Abbas Bin Ubade

Hem Muhacir hem Ensâr olan, Abbas bin Ubâde, bin Nadle’nin neseb silsilesi şöyledir. Abbas bin Ubâde bin Nadle bin Malik bin Aclan bin Zeyd bin Ğanm bin Salim bin Avf bin Amr bin Avf bin Hazrec bin Sa’lebe el-Ensâri el-Hazreci dir.

Abbas Bin Ubade

Abbas Bin Ubâde
عـبّا سُ بْــنُ عُـبَـا دَة


 Baba Adı    :    Ubâde bin Nadle.
 Anne Adı    :    Amire bint-i Sa’lebe bin Sinan.
 Doğum Tarihi ve Yeri    :    Tarih yok. Medine doğumludur.
 Ölüm Tarihi ve Yeri    :    Hicri 3. yılda Uhud’da şehid oldu.
 Fiziki Yapısı    :    Bilgi yok.
 Eşleri    :    Üneyse bint-i Abdullah ve Fürey’a bint-i es-Seken dir.
 Oğulları    :    Muhammed, Hamza.
 Kızları    :    Bilgi yok.
 Gavzeler    :    Uhud.
 Muhacir mi Ensar mı    :    İkinci Akabe bey’atında bulunduktan sonra Mekke’ye gitti. Ordan tekrar Medine’ye geldi Medineli Muhacir dir.
 Rivayet Ettiği Hadis Sayısı    :    Bilgi yok.
 Sahabeden Kim ile Kardeşti    :    Osman İbn-i Maz’ûn ile din kardeşi idi.
 Kabile Neseb ve Soyu    :    Abbas bin Ubâde bin Nadle bin Mâlik bin Aclan bin Zeyd bin Ğanm bin Salim bin Avf bin Amr bin Avf bin Hazrec bin Sa’lebe el-Ensariy el-Hazreci’dir.
 Lakap ve Künyesi    :    Bilgi yok.
 Kimlerle Akraba idi    :    Ubade bin Samit’in dayısıdır.
HAYATI

Hem Muhacir hem Ensâr olan, Abbas bin Ubâde, bin Nadle’nin neseb silsilesi şöyledir. Abbas bin Ubâde bin Nadle bin Malik bin Aclan bin Zeyd bin Ğanm bin Salim bin Avf bin Amr bin Avf bin Hazrec bin Sa’lebe el-Ensâri el-Hazreci dir. Babası Ubâde bin Nadle, Annesinin adı Amire bint-i Sa’lebe bin Sinan bin Amr dır. Ayrıca kaç tarihinde doğduğu, veya şehid edildiği zaman kaç yaşında olduğu da bilinmemektedir. Abbas bin Ubâde, ikinci Akabe bîatına iştirak eden zevât içinde idi.

Hicretten üç yıl önce, Resûlullâh (s.a.v), birinci Akabe bey’ati’nden sonra İslamiyet’i yayması ve Medine’deki insanlara İslâm dinin öğretmesi için sahabeler’den Mus’ab bin Umeyr (r.a)’i Medine’ye muâllim olarak gönderdi. Musab (r.a), çok iyi konuşan, meselesini insanlara kırmadan anlatabilen mükemmel bir kabiliyete sahib idi. Gerçekten de Mus’ab, bu vazifeyi en güzel şekilde ifa etti. Resûlullâh onu bu vasıflarından dolayı böylesine mühim bir vazife için göndermişti.

Abbas bin Ubâde, Peyğamberliğin onüçüncü yılında 73’ü erkek, ikisi kadın, 75 kişiyle birlikte Akabe’ye geldiler. Resûlullâh (s.a.v) ile buluşub ona bey’at ettiler. Abbas bin Ubâde’nın çok tesirli hitabeti vardı. Medineli Müslümanlar, Akabe’de, geceleyin bir ağaç altında Resûlullâh (s.a.v) ile Bey’at’leşmek üzere, toplandıkların da çok güzel bir konuşma yaptı:

      “-Ey Hazrec cemâatı! Sizler, bu Zat ile, ne için Bey’atlaşacağınızı biliyor musunuz?”diye sordu.

      “-Evet! Biliyoruz!”dediler.

Abbas bin Ubâde:

      “-Sizler, insanların kızıl ve kara derililer ile savaşmak üzre, Kendisi ile Bey’atlaşacaksınız! Eğer, sizler, karşılaşacağınız musibetle mallarınız azaldığı, Eşrafınız öldürüldüğü zaman, Ona, yardım etmeyecek, Kendisini muhaliflerinin eline bırakacaksanız, vallâhi bu, dünyada da, Âhirette de, yüz karasıdır. Şimdiden, bundan vaz geçiniz. Eğer, sizler; Kendisine vâ’d ile davette bulunduğunuz yardım, barındırma, muhaliflerinden koruma gibi şeyleri, yerine getireceğinize kani’ iseniz, mallarınızın azalma ve Eşrafınızın öldürülmeleri pahasına da, olsa, Onu, tutunuz ki, vallâhi, bu, dünyada da, Âhirette de, hayırlıdır!”dedi.

Medineli Ensâr topluluğu hep birden:

      “-Mallarımızın yok olma tehlikesine uğraması ve Eşrafımızın öldü-rülmeleri bahasına da, olsa, bizler, O’nu tutacak, Kendisine vereceğimiz sözü, yerine getireceğiz!”dediler.

Resûlullâh (s.a.v)’e:

      “-Yâ Resûlallâh! Biz, bu hususutaki teahhüdümüzü, yerine getirir isek, bizim için, ne var?”diye sordular.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Cennet var!”buyurdular. 1

İbn-i İshak dedi:

“-Bana Âsım bin Amr, bin Katade ve Abdullah bin Ebû Bekre bunun benzerini anlattı, dedi ki: Âsım şöyle dedi:

      “-Vallâhi bunu Abbas, ancak Resûlullâh’a karşı olan bağlılığını vurğulamak için söylemiştir!”

Abdullah bin Ebû Bekre ise şöyle dedi:

      “-Bunu ancak Abdullah bin Ubey bin Selül’un entrikalarından onu korumak için söylemiştir!” 2

Abbas bin Ubâde, Akabe’de Kadınlar bey’atı üzerine bey’at eden on iki kişi arasında bulunuyordu. Kendisinin, Mekke’de Resûlullâh ile görü-şüb Müslüman olan ilk altı kişi arasında bulunduğu da, rivayet edilir. Son Akabe bey’atı’nda da bulundu.

Bey’at bitince, Resûlullâh (s.a.v):

      “-Konak yerlerinize, ve eşyalarınızın yanına dağılınız!” buyurduğu zaman. Abbas bin Ubâde:

“-Seni hak dinle gönderen Allah’a and olsun ki, istersen, sabahleyin erkenden, Mina halkının üzerine kılıçlarımızla eğilir, onları kılıçtan dahi

geçiririz!” diyecek kadar kahraman bir zattı.

Resûlullâh (s.a.v):

      “-Biz bununla emr olunmadık! Fakat, siz, ağırlıklarınızın yanına dönünüz!”buyurdular.

Abbas bin Ubâde, Resûlullâh’ın yanında ve sohbetinde bulunmak için, Medine’den Mekke’ye geri geldi. Oraya yerleşti. Resûlullâh (s.a.v)’e yakın olmak istiyordu. Mekkeli Müslümanlar Medine’ye hicret ettikleri zaman, o da hemşehrileri Zekvan bin Abdi Kays, Ukbe bin Vehb ve Ziyad bin Lebid gibi Medine’ye hicret etti. Resûlullâh (s.a.v), onunla Osman bin Maz’un arasında din kardeşliği bağı kurmuştu. 3

Halbuki, onun Mekke’ye geri döndüğü sıralarda, Mekkeli müşrikler Müslümanlara karşı giriştikleri işkence ve tazyiki arttırmışlardı. Fakat Abbas bin Ubâde, Resûlullâh ile beraber olmak uğruna göze almayacağı tehlike yoktu. Nitekim Mekke’de bulunduğu müddetçe birçok sıkıntılarla karşılaştı. Hicret emri çıkınca da Medine’ye hicret etti. Böylece hem Muhacir, hem de Ensar olma şerefine erdi. Ona,

“Muhacir Ensâr!”denildi.

Abbas bin Ubâde bin Nadle, el-Ensâri el-Hazreci (r.a) maddeten fakir idi. Bu sebebden dolayı Medine’ye geldiği zaman Ashâb-ı Suffe ile birlikte kalmaya başladı. Böylece, Resûlullâh (s.a.v)’e yakın olan sahâbe-ler arasına girdi.

Abbas bin Ubâde, bin Nâdle, Bedir Ğazvesi’ne bizce bilinmeyen bir sebeb den dolayı iştirak edemedi. Fakat Uhud Ğazvesi’ne iştirak ederek müşriklerle canla başla savaştı ve netice de şehâdet mertebesine erişti. Uhud Savaşı’nda Abbas bin Ubâde, Harice bin Zeyd, ve, Evs bin Erkam yüksek sesle:

      “-Ey Müslümanlar topluluğu! Vallâhi, sizin bu uğradığınız musibet Resûlullâh (s.a.v)’e karşı isyanınızın neticesidir. O, size, sabır ve sebat ederseniz yardıma kavuşacağınızı vaad etmişti!”dediler.

Abbas bin Ubâde başından miğferini sırtından zırhını çıkardı. Harice bin Zeyd’e:

      “-Zırhımı miğferimi sana vereyim mi?”dedi.

Harice bin Zeyd (r.a):

      “-Hayır, istemem. Ben de, senin yapmak istediğini yapacağım!”dedi

Abbas bin Ubâde (r.a):

      “-Eğer, biz, koruyucuların yanında yer almaz da, Resûlullâh (s.a.v) bir musibete uğrayacak olursa, artık Rabbimiz katında bizim için ileri sürülecek hiçbir mazeret bulunmaz!”

Harice bin Zeyd de:

      “-Rabbimiz katında bizim için ne mazeret var, ne de hüccet!” diye-rek üçü birden kılıçlarını sıyırıp müşriklerin arasına daldılar.

Abbas bin Ubâde’yi müşriklerden Süfyan bin Abdüşşems vurub iki yerinden ağır ve derin şekilde yaraladı. Müşriklerin mızrakçıları, Harice bin Zeyd’i gövdesinin on dokuz yerinden mızrakla yaraladılar. Safvan bin Ümeyye, yaralılar arasında onu görünce tanıdı.

      “-Bu, Muhammed’in büyük sahabelerindendir ve ölmek üzeredir!” diyerek ölmesini çabuklaştırdı. Onun burnunu kulağını kesti.

      “-Bu, Bedir günü, kardeşim Ali’nin babası, babam Ümeyye bin Halefi öldürmeye gelenlerdendi. Şimdi, artık Muhammed’in ashabını işkencelerle öldürdüğüm, için içim soğudu, ve ferahladı. Kavkal’ın oğlunu öldürdüm. Ebû Züheyr’in oğlu Harice bin Zeyd’i öldürdüm Evs bin Erkamı da öldürdüm!”dedi.

Oysa ki, Babası Ümeyye bin Halefi Bedir de Muâz bin Afra ile Harice bin Zeyd ve Hubeyd bin İsaf birlikte öldürmüşlerdi. Safvan bin Ümeyye bin Halef hep:

      “-Hubeyb bin İsafı gören var mı?”diye soruyor, bulamıyordu. 4

Abbas bin Ubâde’den her hangi bir hadîs-i şerîf rivâyet edilmemiştir. Kabri Medinede Uhud şehidliğindedir.

Şübhesiz ki en doğrusunu Allâh bilir. Allâh onlardan razı olsun.

1- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-6-37 
2- el-İsabe, İbn-i Hacer el-Askalani-3-119-No-4509 
3- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-10-156 
4- M.Âsım Köksal İslâm Tarihi-10-154