Abdullah Bin Amr Bin As

Abdullah bin Amr bin Âs (r.a), Takriben Miladi 587.yılda Mekke’de doğdu. Babası Amr bin Âs, kendisinden 13 yaş büyük olduğundan bu tarih denk gelmektedir

Abdullah Bin Amr Bin As

Abdullah Bin Amr Bin Âs
عَــبْـدُ اللهُ بْــنُ عَــمْـرُوبْــنُ اْلـعَـا ص


 Baba Adı    :    Amr İbn-i Âs.
 Anne Adı    :    Reyte bint-i Münebbih bin Haccac es-Sehmi.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Takriben Miladi 587 de, Mekke’de doğdu.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 65. Miladi 685. yılda Mısır’ın Fustat şehrinde vefat etti. Veya Tâif, Mekke, Şam’da vefat ettiği de nakledilir.
 Fiziki Yapısı    :    Uzun boylu, yakışıklı ömrünün sonuna doğ-ru saçları iyice ağarmış, epeyce kilo almıştı.
 Eşleri    :    Mahmiye bin Cez ez-Zebidi’nin kızı ve Ümmü Haşim el-Kindiye.
 Oğulları    :    Muhammed, Haşim, Hişam, Abdurrahman, İmran.
 Kızları    :    Ümmü İyâs, Ümmü Abdullah, Ümmü Said.
 Gavzeler    :    Bedir ve Uhud’dan sonraki bir çok seferlere iştirak etmiştir.
 Muhacir mi Ensar mı    :    Mekke’den, Medine’ye Muhacirdir.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    700 tane.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Bilgi yok.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Abdullah bin Amr bin Âs bin Vâil bin Hâşim bin Said bin Sehm bin Amr bin Huseys bin Kâ’b bin Lüey el Kureyşiy es-Sehmi dir.
 Lakap ve Künyesi    :    Ebû Abdurrahman, Ebû Muhammed
 Kimlerle Akraba idi    :    Amr bin Âs’ın oğludur.
HAYATI

Abdullah bin Amr bin Âs (r.a), Takriben Miladi 587.yılda Mekke’de doğdu. Babası Amr bin Âs, kendisinden 13 yaş büyük olduğundan bu tarih denk gelmektedir. Dolaysiyle vefat ettiği Hicri 65 Miladi 685. yılda onun Mısır’ın Fustat şehrinde 98 yaşlarında vefat ettiği ve oraya gömüldüğü sanılmaktadır. Veya Taif, Mekke, veya Şam da vefat ettiği ve oraya gömül-düğü de söylenir.

Abdullah bin Amr bin Âs’ın babası, Kureyş’in dört büyük dahisin-den biri olarak kabul edilir. Babası Amr bin Âs, doksan yaşlarında, Miladi 663 yılında, Hicri 43. yılın Şevval ayının birinci yani, Ramazan bayramı-nın ilk günü vefat ettiğine göre, takriben Miladi 574 yıllarında Mekke’de doğmuş demektir. Oğlu Abdullah’da babasından 13 yaş daha küçüktür denildiğine göre: 574+13= 587 Miladi 587. yılda doğmuş demektir.

Bazı kaynaklarda onun hem hicretten yedi yıl kadar önce doğduğunu söylemekte, hem de babası Amr bin Âs ile aralarında 12-13 yaş farkı olduğu söylenmekle beraber, Amr bin Âs’ın Nübüvvetin beşinci yılında Habeşistan kıralına aralarındaki dostluğa binaen elçi olarak gönderildiği söylenir ki; o zaman Amr bin Âs’ın çok genç olması lazım gelir. Amr bin Âs’ın 90 küsür yaşlarında vefat ettiği tarih ile yaşı ortaya çıkmaktadır ki bu da onun Miladi 574 yılında doğduğunu gösterir. Oğlu Abdullah’ında babasından 13 yaş daha küçük olduğu rivayetlerine göre Miladi 587 tarihi karşımıza çıkar. Yine de en doğrusunu Allâh bilir!

Künyesi Cumhur-u Ulemânın görüşüne göre; Ebû Muhammed’dir; Ebû Abdurrahman da denilir. Bunu Abbas, İbn-i Mâin’den nakledilmiştir. Ebû Nuaym, künyesinin Ebû Nasr olduğu hakkında bir görüş kaydetti. Abdullah bin Amr’ın annesi; Münebbih bin el-Haccâc es-Sehmi’nin kızı Reyta bint-i Münebbih’dir. Babası Amr ibn-i Âs’dan on üç yaş küçük olub ondan önce İslâmiyeti kabul etmiştir.

Abdullah bin Amr, bin Âs (r.a)’ın esas isminin dedesinin ismi olan “Âs” olduğunu bunun Resûlullâh tarafından değiştirildiğini söyler.

Ebû Zur’a ed-Dımaşki, Tarih isimli eserinde der ki: Bize Abdullah

bin Salih anlattı. Bize Leys anllattı: Bana Yezid bin Ebû Habib, Abdullah bin Hâris, bin Cez’den nakletti:

“-Onlar, Resûlullâh ile bir cenazede bulunmuşlar, ona:

      “-İsmin nedir?”diye sorunca:

      “-Âs!”diye cevab vermiş.

İbn-i Amr, bin Âs’a da sormuş:

      “-Senin adın nedir?”diye.

O da:

      “-Âs!”demiş.

Abdullah İbn-i Ömer’e sormuş:

      “-İsmin nedir?”diye.

O da:

      “-Âs!”deyince şöyle buyurmuş:

      “-Siz hepiniz Allâh’ın kullarısınız!”böylece huzurunda isimlerimiz değişmiş olarak ayrıldık!”

Harmele’nin nüshasında şöyle geçer: Abdullah bin Vehb’den: Bana Leys bildirdi. Onu şu lafızla andı:

“-Medine’nin yabancısı bir arkadaşımız öldü. Katırı üzerinde idik.

Resûlullâh (s.a.v) buyurdu:

      “-Adın nedir?”

      “-Âs!”dedim.

İbn-i Ömer’e:

      “-Adın nedir?”diye sordu.

O da:

      “-Âs!”dedi, bu defa Amr İbn-i el-Âs’a sordu:

      “-Senin adın nedir?”

O da:

      “-Âs!”deyince, şöyle buyurdular:

      “-Haydi inin, onu defnedin, siz hepiniz Allâh’ın kullarısınız!”

Bunu üzerine kabre indik, kardeşimizi defnettik, oradan isimlerimiz değiştirilmiş olarak çıktık!”

Resûlullâh (s.a.v)’den çok sayıda hadis rivayet etmiştir. Hz.Ömer, Ebû’d-Derdâ, Muâz, İbn-i Avf, babası Amr’dan hadis rivayet etmiştir. Ebû Nuaym der ki:

      “-Ondan sahbiler rivayet ettiler: İbn-i Ömer, Ebû Ümâme, Misver, Sâib bin Yezid, Ebû et-Tufeyl, Tâbiin’den büyük sayıda bir ğrub insan da ondan rivayet etmiştir!”

Derim ki:onların kimileri şunlardır:

“-Said el-Müseyyeb, Urve, Tâvûs, Amr bin el-Âs, Ebû el-Abbas, Sâib, Atâ bin Yesâr, İkrime, Yusuf bin Mâhik, Mesrûk bin el-Ecda’, Âmir eş-Şâ’bi, Ebû Zur’a bin Amr, Ebû Abdurrahman el-Beceli, Ebû Eyyüb el-Merâği, Ebû el-Hayr el-Yezeni ve kimileri.

Taberi şöyle der:

      “-Abdullah, uzun boylu, kırmızı yüzlü, geniş ökçeli, saçı sakalı beyaz bir kişi idi. ömrünün son günlerinde âmâ oldu!” 1

Abdullah bin Amr, bin Âs (r.a) hicretin yedinci yılından sonra babası ile birlikte Medine’ye göç etti. Süryanice’yi iyi bilen, Tevrat’ı okuyan Abdullah’ın yazısı da güzeldi. Bu sebeble Resûlullâh’dan duyub da ezber-lemek istediği hadisleri unutmamak için not ederdi. Bazı sahâbiler, duyduğu her sözü kadetmesini doğru bulmayınca Resûlullâh’a müracaat etmiş, O da kendisinden duyduğu her sözü ve her davranışını yazabile-ceğine dair izin vermişti.

Abdullah bin Amr İbn-i Âs, es-Sahifetü’s-Sadıka adıyla topladığı bu hadisleri bir sandıkta dikkatle korur ve kendisini hayata bağlayan şeylerin başında Sahife’nin geldiğini söylerdi. Hatta kendisine yöneltilen bazı soruların cevabını da Sahife’ye bakarak verirdi. Rivayet ettiği hadis sayısı bakımından en önde gelen Ebû Hüreyre (r.a), kendisinden fazla hadis bilen yeğane sahâbinin Abdullah bin Amr, bin Âs (r.a) olduğunu belirtmiş, bunun sebebini de onun Resûlullâh (s.a.v)’den duyduğu hadisleri not edib yazmasına bağlamıştır.

Ebû Hüreyre’nin bu şehadeti, Abdullah’ın en çok Hadis bilen sahâbi olduğuna açık bir delilidir. Günümüze kadar müstakil olarak ulaşmayan es-Sahifetü’s-Sadıka’daki hadis sayısı kesin olarak bilinmemekle beraber, 1000 civarında olduğuna dair epey rivayetler vardır. Bu eser daha sonra Abdullah’ın büyük torunu Amr bin Şuayb’a intikal etmiş ve onun tarafından rivayet edilmiştir. Eserin büyük bir bölümü Amr bin Şuayb’ın rivayetiyle Ahmed İbn-i Hanbel’in Müsned’inde yer almıştır.

Abdullah bin Amr, bin Âs (r.a)’ın geniş hadis bilgisinden dolayı “abadile, arasında yer almıştır. İbâdetle fazla meşgul olduğu, devamlı oruç tuttuğu, hafız olması sebebiyle hergün Kûr’ân’ı hatmettiği için aile hayatını ihmal etmiştir. Hatta bu yüzden babası tarafından Resûlullâh’a şikayet edilmiştir.

Resûlullâh’da daha az oruç tutmasını, daha az Kûr’ân-ı Kerîm’i kendisinden istemiş, fakat Abdullah kuvvetini ve gençliğini ibadetle değerlendirmek arzusunda olduğunu ısrarla söyleyince, bu defa yedi günden bazı rivayetlere göre üç günden daha kısa bir sürede Kûr’ân’ı hatmemesini, Hz.Dâvûd gibi bir gün oruc tutub bir gün tutmamasını, ibadetten artakalan zamanını aile fertleriyle birlikte geçirmesini ve dinlen-mesini tavsiye etmiştir. Abdullah (r.a), yaşlandığı zaman Resûlullâh’ın kendisine gösterdiği bu kolaylıklardan yeteri kadar faydalanmadığından ötürü pişmanlık duyduğunu söylemiştir.

Abdullah bin Amr, bin Âs (r.a), babasıyla birlikte Şam’ın fethinde ve Yermük Savaşı’nda bulunmuş, bu savaşta babası Amr bin Âs’ın sancak-tarlığını yapmış. Sıffın Savaşı’na katılması için babasının ısrar etmesi üzerine onunlar beraber Muâviye bin Ebû Süfyân’ın ordusunda yer almış, fakat silah çekmemiştir. Savaş sırasında her biri Ammâr İbn-i Yâsir’i kendisinin öldürdüğünü iddia eden iki kişi, Muâviye’nin huzurunda tartı-şırken Abdullah (r.a) söze karışmış ve bunun iftihar edilecek bir şey olmadığını, çünkü Ammâr’ın âsi bir topluluk (el-fietü’l-bağiye) tarafından öldürüleceğini bizzat Resûlullâh’dan duyduğunu söylemiştir.

Bunun üzerine Muâviye bin Ebû Süfyan:

      “-Öyleyse sen aramızda ne arıyorsun?”diye sormuş,

Abdullah’da babası Amr’ın evvelce kendisini Resûlullâh’a şikayet ettiğini, Resûlullâh (s.a.v)’ın de:

      “-Hayatta olduğun müddetçe babana itaat et, sakın ona karşı gelme!”

Dediğini bu sebeble savaşa katılmadığını ve fakat savaşmadığını söylemiştir.

Diğer bir rivayete göre, hayatının son yıllarında Sıffın’da bulunmuş olmaktan duyduğu derin üzüntüyü:

      “-Keşke yirmi yıl önce ölseydim!”demek suretiyle dile getirmiştir.

Ayrıca Müslümanlar arasındaki savaşlara fiilen katıldığından dolayı babasını tenkid etmiştir. Abdullah (r.a), Muâviye tarafından Kûfe’ye vali tayin edilmiş, fakat bir müddet sonra bu görevden alınarak yerine Muğire bin Şu’be getirilmiştir. Babasının vefatı üzerine Mısır’a vali tayin edilmiş ise de bu görevde de uzun süre kalmamıştır. Ömrünün son yıllarında gözlerini kaybetmiş, yetmiş iki yaşında iken Mısır da vefat etmiş denilir

Fustat’da babası Amr bin Âs’ın yaptırdığı Amr bin Âs Camii’nin yanındaki evine defnedilmiştir. Ancak, Hicri 133, Miladi 750 yıllarında Abbasiler devrinde bu cami genişletilirken ev camiin içinde kaldığından kabri de camiye dahil edilmiştir. Daha sonra Osmanlı Ümerâsından Emir Murad camiyi Hicri 1211. Miladi 1796-97 yıllarında tamir ettirdiği sırada kabrin üzerini kubbe ile kapatmış ve etrafını maksûre ile çevirtmiştir.

Türbe günümüzde Kahire ile birleşmiş bulunan Fustat’ta Amr bin Âs Camii’nin kıbleye göre sol köşesinde yer almakta ve şehirdeki sahâbe kabirleri arasında önemli bir ziyaterğâh kabul edilmektedir. Abdullah bin Amr, bin Âs’ın hicri 63.65.68 ve 69 yıllarından birinde vefat ettiğini söyleyenler olduğu gibi Tâif, Mekke veya Şam’da vefat ettiğini ileri sürenlerde vardır.

En çok hadis bilen sahâbi olmasına rağmen ondan intikal eden hadis sayısı sadece yedi yüz civarındadır. Bunun sebebleri arasında hadis öğren-im merkezi durumundaki Medine’den hayli uzakta bulunan Mısır’da yaş-amış olması, kendisini hadis rivayetinden çok ibadete vermesi ve belki de eski kültüre âşinalığı sebebiyle rivayetlerine İsrâiliyat’ın karışabileceği korkusuyla ondan hadis almakta biraz çekingen davranılması gibi husus-lar zikredilebilir. Kendisinden İlim tahsil etmeye gelen bazı talebelerin sadece Resûlullâh’dan duyduğu hadisleri rivayet etmesini istemeleri, bu sonuncu ihtimali hatıra getirmektedir.

Bir kısım talebelerinin ifadelerden, onlara hadisleri dikte ettiği anlaşılmaktadır. Yüzlerce talebesi arasında arasında tâbiinin önemli sima-larından olan torunu Şuayb bin Muhammed, ayrıca Said bin Müseyyeb, Urve bin Zübeyr, Tâvus, Şa’bi, İkrime, Atâ, Mücâhid, Hasan-ı Basri gibi şahsiyetler bulunmaktadır. 2

Abdullah bin Amr bin Âs’ın Menkibeleri:

Reca bin Rebia dan:

“-Medine’de Mescid-i Nebevi’de Abdullah bin Amr, ve Ebû Said el-Hudri’nin bulunduğu bir halkada oturuyordu. Hz.Ali’nin oğlu Hasan (r.a) geldi. Selam verdi. Orada bulunanların hepsi onun selamını aldı. Fakat Abdullah bin Amr, almadı. Hz.Hasan (r.a), tekrar selam verince:

      “-Ve Âleyküm Selâm ve Rahmetullâh!”dedi ve ilave etti:

      “-Bu gök ehlinin yer yüzünde en çok sevdiği kimsedir. Fakat Sıffın Savaşı’ndan beri, onunla darğınım!”

Ebû Said el-Hudri atılarak:

      “-Haydi gidelim de, istersen özür dile?”dedi:

Oda:

      “-Peki!”diye kabul etti.

Sonra kalktılar. Ebû Said el-Hudri, hem kendisi hemde Abdullah için Hz.Hasan’dan müsaade istedi. Hz.Hasan, kabul edince, Ebû Said:

      “-Şimdi biraz önce Hasan, geçerken söylediklerini tekrar et!”dedi.

Abdullah bin Amr (r.a):

      “-Peki!”dedi ve tekrarladı:

      “-O, gök ehlinin yer yüzünde ençok sevdiği kimsedir!”

Hz.Hasan (r.a):

      “-Peki, madem benim, gök ehli tarafından en çok sevilen bir kimse olduğumu biliyordun da, niçin Sıffın’da bizimle savaştın?”diye sordu

Abdullah bin Amr (r.a):

“-Vallâhi, Sıffın’da ben, size karşı ne adam topladım, ne de onlarla

beraber size karşı kılıç çektim. Ben, sadece babamın isteği üzerine savaşta bulundum!”dedi.

Hz.Hasan (r.a):

      “-Allâh’a isyan olan bir hususta hiç kimseye itaat edilmiyeceğini bilmiyor muydun?”diye sorunca, Abdullah, şu hadiseyi anlattı:

“-Biliyordum! Fakat ben, Resûlullâh (s.a.v) zamanında devamlı oruç tutuyordum babam Resûlullâh (s.a.v)’e:

      “-Yâ Resûlallâh! Abdullah, devamlı gündüzleri oruç tutup geceleri namaz kılıyor!”diye beni şikayet etti.

Resûlullâh (s.a.v) bana:

      “-Bazen oruç tut, bazen tutma, gecenin bir kısmında ibadet et, bir kısmında da uyu, babana itaat et!”dedi.

      “-Bende bazen oruç tutar, bazen tutmam. Gecenin bir kısmında ibadet eder, bir kısmında da uyurum!”dedi.

      “-Ben, Resûlullâh’ın bu emirlerine uydum. İşte, Sıffın’da da babam harbe iştirak edince, bende katılmak zorunda kaldım!”dedi. 3

Abdullah bin Amr (r.a), bilmiş olduğu her şeyi etrafında halka yapan talebelerine en ince noktasına kadar anlatır dururdu. Bir gün ders esna-sında bir zât:

      “-Bana Resûlullâh’dan bir hadîs naklet!”dediği zaman, O hemen:

      “-Müslüman odur ki, Müslümanlar onun elinden, ve dilinden salim olurlar. Muhacir odur ki, Allâh’ın nehy ettiği her şeyi hicr eder!”yâni terk eder, buyurmuştur.

Böylece, Müslüman’ın tarifine ait Hadîs-i Şerif’i ondan öğrenmiş bulunmaktayız. Yine Abdullah bin Amr (r.a)’dan öğrendiğimiz ve bugün- kü hayatta bize mutlaka bir rehber olması gereken Hadîs-i Şeriflerden bâzıları da şunlardır:

      “-Azı, insanı sarhoş edenin çoğu da haramdır!”

      “-Allâh’a ve âhiret gününe iman eden kişi Misafirine ikrâm etsin. Allâh’a ve ahiret gününe inanan, komşusuna hürmet etsin. Allâh’a ve ahiret gününe îman eden, ya hayrı söylesin, yahut sussun!”

Cennetin ameli için:

      “-Doğruluktur! İnsan doğru olursa, muti olur, muti olunca, mü’min olur, ve îman eden de Cennete girer!”

      “-Bize karşı silâh taşıyan bizden değildir!”

      “-Şehid olanın her kusuru af olunur. Borç müstesna!”

Abdullah (r.a)’ın prensib haline getirdiği hususlardan birisi de, sabah namazlarından sonra uyumamasıydı. Uyuyanları da uyandırırdı. Bir gün sabah namazından sonra birisini uyurken gördü ve hemen uyandırdı, ve ona şöyle dedi:

      “-Bu vaktin, İlâhî tecelliler vakti olduğunu bilmiyor musun? Allâh, mahlukatından bir kısmını bu vakitte Cennet le mükâfatlandırır!”

Abdullah (r.a) bu sözleriyle sabahın erken saatlerini uyanık geçirme-nin ve yapılan çalışmaların bereket ve verimliliğini nazara veriyordu.

Abdullah bin Amr İbn-i Âs, yabancı dil bilen sayılı Sahabîler den birisiydi, Süryaniceyi biliyordu. İbranice olan Tevrat’ı rahatlıkla okuyup anlayabiliyordu.

Abdullah (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’ın hakikî bir talebesiydi. Aklına gelen önemli soruları hiçbir tereddüt göstermeden Resûlullâh efendimize sorardı. Bütün sorularının cevabını doğrudan doğruya ondan alırdı. Bir gün Resûlullâh efendimize şöyle bir soru sordu:

      “-Üç hayır, ve üç şer nedir?”

Resûlullâh (s.a.v), şöyle cevab verdi:

      “-Doğru söyleyen dil, Allâh’dan korkan kalb, dindar Kadın. Üç şer ise, yalan söyleyen dil, Allâh’dan korkmayan kalb, ve kötü kadındır!”

Abdullah bin Amr (r.a), Bedir ve Uhud Savaşı’na katılamadı. Fakat daha sonra meydana gelen birçok savaşlara Resûlullâh (s.a.v) ile birlikte katıldı. Abdullah bin Amr (r.a), vefatına kadar etrafına ilim ve irfan nurları saçmaya devam etti. Ondan hadis öğrenmek için çok uzaktan gelirlerdi. Talebeleri kendisini çok severdi. Ondan ders dinledikleri zamanlarda kimsenin kendilerini rahatsız etmesini istemezlerdi. Bu büyük Sahabî’den 700 veya 1000 tane hadis rivayet etti, denilir. Bunlardan bazı-ları teberrüken şunlardır:

      “-Büyük günahlardan bir tanesi de, bir kimsenin anne ve babasına lanet etmesi, sövmesidir!”

Sahabîler:

      “-Yâ Resûlallâh, bir adam kendi anne ve babasına nasıl lanet eder ki?” diye sordular.

Resûlullâh (a.s.v),

      “-Bir kimse başka birisinin babasına söver, o da ona karşılık verirse, kendi anne babasına sövmüş olur!”buyurdu.

      “-Allâh indinde arkadaşların en hayırlısı arkadaşlarına, komşularına en hayırlısı da komşularına iyilik yapandır!”

      “-İsraf ve ğurur karışmadığı müddetçe yiyiniz, içiniz, bol bol sadaka veriniz ve giyininiz!”

      “-Allâh ilmi, insanların kafalarından ve kalblerinden çekib çıkarmak suretiyle değil, aralarından âlimleri almak suretiyle kaldırır. Neticede hiç bir âlim kalmayınca insanlar, cahilleri başa geçirerek, meseleleri onlara sorarlar. Onlar da bilmeden fetva verdikleri için, kendileri sapıttıkları gibi, başkalarını da sapıklığa düşürürler!”

Hz.Abdullah (r.a) bir defasında:

      “-Benim bildiklerimi bilseydiniz beliniz bükülünceye kadar secde-den kalkmazdınız!”demişti.

Hz.Abdullah (r.a)’ın bu hikmetli sözlerinden bir tanesi de şöyledir:

      “-Bir kadının varlıklı zamanında kocasının yüzüne gülmesi, fakirliği zamanında da yüz çevirmesi Cehennemlik olduğunun alâmetidir!”

Abdullah bin Amr, bin Âs (r.a) sahâbelerin ileri gelenleri arasın-daydı. Resûlullâh’ı bir gölge gibi takib ederdi. Onun bütün söylediklerinin hak ve hakikat olduğunu bildiği için bunların mutlaka kaydedilmesi gerektiğine inanıyordu. Dinamik ve kuvvetli bir zekâya sahib olan bu genç sahâbî, aynı zamanda son derece müttakî bir zâttı. Resûlullâh’dan duyduğu hadisleri toplamaya başladı. Zaman, zaman Resûlullâh (s.a.v)’in bir insan olarak kızdığı anlar da olabilirdi, Resûlullâh’a şöyle sordu:

      “-Yâ Resûlallâh, sizin kızğınlık ve sevinç anlarında söylediklerinizin hepsini kaydedeyim mi?”

Resûlullah’ın bu soruya cevabı şöyle oldu:

      “-Evet, ben haktan başka bir şey konuşmam!”

Resûlullâh’ın bu beyânı üzerine Abdullah (r.a), Resûlullâh (s.a.v)’in bütün söylediklerini kaydetmek için azamî gayret gösterdi. Artık tatmin olmuştu. Zîrâ, Cenabı Hak, yüce Resûlü’nün hak dan başka bir şey konuş-madığını Kûr’ân-ı Kerim’de beyan buyurmuştu.

Abdullah bin Amr bin Âs (r.a) Resûlullâh’dan duyduğu hadisleri es-Sahifetü’s-Sâdıka” ismini verdiği, eserinde topladı. Kendisine bu eserle ilgili soru soranlara şu cevabı verirdi:

      “-Sâdıka adını verdiğim eserim, aramızda hiçbir vasıta olmaksızın doğrudan doğruya Resûlullâh’dan duyduklarımdır!”

Abdullah (r.a), bu eseri için:

      “-Onu, bütün dünyaya değişmem!”derdi.

Süleyman bin Rebîa’dan:

“-Ben, Muaviye bin Ebû Süfyan’ın hükümdar olduğu zamanda, Muntasır bin Haris ed-Dabiy ve Basralı kurralardan bir cemaatle birlikte Hacca gitmiştim. Onlar:

      “-Muhammed (s.a.v) Ashâbı’ndan, bize hadis söyleyecek bir adamla görüşmeden geri dönmeyelim!”dediler.

Biz, böyle bir adamı soruşturub dururken, Abdullah bin Amr, bin Âs’ın Mekke’nin alt taraflarında konakladığını bize haber verdiler. Biz de onunla görüşmek üzere yola çıktık. Yolda, iki yüz yük, ve yüz de binek olmak üzere üç yüz deveden müteşekkil bir kervana rastladık.

      “-Bu kervan kimin?”diye sorduk.

      “-Abdullah bin Amr’ın!”dediler.

      “-Bunun hepsi onun mu?”dedik.

      “-Biz, onun insanların en mütevazi olduğunu duyuyorduk. Bu yüz deve, Abdullah bin Amr’ın kardeşlerine gidiyor. İki yüz yük devesine gelince, onlar da kendisine gelen misafir ve şehirliler için!”dediler.

      “-Biz buna çok hayret ettik!”

      “-Buna hiç şaşmayın. Abdullah bin Amr zengin bir adamdır. Gelen misafirlere bol ikrâmlarda bulunmanın vazife olduğuna inanır!”dediler.

Biz de:

      “-Bizi ona götürün!”dedik.

      “-O, Mescid-i Haram’dadır!”dediler.

      “-Onu aramaya başladık, ve, Kâbe’nin arkasında oturur bir vaziyette bulduk. Kısa boylu, gözleri çapaklı bir adamdı. Üzerinde iki hırkası ve bir de sarığı vardı. Gömleği yoktu. Ayakkabılarını sol omzuna asmıştı!” 4

Yahya bin Ebu Amr’el-Şeybanî anlatıyor:

“-Bir gün, bir ğrub Yemenli, Abdullah bin Amr bin Âs (r.a)’na gel-diler ve ona:

      “-İslâm’ı bütünüyle kabul eden, iyi niyetlerle hicret ve Allâh rızası için cihad eden, sonra da Yemen’e anasının babasının yanına dönen ve onlara merhametli davranarak hizmette bulunan bir kimse hakkında ne dersin?”dediler.

      “-Siz ne dersiniz?”diye sordu.

      “-İzi üzerine, İslâm’dan önceki haline dönmüştür, deriz!”dediler.

Abdullah bin Amr İbn-i Âs’da:

      “-Bilâkis, o adam cennetliktir. Bakın ben size izi üzerine dönen kim-seyi tarif edeyim: İslâm’ı tam mânası ile kabul eden, iyi niyetlerle hicret eden, Allâh yolunda bütün gücüyle savaşan, daha sonra da Şam fellâhla-rından birinin (nabtî) arazisine gidib içindeki mahsulüyle birlikte alan, haracını vermeyi de kabullenen ve orayı imar etmek için kendisini tam mânasıyla toprağa bağlayarak cihadı terk eden adam. İşte o, izi üzerine dönen kimsedir!”dedi. 5

Ca’fer bin Ebî İmrân’dan:

“-Abdullah bin Amr, bin el-Âs, ateşin sesini duydu ve:

      “-Ben de!”dedi.

Bunun üzerine yanındakiler:

      “-Ey Amr’ın oğlu, ne oluyor?!”diye sordular.

      “-Allâh’a yemin ederim ki, ateş, dahi cehennem’in ateşinden Allâh’a sığınıyordu, ben de sığındım!”dedi. 6

Abdullah bin Amr, bin Âs anlatıyor:

“-Adamın birisi, Resûlullâh (s.a.v)’ın huzuruna gelerek, Ondan sava-şa katılması için kendisine izin vermesini rica etti.

Resûlullah (s.a.v):

      “-Anan, baban sağ mı?”diye sordu.

      “-Evet!”diye karşılık verince:

      “-O halde, onları mes’ûd etmeye ğayret et!”buyurdu.

Adamın birisi, Resûlullâh’ın huzuruna gelerek:

      “-Sana hicrete ve cihada katılmak üzere bîat ediyorum. Ben mükâfatı Allâh’dan isterim!”dedi.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Anandan babandan sağ olan var mı?”diye sordu.

Adam:

      “-Evet, ikisi de sağ!”

      “-Mükâfatını Allâh’dan mı istiyorsun?”dedi.

Adam:

      “-Evet!”dedi.

      “-Öyle ise, onların yanına dön ve onlara güzel söz söyle!”buyurdu. 7

Enes bin Mâlik (r.a) anlatıyor:

“-Resûlullâh (s.a.v) ile beraber oturuyorduk:

      “-Şimdi size Cennetlik bir adam gelecek?!”buyurdular.

Biraz sonra, Ensâr’dan ayakkabıları sol elinde, abdest suyu sakalın-dan damlamakta olan bir adam çıkageldi. Ertesi gün aynı şeyi tekrarladı, dünkü adam yine aynı şekilde geldi.

Üçüncü gün, Resûlullâh (s.a.v):

      “-Size Cennet ehlinden olan bir adam gelecek!”diye tekrarladı.

Gelen iki gündür gelen adamdı. Resûlullâh (s.a.v), kalkıb gidince, Abdullah bin Amr, bin Âs’da, o adamı takib etti ve ona:

      “-Ben babamla münakaşa ettim, üç gün eve gelmemeye yemin ettim. Eğer beni misafir edersen bu zaman içinde sizde kalmak istiyorum?”dedi.

Adam:

      “-Olur!”diye cevab verdi.

Abdullah bin Amr, adamın evinde kaldığı üç gün içerisinde kendi yaptığının dışında gece yatınca sabah namazına kadar sağa sola dönerken Allâh’ı tesbih ve tekbirden başka bir ibadetini görmemiş. Ayrıca, adamın her sözü doğru, faydalı imiş!”

Abdullah (r.a), burdan sonrasını şöyle anlatıyor:

“-Üç gün geçti, nerdeyse adamın yaptıklarını küçük görecektim:

“-Ey Allâh’ın kulu! Ben, ne babamla kavga ettim, ne de üç gün eve gitmemeye yemin ettim. Resûlullâh (s.a.v), peş peşe üç gün,

      “-Size şimdi Cennetlik bir adam gelecek!”dedi.

Her üç ğünde de siz geldiniz. Ben, sizin ne yapıp da bu mertebeye ulaştığınızı öğrenib aynı şeyleri yapmak için bu plânı kurmuştum. Fakat, senin öyle fazla bir ibadet yaptığını da pek göremedim. Seni, Resûlullâh-’ın söylediği dereceye ulaştıran nedir?!”dedim.

Adam:

      “-Gördüklerinden başka bir şey yapmıyorum!”dedi.

“-Ben gidiyordum, geri çağırdı:

      “-Gördüklerinden başka bir şey yapmıyorum ama, ayrıca ben hiç bir Müslüman’ı aldatmayı düşünmem, Allâh’ın kendisine verdiği bir maldan dolayı hiç kimseye hased etmem!”dedi.

Bende:

      “-Tamam! Seni, Cennet ehlinden yapan budur!”dedim. 8

Abdullah bin Amr, bin Âs (r.a)’dan:

“-Babam beni Kureyş’den biriyle evlendirdi. Hanımım eve gelince namaza, oruca ve ibadete düşkünlüğümden dolayı onunla ilgilenmeye pek fırsat bulamadım. Babam Amr İbn-i As, gelininin yanına gelerek ona:

      “-Kocanla aran nasıl?”diye sordu.

      “-Erkeklerin en üstünü! Fakat, daha yüzümün örtüsünü bile kaldır-madı, yatağıma yaklaşmadı!”cevabını verdi.

Babam, beni görünce ayıpladı kınadı ve ağır konuştu:

      “-Ben, seni Kureyş’den soylu biriyle evlendirdim. Sen ise, onu bağ-ladın! Şöyle şöyle yaptın!”dedi.

Sonra gidib, beni Resûlullâh (s.a.v)’e şikâyet etti. Resûlullâh, bana haber gönderdi, yanına vardım bana:

      “-Gündüzleri oruç tutuyor musun?”dedi.

      “-Evet!”dedim.

      “-Geceleri ibadetle mi geçiriyorsun?”dedi.

      “-Evet!”dedim.

      “-Ben, bazen oruç tutar, bazen tutmam, namaz kılarım, uyurum ve hanımlarımı da ihmal etmem. Kim benim yolumdan gitmezse o benden değildir!”buyurdu. Sonra da:

      “-Kûr’an-ı ayda-bir defa hatmet!”dedi.

      “-Daha fazla okuyabilirim?”dedim.

      “-On günde bir hatmet!”dedi.

      “-Daha fazla okuyabilirim?”dedim.

      “-Öyleyse üç günde bir hatmet!”dedi.

      “-Her ay üç gün oruç tut!”buyurdu.

      “-Daha fazla tutabilirim!”dedim. Günleri çoğalta çoğalta nihayet:

      “-Bir gün tut, bir gün tutma. Orucun en faziletlisi kardeşim Davûd (a.s)’ın orucudur!”dedirttim.

Husayn’da, rivayet ettiği hadis de, Resûlullâh (s.a.v)’ın şöyle buyur-duğunu nakletmektedir:

“-Her ibadet eden, daha fazla ibadet etmek ister. Fakat aşırı ibadet

onu yorar. İbadet, ya sünnet üzere olur, ya da bid’at üzere olur. İbadetini sünnete uyduran hidayete erer. İbadetini bidata çeviren helak olur!”

Mücahid naklediyor:

      “-Abdullah bin Amr, ihtiyarladığı zaman birkaç gün devamlı oruç tutar, ondan sonra da kuvvetlenebilmek için birkaç gün de oruç tutmazdı. Kûr’ân-ı da bazen fazla okur, bazen az okurdu, fakat mutlaka ya üç ya da yedi günde bir Kûr’ân-ı hatim ederdi!”ve, şöyle söylerdi:

      “-Keşke! Resûlullâh (s.a.v)’ın ruhsatını kabul etseydim. O, benim için bundan daha iyiydi. Fakat, Resûlullâh’a verdiğim sözü de bozmak hiç istemiyorum!” 9

Abdullah bin Amr (r.a), son derece zühd ve takva sahibi idi. Bütün hayatını ibâdet ve tâate vakfetmeye meyyaldi. Bu husûsda, Resûlullâh, kendisini ikaz ederek biraz da dünyadan nasibini almasını söylemiştir.

Abdullah bin Amr (r.a), uzun boylu güzel ve yakışıklı bir sahâbî idi. Saçları ve sakalı ömrünün sonuna doğru ancak ağarmıştı. Babasından kendisine bir hayli miras kalmış olmasına rağmen dünya malına pek iltifat etmedi. İbâdetten ğayri vaktini ziraat ile geçirirdi. Yaşadığı müddetçe geçim sıkıntısı çekmedi.

Abdullah bin Amr’ın hanımları; Mahmiye bin Cez ez-Zebidi’nin kızı ve Ümmü Hişam el-Kindiye dir. Oğulları Muhammed, Haşim, Hişam, Abdurrahman, İmran dır. Kızları; Ümmü İyâs, Ümmü Abdullah, Ümmü Said’in isimleri bilinmektedir.

Abdullah bin Amr, İslâm tarihinde ve hadîs ilminde, Resûlullâh’ın zamanında hadîsleri yazan tek kişi olarak tanınmaktadır. Yazmış olduğu hadîs kitabı, İslâm da yazılan ilk hadîs kitabıdır.

Şübhesiz ki, en doğrusunu Allâh bilir. Allâh, onlardan razı olsun.

1- el-İsabe, İbn-i Hacer el-Askalani-3-239-241-No-4850 
2- Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi-1-85 
3- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1036 
4- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-2-774 
5- M.yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-2-481 
6- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-5-1984 
7- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1079 
8- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1030 
9- M.Yusuf Kandehlevi Hadislerle Müslümanlık-3-1302