Abdullah Bin Ebi Evfa

Abdullah bin Ebi Evfâ (r.a), takriben Miladi 609 yıllarında Medine şehrin de doğmuş, ve 100 yaşlarında iken Hicri 87. Miladi 706. yıllarda Kûfe de en son vefât eden sahabe olmuştur.

Abdullah Bin Ebi Evfa

Abdullah Bin Ebi Evfâ
عَــبْــدُ اللهُ بْــنُ أبـِي أوْفـَى


 Baba Adı    :    Ebû Avfâ Alkame bin Halid.
 Anne Adı    :    Bilgi yok.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Takriben Miladi 609 da Medine de doğdu.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 87. Miladi 706. yılda, 100 yaşlarında iken Kûfe de vefat etmiştir. Kabri, Kûfe’de dir.
 Fiziki Yapısı    :    Saçlarını kınalardı. Ömrünün sonunda gözle-rini kaybetti.
 Eşleri    :    Bilgi yok.
 Oğulları    :    Bilgi yok.
 Kızları    :    Bilgi yok.
 Gavzeler    :    Hudeybiye, Hayber, Mekke Fethi, Huneyn, Tebük, Yemame, Yermük gibi seferlere iştirak etmiştir.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Ensâr’dan dır.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    90 tane.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Abdullah bin Ebi Evfâ Alkame bin Halid bin Haris bin Ebi Esid bin Rifae bin Salebe bin Hevazin bin Eslem el-Eslemi dir
 Lakap ve Künyesi    :    Ebû Muâviye, Ebû İbrahim, veyahud Ebû Muhammed’dir.
 Kimlerle Akraba idi    :    Ebi Evfâ İkrime bin Halid’in oğludur.
HAYATI

Abdullah bin Ebi Evfâ (r.a), takriben Miladi 609 yıllarında Medine şehrin de doğmuş, ve 100 yaşlarında iken Hicri 87. Miladi 706. yıllarda Kûfe de en son vefât eden sahabe olmuştur. Künyesi: Ebû Muâviye veya Ebû İbrahim veya Ebû Muhammed’dir. Annesinin adı hakkında bir kayıt yoktur. Kabile neseb ve soyu ise: Abdullah bin Ebi Evfâ Alkame bin Hâlid bin Hâris bin Ebi Esid bin Rifae bin Sâ’lebe bin Hevazin bin Eslem el Eslemi dir. Abdullah bin Ebi Evfâ’nın babası Alkame bin Hâlid’de, sahabedendir.

Kendisi küçük olduğu için başlangıçta Medine devrinde meydana gelen ğazvelere iştirak edememiştir. Hudeybiye Musalahasında bulunarak, Bey’at’ı-Rıdvan da Resûlullâh’a bey’at eden ashabın içinde yer almıştır. İlk ğazve olarak Hayber Ğazvesi’ne iştirak etmiş Ayrıca, Mekke fethinde bulunduktan sonra, Huneyn Ğazvesi’ne iştirak etmiş ve bu ğazvede çok ağır bir şekilde yaralanmıştı. Bu sebebden dolayı da, bâzı tarihi eserlerde Huneyn Ğazvesi’nde şehid olduğu rivâyet edilmekte ise de daha sonra onun Tebük Seferi’ne iştirak ettiği görülmüştür.

Abdullah bin Ebi Evfâ anlatıyor:

      “-Resûlullâh ile beraber gittiğimiz yedi savaşta gıda olarak yediğimiz çekirge idi!”der. 1

Birinci halife Hz.Ebû Bekir devrinde irtidat olayları dolayısıyla mürtedlerle savaştıktan sonra İkinci halife Hz.Ömer devrinde Irak taraf-larına gitmiş ve Basra şehrine yerleşerek vefatına kadar orada kalmıştır.

Abdullah bin Ebi Evfâ, dördüncü halife Hz.Ali ile Muâviye bin Ebû Süfyân arasında meydana gelen savaşlarda tarafsız kalmayı başarmıştır. Hattâ bu savaşa iştirak etmek isteyen bâzı kimseleri, bilhassa ashab-ı kiramı, Resûlullâh’in:

      “-İki Müslümanın birbirinin kanlarını dökmesi” hakkındaki şiddet

gösteren hadis-i şerifini naklederek savaştan alıkoymaya çalışmıştır.

Ebul Eş’as es-Sananî den:

“-Yezid bin Muaviye, beni, Abdullah bin Ebû Evfâ’ya gönderdi. O, etrafına ashab-ı kiramdan bir kısmını toplamış, konuşuyordu.

      “-Yanındakilere, neler söylüyorsun?”dedim. Şu cevabı verdi:

      “-Resûlullâh (s.a.v) bana böyle bir hâdiseyle karşılaşırsam, Uhud Dağı’na dönüb kılıcımı kırmamı, sonra da evime girip oturmamı tavsiye etti. Evime girerlerse ne yapayım?”diye sordum.

“-İçeriye, odana gir. Eğer odana da girerlerse, diz çök ve:

      “-Dilerim sen, benim günahlarımı da kendi günahlarını da yükleyip Cehenneme girenlerden olursun. Zalimlerin cezasıda zaten budur! de” buyurdular.

      “-İşte ben de, kılıcımı kırdım. Eğer evime girerlerse, içeri odaya çekilirim. Eğer odama da girerlese diz çöker ve Resûlullâh (s.a.v)’in söylememi istediği sözleri söylerim!”dedi. 2

Abdullah bin Ebi Evfâ (r.a) Hz.Ebû Bekir (r.a.) devrinde ashabın yapmış olduğu müşaverede, Suriye taraflarına sefer yapılıb yapılmaması hakkında ki, konuşmaları kendisi bizzat dinlemiş ve bilahare bunu rivayet yoluyla zamanımıza nakletmişlerdir.

Abdullah bin Evfâ (r.a)’ın rivayet etmiş olduğu bir hadis-i şerif de Hâlid bin Velid hakkındadır. Bu hadis-i şerif de şöyle buyurulmuştur:

“-Abdurrahman bin Avf, Halid bin Velid’i, Bedir’de savaşan Bedir Ashâbına karşı kötü davranıyor diye Resûlullâh (s.a.v)’e şikayet etti. Resûlullâh’da Hâlid bin Velid’i çağırtarak şöyle dedi:

      “-Yâ Hâlid! Bedir’de Savaşan Ashâb-ı Bedir’den hiçbirine kötü davranma. Uhud Dağı kadar altın infak etsen, yine onların yaptıklarına erişemezsin!”

Hâlid bin Velid (r.a) da:

      “-Onlar, benim âleyhimde konuşuyorlar. Bende karşılık veriyorum!” dedi. O zaman Resûlullah (s.a.v)de:

      “-Sakın, Hâlid’e kötü söz söylemeyin. Çünkü O, Allah’ın, düşman üzerine çektiği bir kılınçtır!”buyurdular.

Abdullah bin Ebi Evfâ (r.a), Cihad meydanlarında kılıcıyla, normal zamanlarda ilim ve zekâsıyla Hakkın dâvâsının dünyanın dört bir tarafına duyurmaya çalışan sahâbilerdendi. Abdullah bin Ebi Evfâ (r.a) “Abâdile-i Seba (yedi Abdullah) olarak meşhur olan alim Sahabeler arasında yer alıyordu.

Babası Ebû Evfâ ile birlikte Resûlullâh’ın feyizli sohbetine mazhar olan Abdullah bin Ebi Avfa, bir gün mallarının zekâtını teslim etmek üzere Resûlullâh’ın huzuruna vardılar. Bu fedâkar âilenin ihlâs, samimi-yet ve İslâm’a bağlılıklarından dolayı Resûlullâh (s.a.v) baba, oğul takdir ve duâsını eksik etmezdi. Zekâtlarını getiren diğer sahâbelere yalnız kendileri için dua ettiği halde, Abdullah ve âilesi için:

      “-Yâ Rab! Evfâ âilesine rahmet ve keremini bol eyle!”buyurdu.

Bu duâ, Abdullah bin Ebi Avfa, için dünyalara bedeldi. bu ânı ve sözleri hayatının en tatlı ve mesud hatırası olarak yad ederdi. Sonunda Resûlullâh’ın duası Ebi Evfâ âilesi hakkında kabul olmuş, Abdullah (r.a), Resûlullâh’ın yüce dâvâsını cihana yayma bahtiyarlığına ermişti.

Abdullah bin Ebi Avfa, bir taraftan ilimle uğraşırken, diğer taraftan savaşlara da katılırdı. Resûlullâh (s.a.v) ile birlikte yedi ğazveye katıldı. Huneyn ve Hayber Savaşları’nda üstün kahramanlıklar gösterdi. Huneyn Savaşı’nda bir çok kimsenin sıkışıb kaçtığı, Müslümanların mağlubiyeti ihtimalinin ortaya çıktığı sıralarda Abdullah bin Ebi Evfâ (r.a), canını Resûlullâh’a siper eden sahâbeler içinde bulunuyordu.

Savaşın dehşeti ve şiddeti onu korkutmuyordu. Resûlullâh (s.a.v)’e gelecek tehlikelere karşı kendisi göğsünü geriyordu. Nihayet Huneyn’de yaralandı. Bu yaraların izleri, hayatının sonuna kadar bir alâmet ve işaret olarak kaldı.

Umretü’l Kaza’da Resûlullâh (s.a.v) efendimiz Kâbe-i Muazama’yı tavaf ederken Resûlullah (s.a.v)’e muhafızlık ediyordu. Kendisinden nakl edilen bir rivayette:

      “-Resûlullah (s.a.v), Umre için Kâbe’yi tavaf ve Safa ile Merve arasında Sa’y ederken biz de onu müşriklere karşı koruyorduk!”der.

Bir bakıma Abdullah bin Ebi Evfâ (r.a), Resûlullâh’ın muhafızı idi. Gerçi Resûlullâh daimâ Allah’ın inâyeti altındaydı. O’nun, koruyucusu Allâh’dı. Fakat, sebebler dünyasında yaşadığı için ümmetine örnek olsun diye esbaba tevessül ediyordu.

Hadis ilminde mühim isimlerden olan Abdullah bin Ebi Evfâ (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’den 95 tane hadis rivâyet etmiştir. Bunların çoğu cihad hakkındadır. Meselâ:

      “-Cennet kılıçların gölgesi altındadır”

Abdullah bin Ebi Evfâ son derece sabırlı bir insandı. Vuku bulan musibetler karşısında âilesine, çevresine dâima sabır telkin ederdi. Bir defasında çok sevdiği küçük bir kızı vefat etmişti. Hanımı yana yakıla ağlıyordu. Abdullah bin Ebi Avfa hanımının bu şekilde sesli ağlamasını hoş görmedi, ikaz etti:

      “-Kalben üzülebilirsin, gözyaşı dökebilirsin; fakat seslice ağlama!”

Abdullah bin Ebi Evfâ (r.a), Resûlullah’ın yaptığını aynen tatbik ediyordu. Zira Resûlullâh (s.a.v)’de oğlu İbrahim vefat ettiğinde aynı şekilde hareket etmişti.

Abdullah bin Ebi Evfâ dan:

“-İki rekat kuşluk namazını kılmıştım, hanımım:

      “-Sadece iki rekat kıldın!”deyince ben:

      “-Mekke’nin fethi ve Ebû Cehl’in başının kesildiği müjdesi verildiği zaman Resûlullâh (s.a.v)’de, kuşluk namazını iki rekat kılmıştı!”diye karşılık verdim der. 3

İbn-i Evfâ (r.a)’den:

      “-Hanımım vefat ettiği zaman; Onun cenazesini seve seve taşıyın. Çünkü biz gündüzleri ikişer ikişer taş çekerken geceleri o köleleriyle bir-likte takva üzerine kurulan mescidin taşlarını taşıyordu!”dedim. 4

Abdullah bin Ebi Avfa (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’in vefatına kadar Medine’de kaldı. Resûlullâh (s.a.v)’in Nübüvvetinin nurundan feyiz aldı. Vefatından sonra Kûfe’ye gitti. Oraya yerleşti. ömrünün son günlerinde gözleri iyice göremez bir duruma düşüp âmâ oldu. Böyle iken yine kendi etrafına vaa’z ve nasihatlar etmeye devam etti.

Abdullah bin Ebi Avfa (r.a) Kûfe de yaşayan Ashâbın en uzun ömürlü olanlarındandır. Ebû Hanife’nin görebildiği dört sahabeden biride odur. İmam-ı Azam Ebû Hanife, Abdullah (r.a)’ın devrine yetişti. Kendisi vefat ettiğinde Ebû Hanife, altı yaşlarındaydı.

İsmail bin Ebû Halid, Şa’bi, Abdülmelik bin Umeyr. Ebû İshak eş-Şeybani, Amr bin Mürre gibi ünlü kişiler ondan hadis rivayet etmişlerdir. Resûlullâh’dan rivayet ettiği hadislerden doksan kadarı zamanımıza ulaş-mıştır. Bunların on beşi Buhari’de, altısı Sahih-i Müslim’de, beş tanesi de her iki eserde yer almıştır. Ahmed İbn-i Hanbel’in Müsned’in de ise iki ayrı bölümde yetmiş kadar hadisi bulunmaktadır. Hayatının son yıllarında gözlerini kaybeden Abdullah (r.a), yüz yaşlarında iken vefat etmiştir. 5

Abdullah bin Ebi Evfâ’nın şöyle dediği nakledilmiştir:

“-Resûlullâh (s.a.v) ile birlikte bir yolculukta bulunuyorduk. Bu sıra-lar da Resûlullâh (s.a.v), birisine:

      “-İnib bana suyla karıştırarak biraz sevik hazırlar mısın?”dedi.

Adam:

      “-Ama ey Allâh’ın Resûlü, güneş!”diye karşılık verdi.

Resûlullâh (s.a.v), bunu üç defa tekrarladı. Adam üçüncüde inib su ile biraz arpa hurma karıştırıb sevik yaptı ve Resûlullâh (s.a.v)’e sundu. Resûlullâh (s.a.v), bunu içtikten sonra elini doğu tarafına uzatarak:

      “-Gece karanlığının bu taraftan bastırdığını görürseniz artık oruçlu olanın iftar etme vakti gelmiştir!”buyurdular. 6

Hicri 87 Miladi 706 senesinde 100 yaşlarında iken Kûfe de en son vefât eden sahabe olmuştur. Kabri Kûfe’dedir.

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.

1- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-1-313 
2- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1002 
3- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-4-1490 
4- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-4-1443 
5- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi-1-96 
6- Muhtasar Fethü’l-Bâri-Oruç-1941