Abdullah Bin Sehl Bin Zeyd

İslâm tarihinde Üç tane Abdullah bin Sehl adında sahabi vardır. 1-Abdullah bin Sehl, bin Huneyf el Ensâri. 2-Abdullah bin Sehl, bin Rafi el Ensariy, el-Eşheli 3-Abdullah bin Sehl, bin Zeyd’dir. Bizim burada anlatacağımız aslı Yahudi bir âileden gelen ve Hayber’de faili meçhul bir şekilde şehid edilen Medineli ve Ensâr dan olan sahabe dir.

Abdullah Bin Sehl Bin Zeyd

Abdullah Bin Sehl Bin Zeyd
عَــبْـدُاللهُ بْــنُ سَــهِـل بـِـنْ زَيـدُ


 Baba Adı    :    Sehl bin Zeyd.
 Anne Adı    :    Leyla bint-i Râfi bin Âmir.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Bilgi yok.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hayber de şehid edildi.
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok.
 Eşleri    :    Temime bint-i Ebû Süfyan.
 Oğulları    :    Bilgi yok.
 Kızları    :    Bilgi yok.
 Gavzeler    :    Hendek Savaşı.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Ensâr dır.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    Bilgi yok.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Abdullah bin Sehl bin Zeyd el-Ensariyyil Harisi dır. (Veya) Abdullah bin Sehl bin Zeyd bin Kâ’b bin Amr bin Adiy bin Mecdae bin Harise bin Harise bin Hazrec bin Amr bin Malik bin Evs el-Ensariy el-Evsi sonra, Hârisi’dir.
 Lakap ve Künyesi    :    Ebu Leyla.
 Kimlerle Akraba idi    :    Abdurrahman bin Sehl bin Zeyd’in kardeşi Huveyyisa ve Muhayyisa bin Mes’ud’un Amcaları oğludur.


Abdullah Bin Sehl Bin Zeyd Hayatı

İslâm tarihinde Üç tane Abdullah bin Sehl adında sahabi vardır.

1-Abdullah bin Sehl, bin Huneyf el Ensâri.

2-Abdullah bin Sehl, bin Rafi el Ensariy, el-Eşheli

3-Abdullah bin Sehl, bin Zeyd’dir. Bizim burada anlatacağımız aslı Yahudi bir âileden gelen ve Hayber’de faili meçhul bir şekilde şehid edilen Medineli ve Ensâr dan olan sahabe dir.

Ensâr’dan Abdullah bin Sehl, bin Zeyd, ile Muhayyısa bin Mes’ûd, bin Zeyd, Hayber’e gitmişlerdi. O sırada, Hayber Yahudileri ile barış yapılmış bulunuyordu. Resûlullâh (s.a.v)’ın Umretü’l-Kaziye, kaza Umre-si için, Mekke’ye gidişinden biraz önce idi. Gerek Abdullah’ın, gerekse Muhayyısa’nın ev halkları, son derece yoksulluğa düşmüşlerdi. Bunlar, ev halkları için Hayber’den hurma tedarik edeceklerdi.

Muhayyısa bin Mes’ûd, olayı başından sonuna kadar şöyle anlatır:

“-Resûlullâh Âleyhisselâm, Hayber’i fetih edip Medine’ye geldikten sonra, arkadaşlarıma:

      “-Siz, ne diye Hayber’e gitmek ihtiyacını duymazsınız? Yoksulluğa, açlığa uğramış bulunuyoruz!”dedim.

Arkadaşlarım:

      “-Oralar, şimdi, eskisi gibi değildir. Bizler, Müslüman Cemaatın-danız. Bundan önce ise, bir şeye tapmazdık. Şimdi, gidersek, İslâmiyet’e ve Müslümanlara düşman olan kin besleyen bir cemaatın yanına varacağız demektir!”dediler.

Biz, yola çıktık. Hayber’e vardık. Öyle bir kavmin yanına vardık ki, topraklar, hurmalıklar, eskiden olduğu gibi, kendilerinin ellerinde değildi. Resûlullâh (s.a.v), toprak ve hurmalıkları mahsülünü yarı yarıya bölüşmek üzere onlara teslim etmişti.

Yahudilerin, Ebülhukayk, Sellâm bin Mişkem, Kâ’b bin Eşref... gibi uluları ve zenginleri öldürülmüşlerdi. Ancak, malsız, servetsiz, ellerinin emeği ile geçinen işçi takımları kalmıştı. Şıkk kalesinde bir gün, Natat kalesinde de birer gün kaldık. Ketibe kalesinde de, bir gün kaldıktan sonra, orayı, bizim için daha hayırlı ve yararlı gördüğümüzden orada günlerce kaldık.

Arkadaşım Abdullah bin Sehl, Şıkk kalesine gitti. Orada, bensiz geceledi. Doğrusu, onun hakkında Yahudilerden çok korkmaya başladım. Sabahleyin hemen onun izine düştüm. Onu sora, sora Şıkk kalesine kadar vardım. Yahudilerin ev halkları:

      “-O, güneş battığı zaman, bize uğramıştı. Natat kalesine gitmek istiyordu!”dediler.

Natat kalesine eriştim. Yahudi uşaklarından birisi:

      “-Gel sana arkadaşını göstereyim!” dedi.

Beni, susuz bir kuyu, bir çukur başına kadar götürüp orada durdurdu. Çukurdan, kara sinekler girip çıkıp duruyordu. Arkadaşım, öldürülmüştü! Boynu kırılmış, kanlara bulanmış oradaki, derin olmayan, ağzı geniş bir çukura bırakılmıştı.

Şıkk kalesi halkına :

      “-Onu, siz öldürdünüz!”dedim.

Onlarda:

      “-Hayır! Vallâhi, onu, biz öldürmedik! Bizim bu husus da hiçbir bilgimizde yok!”dediler.

Yahudilerden, bazı kimselerin bana acilen yardım etmelerini istedim. Arkadaşım Abdullah bin Sehl’in cesedini oradan çıkardım. Kefenledim ve gömdüm. Sonra, acele Medine’ye gelib onun başına geleni kavmine haber verdim. O sırada, Resûlullâh Âleyhisselam’ı, Umretü’l-Kaziye maksadı ile yola çıkmak üzere buldum.

Cinayet Hadisenin Resulûllah (s.a.v.)’e Arz Edilmesi:

“-Kalkıb Resûlullâh’ın yanına gittik. Bizim büyüğümüz kardeşim Huvayyısa idi. Öldürülen Abdullah bin Sehl’in kardeşi Abdurrahman da yanımızda bulunuyordu. Abdurrahman, benden çok daha gençti. Kendisi Resûlullâh’ın, önüne çöktü. Bizde çevresinde oturduk. Resûlullâh (s.a.v), cinayet haberini işitmiş bulunuyordu. Kardeşi Abdurrahman:

      “-Yâ Resûlallâh! Kardeşim öldürüldü!”dedi. Amcalarının oğulların-dan önce konuşmağa başladı.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Sözü ilk önce, yaşı büyük olana bırak!”buyurdu.

Abdurrahman, sustu, geri durdu. Ben konuşmak istedim. Bana da:

      “-Sözü büyüklere bırak!”buyurdular.

Bende sustum. Büyük kardeşim Huvayyısa konuştu.

Huvayyısa:

      “-Yâ Resûlallâh! Biz Abdullah’ı, Hayber’in kör kuyularından bir kuyuda, öldürülmüş olarak bulduk!”dedikten sonra Yahudileri ve onların kötülüklerini ve düşmanlıklarını anlattı”

Huveyyisa’dan sonra, Muhayyısa konuştu. Hadise’yi anlattı. En sonra, Abdurrahman konuştu:

      “-Yâ Resûlallâh! Adamımız, Hayber’de tecavüze uğramış ve öldü-rülmüştür. Hayber’de ise, Yahudilerden başka düşman yoktur!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Adamınızı kimin öldürdüğüne dair açık bir delil getirebilir mi-siniz?”diye sordu.

      “-Bizim elimizde hiçbir delil yok!”dediler.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Katilinizin ismini bildiriniz, Sonra, adamımızı, onun öldürdüğüne de, elli yemin ediniz. Bundan sonra onu kısas edilmek üzere size teslim edeyim!”

Başka rivayete göre Resûlullâh (s.a.v) onlara sordu:

      “-Bu cinayeti, Hayber Yahudilerinin işlediğine elli defa yemin edib- de, adamımızın kan bedeli olan diyetini almağa hak kazanır mısınız?”

Onlar dediler ki:

      “-Yâ Resûlallâh! Biz, iyice bilmediğimiz, hazır bulunmadığımız ve gözlerimizle görmediğimiz bir şey hakkında nasıl yemin edebiliriz?”

Resûlullâh (s.a.v) onlara sordu:

      “-Öyle ise, Yahudiler, adamınızı öldürmedikleri ve öldüreni de, bilmedikleri hakkında Allah’a elli defa yemin yapsınlar. Ve onun kanına girmiş olmaktan beri olduklarını ispatlayıb davanızdan kurtulsunlar mı?”

      “-Yâ Resûlallâh! Onlar, Müslüman değiller ki! Yâ Resûlallâh! Kâfir olan bir cemaatın yeminlerini nasıl kabul ederiz? ki günah üzerine yemin edip en büyük küfrü işlemekten çekinmeyenler, onlar arasındadır!”dediler.

Bunun üzerine, Resûlullâh (s.a.v):

      “-Adamınızı öldürdükleri sabit olursa, onlar ya onun kan bedeli olan diyetini öderler, ya da hükmümüze boyun eğmekten kaçınmış, ahidlerini bozmuş, bize karşı savaş açmış sayılacakları, kendilerine bildirilir!”buyur-dular ve bunu, Hayber Yahudileri de, böylece yazdı. Yazılan yazıya

      “-Öldürülen kişinin cesedi, sizin evlerinizin arasında bulunmuştur!” cümlesi de eklenmişti.

Hayber yahudileri Resûlullâh’ın yazısına:

      “-Biz, vallâhi, onu öldürmedik! Onu, öldüreni de, bilmiyoruz!”diye cevap yazdılar.

Kasâme Ne demektir ve Nasıl Olur?

Resûlullâh (s.a.v) bu cinayet davasını, İslâmiyet den önceki çağlar-da yürürlükte olan ve Kasâme diye anılan muhakeme usulüne göre halletti ve bu usulü olduğu gibi bıraktı. Kasâme: lügatta, güzel olmak, Müslüman-larla düşmanları arasında barış yapılmak manalarına geldiği gibi, bir şey hakkında yemin edib onu almak veya o şey hakkında tanıklık etmek mana-sına da gelir.

Şeriat teriminde, sadece belli sebeble belli sayıdaki belli kişilerin, usulüne göre, yaptıkları yeminde kullanılmıştır. Buna da; ya öldürülenin velileri tarafından kan bedeline hak kazanılmak için, ya da, kendilerinin talebleri üzerine karşı taraftan içlerinde çocuk, kadın, deli ve köle bulun-mamak şartıyla, seçilecek elli kişiye yemin ettirilib kan bedelinden kurtul-mak için baş vurulur.

Mesela: Öldürülen kişinin cesedi bir kavmin yurdunda bulunur ve onu kimin öldürdüğü bilinmez ve fakat, o kavmin öldürdüğü iddia edilir ve elli kişi de, bu hususta yemin ederse, diyet almaya hak kazanılır. Eğer, davacı, karşı taraftan elli kişi seçerek onları, yemin etmeğe davet eder, onlar da, öldürülenin, kendileri tarafından öldürülmediğine ve öldürülenide bilmedik-lerine yemin edecek olurlarsa, diyet ödemekten kurtulurlar. Yemin edecek tam elli kişi bulunmazsa, mevcut kişiler yeminlerinin sayısını elliye doldururlar.

Abdullah bin Sehl’in Diyetini Resûlullâh (s.a.v)’in Ödemesi ve Bundaki İnce Siyaseti

Resulûllah (s.a.v)Abdullah bin Sehl’in kanının boşa gitmesini uyğun görmedi. Onun, kan bedelini, kendisi yüz deve vererek ödedi. Bunlar zekat develerindendi.

Bu yüz devenin 25’i 5 yaşına, 25’i dört yaşına, 25’i 3 yaşına, 25’i de, bir yaşını doldurmuş deve yavrusu idi.

Sehl bin Ebi Hasme der ki:

      “-Abdullah bin Sehl’in varislerine 100 deve teslim edildiğini görmü-şümdür. O zaman ben gençtim. Vallâhi içlerinden kızıl bir devenin beni teptiğini daha unutmamışımdır!”

Resûlullâh (s.a.v)’in diyeti, kendisinin ödemesi, aradaki gerginliği gidermek, arayı bulmak, karışıklığı önlemek, barışıklığı sağlamak husu-sundaki ince siyasetinden ileri geliyordu. 1

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.

1- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-14-323-328