Amr Bin Cemuh

Amr Bin Cemuh

Amr Bin Cemuh
عَـمْـرُو بْــنُ اْلــجَــمُــوحْ


 Baba Adı    :    Cemuh bin Zeyd.
 Anne Adı    :    Ruhm bint-i el-Kayn Beni Selimedendir.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Tarih yok, Medine doğumludur.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 3. Miladi 625. yılda Uhud savaşında şehid oldu. Kabri Uhud meşhedindedir.
 Fiziki Yapısı    :    Uzun boylu. Bir ayağı aksak (Topal) idi. Esmer tenli uzun saçlı idi.
 Eşleri    :    Hind binti Amr bin Haram ve Beşaşe bint-i Hilâl bin Amr dır.
 Oğulları    :    Hallad, Muaz, Muavvez, Abdurrahman.
 Kızları    :    Hind.
 Gavzeler    :    Uhud.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Ensâr dan dır.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    Bilgi yok.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Ubeyde bin Hâris ile.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Amr bin Cemuh bin Zeyd bin Haram bin Kâ’b bin Selime el Ensariyyil Selemi. Beni Cüşem bin Hazrecten dir.
 Lakap ve Künyesi    :    Eşrafü’l-Ensâr.
 Kimlerle Akraba idi    :    Kendisi Abdullah bin Amr bin Haram’ın eniştesi, Abdullah bin Amr, bin Haram’da onun, eniştesi olurdu.


Amr Bin Cemuh Hayatı

Medine’de seyyidlerin seyyidi ve eşrafın en şereflisi olarak büyük hürmet gören Amr bin Cemuh (r.a)’n neseb silsilesi: Amr bin Cemuh bin Zeyd bin Haram bin Kâ’b bin Selime el-Ensariyi’s- Sülemi Beni Cüşem bin Hazrec’den dir. Doğum tarihi, ve annesinin adı hakkında herhangi bir kayıt yoktur. Lakab ve künyesi ise: Eşrafü’l-Ensâr. Fiziki yapısı ise:Uzun boylu. Bir ayağı aksak (Topal) idi. Esmer tenli uzun saçlıydı. İki tane hanımı vardı bunlar:Hind bint-i Amr bin Haram bu kadından Hallad, Muâz ve Muavvez, adlarında üç tane oğlu ve Hind adında bir kızı vardı. Kendisi Abdullah bin Amr, bin Haram ile her ikisi kayın enişte olurlardı. İkinci hanımı; Beşaşe bint-i Hilâl bin Amr dır. Bundan da Abdurrahman adında bir oğlu olmuştur.

Birinci Akabe bey’atından sonra Mûs’ab bin Umeyr (r.a)’ın muallim olarak Kûr’ân öğretmek için Medine’ye geldiği zaman Amr bin Cemuh ona ve arkadaşlarına adam gönderdi.

      “-Siz, bize ne için geldiniz?”diye sordurdu.

Onlarda:

      “-İstersen gelib sana Kûr’ân dinletelim?”dediler.

Amr bin Cemuh:

      “-Olur!”dedi. Mûs’ab ona Yusuf suresinin baş tarafından okudu…

“-Elif, Lâm, Râ! Bunlar apaçık olan kitabın ayetleridir. Biz, onu

Arabça bir Kûr’ân olarak indirdik. Belki, akıl erdirirsiniz. Biz, sana

bu Kûr’ân’ı vahy ederek sana kıssaların en güzelini sana anlatıyoruz.

Doğrusu senin bunda önce hiçbir haberin yoktu. Bir zamanlar Yusuf babasına şöyle demişti.

“-Babacığım, ben rüyamda on bir yıldızla, güneş ve ayı gördüm.

Onların bana secde ettiklerini gördüm!” 1

Amr bin Cemuh:

      “-Kavmimizle bir görüşmemiz lazım!”dedi.

Çünkü, kendisi, Selime Oğullarının Seyidi ve Ulusu idi. Mûs’ab ve arkadaşları oradan ayrıldılar. Amr bin Cemuh, Menaf adındaki putunun yanına vardı.

      “-Ey Menaf! Bilirsin ki bu kavim senden başkasını istemez senin katında bir anda helâk ve mahvetmek gibi bir şey yok mu?”dedi.

Sonra kılıcını (kendini savunsun diye) Menaf’ın boynuna asıp dışarı çıktı. Amr bin Cemuh’un ev halkı da kalktılar, kılıcı Menat’ın boynundan aldılar. Amr bin Cemuh eve dönünce:

      “-Ey Menaf! Kılıç nerede kaldı? Yazık oldu sana!”dedikten sonra

      “-Ben, gidip servetimi Menaf’a harcanmak üzere vasiyet edeceğim!” dedi, gitti.

Amr bin Cemuh gidince, ev halkı, Menaf’ı aldılar, kırdılar ve bir köpek leşiyle bağlayıb bir pislik kuyusuna bıraktılar. Amr bin Cemuh eve geldiği zaman, ev halkına:

      “-Nasılsınız?”diye sordu.

      “-Ey Efendimiz! Biz, hayırlı yoldayız, Allâh, evimizden pisliği temizledi!”dediler.

Amr bin Cemuh:

      “-Vallâhi, sanıyordum ki, siz, bana karşı Menaf’a bir kötülük yap-tınız?”dedi.

      “-Evet, orası da, öyle! Bak, o, şu kuyudadır!”dediler.

Amr bin Cemuh, gidib onu görünce, kavmine haber gönderdi. Kavmi gelince onlara şöyle sordu:

      “-Siz benim bulunduğum şey (İnanç) üzerinde değil misiniz?”

      “-Evet sen bizim büyüğümüzsün!”dediler.

Amr bin Cemuh:

      “-Öyle ise, sizler şahid olunuz ki: ben, artık, Müslüman oldum Muhammed’e indirilmiş olanlara iman ettim!”dedi.

Başka rivayete göre:

Amr bin Cemuh, Menaf adını taktığı ağaçtan yapılmış bir putu evinde bulundurur, onun önünde eğilir, üzerine toz kondurmazdı. Selime oğulları gençlerinden ikisi ki biri, Amr bin Cemuh’un oğlu Muâz, diğeri Muâz bin Cebel, Müslüman olmuşlar ve Akabe bey’atı’nda bulunmuşlardı. Bunlar, geceleyin, Amr bin Cemuh’un putunun yanına girerek onu sırtladılar ve Selime oğullarının pislik çukurlarından birisine götürüp baş aşağı attılar. Amr bin Cemuh sabaha çıkınca:

      “-Eyvahlar olsun size! Bu gece, bu düşmanlığı, bu tecavüzü kim yaptı tanrımıza?”dedi.

Biraz sonra, onu, aramaya çıktı ve onu pislik çukurunda bulup yıkadı ve kokuladı. Yıkar ve kokularken de:

      “-Vallâhi, sana bu hareketi yapanı bir bilseydim?!”dedi.

Amr bin Cemuh, gece yatıp uyuyunca, gençler yine putunun yanına girdiler. Onu götürüb aynı şekilde pislik çukuruna attılar. Ertesi günü, sabahleyin, Amr, onu buldu. Pislik çukurundan çıkarıp yıkadıktan sonra, kokuladı, sonra kılıcını getirdi. Onun üzerine astı. Ve şöyle dedi:

      “-Vallâhi, ben, sana bunu yapanı bilmiyorum. Eğer, sende bir hayır ve kudret varsa, yanındaki şu kılıçla, mütecavize mani ol, kendini koru!”

Amr bin Cemuh, gece uyuduğu zaman, gençler, yine putunun yanına girdiler. Kılıcı, Menaf’ın boynundan aldılar. Bir köpek leşini boynuna iple bağladıktan sonra onu, Selime Oğulları kuyularından, içi, insan pisliğiyle dolu bir kuyuya bıraktılar.

Ertesi günün sabahında, Amr bin Cemuh, putunu yerinde bulamadı. Onu aramaya çıktı. Nihayet, onu, köpek leşiyle bir ipe bağlanmış görünce uyandı. Doğruyu gördü. Kavminden Müslüman birisine bunu açtı.

Amr bin Cemuh, hak ve gerçeğe erdiği zaman, puta şöyle hitab etti:

      “-Vallâhi, sen, gerçek tanrı olaydın, pislik kuyusunun ortasına atıl-maz, bir ipe köpek leşiyle birlikte bağlanmazdın! Kudret ve kuvvet sahibi, rızıkların vericisi, dinin kurucusu olan Yüce Allâh’a hamd olsun ki, beni, içine düştüğüm zulmetten doğru yol gösterici Ahmed Peyğamber vasıtası ile O kurtardı!”

Amr bin Cemuh, Ensâr’ın yaşlılarından en son Müslüman olan zattı. 2

Başka bir rivayette şöyledir: İbn-i İshak’dan:

Ensâr Resûlullâh’a biat edib Medine’ye dönünce, İslâmiyet orada yayıldı. Bununla beraber, müşriklerden kendi dinleri üzere bulunanlar vardı. Amr bin Cemuh’da onlardan biriydi. Oğlu Muâz Akabe bey’atı’nda bulunmuş ve Resûlullâh’a biat etmişti.

Amr bin Cemuh, Benî Seleme kabilesinin asillerinden ve eşraftan biri idi. Diğerlerinin olduğu gibi onun da evinde Menat denen, ağaçtan yapıl-mış bir putu vardı. Onu Tanrı bilir ve temizleyip bakardı. Benî Seleme’den Muâz ibn-i Cebel ile Amr bin Camuh’un oğlu Muâz bin Amr adında iki genç Akabe’de Müslüman olmuşlardı. Bir gece gidib Amr bin Cemuh’un putunu alarak, Benî Seleme’nin hela çukurlarından birine burnunun üstüne attılar. Sabah olunca Amr bin Cemuh şöyle dedi:

      “-Yazıklar olsun size! Tanrımıza bu gece bu düşmanlığı kim yaptı?”

Ve aramaya başladı. Nihayet atıldığı yerde buldu. Yıkadı, temizledi ve kokular sürdü. Sonra şöyle dedi:

      “-Yemin olsun, Ey Menaf, sana bunu yapanı bir bilsem, mutlaka cezasını veririm?!”

Akşam olub uyuyunca, gençler, puta yine aynı şeyi yaptılar. Aynı hadise birçok defa meydana geldi, Her defasında atıldığı yerden çıkardı, temizledi kokular sürdü. Sonra bir kılıç getirerek putun boynuna astı ve şöyle dedi:

      “-Vallâhi bunları sana kimlerin yaptığını bilemiyorum, bak eğer sende bir hayır varsa, gerçekten tanrı isen işte kılıç kendini koru!”

Gece olub da uyuyunca yine düşmanlık yaptılar. Kılıcı putun boynun-dan aldılar Sonra ölü bir köpek getirib beraberce bağladılar ve yine Benî Seleme’nin tuvalet çukurlarından birine attılar. Sabah olunca, Amr, putu yerinde bulamadı. Aramaya başladı ve yine bir kuyuda ölü bir köpeğe bağlı olarak, kafasının üstüne atılmış vaziyette buldu. Onu bu vaziyette görüp durumunu müşahede ederken kavminden Müslüman olanlardan biri:

      “-Bu putta hiçbir hayır yoktur, tapınılmaya lâyık değildir!”diye ona hakikatleri anlattı.

Bunun üzerine Amr bin Cemuh, Müslüman oldu. O, ne güzel bir Müslüman’dı.

İshak İbn-i Yesar Benî Seleme’den birinden bana şunları nakletti:

“-Benî Seleme’nin gençleri Müslüman olunca, Amr bin Cemuh’un hanımı ve oğlu da Müslüman oldu.

Amr hanımına:

      “-Âile içinde beni yalnız bırakma, birbirimizin neler yaptığını kontrol edelim!”dedi.

Hanımı:

      “-Peki yapalım. Fakat, oğlum Muâz’ın İslâm’ın tebliğcisi Mus’ab’dan neler naklettiğini duydun mu?”dedi.

Amr bin Cemuh:

      “-Belki de dininden dönmüştür?”dedi.

Hanımı:

      “-Hayır, o herkesin girdiği dini kabul etmiştir!”diye mukabele etti.

Amr bin Cemuh, oğlu Muâz’ı çağırdı ve ona:

      “-O adamdan neler duyduğunu anlat?”dedi.

Oğlu Muâz’da:

“-Hamdolsun Allâh’a, Âlemlerin Rabbine, Rahman ve Rahim olana, Din gününün sahibine. Yalnız sana kulluk ederim, ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi dosdoğru yola ilet! Âyetine kadar okudu. Amr bin Cemuh şöyle dedi: 3

      “-Ne kadar güzel! Ne kadar şahâne! Bütün sözleri böyle midir?”

Oğlu Muâz bin Amr:

      “-Babacığım hepsi de birbirinden güzel!.. Kavminin hemen hepsi biat etti. O’na sen de biat eder misin?”dedi.

Amr bin Cemuh:

      “-Menatla görüşüp konuşmadan bu hususta bana neler söyleyeceğini öğrenmeden yapamam!”diye cevab verdi.

Menat’ın konuşmasını istedikleri zaman bir ihtiyar kadın gelir arka-sında durur ve onun adına cevab verirdi. Amr bin Cemuh Menat’a geldi. Fakat ihtiyar kadın yoktu. Putun huzurunda durdu, tazimde bulundu ve:

      “-Ey Menat! Sorulanı anla ve cevab ver. Senin haberin yok bir adam geldi, sana ibadeti yasaklıyor ve seni terk etmemizi istiyor. Fakat ben senin ile görüşmeden onun isteklerini kabul etmedim!”dedi.

Uzunca konuştu, fakat, putu Menat’dan hiçbir cevab alamadı. Amr istihza ile karışık şöyle dedi:

      “-Demek şimdiye kadar sana hiç bir şey yapmadığım için kızdın ha?”

Hemen kalktı ve Menat putunu kırdı.

Amr bin Cemuh Müslüman olub Allâh’ın emir ve yasaklarını öğrenin-ce putunu hatırlıyor, onun boş olduğunu anlıyor, ve kendisini, içinde bulunduğu sapıklıktan kurtaran Allâh’a şükrederek şöyle diyordu:

      “-Geçmişteki günahlarım için Allâh’a tövbe ediyorum. Allâh’ın, beni ateşinden korumasını diliyorum. Mescid-i Haram ve örtüsünün İlâhına, nimetlerine karşılık şükrediyorum. Yağan yağmur damlalarının sayısınca hataların adedince Allâh’ı tenzih ederim. Menat ve benzeri taş parçalarının dostluğunda zulmette iken bana yol gösterdi. Bu bayağı şey ve onun utan-cından şakaklarım ağardıktan sonra beni kurtardı. Az kalsın zulmet içinde ölecektim. Beni bu durumdan kudretiyle kurtardı. Hayatım boyunca sana hamd ve şükürler olsun. Ey insanların Kudretli İlâhı! Bu sözlerimle ben cennette Allâh’a yakın olmayı diliyorum!”

Putunun âleyhin de şöyle diyordu:

      “-Allâh’a yemin olsun ki, eğer sen tanrı olsaydın köpekle bağlı olarak kuyuda olmazdın. Senin gibi hakir olanı tanrı edinene yazıklar olsun. Senin ne olduğunu anlayarak fena bir aldanıştan kurtulduk. Hamd, lütuf sahibi yüce Allâh’a’dır. Bol veren, rızıklandıran, kıyamet gününün sahibi Allâh’a! Kabrin karanlığında rehin olmaktan Allâh, kurtardı beni!” 4

Amr bin Cemuh (r.a) Selime Oğullarının eşrafındandı. Selime Oğul-larından olan bazı kişiler bir gün Resûlullâh (s.a.v)’in yanına gelmişlerdi. Resûlullâh (s.a.v)’de onlara:

      “-Sizin seyidiniz ulunuz kimdir?”diye sordu.

Onlarda:

      “-Cedd bin Kays’dır fakat kendisinde pintilik var!”dediler

Resûlullâh (s.a.v)’de

      “-Hangi derd, hangi kusur, pintilikten daha berbat? Sizin, seyidiniz cömert ve ak saçlı Amr bin Cemuh’dur!”buyurdu.

Amr bin Cemuh’un arslanlar gibi dört oğlu vardı. Amr bin Cemuh uzun boylu, cömert, cesur ve şair ruhlu bir zat idi.

Bedir Savaşı:

Amr bin Cemuh’un yaşlılığı ve bilhassa aksaklığı, kendisinin seferlere katılmasına mâni olarak sayılıyordu. Resûlullâh (s.a.v) Müslümanları Bedir Seferi’ne dâvet ettiği zaman, Amr bin Cemuh’da, Müslümanlarla birlikte sefere çıkmak istedi. Fakat oğulları aksaklığını ileri sürüb Resûlullâh’ın emriyle ona mani oldular. 5

Amr bin Cemuh Bedir Savaşı’na özrü nedeniyle (topaldı) veya kura sonucunda katılamamıştı ve oğulları katılmıştır. Resûlullâh (s.a.v), Bedir Seferi’ne çıktığı günün akşamı Medine yakınındaki karargahtan evine gecelemek için gelen oğlu Hallad bin Amr’ı görünce:

      “-Oğlum! Hani siz gitmiştiniz burada sen ne arıyorsun?”dedi.

Oğlu Hallad:

      “-Babacığım, ordu Medine dışında. Buku’da kuyu başında son şeklini almak için gözden geçiriyor. Resûlullâh (s.a.v) kimin katılıb katılmayaca-ğını tefrik ediyor. Onun için eve geldim ve hemen döneceğim!”deyince Amr bin Cemuh derin bir hasret çekib:

      “-Ne güzel ne hayırlı bir tefrik, vallâhi, Kureyş müşriklerine karşı zafere ve ğanimete kavuşulacağını umarım. Bizde vaktiyle bu yerimizden Hüseyke Yahudilerine karşı savaşmaya yürümüştük!”dedi. 6

Diğer oğlu Muâz bin Amr (r.a), Bedir Ğazvesi’ne iştirak etti. Bedir Ğazvesi’nde Ebû Cehl’i öldürenlerden biri olarak İslâm Tarihinde isim yaptı. Muâz bin Amr, bin Cemuh der ki:

“-Müşrikler Ebû Cehl’i erişilmez bir tarzda koruyorlar ve ona erişil-mez diyorlardı. Onların bu sözünü işitince ona doğru gittim yanına sokul-mak imkanını bulunca üzerine saldırıb bir vuruşta bacağının yarısını ayağı ile birlikte kestim. Vallâhi vurulunca onun yere düşmesi hurma çekirdek yemlerini döven değirmen taşının altından çekirdeğin sıçramasını andırıyor- du. O sırada Ebû Cehl’in oğlu İkrime, kılıcı ile omuzumdan vurub elimi kolumu kesti. Elim derisinden sallandı, kaldı. Öyle ki, çarpışmanın şiddeti bana onu unutturdu.

O gün kesik elimi arkama atıb hep çarpıştım durdum. Bana kesik elim zahmet verince de ayağımı üzerine bastım. Sallanan elimi koparıp attım. Sonra İkrime’ye her yere sığınmak istediği zaman rastladım. Eğer, o gün kolum yanımda sağlam olsaydı. Ona yetişir ve işini bitirirdim. Arkadaşım Muâz bin Afra Ebû Cehl’i yaralanmış bir halde yerde görünce kımıldama-yacak bir hale getirinceye kadar ona kılıç darbesiyle vurdu. Muâz bin Amr ile Muâz bin Afra (Hâris) Resûlullâh (s.a.v)’ın yanına vardılar. Ve hadiseyi O’na anlattılar.

Resûlullâh (s.a.v) de;

      “-Ebû Cehl’i hanginiz vurdunuz?”diye sordu.

İkiside:

      “-Ben vurdum!”dediler.

Resûlullâh (s.a.v) de onlara:

      “-Kılıçlarınızı sildiniz mi?”diye sordu.

      “-Hayır silmedik!”dediler.

Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v), onların kılıçlarını gözden geçirdi:

      “-Doğru ikinizde vurmuşsunuz!”buyurdular.

Ebû Cehl’in ele geçen kılıcını ve eşyalarını Muâz bin Amr’a verdi. Daha sonrada Abdullah ibn-i Mes’ûd, Ebû Cehln başını kesti. 7

Uhud Savaşı:

Uhud Seferi’ne çıkılacağı zaman Amr bin Cemuh oğullarına:

      “-Beni de sefere çıkarınız!”dedi.

Oğulları:

      “-Resûlullâh (s.a.v), senin seferden geri kalmana müsaade etti. Yüce Allâh, seni mâzeretli saydı!”diyerek sefere çıkarmak istemediler.

Amr bin Cemuh (r.a):

      “-Yazıklar olsun size! Siz, beni, Bedir Seferi’nde cenneti kazanmak-tan alıkoydunuz! Uhud Seferi’nden de mi alıkoyacaksınız?”diyerek duru-mu anlatmak için Resûlullâh (s.a.v)’in yanına gitti.

      “-Ya Resûlallâh! Bu oğullarım, şundan bundan dolayı, seferden beni alıkoymak istiyorlar. Vallâhi, ben, Seninle birlikte Uhud Seferi’ne çıkmayı ve Cennette şu aksak ayağımla aksamayı arzu ediyorum! Yâ Resûlallah! Sen, benim, Allâh yolunda çarpışmamı ve şehid düşüb şu aksak ayaklarım- la Cennette gezib yürümemi uygun görmez misin?”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Evet, uyğun görürüm. Ama, yüce Allâh, seni mâzeretli saymış, seni, cihadla mükellef tutmamıştır!”buyurduktan sonra, Amr bin Cemuh (r.a)’ın oğullarına dönerek:

      “-Siz, babanızı seferden alıkoymak zorunda değilsiniz ki. Onu kendi haline bırakınız! Allâh’ın, ona, şehidlik nasib etmesi umulur!”buyurdular.

Bunun üzerine, Amr bin Cemuh (r.a), silahlandı. Kıbleye döndü:

      “-Allâh’ım! Bana şehidlik nasib et! Beni, mahrum ve me’yus bir halde ev halkıma döndürme!”diyerek dua etti.

Ebû Talha der ki:

“-Uhud’da Amr bin Cemuh’u, İslâm mücahidlerinin dağılıp yayıldık-ları sırada, küçük bir süvari topluluğu arasında, görmüşümdür. Ben, onu aksayıb durduğuna bakarken, o:

      “-Vallâhi, ben, Cenneti özlüyorum!”diyordu.

Sonra, Amr bin Cemuh’un oğlunu gördüm ki o da, babasının peşinde idi. Nihayet ikisi de şehid oldular!”der.

Amr bin Cemuh (r.a), bir müşrikle çarpışıb onu öldürmüş, ikinci çar-pışmada ise kendisi şehid düşmüştür. 8

Başka bir rivayette ise:

Uhud günü Resûlullâh (s.a.v) Mücahidlere:

      “-Kalkınız müttakiler için hazırlanan gökler ve yerler genişliğin de olan Cennete giriniz!”buyurduğu zaman Amr bin Cemuh, aksayarak kalktı:

      “-Vallâhi, Cennette hiç bir şeye üzülmeyiz!”dedi.

Arkasında oğlu Hallad olduğu halde:

      “-Vallâhi, ben, Cenneti özlemekteyim!”diyerek çarpışmaya gitti ken-diside oğlu da Esved bin Câvene tarafından şehid edildiler. 9

Hz.Âişe’nin bizzat görüb anlattığı çarpıcı bir olay:

Hz.Âişe (r.a), Uhud Savaşı hakkında bir haber almak için, kadınlar arasında yola çıkmıştı. O zaman, henüz hicab âyetleri inmemişti. Hz.Âişe, Harre mevkiini kesen yerde, Abdullah bin Amr, bin Haram’ın kız kardeşi ve Amr bin Cemuh’un hanımı olan Hind bint-i Amr, bin Haram’a rastladı. Hind; kocası Amr bin Cemuh’la oğlu Hallad bin Amr, ve kardeşi Abdullah bin Amr, bin Haram’ın cesedlerini taşıyan deveyi sürüyordu.

Hz.Âişe (r.a) ona:

      “-Yanında arkanda ne haber var?”diye sordu.

Hind bint-i Amr (r.a):

      “-Hayırlı haber var dır; Resûlullâh İyidir! O, sağ olduktan sonra, her bir musibet hiçtir!”dedi.

Hz.Âişe, devenin üzerinde bulunan cesedler için:

      “-Kim bunlar?”diye sordu.

Hind bint-i Amr (r.a):

      “-Kardeşim Abdullah bin Amr, bin Haram ile oğlum Hallad bin Amr, bin Cemuh, ve kocam Amr bin Cemuh’dur!”dedi.

Hz.Âişe (r.a):

      “-Onları nereye götürüyorsun?”diye sordu.

Hind bint-i Amr (r.a):

      “-Medine’ye götürüyorum. Orada gömeceğim!”dedi.

Deveyi, zorlayınca deve çöktü.

Hz.Âişe (r.a):

      “-Deve üzerindeki ağırlıktan dolayı mı çöküyor?”diye sordu

Hind bint-i Amr dedi ki:

      “-Neden çöktüğünü bilmiyorum. Halbuki, bu deve arada sırada iki devenin taşındığını taşırdı. Fakat, şimdi onun başkalaştığını görüyorum!”

Zorlayınca deve çöktüğü yerden kalktı Medine’ye yöneltilip sürül-ünce yine çöktü. Yönü Uhud’a çevrildiği zaman koşmaya başladı.

Hind bint-i Amr, hemen Resûlullâh (s.a.v)’in yanına varıb durumu ona anlattı. Resûlullâh (s.a.v), Hind’e:

      “-Deve, memurdur. Kocan Amr’ın herhangi bir vasiyeti, vesairesi var mıdır?”diye sordu.

Hind bint-i Amr (r.a):

“-Kocam Amr bin Cemuh, Uhud’a gideceği zaman, kıbleye dönmüş:

      “-Allâh’ım! Bana şehidlik nasib et! Beni, me’yus ve mahrum bir halde ev halkıma geri döndürme!”diyerek dua etmişti, dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-İşte, bunun içindir ki, deve yürümez! Ey Ensâr topluluğu! Sizden her kim, Allâh’a yemin etmişse ona sadık kalsın. Ey Hind! Kocan Amr bin Cemuh o sadıklardandır. Kardeşinin şehid edildiği saate kadar Melekler, yüceAllâh tarafından onun üzerine kanatlarıyla gölgelik yapmaktan geri durmadılar! Nereye defnedilecek diye bakıb durdular! Ey Hind! Cennette hepsi: Amr bin Cemuh’da, oğlun Hallad’da, kardeşin Abdullah’da, bir ara-ya gelecek, arkadaş olacaklar!”buyurdu.

Hind bint-i Amr:

      “-Yâ Resûlallâh! Ne olur. Allâh’a dua et: Beni de, onlarla bir arada bulundursun!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Amr bin Cemuh ile kayın biraderi Abdullah bin Amr, bin Haram dünyada birbirlerini severlerdi. İkisini bir kabre koyunuz!”buyurdular. 10

Amr bin Cemuh şehid olmadan Resûlullâh (s.a.v)’e gelerek:

      “-Ya Resûlallâh!Eğer, Allâh yolunda savaşırda şehid olursam cennete giderken bu topal ayağım düzelecek mi dersin?”diye sordu.

Resûlullâh (s.a.v)’de ona:

      “-Tabi ki düzelecek!”demişti.

Uhud’da onların şehid naaşlarını görünce, hanımı Hind bint-i Amr’a veya onun yakınlarına:

      “-Ben, Amr bin Cemuh’un sağlam ayakla Cennete gittiğini görür gibiyim!”buyurdular.

Amr bin Cemuh’un Muâz, Hallâd, Abdullah adında üç oğlu ve Hind adında bir kızı vardı. Oğullarından Muâz bin Amr, bin Cemuh, ikinci akabe bîatı’na iştirak eden Ensâr’dandı. Amr bin Cemuh’un hanımı, Hind bint-i Amr, bin Haram (r.a), Uhud şehidi Abdullah bin Amr, bin Haram’ın kız kardeşidir. Aynı zaman da Câbir bin Abdullah’ın da halasıdır.

Amr bin Cemuh’un en büyük özelliği, Resûlullâh’ı çok sevmesiydi. Çok cömert, tecrübeli ve daima açık olarak konuşan, doğru söze daima hürmet eden bir sahâbî oluşu idi. Eli o kadar açıktı ki, bundan dolayı Resûlullâh (s.a.v), onu, Benî Seleme’ye lider tâyin etmişti. Resûlullâh’ın hanımlarından biri ile nikâhlandığı zaman, bunu teyid etmek için Amr bin Cemuh bir ziyafet verdi. Resûlullâh (s.a.v), buna çok memnun kaldı.

Meşhur sahâbe, Câbir bin Abdullâh (r.a) der ki:

Muâviye bin Ebi Süfyan hükümdarlık dönemind, Uhud Vâdisi’nden su çıkartmak istediği zaman, Medine vâlisine yazı yazmıştı. Medine vâlisi, Uhud Vâdis’i, volkanik, sert ve kayalık olduğu için. Muâviye’nin yazısına:

      “-Uhud’da şehid kabirlerinin bulunduğu yerden başka hiçbir yerden su çıkarmaya güç yetiremiyeceğiz!”diye yazdılar.

Bunun üzerine Muâviye bin Ebû Süfyân:

      “-Şehidlerin kabirlerini açıb kemiklerini başka bir yere naklediniz!” diye bir yazı yazdı.

Ben, Uhud Şehidlerinin sanki uykuya dalmış kişiler gibi adamların omuzlarında birer birer taşındıklarını gördüm. Hamza’nın ayağının yanı, otsuz, ince çakıllı düz yere değince, kanadı!”

Veya ayağına demir bir kazmanın ucu değince, kanadığı da, rivâyet edilir. Halbuki Medine toprağı çorak tuzlu olduğundan, gömülen ölü, kabrinde bir gecede bozulur. Oysa şehidler hiç bozulmamıştı.

Abdullâh bin Amr, bin Haram ile Amr bin Cemuh, bir kabre birlikte gömülmüşlerdi. Kabirleri ise, sel suları arkına doğru idi. Sel suları onların kabrini oymuştu. Aradan kırk altı yıl geçtikten sonra, kendilerine yeni kabir kazıldı. Oraya kaldırılmak üzere, kabirleri açıldığı zaman, sanki, dün ölmüş gibi cesedleri hiç değişmemiş bir halde bulundu! 11

Abdurrahman bin Abdullah, bin Abdurrahman, bin Ebî Sa’sa’a’nın duyduğuna göre:

“-Amr bin Cemuh el-Ensârî (r.a) ve Abdullah bin Amr, bin Haram, el- Ensarî es-Selemî’nin kabirlerini sel oymuştu. Kabirleri sel ağzındaydı ve ikisi de aynı kabirde idi. İkisi de Uhud’da şehid düşenlerdendi. Onlar için tekrar bir mezar kazıldı. Sanki dün vefat etmişler gibi hiç değişmemişlerdi. Birisi yaralanmış ve elini yarası üzerine koymuştu. Böylece de defnedil-mişti. Eli yarasından çekilib serbest bırakıldı. El derhal eski yerine geldi. Halbuki Uhud harbi ile onların mezarlarının açılması arasında tam kırk altı sene geçmişti!

Abdullah bin Amr (r.a), kırmızı yüzlü, saçları dökük ve orta boylu bir zattı. Amr bin Cemuh (r.a) ise, uzun boylu idi. Bu eşkallerinden tanınarak ikisi de aynı kabre defnedildiler. Kabirleri sel ağzındaydı. Kabre sel girince hemen kabir açıldı. Üzerlerinde siyah beyaz çizgili bir kumaş parçası vardı. Abdullah (r.a), yüzünden yaralandığı için elini yüzüne koymuştu. Eli yara-sından çekilince derhal kan boşandı ve elini tekrar yaranın üzerine götürdü. Bunun üzerine kan durdu!”

Buna göre: Şehitlerin mezarlarından çıkarma işlemi üç defa oldu. Biri harb den altı ay sonra, biri de kırk sene sonra Muâviye’nin mezarlıktan su kanalları geçirmesi esnasında, diğeri de kırk altı sene sonra kabirleri selin açması üzerine üç defa şehidlerin mezarları değiştiği için haliyle rivayetler- de çoğalmıştır. 12

Amr bin Cemuh’un Kabri, Medine’de Uhud şehidliğindedir.

Resûlullâh (s.a.v), her yıl, Uhud Şehidlerini ziyâret ederlerdi. Uhud Vâdisi’nin ağzına vardığı zaman, yüksek sesle:

      “-Sabrettiğiniz için, selâm olsun size! Âhiret saâdeti ve nimeti ne güzeldir!” âyetini okurdu. 13

Uhud şehidleri anıldığı zaman:

      “-Vallâhi, ashabımla birlikte ben de, şehid olub Uhud Dağı’nın bağ-rında gecelemeyi ne kadar isterdim! Ben, bunların, Allâh yolunda gerçek şehidler olduklarına Kıyâmet gününde şâhitlik edeceğim! Gidiniz, siz de onları ziyâret ediniz. Onlara selâm veriniz! Varlığım kudret elinde bulunan Allâh’a yemin ederim ki: Onlar, Kıyâmete kadar, selâm veren kimsenin selâmına, duasına ve ziyâretine mukâbele ederler!”buyururlardı.

Hz.Ebû Bekr, Hz.Ömer ve Hz.Osman (r.a), her yıl Uhud şehidlerini ziyâret ederlerdi. Hz.Fâtıma (r.a), iki günde, üç günde bir Uhud’a gider, amucası Hz.Hamza (r.a)’ın kabrini ziyâret eder, orada ağlar, dua eder, kabri düzeltirdi.

Sa’d bin Ebi Vakkas (r.a), ticaret eşyasıyla Medine yakın-larındaki Gabe mevkiine giderken şehid kabirlerinin arkasından gelir üç kerre:

      “-Esselâmü âleyküm!”der, sonra arkadaşlarına döner:

      “-Siz, selâmınıza mukabele edecek, ve karşılık verecek bir cemâata selâm vermez misiniz ki, onlar Kıyâmete kadar, selâm veren kimsenin selâmına mukabele ederler!?”derdi. 14

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.


1- Yusuf-1-4 
2- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-8-314 
3- Fatiha-1-5 
4- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-1-227-229 
5- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-8-314 
6- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-9-85 
7- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-9-151 
8- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-8-315-316 
9- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-10-143 
10- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-10-208-212 
11- Âsım Köksal İslâm Tarihi-10-50-239-Uhud Savaşı Niçin ve Nasıl Hazırlandı, Özetidir. 
12- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-5-1993-1994 
13- R’ad suresi-24 
14- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-10-225-226