altına koydum, kızğın güneşin altında kaynayan kumlar üzerine yatıp uyudum. Uykuda birisi bana cam bir kâse getirdi. İnsanlar onun benzerini görememiştir! O, kâsenin İçinde kimsenin tadmadığı şerbet vardı. Onu bana sundu, içtim, içer içmez hemen uyandım. And olsun ki, bundan sonra, ne susadım, ne de, susuzluk diye bir şey hissettim!”

Büyük âlim Taberâni, Ebû Ümâme Sudey bin Aclân el-Bahili (r.a)’ dan, Ebû Ya’la’nın rivâyetinde, bu kavmin sonradan Müslüman olduğu kaydedilir. 3

Ebû Ümâme Sudey bin Aclân el-Bahili (r.a)’den:

“-Resûlullâh (s.a.v)’e birisi âlim diyerek âbid iki kişiden bahsedildi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Âlimin âbide üstünlüğü, benim sizin en aşağı derecede bulunanı-nıza olan üstünlüğüm gibidir. Allâh, melekler, göklerde bulunanlar, hatta yuvasındaki karınca, denizdeki balıklar dahi; insanlara iyi şeyler öğretene dua ederler!”buyurdular.

Mekhûl’den gelen bir başka rivayette ise şu ilâve vardır:

      “-Resûlullâh (s.a.v) âlimin âbide üstünlüğü, benim en aşağı derecede bulunanıza olan üstünlüğüm gibidir!”buyurduktan sonra:

      “-Kulları arasında Allâh’dan lâyıkıyla ancak âlimler korkar!” 4

Âyetini okudular. 5

Ebû Ğâlib’den, Ebû Ümâme’ye:

      “-Bana, Resûlullâh’dan duyduğun bir söz söyle?!” dedim.

Ebû Ümâme Sudey bin Aclân el-Bahili (r.a)’da:

      “-Resûlullâh (s.a.v), Kûr’ân’dan başka sözü ağzına almazdı. Allâh’ı çok zikreder, kısa ve öz konuşur, namazı uzatırdı. Bir yoksulla, bir zayıf-la gidip işlerini görmekten katiyyen arlanmaz, kibirlenmezdi!”dedi. 6

Ebû Said el-Hudri (r.a) anlatıyor:

“-Bir gün, Resûlullâh (s.a.v) mescide girdi. Ensâr’dan Ebû Ümâme lakabıyla mâruf birinin oturduğunu gördü.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Ebû Ümâme, namaz vakti olmadığı halde mescid’de oturmanın sebebi ne?”diye sordu.

Ebû Ümâme:

      “-Borçlarımdan ve sıkıntılarımdan kurtulamıyorum!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Sana okuduğun zaman yüce Allâh’ın üzüntülerini gidereceği ve borçlarını ödemede yardım edeceği bir dua öğreteyim mi?”dedi.

Ebû Ümâme:

      “-Öğret, yâ Resûlallâh!”dedi.

Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v):

      “-Sabah ve akşam; Allâh’ım kederden ve üzüntüden sana sığınırım. Acizlik ve tembellikten sana sığınırım. Cimrilikten ve korkaklıktan sana sığınırım. Borca boğulmaktan ve kötü kimselerin şerrinden, sana sığını-rım! De.” buyurdular.

      “-Resûlullâh (s.a.v)’ın dediğini yaptım. Allâh üzüntümü giderdi ve borçlarımı ödemede bana yardım etti!” 7

Ebû Ümâme’den:

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Güneş doğuncaya kadar oturup Allâh’ı zikretmen, Allâh’u Ekber, Elhamdülillâh, Sübhanallâh, Lâ ilâhe İllallâh demek, bence İsmâil (a.s) neslinden iki köle âzâd etmekten daha hayırlıdır, ikindi namazından son-ra gün batıncaya kadar böyle yapmak ise İsmâil (a.s) neslinden dört köle âzâd etmekten daha hayırlıdır!”buyurdular. 8

Ebû Ümâme Sudey bin Aclân el-Bahili (r.a) anlatıyor:

      “-Resûlullâh, çok dua yaptı. Hafızamızda hiç birini tutamadık!”

      “-Yâ Resûlallâh! Çok dua ettiniz, fakat hiç birini ezberleyemedik!” dedik. Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v) şöyle buyurdular:

      “-Size bütün bunları içine alan bir dua öğreteyim mi?”dedi ve, şu duayı okudu:

      “-Allâh’ım, senden Resûlün Muhammed (s.a.v)’ın istediği hayırları isteriz. Ve yine Muhammed (s.a.v)’in sana sığındığı kötülüklerden biz de sana sığınırız. Ancak, senden yardım isteriz. Ancak sen emir verirsin! Allâh’dan başka kuvvet ve kudret, sahibi yoktur!” 9

Ebü Ümâme el-Bâhili (r.a)’dan:

“-Resûlullâh (s.a.v.) bir gün bize bir konuşma yaptı. Konuşmasının ekseriyeti Deccalle ilgili idi. Söyledikleri arasında şunlar da vardı:

“-Allâhu Teâlâ, Ümmetini, Deccal’den sakındırmayan hiçbir Peyğamber göndermemiştir. Ben, Nebilerin sonuncusu, siz de, Ümmetlerin sonuncususunuz. Hiç şüphesiz o, sizin içinizden çıkacak. Eğer, ben ara-nız da iken o çıkarsa, ona karşı her Müslüman’ın dinini ben müdafaa ede-ceğim. Eğer, benden sonra çıkarsa herkes dinini kendisi müdafaa etsin.

Allâh bütün Müslümanların yardımcısıdır. O, Irak’la Şam arasındaki bir yoldan zuhur edecek, kısa zamanda her tarafı fesada verecek. Ey Allâh’ın kulları! Dininizde sebat gösterin!”

O önce şöyle söyler:

      “-Ben Peyğamberim!”

Halbuki benden sonra Peyğamber gelmeyecek!

İkinci olarak da şu iddiada bulunur:

      “-Ben sizin rabbinizim!”

Halbuki siz ölünceye kadar Rabbinizi göremeyeceksiniz!

Onun alnında, “Kâfir” diye yazılıdır. O yazıyı her Mü’min okur. Sizden kim onunla karşılaşırsa yüzüne tükürsün ve Kehf Sûresi’nin baş tarafını okusun. O, insanlardan bir kısmına musallat olur, onları öldürür, sonra diriltir. Onun bu öldürüb diriltmesi belli kişileri kapsar, diğerlerine dokunamaz. Beraberinde cennet ve cehennemin bulunması onun hilesidir.

Onun cenneti cehennem cehennemiyse gerçekte cennettir. Kim onun cehennemine uğrarsa gözlerini kapasın ve Allâh’dan yardım istesin.

Ateşin İbrahim (a.s)’i yakmadığı, ve bir emniyet yeri olduğu gibi, ona da, Deccal’in ateşi zarar vermez, ve emin bir yer olur.

Bir yere uğrayıb orada onu tasdik etmeleri, ona inanmaları ve ora halkı için dua edib aynı gün yağmur yağdırması yine onun imtihan şekillerindendir. O, dua edib yağmur yağdırınca, her yerde bolluk olur. Hayvanları evvelkinden daha semiz, daha yağlı ve daha sütlü olurlar.

Yine Deccal bir yere uğrar orada da onu yalanlarlar, ona inanmazlar. O da onlara beddua eder. Böylece onların rahat ve huzuru kalmaz. Deccal kırk gün hükümran olur. Fakat, onun bir günü bir sene kadar, diğer günü bir ay kadar, bir diğer günü hafta kadar, öbür günü normal bir gün kadar, daha öbür günü ise çok kısa bir zaman kadar olur. O kadar ki şehrin bir ucundan çıkan bir kimse daha öbür ucuna varmadan akşam olur!”deyince:

      “-O kısa günlerde namaz nasıl kılarız, yâ Rasûlallâh?”diye sordular.

Şöyle buyurdular:

      “-Uzun günlerdekine benzer şekilde namaz vakitlerini ayarlarsınız!” 10

Ebû Umâme el-Bahilî anlatıyor:

      “-Rastladığım herkese selâm verirdim. Bir sütunun arkasına saklana-rak, birden karşıma çıkıb bana selâm veren bir Yahudi’den başka selâm verme hususunda kimsenin beni geçtiğini hatırlamıyorum!”

O zaman Yahudiye:

      “-Yazıklar olsun sana! Behey Yahudi, niçin böyle yaptın?”dedim.

O da:

      “-Senin çokça selâm veren bir adam olduğunu görünce, bunun bir fazilet olduğunu bildiğim için o fazilette seni geçmek istedim!”diye karşılık verdi. Bu defa ben:

“-Tuh sana! Ben Resûlullâh (s.a.v)’in:

      “-Allâh, selâmı ümmetimiz için bir şükür! Zimmet ehlimiz için de bir emân kıldı!”buyurduğunu işittim, dedim.

Muhammed bin Ziyad’dan:

      “-Ebû Ümâme evine dönüyordu. Koluna girerek beraber yürüdüm. Yolda rastladığı Müslüman, Hıristiyan, küçük büyük, herkese Selâmün âleyküm, selâmün âleyküm!”diyordu.

Evinin kapısına varınca, bize dönerek:

      “-Yeğenim, Resûlullâh (s.a.v), bize, aramızda selâmı yaygınlaştır-mamızı emretti!”dedi.

Ebû Umâme, halka vaaz ederken, onlara:

“-Hoşunuza giden veya gitmeyen hususlarda sabredin. Doğrusu sabır ne güzel bir huydur! Dünya sizi şaşkına çevirdi. Eza ve cefâlarını da size yavaş, yavaş içirdi. Zevk ve süsüyle sizleri kendisine çekti. Resûlullâh’ın ashabı evlerinin önünde otururlar ve:

      “-Selâmlaşalım diye oturuyoruz!”derlerdi, dedi. 11

Abdurrahman bin Yezid bin Câbir’den:

Ebû Ümâme’nin azadlı cariyesi bana şunları anlattı:

“-Ebû Ümâme sadaka vermeyi severdi. Biriktirdiği malı da, sadaka vermek için biriktirirdi. Hiçbir dilenciyi boş çevirmezdi. Bir soğan, bir hurma veya yediği herhangi bir şeyi dilenciye verirdi.

Bir gün ona bir dilenci geldi. Yanında da yiyecek hiçbir şeyi yoktu. Sadece üç dinarı vardı. Ebû Ümâme dilenciye bir dinar verdi. Sonra bir dilenci daha geldi. Ona da bir dinar verdi. Daha sonra bir dilenci daha geldi. Ona da bir dinar verdi. Bunun üzerine ben kızdım.

      “-Niçin bize bir şey bırakmadın?”dedim.

Ebû Ümâme kuşluk uykusuna yatmıştı, öğlen ezanı okununca kendi-sini uyandırdım. Abdest alıb hemen mescide gitti. Ebû Ümâme oruçlu idi. Bu sebeble ona acıdım. Ödünç, bir şeyler bulub, ona akşam iftar yemeği hazırladım. Bir de evde kandil yaktım. Yatağını hazırlamak için içeri git-tiğim de bir de ne göreyim, yatağın üzerinde altın var! Saydım; tam üç yüz dinar. Kendi kendime dedim ki:

      “-Geçimi için gerekli tedbiri aldıktan sonra dilediği hayrı yapıyor!”

Ebû Ümâme yatsı namazından sonra eve geldi. Sofrayı ve yanan kandili görünce gülümsedi ve:

      “-Bu, onda olandan daha hayırlı!”dedi.

Ebû Ümâme akşam iftar yemeğini yiyinceye kadar yanında ayakta durdum. Yemekten sonra:

      “-Allâh senin hayrını versin. Evin ihtiyacı olan parayı bana haber vermeden yatağın yanına açıkta bırakmışsın! Onları kaldırdım!”dedim.

      “-Ne parası? Ben öyle bir şey bırakmadım!”dedi.

Yatağı kaldırdığımda, parayı görünce sevindi ve fevkalâde hayret etti. Bunun üzerine ben de, Hıristiyanlık alâmeti olan kuşağımı kestim (parçala-dım). Müslüman oldum!”

İbn-i Câbir der ki:

      “-Ben Ebû Ümâme’nin cariyesinin Humus mescidinde kadınlara, Kûr’ân, sünnet ve dini hükümleri öğrettiğine; onları dinde derin anlayış sahibi yapmak için çalıştığına şahid oldum!” 12

Ebû Umame (r.a) anlatıyor:

Kureyş’den bir delikanlı, Resûlullâh (s.a.v)’e gelerek:

      “-Ey Allâh’ın Resûlü! Bana zina yapmam için izin ver!”dedi.

Ashab-ı Kirâm hemen delikanlıyı tartaklamaya başlayarak:

      “-Şuna bak hele!”dediler.

Resûlullâh (s.a.v) ise ashâbı’na:

      “-Ona dokunmayın!”dedi.

O, delikanlıya da:

      “-Yaklaş!”buyurdular.

Delikanlı yaklaşınca:

      “-Annenin zina yapmasını ister misin?”diye sordu.

Delikanlı:

      “-Kurbanın olayım yâ Resûlallâh! Vallâhi istemem!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-O halde başkaları da, Annelerinin zinâ yapmasını istemez! Peki kızının zina yapmasını ister misin?”diye sordu.

Delikanlı:

      “-Kurbanın olayım ya Rasûlallâh! Vallâhi istemem!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Başkaları da kızlarının zina yapmalarını istemez. Peki kız kardeşi-nin zina yapmasını ister misin?”diye sordu.

Delikanlı:

      “-Kurbanın olayım ya Resûlallâh nasıl isterim!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-O halde başkaları da kız kardeşlerinin zina yapmasını istemezler. Peki halanın zina yapmasını ister misin?”diye sordu.

Delikanlı:

      “-Kurbanın olayım ey Allâh’ın Resûlü nasıl isterim?”dedi

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Öyleyse başkaları’da halalarının zina yapmasına razı olmazlar. Peki teyzenin zina yapmasını ister misin?”diye sordu.

Delikanlı:

      “-Kurbanın olayım ya Resûlallâh nasıl isterim!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Bil ki, başkaları da teyzelerinin zina yapmasını istemez!”dedi.

Daha sonra Resûlullâh (s.a.v), elini delikanlının omzuna koyarak:

      “-Allâh’ım, onun günahlarını affet, kalbini pâkla, namusunu koru!” diye dua etti.

Bu olaydan sonra delikanlı bir daha hiç kimseye dönüb bakmadı. 13

Ebû Ümâme anlatıyor:

“-Bir kadın, erkeklerle düşüp kalkardı. Ağzı da bozuktu. Bir gün, yüksekçe bir yerde tirit yiyen Resûlullâh (s.a.v)’ın yanına geldi:

      “-Hele; Şuna bir bakın! Bir köle gibi oturuyor. Bir köle gibi yemek yiyor!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v)’de:

      “-Hangi köle benden daha güzel kulluk edebilir?”buyurdu.

Kadın:

      “-Sadece kendisi yiyor, beni davet etmiyor!!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Sen de buyur!”dedi.

Kadın:

      “-Senin elinden yemek istiyorum!”dedi.

Resûlullâh’da ona kendi eliyle yedirmeye başladı.

Bu sefer kadın:

      “-Bana, ağzına aldığın lokmadan da yedir!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v) bunu da yaptı.

Bu lokmadan yiyen kadının, haya duygusu arttı. Ölünceye kadar, bir daha hiç bir erkekle düşüp kalkmadı. 14

Ebû Süleym bin Âmir’den:

“-Ebû Ümâme el-Bahilî (r.a) ile beraber Dimaşk kapısında cenaze taşıyan bir kafile ile yola çıktık. Cenaze namazı kılındıktan sonra onu kabre götürdüler. Orada Ebû Ümâme (r.a) şöyle dedi:

“-Ey insanlar! İyilikleri ve kötülükleri bölüştüğünüz bir yerde gün-leriniz geçiyor. Yakında buradan başka bir yere göç edeceksiniz. (Mezarı işaret ederek) Burası yalnızlık diyarıdır. Karanlık bir evdir. Yılanlar ve çıyanlar barınır. Allâh’ın genişlettiği kabirler müstesnadır. Oradan mahşer meydanına nakledileceksiniz Buralarda Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyeceksiniz. Cennetliklerin yüzü ağarır, Cehennemliklerin ki, ise, kararır. Sonra buradan da başka bir yere nakledilirsiniz.

Zifiri bir karanlık insanları sarar. Daha sonra ise nur dağıtılır. Mü’minlere nur verilir, kâfir ve münafıklara ise, hiçbir şey verilmez. Bu durum Allâh-u Teâlâ’nın kitâbın da şöyle anlatılmıştır:

      “-Yahut’da onların işledikleri, üzerini yığın yığın dalğalar kap-layan, daha üstüne de bulutlar gerilmiş olan engin denizdeki karan-lıklar gibidir. Bu karanlıklar içinde insan elini kaldıracak olsa, hemen hemen onu göremez. Allâh kime nur vermezse onun ışığı yoktur!” 15

Sağlamların, gözlerinden âmâların istifâde edemediği gibi, kâfirler ve münafıklar’da Mü’minlerin nurundan istifade edemezler. Münafıklar, Mü’minlere:

      “-Bize bakınız da nurunuzdan faydalanalım!”derler.

Onlara:

      “-Geri dönün de arkanızda nur arayın!”denir.

Bu, Kitabında’da, buyurduğu gibi, Allâh’ın münafıklara bir hilesidir:

      “-Münafıklar Allâh’ı aldatmak için uğraşırlar. Halbuki Allah onları aldatır!” 16

Münafıklar kendilerine söylenene uyarak geri, nur dağıtılan yere dönerler. Fakat hiçbir şey bulamazlar. Hemen tekrar geri dönerler, fakat Mü’min’ler le aralarında bir kapısı olan bir duvar çekilmiştir. Duvarın iç tarafında rahmet, dış tarafında azab vardır.

Münafıklar, Mü’minleri çağırarak:

      “-Biz sizinle beraber değil miydik?”derler.

Onlar da:

      “-Evet beraberdik! Fakat, siz, kendinizi iğfal ettiniz, bizi gözetleyer- ek şübhe içinde beklediniz. Sizi bir takım kuruntular aldattı. Yüce Allâh tarafından vaâd olunan âzab gelinceye kadar siz bu hal üzere kaldınız. Aldatıcılar sizi Allâh katında aldattılar!”

Nur taksim edilinceye kadar münafıklar bu şekilde aldatılır dururlar. Böylece Allâh Mü’minle münafığı birbirinden ayırır!”

Süleyman bin Habib’den:

“-Bir ğrub insana katılarak Ebû Ümâme (r.a)’in huzuruna girdik. Baktım, zayıf, yaşlı bir ihtiyar. Fakat aklı ve mantığı görünüşünün tam aksi, fevkalâde. Bize ilk sözü şu oldu:

“-Bu meclis Allâh’ın size bir nimetidir. Ondan sorumlu olacaksınız. Çünkü; Resûlullâh (s.a.v), kendisine emredilenleri insanlara tebliğ etti. Ashabı ondan duyduklarını başkalarına bildirdi. Siz de duyduklarınızı başkalarına anlatınız:

Üç ğrub insan vardır ki, Allâh, onları cennete koyuncaya, yahut da sevab ve ğanimetle dönünceye kadar himayesi altında bulundurur. Allâh- ’ın cennete koyuncaya veyahut da sevab ve ğanimetle dönünceye kadar himaye edeceği kimselerin birincisi; Allâh rızası için evinden çıkıp Allâh yolunda cihad edenler. Allâh’ın cennete koyuncaya veya sevab ve ğani-metle dönünceye kadar himaye edeceği kimselerin ikincisi; abdest alıb sabah erkenden camiye gidenler. Üçüncüsü de; evine girerken selâm verenler.

Cehennemde yedi tane kemeri olan bir köprü vardır. Bu kemerlerin ortasındakinde mizan kurulur. Kul buraya getirilir ve ona:

      “-Borcun var mı?”diye sorulur.

Hemen o hesabını yapar. Allâh’dan hiçbir şeyi gizleyemezler.

      “-Yâ Rabbi, şu şu kimselere, şöyle, şöyle borçlarım var!”der.

Ona:

      “-Öyleyse borçlarını öde!”denir.

O da:

      “-Benim hiçbir şeyim yok. Nasıl ödeyebilirim?”diye mukabele eder.

Bunun üzerine:

      “-Onun sevablarından ödeyin!”denir.

O kulun sevablarından alınır. Neticede kendisine hiç bir sevabı kal-maz, bütün sevabları biter. Bunun üzerine:

      “-Alacaklıların günahlarından getirin ödeştirin buna yükleyin!”denir.

Duyduğuma göre; bazıları dağlar kadar sevabla getirilir, alacaklılara dağıta dağıta kendisine hiçbir şey kalmaz. Bu sefer, alacaklıların günah-ları bunlara verilir. Böylece onların dağlar kadar sevabı varken, dağlar kadar günahı olur.

Yalandan sakının. Çünkü yalan insanı günaha, günah da cehenneme götürür. Doğru olun, çünkü doğruluk iyiliğe, iyilik de cennete götürür.

      “-Ey insanlar! Sizler cahilliye devrinden daha da sapıksınız. Çünkü Allâh-u Teâlâ, kendisi için harcadığınız bir dirheme yedi yüz dirhem, bir dinara yedi yüz dinar vereceği halde siz hâlâ cimrilik yapıyorsunuz. Şunu iyi bilin ki fetihler altın ve gümüş saplı kılıçlarla değil, sinir, ve demir saplı kılıçlarla yapılır!”

Ebû Ümâme Sudey bin Aclân el-Bahili (r.a) Resûlullâh (s.a.v)’ın Vedâ Haccı’nda yanında yer aldı. Resûlullâh (s.a.v)’ın vefatından sonra Halife Hz.Ebû Bekr devrinde mürtedlerle yapılan savaşlara iştirak etmiş ve sonra da Mısıra gittiyse de bir müddet sonra Suriye taraflarındaki savaşlarda bulunmak üzere Suriye’ye gitmiş, sonra Humus’a yerleşmiştir.

Hz.Ömer ve Hz.Osman zamanında, Suriye taraflarında bulunan Ebû Ümâme Sudey bin Aclân el-Bahili (r.a) Hz.Ali zamanında Kûfe’ye giderek Hz.Ali’ye iltihak etmiştir. Hz.Ali ile Sıffîn Savaşı’nda bulunduktan sonra Medine’ye gelmiş ve daha sonra Dımaşk’e giderek bir müddet orada kalmıştır.

Resûlullâh (s.a.v)’den başka Hz.Ömer, Osman, Ali, Muaz bin Cebel, Ebû Ubeyde bin Cerrah, Ubade bin Sâmit ve başka sahabilerden 150 veya 250 hadis rivayet etmiş olan Ebû Ümeme’nin rivâyetlerinin çoğu Ahmed bin Hanbel’ın el-Müsned’in de ve Kütüb-i Sitte’de yer almıştır.

Hadis-i Şerifleri duyduğu gibi rivâyet edebilmek için çok titizlik gösterir bir hadisi Resûlullâh (s.a.v)’den yalnız bir defa duymakla o hadis-i şerifi rivayet etmeyeceğini söylerdi: 17

Tabiin neslinden Mekhûl eş-Şâmi, Hâlid bin Ma’dân, Ebû İdris el-Havlâni, Recâ bin Hayve gibi âlimler ve Suriyeli muhaddisler kendisin-den rivâyette bulunmuşlardır.

Ebû Ümâme Sudey bin Aclân el-Bahili (r.a) Hicri 86. Miladi 705 yılında 106 yaşlarında iken Humus’da vefat etti. Hicri 81-82 hatta 91. Miladi 700-701-710 yıllarında vefat ettiğide söylenir.

İbn-i Hibban’ın onun için Hicri 86. yılda vefat ettiğini söylemesi yanlışlık eseri olmalıdır. Tehzibü Târihi Dımaşk’ta da doksan bir yaşında öldüğü belirtilmektedir.

Vefatı konusundaki bu ihtilaflara rağmen onun Humus’ta en son vefat eden sahabi olduğu kabul edilmektedir.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Sen bendensin, ben de sendenim!”diyerek iltifat ettiği söylenen Ebû Ümâme Sudey bin Aclân el-Bahili gösterişi sevmez, bazı kerâmet-lerinin ortaya çıkması onu rahatsız ederdi. Öyle ki Mescidde secdeye kap- anıp ağlayan birine bunu evinde yapması gerektiğini söyleyip uyarmıştır. Cömert bir insan olan Ebû Ümâme Sudey bin Aclân el-Bahili, eline geçen her şeyi muhtaçlara dağıtır, hiçbir fakiri geri çevirmezdi. 18

Abdussamed bin Said:

Ebû Ümâme Sudey bin Aclân el-Bahili, vefat ettiğinde el-Muğallis denilen oğlu Velid bin Sudey bin Aclân yerine geçti. Ebû Ümeme 106 sene yaşadı Nitekim kendisinden sahih olarak sabit olan rivâyete göre Resûlullâh (s.a.v) vefat ettiğinde Ebû Ümâme Sudey bin Aclân (r.a) 33 yaşındaydı.

İmam-ı Buhari, Tarihinde Humeyd bin Rebia’dan rivayet ediyor:

Ebû Ümâme’yi Hicri 86 yılında valiliği zamanında Velid bin Abdül-melik’in yanından çıkarken gördüm. Oğlu el-Velid 96 yılında vefat etti!”

El-Hasan bin Rafi bin Damra, Fadâilu’s-Sahabe’de Vehb bin Sadaka-’dan rivâyet ediyor:

“-Dedem Yusuf bin Hazn el-Bahili’den şöyle dediğini işittim:

Ebû Ümâme el-Bahili şöyle dedi:

      “-Sana ağaç altında biat ettiklerinde Allâh Mü’minlerden razı olmuştur!” Âyeti nazil olduğunda dedim ki: 19

      “-Ey Allâh’ın Resülü! Ben de sana ağaç altında biat edenlerdenim!” bunun üzerine şöyle buyurdu:

      “-Sen bendensin, ben de sendenim!”

Ebû Ya’la, Reca bin Hayve yoluyla Ebû Ümeme (r.a)’dan rivâyet ediyor:

“-Resûlullâh, bir ğazveye hazırlandığında ona gittim ve dedim ki:

      “-Şehid olmam için Allâh’a hakkımda dua et!”

Bunun üzerine şöyle buyurdu:

      “-Allâh’ım, ona selâmet ve ğanimet ver!” 20

Ebû Ümâme Sudey bin Aclân el-Bahili (r.a), Resûlullâh’ın vefatından sonra mürtedlerle yapılan savaşalara iştirak etmiş ve sonra da Suriye tarflarındaki savaşlarda bulunmak üzere Suriye’ye gitmiştir.

Hz.Ömer ve Hz.Osman zamanında Suriye taraflarında bulunan Südey bin Aclân (r.a) Hz.Ali zamanında Kûfe’ye giderek Hz.Ali’ye iltihak etmiştir. Hz.Ali ile Sıffın Savaşı’nda bulunduktan sonra Medine’ye gelmiş ve daha sonra Dımeşk’e giderek bir müddet orada ikamet etmiştir.

Sudey bin Aclân (r.a) Dımeşk’dan Humus’a geçerek Humus şehrinde vefatına kadar ikamet etmiştir. Azâdlı köle ve cariyelerini o kadar iyi yetiştirdi ki, câriyerinden biri Humus mescidinde kadınlara Kûr’ân-ı Kerim, sünne ve dini hükümleri öğretir, onları dinde derin anlayış sahibi yapmak için çalışırdı.

Sudey bin Aclân, Humus’da iken Hicri 86 yılında vefat etti. oğlu Velid bin Ebû Ümâme Sudey bin Aclân el-Bahili (r.a) Hicri 96 yılında vefat ederek babasının bulunduğu kabristana defnedilmiştir. 21

Baba oğul bu insanların vefat tarihleri bazen karıştılmıştır. Diğer âile bireyleri hakkında elimizde fazla bilgi yoktur.

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.



1- Ashâb-ı Kirâmın Meşhurları-Hayati Ülkü-706-707 
2- Maide-3 
3- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-1-116 
4- Fatır-28. 
5- M.Yusuf Kahdehlevi Hadislerle Müslümanlık-4-1502 
6- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1161 
7- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-4-1730 
8- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-4-1628 
9- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-4-1720 
10- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-5-1777 
11- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1090 
12- M.Yusuf Kahdehlevi Hadislerle Müslümanlık-5-2053 
13- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-4-1558 
14- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1162 
15- Nur-40 
16- Nisa-142 
17- Müsned-i Ahmed İbn-i Hanbel-V-250 
18- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi-10-251 
19- Fetih-18 
20- El İsabe Fi-t-Temyizi’s-Sahabe İbn-i Hacer el-Asklani-3-240-No-4054 
21- Ashâb-ı Kirâmın Meşhurları-Hayati Ülkü-707-708