Cerir Bin Abdullah Hayatı

Aslen Yemen’li Becile kabilesinin reisi olan Cerir bin Abdullah’ın İslâmiyet’i kabul etmeden önceki hayatı hakkında fazla bir bilgi yoktur. Yahudi bir tüccar ile yaptığı ciddi bir sohbet sonucunda İslâm dinine karşı ilgi duymuştur.

Cerir Bin Abdullah Hayatı

Cerir Bin Abdullah
جَــرِ يـِرُ بْــنُ عَــبْــدُالله


 Baba Adı    :    Abdullah bin Câbir.
 Anne Adı    :    Bilgi yok.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Bilgi yok.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 54. Miladi 674 yılında Küfe’de vefat etti. veya Karkisiya şehrinde vefat ettiği de söylenir.
 Fiziki Yapısı    :    Hz.Ömer”Cerir bin Abdullah, Bu Ümmetin Yusuf’u dur!”derdi. Uzun boylu idi. Boyunun uzunluğu altı zira idi.
 Eşleri    :    Bilgi yok.
 Oğulları    :    İbrahim, Münzir, Ubeydullah, Eyyüb, Amr.
 Kızları    :    Bilgi yok.
 Gavzeler    :    Irak ve İran’ın fetihlerinde bulundu.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Hicret edemedi.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    100 kadar.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Cerir bin Abdullah bin Câbir bin Mâlik bin Nasır bin Sâ’lebe bin Çüşem bin Avf bin Huzeyme bin Harb bin Ali bin Mâlik bin Sa’d bin Nezir bin Kasr bin Abkar bin Enmar bin İraş el-Beceli.
 Lakap ve Künyesi    :    Ebû Abdullah, Ebû Amr.
 Kimlerle Akraba idi    :    Meşhur Mutasavıf ve Şair, Ahmed-i Câmi, ve meşhur Muhaddis, Ebû Zür’a onun torunlarıdır.



Cerir Bin Abdullah Hayatı

Aslen Yemen’li Becile kabilesinin reisi olan Cerir bin Abdullah’ın İslâmiyet’i kabul etmeden önceki hayatı hakkında fazla bir bilgi yoktur. Yahudi bir tüccar ile yaptığı ciddi bir sohbet sonucunda İslâm dinine karşı ilgi duymuştur. Mekke fethinden önce, kendi yaptığı araştırmalar sonu-cunda Resûlullâh (s.a.v)’ın Allâh’ın elçisi olduğunu anlayarak O’na iman etmiş, Becile kabilesininde Müslüman olmasına vesile olmuştur. Cerir bin Abdullah (r.a)’ın Neseb silsilesi şöyledir: Cerir bin Abdullah bin Câbir bin Mâlik bin Nasır bin Sâ’lebe bin Çüşem bin Avf bin Huzeyme bin Harb bin Ali bin Mâlik bin Sa’d bin Nezir bin Kasr bin Abkar bin Enmar bin İraş el-Becelidir.

Annesinin ismi kesin olarak bilinmemektedir. Doğum tarihi ve âile bireyleri hakkında fazla bir bilgi yoktur. Cerir bin Abdullah’ın Künyesi Ebû Amr olub, sonradan ona, Ebû Abdullah künyesi verildi. Cerir bin Abdullah’ın İslâmiyeti kabul ediş zamanı hakkında itilaf vardır. Bir rivâ-yete göre: Resûlullâh’in vefatından 40 gün kadar önce Müslüman olmuş-tur. Diğer bir rivâyete göre ise: Hicri 10. yılın Ramazan ayında Müslüman olmuştur. Cerir bin Abdullah, Beni becelilerin Reislerinden idi.

Beni Becelilerin Soyları: Beni Beceliler, Kâhtan’ın soyundan gelen kabilelerdendir. Beni Becelilerin Ata soyları şöyle sıralanır: Enmar bin İrşad, bin Amr, bin Ğavs, bin Nebt, bin Mâlik, bin Zeyd, bin Kehlan bin Sebe, Enmar bin İrraş’ın:Akbar, Ğavs, Suhye, Eşhel, Şehi, Târif, Süniyye, Hâris, Cedea. Adlarındaki oğullarının hepsinin annesı Becile bint-i Sa’b, bin Sa’d’ül Aşire, olduğu için bunlardan türeyen kabileler, analarına nis-betle Becile diye adlandırmıştır.

Akbar’ın soyundan gelen kabileye mensub, Cerir bin Abdullah, Kelb bin Vebere’ler ile Becile’ler arasında Ficar’da vuku bulunan şidetli çar-pışmalarda, o zaman, Arab kabileleri arasına dağılmış bulunan Becileleri sonradan bir araya toplamıştır.

Ğavs bin Enmar’ın oğlu Ahmes bin Ğavs’in de soyundan bir takım kabileler türemiştir. Beni Beceliler’den yüzelli kişilik ilk kafile, Medineye hicretin onuncu yılında geldi. Ramazan ayında idi. Bu kafilenin başında, Cerir bin Abdullah bulunuyordu. Cerir bin Abdullah, kabilesinin başkanı, iri yapılı, güzel ve nur yüzlü bir zat idi.

Hz.Ömer (r.a):

      “-Cerir bin Abdullah, bu ümmetin Yusufu dur!”derdi.

Uzun boylu idi, boyunun uzunluğu altı zira idi

Resûlullâh (s.a.v), Müslümanlara irad buyurduğu hutbesinde:

      “-Sizin, Yanınıza şu kapıdan Yemenli, hayırlı bir kimse girecektir ki, onun yüzünde Melek, (Melik) âlameti vardır!” buyurdu.

O sırada, Cerir bin Abdullah, hayvanının üzerinde ve kavmı’de, yanında bulunduğu halde çıkageldi.

Cerir bin Abdullah der ki:

“-Medine’ye varınca, devemi ıhdırdım. Heybemi açıb altlı üstlü elbi-semi giydikten sonra Mescid’e girdim. O sırada, Resûlullâh (s.a.v), hutbe İrad buyuruyorlardı. Kendisine selâm verdim. Halk, beni göz ucuyla süzüyorlardı. Yanımda oturan zata:

      “-Ey Abdullah! Resûlullâh (s.a.v), beni andı mı?”diye sordum.

“-Evet! Biraz önce, seni en güzel bir anışla andı; Hutbesinin arasınd

“-Şu kapıdan, şu yoldan Yemenli, hayırlı bir zat girecektir! Onun

yüzünde ancak Melek, (Melik) nişanı vardır!”buyurdu, dedi.

      “-Yüce Allâh’a hamd ettim!”

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Ey Cerir! Niçin geldin?!”diye sordu.

      “-Senin elinle Müslüman olayım diye geldim! Yâ Resûlallâh getir uzat elini bana! İslâmiyet üzerine Sana bey’at edeceğim! Sen, şartlarını biliyorsun, bana koşacağın şartları koş!”dedim.

Resûlullâh (s.a.v):

“-Ey Cerir! Seni, Allâh’dan başka ilah bulunmadığına ve Kendimin-de, Resûlullâh olduğuma şehâdete, Allâha, Ahiret gününe, hayır ve şer, Kadere İnanmağa, farz olan namazları kılmağa, farz olan zekatı da, ver-meğe davet ediyorum! Sen, Allâh’a hiç bir şeyi şerik koşmaksızın ibadet edeceksin. Farz olan namazı kılacaksın. Farz olan zekatı vereceksin. Her

Müslüman için hayırhah olacaksın.

Kafir ve müşriklerden uzak duracaksın. Sen, Allâh’dan başka ilâh bulunmadığına, ve benimde Resûlullâh olduğuma şehâdet, Allâh’a hiç bir şeyi şerik koşmaksızın ibadet etmek, namazı kılmak, ramazan orucunu tutmak, Müslümanlara hayırhah olmak, Hâbeşi bir köle dahi olsa, valiye itaat etmek, müşriklerden ayrılmak üzre bey’at edeceksin!”buyurdu.

      “-Olur!”dedim.

Resûlullâh (s.a.v) elini uzzattı.

Bende:

      “-Namazı kılmak, zekatı vermek, Hâbeşli köle bile olsa Vali’ye itaat etmek, ve verilen emirleri dinlemek, bütün Müslümanlar için, hayırhah olmak, müşrikler’den ayrılmak üzere Resûlullâh (s.a.v)’e bey’at ettim!”

Resûlullâh (s.a.v):

“-İslâmiyet beş esas üzerine kurulmuştur:

1-Allâh’dan başka ilah bulunmadığına şehâdet etmek.

2-Namazı kılmak,

3-Zekâtı vermek,

4-Beytullâhı Hacc etmek,

5-Ramazan orucunu tutmak!”buyurdu.

Cerir bin Abdullah’ın kavminden yanında bulunanlar da Müslüman olup bey’at ettiler.

Cerir bin Abdullah (r.a) der ki:

      “-Müslüman olduğumdan beri hiç bir vakit, Resûlullâh (s.a.v), beni yanına girmekten men’ etmemiş ve beni gördüğü zaman da, muhakak yüzüme gülmüş ve gülümsemiştir!”

Resûlullâh (s.a.v), ashâbı ile birlikte oturduğu sıralar da, Cerir bin Abdullah oraya gelmişti. Nasılsa, oturanların hiç biri, ona yer açmamışlar.

Resûlullâh (s.a.v) üzerindeki pelerinini ona attı ve:

      “-Ey Ebû Amr! yanındakini al otur!”buyurdu.

Cerir bin Abdullah, onun üzerine oturdu. Elini göğüsüne koyub:

      “-Yâ Resûlallâh!Senin bana ikrâm ettiğin gibi, Allâh’da sana ikrâm buyursun!”dedi.

Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v) şöyle buyurdular:

      “-Size, bir kavmın kerem ve şeref sahibi ulu’su geldiği zaman, ona ikrâm ve ihtiram ediniz!”

Cerir bin Abdullah der ki:

“-Kendisine Arab heyetleri geldikçe, Resûlullâh (s.a.v), bana haber salardı. Bende, elbisemi giydikten sonra yanına varırdım, benimle iftihar ederdi. Bana:

      “-Sen, Allâh’ın güzel yarattığı bir kimsesin. Öyle ise, sende ahlakını güzelleştir!”buyurmuştur. 1

Cerir bin Abdullah’ın Şahid olduğu iki Mühim Hadise:

“-Gündüzün ortalarında, Resûlullâh (s.a.v)’in yanında bulunuyorduk. Derken, yalın ayak, kaplan postu rengindeki gömleklerini, abalarını başla-rına geçirmiş, kılıçlarını sıyırmış, çoğu ve hâttâ hepsi Mudarlardan, çıplak bir takım kimseler çıka geldiler. Resûlullâh (s.a.v), onların fakir ve yoksul hallerini görünce, yüzünün rengi değişti. İçeri girib çıktıktan sonra Bilâl’a emr etti. Ezan, okudu, kamet getirtdi. Resûlullâh (s.a.v), öğle namazını kıldıktan sonra cemaâte bir hutbe irad etti. Hutbesinde Allâh’a Hamd-ü Sena’da bulundu. Bundan sonra, bilesiniz ki: yüce Allâh kitabında buyu-ruyor ki, diyerek….

“-Ey insanlar! Sizi, bir tek nefisten yaratan, ondan da yine onun eşini vucuda getiren ve ikisinden bir çok erkekler ve kadınlar türeten Rabbınızdan korkunuz.

Kendisinin ismini öne sürmek suretiyle birbirinize dileklerde bulunduğunuz Allâh’dan ve akrabalık bağlarını kesmekten sakın-ınız! Şüphe yok ki: Allâh, sizin üzerinizde gözcü bulunuyordur!” 2

      “-Ey İman edenler! Allâh’dan Korkunuz. Herkes yarın ahiret günü için neler gönderdiğine bir baksın! Allâh’dan Korkunuz. Çünki Allâh, ne yaparsanız yapın. Hakkı ile haberdardır!” 3

Meâlli âyetlerini okudu. Sözlerine devamla:

      “-İnsan, dinarından, dirheminden elbisesinden, bir sa’ buğdayından bir sa’ kuru hurmasından, hâttâ yarım hurma bile olsa, sadaka vermeli-dir!” buyurdular.

Derken Ensâr’dan bir adam, hemen hemen elinin taşıyamıyacağı kadar, hâttâ elinin taşımaktan aciz kaldığı bir kâse getirdi. Sonra birbiri ardınca herkes, bir şeyler getirmeğe başladılar. Nihayet yiyeceklerden ve elbiselerden iki küme meydana geldiğini gördüm.

Resûlullâh (s.a.v)’ın yüzünün, altınla yaldızlanmış gümüş gibi parıl-dadığını gördüm. Bunun üzerine, Resûlullâh (s.a.v) şöyle dedi:

“-Her kim, İslâmda güzel bir çığır açarsa, o çığırın ecri ile kendisin-den sonra o çığırla amel edenlerin ecirlerinden hiç bir şey eksiltilmemek şartı ile sevabları kendine aid olur.

Her kim de, İslâmda kötü bir çığır açarsa, o çığırın vebali ile kendi-sinden sonra onunla amel edenlerin vebali, hiç bir eksikleri olmamak üzere ona aid olur!”buyurdular.

Resûlullâh (s.a.v)’le birlikte gidiyorduk. Hayvan üzerinde bize doğru gelen bir adamla karşılaştık. Resûlullâh (s.a.v) şöyle buyurdu:

      “-Şu binitli, her halde sizinle buluşmak istiyordur!”

Adam, gelib kavuşunca, bize selam, verdi. Biz de, onun selâmına karşılık verdik. Resûlullâh (s.a.v) ona:

      “-Nereden geliyorsun?”diye sordu.

Adam:

      “-Âilemin, oğlumun ve aşiretimin yanından geliyorum!”dedi

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Nereye gitmek istiyorsun?”diye sordu.

Adam:

      “-Resûlullâh (s.a.v)’ile görüşmek istiyorum!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Ona, rastladın!”buyurdu.

Adam:

      “-Yâ Resûlallâh! İman, nedir? Bana öğret!”dedi.

Resûllullâh (s.a.v):

      “-Allâh’dan başka hiçbir ilah bulunmadığına ve Muhammed’in de Resûlullâh olduğuna şehâdet edersin. Namazı kılarsın. Zekâtı verirsin. Ramazan orucunu tutarsın. Beytullâhı Hacc edersin!”buyurdu.

Adam:

      “-İkrar ettim!”dedi.

Sonra, devesinin ayağı bir fare tuzağına girince deve yıkıldı. Adam-da tepesinin üzerine düşüb öldü.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Adamı yanıma getiriniz!”dedi.

Ammâr İbn-i Yâsir ile Huzeyfe bin Yeman sıçrayıp adamın yanına vardılar. Onu oturttular:

      “-Yâ Resûlallâh! Adam, ölmüş!”dediler.

Resûlullâh, onlardan yüzünü başka tarafa çevirib baktı. Sonra da:

“-Onlardan yüzümü çevirmemin sebebi:İki melek gördüm ki, bu ölen adamın ağzına cennet meyvalarından sokuşturuyorlardı. Bundan ken-disinin aç olarak öldüğünü anladım. Bu vallâhi, yüce Allâh’ın:

      “-İman edenler, bununla birlikte imanlarını haksızlıkla, şirkle bulaştırmayanlar, İşte, ancak onlardır ki, korkudan emin olmak hakkı, elbet onlarındır. Onlar, doğru yolu bulmuş kimselerdir!” 4

Diyerek andıklarından ameli az ecri çok kişilerindendir. Kardeşinizi kaldırınız!”buyurdular.

Onu, hemen suyun yanına götürüp yıkadık, kokuladık, kefenledik, kabre götürdük Resûlullâh (s.a.v) gelib kabrin başında oturdu:

      “-Lahd yapınız! Şakk yapmayınız! Çünki, Lahd, bizim içindir. Şakk ise, bizden başkaları içindir!”buyurdular.

Yani: kabrin kıbleye bakan alt tarafını kazarak altına cenaze girecek kadar oyunuz, şakk yapmayınız!Kabrin dibini dere gibi oymayınız. Çünkü Lahd yapmak, Müslümanlar içindir. Şak yapmak yani kabrin dib kısmını dere gibi yapmak ise Müslüman’lardan başkasının işidir.

Beni Becilelerden, İkinci Bir Kafilenin Medine’ye Gelişi Ve Müslüman Oluşu:

Beni Becilelerin Medine’ye gelib Müslüman olan ilk kafilesini, baş-larında Kays bin Garbetü’l-Ahmesi bulunarak ve onu Ahmesilerden iki yüz elli kişilik ikinci bir kafile takib etti. Resûlullâh (s.a.v) onlara:

      “-Siz kimlersiniz?”diye sordu.

      “-Biz Ahmesullâhız!”dediler. Cahiliye çağında onlara böyle denirdi.

Resûlullâh (s.a.v) şöyle buyurdu:

      “-Siz, bu gün, Allâh’ınsınız, Allâh’ın Müslüman kullarısınız dır!”

Ahmesiler, Becilelerden Ğavs bin Enmar’ın soyundan idiler.

Beni Becileler, yurdlarına dönecekleri zaman, Resûlullâh (s.a.v), Bilal-ı Hâbeşi’ye şöyle buyurdu:

      “-Becililelere binit hayvanları ver ve vermeğe Ahmesilerden başla!”

Bilâl-i Hâbeşi (r.a)’de öyle yaptı. Kays bin Ğarbe, yurduna dönünce, kavmı olan Ahmeslileri, İslâmiyete davet etti.

Cerir bin Abdullah (r.a), Medine’ye her geldikçe, Ferve bin Amru’l- Beyazi’ye iner, Resûlullâh (s.a.v)’de, ona arkasındaki kavmını sorardı.

Cerir bin Abdullah (r.a):

      “-Yâ Resûlallâh! Yüce Allâh, İslâmiyeti aşikâr, ve üstün kıldı. Beci-lelerin mescidlerinde ve meydanlarında ezanlar okunuyor. Kabileler, tapa geldikleri putularını yıktılar!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Zülhalasa, ne yapıyor, ne oldu?”diye sordu.

Cerir bin Abdullah (r.a):

      “-O, olduğu hal üzere duruyor!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Vallâhi, İnşallâh, ondan da, kurtulub rahatlayacağım!”buyurdular.

      “-Ey Cerir! Sen, beni, Zülhalasa’dan kurtarmaya yetmez beni, ondan rahatlandırmaz mısın?”diye sordu.

Cerir bin Abdullah (r.a):

      “-Evet rahatlandırırım!”dedi

Zülhalasa, Nedir?

Zülhalasa, Devs, Has’am ve Becilelere aid olub Yemen’de bir ev, bir tapınaktı. Ona tapılmakta ve Yemen Kâbesi denilmekte idi. Zülhalasa’nın içinde dikili bir taş’da, bulunuyordu. Beyaz mermerdendi. Üzeri taç gibi nakışlı idi. Yemen’le Mekke arasında, Mekke’ye yedi gecelik uzaklıktaki Tebâle’de Has’amların yurdu olan Abla’da, şimdiki Tebâle mescidinin kapısının eşiğinde bulunuyordu.

Zülhalasa’nın bakıcısı Bâhile bin A’surlardan Beni Ümameler idi. Zülhalasa’ya tâzim edilir, kurbanlar kesilirdi. Babası öldürülen kimse, öc almak istediği zaman, önce Zülhalasa’ya gider, onun yanında fal okları çektirir, çıkan oklar, bundan men’ ediyorsa geri dururdu. Devs kabilesi kadınları da, ona arkalarını dönüb ırğalanmak (sürtünmek) suretiyle ona taparlardı. Zülhalasa’yı, Amr bin Luhay’ın veya (Meşhur) Ebrehe’nin yaptırdığı söylenir.

Zülhalasa’ya Devs, Becile ve Has’amlardan başka Hâris bin Kâ’blar, Cermler, Zübeydler, Ğavs bin Mürrler ve Beni Hilâl bin Âmirler’de, tapar ve bakarlardı.

Resûlullâh’ın Cerir bin Abdullah İçin Duası:

Cerir bin Abdullah, Resûlullâh (s.a.v)’ın emri ile Ahmesi’lerden yüz elli, diğer rivâyete göre, yüz yetmiş süvarinin başında oraya hareket etti. Ahmesiler, ata iyi binerlerdi. Cerir bin Abdullah ise, at üzerinde pek dura-mazdı. Hareket etmeden:

      “-Yâ Resûlallâh! Ben, at üzerinde pek duramaz bir adamım?”dedi.

Resûlullâh (s.a.v), onun göğüsüne eliyle hızlıca vurdu. Göğüsünde parmaklarının izi çıktı.

      “-Ey Allâh’ım! Onu, at üzerinde durdur! Hâdi ve Mehdi(önder) kıl!”

Diyerek dua etti. Bundan sonra Cerir bin Abdullah, attan hiç düşmez oldu! Resûlullâh, böylece onu, Zülhalasayı yıkmaya gönderdi.

Cerir bin Abdullah (r.a), Becilelerin Ahmes süvarileri ile birlikte Zülhalasa’yı yakıp yıkmaya varınca, Has’amlar, Bahileler, ve daha başka-ları onunla çarpıştılar. O zaman, Zülhalasa’nın bakıcıları olan Bahileler-den yüz kişi Has’amların çoğu ve Beni Kuhafe bin Amr bin Has’amlar-dan iki yüz kişi öldürüldü. Cerir bin Abdullah ve süvari arkadaşları, onları yendiler ve bozğuna uğrattılar.

Cerir bin Abdullah, Yemene vardığı zaman, Zülhasa’nın bakıcısı adam, oklarla kısmet arıyor, fal çekiyordu. Kendisine:

      “-Haberin olsun ki:Resûlullâh (s.a.v), şuradadır. Eğer, senin fal bak-tığını görürse boynunu vurur!”denildi.

Adam aldırış etmeyerek fal oklarını çekmeye devam ettiği sırada Cerir bin Abdullah, üzerine çıka geldi. Ona:

      “-Şimdi sen, ya bu okları kırar ve Allâh’dan başka ilah bulunmadı-ğına şehâdet edersin, ya da, senin boynunu vururum!”dedi. Adam hemen okları kırdı ve şehâdet getirdi.

Cerir bin Abdullah, Zülhalasa binasını yıktı. kırdı. ateşe verib yaktı. Harabeye çevirdi. Ahmeslerden Ebû Ertat Husayn bin Rebiayı müjdeci olarak Resûlullâh’a gönderdi. Ebû Ertat Resûlullâh’ın yanına gelib:

      “-Yâ Resûlallâh! Seni, hak din ve kitâbla Peyğamber olarak gönde-ren Allâh’a yemin ederim ki, eli boş gelmedim. Ben, Zülhalasa’yı, uyuz deve gibi bakımsız bir halde bıraktım!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v), beş kere şöyle tebrik ve dua etti:

      “-Ahmesilerin atları ve süvarileri mübarek olsun!”

Cerir bin Abdullah (r.a)’ın Medine’ye Dönüşü:

Cerir bin Abdullah, kısa bir müddet içinde Medine’ye dönüb geldi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Yıktın mı onu?”diye sordu.

Cerir bin Abdullah (r.a):

”-Seni, hak din ve kitabla Peygamber gönderen Allâh’a yemin ederim ki: onun üzerinde olanları tutub öldürdük Zülhalasa’yı ateşe verib yaktım. Hiç kimse, onu yakıb yıkmaktan men’ edemedi!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v) o günde, Ahmesilerin atlarına süvarilerine bereket duası yaptı. 5

Cerir bin Abdullah (r.a) anlatıyor:

“-Resûlullâh (s.a.v)’e geldim, ve:

      “-Hoşuma gitsin gitmesin, her hususta dinlemek ve ittaat etmek üzere sana biat edeyim!”dedim.

Resûlullâh (s.a.v) şöyle buyurdu:

      “-Buna, dayanabilir misin? Böyle demekten sakın. Gücümün yet-tiğince de!” bende bunun üzerine:

      “-Gücümün yettiğince dedim. Ve, benimle Müslümanlara nasihatta bulunmam üzere bey’at ettim!” 6

Süley’den (Ebû’l-Hüzeyl’den):

      “-Cerir bin Abdullah’ın kapısında kumaş dokurdum. Cerir, dışarıya giderken katıra biner ve kölesini de terkisine alırdı!”

Resûlullâh (s.a.v) Veda Haccı’ndan geri döndükten sonra, Cerir bin Abdullah’ı Zülkela ile Zu Amr’ı İslâmiyete dâvet etmek üzere Yemen’e gönderdi. Cerir bin Abdullah, Yemen’de, Zülkela ve Zu Amr ile buluşub konuştu. İkiside Müslüman oldular. Zülkela’nın hanımı Duraybe bint-i Ebrehe bin Sabbah da, Müslüman oldu. Zülkela, Yemen Hımyer Kralla-rından’dı. Kendisinin Ata soyu şöyleydi: Zülkela bin Nakür, bin Habib, bin Mâlik, bin Hasan, bin Tübba, Asıl ismi Esmeyfa, ya da, Semeyfa idi. Ebû Şurahbil veya Şerrahil künyesini taşırdı. Kâ’bû’l-Ahbar’ın Amcası oğlu idi. 7

Yemen’de bir Yahudi bilgini, Cerir bin Abdullah’a:

      “-Eğer, senin sahibin Peygamber ise, bugün vefat etmiştir!”dedi.

Zulkela ile Zu Amr, Resûlullâh (s.a.v) ile görüşmek üzere Cerir bin Abdullah ile birlikte yola çıkıb Medine’ye gelirken Zu Amr, yolda bir rüya veya bir başka şey görmüş, yahut eski Semavi kitablardan öğrenmiş, ya da, yemendeki yahudi bilginlerinden işitmiş olacak ki:

      “-Ey Cerir! Sen, O’na uğrayacaksın amma, O’nun eceli gelmiş, hak-kındaki ilahi takdir yerini bulmuştur!”dedi.

Yolun bir kısmında bulundukları sırada, Medine tarafından gelen bir kaç süvari ile karşılaştılar. Onlara:

      “-Ne haber?”diye sordular.

Süvariler:

      “-Resûlullâh (s.a.v), ebediyet âlemine alındı! Ebû Bekr’de halife seçildi. halk bu seçimi iyi karşıladılar!”dediler.

Zu amr:

“-Ey Cerir! Muhakkak ki, siz iyi bir kavimsınız ve şerefli bir mevki-desiniz. Sana şunu haber vereyim ki, siz, arab cemaâtı, bir emir öldüğü zaman, yerine geçecek başka biri hakkında müşavere yapar, daima hayır içinde bulunursunuz. İş kılıç zoruyla, kahr ve ğalabe ile olunca, kral olur-sunuz. Sizde, kralların kızdığı gibi kızar, kralların, haklarına razı olduğu gibi razı olursunuz. Sahibine selam söyle! Bizim buraya kadar geldiğimizi haber ver. Allâh dönmemizi dilerse, belki döneriz dediler. Cerir bin Abdullah’a selâm verdiler. Yemene dönüb gittiler. Cerir bin Abdullah’da Medine’ye gitti. 8

Bazı rivâyetlerde ise:

Hicri 10. yılda, Resûlullâh (s.a.v) ile birlikte Vedâ Haccı’nı yapan Cerir bin Abdullah, Resûlullâh’ın vefatından sonra Yemen’e çekilmiştir.

Cerir bin Abdullah (r.a), dört halife devrinde de güzel hizmetlerde bulundu. Hz.Ebû Bekr onu Has’am ve Becile kabilelerinden irtidat eden-lerin üzerine gönderdi. Ona İsyanları bastıranca yeni bir emir alıncaya kadar Necran bölgesinde beklemesini söyledi.

Cerir (r.a)’ın irtidat hareketlerinin bastırılmasında büyük rolü oldu. Kabilesi Becile’den irtidad edenler onun uyarısı üzerine tekrar Müslüman oldular. Cerir bin Abdullah (r.a), ayrıca irtidad olaylarını bastırmak üzere Muhacir bin Ebû Ümeyye’nin kumandası altında, Yemen’in çeşitli bölge-lerinde savaştı. Onun halife Hz.Ebû Bekr (r.a) devrinde Sâsâniler’e karşı Irak bölgesinin fetihlerine katıldığı şübhelidir.

Bazı raviler Cerir (r.a)’ın bu bölgelerdeki fetihlere halife Hz.Ömer zamanında iştirak ettiğini iler sürerler. Ebû Mihnef el-Ezdi ve Vâkidi ise Irak’a iki defa gittiğini naklederler. Buna göre halife Hz.Ebû Bekr onu, kendisinden yardım isteyen Hâlid bin Velid’in emrinde savaşmak üzere Yemâme’ye göndermiştir.

Hz.Ömer halife olunca, Cerir bin Abdullah’ı Hicretin 14. Miladi 635 yılında Sevâd’a gönderdi. Cerir (r.a), kendi kabilesinin başında çarpışarak Nuhayla Savaşı’nı kazandı. Hicretin 16. Miladi 637 yıllarındaki Celûlâ Savaşı’na katıldıktan sonra kuvvetli bir süvari birliğiyle Celûlâ’ya yerle-şerek Sâsânilerle Müslümanlar arasında tampon vazifesi gördü. Daha sonra Irak cebhesi başkomutanı Sa’d bin Ebû Vakkas’ın gönderdiği 3000 kişilik bir yardımcı birlikle Hulvân üzerine yürüdü. Hulvân’a yaklaşınca Sâsâni İran kisrası üçüncü Yezdücerd isfahana doğru kaçmaya başladı. Cerir (r.a), halka dokunulmaması şartıyla şehri sulh yoluyla aldı.

Daha sonra Dinever üzerine yürüdü: ancak şehri fethedemedi. Bu arada Râmhürmüz’ü ve Karmisin’i de savaş yapmadan İslâm topraklarına kattı. Sonra Hulvân’a döndü ve Ammâr İbn-i Yâsir’in Kûfe’ye vali tayin edimesine kadar orayı yönetti. Halife Hz.Ömer’in emri üzerine ebû Mûsâ el-Eş’ari’ye yardıma giderek onunla birlikte Şûster’in fethine katıldı.

Halife Hz.Ömer’in yanında büyük bir itibarı olan Cerir bin Abdullah Halife Hz.Ömer zamanında, cihada davet edilince hemen koşub Medine-’ye gelmişti. Hz.Ömer onu Irak taraflarının fethine katılmak üzere o böl-gelere göndermişti. Cerir (r.a), ilk önce Medâin’in fethinde bulunduktan sonra, Kadisiye meydan muharebesine bizzat İştirak etti. Bu zorlu savaşta rivâyete göre, İslâm ordusunun sağ cenah komutanlığını yapmıştır.

Hz.Ömer (r.a) Cerir bin Abdullah’ı, dağınık bir durumda olan Beni Büceyle kabilesine yeni görevler vermek için toplamakla görevlendirdi. Cerir bin Abdullah, verilen bu emri yerine getirince Hz.Ömer tarafından bu kabilenin reisliğine tayin edildi. Bu arada Şabi’den şöyle rivayet edilir:

İkinci halife Hz.Ömer (r.a), Cerir bin Abdullah (r.a)’ın da bulunduğu bir toplulukta oturuyordu. Birden bir koku duyuldu.

Hz.Ömer (r.a):

      “-Bu koku, kimden geliyorsa gitsin abdest alsın gelsin. Yoksa, ben bulursam fena olur!”dedi

Suçlunun meydana çıkıb o kadar kişinin yanında mahçub düşme-mesi için, Cerir bin Abdullah (r.a) şöyle bir şey sordu:

      “-Ey Mü’minlerin emiri! Hepimiz abdest alabilir miyiz?”

Hz.Ömer (r.a):

      “-Hay sen aklınla çok yaşa! Müslüman olmadan önce de ârif idin şimdi de öylesin!”diye ona iltifatta bulundu. 9

Cerir bin Abdullah (r.a)’ın Hz.Ömer’in yanında ne kadar itibarı olduğunu isbatlayan bu, ve bunun gibi, bazı olaylardan sonra, Nihavend Savaşı’nda komutan Nu’man bin Mukarrin (r.a)’in şehid edilmesi halinde onun yerine Huzeyfe bin Yemân’ın, o da şehid olursa ondan sonra onun yerine Cerir bin Abdullah’ın komutan olmasını istemiştir.

Cerir bin Abdullah, bu savaşta da büyük kahramanlıklar gösterdi. Ammâr İbn-i Yâsir (r.a)’dan sonra Kûfe valisi olan Mûğire bin Şu’be onu Hemedan üzerine gönderdi. Cerir bin Abdullah (r.a) bu ilk seferinde şehri fethedemediği gibi bu savaşta bir gözünü de kaybetti. Fakat Hicretin 23. Miladi 644 yılı sonlarında Hemedan şehrini yeniden kuşattı ve Hicri 24. Miladi 645 yılında Hemedan şehrini İslâm topraklarına kattı.

Cerir bin Abdullah (r.a), Üçüncü halife Hz.Osman döneminde Kûfe valisi Muğire bin Şu’be’ye bağlı olarak bir süre Hemedan valiliği yaptı. Daha sonra Saîd bin Âs kumandasında Azerbaycan fetihlerine katıldı. Hz.Osman (r.a) Fırat kenarındaki Savâfi topraklarından bir kısmını ona İkta etti. Hz.Osman zamanında Cerir bin Abdullah’ın sesiz ve sakin dur-duğuna şahid olmaktayız.

Dördüncü halife Hz.Ali (r.a) Cemel Vak’ası’ndan sonra Hicretin 36. Miladi 656 yılında Cerir bin Abdullah (r.a)’ı, kendisine bey’at etmeye davet etmesi için, Muâviye bin Ebû Süfyan’a gönderdi. Muâviye ve Amr bin Âs ile yaptığı görüşmelerden sonra Halife Hz.Ali’nin yanına döndü: Halifeye Lâ İlâhe illallah diyenlerle savaşmayacağını bildirerek iki tarafa da katılmadan el-Cezire’deki Karkisiye’de uzlete çekildi.

Muğire bin Şu’be Hicri 50. Miladi 670 yılında vefat edince yerine Kûfe valiliğine Cerir bin Abdullah (r.a)’ı vekil olarak bıraktığı rivâyet edilir. Hicri 51. Miladi 671 yılında Karkisiya şehrinde vefat ettiği söylen-diği gibi, Cerir bin Abdullah (r.a), Hicri 54. Miladi 674 tarihinde Kûfe şehrinde vefat ederek orada defn edildiği de söylenir. Cerir bin Abdullah el-Beceli uzun boylu, son derece yakışıklı bir kişiydi. Hz.Ömer (r.a), onun hakkında şöyle derdi:

      “-O, bu Ümmetin Yusufu’dur!”

Çok iyi bir kabile reisi, ve kahraman bir komutandı. Şairliği vardı. Müslüman olmasından itibaren Resûlullâh (s.a.v)’ın kendisini huzuruna girmekten hiç men’etmediğini ve onu her gördüğünde tebessüm ettiğini söylemiştir. Cerir bin Abdullah’dan mükerrerleriyle birlikte 100 kadar hadis rivâyet edilmiştir.

Bunlardan onu Sahih-i Buhari’de, on dördü Sahih-i Müslim’dedir. Bu hadisler Ahmed bin Hanbel’in el-Müsned’in de yer almaktadır. Cerir bin Abdullah, bunların bir kısmını, doğrudan Resûlullâh’den, bir kısmını Hz.Ömer ve Muâviye’den rivâyet etmiştir. Ondan hadis rivâyet edenler arasında dört oğlu, İbrahim, Münzir, Ubeydullah, Eyyüb, ile Enes bin Mâlik, Kays bin Ebû Hâzim, Şa’bi, Ebû İshak es-Sebi’i ve başkaları zikr-edilebilir. Büyük oğlu, Amr’ın kendisinden rivayeti yoktur. Ancak onun oğlu, Ebû Zür’a dedesinden hadis rivâyet etmiştir. Meşhur Mutasavvıf ve Şair Ahmed-i Câmi, Cerir bin Abdullah’ın soyundan gel-mektedir. 10

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.



1- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-17-100-103 
2- Nisa-1 
3- Haşr-18 
4- En’am-82 
5- M.Âsım Köksal islâm Tarihi-17-100-110 
6- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-248 
7- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-17-326 
8- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-17-326-329 
9- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-485 
10- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi-7-410-411