Akil Bin Ebû Tâlib

Akîl bin Ebû Tâlib (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’ın amcası Ebû Tâlib’in oğlu, Hz.Ali ve Ca’ferin (r.a)’in baba ana bir kardeşleridir. Nesebi: Akîl bin Ebû Tâlib bin Abdülmuttalib bin Hâşim bin Abdimenâf bin Kusay el-Kureyşî el-Hâşimî’dir.

Akil Bin Ebû Tâlib

Akil Bin Ebû Tâlib
عَـقـِيـلُ بْــنْ اَبِى طَـالِــب


 Baba Adı    :    Ebû Tâlib bin Abdülmuttalib.
 Anne Adı    :    Fâtıma bint-i Esed bin Hâşim.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Takriben Miladi 577 de Mekke’de doğdu.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 60.yıl Miladi 680.yıl 103 yaşlarında Medine de vefat etti. Kabri Cennetü’l-Baki’de dir.
 Fiziki Yapısı    :    Orta boylu biriydi, ömrünün sonuna doğru görmesinde biraz kayıblar oluşmuştu.
 Eşleri    :    Ümmü Said bint-i Amr Yezid bin Mudlic, Ümmü’l-Benin bint-i Suğar, Fâtıma bint-i Utbe bin Rebia, Kureybe bint-i Ebû Sûfyan Sahr bin Harb, Ümmü veledleri ve ismini bilemediklerimiz…
 Oğulları    :    Yezid, Said, Ca’ferü’l-Ekber, Ebû Saidi’l-Ahvel, Osman, Muhammed, Abdullah, Müslüm, Abdullah, Abdurrahman, Abdullahu’l-Asğar, Ali, Ca’feru’l-Asğar, Hamza, Osman, ve Muhammed.
 Kızları    :    Remle, Ümmü Hani, Esmâ, Fâtıma, Ümmü-’l-Kâsım, Zeyneb ve Ümmü Nu’man.
 Gavzeler    :    Mute ve sonraki bazı savaşlara katılmıştır.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Mekke’den Medine’ye Muhacirdir.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    6 tane.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Akil bin Ebû Tâlib bin Abdülmuttalib bin Haşim bin Abdimenaf bin Kusay el-Kureyşi el-Haşimi
 Lakap ve Künyesi    :    Ebû Yezid, Ebû İsâ.
 Kimlerle Akraba idi    :    Resûlullâh (s.a.v)’ın Amucası Ebû Tâlib’in oğlu, Hz.Ali ve Hz.Ca’fer’in abileri, Ebû Süfyan Sahr bin Harb’ın damadı.


Akil Bin Ebû Tâlib Hayatı

Akîl bin Ebû Tâlib (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’ın amcası Ebû Tâlib’in oğlu, Hz.Ali ve Ca’ferin (r.a)’in baba ana bir kardeşleridir. Nesebi: Akîl bin Ebû Tâlib bin Abdülmuttalib bin Hâşim bin Abdimenâf bin Kusay el-Kureyşî el-Hâşimî’dir. Babası; Ebû Talib, Annesinin adı: Fâtıma bint-i Esed’dir. Bazı tarihçilere göre; Hz.Ali (r.a) ile baba bir, anneleri ayrı kardeştirler. Akil’in annesinin adı Fâtıma, Hz.Ali ve Ca’fer’in annelerinin isimleri de Fâtıma olmasından dolayı annelerinin aynı olduğu sanılmıştır. Halbuki, Akîl bin Ebû Tâlib’in annesinin adı da Fâtıma’dır. Ancak bu Fâtıma, Hz.Ali ve Ca’fer’in anneleri Fâtıma bint-i Esed’den oldukça daha yaşlıdır denilmiştir. İbn-i Esir Üsdü’l-Ğabe adlı eserin de ise; hepsinin anneleri aynı Fâtıma bint-i Esed’dir der.

Akîl bin Ebû Tâlib (r.a) kardeşi Hz.Ali’den yirmi, yirmibeş yaş kadar büyüktür. Takriben Milâdi 577-578 veya 580 yıllarında Mekke’de doğmuş, ve Hicretin 60. Miladi 680 yıllarında Hârre Vak’ası’ndan önce Medine’de vefât etmiştir. Yüz yaşını aşkın bir süre yaşayan Akîl bin Ebû Tâlib (r.a)’in, Muâviye bin Ebi Süfyan’in son zamanları veya Yezid bin Muâviye’nin ilk devirlerinde vefât ettiği tahmin edilmektedir.Akîl bin Ebû Tâlib (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’ın İslâm dînini yaymağa başladığından beri Müslümanlığa karşı bir meyil duymakta idi. Fakat, Mekke’deki sosyal durumundan veya Mekkeli müşriklerin Müslümanlara yapmış oldukları işkenceleri görüp çekindiğinden temâyülünü dahi açığa vurmamıştır.

Akil bin Ebû Talib (r.a), İslâm’ın ilk geldiği günleri ve Mekke’de olup bitenler hakkında şunları anlatıyor:

“-Kureyş müşriklerinin ileri gelenleri babam Ebû Tâlib’e gelerek:

      “-Ey Ebû Talib! Yeğenin Muhammed, toplantı yerlerimize ve mec-lislerimize gelip bizi üzecek şeyler söylüyor. Onu bundan vazgeçirsen iyi olur!”dediler.

Bunu üzerine babam Ebû Talib, bana:

      “-Yâ Akil! Yeğenim Muhammed’i bana hemen bul, getir!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v)’i, gidib Ebû Talib’in evindeki odasından çağırdım

Benimle beraber yürüyordu. Fakat yorğunluktan doğru dürüst yürümeğe gücü yetmediği için, benim yardım etmemi istiyordu. Ebû Tâlib’in yanına varınca, Ebû Tâlib, O’na:

      “-Yeğenim Muhammed! Sana, bağlılığımı biliyorsun. Kavmin geldi, senin, Kâbeleri’ne ve meclislerine giderek onları üzen şeyler söylediğini iddia ediyorlar. Bu işten vazgeçsen iyi olur!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v), gözlerini semaya kaldırarak:

      “-Yüce Allâh’a yemin ederim ki! Üzerime verilen bu vazifeyi bıra-kabilmem, herhangi birinin güneşten bir ateş parçası koparmasından daha zordur!”buyurdular.

Bunun üzerine Ebû Tâlib, Kureyşlilere:

      “-And olsun, yeğenim hiç bir zaman yalan söylememiştir! Aklınızı başınıza alın, dönün gidin!”Şeklinde konuşarak hem onların ümitlerini kırdı, hem de onları tehdid etti.

Beyhâki’nin naklettiğine göre:

Ebû Talib, Resûlullâh (s.a.v)’e:

      “-Yâ Muhammed! Kardeşimin oğlu! Kavminin eşrafı, bana geldiler ve senin, böyle, böyle dediğini söylediler. Yeğenim! Bana ve kendine acı. Senin de benim de altından kalkamayacağımız işleri üzerimize yükleme. Kavminin hoşlanmadığı sözleri onlara söylemekten vazgeç!”dedi.

Bunu duyan Resûlullâh (s.a.v), amcasının hakkındaki eski görüşü-nün değiştiğini kendisini yalnız bırakacağını, kendisini teslim edeceğini ve kendisini himayeden vazgeçeceğini zannetti, ve:

      “-Amca! Güneşi sağ elime, Ayı’da sol elime koysalar, bu işten vaz geçemem. Ya, Allâh, bu dini hâkim kılar, yahut da ben bu uğurda canımı veririm!”buyurdular.

Sonra gözyaşlarını tutamayarak ağladı. Tam dönüb oradan gitmek üzere iken Resûlullâh’ın bu halini gören amcası Ebû Tâlib, O’na:

      “-Ahh, Muhammed’im! Yeğenim benim!”dedi.

Resûlullâh’ın boynuna sarılarak:

“-Sen işine devam et!Neyi istersen onu yap Allâh’a yemin ederim ki,

Seni hiçbir şeyden dolayı katiyyen kimseye teslim etmeyeceğim!”dedi. 1

Akîl bin Ebû Tâlib (r.a), eski neseb ilmi bakımından oldukça derin bir bilgiye sahip idi. Ayrıca, câhiliyye devrine ait Arabların örf usûl ve âdetlerine dair geniş bir bilgisi olduğundan ve cahilliye Arablarının meşhur günlerine ait destan ve hikâyelerin hepsini bildiğinden, Mekke şehrinde ve komşu kabileler nezdinde dahi büyük hürmet görüyordu. Zaman, zaman kendisine bu hususta yapılan müracaatlarda bilgisinden gerektiği kadar müracaat sahiplerini gerektiği şekilde aydınlatıyordu.

Akîl bin Ebû Tâlib (r.a), Bedir Ğazvesi’ne, istemiye, istemiye müş-riklerin safların’da katıldı. Savaş sırasında müşriklere pek faydalı işler yapmadı. Üstelik bu savaşın ilk anında Müslümanlar’ın eline esir düştü. Böylece İslâm ordusuna’da hiç bir zararı dokunmadı. Bedir Savaşı’ndan sonra, Bedir’de birkaç gün kalan, Resûlullâh (s.a.v), Hz.Ali (r.a)’na esirler hakkında durumu sorduğunda, Amcasu Abbas’ın, Amcası Hâris’in oğlu Nevfel’in, ve, kardeşi Akîl’in esirler arasında olduğunu öğrendi. Hemen onları yanına getirtti. Her biri ile ayrı, ayrı konuşmalar yaptı. Neticede bu üç esir Hz.Abbas’ın verdiği dörtbin dirhem fidye karşılığında salıveril-diler. Esâretten kurtulan Akîl bin Ebû Tâlib, hemen Mekke’ye döndü.

Daha sonraki tarihlerde tekrar müşriklerle beraber, Uhud ve Hendek Savaşları’na katılıb katılmadığı hakkında hiç bir bilgi verilmemektedir. Ancak, her geçen gün Kureyşilerin durumlarını hiç de iyi görmüyordu. İslâmiyet’i kabul etmesinin zamanı geldiğini, artık bunu açıklamasında hiç bir sakınca görmediğinden, Hudeybiye Sulhu’nden sonra, Mekke fethi’-nden çok kısa bir süre önce, Medine’ye kendi arzu ve isteği ile gelerek Resûlullâh (s.a.v)’e Müslüman olduğunu açıkça bildirdi.

Aynı yılın Eylül ayında kardeşi Ca’fer (r.a) ile, Mute Muharebesi-’ne iştirak etti. Kardeşi Ca’fer (r.a), Mute Savaşı’nda şehid olub kendisi Mute Seferi’nden döndükten sonra çok ağır bir hastalığa düştü. Bu yüzden Mekke fethine, Huneyn Ğazvesi’ne ve Tâif Muhasarası’na ve Tebük Seferleri’ne iştirak edemedi denilir ise de; Bâzı rivâyetlere göre; Mekke Fethi’nden hemen sonra, Huneyn Ğazvesi’ne de iştirak ettiği, ve herkesin dağıldığı sıralarda Resûlullâh’ın yanından ayrılmadığı rivayet edilir.

Huneyn Savaşı’na katıldığı rivayeti daha ağırlıkta olduğunun delili aşağıdaki rivâyetten anlaşılmaktadır:

“-Tâif Seferin de, Resûlullâh (s.a.v):

      “-Ğânimet mallarından, elinizde iğneden ipliğe varıncaya kadar bun-dan büyük veya küçük ne varsa, getirib geri veriniz! Ğânimet mallarına ihanet etmeyiniz! İyi biliniz ki: Ğânimet malına hıyanet, edenler için, Kıyamet gününde ayıpların en kötüsü, ve Cehennem ateşi olacaktır!”dedi.

Bunun üzerine Akîl (r.a), karısı Fâtıma bint-i Şeybe bin Rebîa’nın yanına varmıştır. Akîl’in kılıcında kan bulaşığı vardı. Karısı, ona:

      “-Senin, müşriklerle savaştığını biliyorum. Müşriklerin gânimetle-rinden neler elde ettin bakayım?”dedi.

Akîl bin Ebû Talib (r.a):

      “-Al şu iğneyi! Onun ile, elbiselerini dikersin!”dedi.

İğneyi, tutub hanımına verdi. Mekke’ye geri dönülünce, bu defa, Resûlullâh (s.a.v)’ın münâdisinin:

      “-Ğânimet mallarından, kim, bir şey almışsa, hemen getirib onu geri versin!”diyerek seslendiğini işitti.

Bunun üzerine Akîl (r.a), hanımının yanına döndü ve, hanımına:

      “-Ey hâtun! Vallâhi, sanıyorum ki: O, iğne de elinden gidecektir!” dedi. İğneyi, ondan alıp ğânimet malları arasına attı. 2

Hz.Akîl, Medine’ye hicret ettikten bir müddet sonra borçları yüzün-den tekrar Mekke’ye geri dönmüş idi. Bir müddet orada kaldıktan sonra tekrar Medine’ye geri dönmüştür. Hz.Akîl (r.a), sürekli borçları yüzünden maddeten ğayet fakir idi. Medine’ye, hicretinden sonra durumu daha da, zorlaştı. Bunu gören Resûlullâh (s.a.v) Hayber Seferi’nden sonra kendi-sine yıllık belli bir miktar maaş bağladı. Bu maaş ile geçinmeye başlayan Hz.Akîl’in başka hiç bir geliri yoktu.

Hz.Akîl, Medine’de kaldığı müddetçe, ve, fırsat ve imkân buldukça Resûlullâh (s.a.v)’ın hizmetini görmekte asla kusur etmemiştir. Mescid-i Nebevî’de namazını edâ ettikten sonra bâzı vakitlerde geçmiş devirlere ait izahatlarda bulunurdu. Bu kadar geniş câhilliye dönemine ait bilgi birikimi olan Akîl (r.a), Müslüman olduktan sonra daha da, dikkatli davranarak câhilliye âdetlerini terke etmeğe çalışıyordu. Buna rağmen zaman, zaman kendisini unutup bâzen eski câhilliye âdetlerine ait yanlış bir şey yapınca hemen toparlanmaya çalışırdı.

Kendisi hazır cevab bir sahâbe idi. Bâzen kısa bir cümle ile karşı-sındakini susturduğu gibi kendiside susardı. Akîl (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’ı çok severdi. O’na karşı bağlılığını her fırsatta gösterdiği gibi muhabbetini de izhâr etmekten büyük bir memnuniyet duyardı. Resûlullâh (s.a.v)’ın bu en yakın akrabası olan Akîl (r.a)’a karşı akrabalıkdan gelen muhabbet ve sevgisini gösterirdi. Öyle ki, bazı zamanlarda ona;

      “-Amca!”diye hitab ederdi.

Bazen de Akîl (r.a)’i kastederek:

      “-Amcamı herkesten çok severim!”buyururlardı.

Akîl bin Ebû Tâlib (r.a), sünnet-i Resûlüllah’a karşı büyük bir dikkat gösterirdi. Etrafındakilere mümkün mertebe câhilliye adetlerinden uzak-laşmalarını tavsiye ederdi. Fakat, buna rağmen ara sıra o da kendini eski Arab usûl, ve adetlerine kaptırıyordu. Ancak, kaptırmış olduğu bu şeyler, İslâm esaslarına göre mahzurlu sayılmayan şeylerdi. Amma ne de olsa bunlar hoş olmayan şeylerdi. Bu itibarla, daima kontrollü hareket etmeye çalışır, bu hususa dikkat ederdi.

Akîl bin Ebû Talib (r.a), muhtelif zamanlarda birkaç hanımefendi ile evlenmiştir. Bunlar: Ümmü Said bint-i Amr, Yezid bin Mudlic, Ümmü’l-Benin bint-i Suğar, Fâtıma bint-i Utbe bin Rebia, Kureybe bint-i Ebû Sûfyan Sahr bin Harb, Ümmü veledleri ve ismini bilemediklerimiz…

Bu hanımlarından birçok çocukları olmuştur. Bunların isimleri ise: Yezid, Said, Ca’ferü’l-Ekber, Ebû Saidi’l-Ahvel, Osman, Muhammed, Abdullah, Müslüm, Abdullah, Abdurrahman, Abdullahu’l-Asğar, Ali, Ca’ferü’l-Asğar, Hamza, Osman, ve Muhammed adlarında onaltı tane oğulları ve, Remle, Ümmü Hani, Esmâ, Fâtıma, Ümmü Kâsım, Zeyneb ve Ümmü Nu’man. Adlarında yedi tane kızları toplam yirmiüç tane adı bize ulaşan çocukları vardı.

Bu oğulları içinde en meşhuru; Müslim bin Akîl idi ki, Hz.Hüseyin (r.a)’in, Yezid bin Muâviye ile, ulvi mücadelesinde Hz.Hüseyin’in tarafını tutarak önemli roller oynamış, ve Kûfe valisi, zalim Ubeydullâh bin Ziyad tarafından çok hain ve hunharca şehit edilmiştir.

Hanımlarından en meşhuru, Ebû Süfyan’ın kızı, ve Muâviye’nin kız kardeşi Kureybe bint-i Ebû Süfyân’dır. Bu kadınla nikahı sona erdikden sonra, ömrünün sonlarına doğru, Fatıma bint-i Utbe bin Rebia, bu kadın Muaviye’nin annesi olan Hind bint-i Utbe’nin öz kız kardeşidir. Yani, Muâviye’nin teyzesidir. Akil (r.a), bu kadın’ın tutkusuyla kendi öz kardeşi Hz.Ali’yi bırakıb, Muâviye’nin tarafını iltizam etmiş, Muâviye’de, teyzesi Fâtıma’yı Akil bin Ebû Talib ile evlendirmiştir.

Akîl (r.a), Resûlullâh’ı çok severdi. Resûlullâh’da onu çok severdi.

      “-Ben, seni iki cihetten çok seviyorum. Birincisi, yakın akrabamsın. İkincisi amcamın seni çok sevdiğini bildiğim için!”buyurarak iltifat eder-lerdi. Bu iltifatlar, onu çok sevindirirdi.

Akîl (r.a), sünnete bağlılığı ile temâyüz etmiş bir şahsiyet idi. O, daima Müslümanları cahilliye âdetlerine uymaktan veya dinde olmayan şeyler icad etmekten sakındırırdı. İkinci, defa dul ve çocuklu bir hanımla Evlendiği zaman arkadaşları kendisine, lâtife yaparak:

      “-Çoluk çocukla birlikte eşin sana hayırlı olsun!”diye tebrik ettiler.

Akîl (r.a)’da bu latif lâtife’nin altında kalamayarak Resûlullâh’ın sünneti ile kendini savunup müdahale etti. Tebrik etmenin sünnete uygun olmasını istedi:

      “-Allâh, hanımının bereketini sende ve senin üzerinde daim kılsın!” demelerini istedi. Çünkü Resûlullâh (s.a.v), evlenen kişileri böyle tebrik ediyordu. dedi.

Akîl bin Ebû Tâlib (r.a)’in, Resûlullâh (s.a.v)’ın vefatı’ndan sonra, birinci halife Hz.Ebû Bekr, döneminde tam sessiz kaldı. Hz.Ömer (r.a) devrinde ise; Divan’ın düzenlenmesinde görevlendirildi. Ayrıca Akîl bin Ebû Tâlib (r.a), o zamanının mühim ilimlerinden biri olan, (Ensâb) soy sop ilmini, çok iyi bildiğinden, Hz.Ömer halife iken âilelere mal dağıtımı için düzenli bir defter tutmak istediğinde Akîl Ebû Tâlib (r.a) ile birlikte bu işi bilen birkaç kişiyi tayin etmişti. Hz.Osman devrinde ismi az geçmektedir.

Kardeşi Hz.Ali (r.a)’ın hilafeti devrinde başlangıçta sesiz kalmıştır. Akil bin Ebû Tâlib (r.a) çok evlendiğinden ve çoluk çocuğunun’da, çoklu-ğundan dolayı, daima borçlu idi. Öyle ki, Resûlullâh (s.a.v) Mekke’den Medine’ye hicret ettikten sonra Mekke’de ki, Resûlullâh (s.a.v)’e ait olan evlerini bile bu borçları yüzünden satmıştı. Mekke fethinde Resûlullâh’a:

      “-Yâ Resûlallâh! Nerede kalacaksınız evinizde mi?”diye sorulunca,

Resûlullâh (s.a.v) gülerek şöyle demişti:

      “-Akil, bize evden barktan bir şey mi bıraktı ki!”

İşte böyle sürekli borçlu olması yüzünden kardeşi Hz.Ali (r.a) halife olduğunda, o çok borçlu olup, ödemek mecburiyetinde olduğu büyük bir borç meselesinden dolayı, halife olan kardeşi Ali (r.a)’dan bir şekilde bu borçlarını ödemek için umutla beklediği bu yardımı, bir türlü göremedi. Hz.Ali ise bu hususta kardeşi de olsa çok hassastı. Kendisinin tüm borç-larını ödemek için gerekli yardımı sağlamayı üstlenen kayınbiraderi ve Şam yönetiminin lideri olan, Muâviye bin Ebû Süfyan’ın tarafına katıldı.

Kardeşi Hz.Ali ile, Muâviye bin Ebû Süfyan arasında meydana gelen olaylarda, ilerleyen yaşına rağmen Muâviye bin Ebû Süfyan’ın tarafını tuttu. Akîl bin Ebû Tâlib (r.a)’in, Muâviye bin Ebû Süfyan tarafında oluşu, Emevilere insanlar arasında birçok taraftar kazandırdı. Sıffın Savaşı’nda kardeşi Hz.Ali (r.a)’a karşı savaştı. Bu sebeble de Hz.Ali (r.a) ile ağabeyi Akîl (r.a)’in arası kısmen de olsa açılmış oldu. Buna rağmen halife Hz.Ali (r.a) kendisinden yirmi, yirmi beş yaş büyük olan abisi Hz.Akîl (r.a)’a karşı daima hürmet ve sayğı’da asla kusur etmedi.

Akil (r.a)’dan altı tane hadis rivayet edilmiştir. Kendisinden de oğlu Muhammed, İbn-i Abbas, ve Hasan-ı Basri rivayet etmişlerdir. Akil (r.a), Hicri 60. Miladi 680 yıllarında Hârre Vak’ası’ndan önce Medine’de vefât etmiştir. Yüz yaşını daha aşkın bir süre yaşayan, Akîl bin Ebû Tâlib (r.a) Muâviye bin Ebû Süfyan’in saltanatının son günlerinde veya oğlu Yezid bin Muâviye’nin saltanatının hemen başlarında, Medine’de vefât ettiği de rivâyet edilmektedir. Kabri Medine’de Cennetü’l-Baki’de dir. 3

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.


1- M.Yusuf Kandehlevi, Hadislerle Müslümanlık-1-262 
2- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-15-494 
3- Ashâb-ı Kirâmın Meşhurları-Hayati ülkü-Sayfa-198-200-Çeşitli siyer kaynaklarından derlendi.