Ebû Dahdâh Sâbit Bin Dahdâha

Ebû Dahdâh künyesi ile meşhur olan, fakat asıl isminin Sabit bin. Dahdâha olan bu sahabe Medineli Ensar'dandır. Kendisi Medine doğumludur. Ancak hangi tarihte doğduğu ve ne zaman İslamiyete girdiği kesin olarak bilinmemektedir.

Ebû Dahdâh Sâbit Bin Dahdâha

Ebû Dahdâh Sâbit Bin Dahdâha
اَبـوالـدّ حْـدَاحَ ثَـا بِــتُ بْــنُ الــدَّحــدَحأ


 Baba Adı    :    Dahdâhe bin Nuaym.
 Anne Adı    :    Bilgi yok.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Tarih yok, Medine doğumludur.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 3.yıl da Uhud’da şehid oldu.
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok.
 Eşleri    :    Ümmü Dahdâh.
 Oğulları    :    Bilgi yok.
 Kızları    :    Dahdah,
 Gavzeler    :    Bilgi yok.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Medineli Ensâr dan dır.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    Bilgi yok.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Sâbit bin Dahdâhe bin Nuaym bin Ğanm bin İyas Beni Uneyf, ve o, Beni Aclan dan Beliy dır.
 Lakap ve Künyesi    :    Ebû Dahdâh’dır.
 Kimlerle Akraba idi    :    Ebû Lübabe bin Abdülmünzir’in dayısıdır.



Ebû Dahdâh Sâbit Bin Dahdâha Hayatı

Ebû Dahdâh künyesi ile meşhur olan, fakat asıl isminin Sâbit bin. Dahdâha olan bu sahabi Medineli Ensâr’dan’dır. Kendisi Medine doğum-ludur. Ancak hangi tarihte doğduğu ve ne zaman İslâmiyete girdiği kesin olarak bilinmemektedir. Sâbit bin Dahdâha bin Nuaym bin Ğanm bin İyas Beni Uneyf veya Beni Aclanlardan dır. Kendileri Beni Zeyd bin Mâlik bin Avf bin Amr bin Avf’ların andlaşmalıları idiler, İsim ve künyesinin aynı oluşundan şunu anlıyoruz. Sâbit bin Dahdâha’ya babasından dolayı İbn-i Dahdâh, oğlu Dahdâh’dan dolayı Ebû Dahdâh denilmektedir. Bazı kaynak-larda bu iki isminden dolayı ayrı ayrı kişiler sanılmaktadır.

Uhud Savaşı’na çıkmadan önce Ebû Lübâbe ile Ensâr’dan bir yetim çocuk arasında yemişli bir hurma ağacı üzerinde anlaşmazlıklar çıkmış Resûlullâh (s.a.v)’de iki tarafı dinledikten sonra Ebû Lübâbe’nin lehine hüküm vermişti. Yetim çocuk ağlamaya başlayınca, Resûlullâh (s.a.v), ağacı yetime bağışlamasını Ebû Lübâbe’den istedi. Ebu Lübâbe, buna yanaşmadı. Resûlullâh (s.a.v) ona:

      “-Sana Cennette, yemişli bir hurma ağacı var!”buyurdu.

Ebû Lübâbe yine yetime bağışlamaya yanaşmadı. Sâbit bin Dahdâha bunu duyunca:

      “-Yâ Resûlallâh! Yemişli hurma ağacını yetime benim malımdan verme mi uygun görür müsün?”diye sordu.

Sâbit bin Dahdâha gidib o yemişli hurma ağacını Ebû Lübâbe’nin hurma bahçesinden satın alarak yetim çocuğa geri verdi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Yâ Rab! Sâbit bin Dahdâha’ya Cennette yemişli hurma ağacını müyesser kıl!”diyerek dua etti.

Sâbit bin Dahdâha, Resûlullâh (s.a.v)’in bu duası üzerine Uhud’da şehid oluncaya kadar hep şehidlik umar dururdu.

      “-Allâh’ın rızasını kazanmak için Allah’a gönül hoşluğuyla bir ödünç verecek kimdir ki. Allâh ona karşılığını kat, kat versin!” 1

Âyeti nâzil olduğunda Sâbit bin Dahdâh kendisiyle zevcesine ait bahçeye gidip zevcesine Ben bu bahçeyi Allâh’a ödünç verdim diyerek onu fakir ve muhtaçlara bağışladı. 2

Enes bin Mâlik (r.a)’den gelen bir rivâyette ise şöyle anlatılır:

“-Bir adam, Resûlullah (s.a.v)’e gelerek:

      “-Yâ Resûlallâh! Filanın bir hurmalığı var. Ben oraya ev yapmak istiyorum. Ona söyle’de hurmalığına ev yapmama müsaade etsin!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v), ona:

      “-Cennette bir hurmalık karşılığında onu, o adama ver!”dedi.

Fakat adam kabul etmedi. O sırada Ebû Dahdâh gelerek, o adama:

      “-Kendi evimin karşılığında hurmalığını bana sat?”dedi.

Adam da bunu kabul etti. Bunun üzerine Ebû Dahdâh, Resûlullâh’a gelerek:

      “-Yâ Resûlallâh! O hurmalığı evimle değiştirdim. Şimdi onu sana veriyorum. Sen de onu o adama ver!”dedi.

O zaman Resûlullâh (s.a.v):

      “-Ebû Dahdâha’nın Cennetteki evi, ne kadar da büyük!”buyurdu.

Ve, bunu birkaç defa tekrarladı. Daha sonra Ebû Dahdâh, hanımının yanına gelerek:

      “-Yâ Ümmü Dahdâh! Evden çık. Çünkü ben, onu Cennetteki bir ev karşılığında sattım!”dedi.

Hanımı Ümmü Dahdâh (r.a):

      “-Kazançlı bir satış!”diye mukabele etti.

Abdullah İbn-i Mes’ûd anlatıyor:

      “-Kim Allâh’a güzel ödünçler verirse, Allâh’da bu sebeple onun mükâfatını kat kat arttırır. Allâh rızkı azaltıp, çoğaltır, ona dönecek-siniz!” 3

Âyeti nâzil olunca, Ebû Dahdâh:

      “-Yâ Resûlallâh! Allâh bizden ödünç istiyor mu?”diye sordu.

Resûlullâh (s.a.v)’de:

      “-Evet, ya Ebû Dahdâh!”buyurdu.

O zaman, Ebû Dahdâh:

      “-Uzat elini!”dedi.

Resulullah’ın elinden tuttu ve:

      “-Bahçemi Rabbime ödünç veriyorum!”dedi.

Bahçesinde yedi yüz tane hurma ağacı vardı. Daha sonra yürüyerek bahçesine geldi. Annesi ve âilesi de bahçedeydi.

      “-Yâ Ümmü Dahdâh!”diye seslendi.

Annesi:

      “-Buyur!”deyince.

      “-Bahçeden çık. Ben onu Rabbime ödünç verdim!”dedi. 4

      “-Kim Allâh’a güzel ödünçler verirse, Allâh’da bu sebeple onun mükâfatını kat kat arttırır. Allâh rızkı azaltıp, çoğaltır, ona dönecek-siniz!” 5

Âyet-i Kerimesinin sebeb-i nüzûlü hakkında müfessirler birkaç kavil beyan etmişlerdir:

Abdullah İbn-i Ömer’den rivâyet ediliyor:

“-Bu âyet-i Kerime nâzil olduğu zaman, Resûlullâh (s.a.v):

      “-Ey Rabbım! Ümmetime ziyade et!”dedi. Bunun üzerine bu âyet-i Kerime nazil oldu.

Abdullah İbn-i Abbas (r.a)’dan rivâyet edildiğine göre ise:

      “-Bu Âyet-i Kerime Ebû Dahdaha hakkında nâzil oldu!”şöyle ki:

“-Bir gün Ebû Dahdaha Resûlullâh (s.a.v)’e geldi de:

      “-Yâ Resûlallâh! İki bahçem var. Bunlardan birini Allâh yolunda tasadduk etsem, Allâh bana ahirette bunun iki mislini verir mi?”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Evet!”buyurdu.

Ebû Dahdaha (r.a):

      “-Dahdah’ın annesi de benimle beraber mi?”dedi.

Resûlullâh (s.a.v), buna da:

      “-Evet!”buyurdular.

Ebû Dahdaha (r.a):

      “-Sabi kızım Dahdah da benimle beraber mi?”dedi.

Resûlullâh (s.a.v), buna da:

      “-Evet, ey Dahdaha’nın babası!”cevabını verince Ebû Dahdaha:

      “-Elini bana ver yâ Resûlallâh!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v), ellerini uzattı. Ebû Dahdaha Resûlullâh (s.a.v)’ın mübarek ellerini tuttu ve:

      “-Yâ Resûlallâh! içinde altıyüz hurma ağacı bulunan etrafı duvarla çevrili bahçemi Rabbıma ödünç verdim!”dedi.

Ve, bahçelerinin en iyisi olan “Hüneyniyye” adlı bahçesini tasadduk etti. Sonra oradan çıkarak ehlinin yanına döndü. Bahçeye vardığında kızı Dahdaha ile annesini tasadduk ettiği bahçede buldu. Oraya varınca:

      “-Ey Dahdah’ın annesi!”diye çağırdı.

Ümmü Dahdah:

      “-Lebbeyk! Emrine hazırım!”diye cevab verdi.

Ebû Dahdah, bahçe kapısının yanına durdu ve Allâh’ın Resulü ile arasında geçen olayı hanımına anlattı ve sonra:

      “-Bu bahçeyi Rabbıma ödünç verdim!”deyince hanımı ona:

      “-Allâh ile yaptığın alış verişi Allâh sana mübarek etsin!”dedi.

Hepsi birlikte bahçeden çıktılar ve bahçeyi teslim ettiler.

Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v):

      “-Ebû Dahdaha için cennette nice hurma ağaçları saçaklanıyor!” buyurdular. Bunun üzerine bu âyet-i celile nâzil oldu.

      “- اَضْــعَــافــاً كَــثـِـيــرَةEd’afen kesire” manası ise bire yediyüz diye tefsir edilmektedir. 6

O günden sonra Sâbit bin Dahdâh’ın tek düşüncesi vardı. Allâh yolunda bir an önce şehid olmak. Bu arzuyla yanıp tutuşuyor, bunun için dua ediyordu. Nihayet arzu ettiği fırsat, Uhud Harbi’nde karşısına çıktı.

Uhud günü Resûlullâh (s.a.v)’ın öldürüldüğünü duyan Müslümanlar-ın elleri yanlarına düştüğü sırada, Sâbit bin Dahdâha (r.a):

      “-Ey Ensâr topluluğu! Bana doğru geliniz! Bana doğru geliniz! Ben Sabit bin Dahdaha’yım! Şayet Muhammed öldürülmüşse hiç şübhesiz Allâh Hayy-ü Lâ Yemûttur, ölümsüzdür! Dininiz uğrunda çarpışınız! Şüphe yok ki, Allâh sizin yardımcınızdır!”diye haykırıyordu.

Ensâr’dan bazı kişiler onun yanında toplanıb çarpışmak için hazır-landılar. Müşriklerden, içlerinde Hâlid bin Velid, Amr bin Âs, İkrime bin Ebi Cehl ve Dırar bin Hattab gibi namlı ve silahşör kişilerin bulunduğu bir birlikle karşılaştılar. Bir müddet mızrak ve kargılarıyla çarpıştılar. Hâlid bin Velid, Sâbit bin Dahdâha’nın üzerine yürüyerek onu mızrağıyla kalbinden vurarak, cansız olarak yere düşürdü. Onunla birlikte çarpışanların hepsi de şehid edildiler. Müslümanlardan en son şehid düşenlerin bunlar oldukları söylenir. 7

Sâbit bin Dahdâha (r.a)’ın kabri Medine’de Uhud meşhedindedir.

Bazı kaynaklarda Ebû’d-Dahdâh’ın ne zaman vefat ettiği bilinme-mektedir. Ölümü üzerine Resûlullâh (s.a.v), onun soyu ve vârisleri hak-kında bilgi toplamak üzere Ensâr’dan Âsım bin Adiyy’i görevlendirdi. Ebû’d-Dahdâh’ın soyu hakkında fazla bilgi edinilemeyince mirası kız kardeşinin oğlu yeğeni Ebû Lübâbe el-Ensâri’ye verildi. Bu çok garibdir.

Kudâa kabilesinin Beliy kolundan olan Ebû’d-Dahdâh veya Ebû’d-Dahdâha Sabit bin Dahdâh ile Ebû’d-Dahdâh el-Ensâri arasında, bahçe-lerini Allâh yolunda hibe ederek Resûlullâh (s.a.v)’ın duasını almaları, Ensâr’ın himayesinde yaşamaları, Resûlullâh hayatta iken vefat etmeleri ve miraçıları bulunmaması gibi hususlarda açık bir benzerlik olduğu görül-mektedir. Hadislerde Ebû’d-Dahdâh, Ebû’d-Dahdâha veya İbn’ü-Dahdâh künyeleriyle zikredilen bu iki sahabi, hakkında tabakat kitablarında iki ayrı şahısmış gibi gösterilmekteyse de aynı kişi oldukları veya künye benzerliği sebebiyle birbirine karıştırıldığı hatıra gelmektedir. 8

El-İsâbe’de İbn-i Hacer el-Askalani şöyle nakleder:

Sâbit bin Ed-Dahdâh, bin Nuaym, bin Ğanm, bin İyâs, Ensâr’ın hali-fidir. Beni Amr bin Avf’ın halifi olan Belevi idi.”Sâbit bin ed-Dahdâha” da denilir. Ebû Ed-Dahdâh ve Ebû ed-Dahdâha şeklinde künyelenir.

Taberâni, İbn-i İshak tarikiyle Mûsa bin Yesâr, Simâk bin Harb, Câbir bin Semüre’den rivâyet ederek dedi ki:

      “-Resûlullâh’ı Sâbit bin Dahdâh’ın cenazesinde gördüm!”

Müslim’in Sahih’inde Câbir bin Semûre’den rivâyet edilmiştir. Ancak adını söylemeyib şöyle dedi:

      “-İbn-i ed-Dahdâh’ın namazını kıldık!”

Bir rivâyette:

      “-Ebû ed-Dahdâh’ın namazını kıldık!”şeklinde geçmektedir.

Bâverdi, İbn-i İshak târikiyle Muhammed bin Ebû Adiy, İkrime veya Said bin Cübeyr, İbn-i Abbas’dan rivâyet ederek dedi ki:

“-Sâbit bin ed-Dahdâha, Resulullah’a sordu. Bunun üzerine şu âyet nazil oldu:

      “-Ey Muhammed! Sana kadınların aybaşı hali hakkında da sorarlar!” 9

Vâkidi, Uhud Harbi hakkında şöyle dedi:

“-Bana Abdullah bin Ammâr el-Hatmi bildirdi, dedi ki:

“-Uhud Savaşı’nda Sâbit bin ed-Dahdaha geldi ve şöyle seslendi:

      “-Ey Ensâr topluluğu! Eğer, Muhammed öldürüldüyse, şübhesiz ki, Allâh diridir. Kesinlikle ölmez ve öldürülmez! Dininiz uğrunda çarpışın, dininizi savunun!”

Müslümanlardan beraberinde olanlarla birlikte hamle yaptı. Fakat Hâlid bin Velid ona bir darbe indirdi ve ölü olarak yere düştü!”

Vâkidi dedi:

“-Bazı arkadaşlarımız şöyle dedi:

      “-O çıktı. Sonra yarası iyileşti. Sonra bilâhare Resûlullâh (s.a.v)’ın Hudeybiye dönüşünden sonra kendi yatağında öldü!” Vallahu A’lem. 10

Cabir bin Semüre’den rivayet edilmiştir:

“-Resûlullâh (s.a.v) Ebû’d-Dahdâh’ın cenâzesini yaya olarak takib etti, ama dönerken kendisine çıplak bir at getirildi ve o ata bindi. Derken at şahlanmaya başladı. Biz de atı takib ediyor ve arkasından koşuyorduk.

Cemaatten biri:

“-Resûlullâh (s.a.v);

      “-İbnu’d-Dahdâh için cennette asılmış veya dalında sarkıtılmış nice hurma salkımları vardır!”buyurdu, dedi. 11

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.



1- Bakara-245 
2- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-10-173-174 
3- Bakara-245 
4- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-2-750 
5- Bakara-245 
6- Esbab-ı Nüzûl-1-257-H.Tahsin Emiroğlu, yeni kitab basımevi Konya-1965 
7- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-10-173 
8- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi-10-309-310 
9- Bakara-222 
10- El-İsâbe İbn-I Hacer el-Askalani-1-287-No-879 
11- Câmiu’l-Usûl-17-770-No-8.616-Müslim,Cenaiz-28-89