Abdullah Ibn-i Ümmü Mektûm

İbn-i Ümmü Mektum’un asıl ismi ihtilaflıdır. İslâmiyetten önce adının Husayn olduğu Resûlullâh (s.a.v)’ın kendisine Abdullah ismini verdiği söylenmektedir. Medineli âlimler adını Abdullah, Iraklılar ise Amr şeklinde kaydederler.

Abdullah Ibn-i Ümmü Mektûm

Abdullah Ibn-i Ümmü Mektûm
عَــبْــدُ اللهُ ابْــِنُ اُمُ ّمَـكْــتـُـوم


 Baba Adı    :    Kays bin Zaide.
 Anne Adı    :    Atike bint-i Abdullah bin Ankese bin Amr bin Mahzum bin Yakaza Lakabı Ümmü Mektum’dur.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Tarih yok, Mekke’de doğmuştur.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicretin 15. Miladi 636. yıllar da Kadisiye savaşında şehid olmuştur. Veya Medine’de eceliyle ölmüştür. ihtilaflıdır.
 Fiziki Yapısı    :    Â’ma görme özürlüdür.
 Eşleri    :    Bilgi yok.
 Oğulları    :    Bilgi yok.
 Kızları    :    Bilgi yok.
 Gavzeler    :    Â’ma olduğu için bütün seferlerden muaf idi. Ancak, Kadisiye Savaşında gür sesiyle Mücahidleri şevke getiriyordu.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Mekke, Medine, ilk Muhacir dir.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    2 tane.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    İbn-i Ümmü Mektum bin Kays bin Zaide bin Asam bin Herim bin Revâha bin Hücr bin Abd bin Ma’is bin Amr bin Lüey el-Kureyşiy el-Amiri’dir
 Lakap ve Künyesi    :    Müezzin-i Resûlullâh (s.a.v)
 Kimlerle Akraba idi    :    Hz.Hadice’nin dayısı oğlu dur.


Abdullah Ibn-i Ümmü Mektûm Hayatı


İbn-i Ümmü Mektum’un asıl ismi ihtilaflıdır. İslâmiyetten önce adının Husayn olduğu Resûlullâh (s.a.v)’ın kendisine Abdullah ismini verdiği söylenmektedir. Medineli âlimler adını Abdullah, Iraklılar ise Amr şeklinde kaydederler. İbn-i Ümmü Mektûm ismi ise, kendisine annesi Âtike bint-i Abdullah’ın Ümmü Mektûm olan künyesine nisbetle Ümmü Mektûm’un oğlu mânâsına, İbn-i Ümmü Mektum olarak meşhur olmuştur. Babası Kays bin Zaide, Hz.Hadice (r.a) Validemizin de dayısı Kays’ın oğlu olurdu. Kays bin Zaide de Hz.Hadice’nin Annesi Fâtıma bint-i Zaide’nın erkek kardeşi idi.

İslâm tarihinde İbn-i Ümmü Mektûm adıyla şöhret bulan bu Â’ma görme özürlü ve güzel sesli sahabinin Kabile neseb ve soyu: İbn-i Ümmü Mektum bin Kays bin Zaide bin Asam bin Herim bin Revaha bin Hücr bin Abd bin Ma’is bin Amr bin Lüey el-Kureyşiy el-Amiri dir. Annesinin soyu ise: Ümmü Mektûm, Âtike bint-i Abdullah bin Ankese bin Amr bin Mahzum bin Yakaza’dır. İbn-i Ümmü Mektûm’un lakabı: Müezzin-i Resûlullâh idi.

İbn-i Ümmü Mektûm (r.a) Mekke’de doğmuş olub ancak hangi tarih de doğduğu, veya kaç yaşında vefat ettiği kesin bilinmemektedir. Vefâtı ise; Şehidlikle mi oldu, yoksa, eceli ile mi, nerede ve nasıl vefat ettiği hususunda ayrı ayrı rivâyetler bulunmakta dır.

İbn-i Ümmü Mektum (r.a) Mekke’de ilk sıralar da Müslüman olmuş, Sabikun’u evvelindendir. Kûr’ân-ı Kerimi okumak ve okutmak için muallim olarak Medine’ye ilk önce giden iki sahabeden, Mus’âb bin Ümeyr’den sonra ikincisidir. Resûlullâh’ın Mescidinde, Bilâl-i Habeşi ile birlikte müezzinlik görevini ifa ederdi. 1

Bir gün; Resûlullâh (s.a.v), Kureyş müşriklerinin ulularından yanında bulunan bir adamı, Velid bin Muğire’yi İslamiyet’e davet ettiği ve:

      “-Söylediklerimde, bir sakınca görüyor musun?”diye sorduğu

Velid bin Muğire’nin de:

      “-Hayır!”dediği ve Resûlullâh (s.a.v)’in onun, Müslüman olmasını, umduğu bir sırada, Â’ma İbn-i Ümmü Mektum geldi:

      “-Yâ Resûlallâh! Beni, irşad et! Allâh’ın Sana, öğrettiği şeylerden bana da, öğret!”

Demeye, kendisine Kûr’ân-ı Kerim okumasını Resûlullâh (s.a.v)’- ’den isteyip durmaya başladı. İbn-i Ümmü Mektum’un, böyle, araya girip Resûlullâh (s.a.v)’in sözünü kesmesi, Resûlullâh (s.a.v)’ı sıktı, bunalttı. Kendisini, meşgul ettiği, Velid bin Muğire’nin Müslüman olması yolun-daki umudunu boşa giderdığı için, ona, karşı yüzünü ekşitti ondan yüzünü çevirip ötekine yöneldi.

İbn-i Ümmü Mektûm isteğini, sözünü çoğaltınca da, Resûlullâh yüz-ünü ekşiterek bırakıb evine gitti. Bunun üzerine Yüce Allâh indirdiği Abese Sûresi’nde, Resûlullâh (s.a.v)’i şöyle uyardı:

“-Ona âma geldi diye! Yüzü ekşidi ve döndü. Ne bilirsin, belki o temizlenecek veya öğüt belleyecek de, o öğüt kendisine fayda verecek. Kendisini müstağni hiçbir şeye muhtaç görmeyen gelince, Sen, ona yöneliyorsun. Onun temizlenmemesinden Sana ne! Fakat Sana can atarak, sayğı duyarak gelen varya, Sen, ona aldırmıyorsun.

Hayır hayır, o muhakkak bir haırlatmadır. Şimdi dileyen onu, değerli, hayırlı yazıcıların ellerinde olan yüksek, tertemiz, şerefli sayfalardakini düşünsün, bellesin!” 2

Bundan sonra, Resûlullâh (s.a.v), İbn-i Ümmü Mektûm’u görünce ona ikrâm eder kendisiyle konuşur.

      “-Bir ihtiyacın var mı? Bir şey ister misin?”diye sorar.

      “-Merhaba hoş geldin. Rabbimin, bana, kendisi yüzünden, itâb ikaz buyurduğu kişi!”diye iltifat ederdi. 3

Başka bir rivayette şöyle denilir:

Hicretten hayli zaman evvel bir gün Resûlullâh (s.a.v), Rebia’nın oğulları Utbe ile Şeybe, Ebû Cehl bin Hişam ve henüz iman etmemiş olan amcası Abbas bin Abdülmuttalib, Ümeyye bin Halef, Velid bin el-Muğire gibi Kureyş’in ileri gelen reisleriyle, belki bunlardan biri, veya bir kaçı imana gelir de, İslâm’ın gücü artar, onların ağızlarına bakan sair insanlar onların imanı sebebiyle iman ederler, ümid ve düşüncesiyle sohbet yapar-larken Â’ma olan İbn-i Ümmü Mektum önünde yol göstericisi olduğu halde o meclise varıb:

      “-Yâ Resûlallâh! Bana Kûr’ân okut. Allâh’ın Sana tâ’lim ettiğinden bir şey tâ’lim et!”niyazında bulundu.

Resûlullâh (s.a.v) onların üzerinde fazla durduğundan, İbn-i Ümmü Mektum’la ilgilenemedi. İbn-i Ümmü Mektum, Resûlullâh (s.a.v)’den cevab alamayınca, arzusunu birkaç defa tekrar etti. Resûlullâh (s.a.v), ona aldırmayıp yüzünü buruşturup döndü, sözünün kesilmesini hiç istemedi, onlarla konuşmaya devam etti. Orada bulunanların,

      “-Bu dine hep zayıflar, fakirler, köleler ve â’mâlar giriyor!”deyib

Alaylı bir şekilde gülüşmelerine yol açmamaları için, İbn-i Ümmü Mektum’u cevapbsız bıraktı. Fakat, çok sürmedi, tam sözünü bitirip kalkacağı sırada ilâhî ikaz geldi:

“-Ona, â’ma geldi diye! Yüzü ekşidi ve döndü. Ne bilirsin, belki o temizlenecek veya öğüt belleyecek’de, o öğüt kendisine fayda verecek. Kendisini müstağni hiçbir şeye muhtaç görmeyen gelince, Sen, ona yöneliyorsun. Onun temizlenmemesinden Sana ne! Fakat Sana can atarak, sayğı duyarak gelen varya, Sen, ona aldırmıyorsun.

Hayır hayır, o muhakkak bir haırlatmadır. Şimdi dileyen onu, değerli, hayırlı yazıcıların ellerinde olan yüksek, tertemiz, şerefli sayfalardakini düşünsün, bellesin!” 4

Bu hadiseden sonra Resûlullâh (s.a.v) İbn-i Ümmü Mektum’a iltifat ve ikrâm’da bulundu. Ne zaman onu görse:

مَــرْ حَــبـَا بـِـمَــنْ عـَـا تـَـبـَـنـِـى فـِـيــهِ رَبّـِى

      “-Ey Rabbimin beni ikazına sebeb olan sadık kardeşim, merhaba!” diye buyurur, rida-yi şeriflerini serib, oturtur,ve:

      “-Bir işin, ihtiyacın var mı?”diye hâl ve hatırını sorardı. 5

İslâm’ın ilk yıllarında iman etme şerefi ile şereflenen, Resûlullâh’ın Müezzinlerinden olan, Medine’ye ilk hicret eden Muhacirler arasına giren ve on üç defa ğazveler ve seferler sırasında Resûlullâh (s.a.v) tarafından Medine’de yerine vekil bırakılarak, Müslümanlara namaz kıldıran İbn-i Ümmü Mektum, dünyada göz nimetinden mahrumdu fakat, kalb gözü açık nurlu bahtiyarlarındandı.

İbn-i Ümmü Mektûm’un gözleri dünya, ışığından mahrum olduğun-dan Müslüman olmasına kimse aldırış etmedi. O da bundan azami istifâde ederek Hicretten önce, Mekke şehrinde istediği gibi dolaşırdı. Mekke müşrikleri ona pek ilişmezlerdi. Resûlullâh’ı çok sevdiğinden zaman zaman O’nun yanına gider gelir ve, sohbetlerinden istifâde ederdi.

İbn-i Ümmü Mektûm, Medine’ye ilk hicret eden Müslümanların en başında gelmektedir. Mus’âb bin Umeyr, Medine şehrinde Medinelilere muâllim olarak dinî esasları tâ’lim ile görevlendirildikten sonra, İbn-i Ümmü Mektûm, Resûlullâh’dan Medine’ye göç etmek için izin istedi. Müsaâde alınca, hemen Medine’ye, hicret etti, ve Mus’âb bin Umeyr’in yardımına gitti. İbn-i Ümmü Mektûm (r.a)’in sesi çok gür ve güzeldi. Hicretten sonra, Resûlullâh (s.a.v), Medine’ye yerleştikten ve Mescid-i şerifi yaptıktan sonra Bilâl-i Hâbeşi’den sonra ona en büyük şeref sayılan ikinci müezzinlik vazifesini verdi.

Bilhassa mübarek Ramazan aylarında hem ezan okuyor ve hem de Müslümanlara sahur vaktinin bittiğini bildiriyordu. Resûlullâh (s.a.v)’in muşhur müezzinleri vardı. Medine’de: 1-Bilâl-i Hâbeşi, 2-İbn-i Ümmü Mektum, 3-Abdullah bin Zem’a, Kuba’da: Sa’d bin Âiz veya Sa’d’ül-Karaz, Mekke’de: Ebû Mahzûre. Medine’de Bilâl-i Habeşi bulunmadığı zaman da, İbn-i Ümmü Mektum ezanları okurdu. İbn-i Ümmü Mektum Ramazan’da ezan okuyor, sahurun bittiğini insanlara bildiriyordu. Bunun için Resûlullâh (s.a.v):

      “-Bilâl ezanı gece okuyor. İbn-i Ümmü Mektum ezan okuyuncaya kadar yiyib içiniz!”buyururlardı.

Burda ki hikmet, Hz.Bilâl (r.a), gözleri gördüğü için kimseye fecri sorma ihtiyacı duymuyordu. Fakat İbn-i Ümmü Mektum Fecr vakti olub olmadığını birkaç kişiyle meşveret ettiğinden bir nevi İcma olduğu için Resûlullâh (s.a.v)’ın böyle tavsiye etmiş olmalı. Allâh-u Â’lem.

Bu anlatılan hadisenin tamemen tersini de rivayet edenler vardır.

İbn-i Ümmü Mektûm îmanı çok kuvvetli ve dini emirlere harfiyen uymayı seven bir sahâbî idi. Evi, Medine’deki Mescid-i Nebevi’ye çok uzaktı. Resûlullâh ona bu kadar uzak mesafeye yürüyerek gelmemesi için kendisine evinde namâz kılma müsaadesini vermişti. Fakat, o, ezan kamet okuyacağını ileri sürerek mescide gelir gider di, Uzaktan da olsa mescide gelerek namazda bulunmayı ve Resûlullâh (s.a.v)’ın sohbetini dinlemeyi çok severdi. İbn-i Ümmü Mektûm mescide gidip gelirken genellikle ona Hz.Ömer (r.a) rehberlik yapardı.

Başka bir zamanda Resûlullâh (s.a.v) bir hikmete binaen cemaatın gevşemesinden dolayı şöyle derler. bunuda kendileri anlatır:

“-Resûlullâh mescide geldi. Namaza gelen cemaati az buldu:

      “-Ben namazın cemaatle kılınmasına önem veriyorum, çıkıp mescide geliyorum. Cemaate gelmeyen herkesi evinden alıb namaza getirmem mümkün değil. Mescide cemaate gelmeyenlerin evini başına yıkarım!” buyurunca, İbn-i Ümmü Mektum:

”-Yâ Resûlallâh! Ben Â’mâ’yım Benim evimle mescid arasında hurmalıklar, ağaçlıklar var. Her zaman da beni mescide getirecek birisini bulamıyorum, Namazı evimde kılmama müsaade var mı?”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Ezanı işitiyor musun?”diye sordu.

İbn-i Ümmü Mektum (r.a):

      “-Evet!”deyince

Resûlullâh (s.a.v):

      “-O halde sana cevaz yok. Sen de cemaate gel” buyurdu. 6

İbn-i Ebi Leylâ İbn-i Ümmü Mektûm’dan, şöyle dediğini nakletmiş:

      “-Yâ Resûlallâh! Medine, yırtıcı hayvanları, zehirli haşereleri çok olan bir şehirdir. Ben bu hayvanların zarar vermesinden korkarım, benim cemaate çıkmayıp evde namaz kılmama ruhsat var mı?”dedi

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Hayye ale’s-salah, hayye ale’l felâh sözlerini işitiyorsan cemaate koş!”buyurdular.

Ebû Ümame el-Bâhili (r.a)’den rivâyet edilmiştir ki:

“-Resûlullâh (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

“-Evinden abdest alarak farz bir namaza çıkan kişinin sevabı, İhrama girip Hac edenin sevabı gibidir. Bir kimse kuşluk namazı için bulunduğu yerden çıkar da bu çıkışındaki yorulmanın sebebi yalnız kuşluk namazı olursa o kişinin sevabı Umre yapanın sevabı gibidir. Aralarında boş ve bâtıl söz olmaksızın bir namazın peşinden kılınan diğer bir namaz illiyine (iyi kulların amellerinin yazıldığı divanın adı) yazılır. 7

İbn-i Ümmü Mektum (r.a)’ın gözlerini ne zaman kaybettiğini husus-unu şu mukaddes sohbetten öğrenmekteyiz.

Enes bin Mâlik (r.a)’ın anlattığına göre:

“-Bir defasında Cebrâil (a.s) Resûlullâh’n huzuruna geldiğinde İbn-i Ümmü Mektum’da orada bulunuyordu.

Cebrâil (a.s):

      “-Gözünü ne zaman kaybettin?”diye sorunca:

      “-Çocukken!”cevabını verdi.

Bunun üzerine, Cebrâil (a.s), kendisine şu müjdeyi verdi:

“-Allâh-u Tealâ buyuruyor ki:

      “-Ben, bir kulumun gözünü aldığım zaman, ona karşılık Cenneti mükâfat olarak veririm!”

Bu hâdiseyle de İbn-i Ümmü Mektum (r.a) dünyada iken Cennet müjdesini almış oluyordu. 8

Medine devrinde savaşlar ve seriyyeler başlayınca İbn-i Ümmü Mektûm’a duruma göre iki türlü görev verilmeye başlandı. Bunlardan biri, savaşlara iştirak ettiği zaman yüksek bir yere, çıkıp gür sesi ile zikirlerle bağırarak ortalığı velveleye vererek düşmanı telâşa düşürür ve böylece düşmanın maneviyâtını sıfıra indirirdi.

Diğeri ise, Savaşa götürülmediği vakit Medine şehrinde kalarak Resûlullâh (s.a.v)’ın yerine vekaleten idarecilik yapmak ve İmamet vazi-fesini görmek idi. Nitekim Resûlullâh (s.a.v), sahabelerin ileri gelenlerini ğazveye götürdüğünde bilhassa Ebvâ, Buvat, Zülüşeyre, Sevik, Cüheyne, Ğatafan,, Zâtü’r-Rikâ, Hâmrâü’1-Esed ve, Necrân Ğazveleri’nde İbn-i Ümmü. Mektum’u, Medine’de halka İmamlık yapmak için yerine vekil olarak bıraktı. On üç defa imamlık yaptığı tarihen sabittir.

Bedir Ğazvesi, sırasında İbn-i Ümmü Mektûm Medine’de idareci, Ebû Lübabe’de muhafız olarak bırakıldı. Gözlerinin görmemesinden dol-ayı, Resûlullâh (s.a.v), onun ğazvelere gitmesini arzu etmez ve sefer zamanında onu Medine’de yerine vekil olarak bırakırdı. İbn-i Ümmü Mektum, Kûr’ân hafızıydı. Bununla beraber Resûlullâh (s.a.v)’den duy-duğu birçok hadis-i ezberlemişti. Son derece takva sahibi bir zâttı.

Hicretten sonra Müslümanlara cihad emri başlayınca eli silâh tutan bütün Mü’minler savaşa katıldı. Savaşa katılanları öven:

”-Mü’minlerden oturanlarla cihad edenler müsavi olmazlar!” 9

Âyet-i kerimesi nazil olduğunda Resûlullâh (s.a.v) vahy kâtibi, Zeyd bin Sâbit’e kâlem ve kağıt getirmesini söyleyerek bu âyeti yazmasını söy-ledi. O sırada İbn-i Ümmü Mektum orada hazır bulundu. Resûlullâh’a:

      “-Ey Allâh’ın Rasûlü! Eğer cihada gücüm yetseydi, ben de giderdim, fakat, â’mâ’yım!”dedi.

Sonrasını Zeyd bin Sabit şöyle anlatıyor:

“-Bunun üzerine yüce Allâh, Resûlullâh (s.a.v)’e vahy gönderdi. Bu sırada Resûlullâh’ın uyluğu benim uyluğumun Üzerinde bulunuyordu. Vahy’in ağırlığı bana o kadar çöktü ki, dizimin ufalanıp dağılmasından korktum. Sonra Resûlullâh (s.a.v)’den vahy’in izleri sıyrıldı.

      “-Özür sahibi olanlar bundan müstesna!”cümlesi gönderildi.

Bu âyet-i kerime ile, mazereti ve özrü olanlara cihadın farz olmadığı bildiriliyordu. Fakat bu ilâhi ruhsat varken, İbn-i Ümmü Mektum bazı savaşlara katılır, yüksek sesiyle tekbir ve zikir getirmekle düşmanın yüre-ğine korku salardı. Resûlullâh (s.a.v) birçok gaza ve seferlerde Medine’de vekil bırakarak imamlığı ona veriyordu.

Resûlullâh (s.a.v) Ramazan ayının onikisinde sekizinde (diyenler de var) Bedir Savaşı’na giderken Medine’de yerine vekil olarak İbn-i Ümmü Mektum’u halka namaz kıldırmak üzere bıraktı. 10

Resûlullâh (s.a.v) Bahran Seferine giderken İbn-i Ümmü Mektum’u Medine’de yerine vekil bıraktı. 11

Uhud Savaşı’ndan kaçıb Medine’ye gelenlere İbn-i Ümmü Mektum..

      “-Demek siz Resûlullâh’in yanından kaçıyorsunuz hâ”dedi.

      “-Beni, Uhud yoluna doğrultunuz yöneltiniz!”demekte,

Her rastladığı yolcudan haber sormakta idi. En sonun da Uhud’dan dönenlerden rastladığı birisinden Resûlullâh’ın sağlık ve selâmet haberini alınca sakinleşib evine döndü.

İbn-i Ümmü Mektûm, Resûlullâh ile birlikte Vedâ Haccı’na iştirak etmiştir. Vedâ hutbesi okunurken hutbenin duyulması için yüksek sesiyle okunan hutbeyi tekrarlardı. Resûlullâh (s.a.v)’ın vefatından çok etkilendi.

Birinci halife Hz.Ebû Bekr (r.a)’ın devrinde İbn-i Ümmü Mektûm’a müezzinlik görevinin dışında başka bir görev verildiğini görmemekteyiz, Hz.Ömer (r.a), devrinde, ise, önceleri Medine’de müezzinlik yaparken, sonra dışarıda ki fetihlere savaşlara katılmaya karar verdi. Bu sebeble halife Hz.Ömer (r.a)’e başvurarak Irak taraflarındaki fetihler için Irak ordusuna katıldı.

İbn-i Ümmü Mektûm (r.a) İranlılarlâ yapılan savaşlardan Kadisiye. Meydan muharebesine katılmıştı. Sırtında bir zırh, elinde de siyah bir bayrak bulunuyordu önce bir köşeye çekilmiş, Mücahidlere şevk verib onları savaşa motive ediyor, cesaretlerini artırıyordu. Savaş başlayıb iyice kızışınca da sancak elinde, yüksek bir tepeye çıkmış olduğu halde yüksek ve gür sesi ile etrafa tekbir ve zikirlerle bağırarak İranlıların mâneviyât-ını bozmâya çalışırken. Hicri 15 Miladi 636 yıllarında şehid olmuştur.

Bu anlatılan husûs; daha çok tarihçi Zübeyr bin Bekâr’ın nakline dayanmaktadır, diğer bir husus da, Kadisiye Savaşı’ndan sonra sağ olarak Medine’ye dönmüş ve Hz.Ömer’in hilâfetinin başlangıç yıllarında eceli ile Medine’de vefât etmiş olmasıdır. Bu iki cihetten birincisi daha çok itibar görmektedir. Zira, İbn-i Ümmü Mektûm (r.a)’ın ismine, Kadisiye Savaşı’n dan sonra pek rastlanmamaktadır. 12

İbn-i Ümmü Mektûm; hâfız-ı Kûr’ân idi. Medine’ye geldikten sonra Ensâr’ın bir çoğuna Kûr’ân-ı Kerim kırâetini öğretmeye başlamıştı. Bu, arada sohbetlerinde bulunduğundan dolayı Resûlullâh (s.a.v)’den duydu- ğu hadis-i şerifleri hafızasında tutub unutmamaya çalışırdı. Zaman zaman etrafına toplanan kimselere hadîs-i şerif rivayeti yâpârdı.

Resûlullâh’dan cemaate gelmemek için izin istemişse de bulunduğu yerden ezanı duyduğu için bu isteği uyğun görülmememiş, ancak mazereti sebebiyle köpek beslemesine izin verilmiştir. İbn-i Ümmü Mektum’un bu olayla ilgili Resûlullâh’dan rivayet ettiği iki hadis Ebû Dâvûd, Nesâi, ve İbn-i Mâce’nin es-Sünen’lerinde yer almış, kendisinden Enes bin Mâlik, Muhadramundan Zirr bin Hubeyş, Tabiin’den Abdullah bin Şeddad, Abdurrahman bin Ebû Leylâ ve Âsım bin Ebû Rezin el-Esedi rivayette bulunmuşlardır. 13

Abdullah İbn-i Ümmü Mektum’un âile bireyleri varsa hanımları ve çocukları hakkında hiç bir kayda rastlanmamaktadır.


Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.


1- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-3-235 
2- Abese-1-16 
3- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-4-166 
4- Abese-1-16 
5- Sahih-i Buhari Muhtasarı Tecrid-i Sârih tercemesi Ahmet Naim-2-580 
6- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-4-1465 
7- Sünen-i Ebû Dâvud-Bab-46-553-48-558 
8- Tabakat-4-206 
9- Nisa-95 
10- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-9-82 
11- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-10-32 
12- El-İsabe, İbn-i Hacer el-Askalani-3-483-No-5768 
13- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi-20-434-435