Abdullah Ibn-i Abbas

Abdullah Ibn-i Abbas

Abdullah Ibn-i Abbas
عَــبُـدُ اللهُ بْــنُ عـَـبّـا سُ بْــنُ عَــبْــدُ اْلـمُـطَّــلِـب


 Baba Adı    :    Abbas İbn-i Abdülmuttâlib.
 Anne Adı    :    Ümmü’l-Fadl Lübâbetü’l-Kübrâ bint-i Hâris.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Miladi 618 veya 619. yıl Mekke’de doğdu.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Miladi 688, Hicri 68. yıllarda Tâif’de vefat etti. Kabri Suudi Arabistan’ın Tâif şehrindedir.
 Fiziki Yapısı    :    Uzun boylu, beyaz tenli, güzel görünümlü, saçları örğülü birisiydi. Hayatının sonlarına doğru gözlerini kaybetmişti.
 Eşleri    :    1-Zeyneb Zür’a bint-i Mişrah bin Ma’dikerib ve ümmü veledleri…
 Oğulları    :    Abbas, Fadl, Muhammed, Ubeydullah, Ali.
 Kızları    :    Lübâbe, ve Esmâ.
 Gavzeler    :    Mısır’ın Fethi, Afrika’nın Kuzeyinin Fethi, Cemel ve Sıffın Savaşları…
 Muhacir mi Ensar mı    :    Mekke, Medine, Muhacir.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    1660 tane.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Abdullah ibn-i Abbas bin Abdülmuttalib bin Haşim bin Abdimenaf el-Kureyşiy el-Haşimi.
 Lakap ve Künyesi    :    Tercümanü’l-Kûr’ân, Bahru’l-Ümme, Ebû’l-Abbas, el-Bahr, Hıbrû’l-Ümme.
 Kimlerle Akraba idi    :    Resûlullâh (s.a.v)’ın Amcası Hz.Abbas’ın oğlu, Hz.Meymune (r.a)’in bacısının oğlu ve yeğenidir.


Abdullah Ibn-i Abbas Hayatı

Abdullah İbn-i Abbas, bin Abdülmuttalib, bin Haşim, el-Kureyşi, el- Haşimiyi el-Kureyşi, Resûlullâh (s.a.v)’in hicretinden birkaç sene önce, takriben Miladi 618 veya 619 yıllarında Müslümanlar Mekke’de müşrik-lerin Şıb Ambarğosu veya muhasarası altında bulunuyorlarken Mekke şehrinde dünyaya ğelmiştir. Babası: Resûlullâh (s.a.v)’in sevgili Amucası Hz.Abbas (r.a), Annesi: Lübabetü’l-Kübra bint-i Hâris el-Hilaliye olub künyesi ise: Ümmü’l-Fadl’dır. Bu kadın, İslâmiyet dinine Hz.Hadice (r.a) validemizden sonra giren kadınlardandır. Ancak kocası Hz.Abbas (r.a) Mekke fethine yakın bir zamana kadar İslâmiyetini herkesten gizlemiştir.

Ümmü’l-Fadl’da kocası Abbas’ın bu durumuna hiç bir itirazda bul-unmamış bilakis ona uymuştur. Teyzesi: Resûlullâh (s.a.v)’in muhterem zevcelerinden Hz.Meymune’dır. Künyesi:el-Bahr (ilim deryası) Bahru’l-Ümme (Ümmetin denizi) Hıbrû’l-Ümme, (Ümmetin bilgesi) Ebû’l-Abbas (Abbas’ın babası) Tercümanü’l-Kûr’ân (Kûr’ân’ın Tercümanı) İslâm’i eserler ona, kısaca, İbn-i Abbas der.

Abdullah İbn-i Abbas anlatıyor:

      “-Biz Medine’ye Resûlullâh (s.a.v)’e Hicretin beşinci yılında geldik. Hendek Savaşı’nın yapıldığı Hicri 5. Miladi 627. Yılda Kureyş ordusuyla beraber Mekke’yi terk ettik. Ben, kardeşim Fadl, ve kölemiz Ebû Râfi’, üçümüz beraberdik. Arc’ mevkiine kadar rahatça geldik. Burada yolumu- zu şaşırdık. Rabiu’den yürüdük. Cescase’ye geldik. Buradan da Amr bin Avf yurduna uğrayarak, Medine’ye vardık. O sıralarda Resûlullâh (s.a.v), Hendek kazmakla meşguldu. Ben, sekiz yaşında idim. Kardeşim de oniki yaşında idi!”der. 1

Kendisinden nakledilen bu rivâyete istinaden doğum tarihi ve yaşı açıkça meydana çıkmış oluyor.

Mekke’de müşriklerin Müslümanlara ambarğo uyğuladıkları yıllarda Abdullah İbn-i Abbas (r.a), doğduğu zaman, babası Hz.Abbas (r.a), onu, kucağına alarak Resûlullâh (s.a.v)’in yanına götürmüş, Resûlullâh (s.a.v) ona dua etmiş ve adını Abdullah koymuştur.

Veya, Mekke’de dünyaya geldiğinde annesi onu Resûlullâh (s.a.v)’e alıb getirmiş Resûlullâh (s.a.v)’de tükrüğünden bu yeni doğmuş bebeğin damağına biraz sürerek:

      “-Allâh’ım! Onu dinde Fakih bilgi ve ince anlayış sahibi yap ve ona âyetlerin tevilini yorumunu öğret!”tarzındaki duasına mazhar olmuştur.

Resûlullâh (s.a.v)’in bu duası öyle makbul olmuş ki, Abdullah İbn-i Abbas: “Tercümanü’l-Kur’an” diye şanlı bir ünvan ve “Habrü’l-Ümme” yani âlleme-i Ümmet rütbesini kazanmış Hatta çok genç yaşlarda iken, halife Hz.Ömer (r.a) onu Ulema ve Kudema-i Sahabe, yani Sahabeler’in Âlimleri ve ilklerinin bulunduğu meclisine alıyordu.

Annesi Ümmü’l-Fadl (r.a), bütün çocukları gibi oğlu Abdullah İbn-i Abbas’ı İslâm terbiyesi dairesinde büyütmüş ve ona İslâm’ın esaslarını öğretmiştir. Resûlullâh (s.a.v) ve birçok Müslümanlar Medine’ye hicret ettiklerinde Hz.Abbas ve âilesi Mekke’de kaldılar. Bu husus da İmam-ı Buhâri der ki:

      “-İbn-i Abbas, annesi ile beraber hicretten muaf tutulan Müstaz’af olan Müslümanlardan idiler!”

İbn-i Abbas babası ile birlikte babasının mensub olduğu kavmin dinine tabi değildi. Abdullah İbn-i Abbas; son derece güçlü bir hafızanın, derin bir kavrayışın ve büyük bir ilmin sahibiydi. Oldukça zeki, akıllı, süratli, kuvvetli, ve ince düşünceli, oldukça vakarlı ve sâkin birisiydi. Resûlullâh’a karşı olan sevgisi bağlılığı ve samimi hizmetleri sebebiyle Resûlullâh (s.a.v)’in takdirini kazanmıştır.

Abdullah İbn-i Abbas (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’in fiil ve haraketlerini öğrenmek arzusuyla onun yanında kalmaya çalışırdı. Resûlullâh (s.a.v)’in mübarek eşi Hz.Meymune (r.a) İbn-i Abbas’ın teyzesi olduğu için bazı geceler onların evinde uyur taklidi yaparak kalırdı ki, birşeyler öğrensin.

Resûlullâh (s.a.v) onu bağrına bastı ve şöyle dua etti:

      “-Allâh’ım! Ona hikmeti öğret!”

Ona; Arab’ın bilgini de denilirdi. Deniliyor ki; Ona bu lakabı veren Mağrib kralı Circir’dir Abdullah bin Sa’d bin Ebi Serh ile beraber Afrika-

yı fethetmeye çıkmıştı. Kral Circir ile konuştu. Ona şöyle dedi:

      “-Sen Arabların bilgini olmaya layık bir kimsesin!”bunu İbn-i Dureyd el-Ahbâru’l-Mensûre adlı kitabında andı. 2

Abdullah İbn-i Abbas (r.a)’ın Menkıbeleri:

Muhammed bin Ali anlatıyor:

“-Resûlullâh (s.a.v), Hasan ve Hüseyin ile Abdullah ibn-i Abbas ve Abdullah bin Ca’fer’in bey’atlarını kabul etti. Onlar daha buluğa erme-miş, bıyıkları terlememiş çocuklardı. Resûlullâh (s.a.v), onların dışında başka çocukların bey’atlarını kabul etmedi.

Abdullah ibn-i Zübeyr ve Abdullah bin Ca’fer, yedi yaşlarında oldukları halde Resûlullâh (s.a.v)’e bey’at ettiler. Allâh’ın Resûlü (s.a.v) onların bey’at etmeye geldiklerini gördüğünde, tebessüm ederek ellerini uzattı, ve bey’atlarını kabul etti!” 3

Atâ bin Yesâr anlatıyor:

“-Ömer (r.a) ve Osman (r.a), İbn-i Abbas’ı çağırırlar, görüşlerinden istifade ederlerdi. O da Bedir Savaşı’na katılanlarla birlikte, görüşünü net olarak bildirirdi. Ömer (r.a) ve Osman (r.a) zamanında, dahil olmak üzere İbn-i Abbas vefatına kadar fetva vermeye devam etti.

Yakup bin Yezid de şunları anlatır:

“-Ömer (r.a), önemli bir mesele ile karşı karşıya geldiği zaman o mesele hakkında Abdullah İbn-i Abbas ile istişare eder ve:

      “-Haydi çöz bakalım şu meseleyi!”derdi.

Sa’d bin Ebi Vakkas anlatıyor:

“-İbn-i Abbas’dan daha anlayışlısını daha akıllısını, daha âlimini, daha halimini görmedim. Ömer ibn-i Hattab (r.a)’ın müşkül meseleleri halletmesi için defalarca İbn-i Abbas’ı çağırdığını gördüm. Kendisine:

      “-Sana bir müşkül mesele daha geldi”der.

Başka hiçbir şey söylemezdi. Hz.Ömer (r.a)’ın etrafında’da Bedir’de bulunan Ensâr ve Muhacirlerin bulunduğu halde bunu ihmal etmezdi!” 4

Abdullah İbn-i Abbas (r.a) anlatıyor:

“-Ben, Mescid-i Nebevi’de itikâf’a girmiştim. Bir adam geldi. Selâm verdi, oturdu. Ona:

      “-Ne oldu seni üzgün ve solgun görüyorum?”dedim.

Adam:

      “-Evet, üzgünüm, ey Resûlullâh’ın amcasının oğlu! Falanın bende alacağı var. Fakat şu kabrin sahibi Resûlullâh (s.a.v)’ın hakkı için onu ödeyecek durumda değilim!”diye dert yandı.

      “-Ben, senin için, onunla konuşayım mı?”dedim.

Adam:

      “-İstersen konuş!”diye cevab verdi.

Ayakkabılarımı giydim. Mescid’den çıktım.

Adam:

      “-İtikâf da olduğunu unuttun mu yoksa?”diye sorunca, bende:

      “-Hayır! Fakat, aramızdan ayrılalı çok olmayan bu kabirde yatan Resûlullâh (s.a.v)’den şöyle bir söz duymuştum!”dedim, ve, onu gözlerim yaşararak naklettim:

      “-Müslüman bir kimsenin yardımına koşub onun ihtiyacını karşıla-mak on sene itikâf’ta kalmaktan daha hayırlıdır. Kim Allâh’ın rızası için itikâf’a girerse Allâh, o kimse ile cehennem arasında üç hendek meydana getirir. Ve bu hendeklerin arası mağrib ile meşrik arası kadar uzaktır!” 5

Ammâr bin Ebi Ammâr anlatıyor:

“-Bir gün Zeyd bin Sâbit atına binmişti. Bunu gören Abdullah İbn-i Abbas, hemen onun atının yularını tuttu. Zeyd bin Sâbit (r.a) şöyle dedi:

      “-Ey Resûlullâh (s.a.v)’in amcasının oğlu bineğimin yularını bırak!”

Abdullah İbn-i Abbas (r.a):

      “-Bize büyüklerimize ve âlimlerimize böyle davranmamız emredil- di!”diye karşılık verince.

Zeyd bin Sâbit (r.a):

      “-Elini bana uzat!”dedi.

O da elini uzatınca Zeyd bin Sâbit, İbn-i Abbas’ın eline sarılarak, elini öptü ve:

      “-Bize’de Resûlullâh (s.a.v)’in Ehl-i Beyti’ne karşı bu şekilde dav-ranmamız emredildi!”dedi. 6

Abdullah ibn-i Ebi Müleyke den:

      “-Mekke’den Medine’ye kadar İbn-i Abbas ile arkadaşlık ettim. Konakladığı yerlerde gecenin yarısını İbadetle geçirirdi!”

Ebi Müleyke’nin arkadaşı Eyyüb ona:

      “-Peki, İbn-i Abbas nasıl okurdu?”diye sordu.

Bende :

      “-Ölüm sarhoşluğu gerçekten gelir. Ey insan işte bu senin öteden beri kaçındığın şeydir!” 7

Âyetini, ağır, ağır, tane tane okur ve duygulanarak çok ağlardı!”diye cevab verdim.

Ebû Rece (r.a), gözyaşlarının aktığı yeri göstererek Abdullah İbn-i Abbas (r.a)’ın burası sanki patika bir yol gibi olmuştu!”dedi. 8

Abdullah ibn-i Abbas anlatıyor:

“-Teyzem Meymune (r.a)’ya misafir olmuştum. O gece, Teyzem, namazını kılamadı. Bir kumaş parçası getirdi. Onu bıraktı. Sonra bir tane daha getirerek baş ucuna koydu. Kumaşın bir parçasını altımıza bir parça-sını da üstümüze alarak beraber yattık. İkimizde aynı yastıkda yatıyorduk. Resûlullâh (s.a.v) yatsı namazını kılmış geldi. Yatağın baş ucundaki diğer kumaş parçasını aldı. Onu beline sararak elbiselerini çıkardı. Sonra elbise-lerini asarak Meymune’nin yanına yattı.

Gece yarısı olunca kalktı. Asılı duran su tulumunu çözdü. Abdest aldı. O esnada kalkıb suyunu dökmek istedim. Fakat benim uyanık oldu-ğumu bilmesini de pek istemedim. Abdest aldıktan sonra tekrar yatağın yanına geldi. Elbiselerini giyerek belindekini de çıkardı. Namaz kıldığı yere giderek namazını kılmaya başladı.

Hemen bende kalktım. Abdestimi aldım. Gidib O’nun sol tarafında durdum. Arkasından beni eli ile sağına çekti. Beraber on üç rek’at namaz kıldık. Namazdan sonra oturdu. Bende yanına oturdum. Yanağını yanağı-ma dayadı. Biraz sonra uyuduğunun farkına vardım. Bilâl-i Habeşi geldi.

      “-Haydi namaza yâ Resûlallâh!”dedi.

Kalktım Mescide gittim. İki rek’at namaz kıldıktan sonra Bilâl (r.a) kamet’e başladı!” 9

Abdullah İbn-i Abbas’dan: (ömrünün son zamanlarında)

“-Gözlerim kör olmuştu. (Tabibler) Bana:

      “-Eğer birkaç gün namazı bırakırsan seni tedavi ederiz?”dediler.

Ben ise:

“-Hayır! Namazı bırakamam! Çünkü Resûlullâh (s.a.v):

      “-Namazı terk etmiş olduğu bir zamanda vefat edeni, Allâh, ğazabı ile karşılar!”buyurmuştu, dedim.

Ali bin Ebû Cemile, ve Evzâi, Abdullah, İbn-i Abbas’ın her gün 500 rek’at namaz kıldığını rivayet ederler. 10

Ali el-Ezdi den:

Abdullah İbn-i Abbas’a cihad’ın faziletinden sordum, bana:

      “-Sana cihaddan daha hayırlısını söyleyeyim mi? Mescide gel. Orada Kûr’ân ve dini öğret!”diye cevab verdi.

Yine, Ali el-Ezdi den:

Abdullah İbn-i Abbas’a cihadın faziletinden sordum, o da:

      “-Sana cihad’dan daha hayırlısını söyleyeyim mi?”dedi.

      “-Bir mescid yap. İçinde Kur’an’ı, Sünneti ve dini öğret!”diye cevab verdi. Yine ondan şöyle duydum:

      “-İnsanlara güzel şeyler öğretenlere her şey hatta denizdeki balık bile istiğfar eder!” 11

Abdullah İbn-i Abbas (r.a) dan :

      “-İlim, Allâh’ın kitabı ve Resûlullâh’ın sünnetidir. Kim Bunların dışında kendi görüşüne dayanarak bir şey söylerse bunun kendi hesabına iyi mi, kötü mü olacağını bilemem?!”

Mücahid’den:

Abdullah ibn-i Abbas (r.a)’ın arkadaşlarından Atâ, Tâvus, ve İkrime ile birlikte oturmakta iken birisi geldi. O sırada Abdullah İbn-i Abbas namaz kılıyordu. Adam:

      “-İçinizde fetva verecek olan var mı?”dedi.

Ben de:

      “-Sor!”dedim.

Adam:

      “-Her zaman abdestten sonra benden beyaz bir şey geliyor?”dedi.

      “-Çocuğun ana rahmine düşmesine sebeb olan şey mi?”diye sorduk.

      “-Evet!”diye cevab verdi.

      “-Ğûsûl yapmak gerekir!”dedik.

Bunun üzerine adam:

      “-İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râciun!”diyerek uzaklaştı.

Tam bu sıralar da, Abdullah İbn-i Abbas namazını çabukça kılarak selâm verdi ve:

      “-İkrime!!! İkrime!!! O adamı bana çağır!”dedi.

İkrime adamın arkasından koşup onu getirdi. Adam geldikten sonra İbn-i Abbas bize dönerek:

      “-Bu adama verdiğiniz fetvayla ilgili Kûr’ân’da bir şey var mı?”dedi.

Biz’de:

      “-Hayır!”dedik.

      “-Resûlullâh’ın sünnetinde?”dedi.

      “-Hayır!”dedik.

      “-Peki, Resûlullâh’ın Ashâbı’nın Reylerinde?”dedi.

      “-Hayır!”dedik.

      “-Öyleyse, neye dayanarak bu fetvayı verdiniz?”dedi.

Biz de:

      “-Kendi görüşümüzdür!”dedik.

“-Resûlullâh (s.a.v) bu mevzuda şöyle buyurmuştur:

      “-Bir fâkih, şeytana bin Âbid’den daha iyi karşı durur!”dedi.

Sonra Adama dönerek:

      “-O, beyaz su şehvetle mi geliyor?”diye sordu.

Adam:

      “-Hayır!”dedi.

      “-O halde bu soğuktan dolayı meydana geliyor. Sadece abdest alman gerekiyor!”dedi. 12

Ebû Sâlih den:

“-Bir gün İbn-i Abbas (r.a)’ın evinin önünde bir kalabalık gördüm. Bütün Kureyş bu kalabalıkla iftihar etse yeri var. O kadar halk toplanmış idi ki, bir adım atmak bile mümkün değildi. İbn-i Abbas’ın huzuruna giderek Halkın kapısında toplandığını haber verdim. Bana abdest almak için su getirmemi söyledi. Getirdim, abdest alıb oturduktan sonra:

      “-Dışarı çık, ve onlara de ki, Kûr’an ve kıraat hakkında soru sormak isteyenler içeriye girsin!”dedi.

Dışarıya çıkarak bana söylediklerini halka ilettim. Bir kısmı içeriye girdi. Odası ve sofası ağzına kadar dolmuştu. Sordukları her soruya fazla-sıyla cevab veriyordu. Onların soruları bitince:

      “-Dışarı çık, ve de ki, Kûr’ân’ın Tefsiri ve Tevili hakkında soru sor-mak isteyenler içeriye girsin!”dedi.

Bende dışarıya çıkarak halka bunu ilettim. Yine odası ağzına kadar tamamen doldu. Sordukları her soruya yeterince cevab verdikten sonra:

      “-Siz çıkın. Sıra diğer kardeşleriniz de!”dedi.

Onlar dışarıya çıktılar. Bana yine:

      “-Dışarı çık, ve de ki, Helâl, Hâram ve Fıkh-i meseleler hakkında soru sormak isteyenler girsin!”dedi.

Dışarı çıkarak bunu halka ilettim. Yine odası ağzına kadar doldu. Sordukları her soruya fazlasıyla cevab verdikten sonra:

      “-Siz çıkın. Sıra diğer kardeşlerinizde!”dedi.

Onlar dışarıya çıktılar. Bana yine:

“-Dışarı çık, ve de ki, Miras ve benzeri meselelerden soru sormak

isteyenler girsin!”dedi.

Dışarı çıkarak bunu halka ilettim. Yine odası ağzına kadar doldu. Sordukları her soruya fazlasıyla cevab verdikten sonra:

      “-Siz çıkın. Sıra diğer kardeşlerinizde!”dedi.

Onlar dışarıya çıktılar. Sonra da Bana:

      “-Dışarı çık, ve de ki, Arabça’dan, şiir’den ve deyimlerden sormak isteyenler girsin!”dedi.

Dışarı çıkarak bunu halka ilettim. Yine odası ağzına kadar doldu. İbn-i Abbas Sordukları her soruya fazlasıyla cevab verdi.

Bütün Kureyş halkı Abdullah İbn-i Abbas ile iftihar etse yeridir. Hiç kimsenin kapısında insanların böyle toplandıklarını görmedim!” 13

Abdullah İbn-i Abbas (r.a) dan:

      “-Gecenin bir kısmında ilim ile uğraşmak, benim için, o saatleri ibadetle geçirmekten daha hayırlıdır!” 14

İbrahim bin Teymi’den:

“-Halife Hz.Ömer (r.a) bir gün yalnız başına kalmıştı. Kendi kendine düşünmeye başladı. Daha sonra Abdullah İbn-i Abbas’a birini göndererek yanına çağırttı. Abdullah İbn-i Abbas gelince:

      “-Yâ Abdullah! Kitabı bir, Peygamberi bir, ve, kıblesi de bir olduğu halde bu ümmet nasıl birbirine düşebilir?”diye sordu.

Abdullah İbn-i Abbas (r.a):

      “-Ey Müminlerin Emiri! Bizler, bize indirilen kitabı okuduk. Âyet-lerin niçin indiklerini öğrendik. Halbuki bizden sonra gelecek kavimler, Kûr’ân-ı okuyacaklar, fakat, onun Sebeb-i Nûzulünü âyetlerinin niçin indirildiğini bilmeyecekler. Bu yüzdende her bir kavmin Kur’ân hakkında ayrı bir görüşü olacak. Böyle olunca da haliyle ihtilafa düşecekler. İhtilafa düştükleri içinde birbirleriyle savaşacaklar!”diye cevab verdi.

Hz.Ömer (r.a), bu sözlerine kızarak Abdullah İbn-i Abbas’ı yanından çıkardı. O da, döndü gitti. Daha sonra onun söylediklerinin doğru olduğu-nu anlayarak geri çağırdı, ve:

      “-Söylediklerini bir daha tekrarla!”dedi.

Abdullah İbn-i Abbas (r.a) anlatıyor:

“-Bir gün Ömer (r.a) bu gece sabaha kadar:

      “-Sizden hiç biriniz, şöyle bir şey ister mi: Kendisinin altından nehirlerin aktığı içinde her türlü hurmalığın ve üzüm bağlarının her çeşit meyvelerin bulunduğu bahçesi olsun, üstüne üstlük bir de ihtiyarlık çökmüş, elleri tutmaz, iş görmez bir zürriyeti var. Derken ona ateşli bir kasırğa isabet ediversin de, o bahçe yanıversin. İşte Allâh delillerini düşünesiniz diye size böyle anlatıyor!” 15

Kûr’an’ın bu âyetini okudum. Bu âyet’te yüce Allâh’ın neyi kast ettiğini düşünerek uyuyamadım!”dedi.

Bazıları:

      “-Allâh bilir!”dediler.

Ömer (r.a):

      “-Allâh’ın bildiğini bende biliyorum. Fakat ben bu husus da bir şey bilen yahut işiten varsa bildiğini söylesin, diye sizlere sordum?”dedi.

Bunun üzerine, halk sustu. Halife Ömer (r.a) benim fısıltı ile kendi kendime konuştuğumu görünce:

      “-Yeğenim kendini hâkir görme, bildiğini söyle?”dedi.

Ben de:

      “-Bu âyette kasd edilen çalışmaktır!”dedim.

Halife Hz.Ömer (r.a):

      “-Bu ayette kaste edilen çalışmaktır da, ne demek?”dedi.

      “-Ben, içimden geleni söyledim!”diye karşılık verdim.

Halife Ömer, yönünü başka bir tarafa dönerek tefsir etmeye başladı. Sonra da:

      “-Yeğenim doğruyu söyledin. Onunla kast edilen çalışmaktır. Adem oğlu ihtiyarlayıb da âile efradı çoğaldığı zaman, bu bahçeye daha çok muhtaçtır. Adem oğlu kıyamet günü iyi amele daha çok muhtaçtır. Doğru söyledin yeğenim!”dedi.

Abdullah İbn-i Abbas (r.a):

“-Halife Ömer (r.a), Beni, Bedir Savaşı’na katılmış ihtiyar sahabe-nin bulunduğu meclislere götürdü. Bu yüzden Abdurrahman İbn-i Avf :

      “-Niçin bu çocuk yaştaki delikanlıyı bizimle birlikte oturtuyorsun. Bizim de onun gibi oğullarımız yok mu?”dedi.

Halife Hz.Ömer (r.a)’da:

      “-Onun mevkiini sizde biliyorsunuz!”dedi.

Bir gün Ömer (r.a) Beni, ve, Ashab’ın ileri gelenlerini davet etti. Ben Ömer (r.a)’ın ilmini onlara isbat etmek için çağırdığını zannetmiştim.

Halife Hz.Ömer (r.a):

      “-Allâh’ın yardımı ve zaferi gelib insanların akın akın Allâh’ın dinine girdiklerini görünce, Rabbini tesbih et. O’na hamd et. O’ndan mağfiret dile. O tövbeleri daima kabul eder!” 16

Âyetleri hakkında ne dersiniz?”dedi.

Bir kısmı:

      “-Allâh’ın yardımı ve zaferi geldiği zaman, Allâh, kendisine hamd etmenizi ve kendisinden mağfiret dilemenizi bize emrediyor!”dedi.

Bir kısmı:

      “-Bilmiyoruz!”diye cevab verdi.

Diğer bir kısmı ise hiçbir şey söylemedi. Bunun üzerine, Ömer bana:

      “-Ey Abbas’ın oğlu! Sen de aynı görüşte misin?”diye sordu. Ben:

      “-Hayır!”dedim.

      “-Peki senin görüşün nedir?”diye sordu. Ben:

      “-Yüce Allâh, bu âyet’ler ile, Resûlullâh (s.a.v)’ın ecelinin geldiğini bildiriyor. Allâh’ın yardım ve zaferinden maksat ise; Mekke’nin fethi’dir. İnsanların ğrub ğrub dine girmelerinden bahsedilmekle de Resûlullâh’ın ecelinin yaklaştığı kast ediliyor. O halde Rabbini tesbih et. O’na hamd et. Ondan mağfiret dile. O daima tövbeleri kabul eder!”dedim.

Bu sözlerim üzerine halife Hz.Ömer (r.a):

      “-Bende bu husus da senin gibi düşünüyorum!”dedi.

Abdullah İbn-i Abbas (r.a)’dan:

      “-Ey iman edenler! Çok soru sormayın. Olur ki aldığınız cevab hoşunuza gitmez!” 17

Âyetinin iniş sebebini Ömer ibn-i Hattab (r.a)’a sormuştum. Bana şu cevabı verdi:

“-Bir kısım muhacirler neseblerini tam olarak bilmiyorlardı. Bir gün:

      “-İstiyoruz ki, Allâh neseblerimiz hakkında âyetler indirsin!”dediler.

Allâh’u Teâlâ’da bunun üzerine okuduğum bu âyetleri indirdi. Eğer, bu arkadaşınız Ali bin Ebi Tâlib halife olmasa zühd ve takvadan ayrılmaz. Fakat ben, onun kendini beğenmesinin aleyhine olacağından çok korku-yorum!”dedi.

Ben:

      “-Ey Mü’minlerin emiri! Vallâhi arkadaşımızı sen de biliyorsun. O, ne dini tahrif etti ne bir şey değiştirdi, ne de beraber bulunduğu günlerde Resûlullâh’ı kızdırdı!”dedim.

Halife Hz.Ömer (r.a):

      “-Peki Fâtıma’nın üzerine Ebû Cehl’in kızını almak istemesi de mi kızdırmadı?”dedi.

Ben:

“-Âdem (a.s)’ın zellesi ilgili olarak Yüce Allâh şöyle buyurdu:

      “-Âdem’i azimli bulamadık!” 18

Ali ise Resûlullâh’ı gücendirmemek için bu işten vaz geçti. Fakat kimsenin kaçınamayacağı şey onun da kafasından geçebilir. Hatta bazen yüce Allâh’ın emirlerini iyi bilen din âlimlerinin dahi aklına kötü şeyler gelebilir. Ama ikaz edilince vaz geçerler!”dedim.

Bunun üzerine Halife Hz.Ömer (r.a):

      “-İbn-i Abbas! Kim sizin denizlerinize girer, orada sizinle birlikte dibe daldığını zannederse, âciz olduğunu görür!”diye karşılık verdi.

Mesele şuydu: Hz.Ali (r.a) Mekke fethinden sonra Ebû Cehl’ın kızı ile evlenmek istemişti. Hz.Fâtıma bunu duyunca Resûlullâh’a gelerek:

      “-Kavmin senin (beni) kayırmadığını iddia ediyor. Ali, Ebû Cehl’ın kızını nikahlayacak!”dedi.

Bunun üzerine Resûlullâh (s.a.v):

      “-Fâtıma benden bir parçadır! Ona kötü davranılmasından asla hoş-lanmam. Vallâhi, Resûlullâh’ın kızı ile, Allâh’ın düşmanının kızı, ikisi bir adamın nikahında bulunamaz!”buyurdu.

Hz.Ali’de bu işten vaz geçti. 19

Abdullah İbn-i Abbas (r.a) dan:

      “-Esas olan Allâh’ın kitabı ve Peygamberinin Sünnetidir. Bunların dışında kendi görüşü ile bir şey söyleyenlerin sözlerinin onlara sevab mı, yoksa günah mı, kazandıracağını bilemem” 20

Abdullah bin Ebû Yezid’den:

      “-İbn-i Abbas’a bir mesele sorulduğu zaman eğer Allâh’ın kitabında o hususta bir hüküm varsa o hükme göre cevab verirdi. Eğer Kur’ân’da yok da, Resûlullâh’ın sünnetinde hüküm varsa buna göre cevab verirdi. Şayet hem Kur’ân’da, hem de sünnette hüküm yoksa Hz.Ebû Bekr ve Hz.Ömer (r.a)’ın bir görüşü varsa ona göre hüküm verirdi. Şayet Allâh’ın kitabında, Resûlullâh’ın sünnetinde, Ebû Bekr ve Ömer’in görüşleri ara-sında bu mesele ile ilgili bir hüküm yoksa kendi ictihad ederdi!”

İbn-i Abbas (r.a) dan:

      “-Bize Hz.Ali (r.a) dan bir hüccet ve delil getirildiği zaman akan sular dururdu. Çünkü bir ona denk olamayız!”derdi. 21

Mesruk’dan:

“-Abdullah ibn-i Mes’ûd (r.a) şöyle dedi.

      “-Eğer, İbn-i Abbas bizim yaşımıza gelirse, hiç birimiz, onun onda biri kadar olamayız!”

Mücahid’den:

      “-Geniş bir ilme sahib olmasından dolayı Abdullah İbn-i Abbas’a, “Derya” derler di!”

Leys bin Ebû Süleym anlatıyor. Tavus’a:

      “-Resûlullâh’ın ileri gelen Ashabı’nı terkettin’de, şu çocuğa, İbn-i Abbas’a mı bağlandın?”dedim.

Bana şu cevabı verd:

      “-Ben Ashab’dan yetmiş kişiye yetiştim. Onlar herhangi bir meselede ihtilâfa düştüler mi İbn-i Abbas’a müracaat ederlerdi!”

Âmir bin Sa’d bin Ebi Vakkas’dan:

“-Babam anlattı. Abdullah İbn-i Abbas’dan daha çabuk anlayan, daha akıllı daha alim ve daha halim hiç kimse görmedim. Ömer İbn-i Hattab’ın çözülmesi güç meseleler için onu çağırdığına ve:

      “-Bunu halledersin!”dediğine şahid oldum.

Yanında Bedir Savaşı’na katılan, Ensâr ve Muhacirler olduğu halde, halife Ömer, İbn-i Abbas’ın sözünün dışına çıkmazdı!”

Ebû Zinâd’dan:

“-Halife Ömer, Hummaya yakalanan İbn-i Abbas’ı ziyaret etti ve:

      “-Sen, hasta olacağına, biz olsaydık. Ama, tek medet umduğumuz varlık yüce Allâh’dır!”dedi.

Talha bin Ubeydullah dan:

      “-Allâh tarafından İbn-i Abbas’a çabuk anlama kabiliyeti ve ilim verilmişti. Ben, Ömer’in hiç kimseyi ondan üstün tuttuğunu görmedim!”

Ûbey bin Kâ’b’ın oğlu Muhammed anlatıyor:

“-Babam, İbn-i Abbas’ın da bulunduğu bir mecliste:

      “-Şu adam, bu Ümmetin âlimidir. Ona, akıl ve anlayış kabiliyeti verilmiştir. Çünkü, Resûlullâh (s.a.v), onun dinde derin anlayış sahibi olması için Allâh’a dua etmişti!”dedi.

Tâvus anlatıyor:

      “-İbn-i Abbas (r.a) ilimce herkesten ileri idi. Tıpkı büyük hurma ağaçlarının hurma fidanlarından yüksek olduğu gibi!”

Ebû Vail’den:

“-Bir arkadaşım ile birlikte hacca gitmiştim. Kafilenin reisi İbn-i Abbas idi. Nûr sûresini okuyor ve tefsir ediyordu.

Arkadaşım:

      “-Ben, bu adamın söylediklerinin bir benzerini ne işittim, ne de gördüm. İranlılar ve Rumlar onu bir dinleyebilselerdi mutlak Müslüman olurlardı!”

Abdullah İbn-i Abbas’dan:

“-Bir gün Hz.Ömer’ın yanına gelmiştim. Yemenli Yâ’la bin Ümeyye- ’nin kendisine mektub yazarak sorduğu meseleyi bana açtı. Ben cevab verince:

      “-Senin peyğamber gibi cevab verdiğine inanıyorum!”dedi.

Ubeydullah bin Abdullah bin Utbe anlatıyor:

“-Abdullah İbn-i Abbas, bazı özellikleri ile diğer ashabdan daha üstündü. Bu özellikler şunlardır: Geçmişi iyi bilirdi. Görüşüne başvurulan meselelerde ictihadı vardı. Halimdi, izzet ve ikrâm sahibi idi.

Ben, Resûlullâh’ın hadislerini ondan daha iyi bileni görmedim. Ebû Bekir, Ömer, ve, Osman (r.a)’ın vermiş olduğu hükümleri ondan daha iyi bileni görmedim. Görüşlerinde ondan daha isabetli olanıda tanımıyorum. Şiiri, Arab edebiyâtını, hesabı, tefsiri ve mirasla ilgili meseleleri ondan daha iyi bilen yoktu. Geçmişi en iyi bilirdi. Kendisine sorulan meselelere verdiği cevaplarda son derece kültürlü olduğu görülürdü.

Bir gün oturub sadece Fıkıh’dan, bir gün Tevil’den bahsederdi. Bir gün geçmiş savaşları anlatır, bir gün şiir, bir gün Arab tarihini anlatırdı. Onun yanında oturub da, Ona saygı göstermeyen hiçbir âlim bilmiyorum. Ona soru sorub da cevab alamayan kimse görmedim.

İbn-i Abbas (r.a) dan:

“-Ensâr ve Muhacir’in ileri gelenlerinden hiç ayrılmazdım. Onlara Resûlullâh (s.a.v)’in savaşlarından ve bu savaşlarla ilgili inen âyetlerden sorardım. Onlardan hangisinin yanına gelsem, benim Resûlullâh (s.a.v)’e olan yakınlığımdan dolayı sevinirlerdi.

Yine bir gün, Übey bin Kâ’b’a ki, O, İlimde rusuh sahibi idi. Medine de inen sûrelerin hangileri olduğunu sordum, bana:

      “-27 Sûre Medine de, diğerleri Mekke de indi!”cevabını verdi.

İkrime anlatıyor:

      “-Abdullah bin Âmr el Âs’ın geçmişi en iyi bilenimiz ve hakkında bir şey söylenmeyen âyetleri de en iyi anlayanımız İbn-i Abbas idi!”

Dediğini duydum. Bunun üzerine İbn-i Abbas’a giderek Abdullah’ın söylediği sözleri kendisine naklettim:

      “-O ilim sahibidir. Çünkü, Resûlullâh (s.a.v)’e helâl ve haram olan şeyler hakkında sorular sorardı!”dedi.

Hz.Âişe (r.a) den:

      “-Mekke’de Haccı’mızı ifâ ederken Müslümanların Abdullah İbn-i Abbas’ın etrafında halkalar halinde toplandıklarını gördüm. Müslümanlar ona, Haccın menâsikinden soruyorlardı. Ashabdan hayatta kalanlar aras-ında Haccın menâsikini en iyi bilen o idi!”

Yakub bin Zeyd, babasından naklederek anlatıyor:

“-Câbir bin Abdullah (r.a), İbn-i Abbas’ın vefat ettiği haberini alınca ellerini birbirine vurarak:

      “-İnsanların en âlimi ve en halîmi vefat etti. Bu Ümmet onun ölümü ile yeri doldurulmayacak bir insanı kaybetti!”dediğini işittim.

Ebû Bekir bin Muhammed bin Amr bin Hazm anlatıyor:

“-İbn-i Abbas (r.a) vefat ettiği gün, Râfi’ bin Hadic:

      “-Bugün doğu ve batı arasında herkesin, ilmine muhtaç olduğu birisi vefat etti!”dedi.

Ebû Külsüm den:

“-İbn-i Abbas (r.a) defnedildikten sonra İbn-i Hanife:

      “-Bugün bu Ümmetin en büyük âlimlerinden biri öldü!”dedi. 22

Vehb bin Münebbih den:

“-Bir gurub’un, Sehm Oğulları kapısında münakaşa yaptıkları İbn-i Abbas’a haber verilmişti. Kader hakkında münakaşa yaptıklarını sanıyo-rum. Hemen, onların yanına gitmek için ayağa kalktı. Asasını İkrime’ye verdi. İkrime ile Tâvus’un omuzlarına dayanarak onların yanlarına vardı.

      “-Hoş geldin!”diyerek Abdullah İbn-i Abbas’a yer verdiler.

İbn-i Abbas oturmadı:

      “-Kimlerdensiniz?”diye sordu.

Onlar, kimlerden olduklarını söylediler. Bunun üzerine İbn-i Abbas şunları söyledi:

“-Allâh korkusundan dilleri tutulub, konuşmayan kullar olduğunu bilmiyor musunuz? Bu kulların aralarında, âlimler, edibler, hâtibler, fazi-letli kimseler, Aziz ve Celil olan Allâh’ın mahşerde neler yapacağını bilenler vardır. Üstelik onlar Allâh’ın büyüklüğünü düşündükleri zaman kalpleri ürperir, dilleri tutulur, o kadar ki bu halden kurtulur kurtulmaz hemen Allâh’a samimi olarak ibadette bulunurlar. Akıllı oldukları ve ibadeti eksiksiz yaptıkları halde kendilerinin az ibadet eden kimseler olduklarını kabul ederler.

Tertemiz, hatasız ve günahsız oldukları halde kendilerinin hatalı ve zalim olduklarını kabul ederler. Onlar, çok ibadet ettikleri halde bunu çok saymazlar. Azına razı olmazlar. Yaptıkları amellerden dolayı şımarmaz-lar. Onlarla nerde karşılaşırsanız düşündüklerini, yüce Allâh’dan korkub ürperdiklerini görürsünüz!”

İbn-i Abbas konuşmasını bitirdikten sonra geldiği yere döndü.

Süfyan bin Uyeyne den:

“-İbn-i Abbas’ın şunları söylediğini duyduk.

      “-Eğer, ilim sahibleri ilmi hakkı ile öğrenseler, gerekeni yapsalardı, mutlaka, Allâh, melekler ve salih kullar kendilerini severdi. Halk da onlara saygı duyardı. Fakat ilim sahibleri ilimlerini dünya menfaati temin etmek için kullandılar. Bu sebeble Allâh kendilerine buğz etti. İnsanlar nazarın da da, küçük düştüler!” 23

Resûlullâh (s.a.v)’ın Hz.Abbas’a ve Oğullarına Hayır Duası :

İbn-i Abbâs (r.a) Resûlullâh (s.a.v)’ın şöyle dua ettiğini naklediyor:

      “-Allâh’ım! Abbâs’ın ve çocuklarının gizli ve aşikâr yapmış olduk-ları günahları affet. Allâh’ım! Çocuklarını ona hayrû’l-Halef kıl!”

Ebû Hüreyre (r.a) ise, Resûlullâh’ın şöyle dua ettiğini naklediyor:

      “-Allâh’ım! Abbâs’ın gizli aşikâr, açık ve kapalı yapmış olduğu günahları affet. Kıyamete kadar onun neslinden gelenlerin yapacakları günahları affet!”

Yine Ebû Hüreyre, Resûlullâh’in şöyle dua ettiğini naklediyor:

      “-Allâh’ım; Abbâs’ı, çocuklarını ve onları sevenleri affet!”

Âsım, Resûlullâh’ın şöyle dua ettiğini naklediyor:

      “-Abbâs amucamdır. Babam mevkiindedir. Soyum’dan hayatta olan-dır, Allâh’ım! Onun günahları affet. Yapmış olduklarının en iyisini kabul et. Yaptığı kötülükleri görmezlikten gel. Neslinden sâlih evlâtlar getir!”

Ebû Üseyd es-Saidî (r.a) anlatıyor:

“-Resûlullâh (s.a.v), Abbâs bin Abdülmuttâlib (r.a)’a:

      “-Sen ve çocukların yarın ben gelinceye kadar yerinizden ayrılmayın. Sizinle bir işim var!”buyurdu.

Onlar ertesi gün kuşluk vakti geçinceye kadar beklediler. Resûlullah (s.a.v) gelince:

      “-Esselâmû Âleyküm!”dedi.

      “-Ve Âleykümu’s-Selâmu ve rahmetullâhi ve berekâtüh!”diye muka-bele ettiler.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Dünden beri nasılsınız?”dedi.

Onlar da:

      “-Hamd olsun!”diye karşılık verdiler. Resûlullâh (s.a.v):

      “-Toplanın, birbirinize yaklaşın!”dedi.

Onlar sıkışıb Resûlullâh’a doğru yaklaşınca giydiği örtüyü üzerle-rine örterek şöyle dua etti:

      “-Yarabbi! Bu, Amucamdır. Babam mevkiindedir. Bunlar’da Ehl-i Beytim’dir. Benim, onları böyle örtümle koruduğum gibi, sende onları cehennemden koru!”

Bu dua üzerine kapının eşiği ökçesi ve evin duvarları dile gelerek:

      “-Amin! Amin! Amin!”dediler.

Başka bir rivâyette ise, İbn-i Abbâs (r.a) şöyle anlatıyor:

“-Teyzem Meymune’nın evinde idim. Resûlullâh (s.a.v)’e leğeni getirdim. Resûlullâh (s.a.v):

      “-Bunu bana kim getirdi?”deyince:

Teyzem Meymune (r.a)’da:

      “-Abdullah ibn-i Abbâs!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v)’de şöyle dua etti.

      “-Allâh’ım onu dinde derin anlayış sahibi yap. Ona Te’vili öğret!”

İbn-i Abbâs’dan gelen başka bir rivâyete şöyledir:

      “-Allâh’ım! Ona kitâbı öğret! Onu, dinde derin anlayış sahibi yap!”

      “-Allâh’ım! Ona hikmeti ve Kûr’ân’ın tefsirini öğret!”

İbn-i Ömer’den gelen rivâyette ise dua şöyledir:

      “-Allâh’ım! İbn-i Abbâs’a hayır ve bereket ihsan et, onun neslini devam ettir!” 24

Abdullah İbn-i Abbas (r.a)’ın duaları:

Said bin Cübeyr (r.a) dan: İbn-i Abbas (r.a) şöyle dua ederdi:

      “-Allâh’ım, yeri ve semâları aydınlatan zatının nûru hakkı için beni himâyende, muhafazan altında, mürakabende ve kontrolünde bulundur-manı isterim!”

Said den: İbn-i Abbas şöyle dua ederdi:

      “-Allâh’ım beni kanaâtkâr kıl. Verdiklerini de benim için hayırlı kıl. Benim meçhulüm olanlardan benim için hayırlı olanları ver!”

Tavus, İbn-i Abbas’ın şöyle dua ettiğini işittiğini söylüyor:

      “-Allâh’ım! Muhammed’in büyük şefaâtini kabul et! Derecesini yük-selt! İbrahim (a.s) ve Mûsâ (a.s)’a verdiğin gibi ona da dünya ve ahirette istediğini ver!” 25

Abdullah İbn-i Abbâs (r.a)’dan:

“-Babamla beraber Resûlullâh’ın yanında idim. Resûlullâh (s.a.v)’ın yanında kendisiyle gizli bir şey konuşan biri vardı. Babamdan çekinir bir hali vardı. Hemen oradan çıktık. Babam üzülmüştü.

      “-Yavrum! Görmedin mi! Amcan oğlunun benden çekinir gibi bir hali vardı?”dedi.

Bunun üzerine ben:

      “-Babacığım! O’nun yanında kendisiyle konuşan biri vardı!”dedim.

Hemen Resûlullâh (s.a.v)’ın huzuruna girdik. Babam şöyle sordu:

      “-Yâ Resûlallâh! Abdullah’a ben böyle böyle dedim. O da yanınızda sizinle konuşan birinin olduğunu söyledi. Yanınızda biri var mıydı?”

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Yâ Abdullah! O’nu gördün demek?!”buyurdu.

Ben de:

      “-Evet!”dedim.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Beni, seninle ilgilenmekten alıkoyan o zat, Cebrâil (a.s) idi!”dedi.

Başka bir rivâyette:

“-Abbâs (r.a) oğlu Abdullah’ı bir şey için Resûlullâh’a göndermişti. Abdullah (r.a) Resûlullâh’ı başka biriyle görünce, hiçbir şey söylemeden geri babasına döndü. Hz.Abbâs (r.a), bu durumu Resûlullâh’a anlatınca Resûlullâh (s.a.v) Abdullah (r.a)’a:

      “-Onu gördün mü?”dedi.

O da:

      “-Evet! Gördüm!”diye cevab verince, Resûlullâh (s.a.v)’de:

      “-O, Cebrâil’di! Abdullah İbn-i Abbâs, gözlerini kaybetmeden ve büyük bir âlim olmadan ölmeyecek!”buyurdular. 26

Abdullah İbn-i Abbas’ın Hayatının özeti:

Resûlullâh (s.a.v) vefat ettiğinde Abdullah ibn-i Abbas henüz onüç, ondört yaşlarında bir çocuk idi. Hz.Ebû Bekr devrinden sonra Hz.Ömer devrinde artık delikanlılık çağına girmiş bulunuyordu. Bu zaman içinde Mescid’i Nebevi’de ashâb-ı kirâmın büyüklerinin meclislerinde bulunur, onların sohbetinden ve ilim ve irfanından feyiz alıb faydalanırdı.

Bu arada, Hz.Ömer ve Hz.Osman devirlerinde, müftü olarak görev

yapmış ve kendisine havale edilen meseleleri gayet isabetli bir şekilde bütün inceliğiyle halletmiştir. Bundan dolayı şöhreti pek yayılmış, bütün halk tüm sorunlarında ona başvurmaya başlamıştır. Onun bu halini gören Hz.Ömer (r.a) onu kendisine yakın biri olarak tanırdı.

Abdullah İbn-i Abbas Hz.Ömer (r.a) meclisine gider onu dinler fazla konuşmazdı. Bu tavrı karşısında Hz.Ömer (r.a) ona sorular sorarak konuş-turmaya çalışır ve onun verdiği cevabları dikkatle dinlerdi.

Halife Hz.Osman (r.a) zamanında yine ilmi çalışmaya devam etmiş-tir. Bu dönemde çeşitli vesilelerle Arab yarımadası’nın dışına çıktı. Kuzey Afrika’ya, başta, Mısır’ın tamamen fethine iştirak etmiştir. Bu sefer esna-sında elçilik görevini üstlenmiş, Afrika eyalet valisi, Bizans Rum generali Gorgiusla görüşmüş, ve buradaki fetihlerin tamamına iştirak etmiştir. Buradan, Horasan, Taberistan, Cürcan, bölgelerindeki fetihlere katıldı. Buradan da İstanbul kuşatmasına katıldı.

Abdullah İbn-i Abbas (r.a), Hz.Ömer (r.a) ve Hz.Osman zamanında birçok iltifatlar almışsa da kendisi tevazu’yu elinden bırakmamıştır. Bu iltifatlar karşısında:

      “-Bana bu pâyeyi veren Allâh’dır. Çünkü, Resûlullâh (s.a.v) benim hakkımda ona yalvardı, ve benim için ilim ve hikmet niyâzında bulundu!” buyurmuştur.

Hicri 35. Miladi 656 yıllarında Hz.Osman (r.a) hakkında bir takım ihtilafların çıkması ve muhasara altına alınması üzerine Hz.Osman (r.a), Abdullah ibn-i Abbas’ı yanına çağırarak ona, kendisi adına Hacca gitme-sini teklif etmiştir. O da Hz.Osman (r.a)’ı kırmayarak kabul etmişti.

Abdullah ibn-i Abbas Hac farizasını yaptıktan sonra Medine’ye geri döndüğünde Hz.Osman (r.a)’ın şehid edildiğini ve yerine Hz.Ali (r.a)’ın halife olduğunu gördü. Hz.Ali (r.a)’da Abdullah ibn-i Abbas’ı çağırarak onunla bu durum hakkında epey görüşme yapmış fakat onun görüşlerini benimsememiştir.

Hz.Ali (r.a), Şâm’a gitmek için hazırlamış olduğu ordunun başına geçtiği zaman Basra’dan pek iyi haberler gelmedi. O zaman mecburen Basra’ya doğru hareket ederek Zikar mevkiine kadar ilerledi. Bu sırada İbn-i Abbas da Hicaz’dan hareket eden kuvvetlere kumanda etmekte idi.

Cemel Vak’ası meydana geldiğinde İbn-i Abbas, çaresiz kalarak olaya iştirak etme durumunda kaldı. Basra vilâyeti istirdat edildiğinde Hz.Ali, İbn-i Abbas’ı buraya vali olarak tâyin edip Ziyâd bin Ebihi’yide ona müşavir olarak verdi.

Sıffın Savaşı’nda İbn-i Abbas, Basra’dan temin etmiş olduğu bir orduyla Hz.Ali’ye yardım etmeye gitmiştir. Hâkem meselesi ortaya çıkın-ca, İbn-i Abbas hakem olmayı kâbul etmiş ise de, Ebû Mûsa el-Eş’ari’ye, Amr İbn-i Âs’dan önce davranmamasını tavsiye etmiştir.

Halife Hz.Ali (r.a), Hakem Meselesinden sonra Hâricilerle uğraşmak mecburiyetinde kalmıştır. Bu sıralarda Basra Vâlisi olan Abdullah İbn-i Abbas, Ziyad bin Ebihi’yi Hâriciler üzerine göndererek onları tedib ettirdi. Bilâhare Hicri 40. Miladi 660 yıllarında Basra valiliğinden istifa ederek Mekke’ye geldi. Ve orada münzevi bir hayat yaşamaya başladı.

Hicri 60 yıllarında Muâviye bin Ebû Süfyân’ın ölümünden istifade etmek isteyen özellikle Kûfeliler Hz.Hüseyin’i desteklemeye başlamış ve onu kendi şehirlerine davet etmişlerdir. Bu durumdan haberdar olan İbn-i Abbas, Kûfelilerın ğaddarlığını, dönekliğini tecrübelerine dayanarak bil-diğinden, Hz.Hüseyin’i Kûfe’ye gitmesin diye ikna etmeye çalışmış ise de buna muvaffak olamadı.

Yine Hicri 60 yıllarında, Hz.Hüseyin’in Kerbela’da şehâdetinden bir müddet sonra, Abdullah İbn-i Zübeyr halifeliğini ilan etti. Irak ve Hicaz ahalisinden pek çok kişi İbn-i Abbas’ı baskı altına alarak İbn-i Zübeyr’e bey’at etmesini istediler. O, bu tazyiklere zerre kadar iltifat etmediği gibi Kâbe’yi üs olarak kullanan Abdullah İbn-i Zübeyr’e, bu mübârek yerlerde bu gibi hareketlerden çekinmesini tavsiye etti.

Abdullah İbn-i Abbas’a göre, Abdullah İbn-i Zübeyr, Emevilerden daha çok hilafete layıktı. Bunun sebebi sorulduğunda:

“-Onun babası Zübeyr bin Avvam, Resûlullâh’ın Havarisi idi. Onun büyük babası Ebû Bekr, Resûlullâh (s.a.v)’in yariğarı idi. Onun Validesi Esmâ bint-i Ebû Bekir, Zatü’n-Nitakeyn olma şerefini taşıyordu.

Teyzesi Hz.Âişe (r.a), Ümmehatü’l-Mü’minin idi. Halası Hadicetü’l- Kübra, Resûlullâh (s.a.v)’ın Harem’i Muhteremesi idi. Onun babaannesi Hz.Safiyye, Resûlullâh (s.a.v)’in halası idi. Artık bu adam hilafete layık

olmaz da kim layık olurdu?”cevabını vermiştir.

Fakat, bütün bu olan olaylara rağmen Abdullah İbn-i Zübeyr’e bey’at etmeyerek Emevi sultanları’nada kesin bey’at etmemiştir. Ancak yapılan baskılar neticesinde, Tâif’e çekilmiş ve son günlerini orada geçirmiş tir.

Abdullah ibn-i Abbas (r.a) en çok hadis rivâyet eden sahabelerden Müksirûn biri olarak naklettiği 1660 hadisin bir kısmını bizzat kendisi Resûlullâh’dan duymuş bir çoğunu ise başta Hz.Ömer. Hz.Ali, Muâz bin Cebel, babası Hz.Abbas. Abdurrahman İbn-i Avf, Ebû Süfyân, Ebû Zerr, Ûbey bin Kâ’b, Zeyd bin Sâbit, ve diğer bir çok sahabeden öğrenmiştir.

Mu’teber hadis âlimleri onun rivâyet ettiği hadislere çok önem ver-mişlerdir. Bunlardan 195 tanesi müttefekün aleyh, 120 tanesi ise yalnız Buhâri’de 49 tanesi ise yalnız Müslim’dedir. Kendisinden 197 kişi Hadis rivâyet etmiştir. Hadis ilminde arz ve kırâat metodunun kurucularında kabul edilir.

Çok hadis rivâyet ettiği gibi, hadis ilminin öğretimine de çok önem verirdi. Fıkıh ilminde de önemli bir yere sahibdi. Abadile namıyla marûf dört Abdullah’dan biri olarak fıkıh otoritesi olarak kabul edilirdi. En çok fetvâ veren ashâbdandı. Ğayri şeri olan bilgi tavır ve tutumlara şiddetle karşı çıkmıştır. Daima şöyle der di:

      “-Din ilmini, ancak şahitliğini kabul ettiğiniz kişilerden öğreniniz!”

Abdullah ibn-i Abbas’ın talebeleri arasında bir çok büyük fâkihler bulunmaktadır. Bunlardan:İkrime, Mücahid, Atâ, Said bin Cübeyr, Tâvus, Said bin Müseyyeb, bunlardan sadece bazılarıdır. Ömrünün son zamanla-rında kendisinden ders almak için gelen Tâiflilere bir müddet hadis oku-duktan sonra yaşlılık ve yorğunluk sebebiyle hadis metinlerini karıştırma korkusuyla şöyle demiştir.

      “-Ben, artık yoruldum. Siz, okuyun da ben dinleyeyim sizin okudu-ğunuzu benim dinleyib tasvib etmem tıpkı benim size okumam gibidir!”

Kendisinden kardeşi; Kesir, Hz.Ali, Muaz bin Cebel, Ebû Zerr, Abdullah bin Amr, Enes bin Mâlik, Ebû Tufeyl, Ebû Ümame Sehl bin Huneyf ve daha niceleri hadis rivayetinde bulundular. Abdullah İbn-i Abbas’ın mizacı güçlü bir hafızanın, derin bir kavrayışın ve büyük bir ilmin sahibiydi. Çok vakarlı ve sakin birisiydi.

Hicri 68. Miladi 688 veya 689 yıllarında ağır bir hastalığa yakalandı. Hastalığı duyulduğu zaman ülkenin bütün ileri gelenleri kendisini ziyaret etmek için Ta’if’ şehrine akın akın geldiler. Hastalığı 7 veya 8 gün devam ettikten sonra, nihayet yetmiş yaşlarında rûhunu Rahmana teslim etti.

Cenaze namazını Hz.Ali’nin oğlu Muhammed bin Hanefi kıldırdı. Hemen beyaz bir kuş gelib kefeninin içine giriverdi. Ve oradan çıkmadı. Gömülmesi bitince, ibn-i Hanefiyye şöyle dedi:

      “-Vallâhi bu gün bu ümmetin büyük bir bilgini ölmüştür!”

Yakûb bin Süfyân, Abdullah bin Yâmin tarikiyle tahric etti. Bana babam bildirdi:

      “-Abdullah bin İbn-i Abbas’ın cenazesinde bulunduğu zaman şunu görmüş; el-Ğarnûk adında beyaz bir kuş gelib nâşın içine girmiş, bir daha görünmemiş!” veya şöyle de rivayet edilir:

      “-İbn-i Abbas’ın nâşı evden çıkınca, Vecc tarafından büyük bir beyaz kuş geldi, kefenin içine girdi; bir daha görünmedi, nereye gittiği bilinmedi. Bu kuşun onun ilmi olduğunu söylerlerdi ve böyle sanırlardı!”

Yine rivayet edildi ki:

“-İbn-i Abbas Tâif’de öldü. Cenazesinde bulundum. Beyaz bir kuş geldi. O zamana kadar öyle bir kuş görülmemiştir. Hemen nâşına girdi ve bir daha ondan çıktığı görülmedi. Defnedildiğinde şu âyet okundu:

      “-Ey Rabbına karşı itminana kavuşmuş olan nefis! Dön Rabbine O, senden razı, sen de O’ndan razı olarak! Gir iyi kullarımın arasına, gir Cennetime!” 27

Onun Tâif’de Hicretin 68 yılında öldüğüne dair fikir ve söz birliği etmişlerdir. Ancak yaşında ihtilaf etmişlerdir. Kimine göre 71, kimisine göre 72, kimisine göre 74 yaşındayken ölmüştür. Birinci görüş daha doğ-ru olsa gerektir. 28

Kabri, şu anda Suudi Arabistan’ın Tâif şehrindedir.

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.


1- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-1-361 
2- el-İsabe, İbn-i Hacer el-Askalani-3-208-No-4784 
3- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-1-251 
4- M.yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-2-643 
5- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1037 
6- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1055 
7- Kaf-19 
8- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1230 
9- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1295 
10- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-4-1440 
11- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-4-1507 
12- M.Yusuf Kandehlevi Hadis lerle Müslümanlık-4-1512 
13- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-4-1555-1556 
14- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-4-1566 
15- Bakara-266 
16- Nasr suresi-1-5 
17- Mâide-101 
18- Taha-115 
19- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-4-1567-1568-1569-1570 
20- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-4-1600 
21- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-4-1 
22- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-4-1608-1609-1610-1611 
23- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-4-1613 
24- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-4-1695-1696 
25- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-4-1740 
26- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-5-1927 
27- Fecir-27-30 
28- el-İsabe, İbn-i Hacer el-Askalani-3-214-No-4784