Ebû Râfi’ El-kıbti

İslâm tarihinde, Ebû Râfi’ künyesini taşıyan beş tane sahabe vardır. Bunlardan iki tanesi Resûlullâh (s.a.v)’in azâdlısı Ebû Rafi’ el-Kıbti, ile diğeri, sadece Ebû Râfi’ dir. Bu iki sahabenin hayat hikâyeleri de birbirle- rine çok benzerlik arzeder. Bazen hayat hikâyeleri birbirlerine karıştırılır.

Ebû Râfi’ El-kıbti

Ebû Râfi’ El-kıbti
أبُـو رَافِـع مَـولـَى رَسُــولُ لله


 Baba Adı    :    Resûlullâh (s.a.v)’in azâdlısıdır.
 Anne Adı    :    Bilgi yok.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Tarih yok, Mısır’ın Kibtiy halkındandır.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 35. Miladi 655 yıllarında Medine’de veya Kûfe’de vefât etti denilir.
 Fiziki Yapısı    :    Zayıf yapılı bir zat idi.
 Eşleri    :    Resûlullâh’in azâdlısı Selmâ hatun.
 Oğulları    :    Râfi’, Ubeydullâh, Mu’temer Hasan, Ali, Muğire.
 Kızları    :    Süleym, veya Selma.
 Gavzeler    :    Uhud, Hendek ve diğerleri.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Mekke, Medine, Muhacir dir.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    68 tane.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Resûlullâh (s.a.v)’in azâdlısıdır.
 Lakap ve Künyesi    :    Ebû Râfi’, Rüveyfi, Büreyh dir.
 Kimlerle Akraba idi    :    Resûlullâh (s.a.v)’in azâdlısı dır.



Ebû Râfi’ El-kıbti Hayatı

İslâm tarihinde, Ebû Râfi’ künyesini taşıyan beş tane sahabe vardır. Bunlardan iki tanesi Resûlullâh (s.a.v)’in azâdlısı Ebû Rafi’ el-Kıbti, ile diğeri, sadece Ebû Râfi’ dir. Bu iki sahabenin hayat hikâyeleri de birbirle- rine çok benzerlik arzeder. Bazen hayat hikâyeleri birbirlerine karıştırılır. Ebû Râfi’ künyesiyle meşhurdur. Adı tam olarak bilinmemekte, ileri sürülen on kadar isim arasında en fazla İbrahim ve Eslem’in geçtiği görülmektedir. Rüveyfi ve Büreyh lakablarıyla anılır. Aslen Mısır’ın yerlillerinden olan Kıbtiler dendir.

Mus’ab bin Zübeyr’in beyânına göre:

Diğer Ebû Râfi’ ise; Ebû Uhayha Saîd bin Âs bin Ümeyye’nin kölesi iken Saîd bin As kölelerini evlâtları arasında pay etti. Ebû Rafi’ ise Hâlid bin Saîd bin As’ın payına düştü. O da bu payını Resûlullâh (s.a.v)’e hibe etti. Resûlullâh (s.a.v)’de onu azad etti. İşte bu olaydan sonra Ebû Râfi’ el-Kıbti ve Ebû Râfi’ ğayrı Kıpti diye hayat hikâyelerinin birbirine çok benzemesinden dolayı biraz da haklı olarak karıştırılmıştır.

Bizim burada anlatacağımız, Lakab ve künyesi; Ebû Râfi’ el-Kıbti. olarak meşhurdur. Mısır’ın Kibti halkındandır. Asıl adı tam olarak bilin- memektedir. İleri sürülen on kadar isim arasında, Eslem, Sâlim, İbrahim, Salih, Hürmüz, olduğu söylenir. Fakat öne çıkan İbrahim ve Eslem’in geçtiği görülmektedir. Rüveyfi’ ve Büreyh lakablarıyla anılır. 1

Ebû Râfi’ aslı Mısırlı bir köleydi. Bir savaşta esir düştü elden ele satılarak, tâ Mekke’ye kadar getirildi. Onu, Hz.Abbâs (r.a) satın alarak yeğeni, Hz.Muhammed (s.a.v)’e hibe etti. Hürriyet Peyğamberi olan Resûlullâh (s.a.v)’de onu azâd ederek hürriyetine kavuşturdu.

Önceleri, yani Hz.Abbâs’ın hizmetinde iken Hz.Abbâs’ın işlerini görürdü. Onun mesleği maranğozluk du. Çok çalışkan, dürüst, namuslu, sözünün eri ve zeki bir insandı. İstenileni en güzel şekilde yerine getirirdi. Bir gün Kureyşliler, onu, bir mesele için Resûlullâh (s.a.v)’e gönderdiler. Ebû Râfi’ için bu iş çok sıradan bir iş olmasına rağmen Ebû Râfi’nin kalbinde ve ruhunda inkılablara sebeb oldu.

Olayı kendisi şöyle anlatır:

“-Resûlullâh (s.a.v)’i görür görmez oracıkta kalbime İslâm’ın nuru damladı. Kendimi tutamadım. Tekrar o müşriklerin yanına geri dönmek istemedim.

      “-Yâ Resûlallâh! O, müşriklerin yanlarına tekrar geri dönmek iste-miyorum!”dedim.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Hayır buna izin veremem! Ben, asla ahde vefâsızlık edemem! Sözümü yerine getiririm. Senin kalbine şu anda İslâm nuru doğmuş olsa- da, seni gönderen kimselerin yanına dön!” buyurdular.

Başka bir rivâyette şöyledir:

Ebû Râfi’ (r.a) Hz.Abbâs’ın kölesi olup Abbâs (r.a) onu Resûlullâh’a hediye edince, Resûlullâh (s.a.v) onu azad etmiş, ve onu azadlı kadın kölesi Selmâ hatun ile evlendirmişti. Selmâ hatun ki, Resûlullâh’ın oğlu Hz.İbrahim’in ebesi idi.

Ebû Râfi’ (r.a) der ki:

      “-Ben Abbâs bin Abdülmuttalib’in kölesiydim. İslâmiyet, ev halkı içinde şayiâ olunca, Abbâs bin Abdulmuttalib Müslüman oldu. Hanımı Ümmü’Fadl’da Müslüman oldu. Ben de Müslüman oldum!” 2

Ebû Râfi’(r.a) der ki:

“-Bedir Savaşı sonrası Kureyş müşriklerinin hezimetini Haysuman bin Abdullâh gelip Mekkelilere haber verdi. Ona:

      “-Arkanda neler var?”denildiğinde;

Haysuman bin Abdullâh:

“-Ûtbe bin Rebi’a, Şeybe, Ebû Cehl, Ümeyye bin Halef, Zem’a bin

Esved, Nübeyh bin Haccac, Münebbih, Ebûl Bâhteri, filan falan falan Kureyş’in ileri gelenleri öldürüldüler!”deyince;

Hıcır’da oturan Safvan bin Ümeyye:

      “-Vallâhi bu aklını kaçırmış! Hele beni de sorun aklı başında mı?”

Haysuman bin Abdullâh’a:

      “-Safvan bin Ümeyye’ye ne oldu?”deyince

      “-Safvan mı? Safvan hâ şurada oturuyor. Vallâhi, ben, onun babası Ümeyye bin Hâlef’in, ve kardeşi, Ali bin Ümeyye’nin öldürülüşünü görmü-şümdür!”diye Bedir Savaşı’na dair haberleri okuyordu.

Biz de, Abbâs’ın hanımı Ümmü’l-Fadl (r.a), ile onu dinliyorduk. Oysa Abbâs’da müşriklerle beraber Bedir’e zorla götürülmüştü. Mekke’de iken İslâmiyeti’ni gizliyenlerden idik. Abbâs mal mülk sahibi idi. Servetini kavmine veresiye dağıtmıştı.

Ebû Leheb, Bedir’den geri kalmıştı kendi yerine Âs bin Hişâm’ı göndermişti. Kureyş’in hezimet haberi Mekke’ye erişince Ebû Leheb’i Allâh zelil ve perişan etti. Biz ise, kendimizde kuvvet ve şeref bulduk. Ben zayıf bir adamdım, Zemzem odasında, tahtadan su bardakları oyardım.

O sıralar da Ebû Leheb, ayaklarını sürüterek odanın tahtası üzerine oturdu. Onun arkası benim arkama düşüyordu. O sırada Ebû Süfyan Sahr bin Harb’de geldi. Ve konuşmaya başladılar. Bedir’den gelen adam’da Bedir Savaşı’nı şöyle anlatıyordu:

      “-Biz, yerle gök arasında kır atlar üzerine binmiş ak benizli adamlarla karşılaştık. Vallâhi onlara karşı duramadık!”deyince;

Ben, ğayri ihtiyari oradaki tahtaya elimi vurup:

      “-Vallâhi onlar Meleklerdir!”deyince;

Ebû Leheb eliyle bana çok şiddetli bir tokat vurdu. Ben de üzerine atıldım ben zayıf, o ise şişmandı. Beni tuttuğu gibi yere vurdu. Ve beni dövmeye başladı. Bunu gören Ümmü’l-Fadl odanın direklerinden biriyle Ebû Leheb’in başına hızla vurup,

      “-Demek sen efendisinin yokluğundan mı yararlandın da, onu zayıf gördün değil mi?”

Ebû Leheb zelil ve perişan oldu kalkıp gitti. Vallâhi o vurulan yerin yarasının etkisi ile yedi gün zarfında adese denilen pis bir derde düştü ve öldü. Kara hasbe hastalığından herkes korkardı. Ölüsüne dahi kimse yak-laşmadı. Oğulları etrafın kınaması sebebiyle onu yıkamadan ancak uzaktan üzerine su serptiler. Sonra da onu götürüp Mekke’nin yukarı taraflarına atıp üzerini taşlarla kapattılar.

Ebû Leheb’in ölmesine sebeb Ümmü’l-Fadl’ın vurması ve kara hasbe (adese) hastalığı sebeb oldu. 3

Ebû Râfi’(r.a) Ebû Leheb’in ölmesinden sonra müşriklerin şerlerin-den korkarak hemen Medine’ye hem efendisi Hz.Abbas’ın kurtulmalık akçesini götürdü, hem hicret etti, hem de azad edildi. Bedir Savaşı’ndan sonra artık Medine’de idi. Ebû Râfi’ yıllardır özlediği vuslata ermiş oldu. Resûlullâh (s.a.v) onu azad edince sevineceğine oturup ağladı ona:

      “-Niçin ağlıyorsun?”dediler.

Ebû Râfi’ (r.a) ise şu manidar cevabı verdi:

      “-Resûlullâh (s.a.v); Köle efendisine itaat ettiği zaman onun için iki sevab vardır! Buyurmuştu. Fakat ben şimdi azad olunca o iki sevabdan birini kaybettim. Yine Resûlullâh (s.a.v) bir kavmin kölesi kendilerinden sayılır buyurdular. İşte onun için ağlıyorum!” dedi.

Durum, Resûlullâh (s.a.v)’e haber verilince, Resûlullâh (s.a.v), onu, tekrardan hizmetine aldı. Ve, Ebû Râfi’(r.a)’nı kendisi gibi Resûlullâh’ın azadlısı olan, Selmâ hatun ile evlendirdi.

Ebû Râfi’(r.a) Bedir Savaşı’ndan ve o olaydan sonra Medine’ye hicret etti. Resûlullâh (s.a.v)’in yanında oturdu. Uhud, Hendek ve diğer bütün savaşlarda Resûlullâh (s.a.v)’in yanında bulundu. Hayber Seferi’ne hanımı Selma hatun ile birlikte katıldı.

Ebû Râfi’ (r.a) maranğozdu, Mescid-i Nebevinin minberini acı ılgın ağacından üç basamaklı şekilde o yapmıştı.

Bir gün, Zekât Tahsil Memuru Erkam bin Ebi’l-Erkam, Ebû Râfi’e:

      “-Bana tahsilatta yardımına karşılık sana zekât tahsildarlarına verilen paydan versem olmaz mı?”diye sormuştu.

Ebû Râfi’ (r.a)’de:

      “-Benim bunu Resûlullâh (s.a.v)’e danışmam lâzım!”deyip danıştı.

Resûlullâh (s.a.v) de ona:

      “-Ey Ebû Râfi’! Biz, Ehl-i Beytiz! Zekât ve sadaka, bize, helâl değ-ildir. Bir kavmin azadlısı, o kavimden sayılır!”buyurdular.

Ebû Râfi’(r.a) Hz.Osman’ın veya Hz.Ali (r.a)’nin halifelik dönemlerinde vefât ettiği nakledilir. 4

Ebû Râfi’ ve hanımı Selmâ hatun ile Resûlullâh (s.a.v)’in birçok güzel hallerine vakıftılar. Örneğin; Resûlullâh (s.a.v)’ın oğlu Hz.İbrahim’in doğumunda Ebelik vazifesini Ebû Râfi’in hanımı Selmâ Hatun yaptı. Selmâ Hatun, Resûlullâh (s.a.v)’in bir oğlan çocuğu olduğunu, kocası Ebû Râfi’a haber verdi. Ebû Râfi’ bu müjdeyi verince Resûlullâh (s.a.v) ona bir köle hediye etti.

Hicretin yedinci yılı Zilkade ayında Umretü’l-Kaza’ya gidilirken Resûlullâh (s.a.v) onu, Evs bin Havli ile birlikte önden amcası Abbas’a göndererek dul baldızı Meymune (r.a) ile kendisini evlendirmesini istedi.

Diğer bir görevi ise; Resûlullâh (s.a.v)’ın eşyasını korumak olan Ebû Râfi’, Vedâ Haccı’nda Mina dönüşü Muhassab’da Resûlullâh’ın çadırını kurdu. Resûlullâh (s.a.v)’ın vefatı yaklaştığı sırada bir gece yarısı ölülere mağfiret dilemek için Baki’ Mezarlığı’na giderken yanına Ebû Râfi’i de aldı. Bu olayı kendileri şöyle anlatır;

“-Bir gece yarısı Resûlullâh (s.a.v) ile Bâkî Mezarlığı’na gittik. Resûlullâh (s.a.v) kabir ehline uzunca duâ ve istiğfarda bulundu. Daha sonra şöyle dedi:

      “-Ey Ebû Râfi’! Yüce Allâh, beni, dünya hazinesi ve orada ebedi kalmakla, cennet ve kendisine kavuşmaya mazhar olmak arasında serbest bıraktı. Ben, Allâh rızâsını ve O’na kavuşmayı tercih ettim!”dedi.

Zayıf yapılı bir kimse olan Ebû Râfi’in, uzun yıllar Resûlullâh’ın yakın çevresinde bulunması ve âlie fertlerine hizmet etmesi, onun ilim ve fâzilette üstünlük kazanmasını sağlamıştır. Mekke’de bulunduğu sıralarda Zemzem Kuyusu’nun yanında ağaçtan su tasları oyardı. Medine’de ise Resûlullâh (s.a.v)’ın Mescid’in de ki, Minberi ağaçtan ilk defa o, yapmış Ezvac-ı Tâhiratın bazı ev eşyalarınıda o, yapmıştır. Resûlullâh (s.a.v)’in vefâtına kadar hizmetlerinde bulunan Ebû Râfi’ (r.a) ve onun muhterem zevcesi Selmâ hatun (r.a) anlatıyor:

Resûlullâh (s.a.v)’ın vefatından sonra Hz.Hasan bin Ali, Abdullah bin Ca’fer ve Abdullah İbn-i Abbâs (r.a) yanıma geldiler ve bize:

      “-Resûlullâh (s.a.v)’in sevdiği yemekten yap da yiyelim!”dediler.

Ben de:

      “-Evlâtlarım, siz Resûlullâh (s.a.v)’in sevdiği yemeği artık bugün yiyemezsiniz!”dedim ve kalktım.

Bir miktar arpa alıp öğüttüm, sonra onu hamur yoğurup ekmek yaptım. Katık olarak da üzerine biraz karabiber ektiğim zeytinyağı vardı. Önlerine koyub:

      “-Resûlullâh (s.a.v), işte bunu severdi!”dedim. 5

Ebû Râfi’(r.a), Resûlullâh (s.a.v)’ın vefatından sonra birinci halife Ebû Bekr (r.a)’ın döneminde mürtedlerle yapılan tüm savaşlara iştirak etmiştir. İkinci halife Ömer (r.a) döneminde ise yine aktif olarak yaşamış, İslâm ordularıyla birlikte Mısır’ın fethine katılmıştır.

Üçüncü halife Hz.Osman (r.a) devrinde fitne ve fesatlardan uzak Medine’de talebe yetiştirmiştir. Bir ara Küfe şehrine gidip orada yerleş-miştir’de denilir. Hatta Hz.Ali zamanında Hicretin 35. veya 40. Miladi 635. veya 660. yılda Küfe de veya Medine’de vefât ettiği de söylenir.

Ancak en kuvvetli görüş; Hicri 35.Miladi 655 yıllarında Kûfe’de veya Medine’de vefat ettiğine dair rivâyetler daha fazla ağırlıktadır. Kabri Medine’de Cennetü’l Bâkî’de olduğu yolunda dır.

Ebû Râfi’ (r.a) arkasında, Râfi’, Hasan, Ubeydullah, Mu’temir, veya Muğire, Ali, ve Selmâ adlarında altı tane çok değerli evlatlar bıraktılar.

Zayıf yapılı bir kimse olan Ebû Râfi’in uzun yıllar Resûlullâh’ın yakın çevresinde bulunması ve âile fertlerine hizmet etmesi, onun ilim ve fazilette üstünlük kazanmasını sağlamıştır. Mekke’de bulunduğu yıllarda Zemzem Kuyusu’nun yanında ağaçtan su tasları oyardı. Medine’de de Resulullah’ın hanımlarına bazı ev eşyaları yapmıştır.

Ebû Râfi’in hadis rivâyetinde önemli bir yeri vardır. Doğrudan Resûlullâh (s.a.v)’den ve onun hanımları ile Hz.Ebû Bekr, Abdullâh bin Mes’ûd, ve Ebû Hüreyre’den altmış sekiz hadis Rivâyet etmiştir.

Kütüb-i Sitte ile Ahmed İbn-i Hanbel’in Müsned’i, İmam-ı Mâlik’ın el-Muvatta’ı, ve Dârimi’nin es-Sünen’inde kırk üç hadis Rivâyeti bulun-makta olup bunların çoğu Resûlullâh (s.a.v)’ın yakın çevresinde gördüğü olaylarla ilgilidir.

Abdullah İbn-i Abbas (r.a), ondan Resûlullâh (s.a.v)’ın yaptıklarını sorar ve almış olduğu tüm bilgileri yazardı. Kendisinden oğlu Ubeydullah, ile torunu Fazl bin Ubeydullah, ayrıca Ebû Said el-Makbüri, Atâ bin Yesâr ve Şürahbil bin Sa’d gibi önemli âlimler Rivâyette bulunmuşlardır. 6

Şüphesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan râzı olsun.



1- İbn-i Hacer el-İsâbe-IV-67 
2- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-4-25 
3- M.Âsım Köksal İslam Tarihi-9-186 
4- M.Âsım Köksal İslam Tarihi-4-25 
5- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-2-859 
6- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi-10-211