Akra’ Bin Hâbis

El-Akra’ bin Hâbis, bin İkal et-Temimi; asıl adı Firâs idi, fakat kel olduğu için el-Akra’ lâkabıyla şöhret bulmuştur. Temim kabilesinin reis-lerindendi ve Arab kavimleri arasında önemli bir mevki ve itibara sahibdi.

Akra’ Bin Hâbis

Akra’ Bin Hâbis
اَلأ قْــرَعُ بْــنُ حَـا بـِـسْ


 Baba Adı    :    Hâbis bin İkal et-Temimi.
 Anne Adı    :    Bilgi yok.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Bilgi yok.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 33. Miladi 653-54 yılında öldü.
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok.
 Eşleri    :    Bilgi yok.
 Oğulları    :    On tane oğlu vardı.
 Kızları    :    Bilgi yok.
 Gavzeler    :    Huneyn ve sonraki savaşlara katıldı.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Hicret edemedi.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    Rivayeti var, ancak sayısı belli değildir.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Akra’ bin Habis bin İkal bin Muhammed bin Süfyân bin Mucaşi’ bin Darim bin Mâlik bin Hanzale bin Mâlik bin Zeydümenat bin Temim.
 Lakap ve Künyesi    :    Başının kelliğinden dolayı Akra’denilirdi.
 Kimlerle Akraba idi    :    Meşhur şair Farazdek’ın amcası olurdu.


Akra’ Bin Hâbis Hayatı

El-Akra’ bin Hâbis, bin İkal et-Temimi; asıl adı Firâs idi, fakat kel olduğu için el-Akra’ lâkabıyla şöhret bulmuştur. Temim kabilesinin reis-lerindendi ve Arab kavimleri arasında önemli bir mevki ve itibara sahibdi. Câhiliye döneminde hakemlik yapar, elinden geldiğince adaletle hüküm ederdi. İnanç olarak Mecûsi olan Akra’ Hicri 8.yılın Ramazan ayında Miladi 630. yılın Ocak ayında Mekke’nin fethinden önce İslâmiyeti kabul etti ve Mekke üzerine yürümekte olan İslâm ordusuna Sukyâ denilen köy-de gelip katıldı.

Mekke’nin fethinden sonra Huneyn Ğazvesi ve Tâif Muhasarası’nda bulundu. Resûlullâh (s.a.v)’ın kalblerini İslâm’a ısındırmak için ğanimet-lerden büyük pay ayırdığı şahışlar (Müellefe-i kulûb) arasında o da vardı. Resûlullâh (s.a.v), Hicretin 9. yılının Muharram ayında Miladi 630 yılının Nisan Mayıs aylarında Uyeyne bin Hısn, el-Ferâzi’yi bir seriyyenin başın-da, Sukyâ ile Beni Temim arazisi arasındaki bölgede ikamet etmekte olan Temimliler üzerine gönderdi: Uyeyne elli iki esirle geri döndü. Bunun üzerine Akra’ ile Temim’in ileri gelen diğer simaları Medine’ye gelerek Resûlullâh (s.a.v)’den esirlerin serbest bırakılmasını istediler.

Resûlullâh (s.a.v)’de onların ricasını kabul ederek esirleri iade etti. Temimliler Akra’ın teşvikiyle aynı yıl, aralarında Akra’ ile Uyeyne’nin de bulunduğu yetmiş seksen kişilik bir elçilik heyetini Resûlullâh’a gönder-diler. Bunlar (bir rivâyet göre bunlardan Akra’) Mescid-i Nebevi’ye girerek:

      “-Ey Muhammed! Dışarı çıksana!”diye bağırmışlar ve bu davranış-larından dolayı:

      “-Hücrelerin arkasından, sana bağıranların çoğu, senin, yüce mertebeni anlamayan kimselerdir. Eğer sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi şübhesiz onlar için daha iyi olurdu!” 1

Meâlindeki âyetlerle kınanmışlardı.

Resûlullâh (s.a.v), bir müddet sonra dışarı çıkınca Akra’:

      “-Ey Muhammed! Benim övdüğüm kimseler aziz. Yerdiklerim de zelil olur!”demiş,

Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v)’de:

      “-İnsanları aziz ve zelil etmek yalnız Allâh’a mahsustur!” buyurdu.

Temimliler daha sonra, Resûlullâh (s.a.v)’e şair ve hatibleriyle birlik-te geldiklerini söyleyerek şiir ve hitabet müsabakası yapmak istediler. Bu teklifi önce kabul etmek istemeyen Resûlullâh (s.a.v), onların ısrarı karşısında razı oldu. Yarışma sonunda Müslüman şair ve hatiblerin üstün-lüğünü kabul ederek Müslüman oldular.

Akra’ bin Hâbis, Hz.Ebû Bekr (r.a) devrinde Hâlid bin Velid’in yalancı peyğamberlerle yaptığı bütün savaşlara katıldı. İrtidad olayları sırasında Ez-Zibrikân ile Hz.Ebû Bekr’in yanına gelerek:

      “-Bahreyn’in haracını bize verirsen biz de kavmimizin itaat ve bağlı-lığını ğaranti ederiz!”deyince, Hz.Ebû Bekr bu isteği kabul etti, ve onlara bir belge verdi. Ancak durumdan haberdar olan Hz.Ömer derhal olaya müdahale etti ve belgeyi yırttı.

Dûmetülcendel ve Enbâr savaşları sırasında öncü olarak görev yapan Akra’, Hz.Osman devrinde Vali Ahnef bin Kays tarafından Cüzcân’ın fethiyle görevlendirildi. Yapılan savaş sonunda Akra’ şehri ele geçirdi. Ertesi yıl Cüzcân’da bazı karışıklıklar çıkınca Abdullah bin Âmir tarafından halkı itaat altına almak üzere gönderildi. Akra’ muhtemelen Hicri 33. Miladi 653-54 yıllarında öldü.

Akra’ bin Hâbis cesur ve başarılı bir kumandandı, fakat sert mizaca sahibti. Huneyn’de elde edilen ğanimetlerin taksiminden sonra mağlub ordunun bir kısmı Resûlullâh’a Müslüman olduklarını söyleyerek esirleri serbest bırakmasını istediler. Resûlullâh (s.a.v) de Abülmuttalib oğulları ile kendi hissesine düşen ğanimet ve esirleri geri verdi. Diğer Müslüman-lar da aynı şekilde hareket ettiler. Akra’ ise:

      “-Ben ve Temimliler böyle bir şeye asla razı olmayız!”diyerek, Resûlullâh’ın ricasını kabul etmedi.

Yine bir defasında Resûlullâh’ın Hz.Hasan’ı öptüğünü gören Akra’:

      “-Siz çocuklarınızı öper misiniz? Benim on çocuğum var, fakat hiçbirini öpmedim!”demişti.

Haccın farz olduğunu tebliğ eden Resûlullâh’a:

      “-Her yıl mı haccedeceğiz?”diyen ve:

      “-Ey iman edenler! Bir kısım şeyleri sormayın ki şayet açıkla-nırsa hoşunuza gitmez!” 2

Meâlindeki âyette kınanan da Akra’dır. 3

Asıl ismi Firas idi başının kelliğinden dolayı ona Akra’ denmiştir. Ebû Said el-Hudri dedi ki:

      “-Ali (r.a) Yemen’den altın parçası gönderdi. Resûlullâh onu dört kişi arasında paylaştırdı. Onlardan birisi de Akra’ bin Habis idi!”

Uyeyne bin Hısn ile Akra’ halife Ebû Bekr’den hazine arazilerinden toprak istediler. halife Ebû Bekr’de onlara bu hususta bir yazı yazıp bu işlerin sorumlusu olan Hz.Ömer (r.a)’a gönderdi Ömer (r.a) ise onlara:

      “-Resûlullâh İslâm’a kalbinizi ısındırmak için böyle yapardı. Şimdi ise artık size kalan çalışmaktır!”dedi. ve yazıyı yırtıp attı.

Akra’ bin Habis’in on oğlu ile birlikte Yermük Savaşı’nda öldürül-müş olduğu da rivayet edilir. 4

Ancak yapılan araştırmalar onun Hicri 33. Miladi 653-54 yıllarında öldüğü yolundadır.

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.


1- Hucurât-4-5 
2- El-Mâide-101 
3- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi-2-285 
4- El-İsabe, İbn-i Hacer el-Askalani-1-84-No-231