Ebû Berzetü’l-eslemi Nadle Bin Abdullah

Künyesiyle meşhur olduğu için hem kendisinin hem babasının adı hususunda ihtilaf edilmiştir. Kendileri Mekke doğumludur. Ancak, hangi tarihte doğduğu ise belli değildir.

Ebû Berzetü’l-eslemi Nadle Bin Abdullah

Ebû Berzetü’l-eslemi Nadle Bin Abdullah
أ بـو بَـرْ زَة ُاْلأ سْـلَـمِـي


 Baba Adı    :    Abdullah bin Hâris.
 Anne Adı    :    Bilgi yok.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Tarih yok, Mekke doğumludur.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 60-65 Miladi 680-85 yılları arasında Horasan, Basra, Hire, Merv, Sicistan veya Medine’de öldü diyenler vardır. Kabrinin Merv’de Kâlâbâz da olduğu da söylenir. Doğrusunu Allâh bilir.
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok.
 Eşleri    :    Bilgi yok.
 Oğulları    :    Muğire, Sa’lebe
 Kızları    :    Bilgi yok.
 Gavzeler    :    Bedir, Uhud, Hendek, Mekke’nin fethi
 Muhacir mi Ensar mı    :    Mekke, Medine, Muhacir dir.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    47 tane.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Ebû Bekre Nufey’ es-Sakafi ile.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Nadle bin Abdullah veya Ubeyd bin Hâris bin Hibal bin Rebia bin Da’bil bin Enes bin Huzeyme bin Mâlik bin Seleman bin Eslem bin Efsa el-Selemi’dir.
 Lakap ve Künyesi    :    Ebû Berzetü’l-Eslemi
 Kimlerle Akraba idi    :    Bilgi yok.



Ebû Berzetü’l-eslemi Nadle Bin Abdullah Hayatı

Künyesiyle meşhur olduğu için hem kendisinin hem babasının adı hususunda ihtilaf edilmiştir. Kendileri Mekke doğumludur. Ancak, hangi tarihte doğduğu ise belli değildir. İslâm dâvetinin ilk yıllarında Mekke’de Resûlullâh (s.a.v)’in davetine icabet eden, zekâsı, gücü, ve ilmiyle hak dinin cihâna duyurulması için gayret sarf eden, bereketli, Mücadeleci ve İstika-metli, ömrünü hep İslâm yolunda harcayan, hakkı ve hakikâtı hiçbir tesir altında kalmayarak haykıran; Resûlullâh (s.a.v), ve onun Ehl’i-beytinin sevgisiyle yanan nâdide şahsiyetlerden birisi de Ebû Berze Nadle bin Abdullah el-Eslemi dir.

Bazı tarihçilerin beyanına göre: Ebû Berze (r.a)’nin asıl ismi Nadle bin Ubeyd idi. Veya Nadle bin Niyar idi. Niyar’ın şeytanın isimlerinden olduğunu söyleyen Resûlullâh (s.a.v) Nadle’yi Abdullah olarak değiştirdi. Veya: adının Hâlid olduğu söylenmekte babasının ise, Amr, Âiz, Niyâr, Nadle, Ubeyd veya Abdullah diye bilindiği kaydedilmektedir.

Ahmed ibn-i Hanbel, Yahyâ bin Mâin ve daha birçok âlimlere göre ise; adı ve soy şeceresi yukarıda gösterildiği şekildedir. Şu gerçektir ki: tüm âlimler ittifakla Resûlullâh (s.a.v) Ebû Berze’ye Abdullah ismini vermiştir derler.

Ebû Berze (r.a) ilk Müslümanlar arasında sayılmaktadır. kahraman ve mücâhid bir sahabi idi. Resûlullâh (s.a.v) hayatta olduğu müddetçe O’na yakın durmuş, ve birçok savaşlarda Resûlullâh (s.a.v) ile beraber olmuştur. Hayber ve Mekke’nin fethi’nde bulunmuştur.

Resûlullâh (s.a.v) Mekke fethi sırasında daha önce çok ağır suçlar işlediklerinden dolayı öldürülmesi gereken ve kanları heder edileceklerin isimlerini bildirmişti. Bunlardan biri de Abdullah veya Abduluzza bin Hatal idi. Bu adam, Müslüman olan hizmetkârını suçsuz yere katletmişti. Bu katl sırasında kendisi de Müslüman idi.

Fakat İslâmi hükümlere göre katilin cezasının kısas olduğunu bildiğin-den hemen irtidat ederek İslâm dininden döndü. Ardından hemen Mekke-’ye kaçarak müşriklere ve onların şirk dinine sığındı.

Bununla da kalmadı. İslâmiyetin âleyhinde şiirler söyleyip Resûlullâh’a ve O’nun sahabelere ağır hakaretlerde bulunmuştu. Mekke feth edilince Resûlullâh, şehrin çarşı pazar esnafına hitaben:

      “-Kâbe’nin hârem’i şerifine örtü örtenler, bu örtünün altına sığınan-lar güvence de emândadır!”buyurdu.

Fakat hizmetkârını haksız yere katl eden Abdulluzza bin Hatal, genel af kapsamına alınmadı. İbn-i Hatal’ın bu durumunu gören Resûlullâh yakı-nında bulunan Ebû Berze’ye açıktan işaret ederek onun hesabının görül-mesini istedi. O da, hemen atılıp o adamı öldürdü.

Mekke Fethi’nin ardından Huneyn Ğazvesi’nde bulundu. Ayrıca yedi sekiz gazveye daha katıldığı da rivâyet edilir. Tâif Kuşatması’ndan sonra, Resûlullâh (s.a.v) yeni Müslüman olan Ebû Bekre es-Sakafi ile aralarında din kardeşliği kurmuştur. Mekke feth’i Huneyn Savaşı ve Tâif Kuşatma-sı’ndan sonra Ebû Berze (r.a), Resûlullâh (s.a.v), ile birlikte Medine’ye geri döndü. Bundan sonraki bütün savaşlara iştirak etti.

Resûlullâh (s.a.v)’in vefatından sonra, birinci halife Ebû Bekr (r.a) devrinde de bir çok savaşlara iştirak etti. İkinci halife Ömer (r.a) zamanın-da Basra’da bulunuyordu. Ebû Berze (r.a) Basra’ya yerleştikten sonra Horasan bölgesindeki bir çok savaşlara katılıp fethlere iştirak etti.

Ebû Berzetü’l-Eslemi (r.a) sâde yaşamayı çok severdi. Lükse ve israfa asla yanaşmaz, tanıdıklarından birisinin israf edip süslü elbise giyip, gafletle gezdiğini görünce, onları ikaz eder, dünyanın fâniliğini hatırlardı.

Hasan bin Hâkim, annesiden naklediyor:

      “-Ebû Berzetü’l-Eslemi (r.a), her sabah ve her akşam, dul kadınlara, yetimlere ve yoksullara yemek yedirirdi!” 1

Ebû Berzetü’l-Eslemi (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’e karşı büyük sevgi, saygı ve tazimde bulunurdu. O’nu çok sevdiğinden O’na karşı yapılan en küçük bir söz ve istihzâya karşı büyük bir aksû’l-amel gösterirdi. Nitekim bir gün Übeydullah bin Ziyâd, bir şeyler sormak bahanesiyle Resûlullâh (s.a.v) ile ilgili istihzâya kaçan bir şekilde konuşunca, Ebû Berze (r.a.) hemen müdahale ederek ona gereken cevabı vermiştir.

Ebû Berze (r.a) Resûlullâh (s.a.v)’in yanında uzun bir müddet kaldı-ğı için O’ndan çok şeyler öğrenmiştir. Bu sebeple zühd ve iffet bakımın- dan bir nümûne-i imtisal hâline gelmiştir. Çok kanaatkar idi. Ne fazla ve ne de kıymetli elbisesi vardı. Elbiseyi sırf elbise olsun veya vucudunu setr edip örtsün diye giyerdi.

Ebû Berze bir gün, Medine’de kıymetli elbiseler giyip ata binen bir dostunu görünce, hemen o dostunun yanına giderek bu yaptıklarının hiç doğru olmadığını bunu kibir alameti olarak gördüğünü söyleyerek, derhal bu elbiseyi sırtından çıkararak, bindiği o atın üzerinden inmesini, evine yaya yürüyerek gitmesini kendisine sert bir şekide söylemiştir.

Ebû Berzetü’l-Eslemi, Nadle bin Abdullah, fakirleri muhtaçları hem sever ve hem de himaye ederdi. Özellikle, dul kadınları ve yetimleri araştır-arak bulur, ve onlara yiyecek gıda yardımlarında bulunurdu. Kendi evinde, öğlen ve akşam yemeklerini mutlaka, en az bir fakir ile birlikte yerdi. Ayrıca, her gün öğlen ve akşam vakitlerinde birer kâse tirit adı verilen yemekten yaptırır fakir, fukaraya, dul, ve yetimlere dağıtmayı âdet haline getirmişti. Ebû Berze (r.a) çok ibadet eder, özellikle gece namazlarını ihmal etmez kendisi kalktığı gibi aile ferdlerini de kaldırırdı.

Müsamahakâr bin insan olan Ebû Berze dinde kolaylık göstermenin esas olduğunu söylerdi. Ahvaz’da Hâriciler’le savaştığı günlerde devesi-nin yularını tutarak namaz kılarken deve onu kıbleye doğru çekti. O da arkasından yürüdü. Bu davranışını ayıblayan bir Hârici’ye Resûlullâh’ın sohbetlerinde bizzat bulunduğunu, onunla birlikte savaşlara katıldığını, kendisinden daima hep kolaylık gördüğünü ve kendisinin de bu anlayışı benimsediğini söyledi.

Ebû Berza Nadle bin Abdullah Hz.Ali (r.a)’ın halifeliği zamanında, Hz.Ali (r.a)’nin tarafında Sıffın Savaşı’nda bulunmuştur. Bundan sonra da Nehveran’daki Hâricilere karşı yapılan savaşlara iştirak etti. Hz.Ali’nın Hâriciler ile yaptığı Nehravan Savaşı’na ve Mühelleb bin Ebû Sufre’nin Ezârika ile yaptığı savaşa katıldı.

Muâviye bin Ebû Süfyan zamanında Ebû Berze, Horasan taraflarının geri kalan kısımlarının fethine iştirak ederek uzun müddet o taraflarda ve Sicistan’da bulunmuştur. Bir ara Hire’ye gelen, Ebû Berze, yine savaşlara iştirak ederek muhtelif ülkelerin fethine iştirak etmiştir.

Yezid ibn-i Muâviye zamanında meydana gelen Kerbelâ faciası son-ucunda, Hz.Hüseyin’in başı, Yezid’in önüne getirilip konulduğu, onun’da elindeki değnekle, küstahça Hz.Hüseyin (r.a)’in dudaklarına vurduğu sıra-lar da, Ashab’dan Ebû Berzetü’l-Eslemi orada bulunuyordu. Yezid’in bu çirkin ve küstah hareketinden ürperen Ebû Berzetü’l-Eslemi:

      “-Sen, Hz.Hüseyin’in dudağına değnekle’mi vuruyorsun?! Çek onun dudağından değneğini ki, ben, arada sırada Resûlullâh Âleyhisselam’ın o dudakları öptüğünü, görmüşümdür! Ey Yezid! Kıyamet günü, sen, Allâh- ın huzuruna, kayırıcın İbn-i Ziyad olduğu halde, gelecek ve çıkacaksın! Hüseyin ise, Kıyamet günü yüce Allâh’ın huzuruna, şefaatçisi Muhammed Âleyhisselam olduğu halde, gelecek ve çıkacaktır!”diyerek kalkıb gitti. 2

Birinci Mervân ile Abdullah İbn-i Zübeyr dönemlerinde Müslümanlar arasında çıkan ihtilâflardan ve bu ihtilâfların yol açtığı üzücü olaylardan son derece etkilendi. Kendisi bu çekişmelerin dışında kaldığı gibi çevre-sindekileri de uzak tutmaya çalıştı. Bunca karğaşaya sebeb oldukları için Kuryşliler’e karşı duyduğu kızğınlıktan dolayı yüce Allâh katında mükâfat almayı umduğunu söylerdi.

Ebû Minhal’den:

“-Ubeydullah bin Ziyâd zamanında Mervan, Şam’da Abdullah İbn-i Zübeyr Mekke de, Kurrâ ismi verilenler’de Basra da ayaklandılar. Babam bu hâdiselere çok üzüldü.

      “-Haydi kalk, ne olursa olsun, Resûlullâh (s.a.v)’in ashabından Ebû Berzetü’l-Eslemi’nin yanına gidelim!”dedi.

Kalkıp evine kadar gittik. İçeriye girdiğimizde onu, yakıcı güneş alt-ında kamışlardan yaptığı çardağın gölgesinde otururken bulduk. Yanında oturduk. Babam, onu konuşturmak için sorular sormaya başladı ve:

      “-Yâ Ebû Berze! Halimizi görmüyor musun? Sen buna ne diyorsun?” diye sordu.

Ebû Berzetü’l-Eslemi (r.a), şunları söyledi :

      “-Kureyş’den hayatta olanlara kızdığım için, her halde Allâh indinde mesul olurum. Siz Arablar Câhiliyye devrinde az idiniz, hem de zelildiniz ve dalalete düşmüştünüz. Fakat yüce Allâh sizi İslâm dini ve Muhammed Âleyhisselâm ile aziz kılıb yükseltti. Ve bu gün kü seviyeye ulaştırdı. Ama dünya metaı sizin aranızı açtı. Şam’da başkaldıran Mervan var ya, vallâhi sadece dünya malı için dövüşüyor. Sizin Kurra dedikleriniz’de yeminle söylüyorum, dünya malı için savaşıyorlar!”

Ebû Berzetü’l-Eslemi, böylece, onların hepsini tenkit edince, babam:

      “-Peki öyleyse, ne yapalım?”diye sordu.

O şöyle cevab verdi:

      “-Bana göre, insanların en hayırlısı, başkasının hakkında gözü olma-yıp, kendi işiyle uğraşanlardır. Onlar ne karınlarını başkalarının mallarıy-la doldururlar, ne de başkalarının kanına girerler!” 3

Ebû Berze (r.a)’ın hanımı veya hanımlarının isimleri bilinmemekle beraber, bazı çocuklarının da isimleri de bilinmemektedir. Ancak kendisi vefât ettikten sonra hayatta iki çocuğu kalmıştı. Bunlardan biri Muğire, diğeri de Sa’lebe adındaki çocukları idi.

Ebu Berze (r.a.), Resûlullâh (s.a.v)’den çokça istifade etmış ve çok feyiz almıştır. Dini ilimler hakkında derin bilgi sahibi idi. Bu arada pek çok hadis-i şerif de ezberlermişti. Ebû Bekr (r.a)’den rivayetleri bulunan Ebû Berze (r.a) bunları etrafında toplanan talebelerine aktarmaya oldukça çaba göstermiştir. 4

Ebû Berzetü’l-Eslemi (r.a) 46 hadis-i şerif rivâyet etmiştir. Bunlardan onyedi tanesi Kütüb-i Sitte’de, ikisi hem Sahih-i Buhâri hem de Sahih-i Müslim’de ayrıca ikisi Buhari’de, ikisi Müslim’de yer almıştır.

Ahmed bin Hanbel’in el-Müsned’inde tekrarıyla birlikte 47 tane hadisi bulunmaktadır. Kendisinden en çok rivâyette bulunan oğlu Muğire ile torunu Münye bin Ubeyd’den başka Ebû Osman en Nehdi, Abdullah bin Büreyde, Hasan-ı Basri, Abdullah bin Mutarrif gibi tâbiiler ona talebelik etmişlerdir.

Ebû Berzetü’l-Eslemi (r.a)’ın nerede ve hangi tarihlerde vefat ettiği kesin olarak bilinmemektedir.

Yezid bin Muaviye döneminde Hicri 60-64 Miladi 680-683 yıllarında Basra’da veya Hicri 60 Miladi 680 yıllarından önce yahut Hicri 64 Miladi 684 yıllarında vefat ettiğini söyleyenler bulunduğu gibi, katıldığı savaşların birinde şehid düşerek Horasan’da, Merv’de, Herat’ta, Nişâbur’da, Sicistan’la, Herât arasındaki Mefâze’de veya Kâlâbâz’da öldüğünü. İleri sürenlerde vardır.

Fakat, İmâm-ı Buhari (r.a), onun Abdülmelik bin Mervan’ın hüküm-dar olduğu zamana kadar yani Hicri 65 Miladi 685 yılına kadar yaşadığına hükmetmiştir. Yukarıda nakledilen bilgiler de bunu teyid eder. 5

İbn-i Hacer ise şöyle özetler:

Nadle bin Abdullah, Resûlullâh’dan hadis işitib nakletti. Ayrıca Ebû Bekr’den hadis rivayet etmiştir. Kendisinden oğlu Muğire, oğlunun kızı Münye bint-i Ubeyd bin Ebû Berze, Ebû Osman en-Nehdi, Ebû el-Âliye, Ebû el-Vâzi’, Ebû el-Vadi, Ebû el-Minhâl Seyyâr bin Selâme, Ezrak bin Kays, Ebû Tâlût bin Abdusselâm bin Ebû Hâzim, onun babası ve kimileri rivayet ettiler. Derim ki:

“-Muhammed bin Kudâme ile bir başkasının:

      “-Hicri 65 yılında vefat etmiştir!”

Şeklindeki görüşleri bunu kesin olarak teyid eder. Çünkü bu tarih, Abdülmelik’in valiliği devrine rastlar. Çünkü Yezid, Hicri 64 yılının başlanğıcında ölmüştür. Yerine oğlu Muâviye bin Yezid, çok az bir zaman idare etmiştir. Sonra fitne başgösterdi ve İbn-i Zübeyr, Hicaz Irak ve Horasan’da istiklalini ilân etti. Mervan ise Şam’da bulunuyordu. Sonra Mısır tarafına yöneldi ve orayı ele geçirdi. Kısa bir müddet sonra, o yılın Ramazan ayında öldü. 6

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.



1- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-2-780 
2- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-11-208 
3- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1005 
4- Ashâb-ı Kirâmın Meşhurları-Hayati Ülkü-304-306-Konunun akışına göre montajlandı. 
5- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi-10-115-Konunun akışına göre montajlandı. 
6- el-İsabe İbn-i Hacer el-Askalani-4-545-No-8722