Ebû Mûsâ El-eş’âri

Asıl adı Abdullah bin Kays olan, Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a)’ın aslı, Yemen’in Zebid şehrinde oturan, ahlâk ve meziyetleri Resûlullâh (s.a.v), tarafından övülen Eş’ar kabilesindendir. Annesi ise: Zabiyye (Tufye) bint-i Vehb bin Âkk. Veya Tayyibe bint-i Vehb bin Atik de denilir.

Ebû Mûsâ El-eş’âri

Ebû Mûsâ El-eş’âri
أبُــو مُــوسـَـى الأ شْـعَــر ِيّ


 Baba Adı    :    Kays bin Süleym
 Anne Adı    :    Zabiyye (Tufye) bint-i Vehb bin Âkk veya Tayyibe bint-i Vehb bin Atik, de denilir.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Takriben Miladi 600. yılda Yemen’ın Zebid şehrinde doğdu. Mekke’de doğdu diyenlerde vardır. Ancak bu çok zayıftır.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 44. Miladi 665. yıllarında 63 yaşlar-ında, Mekke, Medine veya Kûfe’de vefat etti.
 Fiziki Yapısı    :    Zayıf kuruca, kısa ve köse bir zattı.
 Eşleri    :    Ümmü Abdullah, ve diğerleri….
 Oğulları    :    İbrahim, Ebû Bekr, Ebû Bürde, Musa ve Muhammed adlarında beş oğlu vardı.
 Kızları    :    Bilgi yok.
 Gavzeler    :    Hayber den sonraki birçok Seferlere katıldı. Mekke Fethi, Hevazin, Tebük, İran, İrak ve Suriye’nin fethi gibi.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Yemen’den Medine’ye Muhacir dir.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    360 tane.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Ebû Mûsâ Abdullah bin Kays bin Süleym bin Haddar bin Harb bin Âmir bin Anz bin Bekr bin Âmir bin Azer bin Vâil bin Nâciye bin Cümâhir bin Eş’ar (Nebt) bin Üded bin Zeyd bin Yeşcüb bin Arib bin Zeyd bin Kehlan bin Sebe bin Yeşcüb bin Yâ’rüb bin Kahtan dır.
 Lakap ve Künyesi    :    Ebû Mûsâ el-Eş’âri; Sahibi Resûlullâh.
 Kimlerle Akraba idi    :    Ebû Ruhm ve Ebû Bürde el-Eş’âri’nin kar-deşleridir. Ebû Âmir’ül Eş’ari’de amcası olurdu.



Ebû Mûsâ El-eş’âri Hayatı

Asıl adı Abdullah bin Kays olan, Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a)’ın aslı, Yemen’in Zebid şehrinde oturan, ahlâk ve meziyetleri Resûlullâh (s.a.v), tarafından övülen Eş’ar kabilesindendir. Annesi ise: Zabiyye (Tufye) bint-i Vehb bin Âkk. Veya Tayyibe bint-i Vehb bin Atik de denilir. Annesi Medine’ye hicret edib orada vefat eden sahâbiye’dendir. Bazı tarihçilere göre: Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a), Mekke’de ilk sıralarda Müslüman olub kavminin yurduna Yemene dönmüştür. 1

Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a) der ki:

“-Biz Eş’ârîlere, Yemen’de iken, Resûlullâh (s.a.v)’ın ortaya çıkışı haberi erişince, ben ve iki kardeşim ki, onların biri Ebû Bürde, diğeri Ebû Rühm olub ben, onların en küçükleriyimdir. Kavmimizden, elli üç veya, elli iki kişi ile birlikte, Resûlullâh (s.a.v)’ın yanına gitmek üzere Yemen-’den Muhacir olarak bir gemi ile yola çıktık. Çıkan rüzgar yüzünden gemimiz, bizi, Habeşistan Necaşi’sinin Ülkesine çıkardı. Yanına bıraktı. Ca’fer bin Ebû Tâlib ile arkadaşları, Necaşi’nin yanında bulunuyorlardı. Orada onlarla ile buluştuk.

Ca’fer bin Ebû Tâlib:

      “-Bizi, buraya, Resûlullâh (s.a.v), gönderdi ve burada, bir müddet oturmayı, bize, emretti. Siz de, bizimle birlikte oturunuz!”dedi.

Ca’fer ile arkadaşları, bir gemiye, Eş’âriler de, bir gemiye bindirile-rek Habeş Ülkesi’nden hep birlikte yola çıkıncaya kadar, orada Ca’fer’in yanında oturduk. Hayber’i feth ettiği sıralarda, gelib Resûlullâh (s.a.v)’e, kavuştuk. Resûlullâh (s.a.v), bizlere de, Hayber’ın ğanimetinden pay ayırdı, veya, o ğanimetten bir şeyler verdi.

Halbuki, Hayber fethinde bulunmayan hiç bir kimseye, ganimetten, hiç bir şey vermedi. Ancak, Hayber’de, Kendisi ile birlikte olanlara pay verdi. Bundan, Ca’fer ve arkadaşları ile gemimizde bulunanları müstesna tutub Hayber Mücahidleri ile birlikte onlara da, bir pay verdi.

Bazı insanlar, bize, gemi halkına:

      “-Biz, Hicrette,sizi, geçtik!”diyorlardı.

Esmâ bint-i Ûmeys ki, bizimle birlikte gelenlerden Ca’fer bin Ebû Tâlib’in hanımı idi. Resûlullâh (s.a.v)’ın hanımı Hz.Hafsa’nın ziyaretine gitmişti. O da, vaktiyle bir hicret kafilesi içinde Habeşistan ülkesine hicret etmişti. O, sırada Hz.Ömer (r.a), Esmâ’yı orada görünce Hz.Hafsa’ya:

      “-Kimdir bu?”diye sordu.

Hz.Hafsa (r.a)’da:

      “-Esmâ bint-i Umeys’dir!”dedi.

Hz.Ömer (r.a):

      “-Haa! Şu Habeşle ilgili olan, şu Bahriyeli olan hâ!”dedi.

Hz.Hafsa (r.a):

      “-Evet!”deyince, Hz.Ömer (r.a):

      “-Bizler, hicrette, sizleri geçmişizdir. Bunun için, biz, Resûlullâh’a sizlerden daha lâyık, daha yakınızdır!”dedi.

Esmâ bint-i Ûmeys, kızdı:

      “-Hayır! Vallahi, iş öyle değildir. Sizler, Resûlullâh (s.a.v)’ın yanın-da bulunuyordunuz da, Resûlullâh, sizin aclarınızı, doyuruyor, cahilleri-nizi de, va’zlar ve öğütlerle yetiştiriyordu. Bizler ise, Din yolunda, uğra-dığımız düşmanlıklar yüzünden, Habeş ülkelerine, en uzak yerlere, yurd-lara düşmüştük. Bu da, ancak Allâh ve Resûlü’nün yolunda, Allâh’ın ve Resülü’nün hoşnudluğunu kazanmak yolunda göze alınmıştır. Vallâhi, ben, senin, bu dediğini, Resûlullâh (s.a.v)’e söylemedikçe ne yemek yiye-ceğim, ne de su içeceğim! Bizler, bu yolda, nice sıkıntılar çekmiş, korku-lar geçirmişizdir! Ben, bunu, Muhakkak, Resûlullâh (s.a.v)’e söyleyece-ğim ve kendisinden, bunun doğru olub olmadığını soracağım. Vallâhi ben bu hususta, ne yalan söylerim, ne de yalana tenezzül ederim, ne de, alacağım cevabı, kendiliğimden bir söz katıb çoğaltırım!”dedi.

O sırada, Resûlullâh (s.a.v), geldi. Esmâ bint-i Ûmeys:

      “-Yâ Resûlallâh! Ömer şöyle, şöyle söyledi!”diyerek onun sözlerini nakl etti. Resûlullâh (s.a.v) Esma’ya:

      “-Buna, karşılık olarak, sen, ona ne söyledin?”diye sordu.

Esmâ:

      “-Ben de, ona, şöyle şöyle söyledim!”dedi.

Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v) Esmâ’ya:

      “-Bu hususta, o, bana sizlerden, daha lâyık ve yakın değildir. Onun ve arkadaşlarının bir defa hicreti bir hicret sevâbı vardır. Siz gemi halkı-nın ise, iki hicreti iki hicret sevâbı vardır. Sizin hicretiniz iki kerredir. Siz hem Necaşi’nin ülkesine hicret ettiniz, hem de benim yanıma hicret ettiniz!”buyurdular. 2

Esmâ bint-i Ûmeys (r.a) der ki:

“-Ebû Mûsâ ve Habeşistan’a hicret edenler ğrub ğrub bana gelerek bu hadisi sordular. Hiçbir şey Resûlullâh’ın sözleri kadar onları sevin-dirmedi. Ebû Mûsâ el-Eş’âri’nın bu hadisi benden tekrar tekrar sorduğunu hatırlarım. 3

Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a), kendisini ibadete vermiş, çok Oruç tutan, çok nazam kılan, dünyadan yüz çevirmiş, ilimle ameli birleştirmiş, dünya-yaya, aldanmamış bir zât idi.

Mesruk demiştir ki:

      “-Resûlullâh (s.a.v)’ın ashâbının ilmi şu zâtlara: Ömer İbn-i Hattab, Ali bin Ebû Tâlib, Abdullah İbn-i Mes’ud, Übeyy bin Kâ’b’a, Muâz bin Cebel, Zeyd bin Sâbit, Ebû’d-Derdâ, Ebû Mûsâ el-Eş’âri’ye varır dayanır. Kadılarda, dörttür: Ömer, Ali, Zeyd bin Sâbit, Ebû Mûsâ el-Eş’âri!”

Şabi’ye göre: Resûlullâh (s.a.v)’ın ashâbı arasındaki kadılar, altı kişi olup üçü Medine’de, üçü de Kûfe’de idi. Medine’dekiler: Ömer İbn-i Hattab, Ûbeyy bin Kâ’b, Zeyd bin Sâbit idi. Kûfe’dekiler de: Ali bin Ebû Tâlib, Abdullah İbn-i Mes’ûd ve Ebû Mûsâ el-Eş’âri idi.

Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a) son derece güzel ve gür sesli olup Basralı-ların, Kûr’ân-ı Kerim’i en iyi okuyanı ve fıkıh ilminde de, en üstünü idi. Ashâb arasında, ondan daha güzel sesli yoktu. Resûlullâh (s.a.v), birisinin kırâetini, dinleyince:

      “-Kim bu?”diye sormuş:

      “-Abdullah bin Kays (Ebû Mûsâ el-Eş’âri)!”denilince:

      “-Muhakkak, buna Ebû Mûsâ el-Eş’âri’ye Dâvud âilesinin Mizmar-larından, bir Mizmar verilmiştir! Sanki bu ses Davud âilesinin Mizmar-larındandır!”buyurmuştur

Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a), son derecede edeb’li ve haya’lı idi ki, uyur-ken bile edeb yerinin açılmasından korkarak, elbisesi üzerinde olduğu halde uyur karanlık bir evde yıkanırken bile, Rabbından, haya eder, edeb yerlerini kapalı tutmaya çalışırdı. Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a), zaif, kuru, kısa ve köse bir zat idi. 4

Resûlullâh (s.a.v), muzaffer ordusuyla birlikte Hayber’den Medine-ye geri dönüyordu. Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a)’yı bineğinin terkisine almıştı. Bir ara ona şöyle seslendi:

      “-Yâ Abdullah! Sana cennet hazinelerinden bir kelime söyleyeyim- mi?” Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a):

      “-Annem babam sana feda olsun, söyleyin yâ Resûlallâh!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Lâ havle velâ kuvvete illâ billah!”de, buyurdu.

Onların bindikleri gemi, Eş’ârileri, Cidde’ye çıkardı. Eş’âriler, daha Medine’ye gelmekte oldukları sırada, Resûlullâh (s.a.v) Ashabına:

      “-Yanınıza, öyle bir kavm gelecektir ki, onlar, İslâmiyet için, sizler-den daha yufka yüreklidirler!”buyurdu.

Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a)’da onların içlerinde idi. Eş’âriler, Medine-’ye yaklaştıkları zaman:

      “-Yarın, Sevgililere, Muhammed’le Ashabına kavuşacağız!”diyerek recez okumakta ve sevinmekte idiler.

Eş’âriler Medine’ye gelince, Resûlullâh (s.a.v)’e beyât ettiler. Ve Müslüman oldular. Müslümanlar arasında musafahayı, el sıkışıp tokalaş-mayı ilk yapanlarda onlardı. Eş’âriler Medine’de Bathan meydanlığına konmuşlardı. Her gece, yatsı vaktinde onlardan bir grub, Resûlullâh’ın yanına gelip geç vakitlere kadar kalırlar, bazen de Resûlullâh (s.a.v) onların yanına gider, onlara namaz kıldırır, sonra da:

      “-Allâh’ın, size olan nimetlerindendir ki insanlardan bu saatte başka bir kimse namaz kılıyor değildir. Bu namazı, şimdi, sizden başka kılan kimse yoktur!”buyurarak müjde verirdi. Eşarilerde, Resûlullâh (s.a.v)’den işittiklerine sevinerek konak yerlerine dönerlerdi.

Kûr’ân-ı Kerîm’de Allâh tarafından:

      “-Allâh’ın, onların seveceği ve onların da Allâh’ı seveceği bir kavim getirir!” 5

Diye övülen kavim hakkında, Resûlullâh (s.a.v):

      “-Onlar, işte, bunun! Yâni, Ebû Mûsâ el-Eş’âri’nin kavmidir! Sefer-lerde yoldaşlık eden Eş’arî cemaatinin gece vakti evlerine girdiklerinde okudukları Kûr’ân seslerini çok iyi tanırım. Sefer halinde, geceleyin onla-rın kondukları yerleri de, gündüz, görmemiş olsam bile, Kûr’ân seslerin-den anlarım!”buyurmuştur. 6

Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a) ve kardeşleri amcası ve amcası çocukları tüm Eş’âriler Hayber’in, fethinden sonraki savaş ve seferlerın hemen hemen hepsine Resûlullâh (s.a.v) ile birlikte iştirak ettiler. Mekke fethine Huneyn Savaşı’na ve Tâif kuşatmasında bulundular.

Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a) şöyle anlatılır:

“-Müslümanlar Huneyn günü Hevazinler bozguna uğradıktan sonra şiddetli yağmura tutuldular.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Herkes namazını ağırlıklarının yüklerinin yanında kılsın!”diye seslenilmesini emretti.

Huneyn’de bozguna uğrayan Hevazinlerden bir kısmı Evtas orduga-hında toplanmışlardı. Toplananların sayısı pek çoktu. Resûlullâh (s.a.v), bir sancak bağlayarak Ebû Amir el-Eş’ari’yi Seleme bin Ekvâ’ ile birlikte onların arkasından gönderdi. Evtas’da üstlenen düşmanlar kendilerini savundular. Hevazinlerden bir adam meydana çıkıb:

      “-Benimle çarpışacak kim var?”diye bağırdı.

Ebû Amir ona karşı çıktı. Adam Ebû Amir’e saldırdı. Ebû Amir, onu İslâmiyete davet etti.

      “-Ey Allâh’ım şahid ol!”dedi. Üzerine yürüdü, onu öldürdü.

Sonra ikinci bir adam çıkıb Ebû Amir’e saldırdı. Ebû Amir, onu İslâmiyet’e dâvet etti. Ve yine:

      “-Ey Allâh’ım şahid ol!”dedi. Vurub onu da öldürdü.

Hevazinler birer birer meydana çıkıyor. Ve Ebû Amir’e saldırıyor. Ebû Amir’de onları önce İslâmiyete dâvet ediyor. Sonra da üzerlerine yürüyüb onları öldürüyordu. Ebû Amir, böylece onlardan 9 kişiyi öldürdü.

Dokuzuncu kişi çarpışmak için alametlenmiş ve koşa koşa gelmişti. Meydana çıkan onuncu adam başına sarı bir sarık sarmıştı. Gelir gelmez Ebû Amir’e saldırdı. Ebû Amir’de onun üzerine yürüdü. Kendisini önce İslâmiyete davet etti.

      “-Ey Allâh’ım şahid ol!” dedi.

Adam:

      “-Ey Allâh’ım bana şahid olma!”dedi.

Bunun deyince Ebû Amir (r.a)’de ondan elini çekti. Adam da ondan kaçıb kurtuldu. Daha sonra adam kendi isteğiyle gelib Müslüman oldu. İslâmiyetini güzel amelleriyle güzelleştirdi ve geliştirdi. Resûlullâh (s.a.v) onu her gördükçe:

      “-Ebû Amir’in kaçırdığı!”diye buyururlardı

Müslümanlar Hevazinlerle bir müddet mızraklarla çarpıştılar. Beni Cüşem bin Muâviyelerden Hâris’in oğulları Âla ile Efva, Ebû Amir’e ok atarak biri, onu kalbinden, diğeri de onu dizinden vurdu.

Ebû Mûsâ el-Eş’ari der ki:

“-Resûlullâh (s.a.v) Beni’de amcam Ebû Amir ile birlikte gönder-mişti. Savaş sırasında Ebû Amir’in dizine Cüşem kabilesinden birisi tara-fından bir ok atılmıştı. Okçu okunu Ebû Amir’in diz kapağına saplamıştı. Hemen Ebû Amir’in yanına koştum. Ona:

      “-Ey Amca! Oku sana kim attı?”diye sordum.

      “-İşte ok atan katilim, ha şudur!”diyerek onu gösterdi.

Ben, hemen o katile doğru koştum ve yetiştim. Katil beni görünce dönüb kaçmaya başladı. Onun peşine düştüm. Hem koşuyor, hem de:

      “-Kaçmaktan utanmıyor musun, niçin durmuyorsun?”diyerek bağırı-yordum.

O, adam nihayet kaçmaktan vazgeçti. Her ikimiz de kılıçlarımızla vuruşmaya başladık. En sonunda o adamı öldürdüm. Sonra Ebû Amir’in yanına gelib

      “-Seni vuran adamı Allâh bana öldürttü!”dedim.

Amcam bana:

      “-Şu oku dizimden çek çıkar!”dedi.

Bende hemen çıkardım. Fakat ok’un yerinden pek çok su boşaldı. Amcam hayatından ümidini kesti. Bana:

      “-Ey kardeşim oğlu! Resûlullâh (s.a.v)’e benden selâm söyle. Benim için Allâh’dan mağfiret dilesin!”dedi.

Ve, beni kendisinin yerine halkın üzerine kumandan tayin etti! Ebû Amir, sancağı yeğeni Ebû Mûsâ el-Eş’ari’ye verdi. Şöyle dedi:

      “-Atımı ve silahımı Resûlullâh (s.a.v)’e teslim et!”dedi.

Ebû Amir kısa bir müddet sonra şehid olarak vefat etti. Ebû Mûsâ el- Eş’ari sancağı alınca savaşa girişti. Allâh fetih ve zaferi Onun elinde ger-çekleştirdi. Evtas’da toplanan halkı bozguna uğrattı. Onlar Evtas’dan Tâif’e doğru kaçtılar.

Ebû Mûsâ el-Eş’ari der ki :

“-Evtas’dan dönüb Resûlullâh (s.a.v)’in huzuruna gittim. Amcam Ebû Amir’in silahını atını ve tüm vesaire eşyasını’da yanımda götürdüm. Resûlullâh (s.a.v), o sırada hasırdan örülmüş üzerine şilte serilmiş sedir üstünde yatıyordu. Hasırın örgüleri sırtına ve böğürlerin de iz yapmıştı. Resûlullâh (s.a.v) bayrağı benim elimde bulunduğunu görünce:

      “-Ey Ebû Mûsâ! Ebû Amir öldürüldü mü?” diye sordu.

Kendi haberimizi ve Ebû Amir’in haberini ve Resûlullah (s.a.v):

      “-Benim için Allâh’dan mağfiret dilesin!”dediğini, arz ettim.

Bunun üzerine, Resûlullah (s.a.v) abdest suyunu isteyib abdest aldı. İki rekat namaz kıldı. Sonra ellerini kaldırıb:

      “-Ey Allâh’ım! Kulcağızın Ebû Âmir’i yargıla!”diyerek dûa etti.

Duâ ederken mübarek ellerini, o kadar kaldırdı ki koltuk altlarının beyazlığını gördüm. Sonra:

      “-Ey Allâh’ım! Onu, yarattığın insanlardan çoğuna, Kıyâmet günün- de mertebece üstün kıl. Cennette onu, Ümmetimin üstünlerinden eyle!” diye dua buyurdu.

Ben de:

      “-Yâ Resûlallâh! Biliyorum ki: Yüce Allâh, Ebû Âmir’i, muhakkak yargılamış, kendisini de şehid olarak öldürmüştür! Yâ Resûlallâh! Benim içinde Allâh’dan mağfiret dile!”dedim.

Bunun üzerine, Resûlulâh (s.a.v):

      “-Ey Allâh’ım! Abdullah bin Kays’ın da günahını bağışla! Kıyamet gününde, onu da girilecek üstün bir mertebeye girdir. Onu’da Ümmeti- min üstünlerinden eyle!”diyerek dua buyurdular. Amcam Ebû Amir’in terekesini, oğluna vermemi, emretti, verdim!”

Ebû Âmir’ül Eş’ari, Ebû Mûsa’l Eş’ari’nin amcası olub ashâbın büyüklerindendi. Habeş ülkesine hicret eden Müslümanlardandı. Gözleri, önceden görmezken, sonradan açılmıştı. 7

Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a) Tebük Seferi’ne ve bir çok seriyye ve savaş-lara katılmıştı, hayatta olduğu müddetçe Resûlullâh (s.a.v)’e, hizmet etti. O, Mübarek Nuru adeta gölge gibi takib etti. Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a)’ın Resûlullâh (s.a.v)’in yanında ap ayrı bir yeri vardı, O, Sâhib-i Resûlullâh Peygamber dostu olarak meşhur olmuş du. Resûlullâh (s.a.v), bâzen onu fedakârlıklarından, azim ve sebatından, ilme ve ibâdete olan düşkünlü-ğünden dolayı şevklendirmek için müjdeler verirdi.

Ebû Musa el-Eş’ari’nin hayasın dan ötürü şöyle nakledilmiştir:

      “-Bir yerim görünür endişesiyle elbesisini gece giyerdi!”

Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a)’nin Menkıbeleri:

Ebû Mâlik el-Eş’âri anlatıyor:

“-Resûlullâh (s.a.v) bizi bir seriyye ile biryere gönderdi. Sa’d bin Ebi Vakkas’ı da, başımıza (baş) kumandan tayin etti. Yola çıktık. Bir müddet gittikten sonra, bir yerde konakladık. Bir adam kalktı ve atını eyerledi.

Ben:

      “-Nereye gidiyorsun?”dedim.

      “-Hayvana yem bulmaya!”dedi.

      “-Kumandana sormadan bir şey yapma!”dedim.

Beraberce birliğimizin kısım kumandanı Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a)’in yanına gittik ve meseleyi anlattık.

Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a):

      “-Ğaliba sen evine gitmek istiyorsun?”dedi.

O adam:

      “-Hayır!”diye cevab verdi.

Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a):

      “-Doğru söyle?”dedi.

      “-Hayır, eve gitmiyorum!”dedi.

Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a):

      “-Sakın yanlış bir iş yapma!”dedi.

Adam gitti. Gece geç vakit birliğine döndü.

Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a):

      “-Evine gittin herhalde?”dedi.

O adam:

      “-Hayır!”dedi.

Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a):

      “-Doğru söyle?”dedi.

Adam:

      “-Evet, evime gittim!”dedi.

Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a):

      “-Sen evine gitmekle azaba müstahak oldun. Bari bir şeyler yap da günahını affettir!”dedi. 8

Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a) anlatıyor:

“-Resûlullâh (s.a.v) şöyle buyurdular:

“-Cehennemlikler ve Allâh’ın dilediği Müslüman’lar Cehennem’de toplânınca, kâfirler Müslümanlara:

      “-Sizler Müslüman değil miydiniz?” derler.

Onlar:

      “-Müslümandık!”diye cevab verirler.

Kâfirler:

      “-Peki, İslâm size fayda vermedi de mi burada bizim yanımızda-sınız?”diye sorarlar

O, Müslümanlar:

      “-Bir takım günahlarımız vardı. Bu sebeble cehenneme atıldık!”diye cevap verirler.

Yüce Allâh, onların bu konuşmalarını işitir. Ve, Cehennem’de ki, Müslümanların çıkarılmasını emreder. Onlâr Cehennemden çıkarılırlar. Kâfirler bunu görünce:

      “-Keşke biz’de Müslüman olsaydık’da, onlar gibi biz’de buradan çıksaydık!”derler.

      “-Kovulmuş şeytandan Allâh’a sığınırım. Elif! Lâm! Râ! Bunlar kitabın ve apaçık Kûr’ân’ın âyetleridir, inkâr edenler Müslüman olmayı o gün ne kadar arzu ederlerdi!” 9

Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a) devamla Resûlullâh (s.a.v)’in şu âyetleri okuduğunu söyler. 10

Ashâb-ı Kirâm’ın arasın’da sesleri çok güzel ve okuyuşları tesirli olan kişiler vardı, bunlar: Hz.Ebû Bekr, İbn-i Mes’ûd, Sâlim, Ûkbe bin Amr, Useyd bin Hudayr. Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a)’de güzel ve gür sesli ve bunlar arasındaki kurradandı.

Bir gece Mescid’de Namaz’da Kûr’ân-ı Kerimi okumaya başladığı zaman Resûlullâh (s.a.v)’in Pâk Hanımları Mü’minlerin anneleri Uyanıb kalkmışlar onu zevk ve heyecanla dinlemişlerdi.

Resûlullâh (s.a.v)’de:

      “-Yâ Ebâ Mûsâ! Muhakkak ki sana Davud (a.s)’in nağmelerinden bir nağme verilmiştir!”buyurmuşlardır. 11

Esved bin Yezid:

“-Kûfe’de Hz.Ali ile Ebû Mûsâ’dan daha âlim kimse görmedim.

Şabi de:

      “-İlim altı kişiden alınır: Ömer’den, Abdullah’dan, Zeyd’den, Kâ’b bin Übeyy’den, Ebû Mûsâ’dan ki, bunlar da, ilimleri bakımından birbir-lerine benzerler!”der.

Hz.Ali’ye göre:

Ebû Mûsâ, ilim boyasına batırılmış onunla boyanıb çıkmış!”idi. 12

Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a)’dan:

“-Bir gün Resûlullâh (s.a.v) bize şu konuşmayı yaptı:

      “-Ey insanlar! Allâh’a şirk koşmakdan sakının. Çünkü şirk, yürüyen karıncanın ayak seslerinden daha gizlidir. (Hiç umulmadık konularda Allâh’a şirk koşma ihtimali mevcuttur) Kim, şirk, yürüyen karıncanın ayak seslerinden daha gizli olduğuna göre ondan nasıl sakınırız, ya Resûlullâh?”derse şöyle dua etsin:

      “-Allâh’ım, bilerek şirk koşmaktan sana sığınırız. Bilmeyerek yap-tıklarımızdan da senden af dileriz!” 13

Mesruk’dan:

“-Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a) ile birlikte uzun bir yolculuğa çıkmıştık. Geceleyin bir ekin tarlasında konakladık. Ebû Mûsâ (r.a) geceleyin kalkıb namaz kılmaya başladı. Öyle tatlı bir sesi, öyle güzel bir Kûr’ân okuyuşu vardı ki! Dua âyeti geldiğinde dua şeklinde okuyordu. Namazdan sonra şöyle dua etti:

      “-Allâh’ım, Sen, her şeyden münezzehsin, bizi selâmete ancak Sen kavuşturabilirsin. Bizi emniyete ancak Sen kavuşturabilirsin. Sana güven-en ve inananı seversin. Bizi her an murakabe edensin. Murakabe edildi-ğini unutmayanı da seversin. Sen haksın, doğru olanı seversin!” 14

Hıttan bin Abdullah er Rekâsî’den:

“-Ebû Mûsâ el-Eş’ârî’nın kumandasında bir ordu ile Dicle kenarında bulunuyorduk, öğle namazı vakti geldiğinde biri bize ezan okudu. Herkes abdest almaya koştu ve abdest aldılar, Ebû Mûsâ el-Eş’âri namazı kıldır-dı. Sonra halka halini alan ashâba vaaz ve nasihat başladı, ikindi olunca, müezzin ikindi ezanını okudu. Ashâb yine abdest almak için davrandı. O zaman, Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a), müezzine:

      “-Sadece, abdesti bozulanlar, abdest alsın!”diye bağırmasını emr etti.

Bütün ashâb savaşa gittiğinden, neredeyse ilim yok olacak, ortalığı cehalet kaplayacak, öyle ki, bir kimse, cehaleti sebebiyle annesini öldür-meye yeltenecek. Bu sebeble, ilim meclisinden ayrılmamaları için abdest tazelememelerini istedi!” 15

Abdullah İbni Abbâs (r.a) anlatıyor:

“-Resûlullâh (s.a.v) Ebû Mûsâ’yı bir deniz birliğine kumandan tâyin etti. Askerleri taşıyan gemi, geceleyin yol alırken, yukardan bir ses:

      “-Hey, beni dinleyiniz, size, Allâh’ın bir vâdini haber vereyim mi? Kim, çok sıcak bir günde, sırf Allâh’ın rızası için susuzluğa katlanırsa, büyük susuzluk gününde (mahşer’de), Allâh onu susuz bırakmaz!” dedi.

Ebû Bürde, Ebû Mûsâ’dan şöyle naklediyor:

“-Bir deniz seferine çıkmıştık. Rüzgâr çok güzeldi. Yelkenler şişmiş idik ki, bir ses duyduk, şöyle diyordu.

      “-Ey gemidekiler! Durun, size bir haber vereyim!?”

Geminin baş tarafında dikildim ve:

      “-Kimsin nesin? Nereden sesleniyorsun? Nerde olduğumuzu görmü- yor musun? Durabilir miyiz?”diye sordum.

Demin ki ses, şöyle cevab verdi:

      “-Dinleyin, size Allâh’ın bir vâdini haber vereyim!?”

      “-Peki söyle!”dedim.

      “-Kim, sıcak bir günde, Allâh rızası için susuzluğa katlanırsa Allâh onu kıyamet günü, susuz bırakmayacağını vâd etti!”dedi.

Daha sonraları Ebû Mûsâ, insanın âdeta piştiği çok sıcak günleri kollar, öyle günlerde oruç tutardı!” 16

Beşir İbn-i Ümeyye, babasından naklediyor:

“-Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a), İsfahan’a vardı. Onlara İslâm’ı tebliğ etti. Kabul etmediler. Cizye’yi teklif etti. Bunun üzerine anlaşma yaptılar. O, geceyi sulh içinde geçirdiler. Sabah olunca İsfahan’lılar sözlerinden dönerek anlaşmayı bozdular. Savaş oldu. Allâh, çok kısa bir zamanda Ebû Mûsâ el-Eş’ârî’yi ğalib getirdi. 17

Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a), der ki:

“-Tebük Seferi’nde arkadaşlarım, kendileri için binit istemek üzere, beni, Resûlullâh’e göndermişlerdi. Çünkü, onlar, Resûlullâh (s.a.v) ile birlikte Ceyşü’l-Usre (zorluk ordusu) içinde bulunmak istiyorlardı.

      “-Ey Allâh’ın Resûlü! Arkadaşlarım, kendileri için binit sağlayasın diye, beni, Sana gönderdiler!”dedim.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Vallahi, ben, sizi bir şeye bindiremem!”buyurdu,

Kendisini tasdik ettim. O sırada, Resûlullâh (s.a.v) öfkeli imiş, ben bilmiyordum. Resûlullâh (s.a.v)’ın, isteğimizi red etmesinden üzgün ve bana karşı gönlünde bir kırgınlık duymasından da endişeli bir halde geri döndüm. Arkadaşlarımın yanına dönünce, Resûlullâh (s.a.v)’ın söylemiş olduğunu, kendilerine haber verdim. Çok beklememiştim. Ancak, bir saat kadar bir zaman geçmişti ki, Bilâl’in bana:

      “-Yâ Abdullah bin Kays!”diyerek seslendiğini işittim.

Hemen karşılık verdim.

      “-Seni, Resûlullâh (s.a.v) çağırıyor. Hemen, yanına gel!”dedi.

Hemen yanına vardım. Resûlullah (s.a.v) o sırada, Sa’d bin Ubâde-den aldığı iple birbirine bağlı altı tane deveyi bana göstererek:

“-Şu çifti al! Şu çifti de, al! Bunlarla, birlikte arkadaşlarının yanına git ve onlara:

      “-Allâh veya Resûlullâh, sizi, bu develere bindiriyor. Bininiz artık bunlara! Ben, sizi bindirememiştim. Fakat, Allâh, sizi bindirdi!”de.

Ben bu develerle arkadaşlarımın yanına gittim ve:

      “-Resûlullâh (s.a.v) sizi, bu develere bindiriyor. Fakat, ben, vallahi, sizin bîr kaçınız benimle birlikte Resûlullâh (s.a.v)’ın bundan önce söyle-miş olduğu sözü işiten bir kimsenin yanına gitmedikçe, sizi bırakmam. İsterim ki: siz, Resûlullâh (s.a.v)’ın söylemediği bir sözü, ben, size söyle-miş olduğumu sanmayasınız!” dedim.

Onlar da:

      “-Sen, bizim nazarımızda doğru sözlüsündür. Bununla birlikte, ne istersen, istediğini de, yapalım?”dediler. 18

Ebû Said el-Hudri anlatıyor:

“-Bir defasında Ensâr’ın sohbet toplantılarından birisinde bulunuyor-dum. Ebû Mûsâ çıka geldi. Korkmuş gibi bir hali vardı.

      “-Hâlife Ömer’in evine girmek için üç defa izin istedim, vermedi. Ben de geri döndüm!”deyince,

Hâlife Ömer (r.a):

      “-Niçin girmedin?”diye sordu.

Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a) cevaben:

“-Çünkü üç defa izin istedim, izin verilmedi. Ben de geri döndüm, zira, Resûlullâh (s.a.v):

      “-Eğer sizden birisi bir eve girmek için üç defa izin ister de, izin verilmezse, geri dönsün!”buyurdu, diye cevab verdi.

Hâlife Ömer’in:

      “-Bunu mutlaka isbat etmelisin. İçinizden Resûlullâh (s.a.v)’ın böyle buyurduğunu işiten varsa söylesin?”demesi üzerine

Übeyy bin Kâ’b (r.a):

      “-Vallâhi, bunu sana, bu topluluğun en küçüğü anlatabilir!”dedi.

Orada bulunanların en küçüğü’de bendim. Hâlife Ömer’e Resûlullâh (s.a.v)’ın böyle söylediğini haber verdim. Bunun üzerine Halife Ömer:

      “-Vallâhi, pazarda ticaretle uğraşayım derken, bu hadisi dinleme fırsatını kaçırdım!”dedi.

Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a)’den:

“-Ömer’den içeri girmek için üç defa izin istedim vermedi. Ben de geri döndüm. Ömer daha sonra bir adam göndererek beni çağırttı ve:

      “-Abdullah, kapımda beklemek seni sıktı. Ama, şunu bil ki, diğerler-inin’de senin (Valilik yaptığın şehirde’ki,) kapında beklemeleri onları sıkmıştır!”deyince,

Ben de şöyle dedim:

      “-Ama ben üç defa izin istedim. İzin verilmeyince de geri döndüm!”

      “-Üç defa izin isteyib dönmeyi kimden işittin?”diye sordu.

      “-Resûlullâh (s.a.v)’den!”dedim.

      “-Bizim işitemediğimizi sen mi işittin. Eğer, bu söylediğin şey için, bir delil getirmezsen, seni perişan ederim!”diye çıkıştı.

Bunun üzerine hâlife Ömer’in yanından çıktım. Ve doğruca Mescid-’de oturmakta olan bir ğrub’un yanına geldim. Resûlullâh (s.a.v)’ın bu hadisini duyub duymadıklarını sordum.

      “-Yoksa birisi bundan şüphe mi ediyor?”diye cevap vermeleri üzeri- ne, hâlife Ömer ile aramızda geçen meseleyi anlattım.

      “-Seninle birlikte ancak en küçüğümüzü gönderebiliriz!”dediler.

Bunun üzerine Ebû Said el-Hudri benimle birlikte halife Ömer’e geldi ve şunları anlattı:

“-Bir gün Resûlullâh (s.a.v)’le birlikte çıkmıştık. Sa’d bin Ubâde’yi görmek istiyordu. Sa’d’ın evine geldik. Resûlullâh (s.a.v) bir defa selâm verdi. İzin verilmedi. Bir defa daha selâm verdi, yine izin verilmedi. Üçüncü defa selâm verib de, izin verilmeyince:

      “-Biz üzerimize düşeni yaptık!”diyerek, geri dönmüştü.

Sa’d, yolda Resûlullâh (s.a.v)’e yetişerek.

      “-Ey Allâh’ın Resûlü! Vallâhi, bana verdiğiniz ilk selâmınızı işittim. Fakat, bana ve âileme daha fazla selâm vermeni istediğim için, yavaş bir sesle selâmınızı aldım!”dedi.

Bunun üzerine ben, hâlife Ömer’e:

      “-Vallâhi ben, Resûlüllâh’ın bu sözü söylediğinden eminim!”dedim.

Hâlife Ömer’de:

      “-Evet! Ben’de emindim. Ama bunun isbat ettirmek istedim!”diye cevab verdi. 19

Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a)’ın Hayat Serüveni:

Hicretin dokuzuncu yılında birçok kabileler İslâm’la şereflenmiş, birçok memleket de İslâm topraklarına katılmıştı. Bu memleket halkına İslâmiyet’in öğretilmesi gerekiyordu. Resûlullâh (s.a.v) bu maksatla hicri dokuzuncu yılın Muharrem ayında İslâm’ın yayıldığı bütün beldelere valiler gönderdi. Bu ğaye ile vazifelendirdiği sahabeler den birisi’de, Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a)’dır.

Resûlullâh (s.a.v) onu Vedâ haccından önce Yemen’in Zebid, Aden, Me’rib, ve sahil taraflarının zekâtlarını toplamakla görevlendirdi. Bu gör-evi başarıyla sürdüren Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a), hicretin onuncu yılında Resûlullâh (s.a.v) ve yüzyirmibini aşkın sahâbenin katıldığı, Vedâ Haccı-na katılmak üzere Mekke’ye geldi. Resûlullâh (s.a.v)’le görüştü. Hac’dan hemen sonra tekrar Yemen’deki görevine geri döndü. Hicri onuncu yılda Yemen taraflarında zuhur eden yalancı peyğamber Esved-i Ansi ve onun irtidad olaylarında mürtedlerle mücadele etti. Yalancı peyğamber Esved-i Ansi, netice de, Feyruz ed-Deylemi (r.a) tarafından öldürüldü. Yemen, ve Yemen bölgesi huzura kavuştu.

Hicri 11. Miladi 632 yılının Rebiülevvel ayında Resûlullâh (s.a.v)’ın Medine’de vefat ettiğini duydu. Birinci halife Ebû Bekr (r.a)’ın halifelik devrinde, Yemen taraflarında ki, bu görevinde bir müddet daha kalarak, daha sonra Medine’ye geri döndü. Halife Ebû Bekr (r.a), Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a)’ı Suriye bölgesinin fetihlerinde bulunmak üzere görevlendirdi.

Birinci halife Ebû Bekr (r.a)’ın vefatından sonra, İkinci halife Ömer İbn-i Hattab (r.a)’in hilâfetinde ise, Irak taraflarının fethi için Sa’d bin Ebî Vakkas (r.a), komutasında ki, fetih ordularına katılarak büyük muvaffaki-yetler gösterdi. Yukarı Mezopotamya, ve, el-Cezire bölgesin de bulunan yerleşim yerleri, Nusaybin, Harran, Ceylanpınar, Şanlıurfa gibi yerlerin fethinde bulundu. El-Cezire bölgesinin fethinde komutan Sa’d bin Ebi Vakkas olduğu söylenir. Ancak, el-Cezire bölgesi genel komutanı İyâd bin Ğanm (r.a)’dir. Her ne kadar da ihtilaflı’da olsa, Bu bölgenin fethinde İyâd bin Ğanm ile birlikte olduğu tarihi bir gerçektir.

Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a) İran ve, Irak bölgelerinde büyük fetihlerde bulunmuştur. Bunlardan: Dinever, Kâşân gibi birçok şehrin fethinde çok önemli hizmetlerde bulundu. Ahvaz ve İsfehan’ı fethetti. Tüster’de İran ordusunu kuşattı. Başta, Huzistan olmak üzere, Sus şehrini fethederek İran’ın ünlü devlet adamı Hürmüzan’ı esir aldı ve halife Hz.Ömer (r.a)’e Medine’ye göndermiştir.

Irak bölgesinin fethi iyice tamamlandığında halife Hz.Ömer (r.a), Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a)’ı Muğire bin Şu’be’den boşalan Basra vali ve kadılığına tâyin etti. Basralılara’da şöyle bir mektub yazdı:

      “-Ebû Mûsâ el-Eş’âri’yı size vali olarak gönderiyorum. Tâ ki, zayıfı- nızın hakkını kuvvetli’den alsın! Sizinle birlikte düşmanlarınıza karşı mücadele etsin. Yollarınızda emniyet ve asayişi temin etsin!”

Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a) Basra’ya gittiğinde onlara:

      “-Emire’l-Mü’min’in Ömer bin Hattab, beni, size, Allâh’ın kitabını ve Resûlullâh (s.a.v)’in sünnetini öğretmek için gönderdi!”dedi

Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a), Valiliğin ve Kadılığın yanında en mühim vazifesi olan İslâmi eğitimi dile getirdi. Gerçekten de Basra’da kaldığı müddetçe idâreciliğin yanında bütün vaktini Kûr’ân öğretmekle geçirdi. Bir gün Hz.Ömer (r.a), Basra’dan gelen Enes bin Mâlik’e, Basra valisi Ebû Mûsâ’nın ne yaptığını sordu. Enes bin Mâlik (r.a), onun devamlı olarak halka Kûr’ân-ı Kerim’i öğretmek ve eğitmekle meşgul olduğunu haber verdi. Bunun üzerine halife Ömer (r.a) valilerine:

      “-Yanınızda ne kadar Kûr’ân okuyucuları varsa bir liste halinde bana bildirin. Onları, Kûr’ân-ı Kerim öğretmek için etrafa göndereceğim!”

Şeklinde uzunca bir mektub yazdı. Bu mektuba gelen cevablardan sonra halka Kûr’ân öğreten valiler içerisinde en ön sırayı Ebû Mûsâ el-Eş’âri’nin aldığı ortaya çıktı. Onun, Kûr’ân öğrettiği Müslümanların say-ısı üçyüz kişiyi geçmiş bulunuyordu.

Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a), bir yandan Basralılara Kûr’ân ve sünneti öğretiyor, bir yandan da onlara eğitici vâa’zlar veriyordu. Onun vâaz’ları Basra halkı üzerinde çok büyük tesirler uyandırıyordu. Vâazlarını binlerce insan dikkatle onu dinliyor gözyaşlarını tutamıyorlardı. Bu metodla, önce insan! Ve, insanın yüreğine ve beynine yürüyordu.

Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a), Bu eğitim metoduyla birlikte, idaresini üst-lendiği ve sorumlu olduğu Basra şehrinde yaşayan halkın huzurlu yaşamı için aynı duyğularla şehrin imarı için de çalıştı. Hz.Ömer’in emri üzerine içme suyunu Basralıların ayağına taşıyacak bir kanal açtırdı. Bu kanala:

      “-Ebû Mûsâ kanalı!”denildi.

Su kanalı yapılmadan önce, halk, altı mil mesafeden içme suyu taşı-yordu. Bütün Basra halkı bu kanaldan faydalandılar. Her mahalle, her sokak, her bir ev, bu suyu kullanmaya başladı. Basra halkı İslâm’ın su ve temizlik medeniyeti olduğunu da anladılar. Bu anlayıştır ki Basra’dan İslâmiyete hizmet eden nice Âlim ve fadl kişilerin çıkmasına sebeb oldu.

Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a), Basra valiliğini fevkalâde güzel yaptığı için halife Ömer (r.a), onu daha sonra, Ammâr İbn-i Yâsir (r.a)’dan boşalan ve Küfelilerin de isteği üzerine, Basra ile birlikte Kufe valiliğinide ona verdi.

Üçüncü halife Hz.Osman (r.a)’ın devrinde de Basra ve Kûfe valiliği yaptı. Hicri 29. Miladi 649-50 yıllarında valilikten azledilince Kûfe’de Kûr’ân ve Fıkıh öğetmeye devam etti. Tâlebelerinin sayısı bazen üçyüzü buluyordu. Hicri 34 Miladi 654-55 yıllarında Said bin Âs (r.a)’ın azlinden sonra tekrar Kûfe valiliğine getirildi. Halife Osman (r.a) şehid edildiğinde bu görevini sürdürüyordu.

Dördüncü halife Hz.Ali (r.a)’ın devrinde ise Hz.Osmanın şehâdetin-den sonra gelişen olaylarda özellikle, Cemel Vak’ası’da tarafsız kalmayı tercih ettiği için, Hz.Ali (r.a), Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a)’ı valilikten azletti. Bunun üzerine Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a)’da Dımaşk taraflarında bir köyde inzivaya çekildi. Sıffın Savaşı başlamadan önce, Hz.Ali (r.a)’ı destekle-yen bazı kimselerin hakaretine uğramasına rağmen fitne konusunda bizzat Resûlullâh (s.a.v)’den duyduğu hadisleri rivâyet ederek, Kûfeliler’i bu savaşta tarafsız kalmaya teşvik etti.

İki ğrub arasında barışın tarafsız hakemlerce gerçekleşmesi karar-laştırıldığı zaman, Muâviye bin Ebû Süfyan, Amr bin Âs’ı taraftarlarının ısrarları üzerine, Hz.Ali (r.a)’de Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a)’ı hakem olarak seçti. Hakemler Erzuh’da bir araya geldiklerinde Hz.Ali ile Muâviye’nin azledilerek, yeni halifenin bir şûra tarafından seçilmesini kararlaştırdılar. Bu karar ilk önce Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a) tarafından açıklandı.

Söz sırası Amr bin Âs’a gelince Amr bin Âs, Hz.Ali’yi azledib hilafet makamına Muâviye’yi tayin ettiğini bildirdi. Ebû Mûsâ el-Eş’âri buna karşı çıkmışsa da durum değişmemiş ve neticede hakem olayı hilafet meselesini bir çıkmaza götürmüştür. Bu hadiseye çok üzülen Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a), siyasi hayattan tamamıyla uzaklaşıb uzlete çekildi.

Hicri takvimin tesbitine onun vesile olduğu söylenmektedir. Buna göre Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a):

      “-Bize tarihsiz mektublar gönderiyorsunuz!”

Diye halife Hz.Ömer’i uyarmış, halife de bir şûra toplayarak hicreti tarih başlanğıcı olarak kabul etmiştir. Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a)’ın İbrahim, Ebû Bürde, Ebû Bekr, Mûsâ, ve Muhammed adlarında beş oğlu olduğu, ilk çocuğu İbrahim’in adını Resûlullâh’in koyduğu ve ona hayır duada bulunduğu bilinmektedir. 20

Bazı tarihçiler şunları da ek olarak naklederler:

Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a) Hicrî 34. Miladi 654 yılında, Kûfe halkının Said bin Âs’dan şikâyeti üzerine, Hz.Osman tarafından Saîd bin Âs’ın yerine Kûfe valiliğine tâyin edildi bu valilik. Hz.Osman’ın şehâdetinden kısa bir müddet sonrasına kadar devam etti. Hz.Osman’ın şehâdeti ola-yından dolayı meydana gelen fitne, Kûfe şehrinde herkes tarafından körükleniyordu. Bu sıralar da Kûfe’ye gelen, Hz.Hasan (r.a) ile konuşan Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a), Ammâr İbn-i Yâsir (r.a) ile de münakaşa yaptı. Bunun sonucunda fitneyi yatıştırmak için yapmış olduğu çabanın boşa gittiğini gören Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a) fitne fesada bulaşmamak için valilikten çekilmek mecburiyetinde kaldı.

Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a), Ne, Hz.Ali’nin tarafını ne de, Muâviye’nin tarafını tuttu. Bu yüzden Cemel ve Sıffîn Savaşları’na katılmadı. Çünkü o, bütün kalbiyle fitnenin olmasını istemiyordu. Zira biliyordu ki, fitne kapısı bir açılırsa ardına kadar açılır ve kan gövdeyi götürürdü. Bu sebeb- den Medine’de bir müddet kendi hâlinde ikamet etti.

Hz.Ali ile Muâviye arasında hakem meselesi ortaya atılınca, onun fitneyi istememe arzusunu bilen Kûfe’liler bu kere onun Hz.Ali (r.a), tara-fından hakem gösterilmesinde ısrar ettiler. Hz.Ali ve taraftarlarının bir kısmı, Ebû Musa’yı hakem olarak istemiyorlardı. Onların niyeti Abdullah İbn-i Abbas’ı hakem yapmaktı. Çünkü İbn-i Abbas (r.a), tarafsız olarak biliniyor ve dirâyeti ve diyaneti ile çok iyi tanınıyordu. Ancak durum, İbn-i Abbas’ı, Ebû Mûsâ’ya yardımcı olma mevkiine getirdi.

Uzun münakaşalar, münazaralar ve çekişmeler sonunda, tarihî akıbet bilindiği gibi tecellî etti. Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a) bütün çabalarına rağ-men bu kerre ne, Hz.Ali, ne de Muâviye, taraftarlarına yaranabildi, iki tarafın da husûmetini üzerine çekti. Canını kurtarmak için Mekke şehrine kaçmak mecburiyetinde kaldı. Rivâyete göre, ölene kadar burada ikamet etti. Diğer bir rivâyete göre ise, ortalık durulduktan biraz sonra tekrar Kûfe Şehrine giderek oraya yerleşti.

Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a) sünnete son derece bağlıydı. Onun için en güzel rehber ve örnek, Resûlullâh’ın hayatıydı. Her sözünde, her fiilinde, her hareketinde Resûlullâh (s.a.v)’i taklit ederdi. Öyle ki, en basit işlerinde bile Resûlullâh (s.a.v)’i örnek alırdı.

      “-Ben Resûlullâh (s.a.v)’in izini takib eder onun yaptığını yapmaya çalışırım!” sözü, onun Sünnete bağlılığını ifâde eder.

Yaşantısı ve tüm hareketleri buna canlı bir misaldir: Bir gün oğlu aksırdı. Ona:

      “-Yerhamükellah!”demedi.

Başka birisi aksırdı. Ona:

      “-Yerhamükellah!”diye cevab verdi.

Kendisinden bunun sebebi sorulduğunda şöyle dedi:

“-Resûlullâh (s.a.v) Herhangi biriniz aksırdığı zaman, eğer:

      “-Elhamdülillah!”derse, siz de:

      “-Yerhamükellah!”deyin.

Demezse, siz ona:

      “-Yerhamükellah!”demeyin buyurduğunu işittim!”dedi.

Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a), son derece iffetli, temiz, ve günahın her türlüsünden uzak kalmaya çalışan bir zattı. Onun her hal ve hareketinde takva ve fazilet göze çarpardı. Karanlıkta yıkanırken bile hayasından iki büklüm olarak yıkanırdı. Kalbinde yer yapan en iyi tesir eden his, Allâh korkusuydu. Son derece duyarlı ve rikkat sahibiydi. Âhireti çok düşünür, ölümü çok anar, onun için ölüm kadar tesirli bir nasihatçi yoktu.

Bir gün Enes bin Mâlik (r.a)’a:

      “-Ey Enes! Bugünkü insanlar âhiret hususunda ne kadar geridedirler. Âhireti hiç düşünmüyorlar!”dedi.

Enes bin Mâlik (r.a):

      “-Nefsânî arzu ve istekler ile şeytan, onları bu gaflet ve uykuya sürüklemiştir!”cevabını verince, O da şunları söyledi:

      “-Hayır, öyle değil! Dünya, onlara peşin olarak gösterilmiş, âhiret ise onlardan perdelenmiştir. Eğer dünyayı gördükleri gibi âhireti de hakkıyla görmüş olsalardı, âhiretten yüz çevirmez ve bu fâni dünya’ya bu kadar sarılmazlardı!”

Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a) âlim olan sahabelerdendi. Resûlullâh (s.a.v) kendisine fetva vermek üzere izin vermişti. Hz.Ömer devrinde fetva veren dört sahabe den birisiydi.

Hz.Ali (r.a), Ebû Mûsâ hakkında:

      “-Bu zat, baştan aşağı ilimdir!”diyerek onu methetmektedir.

Buna rağmen o son derece mütevâzi idi. İlim öğrenmekten gayesi Allâh rızâsı olduğundan, bilmediği bir hususta:

      “-Bilemiyorum!”derdi.

Verdiği fetvanın daha isabetlisini işitirse:

      “-Doğrusu budur!”diyerek hakkı kabul ederdi.

Hasan-ı Basri (r.a):

      “-Basralılar’a Kûr’ân ve fıkıh öğreten Ebû Mûsâ el-Eş’âri’nın halka çok faydalı olan ve Basra’ya ondan daha hayırlı bir kimse gelmedi!”derdi.

Verdiği fetvalar küçük bir cüz hacminde olan Ebû Mûsâ el-Eş’âri:

      “-Gerçek gün ışığı gibi ortaya çıkmadan bir hâkimin hüküm vermesi doğru değildir!”derdi.

Zühd ve takvâsıyla tanınan Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a), uzun yıllar idarecilik yapmasına rağmen dünya malına hiç iltifat etmedi. Etrafındaki-lere Resûlullâh (s.a.v) zamanında yaşadıkları mütevazi hayattan örnekler vererek sade yaşamanın güzelliğini anlattı. Onun en belirgin vasıflarından biri de hayâ duyğusu idi. Allâh’dan hayâ ettiği için karanlıkta dahi iki büklüm yıkandığını söylerdi. Talebelerini yumuşak kalbli olmaya teşvik eder, Allâh korkusundan ağlamayı tavsiye eder:

      “-Ağlamıyorsanız ağlamaya ğayret edin! Zira cehennem ehli göz pınarları kuruyana kadar ağlayacak, sonra içinde gemiler yüzecek kadar kanlı yaşlar dökecekler!”derdi.

Rivâyet ettiği hadisleri Resûlullâh (s.a.v)’den, ayrıca dört halifeden, Muâz bin Cebel, Abdullah İbn-i Mes’ûd, Übeyy bin Kâ’b ve Ammâr İbn-i Yâsir gibi sahâbilerden almıştır. Kendisinden de, oğulları Mûsâ, İbrahim, Ebû Bürde, Ebû Bekr ile hanımı Ümmü Abdullah, Ashâb’dan Ebû Said el-Hudri, Enes bin Mâlik, Târık bin Şihâb, gibi sahabenin önde gelen isimlerinden bazıları hadis rivayet etmişlerdir.

Ondan Tabiinin büyüklerinden rivayet edenler olduğu gibi, onlardan sonrakileri teşkil eden şu kişiler de rivayet etmişlerdir: Zeyd bin Vehb, Ebû Abdurrahman es-Sülemi, Ubeyd bin Umeyr, Kays bin Ebû Hâzim, Ebû el-Esved, Said bin Müseyyeb, Zirr bin Hubeyş, Ebû Osman en-Nehdi, Ebû Râfi’ es-Sâiğ, Ebû Ubeyde bin Abdullah bin Mes’ûd, Rib’i bin Hirâş, Hattan er-Rakkâşi, Ebû Vâil, Safvan bin Muhriz, ve Hasan-ı Basri gibi âlimler rivâyette bulunmuşlardır.

Oğullarından Ebû Bürde bin Ebû Musa’nın torunu olan Ebû Bürde Büreyd bin Abdullah’ın Ebû Mûsâ’dan rivâyet edilen ve daha sonraları Müsnedi Büreyd diye anılan kırk hadislik cüzünün bir nüshası İstanbul’da Süleymaniye Kütübhanesinde mevcuddur.

Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a)’ın rivâyet ettiği 360 hadisin kırk dokuzu Sahihayn’da bulunmaktadır. Bunlardan dördü yalnız, Buhari, on beşi ise, yalnız Müslim tarafından rivâyet edilmiştir. 21

Dehhâk bin Abdurrahman anlatıyor:

“-Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a), ölmek üzere iken çocuklarını çağırdı ve:

      “-Gidin bana geniş ve derin bir mezar kazın!” dedi.

Çocukları dediğini yaptıktan sonra ona gelerek:

      “-Geniş ve derin bir mezar kazdık!”dediler.

Bu defa Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a):

“-Allâh’a yemin ederim ki, o mezar iki yerden birisidir. Yani ya mezarım genişletilecek ve her tarafı kırk arşın olacak; sonra benim için cennete bakan kapılar açılacak; ben de oradan zevcelerimi, konaklarımı ve Allâh’ın benim için hazırladığı nimetleri seyredeceğim; ve daha sonra- da oradaki konağıma evimden daha rahat gideceğim, ve, mahşere kadar cennet kokularını koklayacağım!

      “-Yâ da Allâh korusun, şayet bunun aksi olursa, o takdirde mezarım daraltılacaktır, öyle ki, iyice sıkışacağım. Sonra cehennemden bir kapı açılacak, ben de oradan beni bağlayacakları zincirlere, boynuma vurula-cak lâlelere ve arkadaşlarıma bakacağım. Öyle ki, cehennemdeki yerime hemen götürüleceğim. Ve mahşere kadar orada cehennemin zehirleri ve kaynar sularıyla idare edeceğim!”dedi. 22

Oğlu Ebû Bürde bin Ebû Musa’l-Eş’ari’den rivâyet edilmiştir:

“-Babam Ebû Musa, ağır şekilde hastalanmış ve başı âile ehlinden bir kadının kucağında olduğu halde bayılmıştı. Bunun üzerine kadın çığ-lıklar atmaya başladı. Hiçbir şey bu kadını bağırıb çağırmaktan vaz geçir-temedi. Nihayet babam Ebû Musa ayılınca:

      “-Resûlullâh (s.a.v)’ın uzak olduğu kişiden ben de uzağım. Şübhesiz Allâh’ın Rasûlü, musibet anında bağırıb çağıran, saçlarını yolan ve üstünü başını yırtan kadınlardan uzak dururdu!”dedi.

Ebû Davud’un Yezid bin Evs’den rivâyeti de şöyledir:

“-Ebû Musa ağır hasta iken yanına gitmiştim. Hanımı ağlamaya veya üzülmeye başladı. Ebû Musa, hanımına:

      “-Resûlullâh (s.a.v)’ın ne buyurduğunu işitmedin mi?”diye sordu.

Hanımı (Ümmü Abdullah):

      “-Evet, işittim!”dedi ve sustu. Ravi (İbrahim) der ki:

“-Sonra Ebû Musa ölünce Yezid (bin Evs bana şöyle ) anlattı:

“-Ebû Musa öldüktan sonra ben o kadına rastladım. Kendisine:

“-Ebû Musa’nın sana;

      “-Resûlullâh (s.a.v)’ın ne buyurduğunu işitmedin mi?”dediği ve sonra seni susturduğu o söz nedir?”diye sordum.

Kadın, Resûlullâh (s.a.v)’ın sözü şudur, dedi.

      “-Saç baş yolan, feryad fiğan eden ve yaka paça yırtan bizden değildir!”buyurdular. 23

Ebû Mûsâ el-Eş’âri (r.a) 63 yaşında, Hicri 42. 43,44, 53, 54. Miladi 662-63 yıllarında öldüğüne dair çeşitli rivayetler de vardır. Onun Kûfe’de mi, Medine’de mi yoksa, Mekke’de mi vefat ettiği hususu ihtilaflıdır.

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.



1- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-3-252 
2- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-3-252-255 
3- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-1-350 
4- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-3-255-256 
5- Maide-54 
6- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-14-246 
7- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-15-435-437 
8- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-2-511 
9- Hicir-1-2 
10- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-4-1348 
11- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-8-214 
12- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-8-220 
13- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-5-1782 
14- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-4-1441 
15- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-2-502 
16- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-5-1963 
17- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-1-227 
18- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-16-164 
19- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1116-1117 
20- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi-10-191 
21- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi-10-191 
22- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-4-1381 
23- Câmiu’l-Usûl-17-724-No-8.574-Buhâri, Cenaiz-36-37-Müslim İman-44-167