Ebû Talha Zeyd bin Sehl, el-Ensâri (r.a)

Ebû Talha Zeyd bin Sehl, el-Ensâri (r.a), Câhiliye döneminde takri-ben Miladi 601 yılında Medine’de doğmuştur. Babası; Sehl bin Esved idi. Annesi ise: Ubade veya Ubeydeh bint-i Mâlik bin Adiy bin Zeydımenat bin Adiy bin Mâlik bin Neccar’dır.

Ebû Talha Zeyd bin Sehl, el-Ensâri (r.a)

Ebû Talha Zeyd Bin Sehl El-ensâri
أبُـو طَـلْــحَــةُ زَيــدُ بْــنُ سَــهْــلُ اْلأنْــصَــارِي


 Baba Adı    :    Sehl bin Esved.
 Anne Adı    :    Ubâde (Ubeydeh) bint-i Mâlik, bin Adiy, bin Zeydimenat, bin Adiy, bin Mâlik, bin Neccar dır.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Takriben Miladı 601 de, Medine de doğdu.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri, 34. Miladi 654-55 yıllarında Medine-de 75 yaşlarında öldü. Bir rivâyette deniz seferinde vefat etti de denilir.
 Fiziki Yapısı    :    Gür sesli, orta boylu, buğday tenli, veya esmer tenli, ağaran saç ve sakallarını boyamazdı.
 Eşleri    :    Rümeysa Ümmü Süleym bint-i Milhan,
 Oğulları    :    Abdullah, ve Ebu Umeyr.
 Kızları    :    Bilgi yok.
 Gavzeler    :    Bedir, Uhud, Hendek, Hayber, Mekke’nin Fethi, Huneyn, Tâif kuşatması gibi bir çok seferlere iştirak etmiştir.
 Muhacir mi Ensar mı    :    İkinci Akabe biatına katılmış Ensâr dandır.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    92 veya 25 tane.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Ebû Ubeyde bin Cerrah ile.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Ebû Talha Zeyd bin Sehl bin el-Esved bin Haram bin Amr bin Zeydumenat bin Adiy bin Amr bin Mâlik bin el-Necar el-Hazreciy el-Neccari’dir.
 Lakap ve Künyesi    :    Ebû Talha.
 Kimlerle Akraba idi    :    Ümmü Süleym’in kocası, Enes bin Mâlik ve Berâ bin Mâlik’in Üvey babası’dır.



Ebû Talha Zeyd Bin Sehl El-ensâri Hayatı

Ebû Talha Zeyd bin Sehl, el-Ensâri (r.a), Câhiliye döneminde takri-ben Miladi 601 yılında Medine’de doğmuştur. Babası; Sehl bin Esved idi. Annesi ise: Ubade veya Ubeydeh bint-i Mâlik bin Adiy bin Zeydımenat bin Adiy bin Mâlik bin Neccar’dır. İkinci Akabe biatına katılmış olan Medineli Ensâr’dan dır. İbn-i Hacer’ın el-İsâbe’sine göre: İsmi ve nesebi: Zeyd bin Sehl bin el-Esved bin Haram bin Amr bin Zeydumenat bin Amr bin Mâlik bin Adiy bin Amr bin Mâlik bin en-Neccar el-Ensâri el-Hazreci’dir. Ebû Talha künyesiyle meşhurdur.

Onun ismini Sehl bin Zeyd şeklinde verenler yanılmıştır. Bu İbn-i Lehia’nın, Ebû’l-Esved’den, onun da Urve’den, Akabe biatına katılanların ismini verirken naklettiği görüştür. İbn-i Sa’d rivâyet ediyor:

Ebû Talha’nın çocuklarından Talha veya Ebû Talha şöyle dedi:

“-Ben Ebû Talha’yım halbuki ismim Zeyd.

Her gün silahımda vardır bir sayd (av)!”

Ebû Talha (r.a)’nın kabilesi olan Amr bin Mâlik kabilesi, Mescid-i Nebevî’nin batı tarafında bulunan Bâbü’r-Rahme civarında ikamet ederdi. Resûlullâh (s.a.v)’in Medine’ye hicreti sıralarında, Ebû Talhâ (r.a), Amr bin Mâlik kabilesinin reisi İdi. O zamanlar henüz çok genç yaşlarda bulu-nuyordu. Ebû Talhâ İslâmiyet’ten önce diğer Arablar gibi putperest idi, Ayrıca içkiye karşı çok düşkündü. En büyük zevki, sabahtan akşama kadar evinde içki sofraları kurarak dostları ile birarada içki içmekti.

Hicret-i Nebevi’nin henüz olmadığı yıllarda Ebû Talhâ (r.a) genç bir delikanlı idi. Bu sıralarda Enes bin Mâlik’in babası Mâlik ölmüş annesi Ümmü Süleym (r.a), dul kalmıştı. Ebû Talhâ onunla evlenmek istiyordu. Ümmü Süleym bint-i Milhan (r.a), Ebû Talhâ İle evlenmek için onun Müslüman olmasını şart koştu.

Enes bin Mâlik (r.a) der ki:

“-Ebû Talha, annem Ümmü Süleym’e evlilik teklif etti. Fakat Ümmü Süleym ona yanaşmadı.

      “-Sen sana zararı ve yararı olmayan bir taşa (puta) tapmayı nasıl uygun görürsün. Bir maranğozun getiribte senin için yonttuğu bir ağaç parçasının sana ne zararı ne yararı dokunur?”dedi.

Ümmü Süleym (r.a)’nın bu sözleri Ebû Talha’ya tesir etti. Ebû Talha Ümmü Süleym’e tekrar talib oldu.

Ümmü Süleym:

      “-Ey Ebû Talha! Sen, sizin tapmakta olduğunuz putlarınızı marangoz Abdi Ali filanın yonutub yaptığını ve ona bir ateş parçası atacak olsanız onun nasıl tutuşub yanacağını bilmez misiniz?” deyince, Ebû Talha onun yanından ayrıldı. Ebu Talha bir başka gün gelip teklifini tekrarladı.

Ümmü Süleym:

      “-Ey Ebâ Talha! Senin tapmakta olduğun put yerden biten ve filan oğullarının Habeşi kölesinin yonttuğu put değil midir?”dedi.

Ebû Talha:

      “-Evet!”deyince, Ümmü Süleym ona :

      “-Sen, yerden biten ve filan oğullarının Hâbeşi kölesi tarafından yon-tulan bir şeye tapmaya utanmıyor musun? Sen Allâh’dan ğayrı ilah olma-dığına Muhammed’in onun kulu ve Resulü olduğuna şehadet etsende ben senden bundan ğayrı mehir istemeyerek sana varsam olmaz mı?”dedi.

Ebû Talha:

      “-Yâ Ümmü Süleym! Beni bırak’da biraz düşüneyim!”dedi.

Oradan ayrıldı. Düşündü taşındı bir daha geldi.

      “-Yâ Ümmü Süleym!Düşündüm’de sen haklısın, bana yaptığın o teklifleri kabul ettim. Allâh’dan ğayrı ilah yoktur. Muhammed de O’nun kulu ve Resûlü’dür!”deyince, Ümmü Süleym:

      “-Ey Enes! Kalk Anneni Ebû Talha ile evlendir!”dedi. 1

Bu evlilikten Ebû Umeyr ve Abdullah adlarında iki çocukları oldu.

Ümmü Süleym ile evlenen Ebû Talhâ, daha Sonra Nübüvvetin 13. Miladi 622 yılında yapılan ikinci akabe biatı’nda kabilesini temsil etti. bazı eserlerde birinci Akabe biatına katıldı, denilirse’de birinci Akabe biatında bulunan oniki kişinin isimleri arasında Ebû Talha ismi yoktur. Ancak ikinci Akabe biatına katılan yetmiş iki erkek, iki kadın arasında Ebû Talha ismi görülmektedir. Bu tesbite binâen Ümmü Süleym dahi birinci Akabe biatı’ndan sonra, Mus’ab bin Ümeyr’in Medineye gelmesinden sonra İslâmiyeti tanımıştır.

Ebû Talha bu biat sırasında Resûlullâh (s.a.v) ile görüşüb buluştu. Medine’ye geri döndüğünde Medinelilere İslâm dinini öğretmek ve onları İslâmiyete yönlendirmek için çalışanlardan biri oldu. Resûlullâh (s.a.v), Medine’ye hicret ettikden sonra, Medine’nin ileri gelen reislerinden biri olan Ebû Talhâ’yı, Muhacirinden olan “Emînü’l-Ümme” Ümmetin Emini ünvanına sahib ve Aşere-i Mübeşşere’den Ebû Ubeyde bin Cerrah (r.a) ile din kardeşi ilan etti. Başka bir rivâyette ise, Ebû Ubeyde, ile Sa’d bin Muâz’ın din kardeşi olduğu da bildirilmektedir.

Ebû Talha (r.a), Medine devrinde ilk olarak Bedir Ğazvesi’nde aktif olarak bulundu. Bir yıl sonra Hicri 3. Miladi 25 Mart 625 yılında vaki’ olan Uhud Savaşı’na katıldı. Bu ğazve sırasında okçuların yerlerini terk etmeleri sonucu bir ara Müslümanlar bozguna uğramışlardı. Ebû Talha ile birkaç sahâbe hemen Resûlullâh (s.a.v)’in etrafını sararak onu saldırılar-dan korumaya ğayret göstermişlerdir, Uhud Savaşı’nda gözü dönmüş müşrikler bütün şiddetiyle Resûlullâh (s.a.v)’ın bulunduğu yere yükle-niyorlardı. Ğayeleri Resûlullâh (s.a.v)’ı şehid etmekti. Fakat, vücutlarını Resûlullâh (s.a.v)’e siper eden sahâbîleri, müşriklerın, Resûlullâh (s.a.v)’e yaklaşmasına fırsat vermiyorlardı. Bunlardan birisi de, Ebû Talha Zeyd bin Sehl (r.a) idi.

Ebû Talha (r.a), Uhud Savaşı’nda Resûlullâh (s.a.v)’in, önünde kal-kanlı olarak durub O’nu siperliyordu. Resûlullâh (s.a.v)’ın önüne ok çantasını sermişti. Bazen ok bazen na’ra atıyordu. Resûlullâh (s.a.v):

      “-Ebû Talha’nın sesi, orduda kırk kişiden yüz kişiden bin kişiden veya bir cemaâttan daha hayırlı ve daha faydalıdır!”buyuruyordu.

Ebû Talha’nın, Resûlullâh (s.a.v)’in önüne serdiği ok çantasında elli ok vardı. Ebû Talha (r.a):

      “-Yâ Resûlallâh! Vücudum Senin vücudunun önünde Sana fedâdır!” diyerek bağırıyordu.

Elli adet oku birer birer atarak tüketti. Ebû Talha düşmana ok attıkça Resûlullâh (s.a.v), Ebû Talha’nın arkasından ve onun başı ile omuzları arasından başını çıkarıb okların düştükleri yerlere bakıyordu. Ebû Talha, son oku attığı zaman:

      “-Bizi işlet, bizi, ok atmaktan geri durdurma! Allâh, beni, Sana fedâ etsin!”deyince, Resûlullâh (s.a.v) hemen yerden bir ağaç dalı alıb:

      “-Ey Ebû Talha! At bunu da, iyi bir ok olarak!”buyurdular.

Ebû Talha, ok yayını çok sert çeken bir ok atıcısı idi. Uhud günü elinde iki üç yay kırdı. Resûlullâh (s.a.v) yanında ok dolu çantasiyle kim- in geçtiğini görse ona:

      “-Ok çantanı, Ebû Talha’ya boşalt!” buyurmakta idi.

Resûlullâh (s.a.v), onun arkasından müşriklere bakmak için yükselib başını kaldırdıkça, Ebû Talha (r.a):

      “-Yâ Resûlallâh! Babam anam, Sana fedâ olsun, yükselme! Belki, sana bir müşriklerin oklarından birisi değer. Benim göğsüm, Senin göğ-süne siper ve fedâdır!”derdi. 2

Sahabîler vücudlarını Resûlullâh (s.a.v)’e fedâ etmekten asla çekin-mediler. Onlar, Resûlullâh (s.a.v)’in ayağına bir dikenin dahi batmaması için ölmeye razıydılar. İşte onların bu fedâkârlıkları sayesindedir ki, Uhud Savaşında müşrikler fazla bir zarar veremeden çekilmek zorunda kaldılar. Ebû Talha Zeyd bin Sehl (r.a), Bedir, Uhud, Hendek gibi savaşlara katıl-mış ve bütün savaşlara’da Resûlullâh (s.a.v)’in yanında iştirak etmişti. Kendisi ashâbın sayılı okçularındandır.

Ebû Talha Zeyd bin Sehl el-Ensâri (r.a)’ın Menkibeleri:

Ebû Talha, Resûlullâh (s.a.v)’e olan sevgisi sebebiyle ona ait en ufak bir şeyi dahi teberrüken saklamak isterdi. Bir gün Resûlullâh (s.a.v) traş olmuştu. Bunu gören Ebû Talha (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’ın mübarek saçlarını toplayarak hanımı Ümmü Süleym’e, götürdü ve ondan bu mübarek saç kıllarını itina ile saklamasını istedi. Bu olayın Vedâ Haccında Resûlullâh (s.a.v)’ın traşı anında ilk defa kesilen saçlarından teberrüken aldığı ve, Ebü Talha (r.a)’ın yıl boyu oruç tuttuğu da söylenir. 3

Ebû Talha’nın ve hanımı Ümmü Süleym’in, Resûlullâh (s.a.v)’in yanında ap ayrı bir yeri vardı. Zaman zaman bu şerefli âileyi ziyaret eder, onları memnun ederdi. Onlar da evlerinde ne varsa O’na ikrâm ederlerdi. Diğer taraftan, bu evde ne zaman güzel bir yemek pişirilse, mutlaka Resûlullâh (s.a.v)’e de hisse ayrılırdı. Resûlullâh (s.a.v)’ın eline turfanda meyve veya üzüm geçtiğinde, O da, bu âileye oğulları Enes bin Mâlik ile gönderirdi.

Ebû Talha’nın en bariz vasıflarından birisi de, Allâh, ve Resûlü’nün emrine hemen itaat etmesiydi. Hiçbir mesele de, niye, niçin, demeden hikmet ve zaman aramadan, emredileni hemen yerine getirirdi. Kendisi ashâb’ın zenginlerindendi. Onun kadar malı çok olan, çok az sahâbî vardı. Zenginlik nimetinin niçin verildiğini çok iyi biliyordu. Bu sebeble, malını hak yolunda infak etmekten bir an bile geri durmadı. Servetinin fazlalığı onu hiç bir zaman hak yoluna hizmet etmekten alı koymadı.

Ebû Talha (r.a)’ın Medine’de çok sayıda hurma bahçeleri vardı. Bunlar içerisinde en fazla “Beyruhâ” adındaki hurmalığını severdi. Burası Mescid-i Nebevi’ye çok yakındı. Resûlullâh (s.a.v) sık sık buraya uğrar, güzel manzarasını seyreder ve meşhur suyundan içerdi.

      “-Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe iyiliğe eremezsiniz. Her ne infak ederseniz, Allâh onu bilir!” 4

Meâlindeki âyet nazil olunca, Ebû Talha hemen Resûlullâh (s.a.v)’e gitti ve şöyle dedi:

“-Yâ Resûlallâh! Yüce Allâh:

      “-Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe iyiliğe eremezsiniz. Her ne infak ederseniz, Allâh onu bilir!”buyuruyor.

Mallarımın içinde’de en fazla Beyruhâ hurmalığını seviyorum. Onu Allâh yolunda infak ediyorum. Allâh indinde onun makbule geçmesini umuyorum. Yâ Resûlallâh, onu Allâh’ın emrettiği yerlere ver!”

Resûlullâh (s.a.v) onun bu niyetinden memnun kaldı şöyle buyurdu:

      “-Yâ Ebâ Talha! Söylediğini duydum. Onu, akrabalarının arasında infak etmeni uygun buluyorum!”

Ebû Talha (r.a):

      “-Yâ Resûlallâh! Buyurduğunuz gibi yaparım!”dedi ve en sevdiği hurma bahçesini akrabalarına sadaka olarak dağıttı. 5

Veya şu ilave de vardır.

      “-Mallarımın içinde en çok Beyruha hurmalığını seviyorum. Onu Allâh yolunda infâk ediyorum. Allah indinde makbule geçmesini umu-yorum. Yâ Resûlallâh, onu, Allâh’ın emrettiği yerlere ver!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Ne uğurlu bir mal! Ne uğurlu bir mal!”buyurdu.

Bir başka rivâyette şu ilâve vardır. Resûlullâh (s.a.v):

      “-Söylediğini duydum. Onu akrabaların arasında infâk etmeni uygun buluyorum!”buyurdular. 6

Abdullah bin Ebû Bekr (r.a)’den:

“-Ensâr’dan Ebû Talha (r.a) bahçesinde namaz kılıyordu. Bahçeye bir serçe girmişti. Kuş oraya buraya çarpıyor, çıkacak yer arıyordu. Fakat bulamadı. Ebû Talha hayretler içinde kalarak o kuşu seyretti. Namazda olduğunu hatırlayarak kuşla ilgisini kesti. Fakat, bu defa kaç rekat kıldı-ğını unutmuştu.

      “-Bahçemde namaz kılmak huzurumu kaçırdı!”dedi.

Rasûlullâh (s.a.v)’e geldi namaz kılarken başından geçenleri anlattı:

      “-Ey Allâh’ın Resûlü! Malımı, Allâh için sadaka olarak veriyorum. Onu istediğin şekilde kullan!”dedi. 7

Enes bin Mâlik (r.a) anlatır:

“-Babam Mâlik’in ölümünden sonra, Ebû Talha, Ümmü Süleym’e gelerek kendisiyle evlenmek istedi. Ümmü Süleym, Ebû Talha’ya:

      “-Sen müşriksin, ben seninle evlenemem!”dedi.

Ebû Talha:

      “-Gerçek sebeb bu değil!”

      “-Peki, gerçek sebeb ne imiş?”

      “-Sen, altın ve gümüş sızdırmak niyetindesin!” (Mehir peşindesin)

      “-Seni ve Allâh’ın Peyğamberi ni şahid olarak gösteriyorum, eğer, Müslüman olursan, seninle evlenmem için bu kâfidir!”

Ebû Talha:

      “-Bu hususta bana kim yardımcı olabilir?”diye sordu.

Ümmü Süleym oğlu Enes’e:

      “-Enes kalk, amcanla beraber git!”dedi.

Ebû Talha, elini benim omuzuma koydu. Yola düştük. Yaklaştığımız zaman Resûlullâh konuşmalarımızı işitti.

      “-Şu gelen Ebû Talha. Gözlerinin arasında İslâm’ın yüceliği oku-nuyor!”buyurdular.

Ebû Talha Resûlullâh’a selâm verdi, ve:

      “-Allâh’dan başka ilâh olmadığına, Muhammed’in Allâh’ın kulu ve Resûlü olduğuna şehâdet ederim!”dedi.

Allâh’ın Resûlü, onu, Müslüman olduğu için, Ümmü Süleym ile evlendirdi. Ebû Talha’nın Ümmü Süleym’le evliliklerinden bir oğlan çocukları oldu. Vaktaki çocuk büyüdü yürümeye başladı. Ebû Talha bu çocuğu çok seviyordu. Çocuk bir gün vefat etti. Ebû Talha eve gelince:

      “-Ümmü Süleym’e oğlum ne yapıyor?”dedi.

Ümmü Süleym de:

      “-Her günkünden daha iyi. Sen, yemek yemeyecek misin? Bugün yemek vaktin geçti. Ben, ona yemeğini yedirdim!”dedi ve devamla:

      “-Yâ Ebâ Talha! Âriyet (emanet) olarak aldıkları bir şeyi, Allâh’ın ihtiyaçlarını gidermek için gönderdiği bir şey kabul eden kavme, Âriyeti verenler mallarını iade etmeleri için haber gönderseler, onlar da, bu âriye-ti iade etmeseler, el koysalar, sahipleri istiyor diye, ağlayıp sızlamaları doğru olur mu?”diye sordu.

Ebû Talha (r.a):

      “-Hayır! Doğru olmaz!”dedi.

Ümmü Süleym:

      “-O halde, oğlumuz dünyadan ayrıldı!”dedi.

      “-Şimdi nerede?”diye sordu.

      “-İşte şu odada örtünün altında!”dedi.

Ebû Talha içeri girib üstündeki örtüyü kaldırdı.

      “-İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râciûn!”dedi.

Hemen Rasûlullâh (s.a.v)’e giderek, Hanımı Ümmü Süleym (r.a)’in sözlerini nakletti:

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Beni hak din ile gönderene yemin ederim ki, ölen çocuğuna sabrı sebebiyle Allâh onun rahmindeki çocuğu’da erkek yaratmıştır!”buyurdu.

Enes bin Mâlik (r.a) der ki:

“-Annem Ümmü Süleym çocuğunu doğurduğu zaman.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Enes! Annene git. Oğlunun göbeğini kestikten sonra, hiç bir şey yedirmeden bana göndersin!”dedi.

Annem, yeni doğan oğlunu kollarımın üzerine koydu. Resûlullâh’a getirdim. Önüne koydum. Resûlullâh (s.a.v):

      “-Üç tane kuru hurma getir!”buyurdu.

Hurmaları getirdim. Çekirdeklerini çıkartıb attı. Hurmaları ağzına alıb çiğnedi. Çocuğun ağzını açarak çiğnediği hurmayı çocuğun ağzına koydu. Çocuk, ağzına konanı emmeye başladı.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Benim Ensâr’ım, hurmayı sever!” buyurdu. Ve devamla,

      “-Anne’ne git! Mübarek olsun, de! Allâh çocuğunu iyi ve muttaki kıldı, de!”buyurdular.

Enes bin Mâlik’den:

“-Ebû Talha’nın oğlu hastalanmıştı. Kendisi evden ayrılınca çocuk vefat etti. Eve döndüğü zaman:

      “-Oğlum ne yapıyor?”diye sordu

Ümmü Süleym:

      “-Eskisinden daha sakin!”dedi.

Akşam olunca, Ebû Talha’nın yanına vardı. Akşam yemeğini yedi. Karısının yanına vardı. Ümmü Süleym, işini bitiren kocasına:

      “-Çocuğu defnedin!”dedi.

Sabah olur olmaz, Ebû Talha doğruca Resûlullâh (s.a.v)’e gidip bu durumu haber verdi. Resûlullâh (s.a v):

      “-Bu gece münasebette bulundunuz mu?”diye sordu.

Ebû Talha:

      “-Evet!”deyince,

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Allâh’ım, bunu ikisi için de mübarek kıl!”diye dua etti.

Nihayet, Annem Ümmü Süleym, bir oğlan çocuğu dünyaya getirdi.

Ebû Talha, bana:

      “-Bunu güzelce Rasûlullâh (s.a.v)’e götür!”dedi.

Çocuğu alıb Resûlullâh (s.a.v)’e götürdüm. Beraberimde hurma da getirmiştim. Resûlullâh (s.a.v), çocuğu aldı.

      “-Beraberinde bir şey var mı?”diye sordu.

      “-Hurma var!”dedim.

Hurmaları alıb ağzında çiğnedi. Sonra çiğnediğini ağzından alarak, çocuğun ağzına koydu. Çocuk, hurmayı emmeye başladı. Resûlullâh’da çocuğa Abdullah ismini verdi!” 8

Başka bir rivâyette ise:

Ebû Talha eve gelib yine çocuğu sorunca, hanımı Ümmü Süleym:

      “-Çocuğun her zamankinden daha iyi!”olduğunu söyledi.

O gece, Mü’mine bir kadının Mü’min kocasına yapması gereken her türlü kadınlık görevini layıkı vechiyle yaptı. Sabah namazı için erkenden kalkıp yıkandılar. Daha sonra Ümmü Süleym şöyle dedi:

      “-Yâ Ebâ Talha! Sen, filancaların bizim komşumuz kadına yaptığını gördün mü? Onların yanlarında bulunan emanetini isteyince geri vermeye yanaşmıyorlar!”dedi.

Ebû Talha (r.a):

      “-Ne kötü etmişler!”deyince,

Ümmü Süleym (r.a):

      “-İşte o filancalar sensin! Oğlun’da senin yanında Yüce Allâh’ın bir emaneti idi onu geri aldı!”dedi.

Daha başka bir rivâyete göre:

Ümmü Süleym gecenin sonuna doğru kocasına:

      “-Ey Ebû Talha görmedin mi falanca kişiyi (aileyi) faydalanmak için aldıkları emaneti, gidib sahibi istediği zaman ağırlarına gitti!”dedi, ve:

“-Ne dersin? Yâ Ebâ Talha!:

      “-Hiç iyi etmemişler!”dedi,

Bunun üzerine Ümmü Süleym (r.a):

      “-İyi etmemişler değil mi?”

Ebû Talha (r.a):

      “-Evet, iyi etmemişler!”deyince

Ümmü Süleym (r.a):

      “-Öyleyse şimdi beni iyi dinle! Senin oğlun’da Allâh’ın filanca kul-undaki emaneti gibi idi, Onu, ondan aldı. Sabır etmeye hazır ol. Oğlun Ebû Ümeyr öldü!”

Ümmü Süleym (r.a) Resûlullâh (s.a.v)’e beyat ederken, ölen kişiye ardından feryat fiğan ile ağlamamak üzere beyat etmişti.

Ebû Talha bu olay karşısında Ümmü Süleym’ın bu kadar soğuk kanlı duruşuna çok kızdı.

      “-Madem ki, mesele böyle idi, ne diye bu işlere bulaştırıncaya kadar beni kendi halime bıraktın’da, oğlumun öldüğünü bana sonradan haber verdin?”dedi.

(demek istedi ki, benimle ilişki kurub beni cünüb edinceye kadar gizledin) Daha sonra kalkıb Resûlullâh (s.a.v)’in yanına vardı.

Resûlullah (s.a.v) ona:

      “-Yâ Ebâ Talha! Geceniz mübarek olsun!”dedi.

Ümmü Süleym (r.a), o gece hâmile kaldı. Çocuk doğduğu zaman’da Resûlullâh (s.a.v), O çocuğa Abdullah ismini koydu Resûlullâh (s.a.v)’in duası bereketiyle, bu Abdullah’ın dokuz çocuğu (İbni Sa’d’e ) göre yedi tane oğlan çocuğu olmuştu ki hepsi de, Kûr’ân-ı Kerim’i okumuş hatim etmişlerdi.

Enes bin Mâlik der ki:

“-Resûlullâh (s.a.v) halkın en cömert en güzeli ve en cesaretlisi idi. Medine’de bir feryat, veya korkulu bir hal oldu mu, Resûlullâh (s.a.v), Ebû Talha’nın, Mendub diye anılan atını emaneten alıb, üzerine atlar, feryadın geldiği yere yetişir idi. Hiçbir feryad ve imdat sesi duyulmazdı ki. Mendub’un oraya bir deniz gibi veya su gibi akıp Revan olduğunu görmeyelim. Halbuki o at, çok yavaş ve ağır yürüyen bir at idi. Hiç de yürürgen değildi.

Bir gece Medineliler bir feryad işitmiş korkmuşlardı ve hemen sesin geldiği tarafa doğru gitmişlerdi. Resûlullâh (s.a.v) ise, onları geride bıra-karak ilerlemiş. Sesin geldiği yere yetişmiş, durumu inceleyib dönerken halkla karşılaşmıştı. Kendisi Ebû Talha’nın çıplak atının üzerinde kılıcı da boynunda asılı bulunuyor du:

      “-Korkmayınız, korkmayınız!”

Ebû Talha’nın atı Mendub içinde şöyle dedi:

      “-Onu deniz gibi su gibi akıcı bulduk!”buyurdular. 9

Ebû Talha (r.a) anlatıyor:

      “-Her birimiz, elbiselerimizi kaldırıb karınlarımızdaki birer taşı göstererek Resûlullâh (s.a.v)’e açlıktan şikâyet ettik. Sonra Resûlullâh (s.a.v) elbisesini kaldırdı. Bir de ne görelim, onun karnında iki taş vardı!”

İbn-i Büceyr şöyle söylüyor:

“-Bir gün;Resûlullâh (s.a.v) aç kalmıştı. Gidib bir taş aldı ve karnına bağladı. Sonra şöyle buyurdu:

      “-Dikkat ediniz! Dünyada, nimetler içinde tok bulunan birçok nefis vardır ki, kıyamet gününde aç ve çıplaktırlar!” 10

Ebû Talha el-Ensari’den:

“-Bir sabah Resûlullâh (s.a.v)’ın sevinci yüzünden okunuyordu.

      “-Ey Allâh’ın Resulü! Bugün sevinçlisiniz. Sevinciniz yüzünüzden okunuyor?”dediler.

“-Evet çok sevinçliyim. Çünkü, Rabbimin katından gelen bir Melek, bana şunları söyledi:

      “-Ümmetinden kim sana salavat getirirse, Allâh, ona on sevab yazar, on günahını siler, mevkiini’de on derece yükseltir. Ayrıca sana getirdiği salavat’ın da karşılığını verir!”buyurdu. 11

Enes bin Mâlik (r.a)’den:

“-Ebû Talha, annem Ümmü Süleym’e:

      “-Resûlullâh’ın sesini işittim. Çok zayıftı. Herhalde aç olsa gerek. Yiyecek bir şeyler var mı?”dedi.

Annem de:

      “-Evet, var!”dedi.

Arpa’dan yapılmış birkaç çörek çıkardı. Sonra başörtüsünün bir kısmıyla o çörekleri sardı, ve benim abam’ın altına koydu. Sonra beni Resûlullâh (s.a.v)’e gönderdi. Resûlullâh (s.a.v)’e gittim. O, Mescid’de ashâbıyla beraber oturuyordu. Önlerine vardım. Resûlullâh (s.a.v):

      “-Seni, Ebû Talha’mı gönderdi?”buyurdular.

      “-Evet!”dedim.

      “-Yemek için mi?” buyurdu.

      “-Evet!”dedim.

O zaman, Resûlullâh (s.a.v) beraberindekilere:

      “-Haydi kalkın, yemeğe gidiyoruz!”buyurdular.

Hepsi kalktılar. Ben önlerinde yürüyordum. Ebû Talha’nın yanına geldim ve durumu anlattım. Ebû Talha telaş ile anneme:

      “-Yâ Ümmü Süleym! Resûlullâh yanındakilerle beraber bize geliyor. Halbuki hepsini doyuracak kadar yemeğimiz yok?”dedi.

Annem Ümmü Süleym’de:

      “-Allâh ve Resûlü daha iyi bilir!”diye cevap verdi.

Sonra, Ebû Talha Resûlullâh (s.a.v)’ı karşılamak üzere yola çıktı. Resûlullâh (s.a.v), Ebû Talha ile beraber geldi. Eve girince:

      “-Yâ Ümmü Süleym! Yanında yiyecek ne varsa getir!”buyurdu.

O da, yanındaki ekmeği getirdi. Resûlullâh (s.a.v) ekmeğin doğran-masını istedi. Ekmek doğrandı. Sonra Ümmü Süleym, yağ kabını sıkarak çıkan yağı ekmeğe katık yaptı. Resûlullâh (s.a.v) ekmeğin bereketlenmesi için dua etti, ve:

      “-Beraberimde gelenlerden on kişi çağırın!”dedi.

Onlar geldiler, doyuncaya kadar yedikten sonra çıktılar:

Resûlullâh (s.a.v):

      “-On kişi daha çağırın!”dedi.

Onlar’da geldiler. doyuncaya kadar yedikten sonra çıktılar. Gelenle- rin hepsi doyuncaya kadar, böyle onar onar gelip hazırlanan yemekten yediler. Yetmiş veya seksen kişiydiler!” 12

Ebû Hüreyre anlatıyor:

“-Resûlullâh (s.a.v)’e bir adam geldi ve:

      “-Ben muhtaç biriyim!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v), zevcelerinden birine haber gönderdi, ama zevcesi;

      “-Seni hakla gönderen Allâh’a yemin ederim ki, bende sudan başka yiyecek bir şey yok!”dedi.

Sonra diğer zevcesine haber gönderdi, o da aynı şeyi söyledi. Netice de bütün zevceliri de aynı şeyi söylediler. O zaman, Resûlullâh (s.a.v), yanındakilere hitaben:

      “-Bu adamı kim misafir eder? Yüce Allâh kendisine merhamet buyursun!”der.

Bunun üzerine Ensârdan Ebû Talha adında biri kalktı ve;

      “-Ben misafir ederim ey Allâh’ın Rasûlü!”dedi.

Ebû Talha, adamı alıp evine götürdü, karısına;

      “-Yiyecek bir şeyin var mı?”diye sordu.

Hanımı:

      “-Çocukların azığından başka yiyecek bir şey yok!”cevabını verdi.

O zaman Ebû Talha;

      “-Çocukları bir şeyle oyala ve uyut! Misafirimiz içeri girince, ona sanki biz de yiyormuşuz gibi göster! Elin sofraya uzatınca, kandili düzel-tiyormuş gibi yap ve onu söndür!”dedi.

Kadın, söyleneni yaptı. Hep birlikte sofraya yemek için oturdular. Misafir karnını doyurdu, ama Ebû Talha ile hanımı oruçlu olarak geceyi geçirdiler. Sabah olunca Ebû Talha Resûlullâh (s.a.v)’ın yanına gitti.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Falan erkekle falan kadının yaptığını Yüce Allâh çok beğendi, ve güldü!”dedi. 13

Buna benzer başka bir rivâyette Ebû Talha’nın ismi hiç yoktur.

Bu rivayette ashâb’ın olağanüstü cömertliği ve birbirlerine karşı des- tek olmak konusunda gösterdikleri emsâlsiz fedakârlıkların bir örneği görülmektedir. Burada ayrıca ashâbın, Resûlullâh (s.a.v)’ın emir ve arzu-suna uymak konusundaki fevkalâde gayretlerini görmemek de değildir. Ebû Talha (r.a) Resûlullâh (s.a.v)’ın emir ve arzusunu yerine getirebilmek için çocuklarını bile aç bırakmak pahasına o azığı misafirine yediriyor. Üstelik ışığı söndürerek, karanlıkta, kendileri de yiyormuş gibi bir incelik göstererek bunu yapıyor.

Özellikle yılda milyonlarca insanın açlıktan öldüğü günümüz dünya-sı için bu örnek, son derece önemli bir insanlık dersi olarak görülmelidir. Bu örnek, hergün çöpe attığımız ekmek ve israf edilen yiyeceklerin insan-lık açısından nasıl bir felâket olduğunun dersini vermiyor mu?!

Ebû Talha (r.a)’ın fazl’u kemâl itibariyle Resûlullâh (s.a.v)’in indinde kendine mahsûs bir yeri vardı. Resûlullâh (s.a.v)’e bağlılığı ve muhabbeti ile temayüz etmişti. Resûlullâh (s.a.v)’in uğrunda katlanama-yacağı hiç bir fedâkârlık yoktu. Bütün ğazvelerde, gözü Resûlullâh’da idi. En sıkışık anlarda dahi hemen O’nun yanına koşar ve vücûdu ile O’na siper olmaya çalışırdı.

Hayber Seferi’nde, Resûlullâh (s.a.v), devesinin arkasına Muhterem hanımları Safiye (r.a)’yi alarak geri dönerken, yolda devenin ayağının kayması sebebiyle her ikisi birden deveden düştüler, Bu durumu haber alan Ebû Talha, önündeki bütün maniaları aşarak hemen oraya koştu, ve Resûlullâh’ın o hâlini görünce aklı başından gitti. Hemen onlara yardım etmenın çarelerini aradı ve sonra Resûlullâh (s.a.v)’i, devesine bindirdi. Kendisi ve Enes bin Mâlik develerine; binmiş oldukları hâlde, ayakları Resûlullâh (s.a.v)’in ayaklarına değer vaziyette iki taraflarından dengeli bir hâlde, Medine’ye geldiler.

Ebû Talha’nın en bariz vasıflarından birisi de, Allâh, ve Resûlü’nün emrine hemen anında itaat etmesiydi. Hiçbir mesele de, niye, niçin deme-den, hikmet ve zaman, sebeb, fayda, zarar aramadan, emredileni hemen yerine getirirdi demiştik: Bunu örneği:

İçkiyi çok seven Ebû Talha (r.a), içkinin haram edildiğini duyduğu zaman, hemen evine koştu. Evinde ne kadar içki varsa bütün içkileri yere dökerek emre tereddütsüz itaat etti. Halbuki Ebû Talha (r.a) bu işi yaptığı zaman, içki meclisinde en neşeli ve en tatlı anlarında idi. Yüce Allâh’ın:

      “-İçki’den ictinab edin ki, kurtuluşa eresınız!” 14

Emri Sübhanisini duyar duymaz, elinde bulunan içki bardağını tam ağzına götürecekti ki, birden:

      “-İctinab ettim yâ Rabbi!”deyib elindeki içki kâsesini yere vuran sahâbelerden biriydi.

Hayber Ğazvesi’nde ise, bâzı Müslümanlar yabani merkeb eti yemek için ateş yaktıklarında, eti pişirmek için kazana koyub tam kaynatacakları sırada oraya gelen Ebû Talhâ, Resûlullâh (s.a.v)’in eşek eti yemenin necis olduğu hakkında emri tebliğ edildi. Bunun üzerine tüm kablar boşaltıldı.

Resûlullâh (s.a.v), Ebû Talhâ’yı çok severdi. Kendi annesi Emine hatun’un Medineli Beni Neccar’dan olması sebebiyle ona dayı diye iltifat ederdi. Bu yüzden sık sık onun evine uğrardı. Ümmü Süleym’ın hazırla-dığı yemeği yer, ve orada öğle uykusuna yatardı. Zira Ümmü Süleym’de Neccar Oğullarından olub Resûlullah’in süt teyzesiydi. Eve geldiği zaman ev halkını hoşnut, etmek için her şey yapardı. Herkesi ayrı ayrı taltif eder, çocuklarla lâtife ederdi.

Namaz vakti geldiği zaman, hemen seccade kurulur, ve tüm ev halkı O’nun arkasına geçib birlikte namazlarını eda ederlerdi. Ebû Talhâ’da evde güzel bir yemek piştiğinde, hemen, Resûlullâh (s.a.v)’i hatırlar ve O’nun yemeğe iştiraklerini arzu ederdi. İslâm dâvasının kahraman bir fedâisi olan Ebû Talha (r.a), Resûlullâh (s.a.v) ile birlikte hemen hemen bütün savaşlara iştirak etti, bu savaşlarda büyük kahramanlıklar gösterdi.

Hendek Ğazvesi sırasında da kendisine ayrılan bölgeyi kabile efradı ile tam anlamıyla savunmasını becererek Üzerine düşen görevi yapmıştır. Mekke’nin fethinde ise kendi kabilesi mensubları ile savaşa iştirak etti. Huneyn Ğazvesi esnasında çok büyük yararlıklar gösterdi. Başlangıçta, Müslümanların âleyhinde bir safha arz eden bu savaşta son derece cesaret ile hareket eden Ebû Talha yirmi dokuz tane müşrik öldürerek onlardan almış olduğu ğanimeti Resûlullâh’a getirib teslim etmiştir.

Vedâ Haccında Müslümanlar, Resûlullâh (s.a.v)’in kesilen saçından almak için hazırlanmışlardı. Resûlullâh (s.a.v) berbere eli ile sağ tarafına işaret ederek:

      “-Şurayı, al!”buyurdu.

Berber, Resûlullâh (s.a.v)’in başının sağ tarafında olan saçını kesti. Resûlullâh (s.a.v), Ebû Talha el-Ensâri’yi çağırdı. Kesilen o saçları, ona verdi. Sonra, berbere, sol tarafını uzattı:

      “-Tıraş et!”buyurdu.

Berber, orayı da, tıraş edince, Resûlullâh (s.a.v) Ebû Talha’ya, sol tarafının kesilen o saçlarını’da verib:

      “-Halk arasında bölüştür!”buyurdu.

Resûlullâh (s.a.v) başını tıraş ettirdiği zaman, saçından ilk alan Ebû Talha oldu. Sahabîler, Resûlullâh (s.a.v)’in kesilen saçını yere düşürme-mek için, çevresini sarmışlar saçının bir tek telini bile ellerinin içinden başka yere düşürmemişlerdi. 15

Resûlullâh (s.a.v) ile birlikte Vedâ Haccı’nda bulunduktan sonra geri Medine’ye döndü. Resûlullâh (s.a.v), vefat ettiğinde, Resûlullâh (s.a.v)’ın defnedileceği kabri kazmak üzere Ebû Talha ile Ebû Ubeyde bin Cerrah’a haber gönderildi. Bunlardan ilki Medine usûlü, diğeri ise Mekke Usûlü kabir kazıyorlardı. Hangisi önce gelirse onun kazdığı kabre Resûlullâh konulacaktı. Bu iş de Ebû Ubeyde bin Cerrah (r.a) daha önce geldiğinden Mekke usûlü kabir kazıldı.

Resûlullâh (s.a.v)’in vefatından sonra ashâbın büyük bir kısmı üzüntülerinden Medine şehrini terk ederek başka başka yerlere cihad’a gittiler. Resûlullâh (s.a.v)’in hayatı boyunca onun etrafında pervane gibi dönen, ona gelen tehlikelere vücudunu siper eden Ebû Talha’da, Resûlullâh’ın âhirete irtihaline tahammül edemedi. Onun ayrılık acısına dayanamayan diğer sahâbîler gibi Medine’yi terk ederek Şam’a gitti. Uzun müddet orda kaldı. Resûlullâh (s.a.v)’in kabrini ziyaret etmeyi çok arzulamasına rağ-men, halife Hz.Ömer (r.a)’in şehid edilmesine yakın bir zamana kadar Medine’ye gelemedi.

Halife Hz.Ömer, Ebû Talha’yı çok sever ve kendisine güvenirdi. Yaralandığında halife seçimini, o sırada hayatta bulunan Cennetle müjde-lenmiş altı sahâbîye bıraktı. Bu mühim işte Ebû Talha’yada vazife verdi. Onu yanına çağırarak şöyle dedi:

      “-Yâ Ebâ Talha! Cenâb-ı Hak çok defa İslâm’ı seninle aziz kılmıştır. Bu defa da hizmet et. Halifeyi seçecek şûra üyeleri bir evde toplanacak Sen’de Ensâr’dan elli kişi yanına al ve dışarı da bekle, îçeriye hiç kimseyi sokma!”

Ebû Talha, bu mühim vazifeyi başarıyla ifâ etti. Kapıda bekledi ve içeri girmek isteyenlere engel oldu. Halife seçimi biraz gecikince bir fitne çıkmasından korktuğu için şûra üyelerini ikaz etti:

      “-Bana göre; halife seçiminde çekimser davranmanız, halife seçil-mek için birbirinize yanlış etmenizden daha tehlikelidir. Vallahi bütün Müslümanlarda Ömer’in vefatından dolayı sarsılma olmuştur!”diyerek onlardan Müslümanların halifesini bir an önce seçmelerini istedi.

Nihayet şûra üçüncü halife olarak Hz.Osman (r.a)’ı seçti.

Ebû Talhâ, gerek, Hz.Osman ve gerekse Hz.Ali zamanlarında ortaya çıkan fitne ve fesattan tamamen uzakta durdu. Medine’de adetâ uzlete çekildi. Yaşı, Emevîler devrinde bir hayli ilerlemişti. Yetmiş yaşlarına geldiği sırada bir gün Berâe sûresini okurken içinde şahâdet aşkı uyandı. Hemen hazırlanarak ğazveye iştirak etme gayretine girişti. Niyeti, Busra Ğazvesı’ne gitmekti. Bütün hazırlıklarını tamamladı. Tam bu sırada ecel-in dâvetine icabet etti de bu sefere çıkamadı.

Ebû Talha (r.a)’ın vefat yeri ve tarihi hakkında birkaç rivâyet vardır.

Enes bin Mâlik (r.a) anlatıyor:

“-Ebû Talha, Berâe (Tövbe) sûresini okuyordu. Allâh’u Teâlâ’nın,

      “-Hafif’de, ağır’da olsanız cihada koşunuz!” âyetine gelince: 16

      “-Genç de ihtiyar’da olsak Rabbimizin bizi savaşa koşmaya çağırdı-ğını görüyorum. Yavrularım! Beni hazırlayın, beni hazırlayın!”dedi.

Çocukları da, ona:

      “-Allah iyiliğini versin baba, sen Resûlullâh (s.a.v), Ebû Bekr ve Ömer (r.a) ruhlarını teslim edinceye kadar onlarla birlikte savaştın. Bırak da, senin yerine artık bizler savaşalım!”dediler.

Ebû Talha (r.a):

      “-Hayır! Beni savaşa hazırlayın dedim!”dedi.

Ve, bir deniz savaşına iştirak etti, orada şehid düştü. Müslümanlar, onu defnedebilecekleri bir adayı ancak yedi gün sonra bulabildiler ve oraya defnettiler. Cesedi hiç bozulmamıştı!” 17

Vâkıdî’ye ve çoğunluğun kanaatine göre; Hicri 34. Miladi 654-55 yıllarında, Kıbrıs’a düzenlenen deniz savaşına katıldı. Bir rivayete göre de bu sefer sırasında gemide iken vefat etmiş, cesedi 17 gün beklediği halde bozulmamış ve Kıbrıs Adası’na defnedilmiştir.

Ebû Berâ ed-Dımeşkî’ye göre ise Hicrî 40 yılında, bir rivâyete göre de; Hicrî 31 yılında, hatta Resûlullâh (s.a.v)’den sonra kırk yıl kadar daha yaşayıb Hicri 51. Miladi 671 yılında vefat ettiğini kabul edenler de vardır.

Enes bin Mâlik’den gelen başka rivâyete göre;

Hicrî 50-51 yılında vefat etmiştir.

Diğer taraftan Ebû Talha (r.a)’ın Medine’de vefat ettiği ve cenaze namazını Hz.Osman (r.a)’ın kıldırdığı söylendiği gibi Şam’da vefat ettiği de ileri sürülmüştür. En doğrusunu Allâh bilir.

Ebû Talha’dan rivâyet edilen hadîslerin sayısı bazı kaynaklarda 92 tane bazılarında 20 küsür olarak verilmekte Ahmed İbn-i Hanbel’in el-Müsned’inde 25 adet rivâyeti yer almaktadır. Bunlardan 3 tanesi Sahihi Buhâri’de, 3 tanesi de Sahihi Müslim’de dir. Kendisinden üvey oğlu Enes bin Mâlik ile Abdullah ibn-i Abbas, Zeyd bin Hâlid ve oğlu Ebû İshak Abdullah, ve daha başkaları hadis rivâyetinde bulunmuşlardır. 18

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.



1- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-8-76-77 
2- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-10-164 
3- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-6-70 
4- Al-ı İmran-92 
5- Hayatü’s-Sahabe M.Yusuf Kandehlevi-2-92 
6- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-2-745 
7- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-4-1441 
8- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1191-1193 
9- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-8-107 
10- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-1-300 
11- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-4-1661 
12- M.Yusuf Kahdehlevi Hadislerle Müslümanlık-2-779 
13- Câmiu’l-Usûl-14-193-No-6.615-Buhâri, Menâkıbu’l-Ensâr-10- Müslim, Eşribe-32-172 
14- Mâide-90 
15- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-17-297 
16- Tevbe-41 
17- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-2-465 
18- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi-10-236-237