Ebû Şûreyh Hâni Bin Yezid El-hârisi

İslâm tarihinde dört tane Ebû Şüreyh adında veya künyesinde sahabe vardır. Bunlar: 1-Ebû Şüreyh el-Ensâri 2-Sadece Ebû Şüreyh 3-Ebû Şüreyh el-Huzai el-Kâ’b-i 4-Bizim burada anlatmaya çalışacağımız, Ebû Şüreyh Hani’e bin Yezid el-Hârisi’dir.

Ebû Şûreyh Hâni Bin Yezid El-hârisi

Ebû Şûreyh Hâni Bin Yezid El-hârisi
اَبُـو شُــرَيـْـح هَــا نِــيء بـِـنْ يـَـز ِيــدُ اْلـحَـا ر ِثِـّي


 Baba Adı    :    Yezid el-Hârisi.
 Anne Adı    :    Bilgi yok.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Bilgi yok.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 80 yılında 108 yaşlarında vefat etti. Kabri Irak’ın Cebbane denilen karyesindedir.
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok.
 Eşleri    :    Bilgi yok.
 Oğulları    :    Şüreyh, Müslim, Abdullah.
 Kızları    :    Bilgi yok.
 Gavzeler    :    Tuster Savaşları.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Bilgi yok.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    Rivayeti var, sayısı belli değildir.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Ebû Şüreyh Hâni bin Yezid el-Hârisi.
 Lakap ve Künyesi    :    Ebû’l-Hâkem, Ebû Şüreyh, Kadı Şüreyh,
 Kimlerle Akraba idi    :    Bilgi yok.



Ebû Şûreyh Hâni Bin Yezid El-hârisi Hayatı

İslâm tarihinde dört tane Ebû Şüreyh adında veya künyesinde sahabe vardır. Bunlar: 1-Ebû Şüreyh el-Ensâri 2-Sadece Ebû Şüreyh 3-Ebû Şüreyh el-Huzai el-Kâ’b-i 4-Bizim burada anlatmaya çalışacağımız, Ebû Şüreyh Hani’e bin Yezid el-Hârisi’dir. İbn-i Hacer’e göre ise: Hâni bin Yezid bin Nehik el-Müzhaci’dir. Nehik Şûrayh’ın babasıdır. Kimine göre en-Neha’ kabilesine mesub olduğu söylenmektedir. İbn-i Sa’d ise şöyle der: (Şüreyh) ibnü’l-Hâris bin Kays bin el-Cehm bin Mu’âviye bin Âmir bin er-Râiş bin el-Hâris bin Mu’âviye bin Sevr bin Muratta Şüreyh Kinde kabilesindendir.

Ebû Şûreyh Hâni bin Yezid (r.a) dan rivâyet edildiğine göre kendisi kavmiyle birlikte Resûlullâh (s.a.v)’e gelince Resûlullâh (s.a.v) kavminin onu “Ebû’l-Hâkem” künyesiyle çağırdığını duymuş da kendisini çağırarak:

      “-Muhakkak ki gerçek Hâkem Allâh’dır. Hüküm O’ndan çıkar, yine O’na döner. Binaenâleyh sen niçin böyle Ebû’l-Hâkem künyesiyle çağırı-lıyorsun?”diye sormuş da o da:

      “-Benim kavmim bin anlaşmazlığa düştükleri zaman bana gelirler, bende aralarında hüküm veririm. Her iki taraf da benden razı olurlar!”

Cevabını vermiş. Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v):

      “-Bu tarafları hoşnut edecek hüküm vermek ne kadar güzel! Ama Hâkem ismi Allâh’a mahsus olduğu için kullar bu isimle künyelendirile-mezler. Kaç çocuğun var?”demiş.

O da:

      “-Benim Şüreyh, Müslim ve Abdullah isimli üç oğlum var!”demiş.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Yaşça hangisi daha büyük?”diye sormuş.

Hâni’de:

      “-Şüreyh!”cevabını vermiş.

Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v):

      “-Öyleyse sen Ebû Şüreyh sin!”buyurmuşlar.

Ebû Dâvûd der ki:

Ebû Şüreyh zinciri kıran ve Tüster şehrine girenlerden dir. Bana ulaşan habere göre Şüreyh Tüster şehrine gizli bir yoldan girdiği için Tüster’in kapısını kırmıştır. 1

Aliyyü’l-Kari’nin açıklamasına göre:

Resûlullâh (s.a.v)’ın verdiği bu künyenin bereketiyle Ebû Şüreyh, fazilette en büyük sahâbilerin makamına erişmiş ve sahabe döneminde müftilik yapmış, daha sonraları da Hz.Ali (r.a) onu kadı tayin etmiş. Bu kadılığı sırasında bir Yahudi ile aralarında kaybolan zırhı için mahkemeye intikal eden bir davada Hz.Hasan’ın, Hz.Ali lehine yaptığı bir şahitliğini kabul etmemiştir.

Hz.Ali ve kaybolan zırh olayı:

Şâ’bi’den:

“-Ali İbn-i Ebû Talib (r.a) bir gün çarşıya çıktı. Baktı Hırıstiyanın biri bir zırh satıyor. Hz.Ali (r.a.) zırhı tanıdı ve:

      “-Şu benim zırhım. Zırhımı ver!”dedi. Hıristiyan vermek isteme- yince. Hz.Ali (r.a):

      “-O halde kadıya gidelim!”dedi. O zamanın kadısı da, meşhur kadı Şürayh idi. Hz.Ali, Şürayh’a giderek davayı halletmesini istedi. Hz.Ali’yi görünce Kadı Şürayh, hürmeten yerinden kalktı ve kendi yerine onu oturttu. Kendisi de Hıristiyan’ın yanında Hz.Ali'nin karşısına oturdu.

Hz.Ali (r.a):

“-Yâ Şürayh! Eğer hasmım, Müslüman olsaydı, ben, onun yanına otururdum. Fakat Resûlullah’ın:

      “-Hıristiyanlarla samimî olmayın, selâm vermeyin hastalarını ziya-ret etmeyin, onları güç durumda bırakın ve onları Allah’ın küçümsediği gibi küçümseyin!” dediğini duydum.

      “-Yâ Şürayh, aramızda hüküm ver!” dedi.

Kadı Şürayh:

      “-Ne diyorsunuz, Ey Mü'minlerin Emîri?”

Hz.Ali (r.a):

      “-Bu zırh benimdir. Çoktandır kaybetmiştim!”

Kadı Şürayh:

      “-Sen ne diyorsun ey Hıristiyan (vatandaşım)?”

O da:

      “-Mü'minlerin emîri Ali’yi yalanlayamam, fakat zırh benimdir!”

Kadı Şurayh, Hz.Ali’ye:

      “-Bu durumda zırhı ondan alamam, deliliniz var mı?” dedi.

Hz.Ali (r.a):

      “-Şurayh doğru söyledi. Haklısın, delil getirmem lâzım!” dedi.

İslâm devletinin vatandaşı olan o Hıristiyan:

      “-Bu gördüğüm, ancak Peygamberlerin hükümlerinden olabilir.. Mü’minlerin halifesı, kadısına geliyor. Kadısı da onun aleyhinde hüküm veriyor. Ey Mü'minlerin, emiri! Vallâhi bu zırh senindir. Seni takip ettim. Devenden düştü ve aldım. Şimdi ise gördüklerim karşısında, Allah’dan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in Onun Resûlü olduğuna şehadet ediyorum!”

Hz.Ali (r.a):

      “-Madem ki Müslüman oldun, zırh senin olsun!”dedi, ve Hıristiyan zırhı atının üzerine koydu.

Hâkim de; Şabi'den şöyle naklediyor:

“-Cemel Vak’ası’nda, Hz.Ali’nin zırhı kayboldu. Birisi onu buldu ve sattı. Zırh bir Yahudi’nin elinde görüldü. Şürayh’ın huzurunda mahkeme edildiler. Hz.Ali'ye oğlu Hasan ve kölesi Kanber şahitlik ettiler.

Kadı Şürayh, Hz.Ali’ye:

      “-Hasan’ın yerine başka bir şahit bul!” dedi.

Hz.Ali’de:

      “-Hasan'ın şahidliğini red mi ediyorsun?”deyince,

Kadı Şürayh:

      “-Asla! Fakat, sizden duymuştum ki, oğlun babaya şahidliği câiz değildir!”dedi.

Aynı hadiseyle ilgili başka bir rivâyet de şöyledir:

      “-Kölen Kanberin şahitliğini kabul ederiz. Fakat oğlunun şahitliğini kabul edemeyiz!”dedi.

Hz.Ali kızarak:

      “-Adı batasıca! Sen, Resûlullâh’ın, Hasan ve Hüseyin, Cennet genç-lerinin efendisidir!”buyurduğunu duymadın mı? dedi.

Kadı Şurayh:

“-Duydum! Ancak Resûlullâh (s.a.v)’in;

      “-Oğlun babaya şahidliği câiz değildir!”buyurduğunu da işittim.

Kadı Şüreyh Yahudi’ye dönerek:

      “-Al o zırhı. Zırh senindir!”dedi.

Yahudi de:

      “-Halife benimle beraber kadıya geliyor, kadı, âleyhinde hüküm veriyor, o da râzı oluyor. Vallâhi doğru söyledin, Mü’minlerin Emîri, zırh senindir, devenden düştü ben de aldım!”dedi, ve:

      “-Allâh’dan başka ilâh olmadığına, Muhammed’in Allâh’ın Resûlü olduğuna şehadet ederim!”dedi. Hz.Ali zırhı ona hediye etti ve ayrıca yedi yüz dirhem mükâfat verdi. O da, Sıffın Savaşı’nda şehid oluncaya kadar, Hz.Ali’den hiç ayrılmadı. 2

Yukarıda da açıklandığı gibi Ebû Şüreyh Tüster’in fethinde de bulunmuş o gün birçok kahramanlıklar göstermiş, zincirleri kırmış, gizli yollardan içeriye girerek Tüster şehrinin kapısını kırarak Müslümanların oradan şehre girmelerini sağlamıştır.

İbn-i Esir’in tesbit ettiği gibi Ebû Şüreyh, bir çok savaşlara katılmış, yüz yirmi sene yaşamış ve bunu kendisi bir şiirinde çok veciz bir şekilde dile getirmiştir. Şüreyh Hicri 80 yılında 108 yaşında vefat etti.

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.



1- Sünen-iEbû Dâvûd-Sünne-4955 
2- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-1-233