Avf Bin Hâris

Avf bin Hâris (r.a), Takriben Miladi 589.yılda, Medine’de doğdu. Hicri ikinci yılın Ramazan ayı, Miladi 17 Mart 624 de Bedir savaşında 35 yaşlarında şehid oldu. Babası Hâris bin Rifaa’dır. Annesi İslâm tarihinde meşhur Afra Hatun’dur

Avf Bin Hâris

Avf Bin Hâris
عَــوْفُ بْــنُ اْلــحَــا رِث


 Baba Adı    :    Hâris bin Rifaa
 Anne Adı    :    Âfra bint-i Abid, bin Sâlebe, bin Ubeyd, bin Sâlebe, bin Ğanm, bin Mâlik, bin el-Neccar oğullarından dır
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Takriben Miladi 589.yıl, Medine’de doğdu.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 2. yıl Ramazan ayı, Miladi 17 Mart 624 de Bedir de 35 yaşlarında şehid oldu.
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok.
 Eşleri    :    Bilgi yok.
 Oğulları    :    Bilgi yok.
 Kızları    :    Bilgi yok.
 Gavzeler    :    Bedir.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Birinci ve ikinci Akabe biatların da bulun-muş Ensâr’gençlerinden dir.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    Bilgi yok.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Avf bin Hâris bin Rifaa bin Hâris bin Sevad bin Mâlik bin Ğanm bin Mâlik bin Neccar el-Ensariy el-Hazreciy el-Neccariy’dir.
 Lakap ve Künyesi    :    Afra Hatun’un oğullarındandır.
 Kimlerle Akraba idi    :    Muâz ve Muâvviz bin Haris’in kardeşleridir.


Avf Bin Hâris Hayatı

Avf bin Hâris (r.a), Takriben Miladi 589.yılda, Medine’de doğdu. Hicri ikinci yılın Ramazan ayı, Miladi 17 Mart 624 de Bedir savaşında 35 yaşlarında şehid oldu. Babası Hâris bin Rifaa’dır. Annesi İslâm tarihinde meşhur Afra Hatun’dur Âfra bint-i Abid bin Sâlebe bin Ubeyd bin Sâlebe bin Ğanm bin Mâlik bin el-Neccar oğullarından’dır. Kabile neseb ve soyu: Avf bin Hâris bin Rifaa bin Hâris bin Sevad bin Mâlik bin Ğanm bin Mâlik bin Neccar el-Ensari, el-Hazreci, el-Neccari’dir. Birinci ve ikinci Akabe biatların da bulunmuş Ensâr’ın gençlerinden dir. Afra Hatun’un oğulları Muâz ve Muâvviz bin Hâris’in kardeşleridir

Akabe’de Resûlullâh (s.a.v)’in davetine beş arkadaşıyla birlikte ilk icabet eden Ensar’dandır. Kendilerine Resûlullâh (s.a.v) tarafından yapılan teklifi hemen kabul etmiş tasdik etmiş, ardından Resûlullâh (s.a.v)’den izin isteyip, Medine’ye dönüp kavim ve, kabilesine tebliğ ve teklif işinde bir hayli emek vermiştir. Onların bu samimi ğayretleri sayesinde Ensâr evleri-nin içinden Allâh ve Resûlü’nün adının anılmadığı ev kalmamıştı. Yani İslâm dinini gündeme taşımışlardı.

Başka bir rivayette şöyledir:

Yüce Allâh, Dinini açıklamayı ve Peyğamberini, ğâlib getirmek, ve O’na olan vâd’ini yerine getirmeyi dilediği zaman, Resûlullâh (s.a.v); her Hacc mevsiminde yaptığı gibi, Kendisini ve Risâlet görevini, Arab kabi-lelerine arz ve takdim eder durudu. Nübüvvet’in onbirinci yılında, Hacc Mevsiminde, Akabe’de bulunduğu sırada idi ki, yüce Allâh’ın, kendile-rine hayır murat ettiği Medine’li Hazrec kabilesinden altı kişilik ufak bir toplulukla buluşmuştu. Daha doğrusu, İslâmiyetle şereflendirmek istediği Ensâr’dan, başlarını kazıtıb ihram’dan çıkmış bulunan bazı kişilere, Resûlullâh’ı sevk etmişti ki, onlar:

1-Es’ad İbn-i Zürâre 2-Avf bin Hâris 3-Râfi’ bin Mâlik 4-Kutbe bin Âmr, bin Hadide 5-Ukbe bin Amr bin Nâbi’ 6-Câbir bin Abdullâh bin Riab.

Resûlullâh (s.a.v) onlara:

      “-Siz kimlersiniz diye?” sordu.

Onlar:

      “-Bizler Hazrec Kabilesinden bazı kişileriz!”dediler.

Resûlullâh (s.a.v), onlara sordu:

      “-Siz Yahudilerin dost ve müttefikleri olan Hazrecilerden misiniz?”

Onlar:

      “-Evet!”dediler.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Oturmaz mısınız? Sizinle biraz konuşayım?”diye sordu:

Onlar:

      “-Olur!”dediler.

Resûlullâh (s.a.v), ile birlikte oturdular. Resûlullâh (s.a.v), onları, yüce Allâh’a, imân’a, dâvet ve kendilerine İslâmiyeti, arz ve teklif etti. Kûr’ân-ı Kerim okudu:

“-Bir zamanlar İbrahim, şöyle demişti:

“-Ey Rabbim! Bu beldeyi güvenli kıl, beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut! Rabbim! Çünkü onlar, insanlardan birçoğunu şaşırttılar. Bundan böyle kim benim izimden gelirse, o bendendir. Kim de bana isyan edip karşı, şübhesiz Sen, çok bağışlayan, çok acıyansın! Ey Rabbimiz! Ben, soyumdan bazısını Senin kutsal evinin yanındaki ekin bitmez bir vadiye yerleştirdim.

Ey Rabbimiz! (bunu) Namazı kılsınlar (diye yaptım). Bundan böyle insanların gönüllerini onlara meylettir, onları çeşitli ürünlerle rızıklandır. Belki şükrederler! Bana, ihtiyarlığımda İsmail ve İshak’ı ihsan eden Allâh’a hamdolsun! Şübhesiz benim Rabbim, duayı işitendir. Ey Rabbim! Beni ve soyumu, namaz kılanlardan eyle! Ey Rabbimiz! Duamı kabul eyle! Ey Rabbimiz! Beni, anne babamı ve bütün mü’minleri hesabın gerçekleştiği gün bağışla!”

Sakın Allâh’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma. O, sadece onların hesabını, gözlerin belereceği güne ertelemektedir. Başlarını dikerek koşarlar, bakışları kendilerine yüreklerinin içi bomboş hava kesilmiştir. İnsanlara azabın kendilerine geleceği günü hatırlat. O gün zalimler şöyle diyeceklerdir:

      “-Ey Rabbimiz! Bize, az bir süre mühlet ver de, dâvetine icabet edelim, Peyğamberlere uyalım!”

Halbuki, siz daha önce (dünyada), sizin için bir son olmadığına yemin etmemiş miydiniz? Kendilerine zülmedenlerin yurtlarında yaşamıştınız, onlara nasıl yaptığımız sizce anlaşılmıştı, size (bunu) örnek olaylarla da anlatmıştık. Muhakkak onlar, hilelerini yaptılar, Allâh katında da onlar (için hazırlanmış) hileler vardır. İsterse onların hileleri, dağları yerinden oynatacak olsun.

Allâh’ın Peyğamberlerine vermiş olduğu sözünden cayacağını sanma. Şübhesiz Allâh, çok güçlüdür, intikam sahibidir. O gün yeryüzü, başka bir yeryüzüne dönüştürülür. Gökler de başka göklere döüştürülür. Hepsi, tek ve eğemen olan Allâh’ın huzuruna çıkarlar. O ğün günahkârların, zincirlere vurulduklarını görürsün.

Onların gömlekleri, katrandandır. Yüzlerini de ateş kaplamak-tadır. Çünkü Allâh, her kişiyi kendi yaptığıyla cezalandıracaktır. Şübhesiz Allâh, hesabı çabuk görendir. Bu Kûr’ân, hem kendisiyle uyarılsınlar, hem Onun sadece tek bir ilah olduğunu bilsinler, hem aklı ve vicdanı temiz olanlar öğüt alsınlar diye insanlara tebliğ edilmiştir. 1

Yüce Allâh, Medinelilere, İslâmiyet Dini ile yapacağı ihsanı, yaptı. Yahûdiler; öteden beri, Evs ve Hazrec diye anılan iki kardeş kabilenin yurdu olan Medine’de birlikte otururlardı. Yahûdiler, Kitab ve ilim sâhibi idiler. Ev sâhibi Evs ve Hazreciler ise putperest idiler. Bunlar, kendi yurd-larında, Yahûdilerle, zaman zaman, çarpışır dururlardı.

Aralarında bir şey çıktıkça, Yahûdiler, bunlara:

      “-Bir Peyğamber, gönderilmek üzeredir. O’nun, geleceği zamanın gölgesi, düştü. O Peyğamber, gelince, biz, ona, tâbi’ olacağız. O’nunla, birlik olup Ad ve İrem kavminin öldürüldükleri gibi, biz de, sizi, öldüre-ceğiz!”derlerdi.

Resûlullâh (s.a.v), bu Medineli Hazrecilerle konuşub kendilerini, Allâh’a imâna dâvet edince, birbirlerine:

      “-Ey kavmimiz! Biliniz ki, vallâhi, Bu; Yahûdilerin, Kendisiyle, sizi korkuttuğu Peyğamber olsa gerek. Sakın, Yahûdiler, Ona inanmak ve tâbi olmakta sizi geçmesinler!”dediler.

Resûlullâh (s.a.v)’ın, kendilerini dâvet ettiği şeye icâbet ve İslâmi-yetten kendilerine teklif edilen şeyleri, hemen kabul ve tasdik ettiler, ve:

      “-Biz; kavmımızı, hem birbirlerine karşı, hem de, kavmımızdan olmayan bir kavme (Yahûdilere) karşı, aralarında düşmanlık ve kötülük olduğu halde, gerimizde bırakmış bulunuyoruz. Umulur ki; Allâh, onları da Senin sâyende bir araya toplar. Biz hemen yanlarına varıp onları da, Senin işine, İslâmiyete dâvet edecek, bizim, bu din’den kabul ettiğimiz şeyleri, onlara da, arz ve teklif edeceğiz. Eğer Allâh, onları, bu din üzerinde birleş-tirirse, Senden daha aziz ve daha şerefli hiç bir kimse olamaz!”dediler.

Resûlullâh (s.a.v), onlara:

      “-Siz; Rabb’ımın Elçilik vazifesini, halka, tebliğ edinceye, yerine getirinceye kadar, beni, koruyacak, bana, yardımcı olacak mısınız?”diye sordu, ve kendileriyle birlikte Medine’ye gitmek istedi.

Onlar:

“- Sen de, iyi biliyorsun ki; Evs ve Hazrec kabileleri arasında kanlar dökülmüştür. Allâh’ın, onları, senin İslâmiyet işinle, doğru yola çıkaraca-ğını, son derece arzu ediyoruz. Yâ Resûlallâh! Biz, Allâh ve Resülü için, son derece ğayret göstereceğiz. Fakat, biz, bu gün, birbirlerine karşı kızğın birbirlerinden uzaklaşmış önceki yıl Buas Savaşları’nda birbirimiz ile çarpışmış bulunuyoruz. Biz, bu durumda iken, eğer, Sen, bu gün, yanı-mıza gelirsen, bizim için, Senin üzerinde toplanma ve birleşme hâsıl olmaz. Biz, Sana, görüşümüzü sunuyoruz. Sen, Allâh adına biraz bekle!

Bu yıl, bizi, serbest bırak. Biz, kavm ve kabilemizin yanına dönelim. Onlara, Senin bu işini, haber verelim. Kendilerini, Allâh’a ve Allâh’ın Resülüne, Senin dâvet ettiğin şeylere dâvet edelim. Belki, Allâh, aramızı, düzeltir, işimizi birleştirir. Allâh’ın, bizleri, Senin sâyende birleştirmesi, umulur. Eğer, onlar, Senin üzerinde, söz birliği eder ve Sana, tâbi’ olurlarsa Senden daha aziz bir kimse olamaz. Biz, Sana, gelecek yıl Hacc Mevsiminde gelmeye söz veriyoruz!”dediler. Resûlullâh, bunu kabul etti. 2

Evs, ve, Hazrec Kimler dir:

Evs ile Hazrec, aslında iki kardeştirler. Bunlar, Hârise bin Sâ’lebe’ nin iki oğullarıdır. Ana yurdları Yemen olub Seylü’l-Arim’den sonra, Tihâme’ye oradan’da kuzeye göç ettiler. Sâ’lebe bin Amr, Müzeyk’ıya, ve oğulları’da Medine’ye gittiler. Burada epey uzun bir müddet Medine Yahûdilerine tâbi’ olarak yaşadılar. Onların ekonomik ve siyasi baskılarına maruz kaldılar.

Rivâyete göre; Daha sonra, Ğassaniler’in destek ve yardımlarıyla Yahûdilere karşı bağımsızlıklarını kazandılar. Evs’ın soyu; oğlu Mâlik-den, Amr, Avf, İmrülkays, Cüşem, ve Mürre, adlı beş çoçuğundan çeşitli kollara ayrılarak çoğalmıştır. Daha önce Medine dışında yaşayan Evs ve Hazrec kabileleri, Yahûdilere karşı bağımsızlıklarını kazandıktan sonra şehrin içine yerleşmişler, fakat bu yenilgiyi hazmedemeyen Yahûdiler, bu iki kardeş kabile arasında ki ezeli rekabeti tahrik ederek onları yıllarca birbirleriyle savaştırmışlardır.

Bûas Savaşları Neydi:

İslâmiyet’ten önce, Medineli Evs, ve Hazrec kabileleri arasında, 120 yıl kadar süren kanlı savaşların sonuncusunun vuku’ bulduğu, Buas mevkii, Medineye birkaç kilometre uzaklıkta bulunan ve Beni Kurayza Yahudilerinin toprakları üzerinde bulunmakta idi. Hicretten beş veya altı yıl önce cereyan eden ve, “Yevmü Bûas” diye bilinen bu savaş, Evs Kabilesinden bir kişinin, Hazrec Kabilesine sığınan bir yabancıyı öldür-mesi, veya faili meçhul bir şekilde öldürülmesi üzerine başlamıştır. Evs Kabilesinin başında, Hudayr el-Ketâib, Hazrecliler’in başında ise, Amr bin Nû’mân, el-Beyazi bulunuyordu.

Her iki kabilenin ileri gelenlerinden bir çok kimselerin hayatını kaybettiği bu savaş, Hazrec lideri Amr’ın bir okla öldürülmesi üzerine Evsliler’in zaferiyle sonuçlandı. Bundan sonra Bûas Savaşı’nın hatırasına birçok şiirler söylendi.

Medine civarındaki Yahûdiler savaşta kaybettikleri prestij’lerini ve siyasi saltanatlarını, ekonomik randlarını yeniden elde etmek için, aslında kardeş olan bu iki büyük kabileyi durmadan birbirleriyle savaştırırlardı. İki tarafa’da gizlice el altından silah hibe eder, tesirli şiirlerle tahrik ederek önce birbirleriyle savaştırırlar, daha sonra da, barış gücü olarak iki tarafın aralarına girer, onları barıştırırlardı. Ve, sonunda Savaş’ın verdiği zarar ve ziyanlarını, yardım adı altında iki tarafa da gizlice faizli borç vererek, kendi ekonomilerini ayakta tutarlardı.

Ayrıca; O, gün Medya kadar etkili ve tesirli olan şairlerinin şiirleri ile ilk önce ırkçılık damarlarını tâhrik eder. Sonra, el altından silah hibe eder, Sonra onları birbiriyle savaştırır. Sonra, barıştırır. Sonra, yardım ve borç adı altında faizli kredi verir, sömürür. Daha sonra; bu iki kabilenin, bu savaş da ölenleri için anma günleri tertibletir, şairlerin şiirleriyle gelecek yıl için, esâlet, soy sop ve ırkçılık ile medh ederek, onların menfi ve menhus duyğularını yine kabartıp, yeniden savaş için şartlandırır, Bûas Vadisin’de buluşturup savaştırırlardı.

Bûas savaşları ekseriyetle, Haziran ayının başlarında, mahsul zamanı bir günlüğüne, güneş doğup batıncaya kadar sürerdi. Bu arada iki taraftan gençler ve yiğitler, bir şekilde ya ölür, ya yaralanıp sakatlanır. İş göremez hale gelirlerdi. Dolayısiyle, Yahûdiler bir şekilde bir yıl boyunca emniyet içinde olurlardı. Yine o yıl boyuncada ölenler anılır, yaralılar medh edilir. Ve yine ertesi yıl için hazırlıklar yapılırdı. Tâhrik, silâh ve savaş, barış, sulh ve faizli yardım, Yahûdilerden di.

Resûlullâh (s.a.v)’ın adı ve yüce davası, her tarafta iyice duyulunca, Yahûdiler, eski uyğulamalarını artık devam ettiremiyeceklerini anlayınca yüreklerine şiddetli bir korku düştü. Hemen ikinci bir plan hazırladılar:

Bu plâna göre; Medine devletinin başına meşhur münafık, Abdullah bin Übey İbn-i Selül getirilecekti; Abdullah bin Übey, Hazrec kabilesinin ileri gelen, hatırı çok sayılan zenginlerinden, güç ve servetiyle meşhurdu. Eskiden beri, Evs ile Hazrec kabilesi arasında, Yahûdilerin kışkırtmaları sonucunda meydana gelen Bûas Savaşları’ndan sonra, Yine, Yahûdilerin verdiği taktikle iki tarafı barışmaya ikna etmişti.

Bu, iki büyük kabilenin liderleri, hicretten önce, kendi aralarında anlaşıp Abdullah bin Übey bin Selül’ü kendilerine kral yapmak istediler. Bu sebeple ona bir de tâc giydirme hazırlığı bile yaptılar. Aslında, bu plânı Yahudiler, gizli hazırlayıp, açıktan destekliyorlardı. Zira İbn-i Selül gibi bir münafık tam onların istediği gibi bir devlet adamı olabilir di. Onların istek ve emirlerini rahatlıkla yerine getirebilirdi.

Abdullah bin Übey bin Selül, Hükümdar olduktan sonra Yahûdilerin istediği, rejimi kuracak, Bu iki kardeş aileden bu sistem ve rejime baş kaldıran olursa, rejimi koruma ve kollama adına, kendi askeri ve polisi ile önce tutuklayacak, sonra da yapacağı yarğı ile yarğılayacaktı. Bundan sonra ise, Yahudiler için işler daha kolay ve daha meşru olarak çıkarlarını devam ettirebileceklerdi.

Tam, bu sırada bu altı genç, Mekke’ye gelerek, içinde bulundukları durumu Resûlullâh’a aktarıb çare sordular.

Resûlullâh (s.a.v)’in cevabı ise netti.

      “-İslâm olun kurtulun!”Âyet ne güzel der.

      “-Siz bir ateş çukurunun kenarında idinizde Allah hidayetiyle sizleri kurtardı!”

Yahudiler sürekli olarak onlara şunu söyleyerek onları korkutub üstünlük sağlamaya çalışırlardı.

      “-Bir peyğamber gelecek biz ona tabi olacağız. O, bizden olacak. Ve sizi, Ad ve İrem kavminin öldürüldüğü gibi öldüreceğiz. O peyğamberin gölgesi düşmüştür gelmesi yakındır!”derlerdi.

Yahudilerin bu tehdid vari sözleri onların aklına gelince birbirlerine şöyle dediler:

      “-Ey kavmimiz! Vallâhi, bu, Yahudilerin bizi korkuttuğu peyğamber olsa gerek! Sakın, Yahudiler ona tabi olmakta sizi geçmesinler. Hemen icabet edelim. Zira biz gerimizde kavmimizi Evs, ve Yahudilerle düşman olarak bırakmış bulunuyoruz. Biz hemen Medine’ye dönecek senin bize öğrettiklerini kavmimize öğretmeye çaba sarf edeceğiz. Eğer, Allâh onları bu din üzerinde birleştirirse Senden daha Aziz ve Şerefli kimse olamaz Yâ Resûlallâh!”dediler.

Avf bin Hâris (r.a) birinci ve ikinci Akabe biatların da bulunmuş Medineli Ensâr gençlerinden dir. Akabe’de Resûlullâh (s.a.v)’in davetine beş arkadaşıyla birlikte ilk icabet eden Ensar’dandır. 3

Bedir Savaşı:

Bedir Savaşı başlamadan, müşriklerden Rebia’nın iki oğlu Utbe ve Şeybe ve Utbe’nin oğlu Velid, Müslümanlardan kendileriyle çarpışacak adam istediler. Ensâr’ın gençlerinden Muâz, Muavviz ve Avf bin Hâris kardeşler hemen meydana çıktılar. Resûlullâh, Müslümanlarla müşrikler arasındaki bu ilk çarpışmada, Ensâr’ın, müşriklerle karşılasmasından hoş-lanmadı. Müşrikler onlara:

      “-Siz, kimlersiniz?”diye sordular.

      “-Ensâr kabilesindeniz!”dediler.

Müşrikler:

      “-Bizim, sizinle hiç işimiz yok! Biz, bu adamları istemiyoruz! Biz, Abdulmuttalib oğullarından amcalarımızın oğulları ile çarpışacağız! Ey Muhammed! Sen, bizim karşımıza kavmımızdan, bizim denğimiz olanları çıkar!”dediler.

Bunun üzerine, Resûlullâh, saflarına dönmelerini Ensâr gençlerine emr ve kendilerine dua etti. Avf bin Hâris (r.a) şöyle bir soru sordu:

      “-Yâ Resûlallâh! Kulun Rabbini hoşnud eden ameli nedir?”

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Bilekleri yoruluncaya kadar düşmana kılıcını daldırmaktır!”buyurdu

Avf bin Hâris, bunu duyunca üzerindeki zırhı çıkarıp attı. Kılıcını eline alarak şehid düşünceye kadar çarpıştı. Onu Ebû Cehl şehid etti. 4

Abdurrahman bin Avf (r.a) anlatıyor:

Bedir günü, ben, harb safında durup sağıma soluma baktığım zaman Ensâr’ın gençlerinden iki delikanlı gözüme ilişti. Bunlardan harbe en elverişli olanı ile, bulunmayı istedim. Onlardan biri beni gözünün ucuyla şöyle bir süzdü de:

      “-Ey amca! Sen, Ebû Cehl’i tanır mısın?”dedi. Bende:

      “-Evet tanırım! Dedim, ve ey kardeşimin oğlu! Sen, Ebû Cehl’i ne yapacaksın?”diye sordum. O da:

      “-Bana haber verildi ki, o, Resûlullâh (s.a.v)’e sövermiş. Varlığım kudret elinde olan Allâh’a kasem ederim ki, eğer onu, bir görecek olursam ikimizden eceli en yakın olan birisi ölmedikçe şahsım onun şahsından ayrılmayacaktır!”dedi.

Gencin bu sözüne doğrusu çok hayret ettim. O biri de (Muâvviz bin Hâris) beni göz ucuyla süzerek bana ötekinin söylediği gibi söyledi. Bu sırada gözlerim hiçbir tarafa takılmadan müşriklerin içinde ileri geri dönüp duran Ebû Cehl’e ilişince:

      “-İşte! Bana sormuş olduğunuz, Ebû Cehl!”dedim.

Onlarda hemen kılıçlarına sarıldılar. Ona doğru gittiler. Ebû Cehl uzun kuyruklu bir at üzerindeydi. Ebû Cehl vurub Muâvviz bin Hâris’i şehid etti. Daha önce (İbn-i Sad’a) göre Muâvviz bin Hâris ile Avf bin Hâris, Ebû Cehl’e vurdular. Fakat onu öldüremediler. Bunun üzerine Ebû Cehl, ve oğlu İkrime onların üzerine yürüdü ve her ikisini de şehid ettiler. O gençler, o zaman 35 yaşlarındaydılar.

Bedir Savaşı’nın sonlarında Resûlullâh (s.a.v), Ebû Cehl’in ölüm haberini alınca, Allâh’a hamd-ü senâ etti:

      “-Hamd olsun, O, Allâh’a ki, kuluna yardım etti, dinini üstün kıldı. Allâh’ım! Bana olan vâ’dini yerine getirdin. Hakkımdaki nimetini de, tamamla!”dedi.

Sonra, Afra Hatun’un oğullarının Ebû Cehl ile çarpışırken şehid düştükleri yerde durdu.

      “-Allâh, Afra’nın oğullarına rahmet etsin ki, onlar, bu ümmetin Firavun’u ve küfür ulularının başı olan Ebû Cehl’in öldürülmesine ortak oldular!”buyurdu. 5

Avf bin Hâris’in Hz.Ali (r.a), devrine kadar yaşadığını söyleyen Belâzüri’nin rivayeti sıhhatli değildir. Hz.Ali devrinde vefat eden Avf’ın kardeşi Muâz bin Hâris’tir.

Ebû Ömer der ki:

      “-Kimileri ona, “Avz” dediler. Avf ise daha doğrudur!”

İbn-i İshak da onu, Bedir Savaşı’na katılan Muâz, Muâvviz ve Avf isimleri arasında saydı. Bu kimseler, Beni Hâris, bin Rifâa, bin Hâris, bin Sevâd’dan, Beni Neccâr’dan olan kimselerdir ki, hepsi Bedir Savaşı’nda bulunmuşlardır. 6

Avf bin Hâris (r.a)’ın kabri, Bedir şehidliğinde kendisi gibi Bedir’de şehid olan on dört şehid ile birlikte Bedir şehidliğindedir.

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.


1- İbrahim-35-52 
2- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-5-140-145 
3- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-5-144-145-Özet 
4- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-9-140 
5- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-9-150-153 
6- el-İsabe İbn-I Hacer el-Askalani-3-571-No-6096