Addâs

İslâm tarihinde iki tane Addâs isminde sahabe vardır. Bunlardan biri Addas bin Âsım, bin Katan, bin Abdullah, bin Sa’d, bin Vâil el-Uk’liy dir. Bizim burada anlatmaya çalışacağımız: Aslen Musul civarında Ninova şehri halkından aslen bir Hırıstiyan olan Addâs,

Addâs

Addâs
عــدَّ اَسْ


 Baba Adı    :    Mevlâ Şeybe bin Rebia, bin Abdişşems.
 Anne Adı    :    Bilgi yok.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Tarih yok. Ninova, Musul doğumludur.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Bilgi yok.
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok.
 Eşleri    :    Bilgi yok.
 Oğulları    :    Bilgi yok.
 Kızları    :    Bilgi yok.
 Gavzeler    :    Bilgi yok.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Bilgi yok.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    Bilgi yok.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Addas Mevlâ Şeybe bin Rebia bin Abdi Şems Ninova (Musul) Ehlindendir.
 Lakap ve Künyesi    :    Bilgi yok.
 Kimlerle Akraba idi    :    Bilgi yok.


Addâs Hayatı

İslâm tarihinde iki tane Addâs isminde sahabe vardır. Bunlardan biri Addas bin Âsım, bin Katan, bin Abdullah, bin Sa’d, bin Vâil el-Uk’liy dir. Bizim burada anlatmaya çalışacağımız: Aslen Musul civarında Ninova şehri halkından aslen bir Hırıstiyan olan Addâs, Mekkeli müşriklerin ileri gelen-lerinden Şeybe ve Rebia’nın veya kardeşi Utbe bin Rebia’nın kölesiydi. Rivayetlere göre Hz.Hadice (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’ın ilk vahy’e muhatab olmasıyla ilgili olayları Varaka bin Nevfel ile o zamanlar Mekke’de bulu-nan Addâs’a anlatmış, ve her ikisi de Resûlullâh’a gelen meleğin Cebrâil olduğunu söyleyerek Hz.Hadice’yi teselli etmişlerdir.

Rivayetler şöyledir:

Hz.Hadice (r.a), Utbe bin Rebia’nın kölesi Addâs’a gitti, Addâs, Hıristiyandı ve Nineva halkındandı, ona:

      “-Allâh aşkına! Sende, Cebrâil hakkında bana verebileceğin bir bilgi var mı?”diye sordu. Addâs da:

      “-Kuddûs! Kuddûs! Pâk ve kusursuz! Pâk ve kusursuz! Halkı, putla-ra tapan şu beldede Cebrâil’in adı anılır mı hiç!”dedi.

Hz.Hadice (r.a):

      “-Sen, Onun hakkında bildiğini, bana haber ver?”dedi.

Addâs:

      “-Cebrâil (a.s), Allâh’ın Nâmûsu’l-Ekberi’dir. O, Allâh ile Peyğam-berleri arasında Allâh’ın Emin, elçisidir. Mûsâ ve İsâ Âleyhisselâmlar’ın Sâhibi dir. O, Peyğamberden başkasına asla gelmez!”dedi. 1

İbn-i Kesir’de şöyle, değişik bir rivayet vardır:

Resûlullâh (s.a.v) Hz.Hadice’ye dedi ki:

“-Ey Hadice! Rüyada gördüğüm şeyi ve uyanıklık halinde iken işitib- de korktuğum şeyi mi gördüm acaba? Doğrusu Cebrâil (a.s), bana açıkça göründü. Benimle konuştu, bana bir kelâm okuttu. Ben de ondan korktum. Sonra tekrar bana döndü ve benim bu ümmetin Peyğamberi olduğumu bildirdi.

Ben, eve dönerken önünden geçtiğim her taş ve ağaç, bana:

      “-Esselâmü Âleyke ya Resûlallâh!”dedi.

Hz.Hadice (r.a) dedi ki:

      “-Yâ Muhammed! Müjdeler olsun Sana! Allâh’a yemin ederim ki ben, Allâh’ın Sana hayırdan başka birşey yapmıyacağını biliyorum.

Şehâdet ederim ki Sen, bu Ümmet’in Peyğamberisin ki, Yahudiler, Seni bekleyib duruyorlardı.

Kölemin öğütçüsü ve Rahib Nastura, yirmi sene önce bunu bana bildirmiş ve seninle evlenmemi tavsiye etmişti.

Yemek yerken, ve içerken, ağlarken ve gülerken hep seninle olmamı emretmişti!”

Bundan sonra Hz.Hadice (r.a) Mekke yakınındaki bir rahibe gitmiş ona yaklaşınca rahib onu tanımış ve:

      “-Ey Kureyş kadınlarının hanımefendisi, neyin var?”diye sormuş.

Hz.Hadice (r.a) da:

      “-Cebrâil’den bana haber vermen için sana geldim!”demişti.

Rahib de şöyle konuşmuştu:

      “-Sübhallâh! Noksanlıklardan münezzeh olan Rabbimiz çok yücedir. Ehli’nin putlara taptığı bu beldelerde Cebrâil’den söz etmek de neyin nesi oluyor? Cebrâil, Allah’ın güvenilir kulu ve elçisidir. Onu Peyğamberlerine göderir. O, Hz.Mûsâ ve Hz.İsâ’nın arkadaşıdır!”

Hz.Hadice (r.a) aldığı bu güzel cevab’dan dolayı Cenâb-ı Allâh’ın, kocası Hz.Muhammed’e ikrâm etmekte olduğunu iyice anlamış, bu defa da Utbe bin Rebia’nın Addâs adındaki kölesinin yanına gitmiş, ona da aynı şeyleri sormuş, o da Rahib’in söylediklerinin aynısını söylemiş ve bazı şeyler de eklemiş, sonra konuşmasını şöyle sürdürmüştü:

“-Cebrâil (a.s), Allâh’ın, Firavun ve kavmini suda boğduğu esnada, Hz.Mûsa ile beraberdi. Allâh’ın Tur Dağı’nda kendisiyle konuştuğu esnada yine Hz.Mûsa ile beraberdi. O, Allâh’ın kendisiyle güçlendirdiği Meryem oğlu İsâ (a.s)’ın da arkadaşıdır. Bunun üzerine, Hz.Hadice (r.a), sevinerek yanından ayrılmıştır. 2

Resûlullâh (s.a.v) hicretten önce Nübüvvetin 10. yılı Şevval ayının sonlarında yürüyerek Tâife gitti. Orada İslâm’ı tebliğ etmek gayesi ile Tâif'lileri İslâm’a çağırdı. Fakat Tâifliler den, en ağır eziyet ve hakareti gördü. Resûlullâh (s.a.v), Tâif’de en az on gün kaldı. Fakat her gün çile ve zahmet gördü. Öyle ki; bütün gün boyunca O’nu taşlıyorlar, çoluk çocuk ona acı çektiriyorlardı. Tâ ki, Resûlullâh (s.a.v), Utbe ve Şeybe bin Rebia’ların Tâif’de ki, bağ veya bostanlarına kadar geldi.

Bir asmanın altında oturdu. Utbe ve Şeybe kardeşler, Resûlullâh’a bu yapılanları seyrediyorlardı. Resûlullâh (s.a.v), onları gördü fakat onların kendisine düşmanlıklarını bildiği için yanlarına varmadı. Orada bulun-maktan da, hoşlanmadı. Fakat derdini Allâh’a arz ederek:

      “-Allâh’ım! Güçsüzlüğümü, zâifliğimi, hor görülüşümü, tedbirimin azlığını, sana arz ediyorum. Ey merhametlilerin en merhametlisi. Sensin Rabbım! Sensin zâiflerin Rabbı! Sen, beni, kime bırakıyorsun? Asık suratlılara mı düşmanlarıma mı? Sende, bana, ğazab yoksa hiç azab çekmem. Ben, Senin Nuru Vechine sığınırım. Affına merhametine sığınırım! Güç, kuvvet senindir!”dedi.

Utbe ve Şeybe kardeşler, Resûlullâh (s.a.v)’ı o halde görünce, ne de olsa, akrabalık hali onları ğayrete getirdi. Hemen köleleri Addâs’ı yanla-rına çağırdılar, Addâs Hırıstiyandı, ona:

      “-Addâs! Şu adama, birkaç salkım üzüm götür, yemesini söyle!”

Addâs’da eline birkaç salkım üzüm aldı. Resûlullâh’a ikram ederek:

      “-Bunları ye!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v), üzümü eline aldı ve:

      “-Bismillah!”diyerek yemeğe başladı.

Addâs, hayretle Resûlullâh’ın yüzüne bakarak:

      “-Ne, dedin? Ne dedin? Vallâhi bu sözü bu beldelerde bilen yoktur. Onların bilmediği bir sözdür!”

Resûlullâh (s.a.v) ona sordu:

      “-Adın ne?”

      “-Addâs!”deyince,

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Addâs, sen, nerelisin? Dinin nedir?”

      “-Ben Hiristiyanım ve Ninova halkındanım!”

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Demek, Sen, Sâlih kişi Yunus İbn-i Metta’nın köyün’densin ha!”

Addâs:

      “-Sen, Yunus İbn-i Metta’ın ne olduğunu nerden biliyorsun Vallâhi o Ninova’dan çıkıb gitmiştir. Ninova’da Yunus İbn-i Metta’yı bilen on kişi bile bulunmaz. Sen, Yunus’un ne olduğunu nereden biliyorsun ki? Sen, Ümmi birisisin. Hem ümmi bir toplum içinde bulunuyorsun?”dedi.

Resûlullâh (s.a.v)’de:

      “-Ben, Allâh’ın Rasûlüyüm! Allâh, bana Yunus’un haberini verdi. O, Benim kardeşimdir! Kendisi de bir Peygamber’di. Bende, onun gibi bir Peygamberim!”dedi.

Addâs:

      “-Yâ Resûlallâh! Yunus İbn-i Metta’nın haberini bana haber ver!”dedi

Resûlullâh (s.a.v), ona Yunus İbn-i Metta’nın hal ve şanı hakkında Allâh tarafından kendisine vahy olunanları haber verince, Addâs:

      “-Ben, Şehâdet ederim ki, Sen, Allâh’ın kulu ve Resûlüsün!”dedi.

Hemen orada Müslüman oldu. Resûlullâh (s.a.v)’ın üzerine kapanıp elini ayağını öptü. Rebia’nın oğullarından biri ötekine:

      “-Baksana köleni de bozdu. Sana karşı onu da yoldan çıkardı!”dedi.

Addâs, Rebia’nın oğullarının yanlarına varınca:

      “-Yazıklar olsun sana Addas! Sen, niçin o adamın ellerini ayaklarını öptün?”diye sordular.

Addâs:

      “-Ey efendilerim! Bütün yer yüzünde ondan daha hayırlı biri yoktur. O, muhakkak Resûlullâh’dır!”dedi.

Utbe ve Şeybe gülüşüb şöyle dediler:

      “-Yazıklar olsun sana ey Addas! O, seni de dili ile sihirlemesin? Sakın O, seni, Hırıstıyanlıktan döndürmesin. Çünkü, O, aldatıcı bir kimsedir!”

Addâs:

      “-O, bana, öyle bir işi haber verdi ki, onu Peyğamberlerden başkası bilemez!”dedi.

Utbe ve Şeybe bin Rebia kardeşler:

      “-Yazıklar olsun sana ey Addâs! O, seni sakın dininden döndürmesin çünkü senin dinin, O’nun dininden daha hayırlıdır!”dediler. 3

Addas (r.a), iman ettikten sonra, Tâif’de oturmaya devam etti. Tâ ki, yıllar sonra, Hicretin ikinci yılında Resûlullâh (s.a.v), ve O’nun ashâbı, Bedir Savaşı için Bedir’e geldiler. Müşriklerde Bedir’e doğru geliyorlardı. Bunların arasında Addâs’ın efendileri Utbe ve Şeybe bin Rebia kardeşlerde vardı. Utbe ve Şeybe kardeşlerin kölesi Addâs efendilerinin savaş zırhlarını giyindiklerini harb silahlarını düzelttiklerini görünce onlara:

      “-Siz ne yapmak istiyorsunuz?”diye sordu.

Onlar da:

      “-Ey Addâs! Sen, Taif’de ki üzüm bağımızda kendisine seninle üzüm gönderdiğimiz adamı biliyor musun?”dediler.

Addâs (r.a):

      “-Evet biliyorum!”

Utbe ve Şeybe bin Rebia:

      “-İşte, biz gidecek onunla çarpışacağız!”dediler.

Addas ağlayarak:

      “-Gitmeyiniz! O, Vallâhi Peyğamber’dir!”dedi.

Hâkim bin hizâm, der ki:

“-Beyza tepesine eriştiğimiz ve halkın da, Utbe ve Şeybe bin Rebia kardeşlerin yanına varıb gelib gittikleri sırada Addâs’ın Utbe ve Şeybe’nin ayaklarına sarılıb:

      “-Babam anam sizlere fedâ olsun! Gitmeyin, Vallâhi O, Peyğamber-dir. Siz, ancak vurulub düşeceğiniz yerlere doğru sürükleniyorsunuz!”diye- rek ağladığını ve göz yaşlarının yanaklarına döküldüğünü gördüm.

Utbe ve Şeybe kardeşler, yerlerine dönünce de Addâs’ın yanına, Âs bin Münebbih, bin Haccac uğradı ona:

      “-Ne diye ağlıyorsun?”dediler.

Addâs:

      “-Mekke Vâdisi’nin efendileri olan kendi efendilerim için ağlıyorum. Onlar vurulub düşecekleri yerlere doğru gidiyorlar. Ve, Resûlullâh (s.a.v) ile çarpışacaklar!”dedi.

Evvelce Müslüman olmuş fakat kendini şübhelerden kurtaramamış gençlerden bulunan Âs bin Münebbih:

      “-Muhammed gerçekten Resûlullâh mıdır? Ne, dersin!”deyince:

Addâs’ı bir titreme, ve ürperti tuttu tüyleri diken diken oldu. Sonra da ağlamaya başladı:

      “-Vallâhi, O, bütün insanlara gönderilen Resûlullâh’dır!”dedi.

Addâs, oradan döndü geride kaldı Bedir de bulunmadı.

Utbe ve Şeybe kardeşler, Resûlullâh (s.a.v)’ın Halâsı Âtike bint-i Abdülmuttalib’inde, rüyasını asker arasında duyduklarında şübhelendiler. Resûlullâh’ın Halâsı Âtikâ’nın rüyası, Addâs’ın ikazı, ayrıca Cüheym bin Salt’ın rüyası, onları vaz geçirtecek iken, Ebû Cehl’in onları zorlaması kışkırtıb, şişirmesiyle ve:

      “-Kavm ve kabilemiz ne der?!”Taâsubuyla kendi akibetlerini görüp şirk üzere öldürüldüler. 4

Addâs (r.a), hakkında âile bireyleri varmıydı, varsa çoluk çocukları ne kadardır. Hangi tarihe kadar yaşadığı, neler yaptığını nerede ve ne zaman vefat ettiğine dair, malesef elimizde fazla bilgi bulunmamaktadır.

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir Allâh, onlardan razı olsun.


1- M.Âsım Köksal İslâm Tarih-3-13 
2- İbn-i Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye-3-25 
3- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-5-72 
4- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-9-113