Ebû Huzeyfe Bin Utbe Hayatı

İslâm tarihinde Ebû Huzeyfe künyesiyle meşhur olan Ebû Huzeyfe bin Utbe takriben Miladi 579 yılında Mekke’de doğmuş ve yine Miladi 632 yılda Yemâme Savaşları’nda 54 yaşlarında iken şehid olmuştur.

Ebû Huzeyfe Bin Utbe Hayatı

Ebû Huzeyfe Bin Utbe
أَبـُو حُـذَ يْـفَــةُ بْــنُ عُــتْــبَــةَ


 Baba Adı    :    Utbe bin Rebia bin Abdişşems.
 Anne Adı    :    Fatıma bint-i Safvan, bin Ümeyye, bin Muh-arris el-Kinâne dir.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Takriben Miladi 579 da Mekke’de doğdu.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 12. Miladi 633 yılında, 54 yaşlarında Yemâme Savaşları’nda şehid oldu. Kabri,Yemâme bölgesin de dir.
 Fiziki Yapısı    :    Uzun boylu, güzel yüzlü, çifte dişli, şehla gözlü idi oldukça yakışıklı bir Kureyş genci idi.
 Eşleri    :    1-Sehla bint-i Suheyl 2-Amine bint-i Âmr 3-Sübeyte bint-i Year el-Ensâri.
 Oğulları    :    1- Muhammed, 2-Âsım
 Kızları    :    Yoktur.
 Gavzeler    :    Bedir, Uhud, Hendek gibi bir çok savaşlar
 Muhacir mi Ensar mı    :    Mekke, birinci ve ikinci Habeşistan, Mekke, Medine, Muhacir dir.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    Bilgi yok.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Ensâr’dan Abbad bin Bişr’le din kardeşiydi
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Ebû Huzeyfe bin Utbe bin Rebia bin Abdi- şems bin Abdimenaf el-Kureyşi el-Abşemiy’dir.
 Lakap ve Künyesi    :    Ebû Huzeyfe, Heysum.
 Kimlerle Akraba idi    :    Ebû Süfyan Sahr bin Harb’ın kayın biraderi Süheyl bin Amr’ın damadı, Ebû Cendel ve Abdullah bin Suheyl’inde Enişteleri’dir.



Ebû Huzeyfe Bin Utbe Hayatı

İslâm tarihinde Ebû Huzeyfe künyesiyle meşhur olan Ebû Huzeyfe bin Utbe takriben Miladi 579 yılında Mekke’de doğmuş ve yine Miladi 632 yılda Yemâme Savaşları’nda 54 yaşlarında iken şehid olmuştur. Babası, Mekke müşriklerinin ileride gelen ulu reislerinden ve Bedir Savaşı’nda Hz.Hamza (r.a) tarafından öldürülen meşhur müşrik Utbe bin Rebia bin Abdişşems’dir. Annesi ise:Fâtıma bint-i Safvan bin Ümeyye bin Muharris el-Kinâni’dir.

Ebû Huzeyfe (r.a) künyesiyle tanındığı için adı kesin olarak bilin-memekle birlikte kaynakların çoğunda Mihşem, bir kısmında da Hâşim ve Hüşeym şeklinde de, geçmektedir. Kırk dördüncü Müslüman olduğu rivâyet edilen Ebû Huzeyfe (r.a), İslâm’ın ilk yıllarında okuma yazma bilen onyedi sahabiden biriydi. Resûlullâh (s.a.v)’e kadınların istihaze konusunu sormakla meşhur olan kadın sahabiye olan, Ebû Cendel ve Abdullah bin Süheyl’in kız kardeşleri, müşrik liderlerinden Süheyl bin Amr’ın kızı Sehle bint-i Süheyl, bin Amr ile evliydi.

Ebû Huzeyfe (r.a) ve muhterem hanımı Sehle, İslamın ilk günlerinde Müslümanlığı ilk kabul eden kişilerden, sabikunu evvelinden olmuşlardır. Daha sonra müşriklerin baskılarından dolayı karı koca birlikte birinci Habeşistan muhacirleri ile Habeşistan’a hicret ettiler. Habeşistan hicretle-rinden bir müddet sonra, Mekke’lilerin iman edib secde ettikleri yolunda haberler geldi.

Buna islâm tarihinde Ğaranik hadisesi denir. Ğaranik hadisesinden dolayı, tekrar Mekke’ye geri döndüler. Bu söylentilerin tamamen yalan olduğu anlaşılınca, Mekke’ye ancak, müşrik liderlerinden, Ümeyye bin Halef’in himayesinde girebildiler.

Ebû Huzeyfe (r.a)’ın Babası, Utbe bin Rebia, Hanımı Sehle (r.a)’nın babası, Süheyl bin Amr, her ikisi de Kureyş müşriklerinin en nufuslu reis-lerinden olduğu kadar, İslâm’ın da en azılı düşmanlarındandılar. Kızları ve oğullarının Müslüman olmaları onları çılgına çevirmişti. Müslümanlara kar-şı en şiddetli ve en acımasız işkenceler de bulunmaya başladılar.

Onların bu halleri karşısında, kızları ve oğulları, ve, Müslümanların bir kısmı ikinci defa Habeşistan’a Hicret etmeye mecbur kalmışlardı. Habeşistan’da kaldıkları sıralarda hâmile olan eşi Sehle’den, Hz.Osman’a başkaldıranlardan biri olacak olan oğlu Muhammed dünyaya geldi. Uzun bir zaman Habeşistan’da kaldıktan sonra Habeşistan’dan Mekke’ye geri döndüler. İkinci Akabe biatı’ndan sonra, Medine’ye hicret etme şerefini, hanımı Sehle bint-i Süheyl ile birlikte yaşadılar.

Medine’ye hicret edince azadlı kölesi Sâlim Mevlâ bin Ebi Huzeyfe ile birlikte Abbad bin Bişr’in evine misafir oldular. Azadlı kölesi Sâlim hafız Kûr’ân olduğu için içlerinde Hz.Ömer’in dahi bulunduğu muhacir cemâate imamlık eder, vakit namazlarını kıldırırdı.

Resûlullâh (s.a.v), Mekke’den Medine’ye hicret edip gelince onu, evinde günlerce misafir kalmış olduğu Ensâr’dan Abbad bin Bişr ile din kardeşi olarak ilân etti. Artık Resûlullâh (s.a.v)’ın yanından ayrılmadı.

Ebû Huzeyfe (r.a) meşhur bütün gazvelere iştirak etmiştir. İlk olarak Nahle Seferi’ne katıldı. Nahle Seferi; Resûlullâh (s.a.v)’ın Medine’ye hicretlerinin on yedinci ayının başlarında, Receb ayında yapılmıştır. Seferin mevkii; Mekke ile Tâif şehirleri arasında bir yerdedir. Seferin gayesi ise: Kureyş müşriklerinin ticaret kervanlarını gözetlemek ve denetlemekti. Bununla beraber onlar hakkında bilgiler toplamak idi. Nahle seferi ilk olduğu için biraz sıkıntılı olmuştur.

Bedir Savaşı:

Özellikle Bedir Savaşı çok dikkat çekicidir. Allâh için sevib Allâh için buğz etmek, Sahabeler arasında ki tek ölçüydü. Bu ölçü ile İman ve küfür mücadelesi uğruna, şirk üzere olan, en yakın akrabaları ile bile, irtibatlarını kesmemişler miy diler? Doğub büyüdükleri beldeleri davaları uğruna terk etmemişler miydiler? Bedir Savaşı’nda Allâh’ın dostlarıyla düşmanları karşı karşıya, ilk, savaş sınavını verecektiler.

Bir tarafta, Allâh’ın birliğine inanan, ve yaymak isteyen İslâm cema-atı, diğer tarafta ise, elleriyle yaptıkları, ağaçtan, taştan, tunçtan putlara tapan, ve, onları ilâh ittihaz eden, müşrik gürühu, Bir tarafta Sıddıkiyet’in sembölü Hz.Ebu Bekr, diğer tarafta, şirk safında oğlu Abdurrahman bin Ebi Bekr! Resûlullâh (s.a.v)’ın bir amcası Hamza (r.a), kendi safında, diğer amcası Abbas düşman safında. Hz.Ali, İslam safında, kardeşi Akil bin Ebi Talib küfür safında. Utbe bin Rebia’nın oğlu Velid, kendisiyle küfür safında, diğer oğlu Ebû Huzeyfe iman safinda.

Ebû Huzeyfe (r.a), fıtrı şefkatinden dolayı, babasını seviyor, insani yönden dolayı, küfür safında olan babasına, çok acıyor, İmanından gelen şehâmetle, küfür’de olan babası, ve, küfür güruhunun mağlup olmasını istiyordu. Şu da bir gerçekti ki; Babası Utbe bin Rebia’yı çok seviyor ve bir gün onun Müslüman olacağı umudunu taşıyordu. Fakat, onu Bedir de küfrün ön saflarında görünce, çok üzüldü, Harbin başlangıcında ilk ortaya atılan kişilerde maalesef Ebû Huzeyfe’nın babası, amcası ve kardeşiydi.

Babası Utbe bin Rebia, amcası, Şeybe bin Rebia ile kardeşi, Velid bin Utbe, herüçü birlikte meydana çıkıp, müslümanlara meydan okuyarak er dilediler. Babası, amcası ve kardeşini bu tavırda gören Ebû Huzeyfe’nın imanı onu oturmaya razı etmedi. Hemen yerinden fırladı:

“-Yâ Resûlallâh! İzin verin onların karşısına ben çıkayım!“deyince,

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Hayır olmaz! Sen dur!”

Ebû Huzeyfe (r.a):

      “-Fakat, ben onlara karşı savaşmak istiyorum!”deyip ısrar ediyordu.

Bunu gören kız kardeşi ve Ebû Süfyan’ın eşi Hind bint-i Utbe bin Rebia, kardeşi Ebû Huzeyfe’ye olmaz hakaretler yağdırıyordu:

      “-Ey uğursuz evlad! Seni küçük yaşından beri yetiştiren babana karşı minnet duyacağın yerde, gençlik çağında, ona karşı çıktın. Sen insanların en kötüsüsün!”diyordu.

Ensâr dan bazıları, Avf, Muâz ve Muâvviz bin Afra kardeşler, veya Abdullah bin Revahâ hemen meydana çıktılar.

Müşrikler onlara:

      “-Siz, kimlersiniz diye sordular?”

Onlar da:

      “-Biz, Ensâr kabilesindeniz!”dediler.

Müşrikler:

“-Bizim, sizlerle işimiz yok! Bizim işimiz, Abdulmuttalib oğulları,

amcamız oğulları iledir. Onları istiyoruz!”dediler.

Müşrikler:

      “-Ey Muhammed! Sen, bizim karşımıza kavmimizden dengimiz olan-ları çıkar!”dediler.

Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v) Ensâr’ın gençlerine dua edip,

      “-Saflarınıza dönünüz!”dedi, ve:

“-Ey Hâşim oğulları! Ayağa kalkınız Allâh’ın Nurunu bâtılla söndür-mek için gelenlere karşı çarpışınız! Zaten, Allâh, Resûlünü’de bunun için göndermiştir.

Kalk yâ Hamza! Kalk yâ Ali! Kalk yâ Ubeyde bin Hâris!”

Derhal, Hz.Hamza, Hz.Ali, Hz.Ubeyde bin Hâris, ki, bu sahabi zat, Resûlullâh (s.a.v)’ın amca zadesidir. Meydan’a çıktılar. Müşrikler onları tanıyamadılar. Zira başlarında miğferleri oldukları için, onlara

      “-Konuşunda sizleri tanıyalım?!” dediler.

“-Ben, Hamza bin Abdülmuttalib!

“-Ben, Ali bin Ebû Tâlib bin Abdulmuttalib!

      “-Ben, Ubeyde bin Hâris!”deyince:

      “-Tamam sizler bizim dengimizsiniz!”deyip savaşmaya başladılar.

Hz.Hamza (r.a) Şeybe bin Rebia’yi veya Utbe bin Rebia’yi hakladı. Hz.Ali (r.a)’de Velid bin Utbe’yi hakladı. Ubeyde yaşlı olduğu için Şeybe ile ayakta birbirlerini yaraladılar. Ubeyde bin Hâris’in ayağı kesilip iliği boşalmıştı. Ubeyde’nin bu halini gören amcası, Hz.Hamza ve amcası oğlu Hz.Ali yetişip Şeybe’yi de öldürdüler. Ubeyde Bedir dönüşü yolda Safra mevkiinde vefat etti. 1

Bu manzara karşısında, Bedir’de bulunan Sahabiler, sevinçlerinden Tekbir getirdiler. Ebû Huzeyfe’de onlarla birlikte Tekbir getirdi, ama? biraz buruk!

Abdullah İbn-i Abbâs (r.a) anlatıyor:

Bedir Savaşı’nda Resûlullah (s.a.v), Ashabı’na şöyle dedi:

      “-Müşriklerle beraber buraya gelen Haşim oğullarının kendi istekleri ile değil de, zorla savaşa katıldıklarını öğrendim. Aslında, onların bizimle savaşmaları için hiçbir sebep yok. Sizden, kim, Haşim oğullarından birine rastlarsa, onu öldürmesin! Kim, Ebu’l Bahteri bin Hişâm bin Hâris bin Esed’e rastlarsa onu’da öldürmesin! Kim, Amcam Abbâs’a rastlarsa onu öldürmesin. Çünkü o, zorla savaşa sokuldu!” 2

Başka bir rivayete şöyledir:

Bedir Savaşı’nda Resûlullâh (s.a.v):

      “-Sizden, kim, Hâşim oğullarına rastlarsa onları öldürmesin! Sizden kim amcam Abbas’a, Tâlib’e, Akil’e, Nevfel’e, Ebû Süfyan bin Hâris’e, rastlarsa onları öldürmesin! Zira onlar, Bedir’e gönülsüz olarak zorla getirilmişlerdir!”buyurunca

Babası, Amcası ve kardeşi Bedir’de öldürülen Ebû Huzeyfe (r.a):

      “-Biz, babalarımızı, oğullarımızı, kardeşlerimizi, kavim ve kabilemizi öldürüb’de Abbası’mı bırakacağız?! Vallâhi ona rastlarsam onun etine kılıcımı daldıracağım!”dedi.

Ebu Huzeyfe’nın bu sözü, Resûlullâh (s.a.v)’e ulaşınca çok etkilendi ve ilk defa, Hz.Ömer’e:

      “-Yâ Ebâ Hafs!”diye hitab etti ve:

      “-Resûlullâh’ın amcasının yüzüne kılıçla vurulur mu?”diye sordu

Hz.Ömer (r.a) bu olaya çok kızmış olmalıdı ki:

      “-Yâ Resûlallâh! Sen hiç üzülme! Bırak beni de, Ebû Huzeyfe’nın hakkından geleyim. Çünkü o, münafıklık etmiştir!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v) buna izin vermedi.

Ebû Huzeyfe (r.a) der ki:

      “-Ben, o gün söylemiş olduğum bu sözden dolayı asla emniyet ve huzur bulamadım. Hep korkup durdum. Yaptığım bu işin ancak şehidlikle af olunup, bağışlanacağı kanaatını taşıdım!” 3

Bedir Savaşı sonunda, Resûlullâh (s.a.v), müşriklerin ölüsünün kör bir kuyuya atılmasını emretti. Kuyuya ilk önce Ebû Huzeyfe’nin babası Utbe’nin ölüsü çekilip atıldı. Utbe iri gövdeli yüzünde çiçek hastalığından dolayı çopurlar vardı. Utbe ve diğerleri kör kuyuya atıldıktan sonra.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Yâ Utbe! Yâ Şeybe! Yâ Ebel Hakem! Ya Falan! Yâ Filan!......... Rabbımın sizin için vâad ettiği şeyin hak ve gerçek olduğunu şimdi gördünüz mü?!”diyerek seslendi.

Bu arada Utbe bin Rebia’nın oğlu, Ebû Huzeyfe’nın yüzüne şöyle bir baktı. Onun, hüzün ve kederden benzi değişmişti.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Yâ Eba Huzeyfe! Yoksa babanın halinden sana birşeyler mi oldu?” deyince Ebû Huzeyfe (r.a) hemen:

      “-Hayır vallâhi yâ Resûlallâh! Benim zaten babamın burada vurulup düşeceğinden şübhem yoktu. Ancak babamın çok ileri görüşlü yumuşak tabiatlı ve faziletli bir adam olduğunu bildiğim için, bunların onu, İslâm dinine getireceğini sanıyor ve umuyordum. Buna rağmen onun küfür üzre vurulub’da öldürülüb gittiğini görünce, bundan üzüntü duydum!”dedi

Resûlullâh (s.a.v)’de Ebû Huzeyfe’ye dualarda bulundu. 4

Uhud Savaşı’nda ise; Ebû Huzeyfe (r.a) yine elinden gelen herşeyi esirgemeden yapmıştı. Bu savaşta Hz.Hamza’ya yaptıklarıyla tanınan kız kardeşi ve Ebû Süfyan’ın hanımı Hind bint-i Utbe, Bedir Savaşı’nda Babası, amcası, ve kardeşine karşı takındığı tavırdan dolayı kardeşini hicv eden şiirler söylüyor, onu, tahrik etmeye çalışıyordu. Ancak o, temkini elden bırakmıyor, doğru olan ne ise onu yapmaya çalışıyordu.

Ebû Huzeyfe, ve Hanımı Sehle bint-i Süheyl bin Amr (r.a)’ın yine kendileri gibi, ilk Müslümanlardan olan azadlı köleleri Sâlim kendisine nisbetle, Sâlim Mevlâ Ebâ Huzeyfe! Diye anılırdı. Ebû Huzeyfe, Sâlim’i âzad ettikten sonra evlâd edindi ve daha sonraları zamanı gelince de, kendisini yeğeni kardeşi kızı Fâtıma bint-i Velid ile evlendirdi.

Evlatlıkların babalarına nisbet edilmesini emreden Ahzab sûresi’nin beşinci âyet’i nâzil olduktan sonra’da Ebû Huzeyfe ve eşi Sehle, Sâlim’i yanlarından ayırmadılar. Ancak erğenlik çağına geldiğinde evlerine teklif-sizce girip çıkmasının sakıncalı olabileceğini düşünen Sehle bint-i Süheyl bin Amr durumu Resûlullâh (s.a.v)’e sormuş, O da, aralarında süt bağı mahremliği meydana gelmesi için Sâlim’e sütünü bir kab içersine sağıp o şekilde emzirmesini tavsiye etmişti. Resûlullâh’ın verdiği bu ruhsatın sadece bu olaya mahsus olduğu kabul edilmektedir.

Resûlullâh (s.a.v) ile, bir çok seferlere katılan Ebu Huzeyfe (r.a) Resûlullâh (s.a.v)’ın vefatından sonra, Hz.Ebu Bekr’in hilafeti devrinde Mürtedlere ve yalancı peyğamber Müseylemetü’l-Kezzâb’a karşı yapılan Yemâme Savaşı’nda büyük yararlılıklar göstermiştir.

Hâlid bin Velid (r.a), komutasındaki Mücahidlerin içerisinde Ebû Huzeyfe ve azadlısı Sâlim’de vardı. Yemâme Savaşları’nda Mücahidler savaşın ilk başlarda zorlanınca Eba Huzeyfe (r.a.)yüksek bir yere çıkarak Şöyle seslendi:

      “-Yâ Ümmet’el-İslâm!Yâ Ehl’el-Kûr’ân! Noldu size? Okuyub iman ettiğinizi şehâdetle süsleyiniz! Ey Kurrâlar! Bana gelin! Biz Resûlullâh’ın gününde böyle miydik!?”

Azadlısı Sâlim’in sesi de onun sesine karışıyordu ve sancak onun elindeydi. Bir çukur kazdılar içersine girdiler. Ve düşmana ok yağdırdılar. Öyleki gereken tüm fedâkarlıkları o gün gösterdiler. Ve savaş kazanılmış Müseylemetü’l-Kezzâb öldürülmüştü. Tekbirler göklere doğru yükselirken çukurda iki şehid koyun koyuna yatıyordu. Sâlim, ile Ebû Huzeyfe. Allâh hepsinden razı olsun.

Abdullah İbn-i Ömer (r.a) anlatır:

“-O gün, Ebû Huzeyfe (r.a) dudaklarını zorla kıpırdatarak bana:

      “-Yâ Abdullah! Allâh aşkına bana söyler misin? Zafer, kimde, kim kazandı?”diye sorunca:

      “-Biz! Biz!”dedim.

Bana, eliyle işaret ederek yaklaş yaklaş dedi ve kulağıma şöyle dedi:

“-Yeğenim baban Ömer İbn-i Hattab’a Selâmı mı söyle, ve de ki:

      “-Bedir’de ki, günahımın keffaretini ödedim mi!?” ve şehid oldu.

Medine’ye geri döndüm, ve, olayı babama anlatınca;

Babam Ömer (r.a)’ın: Ağlamaktan sesi kısıldı. Zira, o gün amcam Zeyd bin Hattab’da Yemâme’de şehid olmuştu.

Babam şöyle dedi:

      “-Ahh Ah! Keşke şâir olsaydım da onlara şiirler yazsaydım!”

Ve, bana kızarak:

      “-Onlar, ölürken, sen niye ölmedin ki?! Hâa sen niye ölmedin!? Sen, niye karşıma sağ geldin!?”diye bana oldukça sıtemler etti.

Ebû Huzeyfe (r.a) elli dört yaşlarında iken çok sevdiği âzadlısı Sâlim Mevla Ebû Huzeyfe ile birlikte şehid oldu.

Tarih, Hicri 12. Miladi 633 yıllarını gösteriyordu. Kabri Yemâme bölgesin dedir. 5

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.



1- M.Âsım Köksal islâm Tarihi-9-138 
2- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-964 
3- M.Âsım Köksal islâm Tarihi-9-154 
4- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-9-164 
5- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-2-539-541-özet