Ebû Raşid Abdurrahman El-ezdi

Ebû Raşid Abdurrahman el-Ezdi (r.a) sahâbidir. Ancak nerede ve hanği tarihlerde doğduğu, hanği tarihte vefat ettiği, âile bireyleri hakkında en ufak bir bilği elimizde mevcud değildir.

Ebû Raşid Abdurrahman El-ezdi

Ebû Raşid Abdurrahman El-ezdi
أبُــو رَاشِــدْ عَــبْــدُ الـرّحْــمَــنُ اْلأ زْدِي


 Baba Adı    :    Ebû Muaviye.
 Anne Adı    :    Bilgi yok.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Tarih yok Filistin bölgesinde doğdu.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Bilgi yok.
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok.
 Eşleri    :    Bilgi yok.
 Oğulları    :    Bilgi yok.
 Kızları    :    Bilgi yok.
 Gavzeler    :    Bilgi yok.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Bilgi yok.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    Bilgi yok.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Ebû Raşid Abdurrahman el-Ezdi’dir.
 Lakap ve Künyesi    :    Ebû Râşid.
 Kimlerle Akraba idi    :    Bilgi yok.



Ebû Raşid Abdurrahman El-ezdi Hayatı

Ebû Raşid Abdurrahman el-Ezdi (r.a) sahâbidir. Ancak nerede ve hanği tarihlerde doğduğu, hanği tarihte vefat ettiği, âile bireyleri hakkında en ufak bir bilği elimizde mevcud değildir. Ancak, onun Filistinli ve Ehl-i Şam’dan oluşunu bize, Usdü’l-Ğabe’de İbn-i Esir, onun ismini Ebû Râşid bin Abdurrahman el-Ezdi diye nakleder. Kendisinin Müslüman oluşu ve Resûlullâh (s.a.v) ile buluşmasını da bizzat kendisinden şöyle anlatır.

Ebû Raşid Abdurrahman el-Ezdi (r.a) anlatıyor:

“-Kabilemiz adına, yüz kişiyle Resûlullâh (s.a.v)’le görüşmek için gittik. Resûlullâh (s.a.v)’n huzuruna çıkmadan, kabilem bana:

      “-Ebû Muâviye! Önce sen git. İlgi görürsen gel bize haber ver!”

Önce, beni gönderdiler. O zaman ben kabilemin en küçüğü idim.

Resûlullâh (s.a.v)’in huzuruna çıkınca:

      “-İyi sabahlar yâ Muhammed!”dedim.

Resûlullâh (s.a.v) bana:

      “-Bu Müslümanların selâmı değildir!”dedi.

Ben:

      “-Müslümanların selâmı nasıldır Yâ Resûlallâh?”diye sordum.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Müslüman bir cemâate rastladığın zaman, Esselâmü âleyküm ve Rahmetullâhi ve berekâtüh, dersin!”diye cevab verdi.

Ben de:

      “-Esselâmü Âleyke yâ Resûlallâh ve Rahmetullahi ve berekâtüh!” dedim. Bana:

      “-Ve Âleyküm selâm ve rahmetullahi ve berekâtühü!”diyerek selâm-ımı aldıktan sonra:

      “-İsmin nedir? Kimsin?”diye sordu.

      “-Abduluzza!”(Uzza’nın kulu.)

Resûlullâh (s.a.v) bana:

Kimin oğlusun?”

      “-Ebû Muâviye’nin oğluyum!”diye cevab verdim.

Resûlullâh (s.a.v) bana:

      “-Sen, Ebû Râşid Abdurrahman’sın!”dedi.

(Yani; Sen, olğunluğun babası, Rahman’ın kulusun.)

Bana çok büyük izzet ve ikrâm gösterdi. Beni, yanı başına oturttu. Sonra, bana cübbesini giydirdi. Ayakkabıları ile asasını’da bana verdi. Bunun üzerine ben de Müslüman oldum.

Yanındakiler, Resûlullâh (s.a.v)’e:

      “-Yâ Resûlallâh! Bu adama ne kadar ikrâmda bulundun?”diyerek hayretlerini belirttiklerinde:

      “-Bu, kavminin ileri gelenidir. Size bir kavimin büyüğü gelirse, ona izzet ve ikrâm’da bulunun!”buyurdular. 1

İbn-i Hacer el-Askalini ise şöyle nakleder:

Abdurrahman bin Abd, kimine göre İbn-i Ubeyd’dir, kimine göre ise İbn-i Ebû Abdullah el-Ezdi, Ebû Râşid künyesiyle ünlüdür. Ebû Zur’a ed-Dımaşki, Damre den naklen der ki:

      “-O Sahabidir. Filistin ordusunda kumandandı!”

Hâkim Ebû Ahmed der ki:

      “-Resûlullâh onun adını ve künyesini değiştirmiştir. Adı Abduluzzâ, künyesi de Ebû Muğviye idi!”

Dulâbi, el-Künâ’da Abdurrahman bin Hâlid, bin Osman tarikiyle kendi ülkesinde tahric etti: Babam bana, babası Osman, dedesi Muham-med bin Aburrahman, babası Osman, dedesi Ebû Râşid Abdurrahman bin Abd’den rivayet ederek dedi ki:

“-Resûlullâh’a kavmimden yüz kişiyle beraber geldim. Resûlullâh’a yaklaşınca durdular ve bana şöyle dediler.

      “-O’na, önce sen git, eğer O’nda hoşlandığın bir şey görürsen; bine dönersin, biz de gideriz. Eğer hoşlanmadığın bir şey görmezsen; bize dönersin, biz de döneriz!”

Bunun üzerine Resûlullâh’a geldim:

      “-Sabah el-Hayr! Hayırlı sabahlar!?”dedim.

Resûlullâh şöyle buyurdu:

      “-Bu Mü’minlerin selâmı değildir!”

      “-Yâ Resûlallâh! Peki nasıl selâm vereyim?”deyince:

“-Müslüman bir topluluğun yanına geldiğin zaman:

      “-Esselâmu Âleyküm ve Rahmetullah!”dersin buyurdu.

Ben de hemen:

      “-Esselâmu Âleyküm ve Rahmetullahi!”diyerek selâm verdim. O da benim selâmımı aldı. Bunu müteakib Resûlullâh, bana şöyle dedi:

      “-İsmin nedir? Kimsin?”diye sordu.

      “-Abduluzza!”(Uzza’nın kulu.)

Resûlullâh (s.a.v), bana:

Kimin oğlusun?”

      “-Ebû Muâviye’nin oğluyum!”diye cevab verdim.

Resûlullâh (s.a.v), bana:

      “-Sen, Ebû Râşid Abdurrahman’sın!”dedi.

(Yani; Sen, olğunluğun babası, Rahman’ın kulusun.)

Sonra bana ikrâm edib hırkasını (cübbesini) giydirdi ve asasını verdi. Ben de Müslüman oldum. Orada oturanlardan bir adam O’na şöyle dedi:

      “-Yâ Resûlullâh, bu adama ikrâmda bulunduğunu görüyoruz?”

Resûlullâh da şöyle mukabele etti:

      “-Çünkü bu adam, kavminin ulusudur; size de bir kavmin ulusu geldiği zaman ona ikrâm ediniz!”

Ebû Râşid Abdurrahman bir Abd el-Ezdi, devamla dedi ki:

      “-Benim “Serhân” adında bir kölem vardı. Resûlullâh sordu:

      “-Ey Ebû Râşid, beraberindeki bu adam kimdir?”

      “-Kölemdir!”diye cevab verdim.

      “-Onu azad etmez misin ki, her âzasına karşılık, Allâh, senin bir âzanı ateşten azad etsin!”buyurunca derhal onu azad edip şöyle dedim:

      “-Artık Allâh rızası için o, hürdür!”

Sonra oradan ayrılıb ben bekleyen arkadaşlarımın yanına geldim. Onlardan bir güruh ayrılmış gitmişti bir güruhuna yetiştim. Durumu anla-tınca, Resulullâh’a gelip Müslüman oldular.

İbn-i Mende, haberi bu varyanıttan kısaca tahric etti. İbn-i es-Seken ise bir başka yönden, Abdurrahman bin Hâlid’den bu senedle tahric etti. Kölesini “Abdü’l-Kayyûm”diye isimlendirdi. Resûlullâh âzad edilen bu köleye daha önce sordu:

      “-İsmin nedir?”

      “-İsmim, Kayyûm’dur!”

Resûlullâh şöyle buyurdular:

      “-Bilakis Abdu’l-Kayyûm’dur!”

Ukayli, bir diğer haberi Abdurrahman bin Hâlid’den başka bir varya-nıttan tahric etti. siyakında şöyle geçer: Resûlullâh’ın sahabisi Ebû Râşid-den mervidir, dedi ki:

      “-Resûlullâh’a, kardeşim Âtike ile geldik, Âtike ki; Ezd’in ileri gel-enlerindendir geldim. Hepimiz Müslüman olduk, Ezd tarafına verilmek üzere Resûlullâh birine bir mektub yazdırdı!”

Taberâni bir başka yönden Abdurrahman bir Hâlid, bin Osman, bin Muhammed, bin Osman, bin Ebû Muğviye, babası, dedesi Ebû Muğviye bin el-Lât bin Nemr el-Ezdi’den tahric etti:

“-Resûlullâh’ın şöyle buyurduğunu duydum:

      “-Emanet Ezd’de, haya ise Kureyş’tedir!”

İbn-i Asâkir, Ebû Müshir tarikiyle Said bin Abdülaziz’den tahricine göre dedi ki:

      “-Halife Ömer, elde ettiklerinin yarısını valilerine taksim ediyordu!”

Bu dağıtım işlerini Muâviye bin Ebû Süfyan denetlerdi. Ebû Râşid el-Ezdi Filistin’den ona geldi ve onu bizzat kendisi denetledi. Bunu üzerine Ebû Râşid ağladı. Muâvieye ona:

      “-Ebû Râşid! Seni ağlatan nedir?”diye sordu:

      “-Denetim den Muhasebe den dolayı ağlamıyorum, Kıyamet günü-nün hesabını hatırladım da, o yüzden ağladım!”deyince Muâviye onu denetlemeyi bıraktı. 2

Ebû Râşid el-Ezdi (r.a)’ın geri kalan hayatı hakkında, ve daha sonra neler yapıp neler yapmadığını bilemiyoruz. Âile bireyleri hakkında çoluk çocukları ile ilgili herhanği bir belge elimizde mevcud değildir. Nerede ve ne zaman hangi tarihte vefat etti, kabri nerededir, rivayet ettiği hadisler varmı dır? Gibi hakkında yeterli bir bilgi maalesef elimizde yoktur.

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun..



1- M.Yusuf Kahdehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1042 
2- el-İsabe, İbn-i Hacer el-Askalani-3-323-324-No-5161