Abdülmuttalib bin Rebia, bin Haris

Abdülmuttalib bin Rebia, bin Hâris (r.a), yaşı küçük olan sahâbiler-dendir. İsminin Muttalib olduğuda rivâyet edilmiştir. Resûlullâh (s.a.v)’ın amcası Hâris’in oğlu Rebia bin Hâris’in oğludur.

Abdülmuttalib bin Rebia, bin Haris

Abdülmuttalib Bin Rebia Bin Hâris
عَــبْــدُالْــمُــطَّــلِــبُ بْــنُ رَبـِـعَــة ُابْــنُ اْلــحَــا رِ ِث


 Baba Adı    :    Rebia bin Hâris.
 Anne Adı    :    Ümmü’l-Hakem bint-i Zübeyr bin Abdül-muttalib bin Haşim.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Tarih yok, Mekke doğumludur.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 62.Miladi 682 yılında Şam da öldü.
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok.
 Eşleri    :    1-Amcası Nevfel’in kızı ? 2-Ümmü’l-Benin bint-i Humre, 3-Bint-i Umeyr bin Mazin dır.
 Oğulları    :    Muhammed.
 Kızları    :    Erva.
 Gavzeler    :    Bilgi yok.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Muhacir çocuğudur.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    3 tane.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Abdülmuttalib bin Rebia bin Hâris bin Abdülmuttalib bin Haşim bin Abdimenaf el-Kureyşi el-Haşimi.
 Lakap ve Künyesi    :    Bilgi yok.
 Kimlerle Akraba idi    :    Resûlullâh (s.a.v)’ın amcası oğlu Rebia bin Hâris’in oğludur.


Abdülmuttalib Bin Rebia Bin Hâris Hayatı

Abdülmuttalib bin Rebia, bin Hâris (r.a), yaşı küçük olan sahâbiler-dendir. İsminin Muttalib olduğuda rivâyet edilmiştir. Resûlullâh (s.a.v)’ın amcası Hâris’in oğlu Rebia bin Hâris’in oğludur. Annesi Ümmü’l-Hâkem ise; yine Resûlullâh (s.a.v)’ın amcası Zübeyr’in kızıdır. Resûlullâh (s.a.v) devrinde Medine’de oturdu, sonra Hz.Ömer (r.a) döneminde Şam şehrine yerleşti. Resûlullâh (s.a.v)’den üç hadis rivâyet etmiştir. Kendisinden oğlu Abdullah ve Abdullah bin el-Hâris, bin Nevfel rivâyet etti. Hadisleri Müslim, Ebû Dâvûd, ve Nesâi’de tahric edildi.

Abdülmuttalib bin Rebia, bin Hâris anlatıyor:

“-Rebia bin Hâris ve Abbas bin Abdülmuttalib bir yere gelerek benimle Fadl bin Abbas’ı kasdederek;

      “-Şu iki genci Resûlullâh (s.a.v)’e göndersek de, kendisi ile zekât tahsildarı olarak atanmaları hususunu konuşsalar. Diğer insanlar gibi bunlar da bu görevi ifa edebilirler. Bunlar da böylece diğerleri gibi maaş almış olurlar!”diye söz ettiler. O sırada Ali bin Ebû Tâlib bunların yanına geldi ve durdu. Ona konuyu açtılar. Hz.Ali (r.a), onlara bunu yapmama-larını söyledi.

      “-Vallâhi Resûlullâh (s.a.v) bu işi onaylamaz!”dedi.

Rebia bin Hâris, Hz.Ali’ye:

      “-Vallâhi sen, bize hasedinden dolayı böyle söylüyorsun! Vallâhi sen Resûlullâh (s.a.v)’ın damadı oldun, ama biz yine sana hased etmedik!” diye çıkıştı. Hz.Ali bunları duyunca:

      “-Peki, öyleyse gönderin!”dedi.

Gençler Resûlullâh (s.a.v)’e gittiler. Ali (r.a)’da biraz uzanıverdi.

Abdülmuttalib bin Rebia bin Hâris diyor ki:

“-Resûlullâh (s.a.v) öğle namazı için camide iken, biz kendisinden önce odasına giderek, gelmesini bekledik. Resûlullâh (s.a.v) odaya geldi-ğinde bizim kulaklarımızı çekti ve:

      “-Söylemek istediklerinizi söyleyin bakalım!”dedi.

Sonra birlikte içeri girdik. O gün kendisi Zeyneb bint-i Cahş (r.a)’nın evinde bulunuyordu. Biz sözü önce birbirimize havale ettik, sonra içimiz-den bir konuştu:

      “-Ey Allâh’ın Rasûlü! Sen, insanların en iyisi ve yakınlarını en çok gözetenisin. Bizler artık evlenme çağına gelmiş bulunuyoruz. Şu sadaka zekât toplama işlerinden birine bizi memur olarak görevlendirmen için geldik. Böyle bir görev verirsen, biz de diğer memurlar gibi görevimizi yerine getirir ve onlar gibi maaş alırız!”

Resûlullâh (s.a.v) uzunca bir süre sessiz kaldı, öyle ki biz O’nunla konuşmak istedik. Bu arada zevcesi Zeyneb (r.a), bize perde arkasından işaretle, bu halde iken O’nunla konuşmamamızı söyledi.

Sonra, Resûlullâh (s.a.v):

      “-Şübhesiz ki, sadakalar Muhammed âilesi için uyğun değildir. Zira o insanların kirleridir. Siz bana Mahmiye bin Cez ile Nevfel bin Hâris bin Abdülmuttalib’i çağırın!”dedi.

Mahmiye bin Cez, o günlerde ğanimetlerin beşte birini almakla görevli memurdu. Mahmiye gelince Resûlullâh (s.a.v) ona:

      “-Bu gence kızını ver!”diyerek Fadl bin Abbas’ı gösterdi. O da bu genç ile kızını evlendirmeyi kabul etti.

Sonra Nevfel bin Hâris’e de:

      “-Sen de kızını şu gence ver!”diyerek beni işaret etti. Nevfel bin Hâris de kızını bana vermeye razı oldu.

Sonra Resûlullâh (s.a.v) Mahmiye’ye hitaben:

      “-Her iki kıza, ğanimetlerin beşte birinden oluşan fondan, şu kadar mehir ver!”diye emretti. 1

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.


1- Câmiu’l-Usûl-7-337-Zekât-No-2.747-Müslim-Zekât-51-167-68-Nesâi-Zekât-95