Ebû Süfyan Bin Hâris

İslâm tarihinde yedi tane Ebû Süfyan adında veya künyesinde sahabi vardır. Dolaysıyla bunların menkibeleri bazen birbirlerine karıştırılmıştır. Bunlar ise: 1-Ebû Süfyan bin Hâris bin Kays bin Zeyd el-Ensâri 2-Ebû Süf-yan Sahr bin Harb bin Ümeyye en çok meşhur olan da bu Ebû Süfyan ’dır.

Ebû Süfyan Bin Hâris

Ebû Süfyan Bin Hâris
أبُـو سُـفْــيَـا نُ بْــنُ اْلـحَـا ر ِث


 Baba Adı    :    Hâris bin Abdülmuttalib.
 Anne Adı    :    Ğuzeyye bint-i Kays bin Tarif.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Takriben Miladi 571. yılda, Nübüvvetten 40 yıl kadar önce Mekke’de doğdu.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 20. Miladi 641.yılda Medine’de vefat etti. Hicri 15. Miladi 636. yılında vefat ettiği de rivayet edilmektedir. Kabri Medine’de Cennetü’l-Bâki Kabristanlığı’ndadır.
 Fiziki Yapısı    :    Simaca, boy bos, yürüyüş, ve konuşması ile akrabaları içinde Resûlullaâh (s.a.v)’e, en çok benzeyenlerden biriydi.
 Eşleri    :    1-Amcası Ebû Talib’ın kızı Cümane bint-i Ebû Talib 2-Fağme bint-i Hemmam bin Efkâm 3-Ümmü Amr bin Mukavvim 4-Ervâ bint-i Mukavvim. İkiside amcası Mukavvimin kızı’dır. Ve Ümmü veledi olan bir Cariyesi.
 Oğulları    :    Ca’fer, Ebû’l-Hayyac Abdullah,
 Kızları    :    Hafsa, Âtike, Ümeyye ve Ümmü Külsüm.
 Gavzeler    :    Huneyn, ve Tâif, Seferleri gibi,
 Muhacir mi Ensar mı    :    Hicret edemedi.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    1 veya 2 tane.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Ebû Süfyan bin Hâris bin Abdülmuttalib bin Hâşim bin Abdimenaf el-Kureyşi el-Hâşimi’dir
 Lakap ve Künyesi    :    Ebû Süfyân, el-Kureyşi
 Kimlerle Akraba idi    :    Resûlullâh (s.a.v)’ın amcası Hâris’in oğlu. Hz.Hâlime’den birlikte süt emdiklerinden dolayı süt kardeşi idiler.

Ebû Süfyan Bin Hâris Hayatı

İslâm tarihinde yedi tane Ebû Süfyan adında veya künyesinde sahabi vardır. Dolaysıyla bunların menkibeleri bazen birbirlerine karıştırılmıştır. Bunlar ise: 1-Ebû Süfyan bin Hâris bin Kays bin Zeyd el-Ensâri 2-Ebû Süf-yan Sahr bin Harb bin Ümeyye en çok meşhur olan da bu Ebû Süfyan ’dır. 3-Ebû Süfyan veledi Abdullah bin Ebi Süfyan 4-Ebû Süfyan bin Muhsen 5-Ebû Süfyan Medlük. 5-Ebû Süfyan bin Vehb bin Rebia el-Esedi’dir. 7-Bizim burada anlatmaya çalışacağımız ise; meşhur şair, Resûlullâh (s.a.v)’ın Amucası Hâris bin Abdülmuttalib’ın oğlu, asıl isminin el-Muğire, uzun künyesinin ise; Ebû Süfyan el-Muğire bin el-Hâris bin Abdülmuttalib el-Hâşimi olan kişidir.

Annesinin ismi: Ğuzeyye bint-i Kays bin Târif’dir. Bu kadın Fihr bin Mâlik evladlarındandır. Takriben, Miladi 571 yılında Resûlullâh (s.a.v)’ın doğduğu yılda, o da Mekke’de doğmuştur. Uzun ismi: Ebû Süfyan el-Muğire bin Hâris bin Abdülmuttalib, el-Hâşimi’dir.

Bir rivâyete göre ismi: Ebû Süfyan olub, Muğire ise, onun kardeşinin ismidir. Resûlullâh (s.a.v) ile süt kardeşi olurdu. Hz.Hâlime bint-i Ebi Züeyb es-Sa’diye (r.a)’dan ikisi de süt emmişlerdi. Resûlullâh (s.a.v) ile aynı yaşta olmaları sebebiyle de çocukluk ve gençlik yılları birlikte geçmiştir. Ebû Süfyan bin Hâris, el-Hâşimi, Simaca, boy bos, yürüyüş, ve konuşması ile akrabaları içinde Resûlullâh (s.a.v)’e, en çok benzeyenlerden biriydi.

Çocukluk ve gençlik dönemleri hep beraber geçmişti. Biribirilerini çok severlerdi. Resûlullâh (s.a.v), Mekke’de Risaletini ilân edinceye kadar O’nu çok seven Ebû Süfyan bin Hâris, her ne olduysa bu tarihten itibaren yirmi yıl sürecek bir düşmanlıkla Resûlullâh (s.a.v)’e düşman olmuştur. Hem Resûlullâh (s.a.v)’ın hem de Müslümanların âleyhinde hicivler şiirler söylerdi. Bu sebeble de, Resûlullâh (s.a.v), tarafından görüldüğü her yerde öldürülmeye mahkum edildi.

Hicretin sekizinci yılında, Mekke’nin fethi için Resûlullâh (s.a.v), ordusuyla birlikte Medine’den Mekke’ye doğru gelirlerken, kısa bir süre önce Resûlullâh’ın halası Âtike’nin oğlu Abdullâh bin Ebû Ümeyye ile birlikte Medine’ye doğru yola çıkarak Resûlullâh (s.a.v) ile karşılaştılar. Her ikisi de Müslüman olmak istediklerini bildirdiler.

Ebû Süfyan bin Hâris’in Müslüman oluşu:

Resûlullâh (s.a.v)’ın Amcası Hâris’ın oğlu Ebû Süfyan bin Hâris bin Abdülmuttalib ile, Halası Âtike’nin oğlu, Abdullâh bin Ebû Ümeyye, Mekke ile Medine arasındaki Niku’l-Ukab mevkiinde Resûlullâh (s.a.v) ile buluştular. Müslüman olmak istediler. Niku’l-Ukab, Cuhfe yakınındadır. Ebû Süfyan ile Abdullâh’ın, Sûkya ile Arc arasında gelip buluştuk-ları da, rivayet edilir. Başka bir rivayete göre: Ebû Süfyan, Resûlullâh (s.a.v) ile, Ebvâ denilen mevkii’de buluştu.

Ebû Sûfyan bin Hâris, Resûlullâh (s.a.v)’in dostu ve arkadaşı idi. O’na, Peyğamberlik gelince, düşman kesildi. Hiç bir düşmanın yapmadığı düşmanlığı yapardı. Şıb’e (vâdi’ye) varıb’da Resûlullâh (s.a.v) ile O’nun Aziz Ashabını şiirleriyle hicv, tahkir ve tezyif etmediği hiçbir gün, yoktu! Şıb; Mekke’de Akabe (Büyük şeytan’ın olduğu yer) ile Kâ’be arasındaki Mekke yolunda, Akabe’ye üç mil uzaklıkta bir yerdir.

Ebû Süfyan, yaratılıştan şairdi. Resûlullâh (s.a.v)’i, hicv ile tahkir ve tezyif etme’de adetâ yarışırdı. Resûlullâh (s.a.v) ile Ashabını, yirmi yıl boyunca, hicv, tahkir ve tezyif etmekten geri durmadı. Kureyş müşriklerinin Resûlullâh (s.a.v) ile yaptıkları savaşların hiç birinden geri kalmadı.

Bir gün, Müslümanlar, şair Hassân bin Sâbit (r.a)’a:

      “-Sen de onu hicv ve tahkir et!”demişlerdi.

Hassân bin Sâbit (r.a):

      “-Resûlullâh (s.a.v), bana izin vermedikçe, bunu yapamam!”demiş, Resûlullâh (s.a.v)’den izin istemişti. Resûlullâh (s.a.v):

      “-Ben, babamın kardeşi olan Amucamın oğlunu hicv, tahkir ve tezyif et! Diye sana nasıl izin verebilirim?” buyurmuştu.

Hassân bin Sâbit (r.a):

      “-Ben, ondan, Seni, Senin soyunu, hamurun içinden kıl çeker gibi kolayca çekip ayırd eder, sonra, onu hicv ve tahkir ederim!”demişti.

Hz.Âişe (r.a) der ki:

“-Resûlullâh (s.a.v):

      “-Siz de Kureyşlileri hicv ve tahkir ediniz! Çünkü, hicv, onlara ok yağdırmaktan daha ağır gelir!”buyurdu ve Abdullâh İbn-i Revâha’ya:

      “-Onları hicv et!”diye haber saldı.

Abdullâh İbn-i Revâha, Kureyşlileri hicv etti. Fakat Resûlullâh’ı hoşnut edemedi. Resûlullâh (s.a.v), önce Kâ’b bin Mâlik (r.a)’a, sonra da Hassân bin Sâbit’e, haber saldı. Hassân bin Sâbit, Resûlullâh (s.a.v)’ın huzuruna girince:

      “-Demek, kükrediği zaman, kuyruğunu iki yanına çarpan bu arslana haber salmanın zamanı geldi!”dedi.

Sonra da dilini çıkarıp hareket ettirdi ve:

      “-Seni, hak din ile Peygamber olarak gönderen Allâh’a yemin ederim ki: Ben, onların şahsiyet ve şereflerini dilimle, deri parçalar gibi, parçala-yacağım!” dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Acele etme! Ebû Bekr, Kureyşilerin soyunu sopunu en iyi bilendir. Elbette, benim soyum onların içindedir. Ebû Bekr, benim soyumu, sana iyice açıklasın!” buyurdu.

Hassân, hemen Hz.Ebû Bekr’e gitti. Sonra dönüp gelince:

      “-Yâ Resûlallâh! Senin soyun bana iyice açıklandı. Seni, hak dinle Peygamber olarak gönderen Allâh’a yemin ederim ki: hiç şüphesiz, Seni, onların arasından, hamurdan kıl çeker gibi, kolayca çeker çıkarırım!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v)’ın, Hassân bin Sâbit’e:

      “-Hiç şüphe yok ki sen, Allâh ve Resûlü tarafından müdâfaa yaptığın müddetçe, Rûhulkudüs (Cebrail) seni destekleyip duracaktır!”buyurdu- ğunu ve yine, Resûlullâh (s.a.v)’ın:

      “-Hassân, onları hicv edip susturmakla, hem Müslümanları ferahlattı, hem de, kendisi ferahladı!”buyurduğunu, kendisinden işitmişimdir der.

Hassân bin Sâbit, Şair Ebû Süfyan bin Hâris’e hitaben söylediği bir şiirine şöyle başlar:

“-Sen, Muhammed’i hicv ve tahkir ettin öyle mi?!

Ben, de, sana, O’nun tarafından cevab veriyorum.

Bu işde, benim mükâfâtım, senin de cezan, Allâh katındadır!

Sen, bütün iyilik ve hayırları şahsında toplayan son derece dürüst, Ahlakı, vefâkârlıktan ibâret bulunan Resûlullâh Muhammed’i hicv ve tahkir ettin öyle mi?!

Babam, ve babamın babası, ve bütün mevcudiyetim ile kendim, Muhammed’in Şahsiyet ve Şerefini, sizden korumak için, fedâdır!”

Nihayet en sonunda, Allâh, Ebû Süfyan bin Hâris’in kalbine İslâm sevgisini düşürdü.

Ebû Süfyan bin Hâris, Hicretin yedinci yılında Şam taraflarına ticaret için gittiği seferlerden bir gün Bizans Rum İmparatoru Herakleos (Kayser’in) huzuruna çıkar, Kayser ona:

      “-Sen kimlerdensin?”diye sorar.

Ebû Süfyan bin Hâris:

      “-Ben, Ebû Süfyan bin Hâris bin Abdülmuttalib’im!”der.

Rum Kayser’i:

      “-Doğru söylüyorsun, sen, Muhammed bin Abdullâh bin Abdülmut-talib’in amcasının oğlusun!”der.

Ebû Süfyan bin Hâris:

      “-Evet! Ben, O’nun Amucasının oğluyum!”der.

Ebû Süfyan bin Hâris der ki:

“-Rum Kayseri’ Kral’ın yanında, ne İslâmiyetten kaçıldığını, ne de Muhammed’den başkasının tanındığını gördüm! Bunun üzerine, kalbime, İslâmiyet sevgisi girdi. İçinde bulunduğum müşrikliğin batıl ve boş oldu-ğunu anladım. Ne çare ki: biz, akılları başlarında bir kavmla birlikte bulu-nuyor, İnsanların, akıllarına ve görüşlerine göre yaşadıklarını sanıyordum. Onlar, bir yol tutub gittiler. Biz de, o yolu tutup gittik. Şerefli ve yaşlı kişi-ler, cansız putlardan yardım dileyerek Muhammed’e karşı ayaklandıkları ve Ataları yüzünden O’na kızdıkları zaman, onlara uyduk! Bir gün, kendi kendime:

      “-Ben, kimlere arkadaş oluyorum?! Kimlerin yanında bulunuyorum?! İslâm yolu, belli olmuş ve kararlaşmış bulunuyordur!”dedim.

Zevcem ile oğlumun yanına vardım.

      “-Yola çıkmak için hazırlanınız! Muhammed’in yanınıza gelmesi, çok yaklaşmıştır!”dedim.

Hanımım ve oğlum;

      “-Canımız, sana fedâ olsun! Arabların ve Arab olmayanların tümü Muhammed’e tâbi olduğunu görüyorsun da, hâlâ, O’na karşı düşmanlık mevkiinde bulunuyor, düşmanlıkta direnip duruyorsun!? Halbuki, O’na yardım etmek, herkesten çok Sana düşerdi. O’na yardım edenlerin ilki, Sen olmalı idin!?”dediler.

Uşağım Mezkur’a:

      “-Bir deve ile atımı, acele yanıma getir!”dedim.

Resûlullâh (s.a.v) ile buluşmak maksadıyla Mekke’den yola çıktık, Ebvâ’ya varıp indiğimiz zaman Resûlullâh‘ın öncü birliği oraya gelmiş bulunuyor. Ve, Mekke’ye (fetih İçin ) gitmek istiyordu. Resûlullâh (s.a.v), benim için ölüm fermanımı çıkarmış, ve, kanımın dökülmesini helâl ve gerekli kılmıştı. Bunun için, öldürülmemden korktum ve gizlendim.

Oğlum Ca’fer’in elinden tutarak yaya olarak bir mil kadar gittik. Sabahleyin Resûlullâh (s.a.v)’ın yanına vardık. Halk, takım, takım geliyor idi. Onlardan gizlendim. Resûlullâh (s.a.v), hayvanına bineceği zaman, Kendisi ile görüşmek istedim. Fakat, yüzünü başka tarafa çevirdi. Yüzünü çevirdiği tarafa geçtim. Tekrar, tekrar benden yüzünü çevirdi. Bütün yakın uzak her şey beni tuttu, sıktı! O’na erişmedikçe, ben, bir ölüyümdür. O’nun iyiliğini, merhametini ve bana olan yakınlığını düşünmüş, bu yüzden, beni tutar diye ummuştum.

Resûlullâh (s.a.v)’in akrabası olduğum için, benim Müslüman olma-ma Resûlullâh (s.a.v)’in de ashabı’nında son derece sevineceklerini sanıyor ve bundan şübhe etmiyordum. Resûlullâh (s.a.v)’in benden yüz çevirdiğini görünce, ordaki bütün Müslümanlar’da, benden yüzlerini çevirdiler.

Ebû Kuhafe’nin oğlu Ebû Bekr, bana rastladı ve o da benden yüzünü çevirdi. Ensâr’dan birisi beni kandırarak, Ömer ibn-i Hattab’ın yanına yanaştırdı. Ömer’e bakınca bana:

      “-Ey Allâh düşmanı! Resûlullâh (s.a.v)’ı, ve, O’nun ashabını inciten sensin hâ?! O’na, düşmanlığını yeryüzünün doğularına, batılarına kadar ulaştırdın!?”dedi.

Ben hemen Amucam Abbas’ın yanına varıb şöyle dedim:

      “-Ey Abbas! Ben, Resûlullâh’ın yakını ve asâletli oluşum dolayısıyla Müslümanlığımın, Resûlullâh’ı sevindireceğini ummuştum. Kendisinden umduğum iltifatı göremedim. Beni kabul etmesi için O’nunla konuş!”

Amucam Abbas bin Abdülmuttalib:

      “-Hayır! Vallâhi, O’nun, senden yüz çevirdiğini gördükten sonra ben, Kendisiyle bir tek kelime bile konuşamam! Resûlullâh (s.a.v)’i, celâllen-dırmış olmaktan korkarım!”dedi.

      “-Ey Amuca! Bâri, gidib başvuracağım bir kimseyi bana söyle?”dedim.

Amucam Abbas:

      “-İşte o!”dedi.

İşaret ettiği kişi Amucam Ebû Talib’ın oğlu Ali idi.

Ali bin Ebû Talib ile buluşub konuştum. O da, bana amcam Abbas’ın sözlerinin tıpkısını söyledi. O sıralar da henüz tanımadığım Ensâr’dan Nu’man bin Hârisü’n-Neccar bana sövdü saydı. Amucam Abbas’ın yanına geri döndüm:

      “-Ey Amuca! Bana, kızıb sövüb sayan şu adamı, bu davranışından vazgeçir!”dedim.

Amcam Abbas:

      “-Bana, onu tarif et!”dedi.

Ben de:

      “-O, çok esmer tenli, kısa boylu, iki gözünün arası yaralanmıştır!” dedim.

Amucam Abbas:

      “-O, Nu’man bin Hârisü’n-Neccari’dir!”dedi.

Amucam Abbas:

      “-Ey Nu’man! Ebû Süfyan, Resûlullâh (s.a.v)’ın Amcasının oğludur ve benim de kardeşimin oğludur. Resûlullâh (s.a.v), her ne kadar şu anda ona kızmış bulunuyor ise de, ileride ondan hoşnut da olacaktır. Bundan sonra, kendisine her hangi bir suretle hakaret etmekten vaz geç!”diye ona haber gönderdi.

Resûlullâh (s.a.v)’ın, Amucasının oğlu Ebû Süfyan bin Hâris ile, Halası oğlu Abdullâh bin Ebi Ümeyye, Resûlullâh (s.a.v)’in huzuruna girme çarelerini araştırdıkları ve kendilerinden yüz çevrildiği sıralarda, Resûlullâh (s.a.v)’in Zevcesi Hz.Ümmü Seleme (r.a)’da, onlar hakkında Resûlullâh (s.a.v) ile konuştu.

      “-Yâ Resûlallâh! Biri Amucanızın oğlu ve süt kardeşinizdir. O birisi de, Halanızın oğlu ve hısımınızdır. Allâh, bunları, Sana Müslüman olarak getirdi. Bunlar, Senin katında halkın en yaramazı olamazlar!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Bana, onların ikisi de gerekmez: Amucamın oğlu, benim haysiyet ve şerefimi, dili ile lekelemek istedi! Amemin, halamın oğlu ve hısımım olan kişi ise, Mekke’de bana söylenmemesi gereken sözleri söylemiştir!” buyurdular.

Gerçekten de, Resûlullâh (s.a.v), Mekke’de iken, bir gün Kureyş müşriklerinin azılıları toplanıb Resûlullâh (s.a.v)’e ileri geri tekliflerde bulunduktan sonra Resûlullâh (s.a.v)’in Peyğamberliğini red etmişlerdi. Resûlullâh (s.a.v)’ı davasından vazgeçirmek için yapılan toplantı, sonun da aldıkları şu karar ve teklifleri Resûlullâh’a götüren Rebia’nın oğulları Utbe bin Rebia, Şeybe bin Rebia, Ebû Süfyan, en-Nadr, bin el-Hâris, Ebû Cehl, Abdullah bin Ebi Ümeyye, Ümeyye bin Halef, Ebû’l-Bahteri, el-Velid bin el Muğire ve buna benzer Kureyşin ileri gelen heyeti içersinde yerini aldı. Abdullâh bin Ebi Ümeyye ise, Resûlullâh (s.a.v)’in peşini bırakmamış, yolda O’na:

      “-Ey Muhammed! Kavmın sana yapacakları teklifleri yaptılar. Sen, onların tekliflerinden hiç birini kabul etmedin! Sonra, dediğin, gibi, Allâh katındaki mevkiini anlamak, sana inanmak, uymak üzere kendileri için istedikleri şeyleri de yapmadın! Sonra, kendilerine karşı üstünlüğünü ve Allâh katındaki mevkiini anlamak üzre kendin için edinmeni istedikleri şeyleri de yapmadın! Sonra, kendilerini korkuttuğun azablardan bazısına hemen uğratmanı senden istediler. Onu da yapmadın! Vallâhi, ben, Sana bakıb dururken, Sen, göğe bir merdiven kurarak tırmanıb göğe çıkmadıkça ve oradan, yanında Senin dediğin gibi Peyğamber olduğuna dair tanıklık edecek dört Melek getirmedikçe sana hiç bir zaman inanmam! Allâh’a and olsun ki, Sen, bunu yapmış olsan bile, benim, Seni tasdik edeceğimi hiç sanmıyorum!”dedikten sonra Resûlullâh (s.a.v)’in yanından ayrılmıştı.

Resûlullâh (s.a.v), Ümmü Seleme’ye, bu hususta nâzil olan Âyet’i de okudu. Kur’an-ı Kerim’de de işaret edildiği gibi:

      “-Dediler ki: Bize, yeryüzünden bir pınar fışkırtmadıkça asla sana inanmayacağız. Yahut senin hurmalıklardan, asmalardan bir bahçe olsun da aralarından şarıl şarıl ırmaklar akıtasın. Yahut, iddia ettiğin gibi, gökyüzünü üzerimize parça parça düşüresin; Allâh’ı ve melekleri karşımıza topluca getiresin. Yahut, altından bir evin olsun veya göğe çıkasın. Buna rağmen üzerimize okuyacağımız bir kitab indirmediğin sürece de çıktığına asla iman etmeyiz!”

De ki:

      “-Fesübhanallah! Ben, size peyğamber olarak gönderilmiş bir insandan başka bir şey miyim ki?” 1

Ümmü Seleme (r.a):

      “-Yâ Resûlallâh! Bu kişi, senin kavmınden dır. Onun söylediği şeyi, bütün Kureyş müşrikleri de, söylemişler, ve haklarında onun gibi ayetler-’ de inmiştir. Sen, onun suçundan daha ağır olan kişileri affetmişsindir. O, senin Amcanın oğludur ve onun Sana akrabalığı vardır. Sen de, onun suçunu bağışlamağa halkın en layık olanısın!”dedi.

Ebû Süfyan bin Hâris der ki:

      “-Gidib Resûlullâh’ın kapısına oturdum. Cuhfe’ye varıncaya kadar oturmaktan ayrılmadım. Ne kendisi, ne de Müslümanlardan birisi benimle konuşmuyordu. Her konakladığı yerde kendim Resûlullâh’ın kapısında duruyor, oğlum Ca’fer’de ayakta dikiliyordu. Resûlullâh, beni gördükçe, yüzünü benden çeviriyordu. Ezahır yokuşundan Mekke’nin Ebtah vadisine inince, Resûlullâh’ın çadırının kapısına yaklaştım. Bana baktı. Bu bakış, O’nun, bana karşı ilk yumuşak bakışı idi. Kendisinin gülümseyeceğini de ummağa başladım!”

Hz.Ali, Ebû Süfyan bin Hâris’e:

“-Resûlullâh (s.a.v)’ın yanına arka tarafından var. O’na Yusuf (a.s)’ın kardeşlerinin, Yusuf (a.s)’a söylediği sözü söyle ki:

      “-Allâh'a yemin ederiz ki Allâh, Seni, gerçekten, bizden üstün kılmıştır! Biz, doğrusu, Sana karşı yaptıklarımızdan dolayı suçlu idik!”dediler. 2

Bundan daha güzel bir söz bulunabileceği kabul edilemez!”dedi.

Ebû Süfyan bin Hâris, böyle yapınca, Resûlullâh (s.a.v), Hz.Yusuf (a.s)’ın kardeşlerine söylediğini bildiren;

      “-Size bir gün hiç bir başa kakma ve ayıplama yoktur! Allâh, sizi yargılasın. O, esirgeyicilerin en Esirgecisidir!” 3

Meâlli âyeti okudu.

Ebû Süfyan bin Hâris, Resûlullâh (s.a.v)’in:

      “-Bana, onların ikisi de gerekmez!”buyurduğunu haber aldığı zaman

      “-Vallâhi, ya yanına girmeme izin verecektir, ya şu oğlumun elinden tutub yer yüzünde açlıktan, susuzluktan ölünceye kadar çekib gideceğiz! Sen ki, benim hem akrabam, hem de halkın en uslusu, yumuşak huylusu, en iyilik severi ve cömerdi bulunuyorsun dur!”demişti.

Resûlullâh (s.a.v), Ebû Süfyan’ın bu sözlerini işitince, her ikisine de acıdı ve kendilerinin huzuruna girmelerine izin verdi. İkisi de girdiler ve Müslüman oldular. Ebû Süfyan bin Hâris (r.a), Müslüman olduktan sonra, utancından başını kaldırıb da Resûlullâh (s.a.v)’in yüzüne bakamaz oldu. Söylediği bir şiirde; geçmişteki tutum ve davranışlardan özür diledi:

      “-Hayatına and olsun ki: ben, Lât putunun süvarileri, Muhammed’in süvarilerini yensin diye sancak taşıdığım gün, gecenin başında yolcu olup yolunu şaşıran ve gecesi kapkaranlık olan bir kimse gibi idim. Şimdiki zamanım ise, yolum gösterilip selâmete ve hidayete ermiş bulunduğum zamandır!”diye başlayan şiirini okuduğu zaman:

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Her kovulan ve sürülenlerle seni sürdüm, kovdum! diyen sen değil miydin? Hayır! Belki, her kovulacak, sürülecek yerde, Allâh, seni kovdu ve sürdü!” buyurdu.

Ebû Süfyan bin Hâris (r.a):

      “-Yâ Resûlallâh! Ben, o sözü, cahillikle söylemiştim. Sen, afüvkâr-lık, usluluk ve yumuşak huylulukta halkın başında gelirsin!”dedi. 4

Ebû Süfyan bin Hâris (r.a) Müslüman olduktan sonra hayatının bun-dan sonraki döneminde bütün varlığıyla Resûlullâh (s.a.v)’e bağlandı. Mekke’nin fethinden hemen sonra Huneyn Ğazvesin de bulundu. Huneyn Ğazvesi’nde Müslümanların kendi sayılarının çokluğuna güvenerek düş-manlarını az görüp küçümsemelerinden dolayı uğramış oldukları bozulma sırasında Resûlullâh (s.a.v)’ın etrafında yerini alanlardan biri’de Ebû Süfyan bin Hâris (r.a)’idi:

Cabir bin Abdullah (r.a)’ın bildirdiğine göre:

Resûlullâh (s.a.v), o sırada, sağ yana çekilip kaçan Müslümanlara:

      “-Nereye gidiyorsunuz ey insanlar! Bana doğru geliniz! Ben, Allâh’ın Resûlüyüm! Ben Muhammed bin Abdullah’ım! Ey Allâh’ın kulları! Ben, Allâh’ın kulu ve Resülûyüm! Ey Muhacirler topluluğu! Ben Allâh’ın kulu ve Resûlüyüm! Ey Muhacirler! Ey Muhacirler! Ey Ensâr! Ey Ensâr!”diye sesleniyordu.

Develer, birbirlerine giriyor, halk alabildiğine kaçıp kaçıp gidiyordu! Resûlullâh (s.a.)’ın yanında Muhacir ve Ensâr’dan bazı kişilerle âile halk-ından başka hiç kimse kalmamıştı. Muhacirler arasında Hz.Ebû Bekr ile Hz.Ömer, âile halkı arasında da Hz.Ali, Hz.Abbas, Ebû Süfyan bin Hâris, ve oğlu Câfer, Hz.Abbas’ın oğlu Fadl, Hâris’in oğlu Rebia, Zeyd’ın oğlu Üsame, Ümmü Eymen’ın oğlu Eymen vardı!”

Rivâyete göre:

Huneyn günü kaçmayıp oldukları yerde sebat edenler yüz kişi idi. Bunların otuz üçü Muhacirlerden, altmış yedisi Ensâr’dan dı. Bu olay karşısında bazı kişilerde seviniyorlardı hatta bazıları bu fırsattan istifade ederek, eğer bozulma böyle devam ederse Resûlullâh (s.a.v)’ın üzerine ani saldıracak ondan, öldürülen yakınlarının intikamını almak için fırsat göz-lüyorlardı. Bunlardan; Safvan bin Ümeyye, babası Ümeyye bin Halef, Bedir Savaşı’nda, Şeybe’nin babası Osman bin Talha’da Uhud Savaşı’nda öldürülmüştü. Huneyn’de Müslümanlar yenilirse bunlar, Resûlullâh (s.a.v) ’ın üzerine saldıracak öclerini alacaklardı.

Müslümanların, bozğuna uğradıkları, halkın, birbirlerine karıştıkları ve Resûlullâh’ın da katırından yere indiği sıralar da, Şeybe bin Osman, kılıcını sıyırdı. Öcünü alabilmek için sağ tarafından Resûlullâh’a doğru varmak istedi. Hz.Abbas (r.a)’ın, ayakta dikildiğini ve ak gümüş gibi parlayan zırhının üzerinden tozları silkmekte olduğunu gördü, kendi kendine:

      “-Amucası, onu, yardımsız bırakmaz, yanından ayrılmaz!”dedi.

Sonra sol yanından Resûlullâh (s.a.v)’ın üzerine varmak istedi. Resûlullâh’ın sol yanında da amucası oğlu Ebû Süfyan bin Hâris’i gördü.

      “-Amucasının oğludur! O da, O’nu, yardımsız bırakmaz, yanından ayrılmaz!”dedi.

Resûlullâh’ın arkasından saldırmak istedi. Fakat, gördüğü çok büyük bir mücize karşısında sonunda hidayete geldi…..

Resûlullâh (s.a.v), Müslümanların bozğuna uğrayıp da kaçıştıklarını görünce, sağına soluna dönüyor:

      “-Ey Allâh’ın yardımcıları! Ben, Allâh’ın kulu ve Resûlüyüm! Sabr ve sebat ediniz! Ey insanlar! Nereye gidiyorsunuz?!”diyerek sesleniyor, Fakat, kaçışanlardan hiç birinin geri döndüğünü görmüyordu!

Resûlullâh (s.a.v), boz katırını tepip Hevazin’lerin üzerine yürümek istiyor, Amucası Hz.Abbas, katırın dizginini, Ebû Süfyan bin Hâris’de üzengisini tutub hızını kesmeye ve Resûlullâh (s.a.v)’ın düşman arasına dalmasına engel olmaya çalışıyorlardı. Ebû Süfyan bin Hâris, katırın dizginine yapıştığı zaman, Resûlullâh (s.a.v):

      “-Kim bu?”diye sordu.

Ebû Süfyan bin Hâris (r.a):

      “-Ben, süt Annenin oğluyum yâ Resûlallâh!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v) Müslümanlarda görmediği şeyi görüp:

      “-Ey insanlar! Nereye gidiyorsunuz?!”diye seslendiği halde, halkın dönmediklerini görünce:

“-Ey Abbas! Sen onlara:

      “-Ey Ensâr topluluğu! Ey Semüre ağacının altında Bey’at etmiş olan Sahabiler topluluğu! Diyerek seslen!”buyurdular.

Hz.Abbas (r.a) gayet gür sesiyle:

      “-Ey Semûre ağacının altında bey’at etmiş olan Sahabiler! Nerede-siniz?!”diyerek bağırmaya başladı. Önce:

“-Ey Ensâr topluluğu! Ey Ensâr topluluğu! Denilerek Ensâr’a umumi bir çağırma yapıldı. Sonra da:

      “-Ey Hâris bin Hazrec oğulları! Ey Hâris bin Hazrec oğulları!”diye seslenildi. Daveti işiten Müslümanların:

      “-Emrindeyiz! Emrindeyiz!”diyerek dâvete icabet edişleri, yavruların analarını özleyerek gelişlerini andırıyordu.

Dâvet sesini işiten Müslümanlar, develerinin başını çevirmeye bir türlü güç yettiremiyorlar, zırh gömleklerini çıkarıp develerin boyunların-dan atıyorlar, kılıç ve kalkanlarını alarak yere atlayıb develerini kendi hallerine bırakıyorlar ve davet sesinin geldiği tarafa doğru koşuşuyorlardı. Böylece Resûlullâh’ın yanına ilk yetişenlerin sayısı yüz kişiyi bulmuştu. Ensâr dönüb gelirlerken:

      “-Önce Kaçış, sonra saldırış!”diyorlar ve mızraklarla düşmana saldı-rıya geçiyorlardı.

Ensâr, düşmanla karşılaşınca, son derecede sebatlı ve dayanıklı idiler.

Sa’d bin Ubade, Hazreclere:

      “-Yetişiniz ey Hazrecler! Yetişiniz ey Hazrecler!”

Useyd bin Hudayr de:

      “-Yetişiniz ey Evsler! Yetişiniz ey Evsler!”

Diye seslendikleri zaman arıların, arıbeylerinin başına üşüştükleri gibi, her bir taraftan gelen Müslümanlar, Hevazinlerin üzerine öfkeyle atılmaya başladılar.

Muhacirler:

      “-Yâ Beni Abdurrahman!”

Evsiler:

      “-Yâ Beni Ubeydullah! Ey Allâh Süvarileri!”diye haykırıyorlardı.

Dönüb gelenler, bin kişiye ulaşmıştı. Bunlar, Hevazin müşrikleriyle savaşmaya giriştiler. Resûlullâh (s.a.v)’ın çevresi Müslümanlarla çarpışan Hevazin müşrikleri tarafından sarılmıştı. Hz.Osman, Hz,Ali, Ebû Dücane ve Eymen bin Ubeyd, Resûlullâh’ın önünde çarpışıyorlardı, O gün, Hz.Ali Resûlullâh’ın önünde çarpışanların en hızlı ve en şiddetlisiydi Ebû Süfyan bin Hâris’de atından inmiş, kılıcının kınını kırıp atmış, yalın kılıç duruyor zırha bürünmüş bulunuyordu.

Ebû Süfyan bin Hâris (r.a), der ki:

“-Yüce Allâh, biliyor ki ben, Resûlullâh (s.a.v)’ın önünde ölmek isti-yordum. O sıralar da Abbas bin Abdulmuttalib, Resûlullâh’ın katırının gemini tutuyordu. Ben de o bir yanına geçip katırın geminden tutunca:

      “-Kim bu?”diye sordu.

Yüzümden miğferimi kaldırdım. Abbas:

      “-Yâ Resûlallâh! Süt kardeşin ve Amucanın oğlu, Ebû Süfyan bin Hâris’dir. Ondan razı ol!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Öyle yaptım, Allâh, onun, yaptığı bütün düşmanlıklarını bağışlasın!” buyurdu.

Bunun üzerine üzengideki ayağını öptüm, sonra, bana döndü:

      “-Evet! Kardeşimdir!”buyurdular. 5

Bundan dolayı Resûlullâh (s.a.v) kendisine pek çok dua etti. Huneyn Ğazvesi zaferle sonuçlandıktan sonra, Tâif Muhasarası’ndada aktif olarak bulundu. Tebük Seferi’ne katılıp katılmadığı yönünde herhangi bir kayda rastlanmamaktadır. Bu savaşlardan sonra, Hicretin onuncu yılında Veda Haccı’nda Resûlullâh (s.a.v)’le birlikte oldu.

Hicri 11. Miladi 632 yılında Resûlullâh (s.a.v), vefat ettiğinde Ebû Süfyan bin Hâris (r.a)’in söylediği mersiyelerle üzüntüsünü dile getirdi. Bundan sonra ki, hayatı hakkında geniş bir bilgiye sahib değiliz.

Ebû Süfyan bin Hâris (r.a) Hicri 20. Miladi 641 yılında Medine’de vefat etti. Hicri 15. Miladi 636. yılında vefat ettiği de rivâyet edilmektedir. Cenaze namazını halife Ömer (r.a) kıldırdı. Ölüm nedeni ise; Hac yaptığı sırada onu tıraş eden berberin başındaki bir siğili kesmesi sonucu vefatına yol açtığı söylenmektedir.

Akrabaları arasında Resûlullâh (s.a.v)’e simaca, boy bos, yürüyüş, ve konuşması ile en çok benzeyen beş kişiden biri olan, ve namaz kılmaktan derin haz duyan Ebû Süfyan bin Hâris (r.a) ölümünden üç gün önce kendi kabrini kazıp hazırladı. Müslüman olduktan sonra hiçbir günaha bulaşma-dığını söylediği, ve, öldüğü zaman kendisi için ağlanmamasını vasiyet ettiği rivayet edilir.

Ebû Süfyan bin Hâris, İyi bir tüccar ve şairdi. Kimse onun diline hicv maksadıyla düşmek istemezdi. Müslüman olduktan sonra ibadete düşkün-lüğü ile tanındı. Hanımlarının ismi ise şöyledir: 1-Amcası Ebû Talib’ın kızı Cümane bint-i Ebû Talib, Hz.Ali’nin bacısı idi. 2-Fağme bint-i Hemmam, bin Efkâm, 3-Ümmü Amr bin Mukavvim, 4-Ervâ bint-i Mukavvim. Bu ikisi- de amcası Mukavvim’in kızları’dır. Cahiliye döneminde bir adam iki kız kardeş ile evlenebilmekte idi. Bu İslam dini geldikten sonra yasaklandı! Adını bilemediğimiz ve çok sevdiği Ümmü veledi olan bir Cariyesi vardı.

Bu hanımlarından Cümane bint-i Ebû Talib’den Ca’fer adında bir oğlu, Fağme bint-i Hemmam, bin Efkam’dan Ebû’l-Hayyac ve Abdullah, adlarında iki oğlu Ümmü Amr bint-i Mukavvim’den ise; Hafsa, Âtike ismin-de iki kızı, Ümmü veledi olan cariyesinden ise; Ümeyye ve Ümmü Külsüm adlarında iki kızları dünyaya gelmiştir.

Resûlullâh (s.a.v)’den bir veya iki tane hadis rivayet ettiği söylenir. Kendisinden de; Abbas bin Abdülmuttalib, Abdullah İbn-i Abbas ve Simak bin Harb. Hadis rivayet etmişlerdir.

Resûlullâh (s.a.v) ondan bahsederken:

      “-Ebû Süfyan, benim kardeşimdir. O, Âilemin hayırlılarındandır. O, cennet gençlerindendir!”buyurmuşlardır. 6

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.



1- İsra-90-91-92-93 
2- Yusuf-91 
3- Yusuf-92 
4- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-15-205-212 
5- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-15-414-421 
6- el-İsabe İbn-i Hacer el-Askalani Arabça Künyeler bölümü-7-76-77-No-535