Bazan El-farisi

İran Sâsâni devletinin son, ve İslâm devletinin ilk, Yemen eyaleti San’a vâlisi, Kendisi Resûlullâh’ı görmeden İman ettiği için Sahabi değil, Muhadremun dandır. Hangi tarihte doğduğu belli değildir. Âile bireyleri hakkında da fazla bilgi yoktur.

Bazan El-farisi

Bazan El-farisi
بَـا ذاَنُ اْلـفَـا رِسِـي


 Baba Adı    :    Bilgi yok.
 Anne Adı    :    Bilgi yok.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Bilgi yok.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 10. Miladi 632.yıl Yemen’de vefat etti.
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok.
 Eşleri    :    Bilgi yok.
 Oğulları    :    Şehr.
 Kızları    :    Bilgi yok.
 Gavzeler    :    Bilgi yok.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Medine’ye hiç gelemedi.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    Bilgi yok.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Aslı İran kökenli olup kendisi Yemen Ebna larından dır. Yani babası Farslı Annesi Yemenli dir.
 Lakap ve Künyesi    :    Bazan el-Fârisi
 Kimlerle Akraba idi    :    Bilgi yok.


Bazan El-farisi Hayatı

İran Sâsâni devletinin son, ve İslâm devletinin ilk, Yemen eyaleti San’a vâlisi, Kendisi Resûlullâh’ı görmeden İman ettiği için Sahabi değil, Muhadremun dandır. Hangi tarihte doğduğu belli değildir. Âile bireyleri hakkında da fazla bilgi yoktur. Miladi 571 yılında Kâbe’yi yıkmaya gelen Habeşistan’ın meşhur Yemen eyâlet valisi Ebrehe’nin iki oğlu vardı. Bunlar Mesrûk ile Yeksum adında babaları gibi iki zalim kardeş idiler. Bunların yerli Arablara karşı büyük bir zulüm ve katliama girişmesi üzer-ine Himyeriler’in soyundan gelen Seyf bin Züyezen Habeşlilere karşı İran Sâsâni İmparatorluğu’ndan yardım istemişti.

Kisrâ birinci Husrev Enûşirvân-ı Adil (531-579)’de yaşlı ve tecrübeli kumandanlarından Vehriz’i küçük bir orduyla Yemen’e göndermişti. Yapılan savaşta Vali Mesrûk öldürülmüş ve Seyf bin Züyezen San’a’da iktidarı ele geçirmişti. Habeşlilerin birkaç yıl sonra Seyf’i öldürmeleri üzerine Kisrâ Vehriz’i dört bin askerle tekrar Yemen’e göndermişti. Ölümüne kadar San’a’da Sâsâni valisi olarak kalan Vehriz’den sonra sırasıyla Mebrüzan, Teynücan, Hürre Hüsre ve Bazan vali olmuşlardır.

Bâzân el-Fârisi, İranlı askerlerin Yemenli kadınlarla evlenmesi sonu-cu teşekkül eden ve Ebna adı verilen zümreye mensubtu. Resûlullâh’ın daveti üzerine müslüman oldu. Onun Müslüman oluşuna dair haberler, Resûlullâh’ın Kisrâ’ya gönderdiği mektubla ilgili rivayetler arasında yer almaktadır.

Resûlullâh (s.a.v) hicri 7. yılda Kisrâ Perviz’e, Abullah bin Huzafe Es’Sehmi ile İslâmiyete davet etmek için ona bir mektup göndermiş oda bu mektubu alınca kızmış Resûlullâh’ın davet mektubunu yırtmıştı. Resûlullâh (s.a.v)’de ona beddua etmiş idi. Bu olay üzerine Kisra Perviz Yemen’in eyalet valisi olan Bazan el-Fârisiye acil bir mektup yazıp gereginin acilen yapılması için şöyle dedi:

“-İşittiğime göre; Mekke’de Kureyş’ten bir kişi ortaya çıkmış, kendisinin Peyğamber olduğunu söylüyormuş. O, bana, mektup yazıyor. Benim kulum kölem olduğu halde mektubuna kendi ismi ile başlıyor. Ona söyle: kendisi ya bu Peyğamberlik davasından vaz geçer, ya da onu ve kavmini öldürecek adamları üzerlerine salarım.

Toprağımdan çıkıp beni küçümseyen, davet ettiği dine girmediğim takdirde cizye ve harac vermeye davet eden bu adamın benim için ya hakkından geliverirsin ya da sana yapacağımı bilir, seni öldürürüm! Sen yanındaki güçlü kuvvetli adamlardan ikisini Ona sal! Onu bağlasınlar! Getirsinler. kendi kavminin dinine dönmesini ona emr et. Dönmekten kaçınırsa, başını kes bana gönder!”dedi.

Kisrâ’nın Yemen vâlisi Bâzân, Kisra’nın mektubunu alır almaz yazıcı, muhasib ve farsça okur yazar vekil-i harcı Bâbaveyh’in yanına Farslılardan Hurre, Husre adındaki bir adamını da, katarak Resûlullâh’a gönderdi. Bunlarla birlikte Kisra’ya gitmesini emr eden bir mektubu da ellerine verdi. Bazan bunlarla birlikte yimi beş kişi de gönderdi.

Bâzan, Vekil-i harcı Bâbeveyh’i gönderirken ona:

      “-Şu adamın memleketine git! Haline, gidişatına bir bak! Kendisi ile konuş! Onu, imtihan et! Haberini, bana getir! İşinin iç yüzünü bana anlat!”dedi.

Bâbeveyh’le Hurre Husre, Mekke’ye doğru yollandılar. İlk önce Tâif’e vardılar. Tâif’in Nahıb deresinde Kureyş müşriklerinden bazı adamlara rastladılar. Kureyş Eşrafından Ebû Süfyan’la, Safvan bin Ümeyye ve daha başkaları, rastladıkları bu kişiler arasında bulunuyordu. Elçiler, Resûlullâh’ın nerede bulunduğunu onlardan sordular.

Kureyşiler de:

      “-O Medine’dedir!”dediler.

Kureyş müşrikleri, vali Bazan’ın mektubunda yazılı olanı, elçilerden sorub öğrenince çok sevindiler ve birbirlerine:

      “-Sevininiz! Hükümdarlar Hükümdarı olan Kisrâ, onun karşısına dikilince, artık, kolayca hakkından gelebilirsiniz!”dediler.

Elçiler, Tâif’den Medine’ye Resûlullâh’ın yanına geldiler. Medine-ye gelince, Resûlullâh (s.a.v), onların, münasib bir yere kondurulup ağır-lanmalarını Ashaba emr etti. Birkaç gün oturup dinlendikten sonra, haber gönderdi. Onları yanına çağırdı.

Babeveyh’le Hurre Husre gelip Resûlullâh (s.a.v)’in yanına girdiler.

Resûlullâh (s.a.v) onlara:

      “-Oturunuz!” buyurdu.

Dizlerinin üzerine çöktüler. Elçiler, sakallarını dibinden kazıtmışlar, bıyıklarını ise alabildiğine büyütmüşlerdi. Resûlullâh (s.a.v) onları böyle görünce, hoşlanmadı:

      “-Yazıklar olsun size! Bu kılığa girmenizi kim emr etti size?”dedi:

”-Böyle yapmamızı bize Rabbımız Kisrâ emr etti!”dediler.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Fakat, benim Rabbım, bana sakalımı salmamı, bıyığımı ise, kestir-memi emr etti!”buyurdu.

Babeveyh şöyle konuşmaya başladı:

      “-Şahlar Şahı, Hükümdarlar Hükümdarı Kisrâ, vali Bazan’a yazı yazıp seni kendisine getirmek üzre sana adam göndermesini emr etti. Bazan da, yanıma düşüp gitmen için, beni sana yolladı. Eğer, benimle birlikte gelirsen, Yemen valisi, Hükümdarlar Hükümdarına senin lehinde mektup yazar seni bağışlatır. Eğer, benimle gelmekten kaçınırsan, sen de, bilirsin ki, Kisrâ, seni de, senin kavmini de, yok eder, memleketini de yıkar!” dedi. Bazan’ın mektubunu Resûlullâh (s.a.v)’e sundu.

Resûlullâh (s.a.v) Babeveyh’in anlattıklarını dinledi. Mektupta yazıl-anları da öğrendi. Gülümsedi, elçileri İslâmiyete davet etti.

Babeveyh’le Hurre Husre, Resûlullâh (s.a.v)’ın huzurunda duyduk-ları manevi heybetten titriyorlardı. Hem titriyorlar, hem de, cesaretli cesaretli konuşmaktan geri durmuyorlardı.

Resûlullâh (s.a.v)’me:

      “-Eğer, bizimle gelmeyeceksen, vali Bazan’ın mektubuna cevab yaz!”dediler.

Resûlullâh(s.a.v):

      “-Eğer, ben, bu işi, kendiliğimden yapmış olaydım vaz geçerdim. Fakat, beni, şânı yüce olan Allâh peyğamber olarak gönderdi! Siz, bugün yanımdan ayrılıp konutunuza dönünüz. Yarın sabahleyin yanıma geliniz. Ne yapmak istediğimi, o zaman, size haber vereyim!” buyurdu.

Yüce Allâh, Resûlullâh (s.a.v)’e:

“-Kisra’ya oğlu Şireveyh’i musallat kıldı. Şireveyh onu filan ayda filan gecede ve geceninde filan filan saatleri geçince öldürdü! diye vahy gönderdi. Ertesi günü, Resûlullâh (s.a.v), elçileri yanına çağırıp bunu onlara haber verdi.

      “-Sahibiniz Bazan’a tebliğ ediniz ki: benim Rabbım olan Allâh onun rabb’ı olan Kisra’yı, bu gece, geceden yedi saat geçince, gecenin yedinci saatinde öldürmüştür!” buyurdu.

Babeveyh’le arkadaşı üzüntülerinden şaşkına döndüler.

Resûlullâh (s.a.v)’e:

      “-Sen, ne söylediğini biliyor musun?! Üzerine yürüyüp seni cezalan-dırmamız, bizim için, bu söylediğini vali Bazan’a haber vermekten daha kolaydır! Biz, senden işittiğimiz bu sözü, gerçekten ona yazalım ve, Hükümdara haber verelim mi?”dediler.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Evet! Bunu, benden işittiğinizi ona haber veriniz! Hem, ona deyi-niz ki: benim dinim ve hâkimiyetim, Kisra’nın mülk-ü saltanatının ulaş-tığı yerlere kadar ulaşacak, atların ve develerin ayak basacakları en uzak yer-lere kadar uzanacaktır! Yine ona deyiniz ki: eğer, sen, Müslüman olursan, idârem altında bulunan yerleri sana vereceğim. Seni, Ebnâlardan Yemen-’deki Farslılardan olan kavmine Hükümdar yapacağım!” buyurdu.

Resûlullâh (s.a.v), elçilere söyleyeceklerini söyledikten sonra, Hurre Husre’ye altın ve gümüşle işlenmiş bir kemer verdi. Bunu, kendisine, Hükümdarlardan birisi hediye etmişti. Hurre Husre’ye, bu kemerden dolayı, (Zülma’ceze kemerli) derlerdi. Hurre Husre’nin soyundan gelen oğulları ve torunları da bu adla anıldılar.

Babeveyh’le Hurre Husre, Resûlullâh (s.a.v)’ın yanından ayrıldılar. Bir hayli yolculuktan sonra Bazan’ın yanına gediler. Ona Resûlullâh’dan gördüklerini duyduklarını haber verdiler:

Bazan el-Fârisi:

      “-Vallâhi, bu, Hükümdar sözü değildir. Ben, öyle sanıyorum ki: bu zat, dediği gibi Peyğamberdir! Kisrâ hakkında söylemiş olduğu sözün neticesini bekleyelim. Eğer, kendisi bu husustaki sözünde doğru çıkacak olursa, O, gerçekten Allâh tarafından insanlara gönderilmiş olan bir Peyğamberdir. Eğer, O’nun söylediği doğru çıkmazsa, o zaman hakkında gereğini düşünürüz!”dedi.

Bazan:

      “-Siz onu nasıl buldunuz?”diye sordu:

      “-Biz, O’ndan daha heybetli, O’nun kadar hiçbir şeyden korkmayan, muhafızları bulunmayan, O’ndan daha alçak gönüllü, halk arasında yaya yürüyen bir Hükümdar görmedik! Ashabı, O’nun yanında seslerini yük-seltmiyor, kısıyorlar!”dediler.

Babeveyh de:

      “-Ben, O’ndan daha heybetli, daha ulu bir adamla konuşmamışım- dır!” dedi.

Bazan:

      “-O’nun yanında korumaları var mıdır?”diye sordu.

Babeveyh:

“-Yoktur!“ dedi.

Kisrâ Perviz’in Pişmanlığı:

Kisra, Resûlullâh’ın mektubunu alınca hiddetlenmiş aleyhinde agzına geleni söyledikten, ve en şiddetli emirleri verdikten sonra, kendi kendine düşünmüş, ve belki de evvelce gözüne görünüp kendisini imana zorlamış bulunan, ruhani varlığı veya daha önce görmüş olduğu rüyayı hatırlamış olmalı ki, korkmaya başlamış, ve Resûlullâh (s.a.v)’e hediye göndermeye karar verdi.

Kisranın rüyaları:

Kisrâ Perviz, daha Resûlullâh (s.a.v)’in Mekke’den çıktığında, ve Medine’ye hicretinden haberi yokken rüyasında yerden göğe bir merdiven kurulduğunu, ve halkın onun çevresinde toplandıklarını, başında sarık ve üzerinde, ihram bulunan bir zatın, merdiven üzerindeki bir yere çıkıp oturduğunu,

      “-Farslılar! Fars erkek ve kadınları! Farslıların hazineleri nerededir?” diye seslenildiğini geldikleri ve getirildikleri zaman hepsinin bir çuvala doldurularak o zata teslim edildiğini görür.

Abdullah bin Huzafe, Resûlullâh (s.a.v)’in mektubunu getirinceye kadar, Kisra bu rüyasından korkar tasalanır dururdu. Üç yıl önce de saray odalarından birisinde öğle sıcağında uyuduğu ve yanına hiç kimsenin girmediği bir sırada, elinde asa ile biri gelip, Kisra’nın baş ucuna dikilir.

Ona:

      “-Ey Kisra! Müslüman olur musun? Yoksa şu asayı kırayım mı?” Diye sorar.

Kisra:

      “-Biraz mühlet ver! Biraz mühlet ver! Kırma!”der. Adam dönüp gider. Kisra kapıcılarını ve muhafızlarını çağırır. Onlara:

      “-Şu, giden adamı yanıma, kim, soktu? Kim izin verdi?”diyerek çıkışır. Kapıcılar muhafızlar:

      “-Biz, senin yanına, hiç kimsenin girdiğini görmedik” derler.

Kisra:

      “-Yalan söylüyorsunuz!”der onlara kızar. Yıl başı girince, o, adam yine aynı saatte elinde asa ile gelip, Kisrâ’nın yanına girer. Evvelce söylediği gibi:

      “-Ey Kisrâ! Müslüman olur musun? Yoksa, şu asayı kırayım-mı?”diye sorar.

Kisra:

“-Biraz mühlet ver! Biraz mühlet ver! Kırma!“der. Adam da yine dönüp gider. Kisra kapıcılarını ve muhafızlarını çağırır. Onlara kızar ve:

“-Şu, giden adamı yanıma kim soktu? diye sorar.

Onlar da:

      “-Biz, senin yanına hiç kimsenin girdiğini görmedik!”derler.

Üçüncü yıl olunca aynı adam elinde asasıyla aynı saatte tekrar gelir. Kisra’ya:

      “-Ey Kisra! Müslüman olur musun? yoksa şu asayı kırayım mı?”diye sorar.

Kisra:

      “-Biraz mühlet ver! Biraz mühlet ver! Kırma! Kırma!”der.

Fakat, adam âsayı kırar. dönüp gider.!

Kisra Resûlullâh (s.a.v)’e hediye olarak bir katır gönderdiği gibi yazdığı bir mektubuda iki beyaz ipek kumaş arasına bir miktar miskle birlikte koyup bir elçi ile göndermişti. Elçi Medine’ye gelerek Resûlullâh (s.a.v)’e mektubu ipek bohça ile sundu. Resûlullâh (s.a.v) bohçayı açınca, miskten bir avuç alıp kokladı ve ashabınada koklattı.

      “-Şu ipeğin bize gereği yoktur. Çünkü bu bizim giyimliklerimizden değildir!” buyurdu.

Resûlullâh (s.a.v) Kisra’nın mektubuna şöyle cevab verdi.

      “-Ya getirdiğim şeye (İslâmiyete) girersiniz! Ya da, kendim yanım-dakilerle birlikte, sana gelirim. Allâh emr edince bunu hemen yapacağım. Mektubuna gelince, ben, onu, senden daha iyi biliyorumdur. İçinde şöyle şöyle diyorsun!”buyurdu.

Kisra’nın mektubunu ne açtı ne de okuttu. Rivayete göre geri çevril-miş olan mektubu kendisine sunulacağı sırada Kisra meşin bir döşek üzerine boylu boyunca itilmiş gözleri kapanmış bulunuyordu. (ölmüştü).

Aradan çok zaman geçmeden Yemen valisi Bazan’a Kisra’nın oğlu Şireveyh’in bir mektubu geldi. Mektupta şöyle deniliyordu:

      “-Bundan sonra derimki: Ben kisrayı öldürdüm! Ben, onu ancak fars eşrafından birçok kimseleri öldürmeyi onları hudud boylarında toplayıp tutuklamayı mübah saymasına kızdığım için öldürdüm! Bu mektubum sana gelince, halkın benim için bey’atını al! Kisranın sana yazı yazmış olduğu zat hakkında da buyruğum gelinceye kadar bekle onun üzerine pek düşme!”

Şireveyh babası Kisra’yı hicretin 7. yılı cümade’l-Ula ayından üç gece geçince Salı gecesinde ve geceden de altı saat geçtikten sonra yedinci saatte öldürmüştü. Şireveyh’ın mektubu okunup sona erince

Bazan:

      “-Bu zat Muhammed Âleyhisselâm! Muhakkak Allâh tarafından insanlara gönderilmiş bir peyğamberdir!”diyerek Müslüman oldu.

Aslen Farslı olup, Yemen’de oturan Ebnalar da kendisi ile birlikte Müslüman oldular. Bazan, kendisinin ve yanındakilerin Müslüman olduk-ları hakkında Resûlullâh (s.a.v)’e haber gönderdi. Resûlullâh (s.a.v), Yemen’in idaresini ona vermiş, sağ oldukça da kendisini bu görevden almamıştı.

Bazan el-Fârisi hasta iken süvarileri Bazan’ın başında toplandılar.

      “-Sen birisini başımıza Hükümdar tayin et!”dediler.

Bazan el-Fârisi:

“-Sizin için gelmiş bir hükümdar her işin önünü sonunu gören göze-ten bir hükümdar vardır. Şu zata uyunuz! O’nun dinine giriniz Müslüman olunuz! “dedi.

Bazan öldükten sonra, Ebna’ların reisleri Resûlullâh (s.a.v)’e bir heyet göndererek, Müslüman olduklarını bildirdiler. 1

Yemen valisi Bazan el-Fârisi hicretin 10. yılında vefat etti. Bazan, Habeş Necaşi’si gibi iman etti. Fakat, Resûlullâh (s.a.v) ile görüşmesi nasib olmadı. Buhususta onun Sahabe mi, yoksa Tabii mi olduğu tartışma konusu olmaması için, onun Muhadramun dan olduğu kesindir deriz.

Bazı rivayetlerde, Bazan’ın Müslüman olduğunu bildirmek üzere Vebr bin Yuhannis ile Feyrûz ed-Deylemi’yi Resûlullâh’a gönderdiği ve konağının bahçesinde, San’a’daki Müslümanların ibadet ve öğretimleri için, bu gün Câmi-i kebir olarak bilinen Mescidi yaptırdığı zikredilmek-tedir. Bazan’ın vefatı üzerine, Resûlullâh, onun yerine oğlu Şehr’i vali tayin etti. Ancak yerli halkın Ebna’ya tepkisi şeklinde başlatılan Yemen-’deki irtidad hareketi sırasında yalancı peyğamber Esved el-Ansi, Yemen valisi Şehr bin Bazan’ı öldürdü.

Şübhesizki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.


1- M.Âsım Köksal islam Tarihi-14-66-73