Amr Bin Ma’dikerib

Amr Bin Ma’dikerib

Amr Bin Ma’dikerib
عَــمْـرُو بْــنُ مَـعْــدِيـكَـرٍ ِب


 Baba Adı    :    Ma’dikerib.
 Anne Adı    :    Bilgi yok.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Bilgi yok.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 21. Miladi 642 yılında 100 küsür yaş-larında Nihavend Savaş’ında yaralanıp şehid oldu kabri Kirmanşah’dadır.
 Fiziki Yapısı    :    Oldukça baba yiğit ve Cesur du.
 Eşleri    :    Bilgi yok.
 Oğulları    :    Bilgi yok.
 Kızları    :    Bilgi yok.
 Gavzeler    :    Suriye ve Irak’ın fetihlerinde savaştı.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Bilgi yok.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    Bilgi yok.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Amr bin Ma’dikerib bin Abdullah bin Amir bin Husam bin Amr bin Zebeyd’il-Asğar onun ismi Münebbih bin Rebia bin Seleme bin Mazin bin Rebia bin Münebbih bin Zübeydu’l- Ekber bin Hâris bin Sa’b bin Sa’d’ul Aşire bin Mezhic el-Zübeydiyyil Mezhici dir.
 Lakap ve Künyesi    :    Ebâ Sevr
 Kimlerle Akraba idi    :    Bilgi yok.

 

Amr Bin Ma’dikerib Hayatı

Yemen’deki Mezhic kabilesinin Zübeyd koluna mensubtur. Cahiliye devrinde doğdu. Kabilesinin reisi idi. İslâm öncesi hayatı hakkında fazla bilgi bulunmamaktadır. Şecaâti ile olduğu kadar şairliği ile de meşhur olan Amr bin Ma’dikerib, cahilliye devrinde başından çeşitli olaylar geçmiş bir kimse idi. Hicretin 9. Miladi 630-631 yıllarında kabilesi Beni Zübeydiler ile Medine’ye gelerek, Sa’d bin Ubade’ye misafir oldu. Sa’d bin Ubade ona çok iyi baktı. Rahatını temin etti. Ve sonra Resûlullâh (s.a.v)’ın huzurlarına götürerek İslâm oldu.

Beni Zübeydilerin Soyu:

Kâhtan‘ın soyundan gelen Beni Zübeyd’lerin Ata soyları şöyledir: Beni Zübeyd (Münebbih) bin Sa’b, bin Sad’ül Aşire, bin Malik (Mezhic), bin Üded, bin Zeyd, bin Yeşcüb, bin Arib, bin Zeyd, bin Kehlan, bin Sebe, Zübeyd bin Sab’ın :

1-Rebia bin Zübeyd

2-Hâris bin Zübeyd adında iki oğlu vardı.

Rebia bin Zübeyd’in de :

1-Mazin

2-Hâris veya Kutay’a adında iki oğlu vardı. Bunların her ikisinden de kabileler türemiştir.

Amr bin Ma’dikerib ve Mahmiyye bin Cez:

Amr bin Ma’dikerib bin Abdullah bin Amr bin Usm bin Amr bin Zübeydü’l-Asğar (Münebbih) bin Rebia bin Seleme bin Mazin bin Rebia bin Zübeyd bin Sab bu kabilelere mensub bulunduğu gibi:

Beni Cümah’ların Müttefiki olan Mahmiye bin Cez bin Abdi bin Yağus bin Uveyc bin Amr bin Zübeydü’l-Asğar bin Rebia bin Zübeyd de onlardan idi. Resûlullâh (s.a.v), Mahmiye’yi Bedir ğanimetinin beşte bir hissesini muhafazaya memur etmişti.

Beni Zübeyd temsilcileri, Amr bin Ma’dikerib’in maiyetinde on kişi oldukları halde Hicri 10. yılda Medine’ye geldiler. Amr bin Ma’dikerib Medine’ye gelmeden önce Resûlullâh (s.a.v)’in İslâmiyet’i yayma işi ken-dilerine gelib eriştiği zaman Kays bin Mekşuhu’l-Muradiye:

      “-Ey Kays! Sen kavminin ulususun. Bize bildirilmektedir ki; Kureyş den, Muhammed diye anılan bir zat Hicaz da ortaya çıkmış. Kendisinin bir Peygamber olduğunu söylüyormuş. Gel ona bizimle, git de onun bilgisini öğrenelim? Eğer, dediği gibi kendisi gerçekten Peyğamber’se bunu senden gizlemez. Görüşelim. Kendisine tabii olalım. Bunun aksi olursa bizde onun bilgisinin iç yüzünü öğrenmiş oluruz!”demişti.

Fakat Kays, Amr bin Ma’dikerib’ın bu husustaki teklifini kabule yan-aşmamış onun görüşünü beyinsizlik saymıştı. Amr bin Ma’dikerib ise, onun lafına bakmayarak, hayvanına binib Resûlullâh (s.a.v)’in yanına gelmişti. Amr bin Ma’dikerib Arabların cesareti ile tanınmış süvarilerinden idi. Aynı zamanda çok İyi bir şairdi.

Amr bin Ma’dikerib Medine’ye gelince:

      “-Bu memleket halkının Beni Amr bin Amirler den Seyyidi Ulusu kimdir?”diye sordu.

      “-Sa’d bin Ubade dir!”denildi.

Bunun üzerine devesini çekerek, Sa’d bin Ubade’nin kapısına kadar vardı. Orada devesini ıhdırdı. Sa’d bin Ubade dışarı çıktı. Ona:

      “-Merhaba Hoş geldin!”dedi.

Hayvanının bağlanmasını ve kendisinin ağırlanmasını uşağına emretti. Sonra onu ve yanındaki arkadaşlarını alıb Resûlullâh’in yanına götürdü. Amr bin Ma’dikerib ve arkadaşları hemen Müslüman oldular. Medine’de birkaç gün oturduktan sonra Resûlullâh, bahşişlerini verdirdi. Yurdlarına döndüler. Kays bin Mekşuh, Amr bin Ma’dikerib’in Resûlullâh’a iman ve ikrar da bulunduğunu haber alınca onu ölümle tehdide kalktı ve:

      “-Demek Sen bana aykırı davrandın!” 1

Amr da ona uzunca bir şiirle karşılık verdi.

Amr bin Ma’dikerib, İslâm olduktan sonra kabilesine dönmek için Resûlullâh (s.a.v)’den izin aldı. Ve kabilesine döndü. yine kabilesinin reisi olarak kaldı. Ancak daha önce Müslüman olan ve Zübeyd-i kabilesini de içine alan bölgeye vali olarak tayin edilen Ferve bin Müseyk’e bağlandı. Resûlullâh’ın vefatına kadar Müslüman olarak yaşadı.

Rivayete göre ikinci dereceden bir idareci olmak Amr’ın gücüne gittiği için, Yalancı Peyğamberlerden Esved el-Ansi Yemeni hâkimiyeti altına almaya çalıştığı sırada Resûlullâh’ın vefatını haber alır almaz, hemen irtidat etti. Esved el-Ansi tarafından Mezhic emirliğine tayin edildi. Fakat kısa bir süre sonra irtidad olaylarını bastırmak üzere Halife Hz.Ebû Bekir, Onun ve kabilesinin üzerine Muhacir bin Ebi Ümeyye, komutasında bir ordu gönderdi. Amr bin Ma’dikerib’i savaş sonunda esir alındı.

Halife Ebû Bekir (r.a)’a gönderildi. Halifenin huzuruna getirildiğinde hatasını suçunu itiraf etti. Tövbekâr olarak da yeniden İslâmiyet’e döndü. Hz.Ebû Bekir (r.a), onu tekrar Müslümanlığa döndüğü için, özür ve af beyan etmesi üzerine affetti. Amr bin Ma’dikerib, tekrar memleketine geri döndü. daha sonra tekrar Medine’ye geldi.

Amr bin Ma’dikerib’in şecaati bu olaydan sonra kendini göstermek-tedir. Zira artık samimi bir Müslüman olduğunu ispat edebilmek için Ebi Ubeyd bin Mes’ûd es-Sakafinin ordusunda önce Irak’ın Arab bölgesinde çarpıştı. Daha sonra Ebû Ubeyde bin Cerrah (r.a)’ın ordusu ile Suriye’nin fethinde görevlendirildi. Hicretin 15. Miladi 636. yılda meydana gelen Yermük meydan muharebesinde bulundu. Bu savaş sırasında bir gözünü kaybetti. Bu savaşta onun durumu hakkında Mâlik bin Abdullah şöyle anlatmaktadır:

“-Yermük Savaşı’nda, teke tek savaşan bir adamdan daha yiğidini görmedim. Kendisine ilk karşı çıkan adamın hesabını gördü. Bir başka adam çıktı. Onun hesabını’da gördü. Sonra kendi tarafı mağlub olunca o da mağlub kabul edildi. Nihayet çadırlara geri gelindi. Kendisinin büyük bir çadırı vardı. Etrafındakileri yemeğe davet etti.

      “-Bu kimdir?”diye sordum.

      “-Amr bin Ma’dikerib!”diye cevab verdiler. 2

Hz.Ömer devrinde Yermük Savaşı’ndan sonra, Amr bin Madikerb’i Irak’ın fethine gönderdi. Kadisiye’de, çarpışan Sa’d bin Ebi Vakkas’a yardıma gönderdi. Muhammed bin Sellam şöyle anlatıyor:

“-Hz.Ömer Sa’d bin Ebi Vakkas’a yazdığı mektub da:

      “-Sana iki bin kişiye bedel iki kişiyi yardıma gönderiyorum. Biri Amr bin Ma’dikerib, diğeri Tuleyha bin Huveylid dir!”

Halife Hz.Ömer (r.a), onlarla istişare etmesini ve kendilerinden fayda-lanmasını Sa’d bin Ebi Vakkas’a tavsiye etmişti.

Kays bin Ebi Hazim anlatıyor:

“-Kadisiye Savaşı’nda bulundum. Kumandan Sa’d (r.a)’i idi. Amr bin Ma’dikerib saflar arasında dolaşıyor ve:

      “-Ey Muhacirler kükremiş aslanlar gibi savaşın! İranlı mızrağını atınca ümidi kesilir!”diyordu ki tam bu sırada İranlı bir kumandan bir ok attı. Ok Amr’ın yayının kenarını sıyırdı. Bunun üzerine Amr ona hücum ederek ikiye biçti. İnib öte berisini aldı.

Bir diğer rivayette nakledildiğine göre :

“-Atılan ok, atının eğerine isabet etmiştir. Bunun üzerine Amr, ok atanı kartal gibi alıp İslâm ordusu içine koymuş kellesini uçurduktan sonra:

      “-İşte böyle yapacaksınız, bunları!”demişti.

Yine Kadisiye Savaşı’nda Amr bin Ma’dikerib tek başına düşmana hücuma geçmiş, İslâm ordusu gelinceye kadar hayli kılıç sallamış ve düş-man tarafından çember içine alınmıştır. Tek başına kılıçla onlarla başa çıkmaya çalışan Amr, İslâm ordusu gelince kurtulmuştur. 3

Yiğitliğinden dolayı ona:

      “-Arab cengaveri” ünvanı verilmişti. Kadisiye’de gösterdiği kahrman-lık Müslümanları kendisine hayran bıraktı.

Câbir bin Abdullah (r.a) fikrini şöyle açıklamaktadır:

“-Kendisinden başka ilâh olmayan Yüce Allâh’a yemin ederim ki, Kadisiye’de savaşanlardan hiçbirisinin ahiretle beraber dünyayı da istedik-lerini görmedik. Üç kişiyi itham etmiştik. Onlarda sandığımızın aksine çok emin ve takva sahibi kimselermiş. Onlar:

      “-Tuleyha bin Huveylid, Amr bin Ma’dikerib, Kays bin Mekşuh dur!”

Resûlullâh (s.a.v) zamanında İslâm olub da O’nun irtihalinden sonra irtidat eden ve bilahare tekrar İslamiyet’e giren Amr bin Ma’dikerib hak-kında ki şübhe bu savaşa kadar devam etti. Câbir bin Abdullah, savaştan öncesine kadar kendisinden şübheleniyordu. Bu şübhe Kadisiye Savaşı sırasında tamamen ortadan kalktı.

Amr bin Ma’dikerib, bu savaştan sonra, İslâm ordusu ile birlikte bilhassa Nu’man bin Mukarrin (r.a)’in yanında savaşlara iştirakten geri kalmadı. Hicri 21. Miladi 642 yıllarında yapılan Nihâvend Savaşı’nda Nu’man bin Mukarrin’nin hem müşaviri, hem de ona yardım ediyordu. Savaşın ilk günündeki olayları ve hatta başlangıcındaki olayları Ebû Salih bin Vech şöyle anlatmaktadır:

      “-Hicri 21. Senede Nihâvend Savaşı oldu. Nu’man bin Mukarrin bu savaşta şehid edildi. Müslümanlar ise hezimete uğradılar. O gün Amr bin Ma’dikerib savaşarak hezimeti zafere çevirdi. Fakat, oldukça ağır bir yara aldı. Revze kasabasında şehid oldu!”

Amr bin Madikerib’in aldığı yara bir türlü iyileşmedi yaralı olarak getirildiği Rey şehrinin Revze kasabasında Hicri 21. Miladi 642 yılında şehid olarak vefat etti. Kirmanşah’a gömüldü. Kadisiye de şehid düştü diy-en rivayetler oldukça zayıftır. Amr bin Ma’dikerib son derecede cesur ve zeki, aynı zamanda çok gür sesli çok iyi bir şairdi. Şiirleri halk tarafından ezberlenerek yıllarca dillerden düşmezdi. İslâm olduktan sonra şehid olmak için bütün gayreti ile çalışmıştı. Şehadetinde kaç yaşında olduğu kesin olarak bilinmemektedir. 100 veya 120 yaşlarında olduğu rivayet edilir

Amr bin Ma’dikerib’in ailesi ve çocukları hakkında da bir kayıt yoktur. Ayrıca kendisinden hadis rivayeti de yapılmamıştır. 4

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.


1- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-17-133 
2- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-2-569 
3- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-2-568 
4- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi-3-88