Ebu Dücane Simak Bin Hareşe

Ebû Dücâne, künyesiyle meşhur olan Simâk bin Evs, veya Simâk bin Hareşe bin Levzan el-Ensâri (r.a) Medine doğumludur. Ancak hangi tarihte doğduğu ise bilinmemektedir. Hazrec kabilesinin Reisi Sa’d bin Ûbade’nin amcası oğludur.

Ebu Dücane Simak Bin Hareşe

Ebû Dücâne Simâk Bin Hareşe
أَبُــو دُجَـا نَــةُ سِــمَــا كْ بِـِـنْ خَـرَشَــة


 Baba Adı    :    Hareşe bin Levzan.
 Anne Adı    :    Hazme bint-i Harmele, Beni Süleym den.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Tarih yok, Medine doğumludur.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicretin 12. Miladi 633 yıllarında Yemâme savaşında şehid oldu. Kabri o bölgededir.
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok.
 Eşleri    :    Amine bint-i Amr bin el-Eşheli dir.
 Oğulları    :    Hâlid.
 Kızları    :    Bilgi yok.
 Gavzeler    :    Bedir, Uhud, Hendek, Hayber, Mekke fethi Huneyn,Tebuk gibi gibi savaşlara katıldı.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Ensâr’dan dır.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    Bilgi yok.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Utbe bin Ğazvan.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Simâk bin Hareşe, veya Simâk bin Evs bin Hareşe bin Levzan bin Abdivudd bin Zeyd bin Sâ’labe bin Târif bin el-Hazrec bin Saide bin Kâ’b bin el-Hazrec el-Ekber el-Ensari el-Saidi.
 Lakap ve Künyesi    :    Zü’s-Seyfeyn, Ebû Dücâne
 Kimlerle Akraba idi    :    Sa’d bin Ûbade’nin amcası oğlu dur.



Ebû Dücâne Simâk Bin Hareşe Hayatı

Ebû Dücâne, künyesiyle meşhur olan Simâk bin Evs, veya Simâk bin Hareşe bin Levzan el-Ensâri (r.a) Medine doğumludur. Ancak hangi tarihte doğduğu ise bilinmemektedir. Hazrec kabilesinin Reisi Sa’d bin Ûbade’nin amcası oğludur. Ebû Dücâne (r.a) Hicreti Nebevi’den önce Mus’ab bin Ümeyr’in vasıtasıyla İslâmiyeti kabul eden bahtiyarlardandır. Resûlullâh, Mekke’den Medine’ye Hicret eden Mekke Muhacirleri ile Medine’li Ensâr arasında kardeşlik bağı kurduğunda Ebû Dücâne ile Utbe bin Ğazvan’ı din kardeşi olarak ilan etmiştir.

Ebû Dücâne Resûlullâh (s.a.v)’in bütün savaşlarına iştirak etmiştir ilk olarak Bedir Savaşı’nda arkadaşlarıyla göstermiş olduğu kahramanlık sayesinde savaşın kazanılmasında önemli rol oynamıştır. Ve dolaysıyla Ashab-ı Bedir’den olma şerefine ermiştir.

Bedir Savaşı’nda Resûlullâh (s.a.v):

      “-Ashabım! Bütün Melekler alâmetli ve nişanlıdırlar sizlerde alâmet ve nişan takınız!”dedi.

Bunun üzerine mücahidler alâmet ve nişan taktılar. Hz.Hamza (r.a), deve kuşunun kanadını, Hz.Ali (r.a), beyaz bir tuğ, Hz.Zübeyr bin Avvam (r.a) sarı sarık, Ebû Dücâne (r.a)’de kırmızı bir bezi alâmet olarak başına bağlamıştır. 1

Mekke müşriklerden Âsım bin Ebi Avf, Bedir Savaşı’nda adete bir canavara dönmüştü:

      “-Ey Kureyş cemaatı! Akrabalık haklarını gözetmeyen topluluğun-uzu dağıtanla çarpışmaktan geri durmamanızı size tavsiye ederim. Eğer, O Muhammed, kurtulursa ben kurtulmuyayım!”diyerek haykırıyordu.

Ebû Dücâne Simâk bin Hareşe ile karşılaşıp vuruştular. Ebû Dücâne onu bir vuruşta öldürdü. Onun elbiselerini soykasını vesairesini almağa uğraşırken, Hz.Ömer (r.a) bu olayın üzerine geldi:

      “-Bırak şu herifin soykasını! Elbisesini vesairesini ötesini berisini biz daha düşmanla uğraşıyoruz!”

Derken müşriklerden Mabed bin Vehb gizliden gelib Ebû Dücâne’ye kılıçla vurdu. Ebû Dücâne deve çöker gibi olduğu yere çöktü. Hemen aya-ğa kalkıp ona kılıçla vurmaya başladı fakat öldüremedi. Mabed önündeki göremediği bir çukura düşünce Ebû Dücâne (r.a) onun üzerine çöktü ve başını kesti. 2

Uhud Savaşı ve Ebû Dücâne (r.a):

Hicretin üçüncü yılında meydana gelen Uhud Savaşı’nda Ebû Dücâne savaşın en çetin safhalarında Resûlullâh (s.a.v)’ın yanında ve yakınında bulundu. Zor durumda kalanların yardımına koştu. Müslümanların büyük sıkıntılara düştüğü bu savaşta hiç paniğe kapılmayıp Resûlullâh (s.a.v)’ın etrafında otuz sahabi’den ve ölüm biatı yapan sekiz kişiden biri de Ebû Dücâne idi. Savaşın başından sonuna kadar o gün onun günüydü

Uhud günü Ebu Dücane kendine kırmızı bezden tuğ edinmişti. Uhud savaşında harbin kızışmaya başladığı sırada idi ki, Resûlullâh (s.a.v) elinde tuttuğu üzerinde:

“Korkaklıkta ar, ilerlemekte şeref ve itibar var! İnsan, Kader’den, korkaklıkla kurtulamaz!”Beyti yazılı kılıç için:

      “-Bu kılıçı benden kim alır?”diye sordu.

Ashab-ı Kirâmdan bir çokları:

      “-Ben! Ben!”diye ona ellerini uzattılar.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Bunu, hakkını vermek üzere, kim alır?”deyince ashab susup geri durdular.

Hararetli istekliler arasında bulunanlardan Zübeyr bin Avvam da:

      “-Ben, alırım onu yâ Resûlullâh!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v) kılıcı, ona vermeye yanaşmadı, tekrar:

      “-Hakkını vermek üzere, bu kılıcı kim alır?”diye sordu.

Zübeyr bin Avvam (r.a) kalkıb:

      “-Ben, alırım, yâ Resûlallâh!”dedi.

Fakat, Resûlullâh (s.a.v) o kılıcı ona vermeye yanaşmadı. Hz.Ebû Bekr’in, Hz.Ömer’in, Hz.Ali’nin dilekleri’de, kabul edilmedi.

Medineli Müslümanlardan Ebû Dücâne Simâk bin Hareşe kalkıp:

      “-Yâ Resûlallâh! Nedir onun hakkı?”diye sordu.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Onun hakkı, eğilip bükülünceye kadar onu düşmana vurmandır! Onun hakkı, onunla Müslüman öldürmemen, onunla kâfirlerin önünden kaçmamandır. Onunla, Allâh, sana zafer, yahut şehidlik nasib edinceye kadar Allâh yolunda çarpışmandır!” buyurdu.

Ebû Dücâne (r.a):

      “-Yâ Resûlallâh! Ben, onun, hakkını yerine getirmek üzere, alıyor-um!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v)’de elindeki kılıcı ona teslim etti.

Ebû Dücâne, çok cesaretli kahraman bir kişi idi harb meydanında kurnaz davranırdı. Başına kırmızı bir sarğı sarar halkın yanına onunla çıkarsa çarpışmak istediği anlaşılırdı.

Ebû Dücâne Resûlullâh (s.a.v)’in elinden kılıcı alınca başına kırmızı sarığı sararak Müslümanlarla müşrikler arasındaki meydana çıkıp çalımlı çalımlı yürümeye ve gezinmeye başladı. Resûlullâh (s.a.v) onun böyle kur-ula kurula yürüdüğünü görünce:

      “-Bu, bir yürüyüştür ki, Allâh, onu, şu yerlerin başkasında sevmez!” buyurdu. Yani savaşın dışında hele Müslümanlara karşı çalımlı çalımlı yürümesi kibir yürüyüşüdür ki, Kûr’ân bizleri bundan men’ eder

Ebû Dücâne (r.a)’in üzerinde bir gömleğinden, başında da kırmızı sarığından başka bir şey yoktu. Uhud Savaşı’nda İki taraf çarpışmaya girişmiş savaş iyice kızışmıştı.

Zübeyr bin Avvam (r.a), kılıcın kendisine verilmeyişinden aşırı dere-cede üzğündü kendi kendine:

      “-Resûlullâh (s.a.v)’den kılıcı, ben istedim. Onu, Resûlullâh, benden esirgeyip tuttu Ebû Dücâne’ye verdi. Halbuki, ben, Halası Safiyye’nin oğluyum. Hem de, Kureyş’tenim. Onu, ondan önce kalkıp ben istemiştim. Beni bıraktı kılıcı ona verdi. Vallâhi, gidib bir bakarım o benden fazla ne yapabilecek sanki?”dedi

Ebû Dücâneyi uzaktan tâkibe başladı.

Ebû Dücâne başına kırmızı sarık sarmış meydana çıkınca Ensâr:

      “-Ebû Dücâne, ölüm alâmetini başına sararak meydana çıktı artık!” dediler.

Ebû Dücâne (r.a)’da:

      “-Ben, sevgilimle, hurmalıkların yanındaki dağ eteğinde bulunduğu-muz sırada, hiç bir zaman harb saflarının gerisinde kalmamak üzere andlaş-mışımdır! Düşmanlara, Allâh ve Resülü’nün kılıncıyla vururum!”

Gerçekten Ebû Dücâne (r.a), kime rastlasa, onu vurub öldürüyordu. Müşriklerin yaralanıp kalanlarından her birinin yanında, yakınında bir arkadaşı bulunuyordu.

Bu cesareti yüzüden ona:”zü’s-sayfeyn”iki kılıçlı lakabı verildi.

Zübeyr bin Avvam (r.a), onun, ne yapacağını görmek için, bir de, böylesiyle rastlaşmasını istiyordu. (yani güçlü bir düşmanı kasd ederek ) gerçekten de, öyle birisiyle rastlaştılar. ve vuruşmaya başladılar. Müşrik, Ebû Dücâne’yi kılıçla çaldı. Ebû Dücane (r.a) onun darbesinden kalkanıyla korundu. Kalkan, müşrikin kılıcını tutup bırakmadı.

Sıra, Ebû Dücâne’ye gelmişti, bir vuruşta onu yere serdi. Ebû Dücane ulaşabildiği, yetişebildiği her yeri yarıp yırtarak, kesib biçerek dağın eteğinde def çalarak müşrikleri kışkırtan kadınların yanına kadar ilerledi.

Ebû Dücâne (r.a) der ki:

      “-Uzaktan birini gördüm ki halka son derece de kızıyor hırslanıyordu. Üzerine yürüyüp vurmak için kılıcımı kaldırdığım zaman, çığlık kopardı. Onun bir kadın olduğunu görünce Resûlullâh (s.a.v)’in kılıcının şerefini gözettim de, onu kadına vurmadım!”

Zübeyr bin Avvam, Ebû Dücâne’nin böyle, her tarafa yetiştiğini ve Utbe’nin kızı Ebû Süfyan’ın karısı Hind’e kılıcını kaldırmışken, onu, öldürmekten vaz geçtiğini görünce;

Kendi kendine:

      “-Kılıcın, kime verileceğini, Allâh ve Resûlü, senden daha iyi bilir! Vallâhi, ben, onun çarpışmasından daha üstün çarpışan bir kimse görme-dim!”dedi.

Zübeyr bin Avvam, Ebû Dücâne’ye:

      “-Ben, senin her yaptığını gördüm. Kadına, kılıcı kaldırıp, sonra, vurmaktan vaz geçtiğini de, gördüm!”dedi.

Ebû Dücâne:

      “-Resûlullâh (s.a.v)’in kılıcına sayğı gösterdim de, onu, kadın kanına bulaştırmadım!”dedi.

Hz.Hamza, Hz.Ali, Ebû Dücâne (r.a), ve öteki İslâm kahramanları, müşriklerin saflarına daldılar. Zübeyr bin Avvam ile Mikdad bin Esved, o gün müşriklerin safında bulunan Hâlid bin Velid’in ve İkrime bin Ebi Cehl’in kumandası altındaki süvarileri karşılayıp onları bozğuna uğrattılar Resûlullâh’ın yanındaki mücahidler de, Ebû Süfyan’ın ve arkadaşlarının üzerine yürüdüler ve onları bozğuna uğrattılar. 3

Uhud günü Ebû Dücâne’de Resûlullâh (s.a.v)’in üzerine eğilip atılan oklara karşı onu vucuduyla korumakta ve oklar arkasına düşmekte idi. Resûlullâh (s.a.v)’e kin tutup diş bileyen Mekke müşriklerden Abdullah bin Humeyd, Resûlullâh (s.a.v)’ı görünce atını mahmuzladı kendisi demir zırh içinde ve miğferli idi tepesinden tırnağına kadar silahlanmıştı:

      “-Ben, Züheyr’in oğluyum gösteriniz bana Muhammed’i Vallâhi yâ onu öldürürüm yahut onun yanında ölürüm!”diyerek haykırıyordu.

Ebû Dücâne (r.a) bunu görünce hemen onun önünü kesti:

      “-Gel yanıma, ben, Resûlullâh (s.a.v)’in vücudunu kendi vücüdumla koruyan kişiyim!”dedi.

Önce, Abdullah bin Humeyd’in atının bacaklarına kılıçla çaldı, at kuyruğunu bacaklarının arasına alarak sinince kılıcını kaldırıb:

      “-Al bunu, ben, Hareşe’nin oğlundan!”diyerek bir vuruşta onu orada hemen öldürdü.

Resûlullâh (s.a.v), onlara bakıyor ve:

      “-Allâh’ım Hareşe’nin oğlundan Ben, nasıl razı isem, Sende razı ol!” diye dua ediyordu.

Kâ’b bin Mâlik (r.a) der ki:

“-Uhud Savaşı’na çıkan Müslümanlar’ın içinde idim. Müşriklerin Müslüman Şehidlerine aid cesetlerin azalarını kesib biçtiklerini görünce kalkıp yakınlarına doğru vardım. Müşriklerden zırh gömlekli bir adam Müslümanların önünü kesiyor ve onlara davarların toplandıkları gibi:

      “-Bir araya toplanınız!”diyordu.

Müslümanlardan üzerinde zırhlı gömlek bulunan bir adamda onu gözetliyordu. O, Müslümanın arkasından ilerleyip yakınına kadar vardım. Müslüman’la kâfiri gözlerimle seçebilecek derecede yanlarına yaklaşmış-tım. Onların gerek şekil gerek silah bakımından üstün olanı kâfir di. Birbirlerine gelip kavuşuncaya kadar onlardan gözümü ayırmadım birbir-lerine kavuşur kavuşmaz Müslüman olan kişi kâfirin omuzu ile boyun kökü arasına kılıçla öyle bir darbe indirdi ki, uyluk başına kadar kâfirin gövdesini ikiye ayırdı!”sonra da:

      “-Ey Kâ’b! Nasıl gördün? Ben Ebû Dücâne!”diyerek kendini tanıttı. 4

Başta Allâh’ın yardımı ve Ebû Dücane gibi kahraman sahabilerin gayretleri sonucunda müşrikler daha fazla bir zarar veremeden çekilmek zorunda kaldılar. Uhud Savaş bittiğinde Resûlullâh (s.a.v) Ebû Dücâne’ye verdiği kılıcı geri aldı.

Uhud Savaşı sonunda Hz.Fâtıma (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’in mübarek yüzünün kanını yıkarken Bu arada Hz.Ali’de kendi kılıcını Hz.Fâtıma’ya doğru uzatarak:

      “-Şunu al, bu ğazada çok işe yaradı!” dedi.

Bu konuşma üzerine

Resûlullâh (s.a.v):

“-Sen bu savaşta canla başla çalıştınsa. Sehl bin Huneyf’de, Âsım bin

Sâbit’de, Hâris bin Simme’de, Ebû Dücâne’de üstün muaffakiyet göster-diler!”buyurarak onları takdir ve tebrik etti. 5

Ebû Dücâne (r.a), Uhud’da Resûlullâh (s.a.v)’in şehâdet haberini duyduğu zaman zerre kadar futur getirmiyerek daha şiddetli ve hırsla muharebeye devam etmiştir. Ebû Dücâne (r.a) Uhud’dan sonraki bir çok seferlere aktif olarak iştirâk etmiştir.

Hayber Savaşı:

      “-Bir Yahudi meydana çıkıp benimle kim çarpışır?”diye seslendi. Cahş hanedanından bir Müslüman ona karşı vardı ve vurulub şehid oldu.

Yahudi yerinde durarak kendisiyle çarpışacak er diledi.

Ebû Dücâne (r.a), hemen o Yahudinin karşısına çıktı. Yine miğferi-nin üzerine kırmızı bir sarık sarmıştı başka bir tarafa gider gibi yaparak ani olarak birden döndü ve o Yahudi’nin bir vuruşta bacaklarını biçti. Sonra- da başını gövdesinden ayırdı. Zırhını kılıcını soydu. Önlerinde Ebû Dücâne, olduğu halde Müslümanlar hep birden tekbir getirerek hucüma geçtiler ve kalenin içine daldılar. 6

Cesareti ve kahramanlığı kadar üstün faziletleri ile de tanınan Ebû Dücane, boş şey ile meşğul olmaz hiç kimse hakkında kötü bir şey düşün-mezdi. Mekke Fethi’nde, Huneyn Savaşı’nda Resûlullâh (s.a.v)’ın etrafını Hevâzinli müşriklerle sarıldığında onun yanında savaşanlardan biri yine Ebû Dücâne idi. Beni Nudayre Ğazvesi’nde Hz.Ali (r.a)’a yardım için görevlendirildi. Bu vazifesini hakkıyla ifa ettiği için yalnız muhacirlere tahsis edilen ğanimet mallarından arkadaşı Sehl bin Huneyf ile kendisine de pay verildi.

Ebû Dücâne maddi bakımdan biraz fâkir di Beni Nudayre Seferi’ne işrak ettiğinde bu seferden elde edib aldığı ğanimet ve emvâlden kendisi- ne bir arazi verilmiş idi. Bu arazi daha sonra Mal-ibn-i Harşe adıyla anılmıştır.

Ebû Dücâne Resûlullâh (s.a.v)’le bütün savaşlara beraber katıldı. Bedir, Uhud, Hendek, Mekke Fethi, Huneyn, Tâif, Tebûk, Seferleri’nde bulundu, Tebûk Seferi’nde Hazrecliler’in bayrağını o taşıdı. Bazı küçük seriyyelerde aktif görevler aldı. Resûlullâh’ın hizmetinden hiçbir zaman ayrılmadı. Vedâ Haccı’nda Resûlullâh (s.a.v)’e en yakın olanlardan biriydı.

Zeyd bin Eslem (r.a) anlatıyor:

      “-Son hastalığında Ebû Dücâne (r.a)’in ziyaretine gidenler onun yüzünün çok nurlu olduğunu görünce yüzünün böyle nurani olmasının sebebi nedir?”diye sordular:

O da:

      “-Benim itimat ettiğim iki amelim var. Herhalde ondan olsa gerek: Biri malayani beni ilgilendirmeyen hiçbir şey konuşmam. Diğeri ise Müs-lümanlara karşı kalbimde hiçbir kötülük beslemem!”cevabını verdi. 7

Resûlullâh (s.a.v) vefatlarından sonra birinci halife Hz.Ebû Bekr (r.a) devrinde meydana gelen irtidat savaşları’na iştirak etti.

Yemâme Savaşları’nda büyük cesaret ve kahramanlıklar gösterdi. Yalancı peygamber Müseylemetü’Kezzâb’ı, bu ilk savaşta mağlup edip Akraba mevkiindeki kalesine sığınmaya mecbur ettikten sonra onu ortadan kaldırmanın çaresini aradılar.

Müslümanlar irtidat hareketine karşı bir son vermek ve kati netice almak için fedâkarca savaştılar ve bu savaşta Ebû Dücâne (r.a) şehid oldu.

Ebû Dücâne (r.a), Ashab’ın Fudâla ve ekabirindendi. Hadis rivayet etmeye yeterli zaman bulamadı. Kaç yaşında şehid olduğu bilinmiyor. Annesi Beni Süleym bin Mansur’un Beni Zi’b kolundan Hazme bint-i Harmele’dir, Hâlid adında bir oğlu vardı bu oğlunun annesi ise Beni Süleym bin Mansûr’un Beni Behz kolundan Amine bint-i Amr bir Eceş’tir.

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.



1- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-9-142 
2- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-9-147 
3- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-10-117-120 
4- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-10-157-158 
5- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-10-167 
6- M.Âsım Köksal islâm Tarihi-14-186 
7- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-5-1031