Amr Bin Abese

Amr bin Abese (r.a) beni Seleme kabilesindendir. Babası Abese bin Amr bin Hâlid, annesi ise: Remle bint-i Vekisa veya Becle, Beskun da denilir. Hz.Ebû Zer (r.a)’ın ana bir kardeşidir. Amr bin Abese’nın doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Amr bin Abese cahiliye devrinde put-lara tapmaktan nefret ederek her şeyin hakimi olan bir İlah var inancına kail olan bir zat idi.

Amr Bin Abese

Amr Bin Abese
عَــمْــرُو بْــنُ عـَــبَــسَـة


 Baba Adı    :    Abese bin Amr.
 Anne Adı    :    Remle bint-i Vekise (vakia) el-Huzami’dir.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Bilgi yok
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hz.Osman devrinde vefat etmiştir.
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok.
 Eşleri    :    Bilgi yok
 Oğulları    :    1-Nüceyh, 2-Şuayb,
 Kızları    :    Bilgi yok
 Gavzeler    :    Hayber’den sonraki savaşlar Mekke fethi Huneyn,Tâif, Tebük gibi
 Muhacir mi Ensar mı    :    Kendi yurdu Beni Selime’den Medine’ye muhacir olarak gelmiştir.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    Rivayeti var, sayısı belli değildir.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Amr bin Abese bin Amr bin Hâlid bin Huzeyfe bin Amr bin Hâlid bin Mazin bin Mâlik bin Sâ’lebe bin Bühse Beni Süleym es-Selemi
 Lakap ve Künyesi    :    Ebû Nüceyh, Ebû Şuayb.
 Kimlerle Akraba idi    :    Ebû Zer-i Ğifari’nin ana bir kardeşidir.


Amr Bin Abese Hayatı

Amr bin Abese (r.a) beni Seleme kabilesindendir. Babası Abese bin Amr bin Hâlid, annesi ise: Remle bint-i Vekisa veya Becle, Beskun da denilir. Hz.Ebû Zer (r.a)’ın ana bir kardeşidir. Amr bin Abese’nın doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Amr bin Abese cahiliye devrinde put-lara tapmaktan nefret ederek her şeyin hakimi olan bir İlah var inancına kail olan bir zat idi.

Amr bin Abase (r.a) der ki:

“-Ben, cahiliye devrinde kavmimin putlarına tapmaktan yüz çevir-miştim. Tapılan putların boş olduğunu görüyor insanların putlarına taptık-ları için delaletten başka bir şey üzerinde bulunmadıklarını anlıyordum. Onlar bir takım taşlara tapıyorlardı ki, taş insana ne zarar nede yarar vere-bilirdi. Putlara tapmanın boş olduğu içime doğmuştu.

Teyma halkından kitab ehlinden olan bir zata rastladım. Ona ben bir yere konub’da yanların’da put bulunmayınca içlerinden birisi giderek dört taş getiren onlardan üçü ile tenceresi için ocak çatan. Yakışıklı olan dör-düncü taşada, ilah diye tapan, oradan göç edileceği zamanda, onu orada bırakan, her konduğu yerde bulduğu daha yakışıklı taşa ilah deyib tapan, kabile halkından bir kimseyim. İnsana ne yarar nede zarar vermeyen bir şeyi put edinmenin batıl ve boş olduğunu sanıyorum. Öyleyse sen bana doğru ve daha hayırlı olanına kılavuzluk etsen!”dedim.

O, da bana:

      “-Mekke’den bir zat zuhur edecek kavminin taptıkları (geleneksel putlardan) yüz çevirib halkı onlardan başkasına davet edecektir. Sen onu duyduğun zaman ona hemen tabi ol. Çünkü onun dini en üstün olacaktır!”

Deyince, artık merakla o günden sonra Mekke’den her gelen kişinin yanına varıb, Mekke’de olub biteni merakla sorardım.

      “-Bir şey yok!”

Denilince üzgün eve dönerdim. Ev halkım yola uzak değil yakındı. Her giden gelene sorardım, yok. Cevabı beni çok üzer ve evime döner idim. Ve bir gün yine yola çıkmış seyr ediyordum ki biri deve üzerinde çıka geldi ona heyacanla:

      “-Sen nereden geliyorsun?”diye sordum:

Adam bana:

      “-Mekke’den geliyorum!”deyince:

      “-Orada neler oluyor bir hareketlilik falan var mı?”dedim.

      “-Evet evet var!”deyince.

      “-Anlat anlat!”dedim.

      “-Mekke’de bir zat zuhur etmiş. Kavminin geleneksel putlarına karşı çıkıyor. Ve halkı putlardan yüz çevirmeye, bir olan Allâh’a imana ibadete davet ediyor!”dedi.

Hemen eve koştum.

      “-Ben gidiyorum!”

Deyip deveme atlayıb uzun bir yolculuk sonucu Mekkeye geldim. Ve, Mekke’ye geldiğimde her zamanki indiğim yere indim. O’nu aradım. Birde ne göreyim ne duyayım Resûlullâh gizlenmiş. Kavmi Onu, tazyik altına almış.

Bana:

      “-Onunla ancak gece görüşebilirsin!”dediler.

Geceyi beklemeye başladım. Kâbe’nin önünde uyumuştum ki, birden zikir tehlil, tekbir sesine uyandım. Bu, bu oydu. Bu, ondan başkası olamazdı, ve hemen yanına koştum. O’na selam verdim. Ve, sordum:

      “-Sen kimsin nesin necisin?”

      “-Ben, Allâh’ın Resûlüyüm!”buyurdular.

      “-Resûlullâh ne demek?”dedim

      “-Allâh’ın elçisi demek!”dedi.

      “-Seni kim gönderdi?”dedim

      “-Beni, Allâh Azze ve Celle göderdi!”dedi:

      “-Ne ile gönderdi?”dedim

      “-Allâh birdir, deyib, şirk koşmamaya, ibadet etmeye, putları kırıb atmaya, akrabaya yardıma, kan dökmemeye, yol emniyyetini temine, gönderdi!”dedi

Bende dedim ki:

      “-Sen, ne güzel söylersin, ne güzel şeylerle görevli gönderilmişsin! Ben, Sana, iman ve senin getirdiklerini tasdik ediyorum. Uzat elini Yâ Resûlullâh! Sana bey’at edeyim!”dedim.

Elini uzattı, kendisine islâm dini üzerine bey’at ettim. Ve dedim ki:

      “-Efendim, size yardımcı var mı?”

      “-Evet bir hürle, bir köle var!”.

Bakınca, Ebû Bekr ile Bilâl-i Hâbeşi’yi gördüm.

      “-Sana, bende tabi oluyorum!”dedim.

      “-Yanınız da kalayım mı yoksa ev halkıma mı döneyim? Bana ne buyurursunuz?”dedim.

      “-Sen, şu gününde bunu yapamazsın burada yanımda kalamazsın. Benim durumumu Allâh’dan getirib tebliğ ettiğim şeylere karşı insanların tutumunu nasıl katı ve sevimsiz davrandıklarını görmüyor musun? Şimdi ehline ve evine dön! Orada otur bekle, benim, gideceğim yere gittiğimi işitince, yanıma gel. O, zaman bana tabi ol!” buyurdular.

Bunun üzerine bende kendi evime döndüm. Aradan yıllar geçti, Resûlullâh’ın, Muhacir olarak Medine’ye geleceğini işittim. Ben ev halkı-mın yanında iken onu sormak ve araştırmaktan asla geri durmuyordum. En sonunda Yesrib den gelenlerden birkaç kişiye sordum. Bana:

      “-Kavmi onu öldürmek istemiş ama muaffak olamamışlar. Fakat halk ona koşuyor!”dediler.

Bende hemen deveme binib Medine’ye geldim. Huzuruna vardım:

      “-Yâ Resûlallâh! Beni tanıdınız mı?”

      “-Evet! Sen, falanca kişi değil misin? Süleym’lisin, sen, bana çok sorular sormuştun!”

      “-Evet!”dedim. Ondan sonra artık orada onun yanında kaldım!” 1

Amr bin Abese, demiştir ki:

      “-Ey Allâh’ın Resûlü! Allâh’ın Sana öğrettiği, benim ise bilmediğim şeylerden bana da öğret! Bana namazı anlat!”

Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v) şöyle dedi:

      “-Gecenin son vaktinde. Sabah namazını kılıncaya kadar ve istediğin nâfileyi kıl. Çünkü bu vakitte kılınan namaz şahitlidir. Ve sevab yazılmış-tır. Sabah namazını kıldıktan sonra, güneş doğup da bir veya iki mızrak boyu yükselinceye kadar namaz kılmayı bırak. Çünkü güneş şeytanın boynuzları arasından doğar ve kâfirler güneşe o saatte tapınırlar. Sonra mızrak gölgesiyle bir oluncaya kadar ve istediğin kadar kıl. Çünkü bu saate kadar kılınan namaz şahitlidir. Ve sevabı yazılmıştır. Mızrak gölgesiyle bir olduktan sonra namazı bırak. Çünkü o saatte cehennem kızdırılır, kapıları açılır. Güneş batıya meyledince ikindi namazını kılıncaya kadar ve istediğin nafileyi kıl. Çünkü bu saatte kılınan namaz şahitlidir. İkindi namazından sonra güneş batıncaya kadar namazı bırak. Çünkü güneş şeytanın boynuz-ları arasında batar ve kâfirler ona o saatte tapınırlar!”

Resûlullâh (s.a.v) Amr bin Abese’ye yapılan duaların ve kılınan namazların kabulu için en uyğun bir vakit olarak gecenin en son vaktini tavsiye buyurmuşlardır. 2

Ben Resûlullâh (s.a.v)’e hitaben:

      “-Ey Allâh’ın Resûlü! Bana abdesti de anlat!”dedim.

Buyurdular ki:

“-Sizden biri abdest suyunu yanına alır, ağzına burnuna su verir ve burnunu temizlerse, kullandığı su ile birlikte yüzünün, ağzının ve burnu-nun günahları dökülür. Sonra Allâh’ın emrettiği gibi yüzünü yıkadığında, kullandığı su ile veya suyun son damlasıyla birlikte, yüzünün hataları sakalının etrafından dökülür. Sonra kollarını dirseklerine kadar yıkarsa, işlediği hatalar kullandığı su ile birlikte parmaklarından dökülür.

Sonra başını meshederse, başının günahları kullandığı su ile birlikte saçlarının ucundan ve kulaklarından dökülür. Sonra ayaklarını topuklarına kadar yıkarsa, kullandığı su ile birlikte ayaklarının günahları parmakların-dan dökülür. Sonra kalkıp namaz da kılar ve namaz da Allâh’a hamd ve senâ eder, Allâh’ı lâyık olduğu şekilde yüceltir ve kalbini Allâh’dan başka her şeyden boşaltırsa, anasından doğduğu gündeki gibi günahlarından arınmış olarak namazdan ayrılmış olur!”

Amr bin Abese (r.a) bu hadisi, Resûlullâh (s.a.v)’ın sahâbesi Ebû Ümâme’ye anlattı. Ebû Ümâme ona:

      “-Ya Amr! Bu zâta verilen bir makam hakkında ne söylediğine bak!” dedi. Amr’da şu cevabı verdi:

      “-Ya Ebâ Ümâme! Şübhesiz ki yaşım ilerledi, kemiklerim zayıfladı, ecelim de yaklaştı. Bu halde iken Allâh’a ve Allâh’ın Rasülüne karşı yalan söylemeye ne ihtiyacım olabilir?! Bu sözü Resûlullâh (s.a.v)’den iki veya üç kere (yedi defaya kadar saydı) işitmiş olmasaydım, onu asla rivâyet etmezdim. Fakat ben onu, Resûlullâh (s.a.v)’den çok daha fazla işittim!” 3

Kâ’b’ın azadlısı anlatıyor:

      “-Mikdad bin Esved, Amr bin Abase, ve Şafi bin Habib el-Hüzeli ile birlikte bir yere gitmiştik. Amr bin Abese, sürüsünü kontrol için yanımız-dan ayrıldı. Öğleye doğru ben onu görmeye gittim. Birde ne göreyim üzerinde sadece onu gölgeleyen bir bulut var. Hemen durumdan kendisini haberdar ettim!”

      “-Biliyorum. Eğer bunu başkasına anlatırsan aramız bozulur!”dedi.

      “-Vallahi, ben, o ölünceye kadar bunu kimseye anlatmadım!” 4

Amr bin Abese (r.a) oldukça yaşlı biri idi. Medineye geç geldiği için Bedir Uhud Hendek gibi savaşlara katılamadı. Daha sonra Mekke fethi, Huneyn, ve Tâif Muhasarasına katıldı. Tâif Muhasarasında Resûlullâh:

      “-Her kim, Allâh yolunda bir ok atıb isabet ettirirse Allâh cennette ona bir derece verir!”buyurduğunu işitti hemen harekete geçti ok kabında bulunan bütün okları düşman üzerine boşalttı.

Amr bin Abese (r.a) Halife Ebû Bekr (r.a) döneminde irtidad olayları üzerine Hâlid bin Velid komutasında Yemâme Savaşları’na katıldı. Bu savaşta Hâlid bin Velid’in Süvari birliklerine komuta etti. Daha sonra Suriye bölgesinin fetihlerinde bulundu. Yermük Savaşı’nda da süvari birli-ğinin komutanlığını yaptı.

Amr bin Abese (r.a)’in âile bireyleri hakkında elimizde fazla bilgi yoktur. Ancak Hz.Osman devrine kadar yaşadığını şu olay anlatılır.

Hz.Osman devrinde Şam’a Muâviye bin Ebi Süfyan’ın yanında Bizanslı Rumlara karşı hudut boylarında bir savaş yapılmıştı. Bu savaşın sonunda bir anlaşma imzalandı. Anlaşmanın imzalanmasından kısa bir müddet sonra, Bizanslılar anlaşmayı dinlemiyerek tecavüze kalkıştılar.

Süleym bin Âmir anlatıyor:

“-Muâviye bin Ebû Süfyân ile Bizans Rumları arasında bir anlaşma vardı. Muâviye bin Ebû Süfyân, anlaşma müddetinin bitmesine yakın onların ülkesine doğru gitti, süre bitince de onlarla savaşacaktı. Birden bir atın veya kadana nın üzerinde:

      “-Allâhu Ekber! Allhu Ekber! Ahde vefâ gerekir! Hıyanet yok!”diye bağıran bir adam geldi.

Meğer o, Amr bin Abese imiş. Muâviye ona adam gönderib meseleyi sordu. O, cevaben şöyle dedi:

“-Ben, Resûlullâh (s.a.v)’ın şöyle buyurduğunu işittim:

      “-Kim, bir milletle anlaşma yaparsa, o anlaşmanın süresi bitmeden, anlaşmayı karşılıklı olarak feshettiğini hakkaniyet üzere onlara bildirme-den muâhedeyi ne çözsün, ne de yeniden bağlasın!”

Bunun üzerine Muâviye geri döndü. 5

Amr bin Abese (r.a) Şam bölgesinden Medine’ye gelerek burada, vefat etti. denilir. Diğer bir rivâyette ise, Şam taraflarında vefat etti. Onun vefatı zamanında Hz.Osman (r.a) hilafette idi. Fakat, büyük bir ihtimalle Amr bin Abese (r.a) Hz.Osman’ın halifeliğinin son yıllarında Humus’da vefat etti.

Bazı rivâyetlerde ise; Hicri 60. yıllarda vefât etti de denilmiştir.

Abdullah ibn-i Mes’ûd, ilim bakımından ileride olmasına rağmen ondan rivayet etti. Ebû Ümame el-Behili, Sehl bin Sa’d’da ondan rvayet ettiler. Tabiin’den Şurahbil bin es-Sımt, Sa’dan bin Ebû Talha, Selim bin Âmir, Cübeyr bin Nüfeyr, Ebû Selâm ve Kesir bin Mürre ve Adi bin Ertet gibi muhaddisler ondan hadis rivâyet etmişlerdir. 6

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.


1- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-4-29 
2- Sünen-i Ebû Dâvûd-Kitabu’s-Salatu’t-Tatavvu Bab-10-No-1277 
3- Camiu’l-Usûl-14-286-No-6.665-Müslim-Müsafirin-52-294 
4- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-5-2016 
5- Câmiu’l-Usûl-4-248-No-2-1.134-Tirmizi-Siyer-27-1580-Ebû Dâvûd-Cihad-164-2759 
6- el-İsabe İbn-I Hacer el-Askalani-3-520-No-5907