Ammâr Ibn-i Yâsir

Ammâr Ibn-i Yâsir

Ammâr Ibn-i Yâsir
عَـمّـا رُ بْــنُ يَـا سِـر


 Baba Adı    :    Yâsir bin Amir.
 Anne Adı    :    Sümeyye bint-i Huyyât.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Takriben Miladi 563.yıl Mekke doğumlu.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 37. Miladi 657 yılında 94 yaşlarında Sıffın Savaşı’nda şehid oldu. Kabri, Suriye’nin Rakka şehrindedir.
 Fiziki Yapısı    :    Uzun boylu, esmer tenli, oldukça hareketli bir zat idi. Kendisinin gözlerinin siyahı, kırmızımsı ve omuzlarının arası genişti. Tepesinin saçı dökülmüştü. Ağaran saçını boyayıp değiştirmezdi.
 Eşleri    :    Bilgi yok.
 Oğulları    :    Muhammed.
 Kızları    :    Ümmü’l-Hâkem.
 Gavzeler    :    Bedir, Uhud, Hendek, gibi bir çok seferler..
 Muhacir mi Ensar mı    :    Mekke, Medine, Muhacir dir.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    62 tane.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Huzeyfetü’l-Yemâni.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Ammâr ibn-i Yâsir bin Âmir bin Mâlik bin Kinâne bin Kays bin Husayn bin Veddim bin Sa’lebe bin Âvf bin Hârise bin Âmr el-Ekber bin Yâm bin Ans (Zeyd) bin Mâlik bin Üded bin Zeyd bin Yeşcüb bin Ârib bin Zeyd bin Kehlan bin Sebe bin Yeşcüb bin Yâ’rüb bin Kâhtan dır. Beni Malik bin Üddeler ise Mezhic lerdendirler.
 Lakap ve Künyesi    :    Ebû’l-Yakzân.
 Kimlerle Akraba idi    :    Babası Yâsir, ve Annesi Sümeyye, kardeşi Abdullah, İslâm da ilk şehid olan kişilerdir.


Ammâr Ibn-i Yâsir Hayatı

Yemen’deki Kâhtanî’lerin Mezhic veya Ans kabilesinin Yâm koluna mensub olan Ammâr ibn-i Yâsir bin Mâlik bin Kinâne bin Kays, takriben Milâdi 563 yılında Mekke’de doğub Hicri 37. Miladi 657 yılında Sıffîn Savaşı’nda doksan dört yaşlarında iken şehid düşmüştür. Künyesi: Ebû Yekâzan’dır. Kendisine annesinin adıyla İbn-i Sümeyye’de denilir. Annesi Sümeyye, İslâm’da ilk şehid edilen kadın olarak İslâm tarihine geçmiştir.

Ammâr ibn-i Yâsir’ın babası Yâsir bin Âmir (r.a), kardeşleri Hâris ve Mâlik ile birlikte kaybolan kardeşlerini aramak üzere Yemen’den kalkıb Mekke’ye gelmişlerdi. Hâris ve Mâlik Yemen’e geri dönmüş, Yâsir ise Mekke’de kalıb Beni Mahzum kabilesinden Ebû Huzeyfe bin Muğire bin Abdullah bin Ömer bin Mahzum’un himayesine girerek onunla anlaşmalı olmuş, ve Mekke’ye yerleşmişti. Ebû Huzeyfe’de onu kadın kölesi olan Sümeyye bint-i Huyyât ile evlendirmişti.

Bu evliliklerinden Ammâr, ve Abdullah adlarında iki tane oğulları dünyaya gelmiştir. İlk olarak Ammâr ibn-i Yâsir doğunca Ebû Huzeyfe onlar’ı azâd etmiştir. Yâsir ile oğlu Ammâr, Ebû Huzeyfe’nin ölümüne kadar ondan ayrılmadılar. Ve bu bağlılıklarını devam ettirmişlerdi. 1

Ammâr ibn-i Yâsir der ki:

“-Dârü’l-Erkam’ın kapısı önünde Süheyb bin Sinan’a rastladım o sırada, Resûlullâh (s.a.v) içeride bulunuyordu. Süheyb’e:

      “-Ey Süheyb ne yapmak istiyorsun?”diye sordum.

O da bana:

      “-Yâ sen, ne yapmak istiyorsun?”diye sordu.

Ben de:

      “-Muhammed’in yanına gidib sözlerini dinlemek istiyorum!”dedim

Süheyb bin Sinan da bana:

      “-Ben de, böyle yapmak istiyorum!”deyince, ikimizde içeri girdik.

Resûlullâh (s.a.v), bize, İslâmiyet dinini arz ve teklif etti. Hemen, Müslüman olduk. O günümüzde, akşam oluncaya kadar, Darû’l-Erkam’da bekledikten sonra oradan geceleyin gizlice dışarı çıktık!”

Ammâr ibn-i Yâsir (r.a), İslâm dininde Müslümanlığını, ilk açıkla-yan yedi İslâm Mücahidinden birisi idi. Kendisi, ve âilesi dinlerinden döndürülmek için, en ağır işkencelere maruz kalırlardı…

Evini, mescid edinib orada namaz kılan Müslümanların da ilki idi. Evinde, geceleri, uzun müddet ibâdet ile meşğul olurdu. Allâh’ın azâbın-dan çok korkar, Rahmetini çok umardı. Onun bu güzel hareketi, Kûr’ân-ı Kerim’de şöyle övülmüştür:

      “-Yoksa, o, âhiret azâbından korkarak Rabbının Rahmetini umarak gecenin geç saatlerinde secdeye kapanır, kıyamda durur bir halde tâat ve ibâdet eden kimse gibi midir?!”

De ki:

      “-Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Ancak, temiz akıl sahibleri dir ki, bunları, hakkıyle, düşünürler!” 2

Ammâr ibn-i Yâsir (r.a), Cennet’in, kendilerine, kavuşmayı özlediği üç sahâbiden de birisi idi. Ammâr ibn-i Yâsir (r.a), insanların en uzun susa-nı az konuşanı çok dinleyeni idi. Ammâr ibn-i Yâsir (r.a), Bedir, Uhud, ve Hendek gibi birçok savaşlarda Resûlullâh’ın yanında bulunmuştur. Hicretin otuz yedinci yılında Hz.Ali (r.a) ile birlikte katılmış olduğu Sıffın Savaşı-’nda şehid edilmiştir. Ammâr ibn-i Yâsir (r.a), fiziken: Uzun boylu, esmer tenli, oldukça harketli bir zat idi. Kendisinin gözlerinin siyahı, kırmızımsı ve omuzlarının arası epey genişti. Tepesinin saçı dökülmüştü. Ağaran saçını boyayıp değiştirmezdi. 3

Resûlullâh (s.a.v) onun hakkında şöyle buyurdular:

      “-Cennet üç kişinin özlemi içindedir; Ali, Ammâr, Selmân!”

Hz.Ali (r.a)’den rivâyete göre, şöyle demiştir:

Resûlullâh (s.a.v)’i, ziyarete gelib de, içeri girmek için, izin istediği zaman, Resûlullâh (s.a.v), Ammâr ibn-i Yâsir’i, sesinden tanır ve:

“-Ona izin veriniz! مَـرْ حَـبِاً باِ لـطـّيـبِ اْلمُـطـّيَـب

Merhâben bi Tâyyibi’l-Muteyyeb!”

Yaratılışdan, pâk olan, güzel amelleriyle daha da, pâklaştıran hoşlaş-tıran merhâba! Hoş geldin!”diyerek iltifatta bulunurdu.

Hz.Âişe (r.a)’dan rivâyete göre:

“-Resûlullâh (s.a.v) şöyle buyurdu:

      “-Ammâr iki iş arasında serbest bırakıldığında o işin en doğrusunu seçer di!”

Ebû Hüreyre (r.a)’dan rivâyete göre:

“-Resûlullâh (s.a.v) şöyle buyurdu:

      “-Müjde sana ey Ammâr! Azğın bir ğrub tarafından öldürülüb şehid olacaksın!” 4

Ammâr ibn-i Yâsir (r.a), Müslümanlığını, açıklamaktan çekinmeyen yedi Mücahidden birisi olub, dinlerinden döndürülmek için, ağır işkence-lere uğratılan Müslümanlardandı. Kendisi; öğlenin en sıcak zamanında, Mahzum Oğulları tarafından Mekke’nin Ramda semtinde ki kayalıklara götürülür, demir gömlek giydirilib yakıcı güneşin altında tutulur, vücudu-nun yağı, eriyiyinceye dek işkence yapılır. Bazen öyle bitkin düşer di ki, ne konuştuğunu bilmez hâle gelirdi.

Ammâr ibn-i Yâsir (r.a)’ın, sırtı kor ateşlerde yakılarak işkenceler yapılırdı. Sırtında ki bu yanık izlerinin üzerinden yıllar geçtiği halde bile ğayb olmamıştır, kendisine:

      “-Nedir bunlar?”diye sorulduğu zaman:

      “-Bunlar, Kureyşilerin Mekke’de Ramda’da bana ateşle yaptıkları işkencelerin izleridir!”demiştir.

Ammâr ibn-i Yâsir (r.a), bir gün, Resûlullâh (s.a.v)’e gelib:

      “-Yâ Resûlallâh! Bize yapılan işkenceler, had Safha’ya ulaştı!”dedi.

“-Resûlullâh (s.a.v):

      “-Sabren! Yâ Âl-ı Yâsir Sabren! Sabır ediniz ey Yâsir Âlesi! Sabren Yâ Ebâ Yekâzan! Ey Yekâzan’ın babası!”buyurduktan sonra:

      “-Allâh’ım! Ammâr âilesinden hiç bir kimseye, Cehennem azabını taddırma!”diye dua ettiler.

Müşrikler: Ammâr ibn-i Yâsir (r.a)’e, bazen güneşin en yakıcı sıcak-lığı altında göğsüne ağır kaya parçası koyarak, bazen de boğarcasına suya batırarak, veya, su kuyularına atarak işkenceler yaparlardı:

Özellikle Muğire Oğulları, onu, tutub Meymun Kuyusu’na batırır-lardı. Suya batırarak işkence yapmış oldukları sırada, Resûlullâh (s.a.v), Ammâr’a rastlamıştı. Ammâr ibn-i Yâsir ise ağlıyordu. Resûlullâh (s.a.v) elini, onun gözlerinin üzerine sürdü ve:

“-Bir daha, kâfirler, seni, yakalayıb suya batırırlar ve sana:

      “-Şöyle şöyle söyle, İnkar et söylediklerimizi söyle kurtul!”derler ve bu işkenceyi, tekrar ederlerse, onların, söyletmek istediklerini, söyleyiver, işkenceden kurtul!”buyurdular.

Kureyş müşrikleri, ve Muğire Oğulları Ammâr ibn-i Yâsir’i bir gün yakaladılar. Meymun Kuyusu’na atıb onu boğmaya çalıştılar. İşkence faslı yeniden başlamıştı ki:

      “-Sen Muhammed’e Sebb edinceye, sövünceye ve Lât ve Uzza’ya Muhammed’in Dininden, daha iyidir! Deyinceye kadar, seni bırakmaya-cak, sana işkenceden asla vazgeçmeyeceğiz! Yoksa, seni ölünceye kadar böyle tutarız!”dediler.

Resûlullâh’a, dil uzattırmadıkça ve putlarının, hayırlı olduğunu, ona söyletmedikçe de onu bırakmadılar. Müşrikler hem işkenceyle ona zorla inkâr sözlerini söylettirib hem de, ardından Resûlullâh’a haber gönderib:

      “-Yâ Muhammed! Ammâr, kâfir olmuş!”diye haber verdiler…

Resûlullâh (s.a.v)’de, bunu duyunca:

      “-Hayır! Ammâr, tepesine kadar, tepesinden, tırnağına kadar imân ile doludur! İmân; onun, etine ve kanına karışmış, işlemiştir!”buyurdular.

O sıralar da, Ammâr İbn-i Yâsir (r.a), çok bitkin bir halde düşe kalka

Resûlullâh (s.a.v)’in huzurlarına geldi. Çok ağlıyordu. Resûlullâh (s.a.v), onun gözlerini, eliyle silerken:

      “-Sana ne oldu yâ Ammâr? Arkandan, ne haber var?”diye sordu.

Ammâr ibn-i Yâsir (r.a):

      “-Şer var! Yâ Resûlallâh!Beni, Sana sebb edib sövdürmedikçe, beni, Senden vaz geçirmedikçe, Lât ve Uzzâ putlarının da, Senin Dini’nden daha hayırlı olduğu, bana, söylettirilmedikçe, bırakılmadım!”dedi

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Sana, bunlar, zorla söylettirildiği zaman, kalbini nasıl bulmuştun? Söylemiş olduğun bu sözlerden, dolayı kalbin ferah mıydı, ferah değil miydi?”diye sordu.

Ammâr ibn-i Yâsir (r.a):

      “-Hayır ferah değildi! Kalbimi, Allâh’a ve Resûlüne imânın ferahlığı ve rahatlığı içinde ve Dinime bağlılığımı da, demirden daha sağlam bulmu-şumdur!”dedi

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Öyleyse, sana, bir vebal yok! Yâ Ammâr! Eğer, onlar, bir daha, bu söylediğini, tekrarlatmak için, seni, zorlarlarsa, tekrarlayıver!”buyurdu

      “-Kalbi, imân üzere mutmâin olduğu halde, cebr ve ikrâha uğratılanlar müstesna olmak üzere, kim, imândan sonra Allâh’ı inkar edib göğsünü küfre açarsa, işte, Allâh’ın ğazabı, o gibilerin üstü-nedir. Onlara büyük azab vardır!” 5

Meâlli âyette ki istisna hükmünün, Ammâr ibn-i Yâsir (r.a) hakkında nazil olduğu rivâyet edilir. 6

Ammâr ibn-i Yâsir (r.a)’ın Babası Yâsir bin Âmir (r.a) ile annesi Sümeyye bint-i Huyyat (r.a) ve kardeşi Abdullah bin Yâsir (r.a), birlikte toplu olarak Müslüman olmuşlar, ve toplu olarak da işkenceden işkenceye uğratılmışlardı. Bunlara, Mahzum Oğulları, işkence yaparlardı. Mahzum Oğulları, Ammâr’ı, babası Yâsir’i ve annesi Sümeyye Hatunu, öğlenin, en sıcak zamanında, güneşin kızdırdığı Mekke kayalıklarına götürüb en ağır işkenceleri yaparlardı.

Batha’da, Yâsir ve Ammâr ile Sümeyye Hatuna işkence yapıldığı sıralarda, Resûlullâh (s.a.v), onlara, rastlamıştı.

Babası Yâsir:

      “-Yâ Resûlallâh! Ed-Dehru Hakeza! Bütün zaman böyle! İşkenceler devam mı edecek!”diye sorunca:

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Sabren yâ Al-ı Yâsir! Sabredin ey Yâsir Âilesi!”buyurdu sonra:

      “-Ey Allâh’ım! Yâsir Âilesini yarğıla!”diyerek dua etti.

Resûlullâh (s.a.v), yine bir gün, işkenceye uğradıkları sırada, onlara rastlamış onlara şöyle demişti:

      “-Sabr ediniz ey Yâsir Âilesi! Sevininiz ey Yâsir Âilesi! Sevininiz Ey Ammâr Âilesi! Hiç şüphesiz, sizin mükâfât yeriniz, Cennet’tir!”

Babası Yâsir, müşriklerin ona söyletmek istedikleri şeyi söylemedi, İslâmın şerefi için, ölmeyi, göze aldı, müşriklerin işkenceleri altında can verdi. İslâm’da, ilk şehid erkek, babası Yâsir (r.a) oldu. Ammâr ibn-i Yâsir’ın kardeşi Abdullah ibn-i Yâsir (r.a)’da okla vurularak şehid edildi.

Ammâr ibn-i Yâsir (r.a)’ın Annesi Sümeyye Hatun çok yaşlı ve zaif olmasına rağmen dininden döndürülmek için yapılan en ağır işkencelere katlanır, müşriklerin, yaptırmak istediklerini, yapmaz, İslâm’ın şerefi için ölmeyi, göze alır, müşriklerin söyletmek istediklerini söylemezdi.

Kocası Yâsir (r.a), işkenceler altında can verdikten sonra, Sümeyye Hatun, şirkin lideri Ebû Cehl’e teslim edilmişti. Ebû Cehl, akşamleyin mızrağını yanına alıb Müslümanlara işkence yapılan yere uğrar, onlara, Sümeyye Hatuna söver, sayardı:

      “-Sen, ancak, yüzünün güzelliğinden dolayı, Muhammed’e âşık olub Müslüman oldun!”derdi

Sümeyye Hatun’un bir bacağını, bir deveye, öteki bacağını da başka bir deveye bağladılar:

      “-Sen, ancak, erkekler için, Müslüman oldun!”dediler.

Sümeyye Hatun, Ebû Cehl’in, cahiliyye hislerine dokunan ağır söz-lerle karşılık verince, o da kızıb, mızrağını Sümeyye Hatun’un önüne sap-ladı ve onu şehid etti. İslâmda ilk Şehid kadın da, Sümeyye Hatun oldu. 7

Ammâr ibn-i Yâsir (r.a)’nın ve onun çok şerefli Âilesi’nin müşrik Kureyşlilerden görmüş olduğu işkenceler dillere destan olacak şekildedir. Eza’ya, cefa’ya ve musibete uğramadıkları gün, hemen hemen yok gibi idi. Onların, görmüş oldukları eza, cefâ, işkence ve hakaretler karşısındaki dimdik duruşları ve fedâkarca hareketleri, bütün Ashâb tarafından takdirle karşılanırdı.

Câbir bin Abdullah (r.a) der ki:

“-Eziyet edildikleri sırada Resûlullâh’ın Ammâr ve âilesine gelerek şöyle dediğini nakletti:

      “-Müjdeler olsun Yâsir ailesi! Sizin yeriniz mutlaka cennettir!”

Amr bin Meymun da şöyle anlatır:

“-Müşrikler, Ammâr ibn-i Yâsir’i ateşle dağlamışlardı. Resûlullâh, ona uğradı ve elini onun başına koyarak:

      “-Ey ateş! İbrahim (a.s)’ma serin ve selâmet olduğun gibi, Ammâr’a da serin ve selâmet ol!”dedi ve:

      “-Ammâr seni zalim taraf öldürecek!”buyurdu. 8

Ammâr ibn-i Yâsir (r.a), Mekke devrinde görmüş olduğu işkenceler karşısında Habeşistan’a hicret eden muhacirler arasında olduğu, denilir ise de, Habeşistan’a hicret etmedi diyenler ise daha ağırlıktadır. Zira onun ismi, birinci ve ikinci Habeşistan Muhacirlerinin arasında bulunmamak-tadır. Veya bazılarına göre; Habeşistan’a hicret etti, fakat bilâhare tekrar Mekke’ye dönmüş de olabilir. En doğrusunu Allâh bilir.

Ammâr ibn-i Yâsir (r.a), Miladi 622 yılında Mekke’den Medine’ye hicret ederek Kuba’ya geldi. Münzir bin Abdü’l-Mübeşşir’in evinde onun misafiri olmuştur. Resûlullâh (s.a.v), onu, daha sonra Ensâr’dan meşhur Huzeyfetü’l-Yemâni ile din kardeşi olarak ilan etmiştir.

Kuba’da Yapılan İlk Mescid:

Başta, Ebû Seleme bin Abdü’l-Esed olmak üzere, Medine’ye ilk Hicret eden Muhacirler, Kuba köyüne indikleri vakit, hemen, cemaatle namaz kılacakları bir Mescid yeri yapmışlardı. Kuba’ya geldiği zaman Resûlullâh (s.a.v)’de bu Mescid’de Namaz kılmışlardı.

Resûlullâh (s.a.v), gelinceye kadar, Ebû Huzayfe’nin âzâdlısı Sâlim, içlerinde Hz.Ömer’in de, bulunduğu hâlde, bu Mescidde, bütün Muhacir-lere imam olub, namazlarını kıldırmıştı.

Rivâyete göre:

Resûlullâh (s.a.v), Kuba’ya kuşluk vakti gelince Ammâr ibn-i Yâsir:

      “-Resûlullâh (s.a.v) için, istediği zaman, gölgesinde dinlenebileceği, gölgeleneceği ve içinde namaz kılacağı bir yer yapsak olmaz mı?”dedi.

Hemen bu günkü Kuba Mescidinin yerini hazırlamış, taş toplayarak Kuba’da Resûlullâh (s.a.v) için ilk Mescidi yapmıştır.

Ammâr ibn-i Yâsir (r.a), Resûlullâh (s.a.v) ile Kuba’dan Medine’ye gelib yerleşince, ilk iş ve ilk görevi; Mescid’i Saâdet’in inşaası’nda aktif olarak bulundu. Herkes, kerpiçleri birer birer taşıdığı hâlde, Ammâr İbn-i Yâsir, biri kendisi için, diğeri, Resûlullâh (s.a.v) için olmak üzere, ikişer ikişer taşırdı. Resûlullâh (s.a.v) Ammâr ibn-i Yâsir (r.a)’ın yanına vardı. Eli ile arkasını sığadı:

      “-Ey Sümeyye’nin oğlu! Senin, iki ecrin var, başkalarının ise bir ecri var! Senin, dünyadan en son azığın rızkın da, bir içim süttür!”dedi

Ebû Said-i Hudri Mescidin inşâasından bahsederken, der ki:

“-Biz kerpiçi birer birer taşırdık. Ammâr ibn-i Yâsir ise, ikişer ikişer taşırdı. Resûlullâh (s.a.v), onu, öyle görünce, üstündeki başındaki tozları toprakları eliyle silkerek:

      “-Vâh Ammâr! Vâh Ammâr! Onu, azgın bir topluluk öldürecektir! Ammâr, onları, Cennete ve Allâh’a çağırır. Onlar ise, onu, Cehenneme çağırırlar!”dedi.

Ammâr ibn-i Yâsir (r.a)’da:

      “-Fitnelerden Allâh’a sığınırım!”dedi.

Başka bir rivâyette de:

Ammâr (r.a), en ağır kerpiçleri yüklenmiş olarak Resûlullâh (s.a.v)’ın yanına gelince:

      “-Yâ Resûlallâh! Beni, öldürecekler? Taşınamayacak kadar ağır şey-leri bana yüklüyorlar!”diye şikayetlendi.

Resûlullâh (s.a.v) eli ile onun tozunu toprağını silkeledi.

      “-Vâh Sümeyye’nin oğlu! Seni, onlar öldürecek değil. Seni, ancak azgın bir topluluk öldürecektir!”buyurdu…

Hz.Ali (r.a), Mescid için herkesle birlikte kerpiç taşırken ashâbdan birisinin (Osman ibn-i Maz’un) kerpiçleri götürüb bıraktıkça eğilerek üstünü başını silkelemeye durduğunu görmüş, latife maksadıyla

      “-Mescidleri imar edenler: orada dikilmeyi, oturmayı âdet edinenler ile ve tozdan topraktan eğilmiş görülenlerle elbet bir olmazlar!”recezini şiir’ini söylemişti.

Ammâr ibn-i Yâsir (r.a)’de, o şiir’in, kimin hakkında söylendiğini bilmeksizin, ezberleyib tekrarlamaya başladı.

Bununla, kendisinin târiz edildiğini sanan bir zat Ammâr’ın yanına gelince:

      “-Ey Sümeyye’nin oğlu! Bugün, söylediğini işittiğim sözü, bir daha söylediğini görürsem, şu değneği senin burnuna vururum!”diyerek elin-deki değneği gösterdi.

Resûlullâh (s.a.v), Ammâr’a söylenilen sözü işitti. Elini gözlerinin arasına koyarak:

      “-Ammâr, benim iki gözümle burnumun arasındaki tendir!”

(Yani: o, benim, tenim gibidir. Ona vuran, bana vurmuş olur!)

Ammâr ibn-i Yâsir:

      “-Yâ Resûlallâh! Bana mı kızdın? Ashabına mı?”diye sordu:

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Ne sana, ne de, onlara!”dedi.

Ammâr ibn-i Yâsir:

      “-Onlar, beni öldürmek istiyorlar: Kendileri, kerpiçleri birer birer taşıdıkları hâlde, bana ikişer, üçer yüklüyorlar!”dedi. 9

Mescid-i Saâdet’in inşaası sırasında Ammâr ibn-i Yâsir, şöyle bir recez (ilahi) söylüyordu:

      “-Biz, Müslümanlarız! Mescidler yaparız!”

Bazen Resûlullâh (s.a.v)’de ona katılır beraber söylerlerdi. Herkes birer kerpiç taşırken Ammâr ibn-i Yâsir iki tane biri benim için biri de Resûlullâh için, olmak üzere ikişer ikişer taşırdı. Resûlullâh (s.a.v), Onun yanına vardı. Eliyle sırtını sıvazladı:

Hâlid bin Nümeyr’den:

      “-Ammâr ibn-i Yâsir, çok az konuşur, uzun zaman ise, hüzünlü ve kederli olurdu. Umumiyetle Allâh’a sığınmak için konuşurdu!” 10

Ammâr ibn-i Yâsir (r.a), Batn-ı Nahle Seferi’nde bulundu. Daha sonra, Resûlullâh (s.a.v), ile Bedir, Uhud, Hendek, Müreysi, Mekke Fethi gibi bir çok savaşlara ve seferlere iştirak etmiştir.

Ammâr ibn-i Yâsir (r.a) anlatıyor:

      “-Resûlullâh (s.a.v), İslâm’ın esaslarını öğretmem için, beni, Kays Kabilesinin bir oymağına göndermişti. Yanlarına vardığımda bunların, vah-şi develere benzediğini gördüm. Gözlerini hırs bürümüş. Koyun ve deve-den başka düşündükleri bir şey yoktu. Hemen Resûlullâh (s.a.v)’ın yanına geri döndüm!”

Bana:

      “-Ne yaptın bakalım ya Ammâr?”dedi.

Ben de kendisine o kavmin halinden haber vererek,

      “-Onların ğaflet içinde bulunduklarını haber verdim!”

Bana:

      “-Ammâr! Sana onlardan daha hayret vericisini haber vereyim mi?”

      “-Cehâletten kurtuldukları halde, onlar gibi ğafil olanlardır!”dedi.

Abdullah ibn-i Abbas (r.a) anlatıyor:

“-Resûlullâh, Hâlid bin Velid’i bir seriyyeye kumandan tayin etti. Ammâr ibn-i Yâsir’de o seriyyede idi. Seriyye yola çıktı. Varmak istedik-leri yere yaklaşınca, geceleyin bir yerde konakladılar. Üzerlerine yürüdük-leri kabilenin durumdan haberleri oldu ve bulundukları yerleri terk edib kaçtılar. Sadece içlerinden birisi, bulunduğu yerde durub kaldı. Kendisi- de, ailesi de Müslüman olmuştu. Her şeyini hazırlayıb, âilesi ile beraber, İslâm ordusunun bulunduğu yere kadar gelmek üzere yola çıktı. Orduya yaklaşınca:

      “-Siz burada durun, ben gideyim!”dedi.

Âilesinin yanından ayrılıb, Ammâr’ın çadırına geldi, ve:

      “-Efendim, bizler âilece Müslüman olduk. Eğer, burada kalırsak, Müslüman olmamızın faydasını görecek miyiz? İşittiğiniz gibi, kabilem kaçtı!”dedi.

Ammâr da kendisine:

      “-Tabii burada kalabilirsin, sen emniyettesin!”dedi.

Adam da, ailesi de yerlerine döndü. Sabahleyin baskın yapan Hâlid, bin Velid, kabilenin yerlerini terk ettiğini görünce, bu adamı ve ailesini yakaladı. Ammâr, Hâlid bin Velid’e:

      “-Müslüman olan bu adama dokunmaya hakkın yok!”dedi.

Hâlid bin Velid (r.a):

      “-Sana ne oluyor? Kumandanına karşı mı geliyorsun?”diye çıkıştı.

O da:

      “-Evet! Kumandan olduğun halde, sana karşı geliyorum. Çünkü, bu adam iman etmiştir, isteseydi, diğerleri gibi o da çekib gidebilirdi. İslâm’a girmesi sebebiyle ben, ona, burada kalmasını söyledim!”dedi.

Hâlid ile Ammâr bu hususta münakaşa ettiler ve birbirlerine kötü söylediler. Medine’ye döndüklerinde Resûlullâh (s.a.v)’ın yanına geldiler. Ammâr bu hâdiseyi ve adamın yaptıklarını anlattı. Resûlullâh, Ammâr’ın verdiği emanı muvafık gördü. Ve bundan sonra, herhangi bir kimsenin kumandana karşı gelmesini yasakladı. Ammâr ibn-i Yâsir ile Hâlid (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’ın yanında da birbirlerine kötü söylediler.

Hâlid bin Velid (r.a):

      “-Yâ Resûlallâh! Bu, senin yanında bana kötü söylemeye kalkıyor! Vallâhi, sen olmasan bana kötü söyleyemezdi!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v)’de:

      “-Yâ Hâlid!Ammâr’a sakın dokunma! Ammâr’a buğz eden, Allâh’ın Ğazabı’na uğrar. Ammâr’a lânet edene, Allâh lânet eder!” buyurdu.

Sonra, Ammâr kalkıb dönerken, Hâlid bin Velid’de peşinden giderek Ammâr’ın eteğini tuttu ve rızasını almak îstedi. O da, Hâlid’i affetti. Bunun üzerine şu âyet nâzil oldu:

      “-Ey iman edenler! Allâh'a itaat edin, Peyğamber'e ve sizden olan Ulu’l-Emr’e itaat edin. Bir hususta ihtilâf ederseniz, Allâh'a ve ahiret gününe imanınız varsa, Allâh ve Resûlüne başvurun. Bu hareket sizin için hayırlıdır ve bunun sonu da pek iyidir!” barıştılar. 11

Ammâr ibn-i Yâsir (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’in ailesinden biriymiş gibi Resûlullâh (s.a.v)’ı, ve O’nun Ehl-i Beyti’ni canı gönülden severdi. Vefatı Nebevi de öylesine üzülüb etkilenmiş idi ki, bir müddet inzivaya çekilmeyi dahi düşündü. Ancak bu mümkün değildi. Zira, irtidat olayları günden güne artıyordu .

Birinci halife Hz.Ebû Bekr (r.a)’ın devrinde Yemâme’deki yalancı Peygamber Müseylimetü’l-Kezzab’a karşı ölümcül ve çok zorlu savaşlara katılmıştır.

Abdullah ibn-i Ömer (r.a) anlatıyor:

Yemâme Savaşı’nda Ammâr ibn-i Yâsir’i bir kaya üzerinde:

      “-Ey Müslümanlar! Cennete girmekten mi, korkub kaçıyorsunuz? Ben Ammâr ibn-i Yâsir’im. Cennete girmekten mi korkub kaçıyorsunuz? Ben Ammâr ibn-i Yâsir’im. Haydi bana koşun!”derken gördüm.

Kulağı kesilmiş, sallanırken bu sözleri söylüyordu. O gün en güçlü savaşanımız oydu!” 13

Yemâme Savaşı’nda kulağının birini kaybetmiştir. Daha sonraları bâzı kimseler kendisine latife etmek için adı yerine:

      “-Tek kulaklı adam!”diye andıklarında, cevab olarak:

      “-En hayırlı kulağımı tahkir ettiniz!”şeklinde karşılık vermiştir.

İkinci halife Hz.Ömer (r.a) devrinde ise, Ammâr ibn-i Yâsir, Hicrî 21. Miladi 641 yılında Küfe valisi olarak tâyin edildi. Bu sıfatla Huzistan taraflarının fethine iştirak ettikten başka Nihavend meydan muharebesine iştirak etmiştir. Kûfe’de, valilik görevinde bir sene dokuz ay kadar kaldı. Kûfe’lilerle aralarında meydana gelen anlaşmazlıklar dolayısıyla halife Hz.Ömer’e şikâyet edilerek valilikten azledildi.

Hârise bin Mudarrib’dan:

“-Halife Ömer ibn-i Hattab’ın Küfe halkına şöyle bir mektub gön-derdiğini işittim:

      “-Size, Ammâr’ı idareci, Abdullah ibn-i Mes’ûd’u da, öğretmen ve yardımcı olarak gönderdim. Onlar, Resûlullâh (s.a.v)’ın asbabının en ileri gelenlerindendirler. Onların sözlerini dinleyin. Onlara uyun. Abdullah’ı yanımda alıkoymam gerekirken, onu, size göndermeyi tercih ettim!” 14

Muhammed bin Ammâr’ın annesi yani Ammâr ibn-i Yâsir’in hanımı anlatıyor: Ammâr ibn-i Yâsir hastalandığı zaman şöyle demişti:

      “-Ben, bu hastalıktan ölmem. Zira, Resûlullâh (s.a.v), bana, benim ancak birbirleriyle savaşan iki Müslüman ğrub arasında öleceğimi bildir-mişti!”dedi. 15

Üçüncü halife Hz.Osman (r.a) devrinde:

Ammâr ibn-i Yâsir, Hz.Osman’ın hilâfete seçilmesine şiddetle karşı koyanlardan biridir. Özellikle akrabaları olan Ümeyye Oğullarının devlet işlerinin başına getirilmesi, Ebû Zer-i Ğifari’yi Medine’den Rebeze’ye sürdürdüğünü söyleyerek onun icraatına karşı çıktı. Bundan dolayı ona muhalif olarak hareket etmiştir. Bu arada, tahkikat için Mısır’a müfettiş olarak gönderildiğinde, diğer şehirlere giden müfettişler geri Medine’ye geldiği hâlde ondan bir haber alınamadı. Sonra yapılan bir araştırmada, Abdullah ibn-i Sebe, Hâlid bin Mülcem, Sudan bin Hamran ve Kinâne bin Bişr’in teşkil etmiş olduğu bir ğrub kişilerle ünsiyet peyda etmiş olduğu ortaya çıkarıldı. Daha sonra, Hz.Osman (r.a)’ın şehâdetinde müfsidler Medine’yi sardıkları zaman, nüfuzunu kullanarak Mısırlılara yardımda bulunmuş, fakat isyan başladığında kendini geri çekmiştir.

Abdullah ibn-i Mes’ûd’un cenazesini kendisine haber vermeden defn ettiği için Hz.Osman (r.a), Ammâr (r.a)’ı Medine’den sürmeyi düşündü ise de Hz.Ali (r.a) araya girerek buna engel oldu. Hz.Osman’nın şehid edimesinden sonra dördüncü halife Hz.Ali (r.a)’na biat etti. Ammâr ibn-i Yâsir, onun en hararetli taraftarı olarak temayüz etti. Hz.Ali (r.a)’in en kuvvetli ve en güvenilir adamlarından biri oldu.

Hz.Âişe, Zübeyr bin Avvâm ve Talhâ bin Ubeydullah gibi önemli kişiler orduları ile, Hz.Osman’ın katilleri bulunsun ve cezalandırılsın ilkesi için kıyam ederek Basra’ya geldiklerinde, Hz.Ali, Küfe şehrinin’de elinden çıkmaması için, oğlu Hz.Hasan ile Ammâr ibn-i Yâsir’i Kûfe’ye gönderdi. Ammâr ibn-i Yâsir, Kûfe’de yapmış olduğu ateşli konuşmalarla Küfe halkını Hz.Ali tarafına çekmeye muvaffak oldu.

Cemel Vak’ası’nda, Ammâr ibn-i Yâsir, Hz.Ali’nin ordusunun sol tarafının kumandanlığını üslenmiştir.

Âmr bin Ğalib anlatıyor:

Adamın birisinin, mü’minlerin annesi Âişe (r.a) hakkında ğıybet ettiğini işiten Ammâr ibn-i Yâsir, adama şöyle çıkıştı:

      “-Sus alçak, rezil, sus! Ben, onun Cennette’de Resûlullâh (s.a.v)’ın zevcesi olduğuna inanıyorum!”

Yine Ammâr’dan:

      “-Her ne kadar anamız Âişe (r.a) bu şekilde bir siyaset takib etmişse de, biz, onun dünya ve ahirette Resûlullâh’ın zevcesi olduğunu biliyoruz. Fakat Allâh, Resûlullâh’a mı, yahut zevcesine mi itaat edib etmediğimizi anlamak için bizi Âişe ile imtihan etti!”

Ebû Vâiz’den:

“-Hz.Ali, Ammâr’ı ve oğlu Hasan’ı Kûfe halkına savaştan vazgeçirt-meleri için göndermişti. Ammâr, halka hitaben:

      “-Ben onun (Âişe’nin) dünya ve ahirette Resûlullâh’ın zevcesi oldu- ğunu biliyorum. Fakat Allâh, ona mı, yoksa Resûlullâh’a mı uyduğumuzu görmek için Âişe ile imtihan ediyor!”dedi. 16

Abdurrahman bin Ebzî, Ammâr ibn-i Yâsir’den naklediyor:

“-Ammâr ibn-i Yâsir (r.a), Fırat kenarındaki Sıffîn’e Muaviye bin Ebi Süfyan’a karşı savaşmak için giderken şöyle dua etti:

      “-Allâh’ım! Bilsem ki, kendimi şu dağın tepesinden aşağıya doğru yuvarlayınca, benden razı olacaksın, hemen yaparım. Allâh’ım! Bilsem ki, kendimi suya atınca boğulmamdan razı olacaksın, hemen kendimi suya atar rızanı alırdım. Ben sadece senin rızan için savaşıyorum. Beni umutsuz ve me’yus etmeyeceğini umuyor ve senin rızan için savaşıyorum!” 17

Ebû’l-Bahteri ve Meysere’den:

“-Sıffîn Savaşı’nda Ammâr ibn-i Yâsir savaşıyor, fakat, bir türlü şehid olamıyordu. Hz.Ali (r.a)’na geldi ve:

      “-Yâ Emîri’l-Mü’minîn! Durum böyle, böyle!”deyib bunu anlattı.

Hz.Ali (r.a) da:

      “-Bırak, bundan vazgeç!”dedi.

Ammâr ibn-i Yâsir, bu isteğini üç defa tekrarladı. Sonra kendisine süt getirildi. O da içti ve:

      “-Resûlullâh (s.a.v) bana, bu dünyadaki en son içeceğim şeyin süt olduğunu söylemişti!”dedi. Savaşa devam etti ve şehid oldu.

Başka bir rivâyetle, Ebû Sinan ed-Düelî şöyle naklediyor:

“-Baktım, Ammâr ibn-i Yâsir, bir köleyi: çağırıb ondan içecek bir şey istedi. O da bir bardak süt getirdi. Ammâr sütü içti ve:

      “-Allâh ve Resulü doğru söyledi! Bugün, dostlarım Muhammed ve arkadaşlarına kavuşacağım!”dedi.

Başka bir rivâyette:

İbrahim bin Abdurrahman ibn-i Âvf şöyle rivâyet ediyor:

“-Sıffîn Savaşı’nda şehid olduğu gün Ammâr ibn-i Yâsir’in şöyle dediğini duydum:

“-Ben, Cebbâr olan yüce Allâh’a kavuşuyorum. Cennet hurileriyle evleneceğim! Bugün dostlarım Muhammed ve O’nun Âsbabına kavuşuyo-rum. Resûlullâh (s.a.v), bana:

      “-Dünyadan son nasibin bir yudum süt olacak!”demişti!” 18

Ammâr ibn-i Yâsir (r.a) dan:

      “-Resûlullâh (s.a.v), bana dünyadaki son rızkımın bir miktar su katıl-mış süt olduğunu söylemişti!”

Ammâr (r.a), Sıffîn Savaşı’nda yaralandıktan sonra, Hz.Ali (r.a)’e gelerek üç defa:

      “-Ey Mü’minlerin emiri! İşte Rasûlullâh’ın haber verdiği gün geldi!” dedi. Sonra bana biraz süt getirildi. Sütü içtikten sonra:

      “-Resûlullâh (s.a.v), bunun benim dünyada içeceğim son şey olduğu-nu söylemişti!”dedi.

Sonra kalkarak çarpışmaya başladı. Ammâr ibn-i Yâsir (r.a), bu savaşta şehid düştü.

Hişam bin Velid bin Muğîre’nin kızı anlatıyor:

“-Ammâr ibn-i Yâsir, hasta idi. Muâviye bin Ebû Süfyân, Ammâr’ın ziyaretine gelmişti. Muâviye yanından ayrılınca şöyle dedi:

      “-Allâh’ım, Ammâr’ın ölümü bizim elimizden olmasın. Zira ben Rasûlullâh’ın Ammâr’ı bağy bir ğrub öldürecek!”buyurduğunu işittim 19

Ebû Abdurrahman es-Sülemi anlatıyor:

“-Hz.Ali (r.a) ile beraber Sıffın Savaşı’nda bulundum. Kendisine bir şey olmaması için yanına iki adam vermiştik. Fırsat bulur bulmaz karşı, tarafın üzerine hücum ettiği zaman, kılıcı kana boyanıncaya kadar savaştı. Sonra döndü ve:

      “-Beni mazur görün. Kılıcımın ağzı körelinceye kadar dönmemeye yemin etmiştim!”dedi.

Ammâr (r.a) ve Hâşim bin Utbe (r.a)’nı da saflar arasında koşarlarken gördüm.

Ammâr ibn-i Yâsir (r.a):

      “-Yâ Hâşim! Vallâhi bu Muâviye’nin tuttuğu yol, hayırlı bir yol değil. Ordusu da mutlaka mağlûb olacak. Yâ Hâşim! Cennet kılıçların altındadır. Bugün dostları, Muhammed (s.a.v) ve arkadaşlarına kavuştu. Yâ Hâşim! Bu şaşı Muâviye de hayır yok. Ona güç yetmeyecek!”dedi.

Hâşim ise bayrağı sallayarak:

      “-Şaşı Muâviye soyuyla ilgili bir takım taleblerde bulunuyor. Zaman onun taleblerine cevab verib onu bıktıracak. Mutlaka hezimete uğraması veya uğratılması gerekir!”

Sonra, Ammâr, Sıffın Vâdisi’nde yerini aldı. Muhammed (s.a.v)’in âshabı’nın onun peşinden gittiğini, onu âdeta, kendilerinin bayrağı telaki ettiklerini gördüm. Ammâr, Hz.Ali’nin sancağını taşıyan Haşim bin Utbe- nin yanına geldi ve:

      “-Yâ Haşim! Yürü, Cennet kılıçların gölgesi altındadır. Ölüm mız-rakların ucundadır. Cennet kapıları açılmış, hurileri süslenmiştir. Bugün dostları Muhammed (s.a.v) ve âshabına kavuşacaktır!”dedi.

İkisi beraber hücuma geçib şehid edildiler. İşte o zaman Hz.Ali ve arkadaşları Şamlılara Muâviye’nin ordusuna karşı dehşetli bir hücuma geçtiler. Sanki bu iki şehid onların sancağıydı. 20

Sıffîn Savaşı’nda yaşının ilerlemiş olmasına rağmen gençlere taş çıkartırcasına can siperane dövüşmüştür. Ancak İbn-i Câdiye adında biri onu yaralayarak yere düşürdü ve bu yara yüzünden şehid oldu.

Ammâr ibn-i Yâsir’in şehid düştüğü gün, Muâviye bin Ebû Süfyan’ın ordugâhında iki taraf birbirleriyle görüşürken Ammâr’ın şahâdeti konuşul-duğunda Abdullah bin Amr, bin Âs, orada bulunan babası Âmr bin Âs’a hitaben şöyle dedi:

      “-Ammâr’ı ne diye öldürdünüz? Resûlullâh (s.a.v)’ın onun hakkında ne buyurduğunu bilmiyor musunuz?”

Âmr bin Âs, oğluna dönerek:

      “-Hayır, bilmiyorum. Ne buyurdu?”diye sordu.

Bu söz üzerine, oğlu Abdullah bin Âmr, bin Âs dedi ki:

“-Mescid-i Nebevi inşâ olunurken herkes birer taş, fakat Ammâr iki tane taş taşıyordu. Resûlü Ekrem, Ammâr’ı okşamış, onun yüzündeki toz-ları silmiş ve sonra ona şöyle demiştir:

      “-Sümeyye’nin oğlu, herkes birer taş taşıdığı hâlde, sen fazla ecir kazanmak için ikişer taş taşıyorsun. Bununla beraber seni baği (serkeş, âsî) olan bir taife katledecektir!”

Bu rivâyet, orada bulunan herkes üzerinde soğuk bir duş te’sîri yaptı ise de kimse kabahati üzerine almayıb işi tevil etme yoluna gittiler.

Muâviye bin Ebû Süfyân bunu şöyle tevil etmiştir:

      “-Onu biz öldürmedik. Onu buraya getirenler öldürdüler!”diyerek bu ağır vebali tevil yoluyla savuşturmuştur.

Ammâr ibn-i Yâsir’in şehâdet haberini alan Hz.Ali, çok üzülmüş ve teçhiz ve tekfininde bulunarak onu şehid olduğu yerde defnetmiştir.

Ammâr ibn-i Yâsir, ahlaken yüksek bir zattı. Son derece doğru ve hakkaniyete riâyetkâr idi. Zühd takva sahibi idi. Sade yaşardı. Ğayet belîğ ve, vecîz bir hitabete sahib idi. Namazlarına çok dikkat ederdi. Hiçbir namazını kazaya bırakmazdı, öyle ki, bir gün su bulunmayan yerde gusül abdesti almak icab edince, yerde tozlarda sürünerek teyemmüm yapmış ve namazını eda etmiştir. Şöyle rivâyet edilir:

Bir defasında Hz.Ömer (r.a) ile birlikte gittikleri bir seferde Ammâr ihtilam olmuş, fakat yıkanacak su bulamadığı için toprakta yuvarlandıktan sonra vakit namazını kılmıştı. Medine’ye döndüklerinde bu olayı bizzat Resûlullâh’a anlatmıştı. Resûlullâh (s.a.v) ona teyemümü tarif etmiş ve bu durumda teyemmüm etmesinin yeterli olacağını söylemişti.

Oğlu Muhammed bin Ammâr bin Yâsir’den:

“-Ammâr ibn-i Yâsir (r.a)’ın akşam namazından sonra altı rekat nafile namaz kıldığını görmüştüm.

“-Ben, sevgilim Resûlullâh (s.a.v)’ın akşam namazından sonra altı rekat nafile kıldığını gördüm:

      “-Kim akşam namazından sonra altı rekat nafile kılarsa, deniz köpüğü kadar günahları da olsa bağışlanır!”buyurduğunu işittim dedi. 21

Hz.Osman ibn-i Affan, Resûlullâh’ın şöyle dua ettiğini naklediyor:

      “-Allâh’ım! Affetmiş olmana rağmen Yâsir âilesine senden mağfiret dilerim!”

Hz.Âişe (r.a), Rasûlullâh’ın şöyle dua ettiğini naklediyor:

      “-Allâh’ım Ammâr’a hayır ve bereket ver!” 22

Ammâr ibn-i Yâsir, hadîs-i şerifleri en doğru bilenler arasında sayıl-maktadır. Yemen asıllı olmasına rağmen beyaz tenli idi. Çok uzun boyu vardı. Ayrıca oldukça yakışıklı idi. Uzun müddet yaşadığı için çok ihtiyardı. Fakat savaşlarda delikanlılar gibi atak, ve cesurdu. Ammâr ibn-i Yâsir’in bilinen çocukları Muhammed bin Ammâr ile Ümmü’l-Hâkem adında bir kızıdır. Oğlu Muhammed bin Ammâr ibn-i Yâsir, hadîs ilminde güvenilir idi.

Ammâr ibn-i Yâsir altmış iki hadis rivayet etmiştir. Bunlardan altısı Buhari ve Müslim’in Sahih’lerinde yer almaktadır. Hz.Ali, Abdullah bin Abbas, Ebû Mûsâ el-Eş’ari, Câbir bin Abdullah, Muhammed bin Hanefi-yye ve diğer bazı kişiler de ondan hadis rivayet etmişlerdir.

İslâm tarihinde evinin bir bölümünü mescid olarak ayıran ilk şahıs odur. Buhari onun şu sözünü Sahih’ine almıştır:

      “-Üç şeyi her kim bir araya getirebilirse İmanın tamamını elde etmiş olur: Kendi âleyhine de olsa insafı elden bırakmamak, herkese selâm vermek, fakir iken bile sadaka vermek!”

Ammâr ibn-i Yâsir’e ait olduğu söylenen bir kılıç, Topkapı Sarayı Müzesi’nin Mukaddes Emanetler bölümünde muhafaza edilmektedir. 23

Hicri 37. Miladi 657 yılında 94 yaşlarında Sıffın Savaşı’nda şehid oldu. Kabri, Suriye’nin Rakka şehrindedir.

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.


1- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-3-241 
2- Zümer-9 
3- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-3-240-242 
4- Sünen-i Tirmizi Menakıb Bölümü-Hadis No-35-3797-3799-3800 
5- Nahl-106 
6- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-4-108-110 
7- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-4-106 
8- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-1-286 
9- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-8-9-10 
10- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1235 
11- Nisa-58 
12- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-2-656 
13- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-2-566 
14- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-4-1544 
15- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-4-1409 
16- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1062 
17- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1209 
18- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-2-543 
19- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-4-1409 
20- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-2-566 
21- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-4-1493 
22- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-4-1698 
23- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi-3-75