Cüveyriye Bint-i Haris Bin Ebi Dırar

Cüveyriye bint-i Hâris bin Ebi Dırâr (r.a) validemiz, takriben Miladi 605. yılda, Nübüvvetten beş yıl önce, Müreysi Kuyusu denilen Mekke ile Medine arasında ki Beni Mustalık Oğulları yurdunda dünyaya gelmiştir.

Cüveyriye Bint-i Haris Bin Ebi Dırar

Cüveyriye Bint-i Hâris Bin Ebî Dırâr
جُـوَيْــرِيةَ بـِنْـتِ الحَا رِثَ بِــنْ أبـي ِضِـرَار


 Baba Adı    :    Hâris bin Ebi Dırâr.
 Anne Adı    :    Bilgi yok.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Takriben Miladi 605. yılda Nübüvvetten beş yıl önce Mureysi denilen Mekke ile Medine arasındaki Beni Mustalık yur-dunda dünyaya ğelmiştir.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 50. Miladi 670 yılında 70 yaşlarında iken Medine’de vefat etmiştir. Kabri, Medine de Cennetü’l-Bâkî’de dir.
 Fiziki Yapısı    :    Kısaya yakın orta boylu oldukça güzel bir hanımefendi annemiz idi.
 Eşleri    :    1-Musâfi bin Safvan 2-Resûlullâh (s.a.v).
 Oğulları    :    Yok.
 Kızları    :    Yok.
 Gavzeler    :    Resûlullâh (s.a.v) ile bazı seferlere katıldı.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Beni Mustalik’dan Medine’ye hicret etti.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    7 tane.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Cüveyriye bint-i Hâris bin Ebi Dırâr bin Habib bin Âiz bin Mâlik bin Cezime el-Mustalik.
 Lakap ve Künyesi    :    Asıl ismi Berre idi.
 Kimlerle Akraba idi    :    Resûlullâh (s.a.v)’in sekizinci hanımlarıdır. Abdullah ve Amir, ve Tufeyl bin Hâris bin Ebî Dırâr’ın bacılarıdır.



Cüveyriye Bint-i Hâris Bin Ebî Dırâr Hayatı

Cüveyriye bint-i Hâris bin Ebi Dırâr (r.a) validemiz, takriben Miladi 605. yılda, Nübüvvetten beş yıl önce, Müreysi Kuyusu denilen Mekke ile Medine arasında ki Beni Mustalık Oğulları yurdunda dünyaya ğelmiştir. Neseb silsilesi: Cüveyriye (Berre) bint-i Hâris bin Ebi Dırâr bin Habib bin Âiz bin Mâlik bin Cezime el-Mustalik-i dir. Babası: Hâris bin Ebi Dırâr Huzaâ kabilesinin Beni Mustalık oğulları kolunun reislerindendir. Kardeş-leri, Abdullah, Amir ve Tufeyl bin Hâris bin Ebî Dırâr’dır.

Bu şanlı âile hicretin beşinci yılından sonra tüm aile fertleriyle İslâm dinini benim-semiş Müslüman olmuşlardı. Dolaysiyle bu âilenin tüm fertleri sahabedirler. Hz.Cüveyriye (r.a) validemiz, Resûlullâh (s.a.v)’in sekizinci hanımlarıdır.

İbn-i Esir; Cüveyriye validemizin asıl isminin Berre olmasına karşın, Cüveyriye ismini ona verenin bizzat Resûlullâh (s.a.v) olduğunu bize nakletmektedir. Berre; saliha ve hayırlı kadın demektir.

Böyle isimler insanın kendi kendini temize çıkarması ve belki ğurura kapılması olarak değerlendiren Resûlullâh (s.a.v), bu ismi Cüveyriye diye değiştirmiştir der.

Veya bazı kaynaklar; Hz.Cüveyriye (r.a)’nın asıl ismi Berre, hayır ve bereket mânâsı olduğu için:

      “-Resûlullâh, Berre’nin yanından çıktı!”

Veyahut:

      “-Berre Resûlullâh’ın yanından ayrıldı!”

Veyahut:

      “-Resûlullâh hayır ve bereketten, veya hayır ve bereket Resûlullâhın yanından ayrıldı!”denilmesinden hoşlanmadığı için:

Berre ismini, kızcağız, veya kadıncık, hanımcık, küçük ve güzel kız mânâsına gelen Cüveyriye ismiyle değiştirdi.

İslâm tarihinde, Cüveyriye ismiyle meşhur olmuş hanım sahabiye vardır. Bunlardan Cüveyriye bint-i Ebi Cehl, Cüveyriye bint-i Mücellel, Cüveyriye bint-i Ebû Süfyan (r.a) gibi…

Hz.Cüveyriye (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’le evlenirlerken takriben yirmi küsur veya yirmi dört yaşlarında idi.

Resûlullâh (s.a.v), Hicri 5. Miladi 627 yılında, Hendek Ğazvesi’nin hemen öncesindeki Şaban ayı içerisinde Mustalık oğulları’nın Medine’ye saldırmak için reisleri Hâris bin Ebi Dırâr’ın asker topladığının haberini alır almaz Mustalıkoğulları üzerine bir sefer hazırladı.

Bu sefer tam 28 gün sürdü. Ramazan ayının birinde Medine’ye geri dönüldü. Beni Mustalık Ğazvesi’ndan esir alınan insanları mücahidler arasında bölüştürüldüğü zaman esirler arasında bulunan Mustalıkoğulları reisi Hâris bin Ebi Dırâr’ın kızı Hz.Cüveyriye bint-i Hâris’de, Sâbit bin Kays bin Şemmas’la onun amcasının oğlunun hissesine düşmüştü.

Hz.Cüveyriye, Beni Mustalık reisi Hâris bin Ebi Dırâr’ın kızı olub, Amcasının oğlu, Musâfi bin Safvan, bin Zişşefr ile evli idi. Musafi, Benî Mustalık veya diğer adıyla Müreysi Savaşı’nda öldürülünce Hz.Cüveyriye dul kalmıştı. Hz.Cüveyriye, dokuz ukiye altın karşılığında azad edilmek üzere anlaşma yapmıştı. Hz.Cüveyriye o zaman yirmi veya yirmi dört yaşlarında bulunuyordu.

Hz.Âişe (r.a) der ki:

“-Cüveyriye çok güzel bir kadındı. Onu kim görse hayran kalırdı. Esaretten azad edilmek üzere andlaşmış olduğu dokuz ukiye altını taleb etmek için Resûlullâh (s.a.v)’in yanına kadar gelmişti. Vallâhi onu evimin kapısının önünde görünce bundan hiç hoşlanmadım. Benim onda gördü-ğüm güzelliği Resûlullâh (s.a.v)’in de göreceğini biliyordum. Cüveyriye izin istedi. Ve, Resûlullâh (s.a.v)’in yanına vardı, ve:

      “-Yâ Resûlallâh! Ben, Mustalık Oğulları’nın Reisi Hâris bin Ebi Dırâr’ın kızıyım. Bildiğin gibi esirlik belasına uğramışım. Sâbit bin Kays bin Şemmas ile amcasının oğlunun hisselerine düşmüş, kendimi dokuz ukiye altın mukabilinde azadlamak, serbest bıraktırmak üzere andlaşma yapmış bulunuyorum. Ödemek zorunda olduğum kurtulmalık akçesi için senden yardım dilemeye geldim!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v)’de, ona:

      “-Senin için bundan daha hayırlı olanı yok mudur?”buyurdular.

Cüveyriye (r.a):

      “-Nedir o, yâ Resûlallâh?”diye sordu.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Senin tarafından kurtulmalık akçesini ödemem ve seni zevceliğe kabul etmemdir!”buyurdular.

Cüveyriye (r.a):

      “-Olur yâ Resûlallâh!”dedi.

O sıralarda da, Babası, Hâris bin Ebi Dırâr’da, kızının kurtulmalığı olmak üzere yanına develer alarak Medine’ye doğru gelmekte idi. Akik Vâdisi’nde iken o develere baktı. İkisine tamah ederek kıyamadı. Onları Akik’de iki dağ arasındaki kuytu bir yere sakladıktan sonra Resûlullâh’ın yanına Medine’ye geldi.

      “-Yâ Muhammed! Kızımı esir etmiştiniz. Şunlar (şu develer) onun kurtulmalığıdır!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v) de:

      “-Bu kadar mı?”dedi.

Hâris bin Ebi Dırâr:

      “-Evet olanım bu kadar!”deyince.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Peki, Akik’de filan dağ arasında, filanca kuytuya saklamış olduğun iki deve nerede kaldı? Onları getirmedin mi?”diye sorunca.

Hâris bin Ebi Dırâr fazla dayanamadı:

      “-Ben Şehâdet ederim ki, Allâh’dan başka ilâh yoktur. Muhakkak, Sen Muhammed’de, Allâh’ın Resûlüsün!”deyib Kelime-i şehâdet getirib Müslüman oldu.

Ona şunları söyledi:

      “-Vallâhi yâ Resûlallâh! Bunu Allâh’dan ğayrı bilen yoktu!”

Kendisi ve yanında bulunan iki oğluyla kavminden yanında bulunan bazı kişiler de Müslüman oldular.

Resûlullâh (s.a.v), Sâbit bin Kays’a haber gönderib Hz.Cüveyriye’yi ondan istedi.

Sâbit bin Kays:

      “-Babam, anam Sana fedâ olsun yâ Resûlallâh! Onu, Sana, bağışladım!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v)’de, Hz.Cüveyriye (r.a)’nin kurtulmalık akçesini ödeyib Hz.Cüveyriye’yi serbest bıraktırdı. Ve, onu babasına teslim etti. Hz.Cüveyriye (r.a) bunca olanlardan sonra hidayete ermiş ve Müslüman olmuştu. Resûlullâh (s.a.v), onu zevceliğe kabul etmek üzre, babası Hâris bin Ebi Dırâr’dan kızı (Berre) Cüveyriye’yi istedi. O da, bunu kabul etti.

Resûlullâh (s.a.v), Hz.Cüveyriye (r.a)’ya dokuz Ukiyye, veya dörtyüz dirhem mehir verdi.

Hz.Âişe (r.a) der ki:

“-Resûlullâh (s.a.v)’ın Cüveyriye bint-i Hâris bin Ebi Dırâr’la evlen-diğinin haberi yayılınca Müslümanlar ellerinde bulunan tüm esirler için:

      “-Bunlar, Resûlullâh’ın hısımlarıdır!Bunlar bizim dayılarımızdır, biz dayılarımızı esir edemeyiz!”diyerek serbest bıraktılar.

Böylece, Beni Mustalık kadınlarından yüz tane kadın azad edilmiş oldu. Ben kavmi için Cüveyriye’den daha hayırlı ve daha mübârek bir kadın bilmiyorum!”der.

Veya bu hususta Sahabeler şöyle diyerek:

      “-Resûlullâh (s.a.v)’ın akraba olduğu bir kabile artık esir kalamaz!”

Yanlarında esir bulunan bütün esirleri serbest bıraktılar. Böylece Hz.Cüveyriye kabilesinden yediyüz esirin azad edilmesine vesile oldu. Ayrıca Benî Mustalık’dan birçok kimseler de bu asil davranış karşısında Müslüman oldular.

Başka bir rivâyette ise:

“-Hâris bin Ebi Dırâr, Medine’ye geldiği zaman, Resûlullâh’ın huzuruna çıkıb:

      “-Kızım gibi bir kadın, esir olarak tutulamaz. Bu, benim mevkim ve şerefimle bağdaşmaz. Onu, serbest bırak!”demişti.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Onu, dilediğini seçmekte serbest bırakmamızı uygun görür güzel bulur musun?”diye sormuş,

Hâris de:

      “-Evet! Üzerine düşen vazifeyi yerine getirmiş olursun!”demişti.

Bunun üzerine, Hâris, hemen kızının yanına varmış:

      “-Kızım bak, şu zat seni dilediğin yolu seçmekte serbest bırakmıştır. İstediğini tercih edeceksin. Sakın kızım, bizi rezil rüsvay etme!”demişti.

Oysa böyle demekle kızına karşı ilk baskıyı kendisi yapmıştı bile!. Fakat, Hz.Cüveyriye hiç tereddütsüz şu cevabı verir.

      “-Ben, Resûlullâh (s.a.v)’i tercih ediyorum!”deyince,

Babası Haris:

      “-Vallâhi, sen, bizi rezil ve rüsvay ettin!”demişti.

Hz.Cüveyriye (r.a) der ki;

“-Resûlullâh (s.a.v), Benî Mustalık Seferi’ne gelmeden üç gece önce rü’yam da, ay’ın Medine’den sanki yürüyüp gömleğime girdiğini gördüm. Resûlullâh bize gelinceye kadar bunu halktan hiç kimseye haber vermeyi uyğun görmedim. Resûlullâh (s.a.v), bizim taraflara doğru geldiği sırada biz, Müreysi suyu üzerinde bulunuyorduk. Çok geçmeden tasvir ve tarif edemiyeceğim kadar çok sayıda insanlar, atlar ve silahlar görünmüştü.

Fakat, Müslüman olduğum ve Resûlullâh (s.a.v) tarafından zevceliğe kabul buyrulduğum zaman, Müslümanlara baktım. Onlar, hiç de, evvelce görmüş olduğum gibi çok sayıda ve silahlı değildiler. Anladım ki; Yüce Allâh tarafından, müşriklerin kalblerine korku düşürmek için onlara böyle gösterilmişti!”

Beni Mustalıklar’dan Müslüman olan bir zat da:

      “-Biz, ablak atlar üzerinde beyaz adamlar görmüştük ki, onları, ne bundan önce, ne de, sonra görmemiştik!”demiştir.

Hz.Cüveyriye (r.a) vâlidemiz çok oruç tutar, ve çok namaz kılardı. Hz.Cüveyriye bir gün sabah namazını kıldığı sırada veya kıldıktan sonra namazgâhında duâ ve zikir ederken Resûlullâh (s.a.v), onun yanına uğra-yıb ayrılmıştı. Kaba kuşluk vakti veya gündüzün yarısı olduğu sıralarda geriye döndü. Hz.Cüveyriye’nin yanına uğradı. Hz.Cüveyriye hâlâ namazgâhında idi. Resûlullâh (s.a.v), ona:

      “-Cüveyriye! Sen, hâlâ yanından ayrıldığım sıradaki; hal üzerine mi devam ediyorsun?!”diye sordu.

Hz.Cüveyriye (r.a):

      “-Evet!”dedi.

Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v) şöyle buyurdu:

“-Ben, senden ayrıldıktan sonra, üç defa, şu dört kelimeyi söyledim ki, Bu gün sabahdan beri senin söylediklerinle tartılsa onlardan daha ağır gelir. Dikkat et okuyacağın o kelimeleri sana da, öğreteyim:

“-Sübhanallâhi adede hâlkihî: Yüce Allâh’ı yarattıkları adedince tenzih ve tesbih ederim.

“-Sübhanallâhi Rıdae nefsihi: Yüce Allâh’ı kendisinin râzı olacağı şekilde tenzih ve tesbih ederim.

“-Sübhanallâhi Ziynete Arşihi: Yüce Allâh’ı arşın ağırlığınca tenzih ve tesbih ederim.

      “-Sübhanallâhi Midâde Kelimâtihi: Yüce Allâh’ı Kelimeler adedince tenzih ve tesbih ederim!”de buyurdular.

Hz.Cüveyriye (r.a)’nın bu tavsiyelerinden sonra, artık bu tesbihatı denilen sayıda zikretmeye başladı ve ölene kadar da devam etti.

Hz.Cüveyriye vâlidemiz, Resûlullâh (s.a.v)’in diğer hanımları gibi çok yardım sever. Kendisi yemez, fakirleri kollar onlara yedirirdi.

Bir gün, Resûlullâh (s.a.v), onun odasına gelmiş kendisine:

      “-Yiyecek var mı?”diye sormuştu.

Hz.Cüveyriye:

      “-Hayır, vallâhi yanımızda yiyecek bir şey yok. Yalnız, biraz davar kemiği vardı. Onu da sadaka olarak kadın azadlımıza vermiştim!”dedi. 1

Hz.Ömer (r.a), hilafeti zamanında Resûlullâh (s.a.v)’ın hanımlarına senelik tam tahsisat verilirken, Hz.Cüveyriye ile Hz.Sâfiye’ye, diğerlerine kıyasen yarı tahsisat verilince, her ikiside bunun adaletsiz bir uyğulama olduğunu beyan ederek almadılar.

Bunun üzerine, halife Hz.Ömer (r.a) bu itirazı yerinde bularak, onlara da diğerleri kadar tahsisat bağladı.

Hz.Cüveyriye (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’den yedi tane hadis rivâyet etmiştir. Bunlardan biri Sâhih-i Buhâri’de biri Sâhih-i Müslim’de ve diğerlerinde bulunmaktadır. Kendisinden, Abdullah İbn-i Abbas, Câbir bin Abdullah, Abdullah İbn-i Ömer, ve Mücahid bin Cebr gibi sahabi ve tabiiler rivâyette bulunmuşlardır.

Rivâyet ettiği bir hadis-i şerifte; nafile orucun yalnız Cuma günleri tutulmayıb, Perşembe, Cuma veya Cuma, Cumartesi günleri de tutulması-nın gerektiğini anlamaktayız.

Resûlullâh (s.a.v)’in, bu mübârek hanımı, hicretin ellinci veya elli altıncı yılında yetmiş yaşlarında iken vefât etti. Cenaze namazını Mervan bin Hakem kıldırdı.

Kabri, Medine de Cennetü’l-Bâkî’dedir.

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan râzı olsun



1- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-12-54-58