Cariye Bin Kudame

Câriye bin Kudâme, Temim kabilesinin Beni Sa’d koluna mensub bir sahâbidir. Ona, “Ammü’l-Ahnef” denilir. Taberâni dedi ki: Ahnef, ona sayğısından amca diye seslenirdi. Çünkü, onların neseb silsilesi, ancak Sa’d bin Zeyd’de birleşiyorlar. İbn-i Sa’d onu, sahabeden olup Basra’da yerle-şenler arasında saydı.

Cariye Bin Kudame

Câriye Bin Kudâme
جـَـا ر ِيـَـة ُبْــنُ قُــدَا مَــة


 Baba Adı    :    Kudâme bin Mâlik.
 Anne Adı    :    Bilgi yok.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Bilgi yok.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 64.Miladi 683 yılında Basra’da öldü.
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok.
 Eşleri    :    Bilgi yok.
 Oğulları    :    Bilgi yok,
 Kızları    :    Bilgi yok.
 Gavzeler    :    Bilgi yok.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Bilgi yok.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    4 tane.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Câriye bin Kudâme bin Mâlik bin Züheyr bin Hısn bin Rezâh bin Sa’d bin Buhayr bin Rabia bin Kâ’b bin Sa’d bin Zeydümenât bin Temim et-Temimi es-Sa’di.
 Lakap ve Künyesi    :    Ona, Ammü’l-Ahnef denilir. Cüveyriye adı ile ve Ebû Kudâme, Ebû Yezid, Ebû Amr künyeleri ile, ve, el-Muharrik lakabıyla da anılmaktadır.
 Kimlerle Akraba idi    :    Bilgi yok.



Câriye Bin Kudâme Hayatı

Câriye bin Kudâme, Temim kabilesinin Beni Sa’d koluna mensub bir sahâbidir. Ona, “Ammü’l-Ahnef” denilir. Taberâni dedi ki: Ahnef, ona sayğısından amca diye seslenirdi. Çünkü, onların neseb silsilesi, ancak Sa’d bin Zeyd’de birleşiyorlar. İbn-i Sa’d onu, sahabeden olup Basra’da yerle-şenler arasında saydı. İbn-i Hatim, babasından naklen dedi ki:

      “-Onun Resûlullâh (s.a.v) ile sohbeti vardır!”

Ahmed, Yahya bin Said ve bir başkası Hişam bin Urve, babası Ahnef, Câriye bin Kudâme’den rivâyet ederek dedi ki:

“-Resûlullâh (s.a.v)’e şöyle dedim:

      “-Yâ Resulallâh! Bana kısa ber özlü bir tavsiyede bulun!”

Resûlullâh (s.a.v) şöyle buyurdu:

      “-Öfkelenme!” 1

Câriye bin Kudâme, Cüveyriye adıyla ve Ebû Kudâme, Ebû Yezid, Ebû Amr künyeleriyle de anılmaktadır. Kendisine “el-Muharrik” yakan yanğın çıkaran lakabı da verilmiştir. Sahâbi oluşu hususunda bazı tered-dütler varsada bunların hiçbiri yerinde değildir. Çünkü Resûlullâh (s.a.v)’-den bizzat yukarıda anlatılan rivâyeti bulunmaktadır.

Câriye bin Kudâme, Hz.Ömer’e yapılan suikaste şahid oldu. Kendi-sini daha çok Hz.Ali devri olaylarında gösterdi. Cemel Vak’ası’ndan önce Basra’da bulundu. Şehre ordusuyla gelen Hz.Âişe ile konuştu ve onu sert bir dille tenkid ederek bu hareketinden vaz geçirmeye çalıştı. Ancak bir sonuç alamadı. Cemel Vak’ası’nda kabilesi Beni Sa’d’ın savaştan uzak durmasına rağmen kendisi Hz.Ali’nin birlikleri arasında yer aldı.

Sıffın Savaşı’nda ise; kumandanı olduğu birliğin başarıya ulaşmasını sağladı. Hakem tayin edilmesi fikrini kabul ettiği anlaşılan Câriye bin Kudâme, Hakem olayı’ndan sonra da Hz.Ali (r.a)’e bağlılığını sürdürdü. Abdullah bin Abbas’ın güçlükle hazırladığı ordunun başına kumandan tayin edilerek Hâriciler’e karşı çetin savaşlar yaptı. Onun “el-Muharrik” lakabını almasına sebeb olan olay ise şöyle cerayan etmiştir.

Muâviye bin Ebû Süfyân, Hz.Ali (r.a) ile yapacağı savaşa taraftar toplamak üzere İbnü’l-Hadrami diye tanınan Abdullah bin Âmir el-Hadra-mi’yi Basra’ya gönderdiği zaman Hz.Ali’nin Basra âmili Ziyâd bin Ebih zor durumda kalarak Hz.Ali’den yardım istedi. Onun gönderdiği A’yen bin Dubey’a el-Mücaşii, Hâriciler tarafından tertiplenen bir suikast ile öldürüldü. Bu defa şehre Câriye bin Kudâme gönderildi. Basra’ya elli diğer bir rivâyette 500, 1000, 1500, muharible giren Câriye bin Kudâme, Abdullah bin Âmir’i bozğuna uğrattı ve onun yetmiş veya kırk kişiyle sığındığı evi içindekilerle beraber ateşe verdi.

Câriye bin Kudâme’nin Irak Basra’ya İbnü’l-Hadrami ile beraber Muâviye tarafından gönderildiği, fakat onun Basra’da Muâviye’den koptu-ğu rivâyeti doğru değildir. Ziyâd bin Ebih, bu başarısından dolayı Câriye bin Kudâme’yi Hz.Ali’ye:

      “-Sâlih kul!”diye övmüş, buna karşılık Câriye de Fars bölgesinde çıkan karışıklığı bastıracak becerikli bir vali arandığı zaman Hz.Ali’ye Ziyâd bin Ebih’i tavsiye etmiş ve onun tayinini sağlamıştır. Bazı kaynakla-ra göre Fars bölgesindeki bu karışıklığın asıl sebebi, Câriye’nin Basra’da İbnü’l-Hadrami ile taraftarlarını diri diri yakmasının doğurduğu dehşet ve tepkilerdir.

Câriye bin Kudâme son seferini Miladi 660 yıllarında Büsr bin Ebi Ertât’a karşı Hicaz’ın Yemen bölgesinde yaptı. Muâviye bin Ebû Süfyân adına faaliyet gösteren Büsr ve taraftarlarının cezalandırılması için 2000 askerle bölgeye gönderildi ve giriştiği bu savaşta birçok yeri yakıp yıktı. Ya’kûbi ona: el-Muhârrik lakabının bu sebebden dolayı verildiğini belirtir. Hezimete uğrayarak kaçan Büsr bin Ertât’ı takib eden Câriye Mekke’ye geldiği zaman burada Hz.Ali’nin öldürüldüğü haberini aldı ve Mekke halkına, Hz.Ali taraftarlarının göstereceği halifeyi kabul edeceklerine dair yemin verdirdi.

Medine’ye gelince’de, şehir halkının Hz.Hasan bin Ali’ye biatını sağladı. Hz.Hasan’ın çok kısa süren halifeliğinden sonra Muâviye bin Ebû Süfyân iş başına geldiği zaman Câriye bin Kudâme’ye birçok ihsanda bulunarak aralarındaki eski anlaşmazlığı giderdi.

El-İsabe’de; Câriye bin Kudâme’nin Muâviye ile geçen bir kısası vardır. O kıssada şöyle geçer:

Muâviye ona dedi ki:

Ey Ebû Kundüs, ne hacetin varsa iste!”

Şu cevabı verdi:

      “-Halk evlerinde sefilane yaşıyor. Onlara bin iyiliğin dokunmuyor. Sana hep zenginler geliyor, fakirleri yüz üstü bırakıyorlar!” 2

Ölüm tarihi kesin olarak belli olmayan Câriye bin Kudâme Miladi 680-683 yılları arasında Basra’da öldü.

Çok cesur bir asker, sözüne güvenilir bir kimseydi. Temim kabilesi arasında oldukça mümtaz bir yeri vardı. Dört rivâyeti bulunduğu kayde-dilen Câriye’nin Resûlullâh (s.a.v)’den kısa ve özlü bir nasihat istediği Resûlullâh (s.a.v)’ın de ona:

      “-Öfkelenme!”dediği, ikinci ve üçüncü isteklerinde de aynı cevabı aldığı bilinmektedir. 3

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh onlardan razı olsun.



1- El-İsabe İbn-i Hacer el-Askalani-1-332-No-1051 
2- el-İsabe, İbn-i Hacer el-Askalani-1-332-No-1051 
3- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi-7-158