Abdullah Bin Ebi Ümeyye

Resûlullâh (s.a.v)’ın zevcesi Hz.Ümmü Seleme (r.a)’nın baba bir kardeşi ve Resûlullâh (s.a.v)’ın halâsı Hz.Âtike bint-i Abdülmuttalib’in de oğlu idi. Bazı kaynaklarda Ümmü Seleme (r.a)’nin kardeşi denilir ise de; aslında baba bir kardeşidir.

Abdullah Bin Ebi Ümeyye

Abdullah Bin Ebî Ümeyye
عَــبْــدُ اللهُ بْــنُ اَبي اُ مَـيّــة


 Baba Adı    :    Ebi Ümeyye bin Muğire.
 Anne Adı    :    Âtike bint-i Abdülmuttalib.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Takriben Miladi 571.yılda Mekke de doğdu.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicretin 8. Miladi 630. yılda Taif Seferi’nde 59 yaşlarında şehid oldu.
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok.
 Eşleri    :    1-Ümmü Abdullah bint-i Tarık. 2-Rayta bin- t-i Hişam bin el-Muğire.
 Oğulları    :    Abdullah, Süleyman, Mu’sab, Muhammed, Sa’b, Musa.
 Kızları    :    Hadice.
 Gavzeler    :    Huneyn ve Taif Savaşları.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Hicret edemedi.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    1 tane.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    -
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Abdullah bin Ebî Ümeyye bin Muğire bin Abdullah bin Ömer bin Mahzum (onun İsmi Ebi Ümeyye) Huzeyfe el- Kureyşiy el-Mahzumi’dir.
 Lakap ve Künyesi    :    Bilgi yok.
 Kimlerle Akraba idi    :    Resûlullâh (s.a.v)’in halâsı Âtike bint-i Ab-dülmuttalib’in oğlu. Ümmü Seleme validemiz’in baba bir kardeşidir.
HAYATI

Resûlullâh (s.a.v)’ın zevcesi Hz.Ümmü Seleme (r.a)’nın baba bir kardeşi ve Resûlullâh (s.a.v)’ın halâsı Hz.Âtike bint-i Abdülmuttalib’in de oğlu idi. Bazı kaynaklarda Ümmü Seleme (r.a)’nin kardeşi denilir ise de; aslında baba bir kardeşidir. Bu yanılğı şundandır; Abdullah’ın annesinin ismi ile Ümmü Seleme’nin annesinin ismi de Atike dir. Ancak biri Atike bint-i Abdülmuttalib. Diğeri ise Âtike bint-i Amir el-Kinâne bin Rebiâ bin Mâlik bin Huzeyme bin Âlkame bin Firâs bin Ğanm bin Mâlik bin Kinâne-’dir. Bu kadar çok benzerlik öyle dedirtmiştir.

Resûlullâh (s.a.v), Mekke’yi fethetmeye gelirken Abdullah (r.a)’da yolda Resûlullâh (s.a.v) ile buluşup Müslüman olmuştur. İslâmiyet’in ilk dönemlerinde Müslümanlığın en azılı düşmanlarından olan Abdullah Resûlullâh’ın amcası Ebû Talib’e giderek yeğenini İslâm davetinden vaz geçirmesini veya onu himaye etmemesini isteyen heyette oda bulundu. Resûlullâh’ın amcası Ebû Talib’ın ölüm döşeğinde iken ona iman telkin etmesine karşı çıktı, ve ona dininden dönmemesi için baskı yaptı.

Resûlullâh (s.a.v)’ı davasından vazgeçirmek için yapılan bir başka toplantıda, sonunda aldıkları şu karar ve teklifleri Resûlullâh’a götüren Râbia’nın oğulları Utbe bin Rebia, Şeybe bin Rebia, Ebû Süfyan’en-Nadr bin el-Hâris, Ebû Cehl, Abdullah bin Ebi Ümeyye, Ümeyye bin Halef, Ebû’l Bahteri, el-Velid bin el Muğire ve buna benzer Kureyşin ileri gelen heyeti içersinde yerini aldı. Kûr’ân-ı Kerim’de de işaret edildiği gibi

“-Dediler ki: Bize, yeryüzünden bir pınar fışkırtmadıkça asla sana inanmayacağız.

Yahut senin hurmalıklardan, asmalardan bir bahçe olsun da aralarından şarıl şarıl ırmaklar akıtasın.

Yahut, iddia ettiğin gibi, gökyüzünü üzerimize parça parça düşüresin; Allâh’ı ve melekleri karşımıza topluca getiresin.

Yahut, altından bir evin olsun veya göğe çıkasın. Buna rağmen üzerimize okuyacağımız bir kitab indirmediğin sürece de çıktığına asla iman etmeyiz!”

De ki: Fesubhanallah! Ben, peyğamber olarak gönderilmiş bir insandan başka bir şeymiyim ki?” 1

Resûlullâh (s.a.v)’e bu teklif edilenleri yapmadığı takdirde inanma-yacağını söyleyenler arasında da yerini aldı. Müslüman muhacirleri geri istemek üzere Habeşistan’a elçi olarak giden Amr bin Âs ile beraber giden heyette olduğu da rivayet edilir. Uhud Savaşı sırasında Medine’de bulunan Abdullah bin Ebi Ümeyye doğruca Taif’e gitti ve oradan Mekkelilere savaş hakkında bilgiler gönderdi.

Abdullah bin Ebi Ümeyye Resûlullâh (s.a.v)’e Peygamberlik gel-mesiyle birlikte O’na düşman kesilmişti. Hiç bir düşmanın yapmadığı düşmanlığı yapardı. Şıb’e varıb da Resûlullâh ile Ashabını hicv ve tahkir etmediği hiç bir gün, yoktu! Şıb Akabe ile Ka’ arasındaki Mekke yolunda, Akabe’ye üç mil uzaklıkta bir yerdir.

Abdullah bin Ebi Ümeyye, dayısının oğlu Ebû Süfyan, ile bu düş-manlığı devam ettirirlerdi. Ebû Süfyan bin Hâris ise, yaratılıştan şâirdi. Resûlullâh (s.a.v)’i, hicv, tahkir ve tezyif etmede ikisi adeta yarışırlar dı. Resûlullâh (s.a.v) ile ashabını, yirmi yıl boyunca, hicv ve tahkir etmekten geri durmadılar. Kureyş müşriklerinin Resûlullâh (s.a.v) ile yaptıkları tüm savaş ve çarpışmaların hiçbirinden geri kalmadı. Öyle ki Müslümanlar, bunların hicivleri karşısında bir gün Şair Hassan bin Sâbit’e:

      “-Sen de onu hicv ve tahkir et!”demişlerdi.

Hassan bin Sâbit (r.a):

      “-Resûlullâh, izin vermedikçe, ben yapamam!”demiş, Ondan izin istemişti. Resûlullâh (s.a.v)’de:

      “-Ben, babamın kardeşi olan amcamın oğlunu hicv ve tâhkir et, diye sana nasıl izin verebilirim ki?!” buyurmuştu.

Hassan bin Sâbit (r.a):

      “-Ben, ondan, Seni, Senin soyunu, hamurun içinden kıl çeker gibi kolayca çekip ayırt eder, sonra, onu hicv ve tahkir ederim!”demişti.

Hz.Âişe (r.a), der ki:

Resûlullah (s.a.v):

      “-Siz de Kureyşlileri hicv ve tahkir ediniz! Çünkü, hicv, onlara ok yağdırmaktan daha ağır gelir!”buyurdu ve Abdullah bin Revaha’ya:

      “-Onları hicv et!”diye haber saldı.

Abdullah bin Revaha’da, Kureyşileri hicvetti. Fakat, Resûlullâh’ı hoşnut edemedi.

Resûlullâh, Kâ’b bin Mâlik’e, sonra da Hassan bin Sâbit’e haber saldı. Hassan bin Sâbit, Resûlullâh (s.a.v)’ın huzuruna girince:

      “-Demek kükrediği zaman, kuyruğunu iki yanına çarpan bu aslana haber salmanın zamanı geldi!”dedi. Sonra dilini çıkarıp hareket ettirdi ve:

      “-Seni, hak dinle Resül olarak gönderen Allâh’a yemin ederim ki: Ben onların şahsiyet ve şereflerini dilimle, deri parçalar gibi, parçalaya-cağım!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Acele etme!Ebû Bekr, Kureyşiler’in soyunu sopunu en iyi bilendir. Elbette, benim soyum onların içindedir. Ebû Bekr, benim soyumu, sana iyice açıklasın!” buyurdu.

Hassan, hemen Hz.Ebû Bekr’e gitti. Sonra dönüp gelince:

      “-Yâ Resûlallâh! Senin soyun bana iyice açıklandı. Seni, hak dinle Peygamber gönderen Allâh’a yemin ederim ki: Hiç şüphesiz, Seni, onla-rın arasından hamurdan kıl çeker gibi, kolayca çeker, çıkarırım!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v), Hassan bin Sâbit’e şöyle buyurdu:

      “-Hiç şüphe yok ki Sen, Allâh ve Resûlü tarafından müdafaa yaptı-ğın müddetçe, Ruhu’l-Kudüs (Cebrail) seni destekleyip duracaktır!”

Yine, Resûlullah (s.a.v)’ın:

      “-Hassan bin Sâbit onları hicv edip susturmakla, hem Müslümanları ferahlattı, hem de, kendisi ferahlandı!”buyurduğunu, kendisinden işitmi-şimdir. Hassan bin Sâbit, Şair Ebû Süfyan bin Haris’e hitaben söylediği bir şiirine şöyle başlar:

      “-Sen, Muhammed’i hicv ve tahkir ettin öyle mi?! Ben, de, sana, onun tarafından cevab veriyorum. Bu iş de, benim mükâfatım, senin de cezan, Allah katındadır! Sen, bütün iyilik ve hayırları şahsında toplayan son derece dürüst, ahlâkı vefakârlıktan ibaret bulunan Allâh’ın Resûlü Muhammed’i hicv ve tahkir ettin öyle mi?! Babam, babamın babası ve bütün mevcudiyetimle kendim, Muhammed’in şahsiyet ve şerefini, sizden korumak için, sizden fedadır!”

Abdullah bin Ebi Ümeyye, İslâm düşmanlığını Mekke fethine kadar devam ettirdi. Ancak fetih öncesinde dayısı oğlu Ebû Süfyan bin Haris ile birlikte Medine’ye gitmeye karar verdiler. Yolda iken İslâm ordusu ile karşılaştılar:kız kardeşi Ümmü Selem’nin ricası üzerine Resûlullâh (s.a.v) tarafından kabul edilerek Müslüman oldu.

Bu olayın tafsilatı şöyleki:

Resûlullâh (s.a.v)’ın, Amcası Hâris’ın oğlu Ebû Süfyan bin Hâris bin Abdülmuttalib simaca Resûlullâh’a çok benzerdi. Halası Âtike’nin oğlu Abdullah bin Ebî Ümeyye, ile beraber iken Mekke ile Medine arasındaki Niku’l-Ukab mevkiinde Resûlullâh ile buluşub Müslüman olmak istediler. Niku’l-Ukab, Cuhfe yakınlarındadır. Ebû Süfyan ile Abdullah’ın, Sukya ile Arc arasında gelib buluştukları da, rivâyet edilir.

Daha başka bir rivâyete göre ise: Ebû Süfyan, Resûlullâh (s.a.v) ile Ebva’da buluştu. Resûlullâh (s.a.v)’ın süt kardeşi ve yaşıtı idi. Süt annesi Halime, onu da günlerce emzirmişti. Ebû Süfyan, Resûlullâh (s.a.v)’in iyi bir dostu ve arkadaşı idi.

En sonunda, Allah, Ebû Süfyan bin Hâris’in kalbine İslâm sevgisini düşürdü. Ebû Süfyan bin Hâris ile Abdullah bin Ebi Ümeyye, Resûlullâh (s.a.v)’ın huzuruna girme çarelerini araştırdıkları ve kendilerinden yüz çevrildiği sırada, Resûlullâh’ın zevcesi Ümmü Seleme de, onlar hakkında Resûlullâh (s.a.v) ile konuştu:

      “-Yâ Resûlallâh! Biri amcanın oğlu ve süt kardeşindir. O birisi de, senin halânın oğludur ve hısımındır. Allâh bunları, sana Müslüman olarak getirdi. Bunlar, senin katında halkın en yaramazı olamazlar!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Bana onların ikisi de gerekmez. Amcamın oğlu, benim haysiyet ve şerefimi, dili ile lekelemek istedi! Halâmın oğlu ve hısımım olan kişi ise, Mekke’de bana söylenmemesi gereken sözleri söylemiştir!”buyurdu.

Gerçektende, Resûlullâh (s.a.v), Mekke’de iken, bir gün, Kureyş müşriklerinin azılıları toplanıb Resûlullâh (s.a.v)’e, aykırı gelen tekliflerde bulunduktan sonra Resûlullâh (s.a.v)’ın, Peyğamberliğini reddetmişler, Resûlullâh (s.a.v), onların yanlarından çok üzgün olarak ayrılmış, uzak-laşmıştı. Abdullah bin Ebi Ümeyye ise, Resûlullâh (s.a.v)’ın peşini bırak-mamış, yolda ona:

“-Ey Muhammed! Kavmim sana yapacakları teklifleri yaptılar. Sen, onların tekliflerinden hiçbirini kabul etmedin!Sonra, dediğin, gibi, Allah katındaki mevkiini anlamak, sana inanmak, uymak üzere kendileri için istedikleri şeyleri de yapmadın! Sonra, kendilerine karşı üstünlüğü ve Allâh katındaki mevkiini anlamak üzere kendin için edinmeni istedikleri şeyleri de yapmadın!

Sonra, kendilerini korkuttuğun azablardan bazısına hemen uğrat-manı senden istediler. Onu da yapmadın! Vallâhi, ben sana bakıp durur-ken, sen, göğe bir merdiven kurarak tırmanıb göğe çıkmadıkça ve oradan, yanına senin dediğin gibi, Peygamber olduğuna tanıklık edecek dört melek getirmedikçe sana hiç bir zaman inanmam! Allâh’a and olsun ki: sen, bunu yapmış olsan bile, benim, seni tasdik edeceğimi sanmıyorum!” dedikten sonra Peygamberimizin yanından ayrılmıştı.

Resûlullâh (s.a.v), Ümmü Seleme’ye, yukarıda bahsini yaptığımız bu hususta nâzil olan İsra Sûresi’nin âyetlerini de okudu.

Ümmü Seleme (r.a):

      “-Yâ Resûlallâh! Bu kişiler, senin kavmindendir. Onların söylediği şeyin benzerlerini, bütün Kureyş müşrikleri de söylemişler ve haklarında onun gibi âyetler de inmiştir. Sen, onların suçundan daha ağır olanı da affetmiş bulunuyorsundur. O amcanın ve halanın oğullarıdır ve onların Sana akrabalığı vardır. Sen de, onların suçunu bağışlamaya halkın en layığısın!”dedi.

Ebû Süfyan bin Hâris der ki:

“-Gidib Resûlullâh’ın kapısına oturdum. Cuhfe’ye varıncaya kadar oturmaktan ayrılmadım. Ne kendisi, ne de Müslümanlardan hiçbir kimse benimle konuşmuyordu. Her konakladığı yerde kendim, Resûlullâh’ın kapısında duruyor, oğlum Ca’fer’de ayakta dikiliyordu.

Resûlullâh, beni her gördükçe, yüzünü benden çeviriyordu. Ezahır yokuşundan Mekke’nin Ebtah vadisine inince, Resûlullâh’ın çadırının kapısına yaklaştım. Bana baktı. Bu bakış, O’nun, bana karşı ilk yumuşak bakışı idi. Kendisinin gülümseyeceğini de ummaya başladım!”

Hz.Ali, Ebû Süfyan bin Haris’e:

“-Resûlullâh (s.a.v)’e, arka tarafından var. Yusuf’un kardeşlerinin, Yusuf Âleyhisselâm’a söylediği sözü söyle ki onlar şöyle dediler:

      “-Allâh'a yemin ederiz ki; Allâh seni, gerçekten, bizden üstün kılmıştır! Biz, doğrusu, Sana karşı yaptıklarımızda suçlu idik!” 2

Bundan daha güzel hiçbir söz bulunabileceği kabul edilemez!”dedi.

Ebû Süfyan bin Hâris, böyle yapınca Resûlullâh (s.a.v)’de ona, Hz.Yusuf’un kardeşlerine söylediğini bildiren;

      “-Size bu gün hiç bir başa kakma ve ayıplama yoktur! Allah, sizi yargılasın. O, esirgeyicilerin en Esirgercisidir!” 3

Meâlli âyeti ona cevaben okudular. 4

Ebû Süfyan bin Hâris, Resûlullâh (s.a.v)’ın:

      “-Bana, onların ikisi de gerekmez!” buyurduğunu haber aldığım’da:

      “-Vallâhi, ya yanına girmeme izin verecektir, ya şu oğlumun elinden tutup yeryüzünde açlıktan, susuzluktan ölünceye kadar çekip gideceğiz! Sen ki benim hem akrabam, hem de halkın en uslusu, yumuşak huylusu, en iyilik severi ve cömerdi bulunuyorsun!”demişti.

Resûlullâh (s.a.v), Ebû Süfyan’ın bu sözlerini işitince, her ikisine de acıdı, ve, kendilerinin huzuruna girmelerine izin verdi. Huzura girdiler ve Müslüman oldular. Abdullah bin Ebi Ümeyye Müslüman olduktan sonra İslâm ordusu ile beraber Mekke fethine ve arkasından meydana gelen Hevâzinlilerle yapılan Huneyn Savaşı’na katıldı. Bu savaşta çok şiddetli çarpıştı azılı islâm düşmanı ve Sakıf kabilesinin reisi olan, Osman bin Abdullah’ı öldürdü. Onun öldürüldüğünü işitince:

Resûlullâh (s.a.v) şöyle buyurdular:

      “-Allâh onu kahr etsin! Çünkü, o, Kuryşilere çok kin beslerdi!”

Osman bin Abdullah, o gün bütün köleleri ve azadlıları ile birlikte savaşa katılmıştı. O gün hepsi öldürüldüler. 5

Onun arkasından meydana gelen Tâif kuşatmasında kaleden atılan bir okla vurulup şehid oldu. 6

Abdullah bin Ebû Ümeyye (r.a), Müslüman olduktan sonra çok kısa bir müddet sonra Hicri 8. Miladi 630 yılında 59 yaşlarında iken Tâif’ kuşatmasında kaleden atılan bir ok la şehid oldu. Kötü geçen geçmişini şehadet ile taçlandırdı. Kendisinden bir tek hadis nakledilmiştir. Bu hadisi de Urve bin Zübeyr ondan da Hişam bin Urve rivayet etmişlerdir.

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan râzı olsun

1- İsra-90-91-92-93 
2- Yusuf-91 
3- Yusuf-92 
4- M,Âsım Köksal İslâm Tarihi-15-205-211-Özet. 
5- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-15-427 
6- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-15-473