Ebû Naile Silkân Bin Seleme

Ebû Naile Silkân bin Seleme (r.a) Medine doğumludur Abdüleşhel Oğulları’ndan olduğu söylenir. Ebû Naile’nin hangi tarihte doğup yine hangi tarihte vefat ettiği kesin olarak belli değildir. Âile bireyleri; hanımı Ümmü Süheyl bint-i Rumi bin Vakş, çocukları Abbad ve Abdullah, Abbad Harre Vak’ası’nda şehid olmuştur.

Ebû Naile Silkân Bin Seleme

Ebû Naile Silkân Bin Seleme
أبُـو نَا ئِـلَــة َسِــلْـكَـانُ بــنُ سَـلآ مَــة


 Baba Adı    :    Selame bin Vakş.
 Anne Adı    :    Ümmü Amr bint-i Atik bin Abdüleşheldir.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Tarih yok, Medine doğumludur.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Bilgi yok.
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok.
 Eşleri    :    Ümmü Süheyl bint-i Rumi bin Vakş.
 Oğulları    :    Abbad ve Abdullah.
 Kızları    :    Muhayyâ.
 Gavzeler    :    Bedir, Uhud.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Ensâr’dan dır.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    Bilgi yok.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Ebû Nâile Silkân bin Selâme bin Vakş bin Zegba bin Zâura bin Abduleşhel el-Ensariy el-Eşheli dir.
 Lakap ve Künyesi    :    Ebû Nâile.
 Kimlerle Akraba idi    :    Seleme ve Sa’d bin Seleme ile kardeştirler.



Ebû Naile Silkân Bin Seleme Hayatı

Ebû Naile Silkân bin Seleme (r.a) Medine doğumludur Abdüleşhel Oğulları’ndan olduğu söylenir. Ebû Naile’nin hangi tarihte doğup yine hangi tarihte vefat ettiği kesin olarak belli değildir. Âile bireyleri; hanımı Ümmü Süheyl bint-i Rumi bin Vakş, çocukları Abbad ve Abdullah, Abbad Harre Vak’ası’nda şehid olmuştur. Kızı Muhayyâ ise Resulullah’a biat eden sahabiyedendir. Kendisi çok iyi bir şair idi. Neseb. ise şöyle zikr edilir: Ebû Nâile Silkân bin Selâme bin Vakş bin Zeğba bin Zâura bin Abdüleşhel el-Ensari, el-Eşheli dir.

Asıl ismi’nin Sa’d olduğu ve Silkân isminin ise onun lakabı olduğu veya, Sa’d’ın onun kardeşi olduğu, kendisinin ise Said olduğu’da söylenir. Kardeşleri ise çok meşhur Sahabilerden Seleme ve Sa’d bin Seleme’dir. Bedir Savaşı’na katılıb katılmadığı kesin değildir. Fakat, kendisinin ve kardeşleri Sa’d bin Seleme ile diğer kardeşi Seleme’nin isimleri Uhud Savaşı’na katılanlar listesinde geçtiği için Uhud Savaşı’na kesin olarak iştirak etmişlerdir diyoruz.

Ancak, Ebû Naile Silkân bin Seleme (r.a)’ın en çok zikredilen, men-kibesi ise; Süt kardeşi olan zındık Yahudi şâir Kâ’b bin Eşref’in öldürül-mesi olayında yakın akrabaları ile birlikte bulunmasıdır.

Yahudi Kâ’b bin Eşref Niçin öldürüldü?

Resûlullâh (s.a.v), Mekke’den Medine’ye geldiği zaman, Medine halkı Müslüman, müşrik, Yahudi, ve bunların müttefikleriyle karışık idi. Kendileri Müslüman oldukları halde babaları müşrik olarak kalan nice Medineliler vardı. Medineli müşrikler ve Yahudiler Resûlullâh (s.a.v.) ve Ashabı’nı gerek içerden, gerek dışardan, gerek açık gerek gizli olarak son derece rahatsız etmekte idiler.

Halbuki Medine sözleşmesine göre hiç kimse diğer bir kimseyi inancından ötürü rahatsız etmeyecek Medinede hep beraber emniyet için-de yaşayacaklarına dair sözleşme yapıp akid imzalamışlardı. Buna rağmen Yahudiler fırsat buldukça düşmanlıklarını gizli ve açık sürdürüyorlardı. Yüce Allah bu yol da indirdiği Âyetlerle Resûlullâh (s.a.v)’e ve Müslü-manlara sabır tavsiye etmekte idi:

      “-Kesinlikle mallarınızda ve canlarınızda imtihan olunacaksınız. Sizden önceki kitap verilenlerden ve müşriklerden birçok incitici söz duyacaksınız. Eğer sabreder ve takva yoluna gider, korunursanız, işte bu, hadiselere karşı gösterilecek bir azim ve bir metanettendir” 1

      “-Ehl-i kitabtan birçoğu sizi, gerçek, kendilerine apaçık belli olduktan sonra, sırf nefislerinden kaynaklanan hasedden dolayı, imanınızdan sonra dinden döndürürüp kafir etmeyi isterler. Şimdi siz, Allâh emrini verinceye kadar onları affedin. Bağışlayıp geçin. Şüphesiz Allâh, daima her şeye gücü yeten kadirdir” 2

Mâ’mer bin Râşid’in, Zühri’den rivâyetine göre:

Âl-ı İmran suresinin yukarıda meâli yazılan 186. âyetinde anılan, Ehl-i kitap kişilerden maksad, Yahudi zındıklarından Kâ’b bin Eşref idi. Kâ’b bin Eşref, Hicaz bölgesinde söylediği etkili yalan şiirlerle Kureyş müşriklerini, Resûlullâh (s.a.v) ve ashabı aleyhine kışkırtır. Resûlullâh’ı ve ashabını hicv ve zem eder dururdu. O fesat yayan bir zındık idi. Zira, o gün şairlerin etkisi, bu günün medyası gibi insanlar üzerinde etkili idi… Yahudilerden bazıları, Allâh’ın selâmını verirken bile, Resûlullâh için kötülük dilemekten geri durmazlardı.

Hz.Âişe (r.a) der ki:

“-Yahudilerden bazı kimseler, Resûlullâh (s.a.v)’ın yanına gelerek bulunduğu yere girdiler ve O’na:

      “-Essâmü aleyke!” Ölüm senin üzerine olsun! dediler. Ben, onların, belli belirsiz söyledikleri şeyin farkına varıp:

“-Ölüm ve lânet sizlerin üzerine olsun! dedim.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Yâ Âişe! Sâkin ol. Allâh, her işde yumuşak davranmayı sever!” buyurdular.

Ben:

      “-Yâ Resûlallâh! Sen, ne söylediklerini işitmedin mi?” dedim.

Resûlullâh (s.a.v):

“-Ben de, onlara, ve âleyküm, sizin üzerinize olsun! diyerek karşılık verdim ya! buyurdular.

Abdullah ibn-i Ömer (r.a)’in bildirdiğine göre:

Resûlullâh (s.a.v):

“-Yahudilerden herhangi birisi, size selâm vereceği zaman:

      “-Essâmü âleyküm, ölüm sizin üzerinize olsun!”der. Siz de:

      “-Ve âleyküm, size olsun! deyiniz!”buyurmuşlardır.

Yahudiler, öteden beri böyle idiler. Vaktiyle, kendilerine Hz.Mûsâ vasıtasıyla telkin edilen bir sözü de, başka bir sözle değiştirmişler, başka şekle sokmuşlardı. Yani:

      “-Günahlarımızı affet!” manasına gelen (Hıtta) sözünü, buğday manasında olan (Hınta) şeklinde söylemişler.

      “-Ey Rabbımız! Günahlarımızı düş!”diye Allâh’dan yarğılanma dile-yecekleri yerde

      “-Buğday isteriz!”diyerek Allâh ve Peyğamberi ile alay etmişlerdi. 3

Yahudilerin, Resûlullâh (s.a.v)’e karşı amansız bir kıskançlıkları ve kinleri vardı. Bunun için, yahudi erkekleri ve kadınları tarafından zaman zaman su’i kasdler yapılmıştır. Medine barış ve sulh anlaşmasına rağmen bu fiilden kesinlikle geri durmuyorlardı.

Örneğin, Abdullah ibn-i Abbas’tan nakledilen bir rivayette:

Resûlullâh (s.a.v) Bedir’de müşriklerle çarpıştıktan sonra, Medine-’ye dönerken, yolda bir Yahudi kadın ile karşılaştı Yahudi kadının başın-da bir çanak, çanağın içinde kızarmış oğlak kebabı ve kolunda ki kapta da tatlı yiyecekler vardı. Yahudi kadın, Resûlullâh (s.a.v)’e:

      “-Yâ Muhammed! Allâh’a hamd olsun ki seni sâğ sâlim geri getirdi. Eğer, Medineye sağ, salim döner gelirsen, şu oğlağı kesip kızartayım, yemen için Sana getireyim, diye yüce Allâh’a adak adamıştım!”dedi.

O sırada Resûlullâh (s.a.v)’in karnı çok açtı. Tam oğlaktan yemeye hazırlanırken, Yüce Allâh, kebab olmuş o oğlağı dört ayağı üzerine kal-dırıb dile getirdi ve ona :

      “-Yâ Muhammed! Sakın, beni yeme! Ben, zehirliyim!” dedirtti.

Kâ’b bin Eşref ise; Resûlullâh (s.a.v)’e diş bileyen, tuzaklar tertibler düşünen Yahudi zındıklarındandı.

Kâ’b bin Eşref, bir gün, Yahudilerden bir cemâatle anlaşarak, yemek hazırlamış, Resûlullâh’ı öldürmek için, düğün ziyafetine davet ettirmişti. Düğünün yapıldığı mekanda Resûlullâh’ın oturacağı yerin tam üzerine büyükçe bir kayayı kendiliğinden düşmüş gibi yuvarlayacak şekilde hazırlıklar yaptılar. Resûlullâh (s.a.v) ve ashabı, davete icabet etmek için oraya gittiler. Fakat Cebrail (a.s) hemen bu suikastı Ona haber verince, Resûlullâh (s.a.v) ve ashabı, önceden onların yanından ayrılmıştı.

Kâ’b bin Eşref, Yahudilerin zındıklarından. Şeytanlarındandı.

“-Onlar iman eden mü’minlerle karşılaştıkları zaman:

      “-Bizde iman ettik derler” Ancak ayrılıp şeytanları ile baş başa kaldıklarında ise:

      “-Gerçek şu ki, biz sizinleyiz, ancak biz, onlarla alay ediyoruz!” derler. 4

Âyetindeki şeytanlardan maksad, Yahudilerden Kâ’b bin Eşref ile Huyey bin Ahtab, Ebû Bürdetü’l-Eslemi, İbn-üs Sevdâ ve Abdüddar bin Hudayb gibileridir.

Kâ’b bin Eşref, çok kuvvetli bir şairdi. Söylediği etkili şiirlerle, Resûlulâh ve Sahabelerini hicv etmekten, Kureyş müşriklerini, Resûlullâh ve Müslümanlar aleyhine kışkırtmakta idi. Özellikle, Kureyş müşrikleri-nin Bedir’de kesin bir hezimete uğramalarından sonra, Zeyd bin Hârise, Medine’nin aşağı kısmında oturan Müslümanlara, Abdullah ibn-i Revaha ise, Medine’nin yukarı taraflarında oturan Müslümanlara Bedir zaferini müjdelemek, müşriklerden öldürülenleri haber vermek üzere müjdeci olarak önden gönderilmişlerdi.

Annesi Nadir oğulları Yahudilerinden, Babası Nebhan oğulları ve Tayyi’ Kabilesi’nden olan Kâ’b bin Eşref, zafer müjdesini haber alınca:

      “-Yazıklar olsun size! Bu haber doğru olabilir mi? Muhammed, şu adamların, isimlerini andıkları, Arabların Eşrafı ve insanların liderleri olan kişileri, gerçekten öldürmüş olabileceğini zan eder misiniz? Eğer, Muhammed, bu kadar cemâatı öldürmüş ise, artık, bizim için yerin altı, üstünden daha hayırlıdır!” demiş, daha sonra, verilen bu haberin doğru olduğunu anlayınca da, çekip Mekke’ye gitmiş, orada Muttalib bin Ebi Vedâa’nın evine inmişti. Muttalib ile karısı Âtike, onu, evlerinde son derecede ağırladılar.

Kâ’b bin Eşref, Bedir’de Müslümanlar tarafından öldürülüp kör bir kuyuya atılan Kureyş’in müşrik büyükleri üzerine yanık mersiyeler şiirler söyleyerek ağladı, ve ağlattı. Mekkelileri, Resûlullâh aleyhine kışkırtıp ayaklandırmaya çalıştı. Söylediği şiir ve mersiyeler Mekke’de erkek ve kız çocukları tarafından ezberlenip okunmaya başlandı.

Huyey bin Ahtab ile Kâ’b bin Eşref, Mekke’ye gidip Resûlullâh ile çarpışmak üzere Kureyş müşrikleriyle andlaştılar. Kureyş müşrikleri:

      “-Siz, en eski ilim ve kitab sahiblerisiniz. Siz, bize, gerek kendimiz, gerek Muhammed hakkında bilgi veriniz!”dediler.

Huyey bin Ahtab ile Kâ’b bin Eşref:

      “-Siz ne haldesiniz? Muhammed ne haldedir ?” diye sordular.

Müşrikler:

      “-Biz, hörgüçlü dişi develeri boğazlar, halka yediririz ve su üzerine süt içiririz. İnsanların sıkıntılarını gideririz. Hacıları sularız. Akrabaları- mızla ilgileniriz!”dediler.

      “-Peki, Muhammed ne haldedir?”diye sordular.

Kureyş müşrikleri:

      “-Kim olacak ki, O, oğulsuz, kızsız, kabilesiz, tek başına kalan bir hurma ağacı gibidir. Bizimle akrabalık ilgisini kesmiş, hacıları soyan, ve, hırsız olan, Ğıfar Oğulları ancak kendisine tabi olmuştur!”dediler.

Huyey bin Ahtab ile Kâ’b bin Eşref:

      “-Yok yok! Siz, onlardan çok daha hayırlısınız! Ve, daha doğru yoldasınız!”dediler.

Ebû Sûfyan ve öteki müşrikler, Kâ’b’a:

      “-Sence, bizim dinimiz mi, yoksa Muhammed ve ashabının dinimi daha makbuldür?”diye sordular.

Kâ’b bin Eşref, müşriklere yaranmak için:

      “-Elbette ki siz, onlardan üstün ve daha doğru yoldasınız!”

Diyerek menfaat ve çıkarı için hasedle bir ehli kitab olarak vicdan ve ilme karşı ihanetin en açık örneğini göstererek, putperestliği müşrikliği, Müslümanlığa üstün tuttu. Gerek Kâ’b’ın ve gerek öteki Yahudi biginleri-nin bu yoldaki tutum ve davranışları Kûr’an-ı Kerim şöyle açıklanır:

“-Görmedin mi? Şu kendilerine kitaptan biraz nasib verilenlerin yaptıklarına? Kendileri, Cibt ve Tâgut gibi putlara, boş şeylere inanırlar. Kafir ve müşrikler hakkında:

      “-Bunlar, Müminlerden daha doğru bir yoldadır!” derler. 5

Rivâyete göre: Ka’b bin Eşref hakkında, Resûlullâh (s.a.v):

      “-O, bize karşı düşmanlığını açıklamakta, bizi ise, şiir ve hicv ile rahatsız etmekte, müşrikleri desteklemektedir. Bizim ile çarpışmak için Kureyş’i kışkırtıb bir araya toplamıştır. Yüce Allâh, bunu, bana haber verdi!”buyurduktan sonra, Nisa sûresinin 51.Ayetini sonuna kadar ve:

“-Onlar, öyle kimselerdir ki, Allâh, onlara lanet etmiştir. Allâh, kime lanet ederse, artık, onun için bir yardımcı bulamazsın! “

Mealli 52. Âyetin de baş tarafını okudu.

Medineli Ensârdan Muhammed bin Mesleme’ye göre:

“-Kâ’b bin Eşref, Resûlullâh (s.a.v) ile yaptığı Medine anlaşmasını bozmuş, Resûlullâh ve Müslümanları, hicv etmek suretiyle düşmanlığını açığa vurmuş, Kureyş müşriklerini Resûlullâh (s.a.v) ve Müslümanların aleyhinde ayaklandırmaya çalışmış ve bu yüzden öldürülmeye müstehak olmuştu.

Enes bin Mâlik’in rivayet ettiği bir Hadis’de, hem Mekkeli, hem Medineli müşriklere karşı, Müslümanların, servetleri, elleri ve dilleriyle cihad etmeleri emrolunmuştur.

Büyük âlim ve Siyerci Diyar Bekri’nin açıkladığına göre:

Kâ’b bin Eşref, Mekke’ye kırk tane Yahudi ile birlikte gitmişti. Ebû Sûfyan’la görüşmüştü. Ebû Süfyan, kırk hemşerisi ile, Kâ’b bin Eşref’ de, kırk Yahudi ile birlikte Mescid-i Harem’e girip Kâbe ile Kâbe’nin örtüsü arasına girib Resûlullâh’a ve Müslümanlara karşı birbirleriyle andlaştılar. Cebrâil aleyhisselâm, onların bu anlaşmalarını Resûlullâh (s.a.v)’e haber verdi. Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v) Kâ’b’ın öldürülmesini emretti.

Medineli Ensâr Müslümanlardan şair Hassân bin Sâbit, Muttalib bin Ebû Vedâa ile karısı Âtike’nin Kâ’b’ı evlerinde barındırmalarını ve ona aşırı derecede yakınlık göstermelerini diline dolayınca, Mekkeli bu aile bunları onu evilerinden kovmak zorunda kaldılar. Kâ’b bin Eşref kime gitti ise, Hassân bin Sâbit, Resûlullâh (s.a.v)’ın emriyle onu, şiirleriyle diline doladı ve Kâ’b’ı oradan Tedirgin etti. Kâ’b, Mekke’de barınacak bir yer bulamayınca Medine’ye geri geldi.

Kâ’b bin Eşref Medine’ye geri dönünce yine boş durmadı. Bu defa söylediği şiir ve destanlarla, ilk önce, Mekke’de evinde misafir olarak kaldığı Muttalib bin Ebû Vedâa’nın karısı Atike’yi ve onun güzelliğini diline dolayıp iftiralar atarak nankörlükte bulundu. Bu da yetmedi. daha sonra, en başta Resûlullâh’ın amcası Hz.Abbas’ın hanımı Ümmü’l-Fadl olmak üzere Müslüman kadınlarını şiirleriyle rahatsız etmeye başladı.

Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v):

      “-Ey Allâh’ım! Beni, Kâ’b bin Eşref’in şerrinden dilediğin şekilde kurtar artık! O, kötülüğünü açığa vurmakta ve yaymaktadır!”diye dua etti.

Resûlullâh (s.a.v), Ashabına dönerek:

      “-Beni, şu Kâ’b bin Eşref’in dilinden şerrinden kim kurtarır? Çünkü, o, Allâh’ı ve Resûlullâh’ı rahatsız etmektedir!”Buyurduğu zaman, hemen Abdul’eşhel oğullarının kardeşi Muhammed bin Mesleme:

      “-Yâ Resûlallâh! Onu, ben, Senin için öldürür, Seni, onun dilinden kurtarırım!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v)’de:

      “-Gücün yeterse, yap bu işi!” buyurdu.

Muhammed bin Mesleme (r.a) evine döndü. Üç gün evinden dışarı çıkmadı. Bir şey yemedi, içmedi. Onun bu hali Resûlullâh’a duyurulunca Resûlullâh (s.a.v), onu yanına getirtti:

      “-Sen, yemeyi, içmeyi ne için bıraktın?” diye sordu.

Muhammed bin Mesleme (r.a):

      “-Ya Resûlallâh! Ben, Sana bir söz vermiş bulunuyorum. Bilmem ki, onu, yerine getirebilecek miyim, getiremeyecek miyim?”dedi.

Resûlullâh (s.a.v), ona:

      “-Sen, ancak, elinden gelebileni yapmakla mükellefsin?” buyurdu.

Muhammed bin Mesleme (r.a):

      “-Yâ Resûllallâh! Kâ’b bin Eşref’e, Senin aleyhinde bir şeyler söyle-memiz gerekecek!?”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Bu hususta istediğinizi söylemeniz size helâldir!”buyurdular.

Muhammed bin Mesleme hemen Haris’e Oğulları’ndan olan yakın akrabalarıyla çok acilen bir toplantı yaparak. Yahudi şâir Kâ’b bin Eşref’i nasıl öldüreceklerini kararlaştırdılar. Bu mücahidler sırasıyla şöyledir:

1-Muhammed bin Meseleme (r.a)

2-Ebû Nâile Silkân bin Selâme (r.a)

3-Abbâd bin Bişr, bin Vakş (r.a)

4-Hâris bin Evs (r.a)

5-Ebû Abs bin Cebir (r.a)

Başka rivâyetler de değişik olarak şunlar da söylenir:

Resûlullâh (s.a.v)’ın, Kâ’b bin Eşref’i öldürmeleri için bazı kişileri göndermesini Abdüleşhel’in reisleri olan Sâ’d bin Muaz’a emrettiği ve Muhammed bin Mesleme’nin bu iş için vazifelendirilip gönderildiği riva-yet edildiği gibi Muhammed bin Mesleme’nin:

      “-Yâ Resûlallâh! Kâ’b bin Eşref’i ben öldürmek istiyorum!”dediği zaman, Resûlullâh (s.a.v)’ın biraz sustuktan sonra:

      “-Git, bunu Sâ’d bin Muaz ile görüş!”buyurduğu

Sâ’d bin Muaz (r.a)’da:

      “-Allâh’ın bereketi üzerine git. Kardeşimin oğlu Hâris bin Muaz ile Abbâd bin Bişr, Ebû Abs bin Cebr ve Ebû Naile Silkân’ı da yanına al!” dediği de rivayet edilir.

Başka bir Rivâyete göre:

Muhammed bin Mesleme, Kâ’b bin Eşref’i öldürmeğe söz vererek evine dönerken, Resûlullâh (s.a.v)’in yanına gitmekte bulunan Silkân bin Selâme’ye kabristanda rastladı. Ona:

      “-Resûlullâh (s.a.v), Kâ’b bin Eşref’i öldürmeyi bana emretti. Sen, onun, cahilliye devrinde dostuydun. O, senden başkasına itimat etmez. Sen, onu benim yanıma getir, öldüreyim!” dedi.

Silkân bin Selâme (r.a):

      “-Bunu bana, Resûlullâh (s.a.v) emrederse yaparım!”dedi.

Muhammed bin Mesleme, Silkân bin Selâme ile birlikte Resûlullâh-ın yanına döndü.

Silkân bin Selâme:

      “-Yâ Resûlallâh! Kâ’b bin Eşref’in öldürülmesini emrettiniz mi?” diye sordu.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Evet!”buyurdular.

Silkân bin Selâme (r.a):

      “-Yâ Resûlallâh! Kâ’b bin Eşref’e, Senin aleyhinde birşeyler söyle-mem için müsaade buyur?”dedi

Resûlullâh (s.a.v):

      “-İstediğini söylemek, sana helâldir!”buyurdular.

Bunun üzerine, Silkân bin Selâme, Muhammed bin Mesleme, Abbâb bin Bişr, Seleme bin Sâbit ve Ebû Abs bin Cebr ile birlikt mehtablı bir gecede hurma ağaçlarının gölgesinde gizlenerek gittiler.

Ebû Naile Silkân bin Selâme (r.a):

      “-Ey Kâ’b!”diye seslendi.

Kâ’b bin Eşref:

      “-Kim o?”diye sordu.

Ebû Naile Silkân bin Selâme (r.a):

      “-Ben, Ebû Leylâ’yım!”dedi. Rivâyeti de vardır.

Mücahid fedâiler önce, Ebû Nâile Silkân bin Selâme’yi, Kâ’b bin Eşref’in yanına gönderdiler. Ebû Naile Silkân bin Selâme (r.a), şâir oldu-ğu için epeyce konuşub şiirler okudular. Ebû Nâile bir ara:

      “-Ey Eşref’in oğlu Kâ’b! Ben, senin yanına çok önemli bir ihtiyacı- mız için geldim. Eğer, onu gizli tutar, kimseye açmazsan, sana o önemli ihtiyacımızı söyleyebilirim?”dedi.

Kâ’b bin Eşref:

      “-Söyle, isteğini yerine getireyim?”dedi.

Ebû Nâile Silkân bin Selâme (r.a):

      “-Şu adamın (Resûlullâh (s.a.v)’in) gelmesi, başımızı belâdan belâya soktu. Arablar, bize düşman kesildiler. Bizi sanki tek yaydan oka tuttular. Yollarımız kesildi. Çoluk çocuklar mahvoldu. Biz de, çoluk çocukları-mızda çok zor sıkışık duruma düştük!”dedi.

Kâ’b bin Eşref:

      “-Ben, Eşref’in oğluyum! Vallâhi, ey İbn-i Selâme! Ben, zaten işin bu sonuca varacağını sana önceden haber vermiş, söylemiştim!”dedi.

Ebû Nâile Silkân bin Selâme (r.a):

      “-Ben, senin bize yiyecek satmanı istiyorum. Sana, bunun karşılı-ğında rehin olarak güvenebileceğin, ve uygun görebileceğin teminatı da vereceğiz!” dedi.

Kâ’b bin Eşref:

      “-Bana kadınlarınızı rehin verir misiniz ?”dedi.

Ebû Nâile Silkân bin Selâme:

      “-Sana, kadınlarımızı nasıl rehin verebiliriz ki,? Sen, Yesriblilerin (Medinelilerin) en genci, en yiğidisin! Onlar, sana gönül verirler!” dedi.

Kâ’b bin Eşref:

      “-Oğullarınızı rehin verir misiniz ?”dedi.

Ebû Nâile Silkân bin Selâme (r.a):

      “-Ey Kâ’b! Sen, bizi rezil etmek mi istiyorsun? Benim durumumda ve görüşümde daha başka arkadaşlarım da, var. Ben, onları da, sana getir-mek istiyorum. Sen, onlara da yiyecek satarsın, gel, sen uygun gör de biz sana silah ve zırhlarımızı rehin bırakalım. Bunda sana yeteri kadar temi-nat var!”dedi.

Bunu söylemelerinin ğayesi ise;Kâ’b’ın yanına silahlı olarak geldik-leri zaman, ürkmemesini sağlamak, silahla gelişlerinin, taahhüdleri icabı olduğunu ona inandırmak istemişlerdi.

Kâ’b bin Eşref:

      “-Eh, silahlar da, teminat olarak yetebilir!”dedi.

Ebû Nâile Silkân bin Selame, arkadaşlarının yanına dönüb durumu onlara anlattı. Silahlarını yanlarına almalarını söyledi. Resûlullâh (s.a.v)-’in yanında toplandılar. Resûlullâh (s.a.v), onlarla Bâki mezarlığına kadar birlikte yürüdü.

      “-Haydi, Allâh’ın ismiyle gidiniz!”buyurarak uğurladıktan sonra:

      “-Allâh’ım! Onlara yardım et!”diye dua etti ve evine döndü.

Başka bir rivayete göre:

Kâ’b bin Eşref ile görüşmeye ilk defa Muhammed bin Mesleme ile arkadaşları da gitmişlerdi. Muhammed bin Mesleme, Kâ’b bin Eşref’e:

      “-Şu kişi (Resûlullâh (s.a.v) bizden sadaka ve zekat istedi. Bize ağır vergi yükledi. Ben de, ödünç birşeyler almak için, sana geldim!”dedi.

Kâ’b bin Eşref:

      “-Muhakkak ki, O, sizin bıkkınlığınızı daha da, artıracaktır!”dedi.

Muhammed bin Mesleme (r.a):

      “-Ne yapalım, O’na, bir kere uymuş bulunduk. Biz, kendisini hemen bırakmak istemiyoruz. Bakacağız: O’nun hali ne olacak, sonuna kadar bekleyeceğiz. Şimdi, biz, senin bize bir vesk (yük), yahut iki vesk (yük) hurma borç vermeni istiyoruz?” dedi.

Kâ’b bin Eşref:

      “-Peki, bana bir rehin veriniz!”dedi.

Muhammed bin Mesleme ile arkadaşları, ona:

      “-Rehin olarak ne istersin?”dediler.

Kâ’b bin Eşref:

      “-Kadınlarınızı rehin verin!”dedi.

Muhammed bin Mesleme ve arkadaşları:

      “-Kadınlarımızı sana nasıl rehin bırakabiliriz? Bugün, sen Arab’ın en yakışıklı bir simasısın. Kadın gönlü, akıverir!”dediler.

Kâ’b bin Eşref:

      “-Öyley ise, çocuklarınızı (oğullarınızı) rehin veriniz!” dedi.

Muhammed bin Mesleme ve arkadaşları:

      “-Oğullarımızı nasıl rehin veririz ki, gelecekte bunların herhangi biri hakkında bir iki vesk yük hurmaya rehin olunmuştur! Denilmesi, bize temelli, silinmez bir leke olur. Gel, biz sana silahlarımızı ve zırhımızı rehin bırakalım?”dediler.

Kâ’b bin Eşref de bunu kabul ederek şöyle dedi:

      “-Olur. Silahlarınızı bana getiriniz. İstediğinizi yükleyip götürünüz!”

Hicri üçüncü yılının başında Rebiül’evvel ayının ondördüncü gece-sinde mehtablı bir gecede bu fedâiler, Kâ’b bin Eşref’ın kalesine vardılar. Ebû Nâile Silkân bin Selâme seslendi. Kâ’b bin Eşref, yeni evlenmişti. Sesi işitince, hemen yerinden fırlayıp kalktı. Kâ’b bin Eşref’ın karısı onun eteğine yapıştı:

      “-Sen, savaşçı bir adamsın. Savaş eri olanlar, gecenin bu vaktinde kaleden aşağı inmezler! İşittiğim bu sesten kan damlıyor!”dedi.

Fedâiler:

      “-Kaleden inip yanımıza kadar gel! Sendekini biz alalım. Bizdekini de, sen al!” dediler. Kâ’b, İnmeye davranınca karısı:

      “-Bâri, kavminden, onların sayısı kadar kimseleri yanında indir de, senin yanında bulunsunlar!”dedi.

Kâ’b bin Eşref:

      “-Bunlar, beni uyur bulsalar, uyandırmaya kıyamazlar!” dedi.

Kadın:

      “-Öyleyse sen aşağı inme. Onlarla konağın damından konuş!”dedi.

Kâ’b bin Eşref:

      “-Yiğide yaraşan, çarpışmaya, ve, süngülenmeye davet edilse dahi, icabet etmektir!”diyerek aşağıya indi.

Onlarla bir müddet konuştu. Ona:

      “-Ey Kâ’b bin Eşref! Acuz Vadisi’ne doğru gezip dolaşsak, bu gece-mizin geri kalanını orada konuşmakla geçirsek, olmaz mı?”dediler.

Kâ’b bin Eşref:

      “-Peki, dolaşmak istiyorsanız dolaşalım!”dedi.

“-Dolaşmaya çıktılar. Bir müddet gezib dolaştıktan sonra, Ebû Nâile, elini, Kâ’b’ın başının örgülü saçına sokub kokladı.

      “-Ben, bu gün, bu gece ki, gibi hiç bir güzel koku görmedım!”dedi.

Kâ’b bin Eşref:

      “-Yâ sen ne sandın? Arab’ın en asil ve en güzel kokulu kadınları benim yanımda bulunuyor!”dedi.

Fedâilar:

      “-Bu, kimin yaptığı kokudur?”diye sordular.

Kâ’b bin Eşref:

      “-Filânın annesi olan karımın yaptığı kokudur!”dedi.

Yine böylece bir müddet bu minval üzere dolaştılar. Ebû Nâile veya Muhammed bin Mesleme, elini Kâ’b’ın başının örgülü saçlarına tekrar sokup kokladı. Biraz daha dolaştılar. Kâ’b’a iyice emniyet ve sükunet gelmişti. Ebû Nâile veya Muhammed bin Mesleme, elini Kâ’b’ın örgülü saçına tekrar sokup kokladı ve saçlarını sımsıkı tuttu. Arkadaşlarına:

      “-Vurun şu Allâh düşmanına!”dedi.

Hemen ona vurdular. Öyle ki fedâilerin kılıçları birbirine karıştı. bir şey yapamadılar. Kâ’b bin Eşref’ı kılıçlarıyla öldüremediklerini görünce, Muhammed bin Mesleme, kılıcında bağlı bulunan hançerini hatırlayıp eline aldı. Kâ’b’ın karnını göbeğinden kasığına kadar hançeri ile yırttı. Kâ’b bin Eşref, öyle bir çığlık kopardı ki, çevrelerindeki kalelerinden ışıklarını yakmayan kalmadı.

Kâ’b bin Eşref, yere yıkıldı. Arkadaşlarının telaşla vurdukları kılıç-larından Hâris bin Evs’de başından veya ayağından yaralanmıştı. Acele, geri döndüler. Umeyye bin Zeyd oğulları yurduna, sonra, Kurayza oğul-ları mahallelerine geldiler. Sonra, Buas’a gelip kavuştular. En sonunda Medine’nin kara taşlık mevkiindeki Urayz vadisine çıktılar.

Yahudiler, kaleden inib İslam fedâilerinin peşine düşüb onları bir müddet takib ettilerse de, başka bir yola saptıkları için onları yakalamaya muvaffak olamadılar. Hâris bin Evs (r.a), ağırca yaralandığı veya yarası kanadığı için, arkadaşlarından geride kalmıştı. Arkadaşları, onu, Urayz’ mevkiinde bir müddet beklediler. Gelince onu sırtlarında taşıyarak gece-nin sonuna doğru, Medine’ye Resûlullâh’ın Mescidine kadar getirdiler.

Resûlullâh (s.a.v) o sıralarda, Namazda ayakta idi. Kendisini selâm-ladılar. Namazını bitirince Resûlullâh, onların yanına geldi. Muhammed bin Mesleme ile arkadaşları, Allâh düşmanı Kâ’b bin Eşref’ı öldürdük-lerini Resûlullâh (s.a.v)’e bildirdiler.

Rivayete göre: fedailer, Baki’ mezarlığına gelip kavuştukları zaman tekbir getirdiler. Resûlullâh (s.a.v), o gece, kalkıp namaza durmuşlardı. Fedâilerin Tekbirlerini işitince, kendisi de, Tekbir getirdi ve Kâ’b bin Eşref’ı öldürdüklerini anladı. Fedâiler, Resûlullâh (s.a.v)’i Mescidin kapı-sında ayakta buldular. Resûlullâh (s.a.v):

      “-Murâdınıza erdiniz!” buyurdu.

Fedâiler:

      “-Sen de, erdin Yâ Resûlallâh!” dediler.

Resûlullâh (s.a.v), onun ölümünden dolayı yüce Allâh’a Hamd etti.

Sabaha çıkınca, Resûlullâh (s.a.v), sâhabelerine:

      “-Yahudi Ricalinden (İleride gelen zındıklarını) öldürmeye fırsat bulabildiklerinizi öldürürünüz!”buyurdular.

Çünkü, onlar, Resûlullâh ve ashabıyla yaptıkları anlaşmayı bozmuş-lar, Allâh ve Resûlullâh ile çarpışma yolunu tutmuşlardı.

Şâir Kâ’b bin Eşref’ın öldürülmesi Yahudileri ve onlarla işbirliği yapan müşrikleri korkuya ve endişeye düşürdü. Sabah olunca onlardan bir topluluk Resûlullâh (s.a.v)’in yanına geldiler:

      “-Geceleyin adamımızın başına bir hal geldi. O, bizim büyüklerimiz- den biriydi. Hiç suçsuz ve sebebsiz olarak öldürüldü. Bu anlayamadığı-mız bir hadise oldu!”dediler.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-O, kendi görüşündeki başka kimseler gibi yerinde ve kabında dur-saydı, öldürülmezdi. Fakat, o, bizi şiirleriyle hep rahatsız eder, hep yerer dururdu. Sizden her kim böyle yaparsa, onun cezası kılıçtır!”buyurdular.

Kâ’b’ın yaptığı kötülükleri müşrikleri Müslümanlarla çarpışmağa kışkırtıb savaşamaya hazırladığını, Müslümanları rahatsız etmekten geri durmadığını onlara bir kerre daha hatırlattı.

      “-O Müslümanları da dili ile rahatsız etmekten müşrikleri üzerimize kışkırtmaktan geri durmazdı!”deyince korktular ve sustular.

Bunun üzerine, Resûlullâh (s.a.v), onları Müslümanlarla aralarında bir musallaha (sulh anlaşması) yazısı yazmaya davet etti. Remle bint-i Hâris’in evinde hurma ağacının altında bir musallaha yazısı yazdılar. Bu sulh yazısı, Hz.Ali’nin yanında bulunduruldu. Kâ’b bin Eşref’ın öldü-rülmesinden sonra, Yahudiler korkub uysal davranmaya başladılar.

Resûlullâh’ın şairi Hassân bin Sâbit, Kâ’b bin Eşref ile onun gibi şerli olan, Hayber taciri Ebu Rafi’ hakkında söylediği bir şiirde:

      “-Allâh o topluluğu hayırla mükafatlandırsın ki, Ey Ebü’l-Hukayk’ın oğlu! Ve Ey Eşref’in oğlu! Onlar, sık ormanların Aslanları gibi, sevinerek zağlı kılıçlarla sizin yurdunuza yürüdüler, size eriştiler. Bir anda öldürücü kılıçlarla ölüm şerbetini size içirdiler. Onlar, Peygamberlerine yardım için mallarını ve canlarını giderecek her şeyi göze aldılar!” 6

Ebû Nâile Silkân bin Selâme (r.a) hakkında elimizde bundan fazla bilgi bulunmamaktadır.

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.



1- Âl-ı İmran - 186 
2- Bakara-109 
3- Bakara-58-59 
4- Bakara-14 
5- Nisa-51 
6- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-10-5-17